You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Brzezinski: Ortadoğulu bir Atatürk lazım

Brzezinski: Ortadoğulu bir Atatürk lazım

Posting Freak
Brzezinski: Ortadoğulu bir Atatürk lazım
[Resim: 4.jpg]

ABD'de 1977-1981 yılları arasında Jimmy Carter'ın Ulusal güvenlik yardımcılığını yapan Polonya kökenli ABD'li siyaset bilimci, devlet adamı Zbigniew Brzezinski, El- Ahram'dan İzzet İbrahim'e konuştu.
El Ahram: Mısır'daki başkanlık seçimlerinin Ortadoğu'daki değişim için sonuçları neler olur sizce?
Brzezinski: Sırf rejimin karakterine değil bir bütün olarak Mısır'ın iç istikrar derecesine de bağlı o. Sistemik istikrar yokluğunun - yani kabul görmüş anayasal düzenin yokluğu demektir bu – Mısır'ın hem dış yönelimiyle hem de kendi iç durumuyla ilgili bahse değer bir belirsizlik üretmesi muhtemeldir.
Bazı analistler Mısır'ın İslamcıların yönettiği ama asker kontrolünde bir demokrasinin olduğu 1994-2002 arası Türk modeline doğru seyrettiğini söylüyorlar. Sovyetlerin Afganistan'ı işgalinden beri Doğu'da İslamcıların yükselişiyle ilgilenen bir uzman olarak gelecek hakkındaki görüşünüz nedir?
60-70 yıl sonra ortaya çıkan hadiselerde, özellikle sizin bahsettiklerinizde, Atatürk'ün oynadığı eşsiz rolü takdir etmek önemlidir. Atatürk, Türkiye'yi kasıtlı olarak siyasi ve sosyal modernleşme yoluna koydu; Türkiye'de Avrupa tarzı bir devlet kurmaya ayarlı, dinin vatandaşlar tarafından ferdi olarak nasıl uygun görüyorlarsa öylece yaşandığı ama dinin hâkim "siyasi" güç olmayacağı bir süreçti bu. Ordu gerçekten hırslı bu modernleşme programının, netice itibariyle sırf laikleşmenin değil demokratikleşmenin de garantörü ve icracısı oldu. Mısır ordusu üzerinde açık bir şekilde düşünülmüş, kesin bir programı olduğunun delilini göstermiş değil. Şimdiye değin bugünkü siyasi istikrarla – siyasi istikrarı nihâi olarak askeri kontrolü içeren ama siyasi, sosyal hatta kültürel değişime dair büyük bir kavrama pek dokunmayacak şekilde tanımlıyorlar - daha fazla meşgul oluyorlarmış izlenimi verdiler. Türk modelinin hayranlık uyandırıcı olmasının ve keza benzerini ve daha iyisini yapmanın çok daha zor olmasının sebebi budur.
Mübarek rejimine karşı ayaklanmaların 18'nci gününde şöyle demiştiniz: "Bu bir yeniden kurulum ancak tam olarak buradaki insanların umdukları çıkmayabilir. Kesin sonucun demokratik devletlerin yüzeye çıkmaları ve çiçeklenmeleri olacağından tam olarak emin değilim. Popülizm ve demokrasi arasında açık bir ayrım güdüyorum." Aynı kanaatte misiniz?
Kesinlikle, bunu yaklaşık bir yıldır söylüyorum. Batı medyasının son derece basitleştirici bir terminolojiyle popülizmi demokrasiye bağlayarak ayaklanmaları dramatize edip yücelttiklerine inanıyorum. Popülizm demokrasinin bir veçhesidir ancak popülizmin kendisi her hâlükarda demokrasiyi tesis etmekte bir kalkış noktası değildir. Popülizm son derece hoşgörüsüz olabilir; şiddetli olabilir. Görüşleri aşırı olabilir. Popülizmin demokrasi olması için "aydınlanmış liderlik" ve aynı zamanda demokrasinin gerçekte neleri içerdiği ve gerçek bir anayasal düzenin neye benzediği hakkında ortak bir fikir gereklidir. Korkarım, bunu defalarca söylemiştim, Arap Baharının arkasından Arap Kışı gelebilir.
Mısır gibi mihver bir ülkede tamamlanmamış bir devrime, askeri müesses nizam ile sivil güçler ve İslamcılar arasında süren mücadelelere bakınca, böylesi bir durum ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarını nasıl etkileyebilir?
Ortadoğu'da devam eden huzursuzluğa katkıda bulunması cihetiyle Amerikan çıkarlarını etkileyecektir; devam eden huzursuzluğun Ortadoğu'da yapıcı bir Amerikan rolü için daha az cömert şartlar yaratması muhtemeldir. Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak Ortadoğu'da Amerikan varlığının çöküşü göründü diye alkışlamaya başlamazdan evvel herkes böylesi bir çöküşün muhtemel neticelerini sorsa iyi olur. Bölgenin istikrarsız, çalkantılı ve şiddete düşmüş olma ihtimali çok yüksektir.
Bölge daha da istikrarsız olmaya devam ederse, devrim sonrası İran tarzı senaryo ihtimali de var mı?
Onu da dışlamayacağım
Ne şekilde?
Ne şekilde olduğunu bilmiyorum ama dışlamayacağım. Kâhin değilim.
Stratejik bakış açısıyla, Arap Dünyasının Amerikan stratejisindeki yeri nedir? Amerikalı politikacılar Körfez monarşilerine yakın dururken Kuzey Afrika'daki yeni demokratik yahut yarı demokratik hükümetlerle nereye kadar çalışabilirler?
Durum bundan daha karmaşık. Amerika'nın demokratik siyasi sistemlere karşı otomatik bir ulusal sempatisi vardır. Amerika bir süreden beri daha muhafazakâr monarşilerle karşılıklı fayda sağlayan sosyo-ekonomik, güvenlik ilişkilerine de sahip ve bu Ortadoğu'daki enerjiye erişimle ilgili. Üçüncüsü, Amerika'nın İsrail'le yakın sosyal-siyasi ilişkileri var. Sorun şu ki bu üç çıkar her daim birbirleriyle uyum içerisinde değil ve bazen birbirleriyle doğrudan çatışma içine düşüyorlar.
Monarşik rejimlerin İhvan üyesi Mısır başkanıyla iş yapma şekilleri bakımından, Arap Ortadoğu'sunu ileride neler bekliyor?
Bu rejimlerin zekâsına bağlı o. Suudiler ve Ürdünlüler şimdiye değin ihtiyatlı davrandılar ancak aynı zamanda değişimin hızının ve kitlelerin gitgide politize olmalarının mevcut statüskoyu risklere açık kılacağının da delilleri ortaya çıkıyor.
Amerikan çıkarları madem riskte, İslamcılar arasından çıkıp gelen bir başkan bu çıkarlarla uzlaşabilir mi?
Amerika ile dini yönelimli bir partiden gelen yürütmenin başkanı arasında ille de otomatik bir ihtilaf gerekliliğini varsaymak zorunda olduğumuzu sanmıyorum. İslam geniş kapsamlıdır, ılımlılık ve uzlaşmacılıktan aşırılık ve fanatizme kadar farklı dereceler vardır. Bu hatlar üzerinden her hangi bir genelleme yapmayacağım. Ayrıca akılda tutulmalı ki Mısır'ın muazzam şekilde etkileyici bir tarihi, kendi kimlik algısı ve bölgedeki rolünün önemine dair farkındalığı vardır. İslamcı rejimin, eğer o da varsa, yönelimleri hakkında tahminler yaparken tüm bunları etken olarak göz önüne almalıdır.
İslamcıların kısa vadedeki öncelikleri neler olmalıdır?
Mesela İran'ın uluslararası duruşu ve Fas'ın – veya en son da Tunus'un - uluslararası duruşu arasında apaçık pek çok farklılık var. Ve daha genel nedenlerden dolayı, biraz önce sizinle zaten konuşmuştuk, etkileyici Türk örneği var. Ortadoğulu bir Atatürk'e ihtiyaç var.
Barış süreciyle ilgili beklentiniz nedir?
30 yıldan daha fazla bir süredir hissettiğim gibi İsrailliler ve Filistinliler arasında bir barışın zeki bir dış yardıma, özellikle de Amerika'nın başını çektiği demokratik ülkelerin yardımına ihtiyaç duyduğunu hissediyorum. Böylesi bir dış yardım olmaksızın, daha önce defalarca söylediğim üzere, yani bu kendimden bir alıntıdır, iki taraftan birinin gerekli tavizleri veremeyeceği şekilde İsrailler çok güçlü, Filistinliler çok zayıftır.
Son olarak, Mısır-İsrail ilişkileri çetin bir süreçten geçiyor. Her iki ülkeye bir tavsiyede bulunacak olsaydınız ne söylerdiniz?
Sadece Mısır'da neler olduğuna bağlı değil bu; İsraillilerin Mısır'la, Filistinlilerle ve Ürdünlülerle ilişkilerinde kendilerini nasıl konumlandırdıklarına da bağlıdır. İlişkiler karşılık çıkarların tanınması ve birbirlerinin hassasiyetlerine karşılık saygı temelinde olmalıdır. Açıktır ki Mısırlıların Mısır sınırları ötesine geçen hassasiyetleri vardır.
Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı

04 Temmuz 2012 Çarşamba
Kaynak: dunyabulteni.net
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Junior Member
Brzezinski: Ortadoğulu bir Atatürk lazım
HüsniyeD yazdı:[Resim: 4.jpg]

ABD'de 1977-1981 yılları arasında Jimmy Carter'ın Ulusal güvenlik yardımcılığını yapan Polonya kökenli ABD'li siyaset bilimci, devlet adamı Zbigniew Brzezinski, El- Ahram'dan İzzet İbrahim'e konuştu.
El Ahram: Mısır'daki başkanlık seçimlerinin Ortadoğu'daki değişim için sonuçları neler olur sizce?
Brzezinski: Sırf rejimin karakterine değil bir bütün olarak Mısır'ın iç istikrar derecesine de bağlı o. Sistemik istikrar yokluğunun - yani kabul görmüş anayasal düzenin yokluğu demektir bu – Mısır'ın hem dış yönelimiyle hem de kendi iç durumuyla ilgili bahse değer bir belirsizlik üretmesi muhtemeldir.
Bazı analistler Mısır'ın İslamcıların yönettiği ama asker kontrolünde bir demokrasinin olduğu 1994-2002 arası Türk modeline doğru seyrettiğini söylüyorlar. Sovyetlerin Afganistan'ı işgalinden beri Doğu'da İslamcıların yükselişiyle ilgilenen bir uzman olarak gelecek hakkındaki görüşünüz nedir?
60-70 yıl sonra ortaya çıkan hadiselerde, özellikle sizin bahsettiklerinizde, Atatürk'ün oynadığı eşsiz rolü takdir etmek önemlidir. Atatürk, Türkiye'yi kasıtlı olarak siyasi ve sosyal modernleşme yoluna koydu; Türkiye'de Avrupa tarzı bir devlet kurmaya ayarlı, dinin vatandaşlar tarafından ferdi olarak nasıl uygun görüyorlarsa öylece yaşandığı ama dinin hâkim "siyasi" güç olmayacağı bir süreçti bu. Ordu gerçekten hırslı bu modernleşme programının, netice itibariyle sırf laikleşmenin değil demokratikleşmenin de garantörü ve icracısı oldu. Mısır ordusu üzerinde açık bir şekilde düşünülmüş, kesin bir programı olduğunun delilini göstermiş değil. Şimdiye değin bugünkü siyasi istikrarla – siyasi istikrarı nihâi olarak askeri kontrolü içeren ama siyasi, sosyal hatta kültürel değişime dair büyük bir kavrama pek dokunmayacak şekilde tanımlıyorlar - daha fazla meşgul oluyorlarmış izlenimi verdiler. Türk modelinin hayranlık uyandırıcı olmasının ve keza benzerini ve daha iyisini yapmanın çok daha zor olmasının sebebi budur.
Mübarek rejimine karşı ayaklanmaların 18'nci gününde şöyle demiştiniz: "Bu bir yeniden kurulum ancak tam olarak buradaki insanların umdukları çıkmayabilir. Kesin sonucun demokratik devletlerin yüzeye çıkmaları ve çiçeklenmeleri olacağından tam olarak emin değilim. Popülizm ve demokrasi arasında açık bir ayrım güdüyorum." Aynı kanaatte misiniz?
Kesinlikle, bunu yaklaşık bir yıldır söylüyorum. Batı medyasının son derece basitleştirici bir terminolojiyle popülizmi demokrasiye bağlayarak ayaklanmaları dramatize edip yücelttiklerine inanıyorum. Popülizm demokrasinin bir veçhesidir ancak popülizmin kendisi her hâlükarda demokrasiyi tesis etmekte bir kalkış noktası değildir. Popülizm son derece hoşgörüsüz olabilir; şiddetli olabilir. Görüşleri aşırı olabilir. Popülizmin demokrasi olması için "aydınlanmış liderlik" ve aynı zamanda demokrasinin gerçekte neleri içerdiği ve gerçek bir anayasal düzenin neye benzediği hakkında ortak bir fikir gereklidir. Korkarım, bunu defalarca söylemiştim, Arap Baharının arkasından Arap Kışı gelebilir.
Mısır gibi mihver bir ülkede tamamlanmamış bir devrime, askeri müesses nizam ile sivil güçler ve İslamcılar arasında süren mücadelelere bakınca, böylesi bir durum ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarını nasıl etkileyebilir?
Ortadoğu'da devam eden huzursuzluğa katkıda bulunması cihetiyle Amerikan çıkarlarını etkileyecektir; devam eden huzursuzluğun Ortadoğu'da yapıcı bir Amerikan rolü için daha az cömert şartlar yaratması muhtemeldir. Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak Ortadoğu'da Amerikan varlığının çöküşü göründü diye alkışlamaya başlamazdan evvel herkes böylesi bir çöküşün muhtemel neticelerini sorsa iyi olur. Bölgenin istikrarsız, çalkantılı ve şiddete düşmüş olma ihtimali çok yüksektir.
Bölge daha da istikrarsız olmaya devam ederse, devrim sonrası İran tarzı senaryo ihtimali de var mı?
Onu da dışlamayacağım
Ne şekilde?
Ne şekilde olduğunu bilmiyorum ama dışlamayacağım. Kâhin değilim.
Stratejik bakış açısıyla, Arap Dünyasının Amerikan stratejisindeki yeri nedir? Amerikalı politikacılar Körfez monarşilerine yakın dururken Kuzey Afrika'daki yeni demokratik yahut yarı demokratik hükümetlerle nereye kadar çalışabilirler?
Durum bundan daha karmaşık. Amerika'nın demokratik siyasi sistemlere karşı otomatik bir ulusal sempatisi vardır. Amerika bir süreden beri daha muhafazakâr monarşilerle karşılıklı fayda sağlayan sosyo-ekonomik, güvenlik ilişkilerine de sahip ve bu Ortadoğu'daki enerjiye erişimle ilgili. Üçüncüsü, Amerika'nın İsrail'le yakın sosyal-siyasi ilişkileri var. Sorun şu ki bu üç çıkar her daim birbirleriyle uyum içerisinde değil ve bazen birbirleriyle doğrudan çatışma içine düşüyorlar.
Monarşik rejimlerin İhvan üyesi Mısır başkanıyla iş yapma şekilleri bakımından, Arap Ortadoğu'sunu ileride neler bekliyor?
Bu rejimlerin zekâsına bağlı o. Suudiler ve Ürdünlüler şimdiye değin ihtiyatlı davrandılar ancak aynı zamanda değişimin hızının ve kitlelerin gitgide politize olmalarının mevcut statüskoyu risklere açık kılacağının da delilleri ortaya çıkıyor.
Amerikan çıkarları madem riskte, İslamcılar arasından çıkıp gelen bir başkan bu çıkarlarla uzlaşabilir mi?
Amerika ile dini yönelimli bir partiden gelen yürütmenin başkanı arasında ille de otomatik bir ihtilaf gerekliliğini varsaymak zorunda olduğumuzu sanmıyorum. İslam geniş kapsamlıdır, ılımlılık ve uzlaşmacılıktan aşırılık ve fanatizme kadar farklı dereceler vardır. Bu hatlar üzerinden her hangi bir genelleme yapmayacağım. Ayrıca akılda tutulmalı ki Mısır'ın muazzam şekilde etkileyici bir tarihi, kendi kimlik algısı ve bölgedeki rolünün önemine dair farkındalığı vardır. İslamcı rejimin, eğer o da varsa, yönelimleri hakkında tahminler yaparken tüm bunları etken olarak göz önüne almalıdır.
İslamcıların kısa vadedeki öncelikleri neler olmalıdır?
Mesela İran'ın uluslararası duruşu ve Fas'ın – veya en son da Tunus'un - uluslararası duruşu arasında apaçık pek çok farklılık var. Ve daha genel nedenlerden dolayı, biraz önce sizinle zaten konuşmuştuk, etkileyici Türk örneği var. Ortadoğulu bir Atatürk'e ihtiyaç var.
Barış süreciyle ilgili beklentiniz nedir?
30 yıldan daha fazla bir süredir hissettiğim gibi İsrailliler ve Filistinliler arasında bir barışın zeki bir dış yardıma, özellikle de Amerika'nın başını çektiği demokratik ülkelerin yardımına ihtiyaç duyduğunu hissediyorum. Böylesi bir dış yardım olmaksızın, daha önce defalarca söylediğim üzere, yani bu kendimden bir alıntıdır, iki taraftan birinin gerekli tavizleri veremeyeceği şekilde İsrailler çok güçlü, Filistinliler çok zayıftır.
Son olarak, Mısır-İsrail ilişkileri çetin bir süreçten geçiyor. Her iki ülkeye bir tavsiyede bulunacak olsaydınız ne söylerdiniz?
Sadece Mısır'da neler olduğuna bağlı değil bu; İsraillilerin Mısır'la, Filistinlilerle ve Ürdünlülerle ilişkilerinde kendilerini nasıl konumlandırdıklarına da bağlıdır. İlişkiler karşılık çıkarların tanınması ve birbirlerinin hassasiyetlerine karşılık saygı temelinde olmalıdır. Açıktır ki Mısırlıların Mısır sınırları ötesine geçen hassasiyetleri vardır.
Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı

04 Temmuz 2012 Çarşamba
Kaynak: dunyabulteni.net


ATATÜRK'Ü EMPERYALİZME MASKE YAPMAK !

]'Küresel çete 'Türkiye Federasyonu' hayaline 'yeni' maskeler takıyor: 'Yeni Atatürk', 'Yeni Osmanlı, 'Yeni Sol'...[/color]
Yeri göğü arşı kürsü yaradan
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Yaradub kulunun kısmetin veren
Men Ali'den başka Tanrı görmedim

Bin bir ismi vardır bir ismi Allah
Eğer inanmazsan hem vallah billah
Ademi görmüşüm elhamdülillah
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Administrator
Brzezinski: Ortadoğulu bir Atatürk lazım
Bütün dünya'ya Atatürk lazım bence.

Dünya savaştan insanlar açlıktan kırılıyor. Bu daha ne kadar devam eder bilmiyorum ama yakında bir şeylerin değişeceğine inanıyorum.

Atatürk sadece Türk Milletinin hayatını kurtaran bir önder değildir o aynı zamanda tüm mazlum milletlere umut ve örnek olmuş yüce bir şahsiyettir.

Dünya durdukça adı da şanı da var olacaktır.
Posting Freak
Brzezinski: Ortadoğulu bir Atatürk lazım
Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir...

M.Kemal ATATÜRK
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.