![[Resim: 255_b.gif]](http://www.jurnalturk.com/jtimgs/yazarlar/255_b.gif)
Sn. Başbakan ülkede giderek kötüleşen ekonomik, sosyal ve siyasal gidişat karşısında iyice kontrolü kaybettiğini hala görebilmiş değil.
Çünkü milletçe hepimizi derinden yaralayan ve şok eden son terör saldırılarında 3 polisimizin şehit edilmesi ve 2 polisimizin de yaralanması karşısında gösterdiği tepki işin vahametini hala kavrayamadığını gösteriyor.
Ülkede güpe gündüz pompalı tüfeklerle konsolosluklar basılarak emniyet mensuplarımızı şehit ediyorlar.
Aynı gün Ağrı dağında tırmanış yapan 3 Alman dağcının PKK’lı teröristlerce kaçırıldığı açıklanıyor.
AKP iktidarı ise bu esnada “muhalif tevkifatı” yaparak ülkede Mc Carthy rüzgârları estiriyor.
Ekonomi ise tamamen başıboş. Gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükelleflerin sayısı son 5 yılda nüfus arttığı halde azalıyor.
2004 yılında 1.748.846 olan gerçek usulde gelir vergisi mükelleflerinin sayısı son 5 yıldan sonra Mayıs 2008 itibarı ile 1.726.822’ye düşüyor.
Aynı şekilde basit usulde gelir vergisi mükellefi olan esnaf sanatkârların sayısı ise son 5 yılda 819.143’den, 757.089’a düşüyor.
Cari açığın 50 milyar doları, dış ticaret açığının ise 60 milyar doları aşacağından endişe ediliyor.
Dünyanın en yüksek reel faizini vermemize rağmen sıcak para artık eskisi gibi gelmiyor.
Enflasyonda çift hanelere yine geri dönülüyor.
İşte bu koşullar altında ipin ucunu tamamen kaçıran AKP iktidarı siyasi rövanş ve intikam operasyonları ile toplumu giderek daha fazla kutuplaştırmayı ve germeyi marifet sayıyor.
Hakkında iddianame düzenlenmeden, mahkemeye çıkarılmadan, savunma hakkı tanınmadan, insanlar yargısız infaza tabi tutuluyor, üstelik AKPCİ’lerin “İnsan hakları - özgürlükler” şamataları altında.
Hitler, Musolini dönemlerini dahi aratmayan, keyfi – kasti – gözdağı vermeye sindirmeye yönelik devleti tek parti devletine dönüştürme gayretleri, toplumda büyük endişeler yaratıyor.
İşte bu vahim gidişat ve kaos ortamında giderek bir rejim krizine dönüşen koşullarda, artık meşruiyeti tartışılan uygulamalar yaygınlaşıyor.
Tüm bunların üzerine de Sn. Başbakan kalkıp, hiç sıkılmadan “Türkiye’nin huzurunu ve istikrarını bozamayacaklar” türünden nutuklar atıyor.
Ama bu lafların hiçbir inandırıcılığı ve ikna ediciliği maalesef olmuyor.
Çünkü artık kredibiliteleri bitti. Ülkeyi cadı kazanına dönüştürdüler. İnsanları telefonla konuşurken, mail atarken Abdülhamit’in jurnalci başlarının yaptığı biçimde karalamaya, izlemeye başladılar. Koca ülke adeta dev bir tele-kulağa dönüştü.
13 ay önce “Ergenekon” ismi verilen bir soruşturmada ”örgütün finansörü” olduğu savıyla gözaltına alınan Kuddisi Okkır isimli şahıs iddianamesiz, mahkemesiz tutulduğu hapishaneden koma halinde ailesine son dakikada teslim ediliyor.
Sağlam girip, ölü çıktığı cezaevinde ne ile itham edildiğini bilmeden, kendini savunamadan, sesini duyuramadan, parasız, pulsuz, çaresiz ve sessiz ölüyor.
Esasında “öldürülüyor”. Kuddisi Okkır’ı tutuklayarak tutuklamayı yargısız infaza dönüştüren 13 ay boyunca iddianame düzenlemeyen savcılar başta olmak üzere, bu konuda ihmali, kastı, sorumluluğu bulunan tüm adli ve idari yetkililer hakkında bu ülkede derhal bir idari ve cezai soruşturma başlatılması ve sorumlu bulunanların “ölüme sebebiyetten” yargılanmaları herkesin ortak dileği ve beklentisidir.
İnsan hakları ve özgürlükler şampiyonluğu yapan Sayın Başbakan ve AKPCİ’lerin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmemeleri, bugüne kadar konuya kayıtsız kalarak, sükût etmeleri onları da başta Adalet Bakanı olmak üzere kanunen de, vicdanen de sorumlu kılar.
Bir gün AKP iktidardan gittiğinde ve demokratik meşruiyet içinde yeni bir iktidar geldiğinde, tüm bunların hesabı hukuk çerçevesinde sorulur, işte o zaman bugün kaybolmuş olan “huzura” da kavuşuruz inşallah.
Ufuk Söylemez