You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Bölgesel ve küresel yansımalarıyla…Çin stratejisi

Bölgesel ve küresel yansımalarıyla…Çin stratejisi

Posting Freak
Bölgesel ve küresel yansımalarıyla…Çin stratejisi
Cumhuriyet Strateji
09.02.2009

Bölgesel ve küresel yansımalarıyla…

Çin stratejisi



Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ

Beykent Üniversitesi

[email protected]


Tarihsel olarak içe dönük ve köylü-tarım toplumu olan Çin, Komünist yönetiminin devam etmesine rağmen ekonomisini dışarıya açarak ve uluslararası ticaret sistemine dahil olarak gelişmesinin önünü açtı. Çin devlet anlayışı geleneğinin temelinde ulusal birlik, istikrar ve egemenliğin korunması yatmaktadır. Çin, yüksek kalkınma hızını sürdürebilmek için iç karışıklıklardan ve uluslararası bir çatışmadan kaçınmaktadır. Uzun vade de hızlı ekonomik kalkınma ile daha refah içinde ve iyi eğitilmiş bir nüfus ile uluslararası arenada daha büyük bir yer edineceğini hesaplamaktadır. Çin geleneksel olarak kültürel ve tarihi tecrübesi ile eyleme geçmek için ABD gibi yıllar veya aylar içinde değil on yıllar içinde düşünme ve sabretme eğilimi içindedir. Nitekim ABD’nin bu kadar çok silahlı kuvvete başvurmasının Amerikanın genel ekonomik ve askeri gücünü uzun vadede Çin lehine eriteceği inancındadır. Çin’in sabrı ve uzun vadeli beklentisi ekonomik gelişmesini tamamlamaktadır. Çin Devlet Başkanı Deng Xiaoping Çin stratejisinin genel prensiplerini şu şekilde açıklamaktadır(1); “Sakince izle, reaksiyon için hazırlıklı ol, sıkı dur, kabiliyetlerini sakla, zamanı iyi kullan, asla lider olmayı deneme ve başarmak için yeterli ol.”

Çin stratejik odağını ekonomi ağırlık merkezli ‘çok yönlü ulusal güç’ ve ‘stratejik kuvvet projeksiyonu’ geliştirme yönünde sürdürmektedir. Çin, ‘barışçı yükselme’ stratejisi ile gücünü artırma sürecindedir. Çin, hızlı ekonomik gelişmesi ile önümüzdeki 20 yılda ABD’nin en önemli rakibi olacak, yükselen güç olarak görülmektedir. Yaptığı reformlar ile ticari engelleri azaltan ve ekonomisini dışarıya açan Çin’in mevcut yıllık ekonomik büyüme oranı (yüzde 7.8) civarında seyretmekte ve böyle devam ederse 2020 yılında on trilyon dolarlık bir ekonomi ile ABD’ninkine eşit veya yakın bir ekonomiye ulaşacağı değerlendirilmektedir. Çin stratejisi; ABD’nin güç kullanma uygulamalarını engellemek ve hareketlerini kısıtlamak için, silahlanma ve ittifak oluşturma yolu ile askeri bir muhalefet ortaya koymadan yumuşak caydırma ve pasif direnişe başvurmaktır.(2) Çin’in hegemonu yönetme yaklaşımının temel unsurları; zayıflama numarası yapmak, enerjisini saklamak, rekabette öne çıkmamak, muhalefette aşırı olmamak, diğerlerinin dikkatlerini başka alternatiflere yöneltmek ve başkalarının yutamayacağı kadar büyük ve karmaşık olduğu imajı vermektir. Özetle Çin, Sun-Tzu’nun sözlerini hegemona yaklaşımının temeline koymaktadır; “Yenilmemek kendi gücüne, yenmek düşmanın gücüne bağlıdır. Başarı; kendi kapasiteni korurken, düşmanı yenilebilir hale getirmektedir.”(3)

]BÖLGESEL DENGELER [/color]

Çin ve Rusya Federasyonu’nun başlangıçta güvenlik amaçlı kurdukları Şangay İşbirliği Örgütü, kıtasal güç merkezi ekseninde halen büyüyerek işlevlerini genişletmeye devam etmektedir. Çin-Rusya ilişkileri oldukça karmaşık çizgiler taşımaktadır. Rusya, çok kutuplu bir dünya istemekle beraber Çin’in kontrolsüz bir biçimde büyümesini istememekte ancak ABD’ye karşı Çin ile denge bulmak mecburiyetindedir. Rusya, Çin nüfusunun Doğu Sibirya’ya akışından ve Çin’in Hazar Denizi enerji yollarına ilgisinden endişe duymaktadır. 2004 yılında Çin, Rusya’nın en büyük petrol şirketi Yukos’u almaya resmen aday olurken Rusya’da Japonya ile birlikte Doğu Asya enerji ihtiyacını karşılayacak bir boru hattı planlarken Çin’i by-pass etmek istedi.(4)

Orta Asya’yı Rusya’nın burnunun dibinden çalmayı planlayan Çin’in Tibet ile ilgili korkusu Hintli nüfusunun artması sonucu Hindistan’ın kontrolüne girmesi riskidir. Tibet, Çin için aynı zamanda Himalayalara çıkış kapısıdır ve pek çok etnik grubun göç yolu üzerindeki bu kapı kontrol edilmezse Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan da bağımsızlığa gidebilir. Çin, ABD-Hindistan ilişkisini dengelemek için Hindistan ile sınır sorunlarına yönelik girişimlerde bulunmakta tarihsel stratejik ortağı Pakistan ile Hindistan arasında gerilimin azalması için kendine rol edinmektedir. Öte yandan Hindistan ile Çin arasında da uzun geçmişi olan sorunlar bulunmakta ve ikisi de farklı stratejik önceliklere sahiptirler. Hindistan ve Çin arasındaki sınır bölgesi Hindistan ve Pakistan arasında sorun olan bölgeye yakındır ve Çin’in açıkça Pakistan’ın yanında yer alması Hindistan için önemli güvenlik sorunları doğurmaktadır. Çin ise Hindistan’ın artan deniz gücü, füzeleri ve uzay teknolojisi edinme gayretlerini dikkatle izlemektedir.

Asya-Pasifik bölgesinde ise Çin’in artan askeri hareketliliği ve yumuşak güce verdiği önem dikkat çekmektedir. Kuzey Kore ile ilgili nükleer konuların çözümü için yapılan Altı-Taraflı Görüşmeler’de Çin etkin bir rol oynamaktadır. ASEAN içinde etkinliğini artıran Çin, böylece hem daha çok kaynağa sahip olurken Tayvan’ı izole etme imkanı bulmaktadır. Çin, Darfur’da BM-Afrika Birliği Barışı Koruma Birliğine asker gönderdi. Çin’in büyüme gücü ve Amerika’nın niyetleri ile ilgili şüpheler Japonya’yı kendi askeri gücünü geliştirme hatta nükleer caydırıcılığını sağlama yolunda düşünmeye itti. Japonya Hint Okyanusu’nda Amerikan savaş gemilerine yakıt ikmali yaparak Asya dışına taşacak güç projeksiyonu için tecrübe edinmekte, Güney Kore ise Irak’ta askeri olan üçüncü büyük ülke konumuna gelmiştir. Pekin, Seul ve Tokyo artık ekonomilerinin güçlü kalmasını sağlayacak yeni kaynaklar bulma peşinde Asya dışına açılma gayreti içindedir.

]ÇİN VE ABD İLİŞKİLERİ [/color]

Çin yoğun ekonomik angajmanına rağmen Asya’daki nüfuzunu azaltmaya çalışan ABD ile ilişkilerini nasıl düzenleyeceği konusunda hala kararsız gözükmektedir. Çin askeri potansiyelinin geliştirilmesinde ana parametre ABD ile ilişkileridir. İki ülke ilişkileri bazen ani olarak gerilse de ekonomik ilişkiler ve terörle mücadele alanlarında ortak çıkarlara önem vermektedirler. Çin, ABD’nin füze savunma sisteminden ve Tayvan’a olan desteğinden endişe etmektedir. Bazı Çinliler ABD’nin Japonya ve Güney Kore üzerindeki etkisini istikrar sağlayıcı olarak görse de bir kısmı da ABD’yi Çin’in yükselişinin önündeki en büyük engel ve bölgesel çıkarlarına potansiyel tehdit olarak değerlendirmektedir. Çin, ABD’nin Kosova ve Irak gibi müdahalelerini Tayvan, Tibet ve Sincan bölgelerine de bir gün uğrayabilecek egemenlik ihlali olarak görmektedir. Nitekim 1999 yılında ABD’nin Kosova’ya müdahalesi Çin’de Amerikan ve İngiliz elçiliklerine yapılan protestolar ve fast food ürünlerine boykotlara neden oldu.
Çin askeri gücünü modernize ederek ‘küresel güç’ olma yolunda hızla ilerlemektedir. Çin güç projeksiyonu enerji güzergahlarını kontrol eden Hazar-Ortadoğu ve Tayvan-Mançurya-Malakka Boğazı-Hint Okyanusu ekseninde askeri güç kullanma kabiliyetlerini geliştirmeyi hedeflemektedir. Çin bu bölgede rakip olarak gördüğü ABD’nin deniz ve hava gücünün teknolojik üstünlük avantajını kısa sürede kapatabilecek arayışlar içindedir. 2007 yılı Çin’in uzay çalışmalarında patlama yılı oldu; uzaya insan gönderen 3’ncü ülke olmayı başardı ve aya ilk gezgin aracını gönderdi.(5) Çin, ABD’den bağımsız bir GPS oluşturma ve devreye sokma aşamasındadır. Çin, ABD’nin füze kalkanı projesine Tayvan’nın da dahil edilmesi ile caydırıcılık döneminin biteceğinden endişe etmektedir. Çin reaksiyon olarak yeni nesil, katı yakıtlı, çok başlıklı mobil füzeler geliştirmeye başlamıştır. Rusya’nın da füze savunmasına benzer tepkisi sonuçta ABD ile diğerleri arasındaki taarruz ve savunmaya yönelik yeni nükleer yarışı başlattı ve nükleer silahlar artık caydırıcılık değil savaş stratejilerinin bir parçası oldu. Çin’in anti-uydu silahı olarak yakın bölgeleri felç eden ‘asalak mikro-uydular’ peşinde olduğu gözlenmektedir.
[COLOR="SandyBrown"]
SAVUNMA POLİTİKALARI

Çin’in savunma alanındaki çalışmalarının şeffaf olmayışı askeri gücünün ortaya konulmasında sorun olmaktadır. Çin daha profesyonel ve etkili bir silahlı kuvvetler için çeşitli askeri reformlar yapmaktadır.(6) 2006 yılında yayınlanan Çin Ulusal Savunma Beyaz Kitabı üç aşamalı bir strateji ile silahlı kuvvetlerin bilgiye dayalı hale getirilmesini ve 21. yüzyılın ortasına kadar olan süreçte bilgiye dayalı savaşları kazanmasını öngörmekteydi. Bu sürecin ara aşmaları ise 2010 ve 2020 yılları olarak öngörüldü. Çin, dünyada savunma harcamalarını önemli ölçüde artıran yegane büyük güçtür. Çin savunma bütçesi ile ilgili bilgiler tartışmalıdır. 2007 için savunma bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 17.6 artarak 57.2 milyar dolara ulaşmışken Amerikan kaynakları bu bütçenin 98-139 milyar dolar civarında olduğunu tahmin etmektedir.(7)
Çin, yeni modern savaş doktrini kapsamında içeriden ve dışarıdan silah sistemleri edinmekte, askeri kurumlarını reforma tabi tutmakta, personel gelişimi ve profesyonelleşme kapsamında tatbikat ve eğitim standartlarını geliştirmektedir. Bununla beraber Çin’in askeri gücü kendi çevresi dışında henüz sınırlı düzeydedir. Çinli planlayıcılar özellikle lazer güdümlü isabetli mühimmat, yön bulucu aletler ve uydu yönlendirmeli bombalara odaklandılar.(8) Çin savunma planlayıcılarının en büyük endişesi ABD’nin çok uzak mesaflerden oldukça isabetli bir şekilde hedeflerini vurmasıdır. Çin bir yandan silahlı kuvvetlerini modernize etme ve ABD füze savunma sistemi planına karşılık nükleer caydırıcılığını artırma gayreti içindedir. Çin’in geleneksel nükleer stratejisi ABD’den gelecek bir nükleer tehdide karşı minimum caydırıcılığı sağlayacak füze kabiliyetlerine sahip olmayı öngörmektedir. Yapılan değerlendirmelere göre Çin, nükleer kapasitesini MIRV teknolojisi ile geliştirmek ve 2015 yılına kadar ABD’yi vuracak termonükleer başlıklı 1.000 ICBM üretmek peşindedir. Kıtalararası balistik füze miktarının 2010’a kadar 100’ü geçmesi beklenmektedir.(9)

Dipnotlar:

1- US Government Accounting Office: “FY04 Report to Congress, Annual Report”, Government Printing Office, (Washington D.C., 200), p.58-60.

2- Steve Chan: “Soft Deterrence, Passive Resistance: American Lenses, Chinese Lessons”, Matthew B. Ridgway Center, University of Colorado, (2005), p.11.

3- Sun-Tzu: “Art of War”, Denma Translation Group, Shambhala Publications, (Boston, 2001), p.48-49.

4- James Brooke: “The Asian Battle for Russia’s Oil and Gas”, New York Times, (January 3, 2004).

5- Bradley Perrett: “Qian Xuesen Laid Foundation For Space Rise in China”, Aviation Week. (Jan 6, 2008).

6- International Institute for Strategic Studies: “The Military Balance. 2003–2004”, Oxford University Press, (Oxford, 2003), p.295.

7- Wendell Mihnick: “US Questions China’s Budget Transparency”, Defense News, (September 22, 2008), p.16.

8- David Shambaugh: “China’s Military Views the World: Ambivalent Security”, Internatonal Security 24, No.3, (Winter 1999/2000), p.58.

9- John J. Lampkin: “China Lauches New Class of Nuclear Sub”, Associated Press, (Dec 4, 2004).

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Posting Freak
Bölgesel ve küresel yansımalarıyla…Çin stratejisi

Cumhuriyet Strateji
09.02.2009



Türkiye üzerinde ‘cambaza bak’ oyunu…


Hipnozun bedeli ağır

Türkiye, her zaman bölgesinde ciddi sorunlar yaşayan bir ülke konumunda. Uzun süreli terör sorunu, sosyal sorunlarla birleşerek içerde farklı boyutlara bürünürken, bölgesel gelişmeler terörü başka güçlerin elinde güçlü koza dönüştürüyor.



Erdal SARIZEYBEK

TUSAM İç Güvenlik ve Terör Danışmanı

[email protected]


Otuz yıllık bir terörle mücadele sürecine ev sahipliği yapan Türkiye’nin iç barış ve huzuru, faili meçhul terör olayları ve ardından dökülen faili meçhul silahlar ile bir karanlığa doğru sürüklenmektedir. Olayların, faillerin ve silahların altındaki karanlıklar hala birilerinin işine gelmekte ve bu bilinmezlik kuyusunda sonuca ulaşmayan araştırmalar bir yanda kamuoyunun zihinlerini bulandırmakta, öte yanda araştırma sürecini bilinmezliğin koyu karanlığına hızla itmektedir. Failleri bulunamayan terör cinayetleri, durdurulamayan dağa çıkış süreci ve çözülemeyen kaçak-terör-siyaset kördüğümü ile Türkiye enerjisini boşa tüketmekte, ülke gündeminde yer bulması ve dikkatle izlenmesi gereken asli konuların kamuoyu dikkatinden kaçırılmasına yol açmaktadır. Bu asli konuların başında da Kıbrıs, Kerkük, Barzani ve İran yer almaktadır. Önce bu silah ve cephane meselesi nedir, ona bir bakalım ve ardından Türkiye’nin hayati çıkarları nasıl gözden kaçırılıyor, onunla sonucu bağlayalım.

POLİS RİSKE EDİLDİ

İstanbul’da yürütülen soruşturma kapsamında İbrahim Şahin'in evinde ele geçirilen krokiden yola çıkılarak Gölbaşı'nda yapılan aramalarda bulunan silah ve mühimmatlar İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce basına gösterildi. Son dönemde yapılan aramalarda ele geçilen silah ve mühimmatlar şöyle sıralanmaktadır: "25 adet el bombası, 10 adet el bombası fünye grubu, 2 adet dolu Lav silahı, 590 gram Detasheet patlayıcı, 100 gram C3, 130 gram C4, 2 adet Kaleşnikov silah, bir adet Mısır yapımı makineli tüfek, 7'si ruhsatlı 29 adet tabanca, 1 adet kalem tabanca, 16 bin 332 adet çeşit çap ve markalarda fişek, 1 adet anti personel tüfek bombası, 1 adet uçak savar mermisi, 11 adet MKE sis kutusu, 2 adet MKE sis lançeri, 2 adet kuru sis kutusu, 4 adet hakem bombası, 4 adet gaz bombası, 1 adet M4 A1 aydınlatma tuzağı, 1 adet havai fişek ateşleme fitili, 2 adet MKE gösteri el bombası, 210 cm. plastik kaplı saniyeli fitil, 8 metre infilaklı fitil, 1 adet shoot gun fişeği, 10 adet av tüfeği, 7 adet dürbün, 8 adet Kaleşnikof şarjörü, 114 adet 9 milimetre çaplı kovan, 50 gram barut, 4 adet el telsizi, bol miktarda örgütsel doküman ve CD". Arazide dozerlerle yapılan kazı sonrası ele geçirilen bu silah ve cephanenin yorumu bir yana, bu aramada uygulanan taktik ve teknikler hepimizi endişeye sevk etmiştir. Böylesi bir patlayıcı madde araması geceleyin yapılmamalıydı, ama polis güçlerimiz hayati bir risk aldılar ve bu aramayı gece yaptılar. İkincisi arama dozerle yapılmamalıydı, ama bizim polisimiz hem gece hem de dozer kullanarak bu işe girişti ve hayatını anlamsız bir tehlikeye attı. Allah’tan trajik bir sonuç yaşanmadı ve kimsenin burnu kanamadan arama tamamlandı. Düşünüyoruz da böylesi bir risk almaya ne gerek vardı ki; yer belliydi, elde kroki vardı, iz belliydi, böylesi bir riski göze almak için bir neden yoktu ama aldılar, ne için, hala bilinmez. Umarız bundan sonra olası aramalarda bu yazdıklarımız dikkate alınır ve polisimizin canı boşu boşuna tehlikeye atılmaz.

DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR CEPHANELİK

Ele geçen cephanelikte her şey var; patlayıcı, el bombası, mermi ve silah, aydınlatma mayını, işaret fişeği, sis kutusu, hakem bombası, her şey. Ama bu cephanelikte bir düzen yok, bir anlam ifade eden silah-mermi ilişkisi yok, yine soruşturma için yol gösterici bir silah-eylem, hedef-eylem timi bağı yok, hepimiz gözden kaçırdık bunu. Askeri taktik ve teknikte silah ve mermi bir arada depolanıyorsa eğer, her silah için belli bir atış payı mermi olur, ama burada ele geçen iki tüfek, yanında ise 16 bin mermi, işte buna anlam verebilmek biraz zordur. Bunca mermi iki tüfekle bir araya getirilmez, çünkü bir piyade tüfeğinin silah payı yüz mermidir diyerek yola çıktığımızda, anlamlı bir cephanelikte 16 bin merminin yanında 160 tüfek olması gerekmektedir. Yine askeri açıdan bir anlam ifade eden bir depoda silah ve mermi, onu kullanacak olan özel tim kuruluşu ile orantılı olarak yan yana getirilir. 16 kişilik bir özel tim için silah ve cephane depolanıyorsa eğer, 16 silah, 1600 mermi, 80 el bombası bir arada olması taktik gereğidir. Ayrıca bir cephanelikte bulunan patlayıcı ile silahın sayı ve özellikleri olası bir eylemin de işaretlerini taşır. Patlayıcı madde ile gerçekleştirilmesi düşülen bir eylemde buna ait düzenekler ile güvenlik için tabanca, ekip için yeterli bir donanımdır. Bu olası eyleme bir de özel eğitilmiş ekip ilave ederseniz, ihtiyaç duyulan patlayıcı ile tim donanımı ortaya çıkar, ama ortaya çıkarılan bu cephanelikte bir ekip-silah ilişkisi ya da bir ekip-silah-hedef ilişkisi gözlenememiştir. Elde edilen silah ve mühimmatın cins ve miktarı, var olan silah ve cephanenin birbiri ile orantısız ve ilişkisiz olarak yan yana getirilmiş olduğunu düşündürmektedir. Bu durumda Türkiye’de kimler ulaşabilir böylesi bir cephaneye?
[COLOR="purple"]
SİLAH VE PATLAYICININ KAYNAĞI

Önceki yazılarımızda da Türkiye’nin İran ve Irak’la olan sınırlarının yalnız asker gücüyle korunamayacağını ısrarla vurgulamıştık. Hala da aynı kanıyı taşıyoruz, çünkü değişen bir şey olmadı şimdiye kadar, sınırlarımız korunamıyor, korunamadığı için de Türkiye’ye kaçak silah, patlayıcı ve uyuşturucu girişi engellenemiyor. Başlangıçta bu kaçak geçişlerinin Türkiye’nin ulusal güvenliğine bir tehdit oluşturmadığı düşünülmüş olsa da, özellikle 1988 Halepçe katliamı sonrası ülkemize gelen Iraklı sığınmacılar yoluyla çok sayıda silah ve cephanenin yurda girişi engellenememiş ve bu durum bir ulusal güvenlik tehdidi olarak, ne yazık ki, hala algılanamamıştır. Bu sığınmacıların, belki de geri götürmek amacıyla, Türkiye’ye illegal olarak soktuğu bu silah ve cephanenin takibi yapılamamış, 1991 Körfez Savaşı’yla güç kazanan PKK terör örgütü yurt içinde eylemlerine ağırlık vermeye başlayınca da, belirtilen silah ve cephane yörede yaşayan köylüler tarafından güvenlik düşüncesiyle satın alınmıştır. Ardından bölgeye gelen Çekiç Güç ile 36. paralel kuzeyine konulan uçuş ve müdahale yasağı, Saddam tarafından Irak kuzeyinde terk edilen silah ve cephanenin teröristler ile Barzani-Talabani peşmergeleri tarafından önce yağmalanmasına, sonra ise işin ticarete dökülerek Erbil’de açık silah pazarlarının kurulmasına yol açmıştır. 1991 ve sonrasında PKK terör örgütünün sınır karakollarına yaptığı eylemler ve köy baskınları sonucu ortaya çıkan ağır kayıplar bölge halkını çaresiz bir duruma düşürmüş, çaresiz halk güvenlik endişesiyle bu açık silah pazarlarına yönelmiş ve çok sayıda silah ve cephane Türkiye’ye getirilmiştir. Yine aynı dönemde, devletin köyünü ve köylüsünü koruyamaz duruma düşmesi sonucu 3.225 köy ve mezra boşaltılmış, beş yüz bini aşkın insanımız iç göçlerle Batı’ya doğru yer değiştirmiştir. Bu iç göçlerle birlikte Irak’tan gelen silah ve cephanenin de bir kısmının Doğu-Batı istikametinde yer değiştirmiş olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca iç güvenlik gerekçesiyle bölgede 80 bin Korucu görev yapmakta olup bu teşkilat üzerinde, her korucuda bir silah hesabıyla, 80 bin Kaleşnikov Piyade Tüfeği ve bunlara ait 8 milyon adet mermi bulunmaktadır. Sarf edilen mühimmatın sağlıklı bir tespiti yapılamadığından eksilen her mermi yerine kaçak mermiler Irak’tan fazlasıyla getirilmekte ve bu durum silah kaçakçılığını teşvik etmektedir. Hal böyle iken ve bu duruma dikkat çekilmez iken, böylesi ağır bir silah ve cephanenin varlığı yanında, bugün sokaklara buluntu olarak ortaya çıkan bomba ve mermilerin bir anlamı olduğunu söyleyebilmek oldukça zordur. Çünkü her poliste ve her askerde birkaç mermi fazlası her zaman bulunmaktadır. Bugün işbirlikçi medyanın zafer çığlıkları ile duyurmaya çalıştığı bu buluntu mermiler, bir yasa dışı örgütün varlığını değil, İstanbul’da yürütülen soruşturmanın yarattığı korku ve endişe ortamından dolayı bu fazlalıklardan kurtulma düşüncesinde olanların varlığını gösterir bir işaret olarak algılanmalıdır. Burada üzerinde durulması gereken konu, ele geçirilen silah ve cephaneye Türkiye’de kimler, nasıl ulaşabilir, işte bu soruya yanıt bulmaktır.

SİLAHA KİMLER ULAŞABİLİR

Türkiye’de kayıtlı silah ve cephaneye, doğal olarak, onu yasal olarak elinde bulunduran kişi ya da kişiler aracılığıyla ulaşılabilir. Eğer böylesi mühimmat ve silah muvazzaf ya da emekli polis ve askerde çıkıyorsa, ya zimmete geçirilmiştir ya da sarf gösterilmek suretiyle çalınmıştır, üçüncü bir olasılık yoktur. Her iki durumda da yapılan eylem suçtur, kanıtlandığı takdirde cezası ağırdır. Kayıt dışı silah ve cephaneye ise bunları elinde bulunduran, alan ve satanlar aracılığıyla ulaşılabilir. Durdurulamayan terör olayları nedeniyle Doğu bölgemizdeki her köy ve mezrada yasa dışı silah ve cephane bulmak olasıdır. Özellikle Barzani ile doğrudan iletişimi olan Hakkâri ve Şırnak yöresinde yaşayan vatandaşlarımızın illegal sınır geçişleriyle kaçak silah ve cephane getirmesi her zaman için mümkündür. Kaçak getirilenlerin bir kısmı şahsi güvenlik ve köy-mezra güvenliği için bir kenara ayrılmış olsa da daha büyük bir kısmının, başta Diyarbakır olmak üzere, Doğu illerimizin iç kesimlerine kaydırılmış olması da yüksek bir olasılıktır. Geçtiğimiz yıllarda ele geçen patlayıcı ve silah miktarı ile eylemlerde kullanılan patlayıcılar bu tespitimizin doğruluğunu ortaya koyan açık göstergelerdir. Dolayısıyla bugün için Türkiye’de kaçak silah ve cephaneye en kısa yoldan ulaşabilen iki büyük kesim vardır; biri sınır bölgelerinde ve terör tehdidi altında yaşayan vatandaşlarımız, diğeri ise PKK terör örgütünün işbirlikçileridir. Terörün ardındaki küresel silah tüccarlarıyla bağı olan bölgesel silah ve uyuşturucu kaçakçıları da işin içine alındığı zaman, bu yolda yapılacak araştırmalar bugün bilinmez gibi görünen birçok konuya açıklık kazandırabilecektir. İstanbul’da yürütülmekte olan soruşturmada bazı PKK itirafçılarının gizli tanık oldukları, terörün ardındaki siyasetin adı olan DTP’nin de bu soruşturmaya destek verdiği göz önüne alındığında, zaten kaçak silah ve cephanenin yolu üzerinde olanların verdiği bilgiyle olası cephaneliklere ulaşılması önümüzdeki dönemde hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durum ise İstanbul’da yürütülen soruşturmada iddia edilen bir terör örgütünün varlığını değil, ülkemizde terörle mücadele adına yaşanan trajedinin düşündürücü bir sonucunu göstermektedir.

TERÖRLE MÜCADELE

Türkiye kimliksiz silah ve cephanelere ve de faili meçhul cinayetlere bir son vermek istiyorsa eğer öncelikle PKK terör örgütünün para kaynak ve kasalarına artık ulaşmalı ve bu örgütün ardındaki silah kaçakçılarını ortaya çıkarmalıdır. Yine bu kasa ve kara para trafiğinden yola çıkılarak örgüte doğrudan destek veren kişi ve kuruluşlar aydınlatılmalı ve terörün ardındakiler açığa çıkarılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, PKK demek; para demektir, kaçak demektir ve siyaset demektir. Bu para akışına ulaşıldığında terörün ardındaki kaçak-para-siyaset üçgenine de ulaşılmış olacaktır. Bu “kördüğüm üçgen” çözülmeden terörün yok edilmesi, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi olası değildir. Türkiye’de yasalar herkes için kararlılıkla uygulanmalı, PKK terörünün ardındaki siyasete de artık bir darbe vurulmalıdır. Çünkü bu terör üzerinden yapılan siyaset insanlarımızı dağa çıkarmakta, terörist yapıp ölümlerine yol açmaktadır. Terörle mücadelede vatan evlatları bu teröristlerle çıkan çatışmalarda şehit düşmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında terör örgütünü kuranlar, yönetenler, finans sağlayanlar, destek verenler ve buna göz yumanlar hukuk ve adalet önünde ne kadar sorumluysa, terör üzerinden siyaset yapanların da o denli sorumlu olduğu görülecektir. Kimliksiz terörün ardındaki silahlara gelince, sınırların korunamadığı, iç güvenliğin sağlanamadığı ve küresel güçlerin cirit attığı bir coğrafyada kimliksiz silah ve cephaneye ulaşmanın her zaman için mümkün olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

ENERJİ DOĞRU KULLANILMIYOR
Türkiye’nin iç ve dış siyasette karşı karşıya bulunduğu çok önemli sorunları vardır. Bunların ilki; iç huzur ve güvenlik, işsizlik, yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımı, terörden doğan yaraların sarılması meselesidir ve bu meseleler zaman aktıkça çözümsüz bir hal almaktadır. İkincisi ise; Kıbrıs, Kerkük, Barzani ve İran meselesidir ve bu konuları gündemine almayan bir Türkiye ulusal çıkarlarını koruyamaz duruma düşmektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’taki Rum kesimini AB’ye tam üye yapan ve Gümrük Birliği protokolünü genişleten anlaşmaya imza atmış olması büyük bir yanılgıdır. Bu yanılgıdan kurtulmalı ve bu mesele, Kıbrıs Türkü’nün ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarını koruyucu bir çizgiye çekilmelidir. Kerkük’ün Barzani tarafından işgali ve Barzani yönetimi altına alınmasının kabulü de Türkiye için tarihi bir yanılgıdır. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması ve Barzani ile ilişkileri doğrudan değil Irak merkezi yönetimi üzerinden gerçekleştirilmesi dış politikamızın temelini teşkil etmelidir. Irak kuzeyinde oluşturulan bağımsız bir yapının tanınması anlamına gelecek her türlü temastan kaçınılması ve Kerkük’ün merkezi yönetim içerisindeki haklarının korunmasına çalışılması akılcı bir yaklaşım olacaktır. Bölgesel çıkar ve gücünü korumak isteyen bir Türkiye İran’a yönelik bir İsrail ya da ABD harekâtına karşı çıkmalı, olası bir harekâtta Türkiye’nin hava sahasının kullanılmasına asla izin vermemelidir. Bugün İstanbul’da yürütülen soruşturmanın ön plana çekilmesinin ve gündem oluşturmasının ulusal çıkarlarımız açısından bir faydası yoktur. Suç işleyen cezasını elbette çekmelidir ve elbette ki adalet yerini bulmalıdır ama asıl gündemde olması gereken konular da gözden kaçırılmamalıdır. Gündem, Türkiye’nin iç ve dış politikada ulusal çıkarları temeline oturtulmalı ve gün geçtikçe ağırlığını hissettiren yaşam zorluklarının iyileştirilmesi ile iç güvenliğin sağlanmasına yönelmelidir.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 21/05/2009, 14:07, Düzenleyen: Dogan.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.