Hatırlarsanız Mustafa Sarıgül kendisi için "Sarıgül Rabbim, Bismillah ve Atatürk kelimelerini kullanmadan 15 dakika benimle tartışabilsin adaylıktan çekilirim" diyen Sırrı Süreyya Önder'in bu sözlerine ilk olarak şöyle cevap vermişti;
"Ben Allahım'dan, kitabımdan ve Atatürk'ümden hiçbir zaman ayrılmayacağım. Ben inançları kesinlikle istismar etmeyeceğim. İnançlar Allah'a ulaşma yoludur, iktidara ulaşma yolu olarak kesinlikle kullanılamaz. Mustafa Kemal Atatürk'te bütün ulusun atasıdır."
Bu cevaptan da anlıyoruz ki, Sarıgül Türkiye'de nasıl siyaset yapılacağının sırrını çözmüş. Yani egemen siyaset anlayışına uygun olarak, bu siyaset kültürünü ve dilini benimseyerek halka umut olacağının mesajı veriyor. Diğer yandan Sarıgül'ün, Önder'in sözlerine yönelik bu kısa açıklamayı yapması da, insanın "ben bir sorunun böyle cevaplanmasını bir yerlerden hatırlıyorum" demesine yol açıyor.
Gerçekten de bu halk, bir sorunun böyle cevaplanmasını nereden hatırlıyor olabilir?
Halk olarak bizler daha bu soruyu cevaplayamadan, Mustafa Sarıgül katıldığı bir televizyon programında Sırrı Süreyya'nın kendisi hakkındaki sözlerine dair ikinci açıklamasını yaptı;
"Benim Rabbim ve Atatürk demem eleştirilmiş. Şu bilinsin, ben inançlara saygılı laikliği savunuyorum. Camiye de cemevine de kiliseye de gidiyorum. Dinin inaçları siyasetin dışında tutuyorum. Ben dini inançlarımı iktidara değil, manevi huzura giden bir yol olarak görüyorum. Atatürk de benim kırmızı çizgimdir. Atatürk olmasaydı, özgür olamazdık. Rabbim de diyeceğim, Atatürk de bundan vazgeçmem... Atatürk ulusumuzun lideridir. Atatürkçü olmanın gururunu yaşıyorum."
Sarıgül bu cevabında tam on cümle kurmuş. Öncelikle bu on cümleye yakından bakalım. Görüleceği gibi bu cümlelerde altı kere 'Atatürk', üç kere 'inanç', iki kere 'din', birer kere de 'Rab', 'Cami', 'Cemevi', 'Kilise' geçiyor.
Buradan ne anlaşılıyor?
Tam da Sırrı Süreyya'nın söylemek istediği. Yani inançların istismar edildiğini, bunların iktidara ulaşmanı bir yolu olarak kullanıldığını ve bu kavramların siyasetin dışında tutulmadığını. O halde görülüyor ki, Sarıgül'ün bu kavramları diline dolayarak bu kavramları siyasete alet ediyor, sömürüyor ve böylece çok konuşuyor ama hiçbir şey söylemiyor.
Oysa ki, Sarıgül'ün belediyeciliğe, kentleşmeye, şehrin sorunlarına ve bunların çözümüne dair ne gibi projelerinin olduğu, bunları nasıl gerçekleştireceğini açıklaması herkes için daha iyi olurdu. Fakat o bunu yapmıyor? Acaba neden?
Dolayısıyla Sarıgül yaptığı bu ikinci açıklamayla da, aslında yine Sırrı Süreyya'yı doğruladı.
Bu arada Sarıgül'ün bu cevapları bana Süleyman Demirel'i hatırlattı. Aynı kıvraklık, aynı cevap vermeme, aynı geçiştirme halleri. Söz konusu Süleyman Demirel ise insan 'Umuduz Şaban' filmini de hatırlamadan edemiyor. Ne diyor du Şaban;
"Şimdi ben buraya neden çıktım? Niçin çıktım? Nasıl çıktım? Bunu izaha gerek yok. Gördünüz, yürüdüm çıktım. Ama çıkmamış da olabilirim. Çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır. Görünen köy uzakta değildir. Buraya çıktık da sonradan çıkmadık mı dedik? Bunlar bir takım uydurma laflardır. Sahi yav, ben buraya neden çıktım? Kim çıkardı ulan beni buraya?"
Radikal Blog
Bir Sarıgül Klasiği: 'YaAllah, YaAtatürk'
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Atatürk Haberleri
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
2288
Bir Sarıgül Klasiği: 'YaAllah, YaAtatürk'
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi