Prof. Dr. Kınacıgil, üretimin yüzde 61'inin denizden, yüzde 24'ünün yetiştiricilikle, yüzde 6'sının içsu ürünlerinden elde edildiğini, yüzde 9'un da diğer deniz ürünleri (kabuklular) avcılığından sağlandığını ifade ederek, şunları kaydetti: ''Türkiye'de 252 bin tonla en fazla avlanan balık türü hamsidir. Hamsiden sonra istavrit, sardalye, mezgit, palamut, torik, karagöz, kefal ve lüfer de avcılığı yapılan önemli balık türleridir. Dengesiz avcılık, av yasaklarına uyulmaması ve kaçak avcılık, balık ve deniz ürünleri avlanma stok miktarını azaltıyor. Balıkçılar sosyal güvenceden yoksunlar. Balıkçılara verilen krediler yeniden düzenlenmelidir.''
Balıkçı barınaklarının, balıkçıların ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak kaldığını da dile getiren Prof. Dr. Kınacıgil, şöyle devam etti: ''Balıkçılık kooperatiflerinin liman, çekçek yeri, satış stantı ve örgütlenme sorunları bulunuyor. Balıkçıları yasal olarak denizlerde Sahil Güvenlik kontrol ediyor. Ama bu gücün her an her yerde olması da mümkün değil. Tutulan balıklar için karada denetim yok. Balıkçı tezgahlarında küçük boyutlara çok sayıda balık türü satılıyor. Standardın altında yakalanıp satılan balıklar karada tutulmalıdır.''
Prof. Dr. Kınacıgil, Türkiye'nin su ürünleri üretiminden yıllık 2 milyar lira gelir elde ettiğini, bunun binde 5'i olan 10 milyon liranın ''balıkçılığın geliştirilmesi yönünde yapılacak araştırmalara'' harcanması durumunda, balıkçıların bilinçlendirileceğini, sonucun sektöre ''sürdürülebilir büyüme'' olarak döneceğini dile getirdi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının tarım ürünleri üretimi için 3 milyar liraya yakın kredi ve hibe sağladığını anlatan Prof. Dr. Kınacıgil, ''Balıkçılık sektörü kredi ve hibelerden yararlandırılmıyor. Tarım sektöründe bir tek balıkçılara üvey evlat muamelesi yapılıyor'' görüşünü savundu.
28 Aralık 2010
Cumhuriyet
Cumhuriyet