You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk’ün Hastalığı ve Ötesi - Dr. BEŞİR DOSTER

Atatürk’ün Hastalığı ve Ötesi - Dr. BEŞİR DOSTER

Posting Freak
Atatürk’ün Hastalığı ve Ötesi - Dr. BEŞİR DOSTER
Gerek Atatürk’ün hastalığı ve ölümü günlerinde ve gerekse İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinde Başbakan Celal Bayar’ın tutum ve davranışlarını devlet adamlığına yakışır bir basiret ve dirayet örneği olarak görürüm. Atatürk’ün hastalığı süresince her hafta Ankara’dan İstanbul’a gelerek O’na hükümet ve meclis çalışmaları hakkında bilgi sunması da örnek alınacak bir davranıştır.

Atatürk’ün hastalığı kesinleşince Türkiye’de konusunda uzman 8- 10 hekim, müdavi ve konsültan olarak sürekli görevlendirilmiş, yurt dışından da yetkin uzmanlar çağrılmıştır. Dahası Atatürk’ün hastalığının ciddi bir seyir izlediği günlerde o hekimlerin ortak kararlarıyla 17 Ekim’den itibaren sabah ve akşam sağlık raporu yayınlanmıştır. Öyle ki, bu rapor duyarlılığı Atatürk’ün ölümünden 10 saat önce gece yarısı saat 24.00’e kadar sürmüş, ertesi gün 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı da yine 10 hekimin imzasıyla ölüm raporu düzenlenmiştir.

Ben bunları neden yazarım? Şundan.

Sorumluluk mevkiinde bulunan üst düzey siyaset adamlarının bütün özel yaşamlarının yanında, sağlık durumları da merak konusudur. Gerek iç, gerek dış dünyada ilgiyle izlenir. Bilinenler, ilginç görünenler tekrar edilir. Bilinmeyenler üzerinde uçsuz bucaksız faraziyeler, nazariyeler üretilir.

Son yıllarda devlet adamlarının ölümleri hakkında bu kabilden yazılar, yorumlar okuduk. Örneğin; Yaser Arafat öldü mü, öldürüldü mü? Haydar Aliyev öldü mü, öldürüldü mü? Turgut Özal’ın ölümü doğal mı, değil mi vb’ Yine bazı devlet büyüklerimizin hastalığının adı, tedavi şeması tartışıldı. Ve yine bazı siyaset adamlarımızın koma halinde acilen hastaneye yatırılışları, ameliyatları, hastalıklarının tanısı ve sağaltımı konusunda halk merakı, bitmez tükenmez senaryolar üretti. Ortalıkta bir sorumlu, bir yetkili olmadığından, bu meraklı yorumların önü alınamadı bir türlü. Yazılar yazıldı, kitaplar basıldı ironik yaklaşımla.

Ama gerçekler gün ışığına çıkmadı, çıkarılmadı. Doğaldır, yüksek sesle konuşmanın suç sayıldığı ülkelerde halk fısıltıyla, mizahla konuşur. Sorumlular bilmez ki, bu fısıltıların önü alınmaz, üstüne üstlük daha yaygın, daha etkili olur.

Bu yazının amacı, erken Cumhuriyet döneminin ne denli düzeyli yönetildiğini yazmaktır. Tababetten diyanete kadar Atatürk’ün hastalığı ve ölümü, her türlü dedikodu ve tartışmanın dışında gelişmiştir. Nokta, satırbaşı.

Meraklısı için bir not daha. Atatürk’ün cenaze namazı, Dolmabahçe Sarayı’nda kılınmıştır. Devrin büyük İslam âlimi, İlahiyat Fakültesi İslam Dini ve Felsefesi Profesörü Mim Şerafettin Yaltkaya, namazın bir camide kılınmasının zorunlu olup olmadığını yine Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’ye sormuş, o da, ’O’nun cenaze namazı tertemiz hale getirdiği bütün vatanda, bu farizanın yerine getirilebileceği her yerde kılınabilir’ diye yanıtlamıştır. Sonunda, imamlığını Şerafettin Yaltkaya’nın yaptığı ve bir grup silah arkadaşlarının da bulunduğu cemaatin huzurunda, bu fariza Dolmabahçe Sarayı’nda yerine getirilmiştir.

Görüyorsunuz, Cumhuriyet sorumluluk, insanlık, duyarlılık ve ayrıntıdadır.

4 Nisan 2012
Kaynak: gercekgundem.com
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.