You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ATATÜRK’ÜN CENAZE NAMAZI - Kemal Arı

ATATÜRK’ÜN CENAZE NAMAZI - Kemal Arı

Posting Freak
ATATÜRK’ÜN CENAZE NAMAZI - Kemal Arı
[Resim: 1496598_411221109011803_1969630757_n.jpg]

ATATÜRK’ÜN CENAZE NAMAZI
(-Onun Cenaze Namazı, Temiz Vatanın Her Yerinde Kılınabilir!)

Yalan üstüne yalan:

Yok, neymiş; Atatürk’ün cenaze namazı bile kılınmamış:

Yuh!

Daha ne diyebilir ki insan, bu denli densizliğe ve izansızlığa’

Bilmeden, araştırmadan, okumadan; neyin ne olduğunu kavramadan at dur. Biliyorsan da, vicdanına yedirebiliyorse n eğer, tarihi kişilikleri karalayacağım diye at atabildiğin kadar’

Hemen belirtelim:

10 Kasım 1938 günü Atatürk öldüğünde; ölüm anında ağzından çıkan en son söz; ’Esselamünaleyk ume!’ idi’ Ölüm anında olan bir insanın, bilinci kapalıyken; ağzından böyle bir sözcük dökülmesi, size bir şeyler anlatıyor mu; ey vicdanı kararmış sahtekârlar! Anladık, diliniz var konuşuyorsunuz da; bir yandan güya ’Müslümanlık’ yaparak, vicdanınızdan yalanları nasıl dökebiliyorsunu z?

Devam edelim:

Büyük Önder öldüğü zaman, bu bütün ülkede ve dünyada derin bir elem yarattı. Günlerce on binlerce kişi, Atatürk’ün öldüğü Dolmabahçe’nin karşısındaki yamaçlarda yattı kalktı, evine dönmedi’ Kasım ayının soğuğuna, ayazına karşın; güzel yurdumun alnından öpülesi vefakâr insanı, Atasını görmek, ona saygı görevini yerine getirmek istiyordu. Bütün ülke, için için ağlarken, yurt dışından gelen yabancı devlet adamları onun naşı önünde saygı geçişleri yapıyorlardı. Düşünün; ölümünden sekiz gün geçmiş, 18 Kasım gününü 19 Kasım’a bağlayan gece, tam 10.000 kişi evine dönmedi ve geceyi sokakta geçirdi. Bu arada saraya girebilenler katafalkın önünden geçebiliyorlard ı. Öylesine bir yığılma, izdiham, baskı, basınç ve sıkışıklık vardı ki; gerek askeri birlikler ve gerekse cumhuriyetin polisi, onca önlem almasına karşın, çok sayıda kişi bu yoğunluktan dolayı kalabalık arasında ezildi ve öldü. Naşı 24 saat ziyarete açılmıştı ama yine de kalabalık azalmıyordu. 19 Kasım gününe kadar bu yoğun sıkışıklık sürdü.

Devlet adamlarını, başta Başbakan Celal Bayar’ı bir telaş almıştı: Atatürk’ün cenaze namazı bu izdiham anında bir camiye götürülüp, orada namazı kılınacak olursa, bu büyük ve yoğun kitlenin daracık bir alanda üst üste binmesiyle, hiç beklenmedik ezilmeler ve ölümler olur muydu?
İşte kaygı buydu’

Niçin?

Gözünüzün önüne getirin Beşiktaş’da Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu yeri’ Daracık bir kıyı şeridinde saray; yanından geçen bir taşlık yol ve birden yamaca dönüşen karşı kıyı’ Naşı bulunduğu yerden alacaksınız; camiye götüreceksiniz ve orada bir tören yapacaksınız; gece gündüz bekleşen on binlerce kişinin bir anda camiye doğru yürümesi durumunda çoluk çocuk, kadın erkek insanlar ölür mü, yaralanır mı; zaten ondan fazla kişi eziliş ve ölmüş, daha fazla insan ölür mü kaygısını yaşıyordu devlet ricali’ Sırf bu nedenden dolayı; ’Acaba cenaze namazını Ankara’da mı kıldırsak?’ sorusu bile tartışılıyordu. Bu karmaşada umulmadık olaylar olur mu? Bir provakasyon; beklenmedik bir şey bir anda yüzlerce masum insanın ölümüne neden olabilir mi?

Yineleyelim:

İşte Celal Bayar gibi dini duyguları hiç tartışılamayaca k bir başbakanın kafasını meşgul eden en büyük sorun buydu. Hatta o güne kadar; cenaze namazı kılınmadı diye; Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Hanım, başbakanın sarayda bulunduğu bir anda saraya gelmiş; ’Niçin namaz kılınmıyor; yoksa kılınmayacak mı?’ diye sorduğunda; Celal Bayar aynen şu yanıtı vermişti: Ananelerimiz, adetlerimiz neyse sonuna kadar yerine getirilecektir. Müsterih olun rahat edin, üzülmenize hiçbir sebep yoktur’

Evet, başbakan böyle söylüyordu; Makbule Hanım’a’

Atatürk’ün o zamana dek cenaze namazı ile ilgili tartışılan en önemli konu, güvenlik sorununa düğümlenmişti. Çok sayıda yabancı devlet adamı, diplomat İstanbul’da, aziz ölünün cenaze merasimi için gelmişti. Bütün dünyanın gözü önünde yaşanacak bir facia, hükümeti öyle bir rahatsız ediyordu ki; buna bir çözüm nasıl bulunacaktı?

Sonunda Celal Bayar, soruna şöyle bir çare buldu: O, ’Benim babadan kalma hocalığım da var’ diyor ve cenaze namazının ’farz-ı kifaye’ olduğu için, illa camide kılınmasına gerek olmadığın belirtti Bu nedenle her hangi bir karmaşaya, halkın yoğun ilgisi karşısında ezilmelere neden olmamak için, pekâlâ sarayın büyük salonunda cenaze namazının kılınabileceğin i söyledi. Bu düşünceye çevresindekiler in de katılması üzerine; o dönemin ünlü din bilgini Prof.Dr. Şerafettin Yaltkaya’ya ve Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’ye bu düşünce aktarıldı. Onlar da, Atatürk’ün cenaze namazının illa bir camide kılınmasının şart olmadığını söylediler. Hatta Yaltkaya şöyle söylüyordu: ’Onun cenaze namazı, tertemiz hale getirdiği bütün vatanda, bu farizanın getirilebileceğ i her yerde kılınabilir’ dedi.

Evet, aziz ölünün cenaze namazını kılmak için hele başkalarının canının yanması, hatta ölümüne neden olması gibi bir durum söz konusu olacaksa, temiz yurt toprağının her yerinde, her noktasında namazı kılınabilirdi.
Bu görüşler üzerine, namazın Dolmabahçe Sarayı’nın Merasim salonunda kılınması uygun bulundu. Böylece, 19 Kasım 1938 günü, saat 08.10’da, salonun ortasındaki büyük avizenin altına konmuş iki masa üzerine yerleştirilen tabutun etrafında cenaze namazı başladı. İmamlık görevini Şerafettin Yaltkaya; müezzinliklerin i de Hafız Yaşar ve Hafız İsmail yaptı. Ardından tekbirler getirildi. Bu cenaze törenini İngiltere temsilcisi Percy Loraine, bakanlığına ayrıntılarıyla anlatan bir rapor yazdı.

Böylece önemli bir düğüm çözülmüş; namaz kılındıktan hemen sonra, top arabasına yerleştirilmişt i. Beşiktaş’tan Sirkeci’ye kadar gidecek olan cenaze oradan bir torpidoya bindirildi; sonra da Yavuz Zırhlısı’na aktarılarak; İzmit üzerinden tren yoluyla Ankara’ya taşındı’

Şimdi düşünelim:

Her şeyi bir yana bırakalım ve soralım:
Ölmüş gitmiş bir insanın kılınmış cenaze namazını, kılınmadı diye anlatan vicdan, nasıl bir vicdan acaba?

Kemal Arı, 24.12.2013
Not : (Tarih Tarih adlı facebook sayfasından alıntıdır.)
Son Düzenleme: 26/12/2013, 00:31, Düzenleyen: HüsniyeDuman.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.