You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk'ten Stalin'e: Hedef Pan-İslamizm!

Atatürk'ten Stalin'e: Hedef Pan-İslamizm!

Posting Freak
Atatürk'ten Stalin'e: Hedef Pan-İslamizm!
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Araz Azimov resmi ziyaret amacıyla Türkiye'de bulunuyor. Azimov, Türk meslektaşlarıyla siyasi istişarelerde bulunma niyetiyle bu ülkeyi ziyaret ediyor. Araz Azimov, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının en bilgili uzmanlarından bir sayılıyor. Çünkü diplomat aynı zamanda, AzerbaycanDevlet Başkanı İlham Aliyev'in Karabağ ihtilafının çözümünde özel danışmanı olarak görev yapıyor. Bu yüzden, Azimov'un Ankara'yı sadece bugünlerde Soçi'de gerçekleşen Medvedev-Aliyev-Sarkisyan görüşmesi hakkında değil, anlaşmaya varılan ancak şimdilik açıklanmayan bazı konular hakkında da bilgilendireceğini tahmin etmek mantıklıdır. Soçi'de, genel olarak Orta Doğu'daki karışıklıklar neticesinde Arap dünyasında hâsıl olan durumun belli detaylarının ve ayrıca durumun Karabağ ihtilafı üzerindeki muhtemel etkilerinin tartışıldığı şüphe götürmüyor. Ayrıca Azimov'un Türkiye ziyareti, Moskova'nın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kabul etmeye hazırlandığı, martın ikinci yarısında ise ABD Dışişleri Bakanının Türkiye'yi ziyaret etmeyi planladığı bir ana denk geliyor. Karabağ sorunu, her ne kadar Arap dünyasında meydana gelen sarsıntıların yanında önemsiz kalsa da genel meselelerin dışında hem Erdoğan'ın hem de Clinton'un ziyaretinde kesinlikle tartışılacak.

Bu öncelikle Amerika'nın Orta Doğu politikasının yeni unsurlarıyla alakalıdır. The Washington Post gazetesine göre Barack Obama yönetimi, bu bölgenin bir dizi devletinde iktidarın İslami hükümetlerin eline geçeceğine hazırlanıyor. Bu, Amerikan politikasına "daha çok dini açılar" getirebilir. Bu anlamda Türkiye politikasının İslam dünyasıyla "ortak değerler temelinde" ilişkiler kurmak yönündeki eğilimi, oluşmakta olan siyasi örtüye uyuyor. Ankara'nın Kemalizmin yıkılması sürecinde AB'nin Türkiye'yi üye olarak kabul etmek istemeyişini esas katalizör olarak kullanmasının bir tesadüf olmadığını düşünüyoruz. Bu yönde, Avrupa alanına tam olarak entegre olamayacağını hissederek Türkiye, AB'nin konumunu nitelik bakımından yeni bir ideolojiye sahip bağımsız bölgesel bir devlet olarak kendini değerlendirmek için "kamuflaj" olarak da kullandı. Türkiye'nin tutumu, bölgesel "enerji merkezi" olarak şekillenmesi, Rus ve Azeri enerji kaynaklarının Avrupa'ya taşınmasında transit ülke rolünü oynaması bakımından da yeni nitelik kazanıyor. Buna ilaveten, Suudi Arabistan'ın dış politikadaki aktifliğinin görülür bir şekilde azalmasından dolayı Orta Doğu'da jeopolitik önemi gittikçe artan komşu İran'la ticari, ekonomik, siyasi ilişkilerin ve enerji alanında işbirliğin coşkulu bir biçimde gelişmesi de var.

Neticede Orta Doğu'da Ankara, Moskova ve Tahran'ın taktiksel çıkarları örtüşmeye başladı. Stratejiye gelince, bazı bilgilere göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün geçenlerde gerçekleştirdiği İran ziyareti sırasında taraflar, ABD birliklerinin Irak'tan ve uluslararası askeri kontenjanın Afganistan'dan çıkışından sonra bölgenin yetki alanlarına bölünmesini düşünüyor.

Böylece, bölgede (Türkiye Osmanlı İmparatorluğu, Farslar İran olmak üzere) geleneksel tarihi matriksin yeniden oluşması süreci aslında tamamlanıyor ki bu, gelecekte Türkiye, Rusya ve İran'ınyeni dış politikalarının hatlarını belirleyecek. Ocak ayı sonunda Avrupa Güvenlik Konseyi Parlamenterler Meclisinde (AKPM) konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ülkesinintutumunu şöyle izah etti: "Nasıl ki İngiltere Birlik çerçevesinde aktif bir politika yürütüyorsa, Fransa da Kuzey Afrika devletleriyle tarihi bağları canlandırıyorsa, Türkiye de jeopolitik ve jeostratejik konumunun özelliklerine uygun olarak çevresindeki ülkelerle ilişkileri geliştiriyor." Yani Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde haklarını ileri sürerek Türkiye, "müttefik" Azerbaycan'ı yine de İran ve Rusya'nın tarihi etki alanına dahil ediyor. Bundan hareketle Türkiye, Orta Doğu'da manevralarını sınırlı kılan "Türk dayanışması"na değil de İslam'ın ilkelerine dayanan ve uzmanların fazla gözüne çarpmayan bir süreci yavaş yavaş teşvik etmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde pan-İslamist düşünceler birinci sıraya çıkartıldı. Jön Türklerin 1905-1908 devriminden sonra ise İstanbul'un başlıca sloganı pan-Türkizm oldu ki bu, İmparatorluğun gelişiminde büyük ölçüde belirleyici oldu. Sonra ise Kemal Atatürk örneğinde Türkizm ortaya çıktı.

Bu, kocaman Türk dünyasında şimdilik bağlayıcı ve hatta önder halka kabul edilen Azerbaycan'ın Türk jeopolitik şemasından düşmeye başladığı anlamına geliyor. Bu, başlangıçta Osmanlı İmparatorluğu ve Rus İmparatorluğu'ndaki Türklerin bir devlette birleştirecek olan "Sosyalist Turan" oluşumunu hazırlamakta olan Stalin senaryosunun hatlarını bire bir hatırlatmaktadır. Mustafa Kemal'in Bolşeviklerin sunduğu projeyi reddetmesinden sonra Stalin, Türkiye'ye yönelik gelecekteki faaliyetleri düşünerek "Azerbaycan" terimini kaldırdı ve "bütün Türk dünyasının lideri" olarak "geçici Sosyalist cumhuriyetinden" bahsetmeye başladı.

Bu arada, artık çağdaş bağımsız Azerbaycan, Türkiye ile ilişkilerini bu Stalin emsali çerçevesinde kurdu. Şimdi tersine Azerbaycan, Ankara'nın emperyalist tarzında düşünme ve hareketleriylemuhatap olmak zorunda. Çünkü Ankara'nın "emperyalizmi", Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşmesinin kaçınılmaz olduğunu öngörüyor. Bu arada bize göre, yeni Türk doktrini, Hürriyet gazetesinde yayımlanan "'Tek Millet İki Devlet' Belagatinde Gerginlik ve Anlayışsızlık Gizli" başlıklı makalede izah edilmektedir. Gazete, "Dış baskı değil, son birkaç yıl içinde Türk toplumunda yaşanandeğişimler , Türk-Ermeni yakınlaşmasının yolunu açtı. Ermeni meselesi, Türkiye için sırf dış politika davası değil, çok ulusluluk ve çok kültürlülüğünü kabul etme meselesi, milli kimlik sorunu olmuştur. Azeriler, Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik politikasının Azerbaycan'ın çıkarları doğrultusunda belirleneceği beklentisinde olmazlarsa akıllı davranmış olurlar. İki ülkenin dil ve kültür bakımında birçok ortak noktası olmakla birlikte, Azerilerin güçlü, İran, Rus, Avrupa ve Kafkasya mirasıyla yoğrulmuş kendilerine has bilinçleri var."

Yeni şartlarda Kafkasya'daki Türk politikasında, Ermenistan'la ilişkilerin normalleşmesini öngören Zürih Protokollerinin onanması sorununun öne çıkacağı öngörülebilir. Today's Zaman gazetesinin, Hillary Clinton'un Türkiye ziyareti sırasında Orta Doğu'daki olaylar, İran nükleer programı, Türk-İsrail ilişkiler ve Ermeni-Türk ilişkilerin normalleşmesi süreci gibi konuların görüşüleceğini yazması tesadüf değil.

Azerbaycan, zorlu bir seçim yapmak zorunda: Ya Türkiye'nin çıkarlarına uyarak yeni İslami ideolojiyiuygulamak, ya da kendini laik bir devlet olarak korumak. Şöyle veya böyle Azerbaycan öncelikle gerçekten şunu çoktan anlamalı: Türkiye'nin dış politikada ortak dil değerleriyle hareket ettiği dönem geçmişte kalıyor, "genel Türkizm" ve yeni oluşmuş "Müslüman dayanışması" aralığından Ermeni meselesi aktif bir şekilde sıkışıyor.

Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Araz Azimov, Türkiye'deki görüşmeleri sırasında olayların gidişatını değiştirebilir mi? Sanmıyorum.

Kaynak: Regnum / Stanislav Tarasov
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.