Eğer Diyojen, İskender'e ’Gölge etme başka ihsan istemem’ diye bir şiir söylemişse, Atatürk de öyle bir şey söylemiş olabilir tabii ki; neden olmasın?..
Fransa ihtilali yapıldığında; ’kardeşlik, eşitlik, özgürlük’ talebinin baskın geldiği ileri sürülüyordu...
O dönemdeki ’Eşitlik’ anlayışı asla ekonomik eşitlik değildi... Hukuk karşısındaki eşitlikti söz konusu olan...
Keza Adam Smith de ’Ulusların Zenginliği’ isimli eserinde ekonomik veya bir başka deyişle ’servette, gelir dağılımında eşitlik’ gibi kavramların üzerinde hiç durmamıştı..
O dönemde fukaralık da zenginlik de ’Allah'ın Takdiri’ diye tanımlanıyordu...
Zengini kıskanmak, fukaraya acımak Tanrı'nın adaletine karşı gelmek demekti...
İnsanoğlu Tanrı'dan daha mı iyi bilecekti?..
Madem Tanrı fukaralığı ve fukarayı yaratmıştı, diğerlerine düşen (elbette buna fukaralar da dahil) bu durumu kabullenmek, rızkına razı olmaktı...
Fukaralar, devletin ve zenginlerin (zekat) bağışlarıyla pekalâ karınlarını doyurabilirlerdi...
Karnı doyan insan neden suç işleyecekti ki?..
Burada ortaya iki durum çıkıyordu...
Birincisi, fukara insan kaderine razı olmalıydı...
İkincisi, fukaralık suçu teşvik ederdi ve o halde fukaralar devletin düşkün evlerinde veya zenginlerin sadakalarıyla karınları doyurularak suç işlemekten men edilmeliydi...
Oysa kutsal kitaplı dinler, suçluların ahlâken çökmüş insanlar arasından çıkmış olduklarını savunuyordu...
Nedense bu çelişki halen çözülebilmiş değil...
Suçu doğuran temel etken fukaralık mıdır?..
Cahillik midir?..
Yoksa ahlâksızlık mıdır?..
Veya fukara insan aynı zamanda ahlâksız mıdır?..
Peki ahlâk nedir?..
Varlıklı birine göre ahlâk, bir insanın malına, canına ve namusuna göz koymamaktır..
Yoksula göre ahlâk, biri yer biri bakarken kıyametin kopacağına inanmamaktır...
Karl Marks'la birlikte toplumun, yer yüzündeki tüm kaynakları adil bir biçimde paylaşmaları fikri atıldı ortaya...
Üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde olması ve o üretim araçlarından elde edilen artı değer aslında emekçilerin hakkıydı...
Ne büyük romantizm?..
Bu gün bile Marks'ın o günkü kuramlarının sağlam ve sadık müritleri o kadar çok ki...
Bizim ülkemizdekilerin ise çoğu akıllı(!) çıktıkları için kendilerini ’Yeni liberal’ diye yutturmayı başardılar...
İslâm devletleri, yoksulluğun Allah'ın bir tür cezası olduğuna inandıkları için, fukaralarıyla pek fazla ilgilenmemişlerdir..
Osmanlı, devlet aş evleri kurarak fukaraları devlete karşı ayaklanmaktan caydırmaya çalışmışsa da, tarihte Osmanlı sarayının fukaralığa karşı önlem aldığına dair somut bir yazılı belge (henüz) bulunamamıştır...
Fatih çarşısında kendisinden mal satın almak isteyen birisine ’Ben bu sabah siftah yaptım komşum ise hiç mal satmadı, sen git ondan al’ diye anlatılanlar ise tamamen kulaktan kulağa yayılan, sarayın da işine gelen söylentilerdir..
Avrupa da bu konuda Osmanlı'dan daha önde değildir hani...
İngiltere'de Charles Dickens ortaya çıkıp da Oliver Twist'i yazıncaya kadar hiç kimse Londra (veya bir başka kent) sokaklarında olan bitenle ilgilenmiyordu...
Oysa günümüzde en yoksul ülkeler bile fukaralığın Tanrı'nın cezası değil, sistemin bir aksaklığı olduğu konusunda hemfikirdirler...
Elbette yoksulluğun en temel sebeplerinden biri ’EĞİTİMSİZLİK’tir...
Aman ha!..
Lütfen dikkat!..
’EĞİTİM’ ile ’ÖĞRETİM’i karıştırmayınız...
Türkiye'de öğrenim açısından belki de dünyanın en entelektüel öğrencilerini yetiştirirken eğitim olarak dünya üçüncü liginde falan bile yer alamayız...
Amazon nehrinin uzunluğunu, debisini, rejimini bilen Türk genci; iyi bir servis elemanının hangi konularda uzman olması gerektiğini bilemez..
Çok yabancı dil bilenin (bir lisan bir insan) çok değerli kabul edildiği ülkemizde, Antalya yöresinde yedi yabancı dil bilen ama çorba kasesini otel müşterisinin önüne parmağı tabağın içinde getiren servis elemanları ile dolu olduğunu görülmez..
Neden?..
Atatürk İngiltere kraliçesine ’Ben ulusuma her şeyi öğrettim ama bir tek uşak (garson)olmayı öğretemedim’ demişmiş ya...
Peki yüce önder böyle bir şey söylemiş mi?..
Eğer Diyojen, İskender'e ’Gölge etme başka ihsan istemem’ diye bir şiir söylemişse, Atatürk de öyle bir şey söylemiş olabilir tabii ki; neden olmasın?..
Not: Hukuk, vicdan, adalet, yargı, eşitlik, fakirlik, din, kader, ilâhi takdir, eğitim, öğretim gibi kavramların birbirine karıştığı son günlerde içimden bunları yazmak geldi nedense...
09.04.2012
Kaynak: ROTAHABER
Atatürk İngiltere Kraliçesi'ne ne demiş? - M. Bayraktaroğlu
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler