You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ATATÜRK'e dil uzatan erdoğana Fatih Altaylı öyle bir çattı ki;

ATATÜRK'e dil uzatan erdoğana Fatih Altaylı öyle bir çattı ki;

Senior Member
ATATÜRK'e dil uzatan erdoğana Fatih Altaylı öyle bir çattı ki;
Altaylı’nın sözleri Erdoğan’ı kızdıracak

Atatürk’ün 10 yılına dil uzatan Tayyip Erdoğan’a Fatih Altaylı öyle bir çattı ki; İşte o sözler.

Türkiye’nin başına geçen liderlerin toplamını alsan, yetinmeyip bir de beşle çarpsan bir değil, yarım Atatürk etmez.


Başbakan Erdoğan’ın, İstanbul’a büyük nefes aldıran Kadıköy-Kartal metro hatının açılışında sarfettiği, ’10. Yıl Marşında geçer, demir ağlarla ördük falan, neyi ördün? Hiçbir şey örmüş falan değilsin. Ortada duranlar belliydi. Demir ağlarla şimdi Türkiye ’yi biz örüyoruz.’ şeklindeki sözleri gündeme damga vurmuştu.

İLK 10 YILA LAF SÖYLETMEM
Erdoğan'ın bu sözlerine Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı 'dan sert bir tepki geldi. "İlk 10 yıla laf söyletmem" diyen Altaylı, yazısına "Atatürk ’ten sonra Türkiye’nin başına geçen liderlerin toplamını alsan, yetinmeyip bir de beşle çarpsan bir değil, yarım Atatürk etmezler’ sözleriyle devam etti.

GEÇMİŞİ BEĞENMEZLİKLE YAD ETTİ
’Başbakan Erdoğan, dün yine kendi yaptıklarını överken, geçmişi, uzak geçmişi ’öfkeyle’ ve ’beğenmezlikle’ yâd etti. 10. Yıl Marşı’ndaki ’Demirağlarla ördük ana yurdu dört baştan’ cümlesine atıfta bulundu. O dönemde hiçbir şey yapılmadığını ima ederek ’Neyi ördünüz?’ diye sordu.

DİL UZATMAK HAKSIZIKTIR
’Dünyadan koptu. Ama cumhuriyetin ilk 10 yılına laf söylemek, dil uzatmak, eleştirmek çok ciddi bir haksızlıktır. Hak yemektir. Cumhuriyetin ilk 10 yılı evrensel bir başarı öyküsüdür. Atatürk’ten sonra Türkiye’nin başına geçen liderlerin toplamını alsan, yetinmeyip bir de beşle çarpsan bir değil, yarım Atatürk etmezler. Bugün sata sata bitiremediğiniz kurumların büyük bölümü onun eseridir.’

19.08.2012 - 10:32 En son haber
GELİN EY DOSTLARIM BİRLİK OLALIM.
İKİ CİHAN SELVERİNDEN SORALIM
SORULUR SORGULAR DARDA DURALIM
MÜRŞİDİ KAMİL'E KUL OLMADIKÇA...

( PİR ZÖHRE ANA )
Posting Freak
ATATÜRK'e dil uzatan erdoğana Fatih Altaylı öyle bir çattı ki;
rte ve saz arkadaşları on yılda Türkiyenin başına çorap örmekten başka ne yapmış ki...

İki metro durağı açmakla bir tren sürmekle lider olunmaz...

Atatürk gelecek nesil için çalışmış yüce bir liderdir. rte ise yanlızca kendi yandaşlarının geleceği için çalışan sıradan basit bir siyasetçidir. rte gibi yüz tane daha adam olsa hepsini toplasanız Atatürk'ün ayağının altındaki tozu bile olamaz...

Herkes haddini ve yerini iyi bilsin...

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılanları değerlendirirken kimse o dönemde bir savaşın enkazları altından çıkıldığını unutmasın. Yine hiç kimse bugün hazıra konup geniş imkanlar içinde Cumhuriyetin kazandırdıklarını satarak yapılanları bir marifetmiş gibi insanlara yutturmaya da kalkışmasın...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Administrator
ATATÜRK'e dil uzatan erdoğana Fatih Altaylı öyle bir çattı ki;
Bir insan tarihi ancak bu kadar çarptırabilir.

1911-1912 döneminden başlayarak, neredeyse hiç ara vermeden 1922 yılına kadar sürekli savaşmış bir toplumun, 1923 yılındaki ekonomik ve sosyal tablosunun, son derece umut kırıcı bir görünüm sergilemesi son derece doğaldı. Oysa, en olumsuz, en imkânsız koşullarda bile, bağımsızlık mücadelesini Atatürk’ün önderliğinde kazanan Türk Milleti, 1923 yılında sadece Cumhuriyet yönetimini kurmakla yetinemezdi.

1923 yılında kurulan Cumhuriyet, Osmanlı İmparatorluğu’ndan çok geri kalmış bir tarım ülkesi devralmıştı. Ülkedeki tarım teknolojisi, bin yıl öncekinden pek de farklı sayılmazdı. Türkiye’de traktör, zirai ilaç, ilaçlama aleti, kimyevi gübre gibi modern tarıma yönelik malzemelerin hiç biri üretilemiyordu.

El sanatları seviyesinde olan sanayii, loncaların devamı sayılabilecek gruplar halinde toplanmıştı. Başlıca sanayi kolları; tarım, dokuma, demircilik, seramik gibi hafif sanayi dallarında yoğunlaşmıştı. İş yerleri, genellikle “küçük zanaat” kategorisinde sayılabilecek atölyelerden ibaretti. İşyeri başına düşen ortalama işçi sayısı 2-3 idi. Mevcut irili ufaklı işletmelerin üçte ikiden fazlası Türklerin mülkiyetinde değildi.

1923 yılında, sadece silah ve mühimmat üreten birkaç fabrika dışında, milli denebilecek nitelikte, hiçbir sanayi kolu yoktu. Halıcılık ve dokumacılık, yabancı ülke ürünleri nedeniyle hemen hemen yok olmuş durumda, mevcut birkaç kuruluş da, yabancı şirketlerin elindeydi.

İşte, yıllar süren savaşalar nedeniyle tüm kaynaklarda tükenme noktasına gelmiş, ekonomik ve sosyal açıdan adeta çökmüş durumda bulunan bu ülke; Atasının önderliğinde, onun siyasi dehası ve devlet adamlığı sayesinde 1923 yılından itibaren de hızlı bir ekonomik ve sosyal gelişmeye sahne olmaya başlamıştır.

1923 yılında İzmir’de toplanan “İktisat Kongresi”, 1927 yılında çıkarılan “Teşvik-İ Sanayi Kanunu” ve 1934 yılından sonra uygulamaya konulan “Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı” sayesinde ulaşılan noktayı şöyle özetleyebiliriz:

1923 yılında Türkiye’de sadece İstanbul’da, o da ithal olan elektrik enerjisi kullanılırken, 1938 yılında 55 il, 103 ilçe, 15 bucak ve köy olmak üzere toplam 173 yerleşim merkezi elektriğe kavuşmuştu. 1923 yılında ülkede hiç elektrik üretilemezken, 1938 yılında 396.9 milyon kw. saat elektrik enerjisi üretilmeye başlanmıştır.

Sanayi alanında irili ufaklı işletmelerin sayısal ve nitelik olarak büyük bir artış kaydettiği görülmektedir. Tarım, madencilik, dokuma, ağaç ürünleri, kâğıt ve karton, maden ürünleri, bina inşaatı, kimya ve diğer sektörlerdeki sanayi kuruluşu sayısı 1938 yılında 1473’e ulaşmıştı.

Sanayi alanındaki bu hızlı atılım sayesinde, 1923 öncesi sanayinin milli gelirdeki payı yok denecek kadar az iken, bu oran 1923-1930 döneminde % 10’a, 1938 yılında ise % 16 ‘ya çıkmıştır.

Sosyal alanlardaki gelişmeleri ise şöyle ele alabiliriz:

1923 yılında yol, su, elektrik, okul, sağlık kuruluşları gibi kamu hizmet ve tesislerinin yetersizliği yüzünden tüm ülkedeki vatandaşlarımız sosyal açıdan büyük yokluklar içindeydi. 1923’ten itibaren, bu alanlarda da aynı hız ve şevkle yapılan çalışmalar sonucunda;

- 1923 yılında uzunluğu 4000 km. kadar olan ve tamamı yabancı şirketlerin mülkiyetinde bulunan demiryolları, önce millileştirilmiş, daha sonra 1932 yılında 5639 km.ye, 1938 yılında ise 7380 km. ye ulaşmıştır. bu alanda Türkiye yılda 225 km. uzunluğunda demiryolu inşa ederek o dönem için bir rekorun sahibi olmuştur.

- 1923 yılında mevcut kara yollarının uzunluğu 18.335 km. iken, 1932 yılında bu uzunluk iki misline çıkarılarak 36. 941 km.ye, 1938 yılında ise 40.235 km.ye ulaşmıştır.

- 1923 yılında toplam 22.000 ton yük taşıma kapasitesine sahip olan denizyollarında bu rakam, 1932 yılında 126.000 tona, 1938 yılında da 396.000 tona ulaşmıştır.

- 1923’te, tüm ilkokulların sayısı 4894, öğrenci sayısı 341.941, öğretmen sayısı 10.238 iken, 1932 yılında okul sayısı 6788’e, öğrenci sayısı 567.361’e, öğretmen sayısı 15.064’e yükselmiştir. 1938 yılında ise okul sayısı 7862’ye, öğrenci sayısı 813.636’ya, öğretmen sayısı ise 17.120’ye ulaşmıştır.

- 1923 yılında resmi ve özel tüm ortaokulların sayısı 72, öğrenci sayısı 5905, öğretmen sayısı 796 iken, 1932 yılında okul sayısı 190, öğrenci sayısı 36.068, öğretmen sayısı 1380 olmuş, 1938 yılında ise okul sayısı 228’e, öğrenci sayısı 83.642’ye, öğretmen sayısı 3402’ye ulaşmıştır.

- Cumhuriyetin kuruluşunda lise, mesleki ve teknik okul statüsünde 87 okul, 7788 öğrenci ve buralarda görevli 1051 öğretmen varken, bu sayılar 1932 yılında 134 okul, 14.886 öğrenci, 1558 öğretmene yükselmiştir. 1938 yılında ise, okul sayısı 156’ya, öğrenci sayısı 36.716’ya, öğretmen sayısı 2311’e ulaşmıştır.

- 1923 yılında fakülte ve yüksek okul statüsünde 9 okul, buralarda okuyan 2914 öğrenci ve 307 öğretim üyesi varken, bu rakamlar 1932 yılında okul olarak 18’e, öğrenci sayısı 5295’e, öğretim üyesi sayısı 502’ye yükselmiştir. 1938 yılında ise 19 fakülte ve yüksel okul, buralarda okuyan 10.213 öğrenci, 855 öğretim üyesi bulunmakta idi.

- Eğitim ve öğretim alanındaki bu çalışmalar sonucunda; 1923 yılında ülkedeki okur-yazar oranı % 10.6, öğrenci sayısı 350.000 civarında iken, 1938 yılında okur-yazar oranı %22.4’e, öğrenci sayısı ise 1.110.000’a çıkmıştır.


Mustafa Kemal Atatürk bütün kurum ve kuruluşları [B]MİLLİLEŞTİRİRKEN sen ne yapıyorsun ?..

Milli olan birçok kuruluşu SATIYORSUN !..

Adına da ÖZELLEŞTİRME diyorsun.

Türk Telekomdan başlayarak satılan fabrikalar,limanlar,bankaları buraya yazmakla bitiremeyiz.

Mütareke Basını sus pus. [/B]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.