You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk ateist değil ‘deist’ti !

Atatürk ateist değil ‘deist’ti !

Administrator
Atatürk ateist değil ‘deist’ti !
Atatürk ateist değil ‘deist’ti !

[Resim: 45.jpg]

Bilgi Üniversitesi’nden bir profesör, Atatürk’le ilgili ilginç ifadeler kullandı..


Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mete Tunçay, ‘Tek parti döneminde pozitivist anlayışla halkı bilime inanmaya zorlamak tepkiler yaratmıştır. Bu tepkilerin üzerine Demokrat Parti, iktidara gelebildi, Süleyman bey de kaç sene iktidara gelebildi. Öyle anlaşılıyor ki bu AK Parti üzerinde uzunca süre devam edecek’ dedi.

BATI BİR GEÇMİŞ UYDURMUŞ

Prof. Dr. Mete Tunçay, İnönü Üniversitesinde düzenlenen ‘Batı Düşüncesine Eleştirel Bakış’ konferansında yaptığı konuşmada, Batı uygarlığının 500 yıllık bir uygarlıktan ibaret olduğunu belirterek, ‘Ama Batı, kendisine bir geçmiş uydurmuş. O geçmişte eski Yunan medeniyetine dayanıyor’ dedi.

‘ATATÜRK DEİSTTİ’

Aydınlanmanın 18. yüzyılda yaşandığını ifade eden Tunçay, ‘Aydınlanma dinin dışında bilime yönelmek olarak kabul edildi. Aydınlanmada pek çok insan dini reddetmekle birlikte tanrıyı reddetmemiş deist olmuş, deist yani yaradancılık. ‘Bu dinde bir takım hurafeler olabilir, ama aslolan bir yaratıcısı olmalı bu alemin’ diyorlar. Atatürk’ün de bir deist olduğunu düşünüyorum. Agnostik ya da ateist değildi’ diye konuştu.

DİN VE DEVLET İŞLERİ AYRILMAZ

19. yüzyılda batı düşüncesinin temelinin pozitivizm yani bilime inanma şeklinde geliştiğine işaret eden Tunçay, pozitivizmin Türkiye’de 20. yüzyılda hakim olduğunu dile getirdi. Tunçay, şunları ileri sürdü:

‘Türkiye’de laiklik dinle devlet işlerinin ayrılması diye yanlış bir tanımla anlatılır. Türkiye’de dinle devlet işleri ayrılmaz. Tam tersine Türkiye’de din devlet denetim altında olmuştur. Çağdaşlaşmanın çok önemli bir bacağı dinin kamusal hayata hakim durumda olmasına izin vermemek. Ama bu izin vermemek yasakla değil, toplumun geliştirerek buna ihtiyaç duymaması ile olmalı.

İYİ BİR MÜSLÜMAN DEĞİLİM AGNOSTİĞiM

Hilafetin kaldırılması, Cumhuriyet döneminde laiklik için atılan adımların başında geliyor. Hilafet kaldırılmasa ne olurdu sorusunu düşünüyorum. İyi bir Müslüman değilim, agnostiğim. Türk toplumunda hilafetin onayı ile cumhuriyet devrimleri yapılmış olsaydı bugün acaba böyle din temelli bir hareket iktidara gelme imkanını bulabilir miydi? Tek parti döneminde pozitivist anlayışla halkı bilime inanmayı zorlamak tepkiler yaratmıştır. Bu tepkilerin üzerine Demokrat Parti, iktidara gelebildi, Süleyman bey de kaç sene iktidara gelebildi. Öyle anlaşılıyor ki bu AK Parti üzerinde uzunca süre devam edecek.’

DEİZM NEDİR

Deizm veya yaradancılık, evreni bir tanrının yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiç bir müdahalesi olmadığını savunan görüştür. Deistler sadece tekbir tanrı olduguna inanırlar...
Posting Freak
Atatürk ateist değil ‘deist’ti !
atatürk müslüman mete efendi alahın evliyası ögrende konuş laf olsun torba dolsun diye konuşma
Babam Seninle Dogdum Seninle Ölecegim Varsın Bana Ölüm Senin Yolunda Senin Işıgında Gelsin Grurumsun Pirimsin Atamsın Örnek Aldıgım Tek Lidersin BABAM
Atatürk
Posting Freak
Atatürk ateist değil ‘deist’ti !
Atatürk’ün, İslamiyet’ten ve Hz. Peygamber’den övgüyle ve hürmetle bahseden, Müslümanlığından dolayı iftihar ettiğini dile getiren pek çok sözü vardır. Milli mücadelenin kazanılmasından sonra, çıktığı yurt gezilerinin birinde, 07.02.1923 tarihinde Balıkesir Zağanos Paşa Camiinde Atatürk halka şu hutbeyi irad eder:

’ Ey millet! Allah birdir, şânı büyüktür . Allah’ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve rasûl olmuştur. Kanun-ı esâsi, cümlenizce m a l u m d u r ki, Kur’an-ı azimüşşândaki naslardır. İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikata tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve hakikat tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer ilahi doğal kanunlar arasında tezat olması icabederdi.
Çünkü bilcümle kevni kanunları yapan Cenâb-ı Hak’tır.

Arkadaşlar! Cenâb-ı Peygamber, mesaisinde iki dâra yani iki haneye sahip bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Efendiler, amiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, tâat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapmak lazım geldiğini düşünmek, yani meşveret için yapılmıştır’’ (Söylev, C II, s 94)

Atatürk, Fransız gazeteci Maurice Perno’nun, din hakkında sorduğu sorulara şu cevabı verir:

’Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz. Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. fiuûra aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor’’ (Enver Ziya KARAL, Atatürk’ten Düşünceler, s 73).


16 Mart 1923’te Adana Türk Ocağı’nda yaptığı konuşmada ise Atatürk dinimiz hakkında şöyle der: ’’Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve mel’anetten gelmiştir. Halbuki elhamdülillah, hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız.... Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçüyle hangi şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey, akla, mantığa, halkın menfaatine u y g u n d u r, biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın, o şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın tetabük ettiği (uygun düştüğü) bir din olmasaydı, ekmel (en mükemmel) olmazdı, âhir(son) din olmazdı ’. (Borak, s 33)


Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış duyurusu, onun İslamiyet ve Peygamberimizle ilgili düşüncelerinin izlerini taşır. Atatürk bu duyuruda TBMM’nin, günün kutsallığından faydalanmak, milletvekilleriyle Hacı Bayram Camii’nde cuma namazı kılmak, Kur’an ve namazın nurlarından faydalanmak için 23 Nisan cuma günü açılacağını bildirmiştir. Açılış dolayısıyla valiliklerde hatim, Buhari, Muhayiri şerif okutulmuş, dualar ettirilmiştir. Hatim okutup, cumanın feyzinden yararlanmak istemesi yanında Peygamberimizin sözlerinden oluşan ’Buhari’ adlı hadis kitabını okutması da Peygamberimize duyduğu sevginin sonucudur.

30.10.1922 tarihli meclis müzakerelerinde, Atatürk şöyle der:

’’ Hz. Muhammed, çocukluk ve gençlik günlerini geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı. Yüzü nûrani, sözü rûhâni, rüşd-i rü’yette bedelsiz, sözünde sadık, hilm-ü mürüvvetçe başkalarına üstün olan Muhammed Mustafa, evvelâ bu hususi vasıflarıyla kabilesi içinde ’Muhammed’ül Emin’ oldu. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet ve kırk üç yaşında risâlet geldi. Fahr-i âlem efendimiz sonsuz tehlikeler içinde, sonsuz mihnetler karşısında yirmi sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait vazifesini ifaya muvaffak olduktan sonra vefat etti.’ (Borak, s 37)

Dolmabahçe sarayında, tercüme bir kitabın kendisine arz edildiği bir mecliste, Atatürk şu sözleri sarfeder: ’Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir, O’nun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.’ (Ahmet GÜRTAŞ, Atatürk ve Din Eğitimi, s 26-27).

Atatürk’ün, çeşitli vesilelerle açıkladığı İslamiyet ve Peygamberimizle ilgili görüşleri apaçık ortadadır. Bunun üzerine yorum yapmaya bile gerek yoktur. Son olarak peygamberimiz ile ilgili sarf ettiği şu sözü dikkatle okuyalım: ’ O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuca kadar o ölümsüzdür.’ (Utkan KOCATÜRK, Atatürk’ün fikir ve Düşünceleri, s 208).

alıntı
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.