You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk’e saldırı organize bir iştir

Atatürk’e saldırı organize bir iştir

Administrator
Atatürk’e saldırı organize bir iştir
ATATÜRK’E SALDIRI ORGANİZE BİR İŞTİR

Geçtiğimiz yıl vefat eden Av. Şiar Yalçın, 12 Mart döneminde, avukatlık hakları elinden alınan bir aydınımızdır. İttihat ve Terakki Partisi’nin Maliye Bakanı olan babası Cavid Bey, İzmir Suikasti davasında yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir. Şiar Yalçın bakınız Atatürk’ü nasıl değerlendiriyor:

“….[B]Ama bütün bunlara rağmen ben Atatürk’e sadece bu yüzden bile olsa dil uzatmaktan hicap duyarım çünkü vatanım; kurtuluşunu, bağımsızlığını ve beceriksiz yöneticilerin elinde düştüğü bugünkü hiç de parlak olmayan durumuna rağmen, çağdaşlığını ona borçludur. Ne mutlu bize ki, Fransız ve özellikle Bolşevik ihtilâllerinde olduğu gibi düzmece yargılamalar ve sorgusuz sualsiz infazlarla suçlu veya suçsuz on binlerce insanımız hayatını kaybetmemiştir” (Cumhuriyet, 27.03.1994)![/B]

Babası Atatürk döneminde asılan Şiar Yalçın, Atatürk’ü karalayan tek bir kelime etmezken, Atatürk’e saygısızca dil uzatan şu sözde akademisyen, gazeteci, yazar ve siyasetçi taifesine de ne oluyor?

Atatürk’e bu kinlerinin sebebi nedir?

Sorunun cevabını yine biz verelim: Küresel aktörler devletimizi dönüştürmeye karar verdiler. Bunun için de, başta kurucu önderi ve kurucu ilkeleri olmak üzere bu devlete ait her şeyin kötülenmesi ve itibar kaybettirilmesi gerekiyor.

İşte Atatürk’ü hedef alan kara propagandanın sebebi budur! Bu senaryonun ‘Ayarlanmış Aktörleri’ Atatürk’e karşı oluşturulan ‘Husumet Cephesi’ne, toplumumuzun daha geniş kesimlerini katabilmek için canla başla çalışıyorlar! İşte Dersim Harekâtının ısıtılıp ısıtılıp gündeme taşınmasının sebebi de budur.

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün, Cumhuriyete karşı tavrı belli olan Zaman gazetesinde, hem de Atatürk’ün öldüğü tarih olan 10 Kasım günü yayınlanan mülâkatında, “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır” iddiasında bulunarak, Dersim tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Başta Zaman gazetesi olmak üzere yandaş basın, Hüseyin Aygün’ü destekliyor; Dersim üzerinden Atatürk ve Cumhuriyet yargılanıyor! Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne’ye göre “l937-1938 yıllarında 50 bin insan öldürülmüş! Devlet önce bu bölgede bir isyan çıkartmış; sonra da isyanı bastırmak bahanesi ile katliam yapmış! Kılıçdaroğlu 1937’in CHP’sinin misyonunu temsil etmek zorunda değilmiş!”

Zaman gazetesinin bir başka yazarı İhsan Dağı da, İhsan Sabri Çağlayangil’in, “Dersimlileri kimyasal silah kullanarak, mağaralarda fare gibi zehirlediler” iddiasına yer vermiş. Dağı’ya göre ‘katliamda’ ölenlerin sayısı 50 bin ile 100 bin arasındaymış!(Zaman, 18.11.2011)!

Bu tartışmalara iktidar kanadı da müdahil oldu; hep birlikte CHP’nin Tek Parti iktidarına; katliamın sorumlusu olarak gösterilen İsmet Paşa’ya ve O’nun üzerinden de Atatürk’e saldırılıyor; Hüseyin Aygün’e destek çıkılıyor ve ‘tarihimizle yüzleşmeliyiz’ deniliyor!

[BNeresini düzeltelim? Bir kere İsmet Paşa bu harekâtın hız kazandığı tarihlerde hâdisenin dışındadır çünkü Atatürk onu Başbakanlıktan almış ve yerine 20 Eylül l937 tarihinde Celal Bâyar’ı atamıştır; harekât bu tarihten sonra hız kazanmıştır.[/B] Seyit Rıza 15 Kasım 1937 tarihinde asılmıştır. Katliamın yapıldığı iddia edilen tarihte Başbakan Celâl Bayar’dır! İsmet Paşa’nın isminin telâffuz edilmesinin amacı, İsmet Paşa CHP’sine tarihi husumeti olan fakat Atatürk’e bağlı olan vatandaşlarımızı da ‘Atatürk’e Husumet’ cephesine dahil edebilmektir! Diğer taraftan, bu isyan hareketi sırasında ölenlerle ilgili olarak 50 bin, 100 bin gibi son derece mübalâğalı sayılar verilmektedir. Hâlbuki o dönemde toplam bölge nüfusu 50 binin biraz üzerindedir!

“Ne yani, adamlar yalan mı söylüyorlar, üstelik bunların kimisi de akademisyen?” diyebilirsiniz. Çukurca’da 24 askerimizin şehit edilmesinden sonra yandaş basının, ordumuzun 20 bin askerle ve tanklar eşliğinde, Irak’a sınır ötesi harekât yaptığını söyleyenler de bu güruh değil miydi? Bizzat Genelkurmay bunları yalanlamadı mı? Amaçları, vatandaşlarımızı manipüle etmek, bilgi kirliliği yaratmaktır.

Burada bir de kurnazlık yapılmakta; CHP doğrudan olayların sorumlusu olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Hâlbuki, o dönem tek parti dönemidir. CHP demek Devlet demektir çünkü başka parti yoktur. Celâl Bayar da, Adnan Menderes de, Refik Koraltan da CHP’nin milletvekilleridir! Hattâ Celâl Bayar Başbakan olmadan önce de kabine üyesidir ve Atatürk’ün değişmez İktisat Bakanıdır! Şunu da açıkça ifade edelim ki, Atatürk öldükten sonraki süreçte CHP artık O’nun partisi olmaktan çıkmıştır. Bazı çevrelerin, bunu çok iyi bildikleri hâlde sırf siyasi kazanç hesabı ile, CHP ile Atatürk’ü ve Devleti özdeşleştirerek, CHP’nin Dersim konusunda bir hesaplaşma yapmasını talep etmeleri çok talihsiz bir demagojidir. 10 Kasım 1938’den sonraki CHP artık başka bir partidir. Bu konuda tereddütleri olanlara Hikmet Bilâ’nın “CHP Tarihi” kitabını okumalarını tavsiye ederiz.

Bu bakımdan, Dersim’de eğer bir sorumlu varsa bu, CHP değil, Devlettir! Ne yazık ki, ‘Devlette Devamlılık’ esasının da yok olduğu anlaşılıyor! Osmanlı’nın çöküş dönemi bile benimsenirken, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına sahip çıkılmaması ve devletimize yapılan bu alçakça saldırıların Devlet tarafından seyredilmesi hüzün vericidir.

Hiçbir araştırma yapılmadan, bazı gazete ve televizyonlarda, ‘Ordumuzun kimyasal silah kullandığı ve insanların fare gibi mağaralarda öldürüldüğü’ iddialarına yer verilmesi Psikolojik Harp’in boyutlarını göstermektedir. Bu iddia Adalet Partisi döneminde, yani l960 yılından sonra Dışişleri Bakanlığı da yapmış olan İhsan Sabri Çağlayangil’e aittir. Bu zatın Atatürk’ü pek sevmediği bilinir. Kaldı ki, sözü edilen tarihte ordumuzun elinde bu tür kimyasal silahların bulunmadığı bilinmektedir. Şunu hatırlatalım ki, yalan da bir Psikolojik Harp Metodudur. Her yalana mutlaka inanan birileri bulunur!

Dersim’de bazı haksızlıklar olmuş olsa bile, bugün bu yarayı kaşımanın zamanı değildir. Bunun bölgemizde yürürlüğe konulan emperyalist senaryolara hizmet edeceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Cumhuriyetimizin karşı karşıya bulunduğu büyük tehlike karşısında, bu ülkeye bir nebze bağlılık duygusu taşıyan her vatandaşımız engin bir sorumluluk duygusu içinde hareket etmelidir.

Yeni ‘SİVİL’ Anayasa dayatmaları, Atatürk’e yapılan çirkin saldırılar; Osmanlı’nın ilk dış borçla tanışmasını sağlayan ve imparatorluğun sonunu hazırlayan Padişah Abdülmecid’in Meclis Başkanlığı’nca anılması; Osmanlıyı yok eden emperyalistlerin, bugün ‘Yeni Osmanlıcılık’ tezgâhını önümüze koymaları birbirinden bağımsız gelişmeler değildir. Uyanık olmalıyız.

İsmail Ş. Aydın

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.