]
Bazen öyle insanlar çıkar ki karşına öyle zayıf anlarında yakalarlar ki seni o şiddetli sarılışları onlarla yaparsın. Tabi ki o da karşılık verir sanki yerini o an için dolduruyormuş inancıyla sen zorladıkça zorlayan cinstendir. Yok ama bilmez ki bu ayrıdır. Bir kere o çok eskilerden hatıra koku yoktur üzerinde koklamaya alıştığın. O tik tak atan
şiddetini gözbebeklerinin büyümesinden anladığın dinledikçe hissettiğin yüreğin sesi başka türlüdür yerini tutmaz. Kollar bir başka türlü sarardı ki seni o sarılış bedeni sardı mıydı korku üzüntü kaygı kalmazdı. O eve geç gelişlerini bekleyen meraklı gözler telaşla kapıyı açtığında seni karşısında görmenin verdiği mutlulukla bir başka parlardı. ]
Şimdi yoksun. Uzaktasın... Kulaklarım o her sabah beni uyandırdığın sese muhtaç şimdi. O merakla gittiğim gördüğüm yaptığım ettiğim her yeri her şeyi dinlemeye hazır seni özlüyorum. O asabi tavırlarıma sabırla karşılık veren seni özlüyorum. Uzak değilsin belki ama sana istediğim an uzanamayan ellerimi bir yerlere sığdıramıyorum.
]
Her şey içimde patlıyor; sevinçler kederler kaygılar... Kimse yerini tutmuyor. Olmuyor işte; diyeceksin kocaman oldun ne bu çocukça yalnızlık. Bu yalnızlık değil annem sensizliğe alışamamanın sitemi her boşlukta beni saran.
]
Yine de uzaklarda olsan da varlığını bilmek güzel. Hayatta olman bana güç veriyor. En azından senin için bir şeyler yapıyor olmanın gururu ve inancıyla yaşıyorum. Ama yine de ister otuz otuzbeş ister kırk kırkbeş suya muhtaç bir çiçek gibi sana muhtacım.
Seni çok seviyorum...