You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Alman şarkiyatçılar ve Bektaşilik

Alman şarkiyatçılar ve Bektaşilik

Administrator
Alman şarkiyatçılar ve Bektaşilik
Fuad Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinin ilk kısmı Ahmed Yesevi’ye, ikinci kısmı ise Yunus Emre’ye ayrılmıştır. Ancak Köprülü daha sonra İslam Ansiklopedisi için kaleme aldığı ’Ahmed Yesevi’ maddesinde şöyle yazacaktır: ’Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ı yazarken, gerek Ahmed Yesevi’nin sufiyane şahsiyetini, gerek Yesevi tarikatının hüviyetini tamamıyla Nakşibendi kaynaklarının gösterdiği şekilde tasvir etmiştim. Hâlbuki, Babai, Hayderi ve Bektaşi an’anelerinin Ahmed Yesevi hakkındaki rivayetleri, şüphesiz, tarihi hakikate daha yakındır’ Horasan’da daha XIII. asırda Hayderiye tarikatının doğmasında müessir olan Yesevilik, yine bu asrın ikinci nısfında Anadolu’da Babai ve Bektaşi tarikatlarının teşekkülünde de mühim bir âmil oldu.’

II. Mahmud 1826’da Yeniçeri ocağını kapattığında, Bektaşilik de büyük bir darbe gördü. Evrakları yakıldı, müntesipleri katledildi, yeni dergâhları ortadan kaldırıldı, eski dergâhlar ise Nakşibendi tarikatına verildi. 20’nci yüzyılda tarikat kısmen masonluk yoluyla devlet adamlarına yakınlaşarak kendisine bir savunma mekanizması kurmaya çalışırken, 1925’te yürürlükteki anayasaya aykırı bir kanunla tekke ve zaviyeler kapatıldı ve tüm tasavvufi etkinlikler yasaklandı. Hacı Bektaş’taki pir dergâhı tek parti döneminde ziraat deposu yapıldı. Çok partili dönemde de şehirlerdeki Bektaşi tekkeleri devletin imkânlarıyla restore ettirildi ve oy beklentisiyle, köyden kente göç eden Alevilerin kurduğu derneklere tahsis edildi. Oysa Alevilik soy ile devam eden bir olgudur; Bektaşiler ise hiç evlenmemiş olan pirleri Hacı Bektaş Veli’nin yol evlatları Babagânlardır. Bir Alevi’nin Bektaşi ayinine katılması için, ikrar verip tarikata intisap etmesi gerekir.
Babagân Bektaşiliğin kaynağı, görüldüğü üzere Orta Asya Türk sufiliği yani Ahmed Yesevi ve ardıllarıdır. Ancak bu kol İstanbul’un dışında ağırlıklı olarak Rumeli’de yaygındır. Bunda Rumeli’ye İslam’ın Bektaşi tarikatı tarafından yayılmasının büyük payı vardır.

YAKIN DÖNEMİN İSİMLERİ

Bektaşilik, az sayıda ama seçkin bir zümre arasında yaygındır. Osmanlının birbirinden değerli şairleri, müzisyenleri, fikir adamları bu tarikata mensuptur. Cumhuriyet döneminde de bu tavır devam etmiştir. Bir önceki ’Dedebaba’ yani Bektaşi kutbu olan Bedri Noyan, kulak burun boğaz doçenti bir tıp hekimiydi ve tarikatla ilgili bilimsel nitelikte çok sayıda esere imza atmıştı. Bir dönem İstanbul’a da gelen ama Bektaşi kisvesi ile gezdiği için hükümeti rahatsız eden Ahmed Sırrı Baba, Rıza Tevfik, Topal Tevfik Baba, Turgut Koca Baba ve Şevki Koca Baba gibi Bektaşiler yakın dönemin en renkli isimleriydi.
Manastır ile Selanik arasında kalan Kayalar’a bağlı Langa köyünden, tarik-i nazenin müntesibi bir ailenin 90 yıl önce köklerinden koparılmış çocuğu olarak uzun zamandır Bektaşilik konusunda bulduğum her şeyi biriktiriyorum. Bektaşilik, akademisyenler, seyyahlar amatör araştırmacılar ve yabancılar için oldukça cazip bir konu. Örneğin bir İngiliz tarihçi ve arkeolog Frederick William Hasluck’ın Bektaşiliği Balkanlar’daki Hıristiyanlıkla karşılaştıran makaleleri Bektaşilik Tedkikleri başlığı altında toplandı ve 1928’de Fuad Köprülü’nün başında bulunduğu Türkiyat Enstitüsü tarafından eski harflerle basıldı. Rus ve Türk asıllı, Fransız vatandaşı İrene Melikoff da Bektaşilik denince akla ilk gelen yazarlardandır.

HIRİSTİYANLIĞA EĞİLİM

Muhammet Koçak; Almanlar tarafından kaleme alınan, Bektaşilik hakkındaki en eski çalışmanın 1908’e ait olduğunu yazıyor. Georg Jacob’a ait bu 58 sayfalık risalede Bektaşiler İslam’dan uzak bir yaşantı sürdüren, hatta Hıristiyanlığa eğilimli bir topluluk olarak betimleniyor. Almanya’da bunu takip eden yayınlar şöyle sıralanıyor: 1913’te Karl Wulzinger, Frigya Bölgesinde Üç Bektaşi Tekkesi adlı araştırmayı yayımlamış; 1914 ve 1927 yıllarında da Bektaşi Velayetnameleri Almancaya kazandırılmış (Muhammet Koçak, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 65).
Bektaşilik ile ilgili ülkemizdeki akademik çalışmalar ne yazık ki Müfid Yüksel ya da Refik Engin gibi araştırmacıların eserlerinden alınan keyfi vermiyor. Ancak yakın zaman önce, Georg Jacob’un yukarıda anılan risalesinin, İlhami Yazgan tarafından hazırlanan bir derleme içerisinde dilimize kazandırılması heyecan verici. Yazgan eserinde her ne kadar yol bağı olan Bektaşiliği ve soy bağı olan Aleviliği aynı şeylermiş gibi gösterse de 19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni adlı kitabında son derece önemli üç Almanca metni çevirmiş. Bu metinler sözünü ettiğimiz Georg Jakob, Felix Von Luschan ve Edmund Naumann’a ait. Georg Jakob, Bektaşiler’i; Edmund Naumann, Kızılbaşlar’ı; Felix Von Luschan ise Tahtacılar’ı ele almış. Üç yazı da beklenenin aksine Türk insanını değil, Almanları tanıma fırsatı veriyor. Örneğin Felix Von Luschan, Tahtacılar’ın kafatasları üzerinde ölçümler yaparak, onların eski Likyalılar’ın devamı olduğu sonucuna varıyor. Bu yöntem tek parti döneminde Afet İnan tarafından bu kez herkesin Türk olduğunu kanıtlamak amacıyla 60 bin kafatası üzerinde uygulandı. Bunu Zafer Toprak’ın Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji adlı kitabında okuyabilirsiniz. Hatta bu Alman-Türk bilim rekabetinin parodisi de İhsan Oktay Anar’ın Yedinci Gün adlı romanında yer almaktadır.
İlhami Yazgan’ın derlemesi gerçekten önemli bir belge. Uzun zamandır Alman hükümetleri Aleviliği İslam’dan bağımsız, ayrı bir din haline getirmek için büyük paralar harcıyorlar. İlhami Yazgan’a ait 19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni adlı kitap sayesinde, bu çabaların benzerlerinin geçtiğimiz yüzyılın başında da var olduğunu görmek ilgi çekici.

DEĞİNİ

ESKİMEYECEK BİR ÇALIŞMA

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, tasavvufi bir roman olan A’mâk-ı Hayâl ile tanınsa da aslında felsefe ve tarih alanında eserler vermiştir. Jön Türkler’le yürüttüğü faaliyetler yüzünden Fizan’a sürülen ve orada Arusi tarikatına intisap ederek tasavvufla tanışan Ahmet Hilmi, bir dönem İstanbul Darülfünun’unda felsefe dersleri verdi. Yediği yemekten zehirlenerek vefat eden Ahmet Hilmi’nin ölümü, siyonizm ve masonluk aleyhine yazdığı yazılar nedeniyle şüphe çekmiştir. Filibeli Ahmet Hilmi’nin Elips Kitap tarafından yayımlanan ’İslam Tarihi’ adlı yapıtı, daha çok tarihi olaylara yaptığı sosyolojik, psikolojik ve felsefi tahlillerle dikkat çeker. Kitap bu açıdan tarihi olduğu kadar felsefi bir çalışmadır da. Filibeli Ahmet Hilmi’nin özellikle İslam mezhepleri ve farklı okullar hakkında yazdıkları, bugün bile ilgiyle okunabilecek niteliktedir.
(İslam Tarihi, Filibeli Ahmet Hilmi, Elips Kitap, 2013, 518 sayfa)

YILLAR SONRA YENİDEN

Namık Kemal, ’hürriyet’ sözcüğünü icat etmiş ama hürriyeti yaşayamamış büyük bir edebiyatçıdır. Jön Türkler’in fikir babalarından biri olan Namık Kemal’in az bilinen yönlerinden biri de tarihçiliğidir. İstanbul’un fethini konu eden Bârika-i Zafer, birer hal tercümesi olan Fatih, Selim ve Selah’eddin ve Silistre kuşatması hakkındaki Kanije, hepsi onun unutulmuş tarih çalışmalarıdır.
Namık Kemal’in tarih alanındaki en önemli eseri, ’Osmanlı Tarihi’ adlı kitabıdır. Önce Osmanlı askeri tarihini yazmayı tasarlayan şair daha sonra bu çalışmasını genişleterek Osmanlı tarihine dönüştürmeye karar vermiştir. Daha tamamlanmadan basılan ve büyük ilgi gören kitap, okurlarda milli bir heyecan uyandırmayı amaçlıyordu. Fakat II. Abdülhamid’in jurnalcilerinin ihbarı üzerine kitabın baskısı durduruldu. Ne yazık ki Namık Kemal kitabı tamamlayamamış ve Yavuz Sultan Selim’in ölümüne kadar yazabilmiştir. Elips Kitap bizlere yıllar sonra yeniden şairin bu duygu yüklü eserini okuma fırsatı tanıyor. (Osmanlı Tarihi, Namık Kemal, Elips Kitap, 2013, 1156 sayfa)

Alper ÇEKER /Akşam Gazetesi

[Resim: 14.jpg]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.