You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Alevilikte - Ma/ Kadın Ana Gelenegi.

Alevilikte - Ma/ Kadın Ana Gelenegi.

Member
Alevilikte - Ma/ Kadın Ana Gelenegi.

Kadın Ana Geleneği


Aşık Paşazade’nin, 13. yüzyıl Anadolu’sunda, varlıklarından bir cümle ile bahsettiği, Ortaçağ’da Ön Asya’da unutulmuş bir köşede, savaş bezgini, mahzun ve meczup dervişleri ağırlayan, onları doyurup giydiren, mutsuzluklarına merhem olmaya çalışan, bu talihsiz dervişlerden sırları, kerametleri ve emanetleri devir alarak sonraki kuşağın o hırslı, yürekli, akıllı ve becerikli ustasına teslim eden ünlü kadınlar teşkilatı; Anadolu tarihinin aydınlatılmaya muhtaç karanlıkta tutulmuş bir sayfası olarak bugüne kadar esrarını korudu.

Bin yıllar boyunca, Anadolu sosyal hayatının önemli bir parçası olan bu Sufi Kadınlar Topluluğu hakkında Aşık Paşazade’den sonra ilk çalışmayı Alman araştırmacı Fr. Taeschner yaptı. ‘Futuvva’ adlı eserinde konuya değinen Fr. Taeschner, Ortaçağ’ın koşullarında Anadolu’da, kadınların böylesi geniş alana yayılmış bir sosyal yapı olarak örgütlenebilmiş olmalarının ihtimal dahi olamayacağını öne sürdü. Fr. Taeschner’e göre Aşık Paşazade’nin metninde bir yazım hatası vardı. ‘Bacıyan-ı Rum’, yanlış aktarım sonucu ortaya çıkmış bir kelimeydi. Doğrusu ‘Hacıyan-ı Rum’ (Anadolu Hacıları) ya da ‘Bahşıyan-ı Rum’ (Anadolu Ruhbanları) olmalıydı..

Fuat Köprülü, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu’ adlı eserinde Aşık Paşazade’nin, Bacıyan-ı Rum olarak adlandırdığı Ortaçağ Anadolusu’nda kadınlar tarafından oluşturulmuş bir sosyal zümrenin varlığını doğruladı, ancak gerektiğinde savaşabilen Sufi Kadınlar Topluluğu olarak nitelendirdiği bu sosyal sınıfın, tarihi ve işlevi konusunda herhangi bir bilgi vermedi.

Fuat Köprülü’den yaklaşık altmış yıl sonra, Mikail Bayram, Sencer Divitçioğlu, Ö.L.Barkan ve Selahattin Doğuş yazdıkları metinlerde, Bacıyan-ı Rum üzerine görüşler belirttiler. Bu konuda bugüne kadar ortaya atılan akademik ciddiyeti bulunmayan tespitlere göre Bacıyan-ı Rum:

- Ortaçağ Anadolusu’nda Türkmen kadınlarının kurduğu bir teşkilattır.
- Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında ortaya çıkan dini, tasavvufi bir zümredir.
- Anadolu’nun İslamlaşma ve Türkleşme sürecinde aktif görevler üstlenmiş Türk kadınlar topluluğudur.

Araştırmacılar, Türk-İslam sentezinin kırmızı çizgileri içinde yorumlar yaptılar, fakat yorumlarına ,doğal olarak kanıt gösteremediler. Aşık Paşazade, 20. yüzyılın Türk İslam sentezcilerine ve konudan bihaber, işin esasından uzak araştırmacılara, içinden çıkamayacakları büyük bir muamma bırakmıştı.


Aşık Paşazade’nin tarihinde 13.yy’ın inkar edilemez ve görmezden gelinemez gerçeği olarak ifade bulan Anadolu’nun en köklü sosyal örgütlenmesi olan Alevi Bacıları’nın dayatmacı tarihçiler tarafından İslam misyonerleri ve Türk kadın kolonizatör dervişleri oldukları israrla öne sürülse de; eski çağın taş ve kil tabletleri, orta çağın yazılı belgeleri, epik destanlar ve Alevilerin toplumsal belleği , bu çağdaş yalanlar karşısında kendi kadim doğrularını söylemeye devam ediyorlar.

‘Kadın Ana’ ya da ‘Ma’ Luvi’lerin, bilinen ilk kadın önderiydi..Anadolu güneşinin altında,tohumu tarlaya ilk eken ,toprağa suyu ilk veren,ilk meyve fidanını aşılayan ve hayvanı evcilleştiren ‘Kadın Ana’ oldu.O toprağı işleyen,besleyen doğuran ve koruyan ilk canlı varlıktı,Luvi’lerin anaerkil toplum yapıları ve toprağa bağlı ekonomik yaşamları onun ellerinde şekillendi.Luvi’ler onun çocukları olmaktan her zaman büyük bir övünç duydular Ona ve sonraki kuşaklarda Luvi kadın örgütlülüğünün başında bulunan ve onu temsil eden ‘Kadın Ana’lara sonsuz saygı gösterdiler.Kadın Ana bu toplumsal düzen içinde sevgi ve sadakat ile bağlı bulunulan bir üstün irade idi.Luvi’lerin ‘Kadın Ana’ya olan bağlılıkları hürmet ve vefaya dayanıyordu.Ona kulluk etmiyorlar yada ona tapınmıyorlardı.

Eski çağın gizemli, saygın ve kutsal ‘Ma/Kadın Ana’sısı sonraki çağlarda Anadolu’da ve komşu coğrafyalarda ortaya çıkan uygarlıkların tanrılar panteonunda ‘Ana Tanrıça’ haline getirildi. Asur kolonisi Kültepe’de ‘Kubaba’, Hitit’lerde ‘Arinna’, Hurri’lerde ‘Hepat’adı ile anılan Ana Tanrıça Frigya’da ‘Kyebele’ye, Lidya’da
‘Kyebebe’ye dönüştü. Helen’lerin Ana Tanrıça Artemis’i ve onun Latin versiyonu Diana aslında Luvi’lerin ‘Ma /Kadın Ana’sının tanrıçalaştırılmış biçimleriydiler.




Anadolu’da Hıristiyanlık ile birlikte yaşamın tüm alanlarını kaplayan ataerkil düzenden önce var olan bilinmeyen bir çağda ‘Kadın Ana’ tarafından biçimlendirilen, anaerkil toplum yapısı erkeğin tüm yaşamı tek başına yönlendirdiği ataerkil düzenin ‘öznesi değişmiş’ bir benzeri değildi.Anaerkil toplum düzeninde-ataerkil düzende olduğu gibi- tüm otoritenin ve gücün kadınlar elinde toplanması ve erkeklerin kadınlar tarafından baskı altında tutulmaları akıllara bile gelmezdi.

‘Kadın Ana’ tarafından kurumlaştırılmış bu,ilk büyük sosyal yapı içinde kadın ve erkeğin birbirine üstün gelme mücadelesi yoktu.Cinsiyetler arasında ‘hükmeden ve hizmet eden’ ayrılığı bulunmuyordu. Bu toplumsal yaşam biçiminde kadınlar ve erkekler hayatın zorluklarını büyük bir dayanışma içinde, birlikte omuzluyorlar,yaşamın getirilerini birlikte paylaşıyorlardı.Üretim ve paylaşım, kişisel servet edinmeye değil,toplumsal fayda sağlamaya yönelikti ve komünal bir nitelik taşıyordu.Kadın ve erkek arasında statü farkı yoktu, saygınlıkları birbirlerine denkti ve aynı itibarı paylaşıyorlardı.


İznik konsilinden sonra Ön Asya’da misyonerlik faaliyetlerini devletin de desteğini arkasına alarak arttıran Hıristiyan kilisesinin yayılmacılığının önündeki en büyük engel ‘Kadın Ana’ oldu.Anadolu halkı ‘Kadın Ana’ imgesi ile o kadar bütünleşmişti ki, ‘Kadın Ana’ halk arasında o kadar saygındı ve o kadar vazgeçilmezdi ki,Hıristiyan Kilisesi kendi varlığını ve kendi inanç sistemini halka kabul ettirebilmek için ‘Meryem Ana’ figürünü ortaya atmak zorunda kaldı.

Hıristiyanlar ‘Kadın Ana’ profili ile bire bir örtüşen bir ‘Meryem Ana’ ortaya koymuş olsalar da ;İsa’nın annesi Meryem Ana,Anadolu’nun ‘Ma/Kadın Ana’sını ikame etmede başarılı olamadı.Kadın Ana geleneğinin ödünsüz takipçileri Alevi bacılar, Hıristiyanlığa ve ‘Kadın Ana’nın Hıristiyan doğması içinde deforme edilmesine en çok karşı koyanlar oldular,

Ortaçağ karanlığını kurumlaştıran Hıristiyan kilisesinin kayıtları, Kadın Ana ve Alevi bacıların Hıristiyanlık karsısında gösterdikleri direncin en açık kanıtıdırla
r.Bu kanıtlardan açıkça anlaşılan odur ki;Türk-İslam sentezcilerinin kolonizatör İslam dervişleri olarak sundukları Anadolu Alevi bacılar topluluğu bu toprakların en eski kadın sosyal örgütlülüğüydü.

İslamiyet’in Arap yarımadasında ortaya çıkışından üç yüz yıl evvel ve Orta Asya çıkışlı göçler Anadolu’ya ulaşmadan yedi yüz yıl önce Anadolu’da toplanan Ekümenik Gangra (Çankırı) Hıristiyan konsilinin kayda alınmış ve bugüne ulaşmış tutanakları, Aleviler’in ve Alevi Bacılar örgütlenmesinin bu topraklarda her şeyden ve herkeslerden önce var olduklarını hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde teyit etmektedirler.Çankırı Hıristiyan konsili kayıtlarının lanetlerle donatılmış satırları –kendi küfürleri içinde de olsa-kısa saçları ve derviş kılıkları içinde dergahlarda komün yaşamı süren Anadolu kadınlarının geçmişlerinin aydınlatılmasında en önemli kaynaklardır.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Alevilikte - Ma/ Kadın Ana Gelenegi.

‘Eğer bir kadın derviş hayatı yaşama bahanesi ile görünüşünü değiştirir,geleneksel kadın giysilerini giymek yerine erkek kıyafetine bürünürse ona lanet olsun’’(Çankırı konsili kanun no:13)


‘’Eğer herhangi bir kadın derviş hayatı yaşama bahanesi ile,Tanrının ona bağımlılığını ve itaatini hatırlatmak için verdiği uzun saçlarını bu bağımlılık düzenini bozmak için keserse ona lanet olsun.’’(Çankırı konsili kanun no:17)




1240 yılında,büyük Malya bozgunundan sonra Hacı Bektaş-i Veli,yorgun yaralı ve büyük düş kırıklığı içinde Karacahöyük ‘Kadın Ana’dergahına sığındığında bu kadim,bin yıllardır süren o muhteşem Alevi kadın örgütlülüğü hala ayaktaydı.’Kadın Ana’ geleneğinin koruyuculuğunu üstlenmiş olan dergahın Pir Bacısı, Kadın Ana ve onun müritleri Alevi bacılar XIII. Yüzyıl ortalarında kendi dergahlarında eski çağların görkeminden uzak münzevi bir yaşam sürüyorlardı.Olağan üstü zor koşullara tahammül ediyorlardı. Varlıklarını ve son güçlerini Alevi erkanının bekasına adamışlardı.Bu demekti ki;‘Meryem Ana’ aldatmasıyla donatılmış Hıristiyanlık ‘Kadın Ana’yı bu topraklardan tamamen söküp atmada başarılı olamamıştı.

1240’lı yıllarda Anadolu’da Alevi kadınları bir yandan tüm umutlarını Malya ovasında bırakmış yorgun ve çaresi tükenmiş erkeklerin yaralarını sararlarken bir yandan da ülkeyi boydan boya işgal eden barbarlar ordusuna karşı durabilecek kadar cesur olabilmişlerdir.

Mikail Bayram .Süryani tarihçi Bar Hebraeus’u kaynak göstererek Alevi bacılarının 1243 yılında Anadolu’yu istila eden Moğol ordusuna karşı Kayseri Şehrinin savunmasına katıldıklarını ve on binlerce kayıp verdiklerini öne sümektedir.Bu doğrudur MÖ 1190 yılında Truva’da ne olmuşsa MS 1243 yılında 2433 yıl sonra aynı şeyler olmuştur.Erkeğin dayanma gücünün bittiği yerde bu toprağın anaları korkusuzca savaş meydanlarına çıkmayı ve devrin en acımasız istilacılarına karşı savaşmayı ve bu topraklar uğruna ölmeyi her zaman bilmişlerdir

Kadın Ana’nın ve Alevi bacılarının son büyük sığınağı Karacahöyük dergahıydı.Bu dergahın son kadın sakinleri Kadın Ana ve müritleri onlarca yıl boyunca gizemlerini teslim edeceği ehil ellerin yolunu beklediler.Bu uzun ve meşakkatli bekleyiş Abdal Musa’nın Karacahöyük’e
(Venessa/Hacıbektaş) gelmesiyle sona erdi.



Ondördüncü yüzyılın başlarında Karacahöyük Dergahı’nı çekip çeviren Pir Bacı, Luviler’in kutsal ‘Ma/Kadın Ana’sının varisi ve temsilcisi, anaerkil yaşamın önderi bir ‘Kadın Ana’ydı.’Kadın Ana’ Abdal Musa’yı kendisine ‘yol oğlu’ aldı.O kendi yavrusuna ‘yol oğlu’na el verdi. Tüm geçmiş birikimlerini, geleneğini ve gelecek beklentilerini ona emanet etti..Abdal Musa kendisine bel bağlayan Kadın Ana’sının son umudunu boşa çıkarmadı. Alevi erkanı onun hünerli ellerinde yeniden hayat buldu. Ayağa kalktı. Alevilik bugün bir biçimiyle bu topraklarda hala yaşıyorsa, unutulmuş çok uzak bir tarihten bu yana Kadın Ana anısına kurumlaşmış bu toprakların en eski ritüeli bereket ve bolluk törenleri, Abdal Musa’nın hırkasıyla bütün Anadolu’yu hala köy köy dolaşıyorsa, bunun sebebi; on dördüncü yüzyıl başlarında Karacahöyük Dergahı’nda yaşanan o kutsal ‘devir-teslim’dir.


Karacahöyük Dergahı’nın ‘Kadın Ana’sından kutsal emanetleri devir alan ve ‘Kadın Ana’ eliyle Alevi erkanının, Işık geleneğinin temsiline yetkili kılınan, Abdal Musa’nın Anadolu’da Luvi’lerden bu yana ‘Ma/Kadın Ana’ onuruna yapılmakta olan bolluk ve bereket törenlerini ve ayinlerini (eksodos) yeniden kurumlaştıran kişi olması elbette bir tesadüf değildi.


Ana Tanrıça kılığında tüm uygarlıkların içine sızan, her zor koşulda ve her iklimde kendisine yaşam alanı bulan Hıristiyanlığın amansız muhalifi, Luviler’in ‘Ma/Kadın Ana’sı İslamiyetin Anadolu’da egemen olması ile birlikte yeni bir kisveye büründü.’Kadın Ana’ bin yıldan bu yana bu coğrafyada İslami bir kadın öznenin gizlisinde varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Anadolu’da büyük göğüslü, geniş yuvarlak kalçalı, vucut yapıları doğurmaya ve emzirmeye elverişli kadınlar için ‘Fatma Ana’mızın soyundan’ nitelemesi kullanılır. Anadolu’nun bir çok bölgesinde evin içinde veya avlusunda yer alan ve üzerinde yemek pişirilen ocağın duvarları sıvanırken ya da boyanırken, ocağın ön yüzüne -ocaktan alınan is karası ile- el işareti basılır. Uğur, bereket ve bolluk getirsin diye basılan bu el; ‘Fatma Ana’nın eli’dir. Anadolu’da yoğurt mayalarken, turşu kurarken, hamur yoğururken kadınlar, ‘bu el benim değil Fatma Ana’nın’ diyerek işe başlarlar. Doğum yapan kadının sırtını sıvazlayan ebenin ağzından aynı cümle dökülür; ‘El benim değil Fatma Ana’nın’. Doğum sırasında ebe, bir kabın içindeki suya ele benzeyen bir bitki kökü atar. Ele benzeyen bu bitki köküne ‘Fatma Ana’nın eli’ adı verilir. İnanılır ki suyun içindeki bitki kökü şişip açıldıkça doğum yapan kadının döl yolu da açılacak ve doğum kolaylaşacaktır.

Fatma Ana, Hz Muhammed’n kızı ve İslamın dördüncü halifesi Hz Ali’nin eşinin adıdır. Geçmişin Işık İnsanları, bugünün Alevileri, kendilerini İslami motifler ve İslami özneler altına gizlerlerken Fatma adını Ma’nın bir çeşitlemesi olarak kullandılar. Yedinci yüzyılın Arap yarımadasında yaşamış mütevazi kadın kimliğinin adı, Anadolu’nun on bin yıllık Kadın Ana’sını temsil eder oldu.

Anadolu’da Luvi’lerin Kadın Ana’sı, Fatma Ana kisvesi altında doğurganlığın, çoğalmanın, uğurun, bolluğun ve bereketin sembolü olarak Anadolu’da hala yaşıyor. ‘Kadın Ana-Işık İnsanı’ birlikteliği Anadolu’da eski çağın gerisinden başladı. Dün ve bugün tüm zamanlarda, bu topraklarda yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm uygarlıkların içinde bir biçimde var oldu.


Alevi erkanında her kadın, Kadın Ana’nın velayetini elinde tutar. Her Alevi kadını bir Kadın Ana’dır. Bu nedenledir ki; Alevi yaşayışında kadın çok önemlidir. Aile içinde ve sosyal hayatın akışında büyük ihtimam, saygı ve itibar görür. Pek çok bölgede Alevi Ayin-i Cem töreninde törenin başlangıç ritüeli ‘ışık uyarma’ (ışığın yakılması) Kadın Ana’yı temsilen bir kadın hizmetli tarafından yerine getirilir. Alevilikte her şeyin başlangıcının ışık olduğuna inanılır. Ve inanılır ki; kudretin kaynağı Kadın Ana’dır, asıl ışık ondan gelmedir.

Alevi kadınlar, İslam ikliminde Fatma Ana adı ile yeniden özneleştirilen Kadın Ana adına onu anmak ve onurlandırmak için matem ayında bir günlük oruç tutarlar. Bu oruç kendilerine tükenmez bir saygınlık kazandıran Anadolu’nun on bin yıllık Kadın Ana’sına Alevi kadınlarının şükran ifadesidir. Bir teşekkürdür.


Semavi dinlerin hükümranlığı ile birlikte Anadolu’da sosyal hayatı erkekler biçimlendirmeye başladılar.Siyasi,ekonomik ve dini otorite de erkeklerin eline geçti.Ortaya çıkan bu erkeğin egemen olduğu toplumsal yapı ,kadını baskı altına aldı ve kamusal alandan uzaklaştırdı.Anadolu’nun anaerkil düzeni çözüldü ve dağıldı.Dışarıda kadın aleyhine gelişen son derece olumsuz erkek egemen havaya karşılık ,binlerce yıldan beri yerleşmiş,tüm Alevi bireyler tarafından benimsenmiş ve özümsenmiş ‘Kadın Ana’ geleneği sayesinde,Alevi sosyal hayatında ve Alevi aile yaşamında kadınların itibarı ve saygınlığı her şeye rağmen korunabilmiştir.

Bu ülkenin her köşesinde ‘Kadın Ana’nın ayak izi vardır.Rüzgarlar onun sesini hala bir dağdan ötekine taşır dururlar.Kadın Ana adına vakfedilmiş şehirler ve ülkeler Kazova’da Kapadokya’da,Pisidya’da ve Anadolu’nun hemen her yerinde kendi gerçeklerinin gün yüzüne çıkacağı günleri bekliyorlar.

Kadim bilgiler ve uzak geçmişi bugüne bağlayan kanıtlar hemen her gün her köşede küçük ve günlük emeller uğruna acımasızca tahrip ediliyorlar.Hoşgörüden yoksun karanlık güçler kendi dayattıkları kurguları doğrulayabilmek uğruna bu toprakların kültür mirasını ölçüsüzce talan ediyorlar.Bu gün pek çok gerçeğe ,Anadolu halkının kültür tahrifatına ve yapma tarihe inatla direnen toplumsal belleği ve yetkin bilim adamlarının namuslu çabaları sayesinde ulaşılabilmiştir. Alevi bacılarının XIII. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, bezgin dervişlerden sabırla topladıkları sırları ve kerametleri kendi belleklerinde sakladıkları kadim bilgilerini de üzerine koyarak Abdal Musa’ya teslim etmelerinin nedeni artık kabul edilebilir bir açıklamaya ve berrak bir cevaba kavuşmuşsa ,bunda çok kişinin emeği vardır.


İnsan üstü ve eşine az rastlanır bir özveri ile Aleviliğin Ortaçağ karanlığı içinde kaybolup gitmesini engelleyen Anadolu’nun yürekli kadınlarının ve bu toprakların onurlu geçmişi, aydınlık geleceği olan Işık İnsanları’nın çoğu zaman hüzünlü, her dem görkemli tarihleri, amaçları ve varlık sebepleri bin yıldan uzun sürmüş bir karanlığın ardından yeniden, bir kez daha gün ışığı ile buluşuyor. Uzun tarih dizin zincirinin görüş alanımızdan uzaklaşmış halkaları, hafızamızın gizli kalmış bölmelerinden dışarı çıkarak teker teker birbirlerine ekleniyorlar.

- Işık insanları Luviler ve Kadın Anaları ‘Ma’

- Truva’lı Işık’ların yardımına koşan kadın savaşçılar ve kadın önderleri Penthesileia
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Alevilikte - Ma/ Kadın Ana Gelenegi.

- Truva’lı Işık’ların yardımına koşan kadın savaşçılar ve kadın önderleri Penthesileia





- Kaz Dağları’nın Alevileri ve Sarıkız efsanesi

- Ma-Kadın Ana’ya adanmış, Komana dergah-devletleri. Tohum toprağa düşmeden ve hasat tarladan kalktıktan sonra her yıl z tekrarlanan bolluk-bereket kutlamaları ‘eksodos’lar

- Anadolu’da Hristiyan istilasına karşı ilk savaşı vermiş ve bu yüzden Çankırı Konsili tarafından lanetlenmiş, kısa saçlı, derviş kılıklı, dergahlarında komünel yaşam süren Anadolu’nun ünlü kadın örgütlülüğü

- Beş bin yıllık geçmişinde kimbilir kaç defa tebdil-i kıyafet ederek kendisini bu güne taşımayı başarmış bir Alevi dergahı: Karacahöyük

- Onüçüncü yüzyılda Karacahöyük Dergahı’nda sabrın, azmin ve ****netin en büyük timsali olan Kadın Ana ve Alevi Bacıları

- Karacahöyük Dergahı’nda Kadın Ana’dan el alan Işık dervişi, büyük Alevi mürşidi Abdal Musa

- Abdal Musa gömleği içinde sürüp giden on bin yıllık bir Anadolu klasiği; Bolluk-bereket bayramları ve ayinleri

- Ve binlerce yıllık bir kültür mirası, elinin değdiği yere bereket taşıyan, adına oruç tutulan -Fatma Ana suretinde- Ma-Kadın Ana

- Hala yürüyen ve ‘Abdal Musa Erkanı’ adı ile anılan bir ulu yol; Alevilik.


Bu toprakların kesintisiz, tutkulu ve uzun soluklu macerası bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne seriliyor. Destan tadında bir serüvenle, yazılmamış bir tarihle baş başa kalıyoruz. Halkalar birbirine eklendikçe anlıyoruz ki; Luviler, bu toprakların en sessiz ve en derin uygarlığını yaratanlar, bu coğrafyanın en eski yerlileri ve asıl sahipleri, bu topraklarda her zaman var oldular ve hala aramızdalar.

Bugünün Alevileri var olmak, varlıklarını sürdürebilmek uğruna toplumsal hafızalarından vazgeçmiş görünseler de, ya da belleklerinin bir bölümünü hakikaten yitirmiş olsalar da gerçek o ki; bu toprakların en eski yerleşik halkı Luviler, Truva’yı Yunan yağmasına karşı savunan kadın ve erkek savaşçılar, Truva’lılara yardıma koşan Karya’lılar, Likya’lılar, Pisidya’lılar, Anadolu dergah devletlerin yeminli vatandaşları, Çankırı Konsili’nin lanetlediği, örgütlü kadınlar ve Işıklar ve aynı örgütlenmenin içinde, aynı sevdanın tutkunu on dördüncü yüzyılın Karacahöyük’deki kadın dervişleri, Malya Ovası’nın mağlupları ve Alevi nizamının son büyük kurucusu Abdal Musa, unutulmaya yüz tutmuş görkemli bir tarihin, kaybolmadan günümüze ulaşabilmiş parçalarıdırlar.

Aleviliğin on bin yıldan uzun sürmüş tarihi, Anadolu’nun beşeri tarihi ile aynı yaştadır. Bu topraklar üzerinde insanlığın varlığı ile birlikte ortaya çıkıp çoğala çoğala bugüne ulaşmış bu zengin kültürel miras uzun süre Türk –İslam sentezinin yoksul duvarları arasına hapsedilmeye çalışıldı. Kendilerini ‘dava adamı’ olarak niteleyen acemi kurgucular; bu coğrafyada yeşermiş, bin bir türlü renge ve kokuya sahip eşsiz güzellikteki çiçeklerin köklerini bazen susuz Arap çöllerinde bazen de çorak Asya bozkırlarında aradılar. Arkeoloji, antropoloji ve genetik bilimlerinde ulaşılan bilgilerle, hayal mahsulü göç masalları ve hamasi etnisite tiradları büyük ve ani bir çöküşle gözden düştüler. Artık biliyoruz ki etnik ve inanç köklerimiz de, zengin kültür mirasımızın beslendiği asıl kaynaklar da bu topraklardadır. Ruhumuzu sarhoş eden en keskin ve en yoğun kokular, bu muhteşem rayiha, kendi bahçemizden geliyor. Gözlerimizi kamaştıran, etrafımızı sarmalayan, bizleri aklımızdan eden, eşsiz renk çeşitliliği; ışığını bu gökyüzünden aldı.

Bu ebemkuşağı hep üstümüzdeydi. Bizler hep aynı yıldızların altında yaşadık.

Aleviligin kökleri Erdogan çınar
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.