You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz

Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz

Administrator
Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz
]ALEVİLİK VAHİY DIŞIDIR
[Resim: 323.jpg]




Alevilik, tektanrıcı dinler ölçü alındığında “vahiy dışı” bir gerçeklik olarak çıkar karşımıza. Tektanrıcı dinlerde inanç, “****fizik-idealizm” bağlamında gökyüzünden yeryüzüne indiğine inanılan “Tanrı buyruklarına” bağlanır.







Alevilik, tektanrıcı dinler ölçü alındığında “vahiy dışı” bir gerçeklik olarak çıkar karşımıza. Tektanrıcı dinlerde inanç, “****fizik-idealizm” bağlamında gökyüzünden yeryüzüne indiğine inanılan “Tanrı buyruklarına” bağlanır.
Tektanrıcı dinlerin vahyini yadsımakla birlikte Aleviliğin de “düşünceci-idealist” felsefi yaklaşımlarla kotarılmış bir “vahiy” anlayışları vardır. Bu tasarım kapsamında vahiy, “varlığın içinden dışına doğru taşınan ve dönüşümler geçirerek somutluk kazanan” bir enerjiden başka bir şey değildir.

Alevilikte Vahiy, Varlık Kökenli İlkeler-Kurallar Bütünüdür Anlaşılacağı gibi Ortodoks tasarımlarda inanç, varlık dışı ****fizik bir kabullenme iken Alevilikte “varlık” kökenli bir ilke-kural ya da eğilimdir. Kuran ayetlerinin tamamı Cebrail tarafından, Hz. Peygamber’e “vahiy” yoluyla verilir.

Peygamber ya melek sıfatına yükselerek Cebrail ile buluşup vahyi alır ya da Cebrail insan düzeyine inerek Peygameber’e vahiy verir. İnanca göre Cebrail vahiyi Peygamber’e “sesli” olarak iletir ya da vahyi O’nun kalbine yazar. Kuran Cebrail tarafından okunarak verildiği için Kuran ayetlerine “vahy-i metlüvv”(okunan vahiy) adı verilir. Melek Cebrail “soyut anlamları” Tanrı’dan alır ve başka meleklerin “koruması” altında Hz. Muhammet’e getirir. Cebrail ortodoks inançta peygamberden daha işlevlidir: Tanrı’dan aldığı soyut anlamları, insanların anlayabileceği söze, kalıba döker; bir bakıma Tanrı ile insanlar arasında “çevirmen”dir. Alevilikte insanın aklı “cebraildir”; kendini yetiştiren insan “cebraili” aracılığıyla “fiziğin sırrını çözer”.

Doğa, yapısında “gizli” olan “neden” tarafından “belli bir sona yazgılıdır”: Örneğin “tohum”, ağaç olmaya, “yumurta” civciv olmaya yazgılıdır. İşte Bâtınilikte, bu yazgıyı “yazana” tanrı adı verilir. Kendini yetiştiren “yazgı defteri” olarak algılanan “levh-i mahfuzda” yazılanları okuyabilen “zamanın yerine geçer” ya da “zaman olur” ve “hareketi ölçer”. Sen zamanı ölçemezsen, zaman seni ölçer; küfretmek isterse küfreder, dövmek isterse döver. Kimi kez kötü iş yapanlar bunu zamandan bilir; bu doğru değildir. Kendini zamanın yerine geçiremeyenler için “zaman”, yaşamın ayak bağıdır; bilinçsiz olursan, yani kendini bilmezsen “zaman” denilen zincire bağlı kalırsın. O zaman Tanrı’yı bilmek istersen, “kendini bil”. Yol olmayan yerde “yol arama”; yol olmayan yerde yol gözlemek ya da yol aramak “azgınlık” işaretidir.

Vahdet, “birliği” ifade eder; onun için Tanrı “birdir” deriz. Kesret, “çokluk”tur; çokluk hep “çifttir”, yani “ikişer-ikişer”dir: Örneğin nesne-can, dağılma-derilme, akıl-nefs vb. gibi. Nesne-can “karşıtlığında”, varlık yokluktan, zâhir-bâtından, güzellik-çirkinlikten “iyi”dir; bu “iyi” düşünebilmemizin “aracı” olmasından dolayıdır. Yoksa zâhirin “özü” ile bâtının “niteliği” arasında bir özdeşlik vardır; demek ki o da “iyi”dir. Daha doğrusu “karşıtlara” iyi-kötü nitelemesiyle bakılmaz.

Doğayı ve doğa parçalarını, “belli bir sona yazgılı kılan neden”, her şeye gücü yeten bir “kimlik” olarak algılanır. Doğanın Canı-Doğanın Aklı Kendiliğinden var olan, varlığı kendisinden başka bir varlığı gerektirmeyen, önsüz-sonsuz olarak algılanan, her şeyin varolma nedeni durumundaki güce ya da canlı ve cansız doğayı güden doğa yasalarının kimliklendirilmesi biçiminde algılanan doğanın canına, doğanın aklına, doğanın yeteneğine “Tanrı” adı verilmiştir. Ama diğer taraftan biliyoruz ki Bâtınilikte Tanrı, “sonuç” üretmek zorundadır. Ürettiği sonucu da kucaklayacak biçimde tanımlarsak Tanrı, “evrensel madde ve biçimdir”. Gizil durumdaki evrensel madde, doğasındaki “eğilime” uyarak “biçimlenme”ye başlayınca “eyleme” geçmiş olur. Düşünce, ötesinde bilinç, işte bu “eylemli madde” üzerine kurulur. Doğayı Tanrı’nın yarattığı savı, tektanrıcı dinlerle birlikte ortaya çıktı; ilkin, köleci toplumun dini olan Yahudilik’te ileri sürüldü. Yine de Yahudi tektanrıcılığı, birçok tanrılar arasından birini yeğleme sonucu tektanrıcı bir nitelik kazanmıştı.

Hıristiyanlıktaki “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” üçlemesinde, Yahudilikteki bu “yeğleme” olgusunun izleri görülür. Gerçek anlamda tektanrıcılığı gerçekleştiren tek din Müslümanlıktır. Müslümanlığın tektanrıcılığı şu önermeyle açık olarak dile getirilir: “Allah’tan başka tanrı yoktur” (Lâ ilâhe illallah) . Bâtıni felsefe, geleneksel tasavvufun yaygın olarak kullandığı Vahdet-i Vücut(Varlıkbirliği) kalıbı yerine Vahdet-i Mevcut(Mevcutbirliği) kalıbını kullanır. Varlıkbirliği bağlamında, vücutbirliği anlamına gelen Vahdet-i Vücut kalıbındaki “vücut” teriminin, hem “gövde” hem de “varolan” anlamı bulunduğu için bir “ikilem”den, bir “yanılsama”dan kaçınmak ister. Varbulunanı daha net biçimde karşılayan “mevcut” terimini kullanmayı yeğler. Vahdet-i Mevcut, varbulunanların birliği anlamına gelir: Varbulunanın ötesinde, yani maddesiz, varlıksız bir varbulunmayanı düşünmek saçmalıktır; yani, nesnel evrensiz bir Tanrı’yı kabul etmek olanaksızdır. Tanrı her zaman maddeyle, varlıkla, varbulunanla vardır.

Şeyh Bedrettin, “doğa ve Tanrı bir ve aynı şeydir”, diyor. O’na göre, farklılıkların, çelişkilerin ve karşıtlıkların ortadan kalktığı mutlak varlık; “birlik” olarak Tanrı, “çokluk” olarak doğa ya da evrendi. Mutlak varlık madde ve ruh biçiminde ortaya çıkıyordu; bunları birbirinden ayırmak olanaksızdı; bunlar eş düzeydeydi. Bu nedenle kıyamet belirtileri olarak Deccal ya da Mehdi gelmeyecek, kıyamet kopmayacaktı; Cennet ve Cehennem dünyaya ilişkin simgelerdi. Kuran bağlamında ayetler de aynı durumdaydı. Demek ki Tanrı, “kaba” anlamda Maddeci Doğatanrıcılık’ın anladığı biçimde doğadaki tüm canlı-cansız maddelerin toplamıdır. Düşünceci materyalizm anlayışı bağlamında ise varbulunanların varbulunmasını sağlayan ve varbulunanlarda ortak olan yasa/kural/ilke anlamındaki soyut değerlerin bağımsızlaşmış biçimidir Tanrı.

Bu anlayış; doğanın insan bilincinden bağımsız olduğunu ileri süren; bilinçten bağımsız olarak varolan her şey, varlıktır diyen, materyalist anlayışla örtüşür. Buna karşın; doğayı bilincin ürünü sayan; varbulunanların gerçekte varolmadıkları, varbulunmayanların gerçek ve var olduğunu ileri süren ****fizik-idealist anlayışla çatışır. Tektanrıcı dinsel değerlerin ve dinsel kimliklerin “tersine dönüşümü”nün gerçekleştirilmesiyle “belletilmiş dünya” tarafından “bilincin ayaklar altına alınmasına” son verilmiştir. Doğasal değerleri, doğaötesi değerlere karşı harekete geçirilerek, “****fizik idealizmi” ideoloji edinmiş dinsel toplumun “sahte” anılarını yerle bir edilmiş; bilinen başkaldırı türlerinden farklı bir başkaldırı, yani “****fizik tanrıya” isyan yaşamın içine taşınmıştır.

Esat Korkmaz

Görüşler Esat Korkmaz'a ait olup, forumumuzla bir ilgisi bulunmamaktadır.
Junior Member
Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz
vahiy diye bir şeymi var insanları kandırıp durmayın, o boş beyninizi biraz daha dolu işlerle uğrAştırın, biraz kafanızı kaldırında bilime fiziğe bakın uyuşturulmuş beyinlerinizi açın artık
Posting Freak
Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz
webart yazdı:vahiy diye bir şeymi var insanları kandırıp durmayın, o boş beyninizi biraz daha dolu işlerle uğrAştırın, biraz kafanızı kaldırında bilime fiziğe bakın uyuşturulmuş beyinlerinizi açın artık


ilk önce bizde adettir gelen misafirlerimizi hoşgeldiniz diye karşılarız siz merhababile dememişsiniz, burası saygı sevgi içerisinde herkonuyu tartıştıgımız bir alevilik formudur kimsenin hakaret etmeye hakkı yoktur. form kullarımızı okuma gereksinimi duysaydınız bilirdiniz .size saygı çerçevesinde iyi paylaşımlar diliyorum...bana biraz ateşli ön yargılı bir katılımcı profili izlenimi verdiniz


saygılarımla
Bir ismi Ali’dir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Administrator
Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz
webart yazdı:vahiy diye bir şeymi var insanları kandırıp durmayın, o boş beyninizi biraz daha dolu işlerle uğrAştırın, biraz kafanızı kaldırında bilime fiziğe bakın uyuşturulmuş beyinlerinizi açın artık
Sevgili webart, insan, yaşamı içinde tabiki bilime ve fiziğe önem vermeli ama bilim ve fen her zaman size çözümler üretemiyebilir. Mesela yumurtalıkları olmayan bir kadına çocuk veremeyebilir ya da ne bileyim bir sedef hastasını vücüdundaki yaralardan kurtaramayabilir.
Bu yüzden Allah iliminede sıcak bakmanızı öneririm. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz.
Bu kadar hafife alıp sizin gibi düşünmeyenleri uyuşturulmuş beyinlere sahipsiniz diye suçlarsanız sizinde bu yazıları sarhoşken yazdığınızı söyleyende çıkabilir.

Posting Freak
Alevilik vahiy dışıdır - Esat Korkmaz
webart yazdı:vahiy diye bir şeymi var insanları kandırıp durmayın, o boş beyninizi biraz daha dolu işlerle uğrAştırın, biraz kafanızı kaldırında bilime fiziğe bakın uyuşturulmuş beyinlerinizi açın artık

Vahiy diye birşeyin olduğunu sana kim söyledi?

Bizim vahiye inandığımızı sana kim söyledi?

Bizim boş işlerle uğraştığımızı nerden anladın?

Kafamızın eğik olduğunu nerden anladın?

Bilim ve fizikle ilgilenmediğimizi nerden bliyorsun?

Beynimizin uyuşmuş olduğunu nerden anladın?

Konuya gelirsek,

Yazarın hangi Aleviliği anlattığı çok önemli.

Anlattığı, yolu bugünkü İslamla özdeşleştiren kesimin yaşadığı Alevilik değil.

Tüm evrenin, insanın sırlarının barındıran, Hak tarafından gönderilen Pirler aracılığıyla sürdürülen ve Zöhre Ana tarafından bildirilen Muhammet Ali yolu da değil.

Bu anlatılan, Aleviliği Ateizmle özdeşleştiren, insanı Tanrı yerine koyan, dolayısıyla binlerce farklı Tanrının bir arada yaşadığı kesimin Alevilik anlayışı.

Aleviliğin salt maddesel görüşe dayandığı, barındırdığı insan ve evren görüşünün materyalist görüşle özdeşleştiği tezi herhangi bir Hak evliyasının bir dörtlüğünü okuyunca çürüyecektir.

Hatta bugün yaşayan bir eren gerçek bir Pir olan Zöhre Ana'nın deyişlerini, anlattıklarını dinleyince sanırım yazarımız da öne sürdüğü düşüncelerin eksikliğinin farkına varacaktır.

Zöhre Ana'nın bildirdiğine göre Muhammet Mustafa, Hz. Ali'nin doğumunda ummana dalmış:
"-Ya Ali! Sen, benden gelen Fatıma kızımın üstüne içgüveyi gireceksin, o zaman sizden Hz. Üseyin’im doğacak ve tüm Kerbela adına kafa verecek, muaviye elinde şehit düşecektir. Ebesi Adila karalar giyecek annesi Fatıma üryan büryan dağlanacaktır" diyerek Hz. Ali'nin kim olduğunu ve gelecekte neler yaşanacağını gülbenk duası okuyarak bir bir anlatmıştır.

Yine Zöhre Ana'nın bildirdiğine göre bir gün Hz. Ali'yi cemevinin kapısında bir donu aslan bir donu Ali olarak görünce Hz. Muhammet:
"-Ya Ali sen benden önce doğsaydın, ben sana doğuşunda Gülbenk duasını okumasaydım, İki Cihan Selveri ile Mustafa’dan geldiğini görmeseydim, Zülfikarı gözaydınlığı ile vermeseydim ...”, dediği anda, Ali’nin başında bir arı gördü, Ali’nin arı ile konuştuğunu görünce diz çökerek, Ali’nin cemaline selafat getirdi. O anda Muhammed’in alt dudağı parçalanarak kanadı. Korkuyla;
“...Ya Ali sen Allah’sın” demiştir.

Pir Sultan Abdal:
Bir nefesçik söyleyeyim,
Dinlemezsen n'eyleyeyim?
Aşk deryasın boylayayım,
Ummana dalmağa geldim.

PIR SULTAN ABDAL'im sürem bu yolu
İnsanı kamilin olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
Nidem ben ummana daldıktan sonra

Mevlana'nın "Cihan var olmadan Ali var idi, cihan var oldukça Ali var olur" sözü ise;

Alıntı:Varbulunanın ötesinde, yani maddesiz, varlıksız bir varbulunmayanı düşünmek saçmalıktır; yani, nesnel evrensiz bir Tanrı’yı kabul etmek olanaksızdır. Tanrı her zaman maddeyle, varlıkla, varbulunanla vardır.

Tanrı'nın nesnel evren, insan olmadan da var olduğunu anlatıyor.

Yani Ali hiç birşey yokken var olandı.

Muhammet Ali yolunu bir görüşün, bir ideolojinin, bir kalıbın içine sığdırmak ona karşı yapılacak en büyük haksızlıktır.

Varlık nedeni bizzat bu yolu getiren gerçeklerin kerametleri olan tüm felsefik, ideolojik görüşler, tüm bilimlerin üstünde kocaman bir ilim deryası vardır.

Ve bütün mürşitler buna işaret ederler.

Bilim bizi var olanın sırlarına götürmeye gayret eder, ilim ise tüm varlığın ve yokluğun sırlarına...

Bu ilim ise islami anlamdaki ilim değil, gerçek Hak erenlerinin, Ehlibeyt soyundan gelen Pirlerin sahip oldukları bilgidir.

Herhangi bir insan kendini ne kadar geliştirirse geliştirsin cebraili yani aklı ile bu bilgiye sahip olamaz.

Çünkü Pirleri hariç tutarsak kendini geliştirerek fiziğin ve ruhun sırlarına ulaşmış herhangi bir insan evladı yoktur.
[size=7]"Benim Testim Kerbela Suyudur..."[/size]

[size=7]Zöhre Ana[/size]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.