You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Alevilik nedir - Nejat Birdoğan

Alevilik nedir - Nejat Birdoğan

Administrator
Alevilik nedir - Nejat Birdoğan
Türklerin Anadolu'ya gelmelerinden önce karşılaştıkları başlıca dinler ve kültürler hangileriydi acaba, sayın Birdoğan?
― Horasan'da kardeş kavgasından, kuraklıktan, Moğol korkusundan kalkan göçebe Oğuzlar, yürüye yürüye gelirken kendi Gök Tanrı kültlerini getiriyorlar. Şaman inançlarını, kültlerini getirirken, Zerdüşt diniyle, Mazda diniyle karşılaşıyorlar. Horasan'da zaten 50 yıl kadar kalıyorlar. Aslında bizim yerimiz o ünlü ormanlar, Altay Bölgesi'dir. Orada iken güneydeki Hindistan Budist dinleriyle, daha çok Brahmanizm diniyle ilişki kurmuşlardır. Bir ara 9. yüzyıl Türk dünyasının bir kolu olan Uygurlar, resmen Budist dinine girmişler. Size ilginç bir şey de söyleyeyim 14. yüzyıl Kayseri civarında kurulan Ertane Beyliği'nin Beyi Budisttir. Budizmin büyük etkisinde kalmışız. Sonra Zerdüştliğin, Mazda kültürünün etkisinden kalmışız. İran'a gelirken bu sefer Hıristiyan misyonerleriyle karşılaşmışız. Nasturi Hıristiyanlarının etkisinde kalmışız. Derken güneyde türeyen yeni bir din, Müslümanlığın kimi misyonerleriyle alış-veriş etmişiz. İşte tüm bu karşılaşmalar bir mozaiktir. Bu mozaiğin içinde yitip gitmemek için çeşitli çareler aramışız.

MS 3. yüzyılda bir söylentiye göre Mardinli bir söylentiye göre Bağdat'ın hemen kuzeyinde prens hanedanından gelen Manes ya da Mani adında birisi de çok farklı inanç ve kültürlerin karmaşası karşısında birleştirici misyonuyla birçok inanç ve kültürün özümsenmesinden doğan yeni bir yapılanmaya gitmiş. Bütün dinlerin nüvesi olan Asya dinlerini ele almış, Asya dinleri ki bir adı da Ari dinlerdir, bunun içinde İran'da olan dinlerin tarihi sıraya göre Mitra dini, Zerdüşt dini, onların da üçüncü perdesi olan Mazdek dini (Kamucu din). Sonra bizim Türkmen Oğuzların Gök Tanrı Şaman dini sonra Hindistan dinleri. Bunlar da tarihsel sıraya göre Veda dini, bunun ikinci evrimi olan Brahman, onun da üçüncü evrimi olan ünlü Budist dini. (Özellikle Budist dini bugün dahi Dünya'nın en saygın dinidir. Dünya'da her 5 kişiden ikisi Budist dinindendir.) Mani dediğimiz kişi bu dinleri almış, sonra buna Suriye Bölgesi'ndeki biraz reddiyeci, Nasturi Hıritiyanlığını eklemiş ve bu dört dini bir potada eritmiş, kendini de peygamber ilan ederek buna Mani dini adını vermiştir. Mani dini en fazla Farslar ve o yörede en fazla kalmış olan bizim cedlerinizi etkilemiştir. Mani dini İslam çevresine girdiğinde müthiş koğuşturmalara, izlemelere uğruyor. Mani dininde olanlar bir ara kendilerini kurtarmak için bir süre İslam giysisi giyiyorlar. Ama gönüllerindeki ve beyinlerindeki Mani dinini her zaman yaşatıyorlar. "Asıl Müslüman biziz", "asıl Kur'an bizimdir" gibi bir sürü sözle kendilerini koruyorlar ama, Mani dini ileri gelen yazarları çizerleri tümüyle, zindanlarda sürünüyorlar ya da işkenceye tabi tutuluyorlar. Sonra kendilerini kurtarmak isteyen Maniler, "Kur'an-a bağlıyız ama, Kur'an-ın anlamı ile sizin bildiğiniz anlam değildir, bir de iç anlamı vardır" diye kendilerine bir savunma zırhı ve kalkanı seçmişlerdir. "Bir de iç anlamı gizli anlamı vardır. "Batini anlam deniliyor" demişlerdir. İşte, Anadolu Alevilerinin kökleri de bu Batinilerdir. Sonra da Batinilerin bazı misyonerleri yani din yayıcıları gittikleri her yerde kendi adamları olsun, kendilerine adam kazanmak için kendilerinden olmayanlar olsun, bazı şeyleri aşılama yoluna gidiyorlar.

Mani dininin en temel özellikleri nelerdir?
― Mani din adamlara, bir lokma, bir hırka, ellerinde bir asa, bastonla yürüye yürüye, dört iklim dolaşıyorlar. Bunlara gezgin anlamında "derviş" deniliyor. Bu dervişler daha sonra kendi büyüklerinin adıyla üç bölüme ayrılacaklardır. Bir kısmına Kalenderi, bir kısmına Hayderi bir kısmına da Abdallar denilecektir. Bunlar din adamlarıdır. Mani dinine göre din adamları et yemezler, evlenemezler, din adamlarının ağızlarından kötü söz çıkmaz. Din adamları şehvet duygusuna kapılamazlar. Bunlar karşı cinsten birisine kötü düşünceyle bakmazlar. Elleriyle de haram bir şeyi alamazlar. Bunu bugün Anadolu Aleviliğinde "eline-beline-diline hakim olma" olarak aynen görmekteyiz. Mani din adamları sakallarını kesip bıyıklarını uzatacaklardır. Mani dininde din adamlığı babadan oğula geçer. Baba ölünce onun yerine büyük oğlu ya da en yetenekli oğlu onun yerine geçer. Bugün Anadolu Aleviliğindeki dedeliğin babadan oğla geçmesi sanıldığı ve söylendiği gibi Peygamber soyundan geleneğinden değil de, Mani'den gelmedir. Çünkü İslam dininde babadan oğla geçen din adamlığı yoktur. Halifelik olgusu da yalnız Kureyş Hanedanı'na verilmiştir. Ama babadan oğula geçme diye bir dinsel motif yoktur, İslamiyette.

Peki Mani dinindeki babadan oğula geçme olayı nereden gelmiş olabilir?

― Eski Şamanlıkta da böyle bir sistemi görmekteyiz. Şamanlarda bu şekilde ayrı bir sınıf olan Şaman din Adamlarına "Moğanlar" deniyor. Ondan sonra da bu "Mo" Adamlığı, Mo Din Adamlığı sözcük olarak Zerdüştlere geçiyor. Anadolu'da hatta bizim divan edebiyatımızda bile 18. yüyılda bile bu Mugan sözcüğü geçmektedir. İçki içip, meyhane çalıştıran kişilere ve müzik okuyan kişilere "Pir Mugan" denmektedir. Buradaki Mugan'ın bir anlamı din adamıysa bir anlamı da ateşin etrafında dönen pervane dediğimiz küçük kelebeklerdir ki, bu da Zerdüşt inancından gelmektedir. Fakat son incelemeler de bu "Mu" sözcüğünün Zerdüştlere de Şamanlardan geçtiğini göstermektedir. Bugün Anadolu'da "Muanlık, Muganlık" sözcük olarak kalmadı, ama gelenek olduğu gibi yaşamaktadır. İşte dervişlerin dönüp durması, Cumhuriyet'ten öncesine kadar ocakla dedelerin yanlarına Kamberler alarak, dönmeleri buraya dayanır. Bizler dedelerin kamberi olarak Hz. Ali'nin kölesinin adı rastlantı olarak Kamber diyoruz ama, bunlar eski Şaman Kültürü'ndeki "Kambaar" olarak geçen deyimin ta kendisidir. Yani Şamanlıkla bunun arasında büyük benzerlikler vardır. İşte, bütün bu kültürler ve inançlar toplana toplana Anadolu Aleviliğinin özünü oluşturmuşlardır. Fakat günümüzde Anadolu Alevilerini Kur'an'ın esas sahipleri, İslamın esas sahipleri olarak göstermek istiyorlar, ama böyle birşey yok ortada. Alevilik, İslama kadar olan eski Türk, Kürt, Zaza hatta Hatay yöresindeki Arapların eski dinlerinin bir karmasıdır.

Anadolu Aleviliğinin Şamanizm, eski Türk inançları, Gök Tanrı inancı, Zerdüştlik, Budizm, Maniheizm, İslamlık gibi sayısız din inanç ve kültür ve uygarlıklarının derin etkisiyle gelişip ortaya çıktığını görüyoruz. Peki bize tüm bunların Aleviliği etkileme boyutundan bahseder misiniz? Yani hangi inanç ve kültürlerin hangi motifleri, bölümleri Aleviliğin hangi inanç ve kültür uygulamalarını ne kadar etkilemiştir? Somut örnekler verebilir misiniz?

― Aleviliği etkileyen inançları sayarken, İslamdan bahsettiniz. Ben buna karşıyım. Buna katılmıyorum. Öbürlerinin rolü vardır, fakat İslamın rolü yoktur. İslamın Alevileri kırımı ve Alevilerin de İslama bir tepkileri vardır. Bir Şiilik olayı. Bir Ali kültü olayı. Bir Oniki İmam Olayı, belki bizi böyle bir düşünceye doğru götürür ama, işin özüne baktığımızda olayın hiçte böyle olmadığını anlarız. Peygamber'in amcası oğlu olan ve 661'de öldürülen Hz. Ali ile Anadolu Alevilerinin Ali'sinin düşünce olarak da biçim olarak da davranış olarak da pek ilgileri yoktur. Ancak biraz önce söylediğim gibi ölümden kurtulmak için, baskıdan, işkenceden kurtulmak için "asıl Müslüman biziz" diyerek yasak savma olayında ister istemez İslamın tutucu bağnaz kişilerinden ise Ali gibi ilk anında yoksuldan yana olan birisine bağlanmak bizim işimize gelmiş doğrusu.

Oniki İmam kültünü ise çok çok sonra 15. yüzyıldan sonra 17. yüzyıllarda Şah İsmail'le biten ve onun torunları olan Şah Abbaslar'ın sonuncusuna kadar yürüyen İran coğrafyasında kurulan Türk ve Fars karmasından oluşan devletin bizlere aramağanıdır. Bütün olarak bakıldığında Hz. Ali'den başlayıp Mehdi'de biten bu oniki kişinin, imamın olayında sözünü ettiğimiz imamların tümü de şekilleri İslama olduğu gibi bağlı, bir başka tanımla 5 vakit namazlarını kılan, üç ay oruçlarını tutan, fitresini, zekatını veren orucuna bağlı, Kâbe'ye bağlı, meleklere bağlı, kişilerdir. Bunların bir kısmı Kâbe'de doğmuştur ve orda yatmaktadırlar. Bunların inançsal telakkilerinde ayrılmayacak derecede Kur'an'a bağlılıkları var. Anadolu Alevilerinin Kur'an'*la bir ilgileri yoktur. Anadolu Alevilerinde kendini "Hakk" Allah sayan bir zihniyetin Peygamber'e bağlılığı, meleğe bağlılığını düşünemezsiniz. Çünkü kendini Allah yerine koymuştur. Bir başka tanımla yine Anadolu Alevileri de var olan Hz. Ali'yi Peygamber'den birkaç yerde üstün bulmak olayı da İslama karşı tepkilerdir. Ben o yüzden Aleviliğin İslamla bir ilgisi olduğu kanısında değilim.

Efendim, şimdi bunu biraz daha açmanızı isteyeceğiz. Aleviliğin İslam dışılılığı konusundaki fikrinize etken olan etmenler nelerdir? Şimdiye kadar hemen herkesin savunduğu bir fikrin karşısında bir düşünce ileri sürüyorsunuz. Bunun somut verilerini bize anlatabilir misiniz?

― Bunun için Anadolu Aleviliğinde var olan bir takım biçimlere bakmak lazım. Cem olgusu İslamda yok. Dinsel ve kültürel olguları bize aktarıp gelen iki kol vardır, genelde. Birisi inanma koludur, diğeri ise bilim koludur. İnanma da kayıtsız şartsız itirazsız bir kabullenme vardır. Ama bilimde kuşkuya kapılıp araştıracağız. Ne, niçin, nasıl bir birtakım sorular soracaksınız. Hangi koşullar altında soruları soracağınız da önemli. Bu soruları sorduğumuzda Anadolu Aleviliğinin inançsal, bir başka tanımla imansal boyutu kalkıyor ortadan.

Cem olayı Anadolu'nun hemen her yöresinde, Bulgaristan'da, Urmiye Kıyısı'ndaki İran'da, birçok yörede cem törenleri var. Ama İslamiyette cem yoktur. Cami içindeki koşullarla cem içindeki koşullar kesinlikle birbirine benzememektedir. Camiden çıkanlar kimi insanları yakmaktadırlar ama cemden çıkan insanların yüzyıllarca incelenirse kimseyi yakmadıkları görülecektir.
Bu cem ayinlerinin kökenleri nereye dayanıyor öyleyse?

― Cem törenlerinin dışında bir de cem adında eski İran Zerdüşt dininde bir isim var. Sonra Sanilere de geçmiştir bu olgu. Çemşid adıyla kullanılıyor. Hatta Şehnâme'de de vardır. Bu Cemşid, İran'ın şarap ilahıdır. Acaba bunun adı burada kullanılmış olamaz mı diye sorarsanız, benim de aklımdan geçen bu. Yani toplama anlamındaki cemden çok İran hükümdarı olan, efsanevi destansı hükümdarlardan olan "Cem" burada çıkmaktadır. Şimdi bu cemlerde Osmanlı İmp. koğuşturmalarından anladığımız kadarıyla, belgelerde yazılı olarak geçtiği gibi, Tokat'ta ve Sivas'ta içki içiliyormuş. Bizde dedelere verilen soyağaçları 1232'den sonra başladığına göre, 1232'den bu yana ocaklarımıza Anadolu Alevilerini, Kızılbaş Alevileri yöneten dedelerin, "Biz İslamsak içkiyi yasaklayın" diyen bir anlayışı da vardır, Anadolu Aleviliğinde. Yalnız köy Alevileri değil, köy Bektaşileri de vardır. Köy Bektaşilerinin tümünde içki içilmektedir. Alevilerin bir kısmında cemlerde hâlâ içki içilmektedir. İçki içilmeyen cemlerde ise "Dem Geldi Semahı" vardır. "Güzel şahtan bize bir dolu geldi / Bir sen iç sevdiğim bir de Cem'e ver / Hünkâr Hacı Bektaş Veli'den geldi / Bir sen iç sevdiğim bir de Cem'e ver" deniyor. Birçok örnek var yine "Dem Ali, Dem dem, dem..." gibi. Eee bu dem, şarap demektir.

Araştırıyoruz, bakıyoruz. Bu 22 milyonluk topluluğa bu dem nereden geldi. Kökeni oluşturan Şaman, kökeni oluşturan Zerdüşt, kökeni oluşturan Brahman yahut Budist dinlerinin tümünün dinsel törenlerinde içki var. Şaman kültüründe bu içkinin adı "araki", ya da kımız. Zerdüşt kültüründe Elburz Dağları'nda bittiği var sayılan, "Haomaş" ya da "Ha oma" şarabı var. Şarap içki demek. Çok ilginçtir, Haomadaki h'yi kaldırırsanız, "saoma" denilen ağaçtan yapılan içki de Hindistan'da Budist ibadetlerinde içiliyor. Budistler'eki kavramlarla, Zerdüştlerdeki birçok kavram birbirine son derece benzemektedir. Şimdi baktığımızda birbirine benzer özellikleri hemen görebiliyoruz. Zerdüştlerde yakılan kocaman bir ateşin etrafında; Gök Türklerde, yani Oğuzlarda Şamanlarda yine kutsal bir suyun başında; ya da kutsal bir ağacın altında; Budistlerde yine ormanlarda "Sagi" denen ağacın altında veya suyun kenarında kadınlı-erkekli mutlaka daire ile çevrili bir alanda, bir arada kutsal ilahiler okuyarak bu içki içilmektedir.

Bugün Anadolu Alevilerinde kadın-erkek eşitliği başta cemlerde her yerde vardır. Hem köy Bektaşilerinin cemlerinde kadınlar da içki içerler. Ve de bu içki, İslam kisvesi giyildiğinde, Cennet'teki kutsal içkidir. Bu içki Güzel Şah'tan yani, Hz. Ali'den gelmiştir. İşte yine burada da bir İslam kisve var. Bu da Hz. Ali oluyor.

İslamdaki Ali'yle Anadolu Alevilerinin Ali'sinin farklı olduğunu söylemiştiniz. Anadolu Alevilerinde Ali kimdir öyleyse?

― Bu soruya daha ilerde de yanıt vereceğim. Prof. Cahit Tanyol hocamız Hz. Ali'yi Eski Oğuzlardaki, Şamanlardaki Gök Tanrı'ya benzetiyor. Fakat bu benzeyiş yadsınamayacak kadar olsa da Tanrı'nın insanda tecelli etmesi olgusu geçmiş bize, Budizmden. Yani Budist tanrısı İslam ya da Hıristiyan tanrısı değildir. Dünya'yı yaratan birisi değil. Budist tanrısı dünya yaratıldıktan sonra gelip insanların içine girerek. (Ama kimin içine girdiği belli değil) ona yön vererek, dünyayı güzeleştiren Tanrı'dır. Erdem Tanrı'sıdır. Budist tanrısının bir kişinin içine girip de insanların içinde olması Anadolu Aleviliğine Hûlûl ya da "Sudür" Kuramı olarak geçmiştir. Sudür, Anadolu Aleviliği'nde, Tanrı'nın insan içine girip yerleşmesidir. Tarihsel süreç içerisinde Anadolu Alevileri bir kişiyi, "evet tanrısallık bu adamdadır" diye bulmuşlardır kime indiği belli olmayan bir tanrısallıktır bu. Bu bakımdan o dönemin inancına göre toplumda olan herkes etrafındakine Tanrı'dır diye bakmak zorundadır. Biz buna "beden birliği" diyoruz. "Vahdet-i Vücut". Yani Tanrı, kendi güzelliğini görmek ister, ve bunun için de yaratır. Anadolu Aleviliğinde bu iş "Küntü Kenzen Mahfiyya" diye geçer. Yani "Ben gizli bir hazineydim istedim ki bilineyim" demektir. Yöremizde gördüğümüz herşeyi yarattı. Öteden beri Batiniler yani İsmaililer, ki bu da İslam çerçevesi içinde kaçamaklar yaptığımız adlardır. Dünya yaratılışını 4 öğeye bölerler. 1) Canlılar bölümü 2) Bitkiler Bölümü, 3) Hayvanlar Bölümü, 4) İnsanların ortaya çıktığı bölümdür.

Bugün dahi Anadolu Aleviliğindeki felsefede, tasavvuf diyoruz biz buna, her şey Tanrı'dan bir parçadır. Bu bize eski Budizmden geçmedir. Yani Tanrı insana geldi ve orada kendine yer edindi. Anadolu Aleviliğinde de buna "Hulül" diyoruz. Yine bu Zerdüştliğe, Gök Tanrı inancından geçmedir. Çok net görüldüğü gibi Ari, dediğimiz Asya dinleri sürekli birbirlerini etkiliyorlar. Birbirleriyle savaşmışlar. Birbirine sığınmışlar bu dinler. Din adamları birbirleriyle ilişki kurmuşlar. Sonra eski Budizm'de bir tanrısal ruh vardır. Bu ruh ölümsüzdür. Ama beden ölümlüdür. Dolayısıyla beden bu ruhu taşımayacak duruma gelip ortadan kalkınca, ölünce, (Anadolu Aleviliğinin de ölüm lafı yoktur, Hakk'a yürüme vardır) ruh aslına döner. Aslı Tanrısıdır. Ve bir süre sonra bu ruh yeni bir beden arıyarak oraya gider. Eğer Anadolu Aleviliği'de çok genç bir ölüm varsa devri tamamlansın diye "devri asan" diye de bir dua vardır. Bu ölümsüz olan ruh yalnız bir bedene bağlı değil. Bedenden bedene geçiyor. Buna tenasüh, Türkçesi ruh göçü diyebiliriz. Bu ruhun geçmesi Budizmden gelmektedir. Öyleyse ne diyoruz şimdi, Tanrı'nın insan vücuduna girmesi "Hûlûl" ve Südur" olarak Budizmden gelmedir. Diğeri yani ruhun bedenden göçmesi de yine Budizmden gelmedir.

Siz diyorsunuz ki "Siz hem İslamdan geldik diyeceksiniz, hem de Ali Allah'dır diyeceksiniz". Alevilerin Allah anlayışlarını siz nasıl yorumluyorsunuz, yukarıdakiler ek olarak söyleyeceğiniz şeyler nelerdir?

― Sünnilikte Allah karşısında kul olan insan vardır. Böyle bir şey yok Alevilikte. Allah ve Allah'ın gelip içine girdiği ikinci bir Allah denilen bir insan topluluğu var.
[COLOR="#006400"]Gafil kaldır gönlündeki gümanı
Bu mülkün sahibi Ali değil mi
Yaratmıştır onsekizbin alemi
Irızkını veren Ali değil mi
diyerek Ali'yi Allah yapan ve Ali'nin de Allah olduğundan hareketle
Aynayı tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme
ben de Ali'yim diyen, dolayısıyla ben de Allah'ım diyen insanların olduğu bir topluluk. Bundan çıkarak "En-el Hak" diyenlerin, önderlerin çıktığı bir topluluk. Yine bu yoldan çıkan bu yola başını, derisini, canını veren Pir Sultanlar, Nesimiler, Hallacı Mansurlar. Alevi inancına göre devlet gölge etmesin başka birşey istenmemektedir. Alevilere göre, cennete cehenneme gidilmesine kimse karışmasın. Edebiyatçılar Derneği'nin Sivas Kitabı'na da yazmıştım,
"Bugüne kadar yaşadığım toplumların en güzel şiirlerini ben yazdım. En güzel sazlarını ben çaldım. Senden birşey istemiyorum, sen beni niye yakıyorsun. Benim ölüm sana fayda vermez. Şimdiye kadar Pir Sultanlar asıldı, Hallac'ın derisi yüzüldü. Ne kazandınız, kazanacaksınız. İnsanlar isterse güvercine bile tapabilirler, devlet buna karışmasın, devlet Alevi'nin inancına karışmasın."


Alevi tarihi biraz da zor bir tarih değil mi?
― Birgün çocukken anneme sormuştum, "biz niye Aleviyiz ya" diye. Anacığım da, "Hz. Ali Efendimizin hakkını vermediler, götürdüler, Ebu Bekir'e verdiler, o yüzden biz Aleviyiz" dedi. Ben de biraz takılmak için, "Peki ana o hakkı Ali'ye verseydiler, semahı Ebu Bekir mi dönecekti"? Annem şaşırdı. Başka dedim. "Fatma Anamız Fedek Hurmalığı'ndaki hakkını vermediler", Ben de, "Verseydiler Muharrem Orucu'nu tutmayacak mıydık" dedim. Sonra, "Hz. Hüseyin'i öldürdüler", "Hüseyin de Yezid'i öldürseydi. Allah insanda tecessüm eder, tecelli dediğimiz olay, bunu Yezid taraftarları mı yapacaktı", bu soruları duyunca annem şaşırdı. Bunlarla sık sık karşılaşırız. Alevilik tümden ateizm değil elbette. Bence Alevilik bambaşka bir dindir. "Alevilik kolay zannetme âşık" diye bir şiir vardır. Çok zor bir olaydır, Alevilik. Tarih ve inançların derinlikleri çok fazladır.

MÖ 4000 yıllarında Hindistan'da çangıllarda oturan Brahmanlar ki, İbrahim dini, Brahmanizmden gelmektedir. Brahmanlar Allah'ın insanda tecelli ettiğine inanmışlardı. MS 1103. yıllında din adamlarının verdiği fetvalarla öldürülen bir Kürt bilgini var, Şahabettin Suhreverdi. Bu genç adamın öldürülmesi için fetva vermişler. Niye? O demiş ki, "Güneş olmasaydı insanlık olmazdı." Güneş Budizmin öğretisi. "Güneşi kaldırın hiçbirşey olmaz" demiş. Bunu kitap olarak yazmış. Sonunda öldürülmüş.

Nazım, Kurtuluş Savaşı Destanı'nı yazarken, "Ben ne Allah diyorum, ne tabiat", derken yanındaki adam da Nazım'ı kızdırmak için "Ben Allah diyorum, siz tabiat deyin" demiş. Muhakkak Alevilikte de var ama bu İslam Allah'ı değil. Alevinin Allah'ı, İslam Allah'ı değil. Alevilik bambaşka bir dindir, bambaşka bir inançtır. Alevi ne diyor, "Ben Küntü-Kenzü-Mafhu'yum buna inanıyorum. "Ben gizli bir hazineydim. İstedim ki bilineyim." ve yarattı. Peki nasıl yarattı? İşte bu kez yorum başlıyor. Herşeyi kendisine benzeyen bir biçimde yarattı. Yani bitki ondan, balık ondan ve insan da ondan bir parçadır, diyor. "Yarattığı zaman Arşı Ala'daydı. Arşta ruhlar dünyası vardır. İslamcı kalkıp yorum yapıyor, ruhlar dünyası yaratıldığında Cenab-ı Halk dedi ki, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" ’Kalü-bali" dediler, Taa Kalü-bali'den beri sevdik seviştik" diye Pir Sultan'ın da bir şiiri vardır. Bu kez Alevi kalkar şunu söyler, "Evet ben buna inanıyorum ama başka bir nur vardı ya, Yer ile gök yokken bir nur vardı ya bu nur Hz. Ali idi.

Bu Hz. Ali olayı Alevileri İslamdan ayırır. Siz hem İslamdan bahsedeceksiniz hem de Ali Allah'dır diyeceksiniz.

Alevilik içerisindeki kimi inanç kurumlarının da tümüyle İslam-dışı unsurlar olduğunu savunuyorsunuz?
― Mesela musahiplik, tümüyle eski Budizmden Zerdüştlikten Aleviliğe geçmiştir. Bu da aşama aşama birbirini izlemiştir. Yani çeşitli uluslarda ve dinlerde gördüğümüz bu gelenek birbirine geçmesiyle günümüze kadar gelmiştir. Buna "yol kardeşliği" denebilir. Ben savaşa gittiğimde çoluk-çocuğumu en yakın arkadaşıma dostuma emanet edeceğim. O da kendi ailesiyle beraber benim çocuklarıma ve eşime de bakacak. Burada eşlerin bırakılmasına rağmen kesinlikle evlilik toplum kuralı olarak yasaklanmıştır. İşte buradaki toplumsal yapıyı "yol kardeşliği"ni yani musahipliği de tutup İslamiyete bağlıyorlar. Kur'an'da bir sureyle bunun arasında bağlantı kurup bunu da İslamiyete bağlıyorlar. Sabe Suresi'nde güya buna ilişkin bir yorum varmış. "Onlardan öncekilerle de peygamberlerini yanılttılar. Bunların öbürlerine verdiklerinin onda birine ermemişlerdir. Böyleyken öbürlerinin peygamberi terkedişlerinin akibeti ne oldu. Rabbim de ki size sırrı Allah için ikişer ikişer, teker teker karşıma, sonra dönüp arkanıza hiçbir memnunluk olmadığını iyi düşünüp günlerinizi vaaz edin"! E be kardeşim musahiplikle bunun ne alakası var, Allah aşkına. Varsa buyrun beraberce arayalım.

Namaz İslamiyete Zerdüşt dininden geçmedir. Sırat Köprüsü Zerdüştlerin kutsal kitabı Zevasta'da aynen vardır. "Günahkarlar geldiğinde o köprü daralacak, o günahkarlar düşecek. İyiler geldiğinde köprü genişleyecek herkes geçecek" Buradan İslama bir geçiş olmuştur. İlk önce Tevrat'a geçiyor, sonra Kur'an'a geçiyor.

Miraç Olayı'da aynen var. "Ahuramazda çıkan peygamber bir sabah dere kenarında uyurken melekler (ferişteler) alırlar göğsünü yararlar, kalbini çıkarır onu madeni bir kapta yıkayıp yerine koyarlar" Bunun mantıklı bir yanı var mı? Hayır. Zaten din bir inançtır. İnanç ancak aşkla olur. Fakat inançları da ancak bilimin ışığıyla araştırıp inceleyebiliriz. Tüm inançlara sonsuz saygım var ama, bilimsel gerçekler de mutlaka söylenmelidir. Dedelerin, zakirlerin aşkı olmasaydı Alevilik yürümezdi. Elbette Aleviliğin İslamiyetle bir ilgisi yoktur. Cemlerdeki, içki, Ali'nin Allah yapılmasını nasıl açıklayacaksınız? Mehmet Akif Ersoy Kurtuluş Savaşı'na inanmadığı için Kahire'ye gitmişti. Atatürk Onu Kur'an'ı Türkçe'ye çevirmekle görevlendirmişti. Para da vermişti bu iş için. Kur'an ne Türkçe'ye çevrildi ne de verilen para geri geldi.

Buradaki sır da yeni açığa çıktı. Oysa ki Mehmet Akif'e Mekke'den bir fetva geliyor, "Kur'an Türkçe dışında her dile çevrilebilir" diye. Şimdi bakalım bunlarla Aleviliğin bir ilgisi olabilir mi?

Mehdi inancı da Alevilik için son derece önemli bir inançsal kurum. Siz bunun da Hıristiyanlıktan Aleviliğe geçtiğini savunuyorsunuz?

― Mehdi inancı İslamiyetle bağdaşmaz. Bu Hıristiyanlıktan geçmedir. Alevilikteki Mehdi inancı ise çok daha değişiktir. Pir Sultan'ın bir şiiri var, "Mehdi Dedem gelse gerek / Münkirleri kırsa gerek" diye. Mehdi kimi zaman Mehdi olmaktan çıkan Hz. Ali'dir. İslam inancında bir yerde toplum bozulduğu da Mehdi gelecektir, Deccal'le boğuşacaktır ve kıyamet kopacaktır. Aleviler bunun bir kısmına inanır diğerine inanmazlar. Aleviler kıyamete inanmazlar. Aleviye göre kıyamet kopmayacaktır, ancak dünya düzelecektir. Dünya'nın düzenlenmesini gerçekleştirecek olan Mehdi çok değişik kılıklarda gelebilir çünkü, dünyayı her insan topluluğu bozabilir. Eğer dünya bozulursa, Mehdi karaderili kılığında gelecektir. Eğer Kızılderililer tarafından dünya bozulursa Mehdi kızılderili olarak dünyaya gelecektir. Yani Mehdi inançları da çok farklıdır Alevilerin.

Muharrem Orucu Hicret'in 2. yılına kadar yani 620 yılına kadar vardı. Peygamber de Muharrem Orucu'nu 10 gün tutuyordu. 623 yılında Ramazan Orucu inince, Musevilikten geçmektedir. Zerdüştlükte de buna benzer bir oruç vardır. Bunun yanında Şaman "Yu Törenleri"nin benzeyen bir olayı da tekrar yaşatmak için Kerbela Olayı'nı aldık. Hüseyin'i oralardan aldık ama bizim çok eski kutsal tapınaklarınızın yerine koyduk. Hz. Ali'yi aldık, "İnsan-ı Kamil" dediğimiz insanın yerine koyduk. Öldürmedik onları. Onlar Hüseyin'e, Ali'ye katıldılar.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.