You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Alevilik doğru yolun (islam) sapık kolu mu?

Alevilik doğru yolun (islam) sapık kolu mu?

Posting Freak
Alevilik doğru yolun (islam) sapık kolu mu?
Selçuklu, Osmanlı ataları Alevileri, ’Rafızi, mülhit, dinsiz ve kâfir’ diye niteleyerek kovuşturan, akıllara durgunluk veren katliamların altına imza atanların torunlarına son yıllarda bir şeyler oldu.

Bugün övgüyle bahsettikleri Zembilli Ali Efendi, Görezli Hamza ve Ebu Suud Efendi benzeri şeyhülislamlar, ’Canları, malları ve ırzları helal’, ’Bir Kızılbaş öldüren Müslüman cennete gider. Bunlarla savaşırken ölen Müslümanlar şehit, yaralananlarsa gazi olur’ gibisinden sayısız fetvayla Alevilere karşı padişah emriyle ölüm fermanları hazırlıyorlardı. Bu politikanın sonucu olarak Aleviler Osmanlı döneminin hemen tamamında tarifsiz acılar çektiler, çok sayıda katliama ve sürekli bir asimilasyona maruz kaldılar. 1500’lü yıllardan itibaren de fiili karşılık verme güçlerinin azaldığını görünce geriye çekildiler. Kendilerini ıssız dağ başlarına, kuş uçmaz-kervan geçmez bölgelere atarak içlerine kapandılar. İçlerinde kendi inanç ve ibadetlerini tavizsiz bir biçimde sürdürürken, dışarıya karşı ’Biz İslam’ın özüyüz. Hakiki Müslüman biziz’ tarzında takiyyelere sığınarak hayatta kalma mücadelesi verdiler.

Aleviler bu şekilde içeriye başka, dışarıya başka bir hayatta kalma stratejisi izleyerek günümüze kadar gelebilmeyi ve inançlarını yaşatmayı başardılar. Ne var ki, dün kırsalda kapalı bir cemaat yapısı içinde bir işlerliğe sahip olan bu strateji, Alevilerin 1950’lilerden itibaren kentlere göçmesiyle birlikte çökmeye ve eski önemini yitirmeye başladı. Açıkçası dün ’İslam’ın özüyüz’ demekle kendini dışa karşı koruyabilen ve inancını yine de sürdürebilen Aleviler için bu önerme, kentlere göçle beraber işlevini yitirdiği gibi, bir de Alevi düşmanlarının ve devletin etkili bir silahına dönüşerek geri Alevilere doğrultuldu. Çünkü dün kendi topluluğu dışına çıktığında ’Ben Müslüman’ım, hatta onun özüyüm’ diyerek paçayı kurtarabilen ve kendi köyüne döndüğünde Müslüman olmanın gereklerini yerine getirmek gibi bir zorlamayla karşılaşmayan bir Alevi için kentlere yerleşimle birlikte büyük zorluklar baş gösterdi.

Artık söylem düzeyinde Müslümanlık yetmemeye başlamıştı. Diyanet, Kur’an kursları, imam-hatipler ve ilahiyat fakülteleri gibi çok güçlü mekanizmalarla ya da devasa ekonomik güçle Aleviler üzerinde çok büyük bir devlet ve toplum baskısı oluşturuldu. Aleviler söylemden eyleme geçmeye davet edilerek, sadece dilde değil pratikte de İslam’ın en belirgin şartları olan namaz, Ramazan orucu ve hac benzeri ibadetleri yerine getirmeye ya teşvik edildi veya zorlandı. Bu nedenle talep olmamasına rağmen Alevi köylerine cami inşa etme politikası hayata geçirildi. 1980 sonrası başlayan okullardaki zorunlu din dersleri uygulamasıyla yeni yetişen Alevi neslin beyinleri de adeta iğfal edilerek, onları Alevi kimliğine yabancılaştırma ve eritme devletin temel politikası haline sokuldu. Geçen yıllar içinde bu yolla Aleviler arasında kafa karışıklığı, kimliğine yabancılaşma ve çoğunluğa benzeme isteği yaratıldı.

[color=Black]ALEVİLİK DOĞRU YOLUN (İSLAM) SAPIK KOLU MU?

Oysa 1979 İran İslam devrimine gelinceye kadar ülkemizdeki Sünni kesim Aleviliği Gulat-ı Şia (Aşırı, Sapkın Şii) başlığı altında Şii İslam içinde sayıyordu ve Necip Fazıl’da Aleviliği ve benzeri muhalif-batıni akımları anlatan ’Doğru Yolun Sapık Kolları’ adında bir kitap kaleme almıştı. Sonraları Humeyni rejimi Alevileri Şiileştirecek ve biz artık Sünnileştiremeyeceğiz korkusuyla kendi içinde zaten problemli bu tanım da rafa kaldırıldı.

Sahiden nedir Allah aşkına bu meşrep, anlayış, kol ve erkân gibi belirsiz ve dünya ilahiyat literatüründe yeri olmayan kavramların anlamı?

Tabii ki teoride olmasa da pratikte çok kullanışlı tarafları var tüm bu yeni yetme kavramların’ Kelime oyunlarının hedefi gayet açık; eşyaya adıyla hitap etmeyerek, topu taca atma ve oyalama! Böyle laf salatalarıyla ve demagojilerle zaman kazanıp, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda genel nüfusa oranları yüzde 40’larda gezinen Alevileri yüzde 20’lere indirmeyi başardılar. Şimdi hükmen ’Siz Müslümansınız’ benzeri tatlı sözlerle aslında bilinen ama kendilerince yeni bir taktikle bu rakamı daha da aşağıya çekmeye ve gerekirse sıfırlamaya çalışıyorlar. Kısaca Alevileri Sünni İslam içinde eritip, yok etmeyi hedefliyorlar. Son yıllarda devlet ve hükümetin Aleviliğe yoğun bir şekilde el atması, çalıştaylar düzenlemesi ve açılımlar yapması nihayetinde hep bu amaca hizmet ediyor. Zira ifade ettiğimiz üzere, Aleviliğe, kendi gerçeğini yansıtıcı ve Alevilerin Aleviliği algılayış biçimini özne ve merkez olarak kabul eden bir tanımlama yapamıyorlar. Bundan ısrarla kaçınıyorlar.

Lakin Türkiye’de bu türden oyalamalarla, kafa karıştırmalarla, kavramlarla oynamayla toplumsal barışı tesis edecek bir yere varılamaz. Bir yere varılır varılmasını ama bu da kimseyi memnun etmez.

İşin gerçeği Aleviler İslam’ın neresinde olduklarını gayet iyi biliyorlar’ Ama günümüz koşullarında tek başına Alevilerin İslam’daki yerlerini bilmesi yetmiyor. Artık devletin, İslam şeriatını kısmen veya tamamen temsil ve uygulama yetkisine sahip olan Diyanet ve benzeri kurumların da Alevilikle ilgili bakışlarını, Aleviliğin İslam’daki yerini ve konumunu kesine yakın şekilde netleştirmeleri gerekiyor. Alevilerin, Aleviliği algılayış ve tanımlayışlarını özellikle dikkate alarak bir tanım yapmaları, ona belli bir çerçeve çizmelerinin zamanı geldi de geçiyor. Aksi takdirde ortaya çıkacak kaos ortamı tarafların tümünü boğabilir!

Hüseyin DEMİRTAŞ
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..
Posting Freak
Alevilik doğru yolun (islam) sapık kolu mu?
GAMZE yazdı:Selçuklu, Osmanlı ataları Alevileri, “Rafızi, mülhit, dinsiz ve kâfir” diye niteleyerek kovuşturan, akıllara durgunluk veren katliamların altına imza atanların torunlarına son yıllarda bir şeyler oldu.

Bugün övgüyle bahsettikleri Zembilli Ali Efendi, Görezli Hamza ve ]Ebu Suud Efendi benzeri şeyhülislamlar, “Canları, malları ve ırzları helal”, “Bir Kızılbaş öldüren Müslüman cennete gider. Bunlarla savaşırken ölen Müslümanlar şehit, yaralananlarsa gazi olur” gibisinden sayısız fetvayla Alevilere karşı padişah emriyle ölüm fermanları hazırlıyorlardı. Bu politikanın sonucu olarak Aleviler Osmanlı döneminin hemen tamamında tarifsiz acılar çektiler, çok sayıda katliama ve sürekli bir asimilasyona maruz kaldılar. 1500”lü yıllardan itibaren de fiili karşılık verme güçlerinin azaldığını görünce geriye çekildiler. Kendilerini ıssız dağ başlarına, kuş uçmaz-kervan geçmez bölgelere atarak içlerine kapandılar. İçlerinde kendi inanç ve ibadetlerini tavizsiz bir biçimde sürdürürken, dışarıya karşı “Biz İslam”ın özüyüz. Hakiki Müslüman biziz” tarzında takiyyelere sığınarak hayatta kalma mücadelesi verdiler.

Aleviler bu şekilde içeriye başka, dışarıya başka bir hayatta kalma stratejisi izleyerek günümüze kadar gelebilmeyi ve inançlarını yaşatmayı başardılar. Ne var ki, dün kırsalda kapalı bir cemaat yapısı içinde bir işlerliğe sahip olan bu strateji, Alevilerin 1950”lilerden itibaren kentlere göçmesiyle birlikte çökmeye ve eski önemini yitirmeye başladı. Açıkçası dün “İslam”ın özüyüz” demekle kendini dışa karşı koruyabilen ve inancını yine de sürdürebilen Aleviler için bu önerme, kentlere göçle beraber işlevini yitirdiği gibi, bir de Alevi düşmanlarının ve devletin etkili bir silahına dönüşerek geri Alevilere doğrultuldu. Çünkü dün kendi topluluğu dışına çıktığında “Ben Müslüman”ım, hatta onun özüyüm” diyerek paçayı kurtarabilen ve kendi köyüne döndüğünde Müslüman olmanın gereklerini yerine getirmek gibi bir zorlamayla karşılaşmayan bir Alevi için kentlere yerleşimle birlikte büyük zorluklar baş gösterdi.

Artık söylem düzeyinde Müslümanlık yetmemeye başlamıştı. Diyanet, Kur”an kursları, imam-hatipler ve ilahiyat fakülteleri gibi çok güçlü mekanizmalarla ya da devasa ekonomik güçle Aleviler üzerinde çok büyük bir devlet ve toplum baskısı oluşturuldu. Aleviler söylemden eyleme geçmeye davet edilerek, sadece dilde değil pratikte de İslam”ın en belirgin şartları olan namaz, Ramazan orucu ve hac benzeri ibadetleri yerine getirmeye ya teşvik edildi veya zorlandı. Bu nedenle talep olmamasına rağmen Alevi köylerine cami inşa etme politikası hayata geçirildi. 1980 sonrası başlayan okullardaki zorunlu din dersleri uygulamasıyla yeni yetişen Alevi neslin beyinleri de adeta iğfal edilerek, onları Alevi kimliğine yabancılaştırma ve eritme devletin temel politikası haline sokuldu. Geçen yıllar içinde bu yolla Aleviler arasında kafa karışıklığı, kimliğine yabancılaşma ve çoğunluğa benzeme isteği yaratıldı.

ALEVİLİK DOĞRU YOLUN (İSLAM) SAPIK KOLU MU?

Oysa 1979 İran İslam devrimine gelinceye kadar ülkemizdeki Sünni kesim Aleviliği Gulat-ı Şia (Aşırı, Sapkın Şii) başlığı altında Şii İslam içinde sayıyordu ve Necip Fazıl”da Aleviliği ve benzeri muhalif-batıni akımları anlatan “Doğru Yolun Sapık Kolları” adında bir kitap kaleme almıştı. Sonraları Humeyni rejimi Alevileri Şiileştirecek ve biz artık Sünnileştiremeyeceğiz korkusuyla kendi içinde zaten problemli bu tanım da rafa kaldırıldı.

Sahiden nedir Allah aşkına bu meşrep, anlayış, kol ve erkân gibi belirsiz ve dünya ilahiyat literatüründe yeri olmayan kavramların anlamı?

Tabii ki teoride olmasa da pratikte çok kullanışlı tarafları var tüm bu yeni yetme kavramların… Kelime oyunlarının hedefi gayet açık; eşyaya adıyla hitap etmeyerek, topu taca atma ve oyalama! Böyle laf salatalarıyla ve demagojilerle zaman kazanıp, 1923”te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda genel nüfusa oranları yüzde 40”larda gezinen Alevileri yüzde 20”lere indirmeyi başardılar. Şimdi hükmen “Siz Müslümansınız” benzeri tatlı sözlerle aslında bilinen ama kendilerince yeni bir taktikle bu rakamı daha da aşağıya çekmeye ve gerekirse sıfırlamaya çalışıyorlar. Kısaca Alevileri Sünni İslam içinde eritip, yok etmeyi hedefliyorlar. Son yıllarda devlet ve hükümetin Aleviliğe yoğun bir şekilde el atması, çalıştaylar düzenlemesi ve açılımlar yapması nihayetinde hep bu amaca hizmet ediyor. Zira ifade ettiğimiz üzere, Aleviliğe, kendi gerçeğini yansıtıcı ve Alevilerin Aleviliği algılayış biçimini özne ve merkez olarak kabul eden bir tanımlama yapamıyorlar. Bundan ısrarla kaçınıyorlar.

Lakin Türkiye”de bu türden oyalamalarla, kafa karıştırmalarla, kavramlarla oynamayla toplumsal barışı tesis edecek bir yere varılamaz. Bir yere varılır varılmasını ama bu da kimseyi memnun etmez.

İşin gerçeği Aleviler İslam”ın neresinde olduklarını gayet iyi biliyorlar… Ama günümüz koşullarında tek başına Alevilerin İslam”daki yerlerini bilmesi yetmiyor. Artık devletin, İslam şeriatını kısmen veya tamamen temsil ve uygulama yetkisine sahip olan Diyanet ve benzeri kurumların da Alevilikle ilgili bakışlarını, Aleviliğin İslam”daki yerini ve konumunu kesine yakın şekilde netleştirmeleri gerekiyor. Alevilerin, Aleviliği algılayış ve tanımlayışlarını özellikle dikkate alarak bir tanım yapmaları, ona belli bir çerçeve çizmelerinin zamanı geldi de geçiyor. Aksi takdirde ortaya çıkacak kaos ortamı tarafların tümünü boğabilir!

Hüseyin DEMİRTAŞ

Ebu Suud Efendi benzeri şeyhülislamlar, “Canları, malları ve ırzları helal”, “Bir Kızılbaş öldüren Müslüman cennete gider. Bunlarla savaşırken ölen Müslümanlar şehit, yaralananlarsa gazi olur” gibisinden sayısız fetvayla Alevilere karşı padişah emriyle ölüm fermanları hazırlıyorlardı.

Hangi canlıyı öldüren, Allah tarafından mükafatlandırılıyor?
Allah,yarattığı kulların başkaları tarafından incinmesine müsade eder mi, Allah esirgeyen ve bağışlayan değil miydi?

Karanlıkta karıncanın izini süren Allah, kime ne ceza verileceğini haşa haşa bilmiyor mu da insanlar ,kendileri gibi Allah tarafından yaratılmış diğer kulları cezalandırıyor,bu yetkiyi kimden alıyorlar.

Allah'ın insanları dinlerinden değil amellerinden dolayı yargılayacağını bilmiyorlar mı?

Çoğunluğun gücüne güvenip az sayıdakini ezmesi hangi dinde görülmüştür?

Aleviliğin felsefesi,düşüncesi,hayat gayesi, ilkesi,olmazsa olmaz şartı Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin de dediği gibi "İNCİNSENDE İNCİTME" OLDUĞU İÇİN HİÇ BİR YARADILANA KIYMAZ VE İNCİTMEZ.

Koca Yunus Emre'nin de dediği gibi "YARADILANI HOŞ GÖRDÜK ,YARATANDAN ÖTÜRÜ"

Alevilikte insan öldüren Hak katında "düşkün" olur. Düşkünlerin, Pir'lerin yaptığı cem'lerde yeri olmaz,böyle kutsal bir ibadette bile yer bulamazlar .

Doğru yol'un sapık kolları deyimi,Hz.Muhammed ve Hz.ALi'den gelen nesile yani Aleviliğe yapılmış en büyük hakarettir.


Yine diyorum,Aleviliğin felsefesi,düşüncesi,hayat gayesi, ilkesi,olmazsa olmaz şartı Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin de dediği gibi "ELİNE- DİLİNE- BELİNE SAHİP OL" mirasıdır.

]Eline sahip olursan ,harama el uzatmazsın,elinle koymadığını almazsın,kimsenin hakkını yemezsin,ticarette dahi terazi hep doğruyu tartar.
Çünkü nizam terazisi Hz.Fatıma Ana'nın elindedir.

]Diline sahip olursan , yalan konuşmaz, kötü kelimeler kullanmaz, iftira atmaz, dedikodu yapıp insanları birbirine düşürmez, ikiyüzlülük ve gıybet yapmazsın.

]Beline sahip olursan, harama kuşak çözmez, başkalarının namusuna göz dikmez, kimsenin yuvasını yıkmaz, kötü yollarda gezmez, kötü yerlerde bulunmaz "insan gibi " yaşarsın.

Aleviliğin temeli buyken hangi dinde görülmüş, böyle yaşayanlara iftira atmak?
Bu Caiz midir?









Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Administrator
Alevilik doğru yolun (islam) sapık kolu mu?
FadimeBK yazdı:Ebu Suud Efendi benzeri şeyhülislamlar, “Canları, malları ve ırzları helal”, “Bir Kızılbaş öldüren Müslüman cennete gider. Bunlarla savaşırken ölen Müslümanlar şehit, yaralananlarsa gazi olur” gibisinden sayısız fetvayla Alevilere karşı padişah emriyle ölüm fermanları hazırlıyorlardı.

Hangi canlıyı öldüren, Allah tarafından mükafatlandırılıyor?
Allah,yarattığı kulların başkaları tarafından incinmesine müsade eder mi, Allah esirgeyen ve bağışlayan değil miydi?

Karanlıkta karıncanın izini süren Allah, kime ne ceza verileceğini haşa haşa bilmiyor mu da insanlar ,kendileri gibi Allah tarafından yaratılmış diğer kulları cezalandırıyor,bu yetkiyi kimden alıyorlar.

Allah'ın insanları dinlerinden değil amellerinden dolayı yargılayacağını bilmiyorlar mı?

Çoğunluğun gücüne güvenip az sayıdakini ezmesi hangi dinde görülmüştür?

Aleviliğin felsefesi,düşüncesi,hayat gayesi, ilkesi,olmazsa olmaz şartı Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin de dediği gibi "İNCİNSENDE İNCİTME" OLDUĞU İÇİN HİÇ BİR YARADILANA KIYMAZ VE İNCİTMEZ.

Koca Yunus Emre'nin de dediği gibi "YARADILANI HOŞ GÖRDÜK ,YARATANDAN ÖTÜRÜ"

Alevilikte insan öldüren Hak katında "düşkün" olur. Düşkünlerin, Pir'lerin yaptığı cem'lerde yeri olmaz,böyle kutsal bir ibadette bile yer bulamazlar .

Doğru yol'un sapık kolları deyimi,Hz.Muhammed ve Hz.ALi'den gelen nesile yani Aleviliğe yapılmış en büyük hakarettir.


Yine diyorum,Aleviliğin felsefesi,düşüncesi,hayat gayesi, ilkesi,olmazsa olmaz şartı Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin de dediği gibi "ELİNE- DİLİNE- BELİNE SAHİP OL" mirasıdır.

]Eline sahip olursan ,harama el uzatmazsın,elinle koymadığını almazsın,kimsenin hakkını yemezsin,ticarette dahi terazi hep doğruyu tartar.
Çünkü nizam terazisi Hz.Fatıma Ana'nın elindedir.

]Diline sahip olursan , yalan konuşmaz, kötü kelimeler kullanmaz, iftira atmaz, dedikodu yapıp insanları birbirine düşürmez, ikiyüzlülük ve gıybet yapmazsın.

]Beline sahip olursan, harama kuşak çözmez, başkalarının namusuna göz dikmez, kimsenin yuvasını yıkmaz, kötü yollarda gezmez, kötü yerlerde bulunmaz "insan gibi " yaşarsın.

Aleviliğin temeli buyken hangi dinde görülmüş, böyle yaşayanlara iftira atmak?
Bu Caiz midir?


Mükemmel bir değerlendirme bence. Teşekkür ederiz Sevgili Fadime BK.

Kur'an da der ki: "Allah,akıllarını kullanmayan toplumların üzerine pislik yağdırır."

Kendi anadilinde dinini öğrenmeyen ve bu nedenle dininin özünü yakalayamayan, sadece hacının hocanın sözüyle hareket ederek yaşayan milyonların olduğunu düşünürsek bu tür safsataların ve iftiraların olması kaçınılmaz oluyor.

Bizim dinimizde şekilciliğe yer yoktur. Ama gelin görün ki şuan içinde yaşadığımız toplum çeşitli cemaatlere bölünmüş ve toplumu bu cemaatlerin güçleri ve dünyaya bakış açıları şekillendiriyor. Böyle bir ortamda veya böyle bir toplumda kendi aklı ile doğruları bulmaya çalışan "birey" bulmak çok zor iştir. Çünkü toplum artık bireylerden değil,müritlerden meydana gelir.Araştırmayan, sorgulamayan, sadece bir yöne bakan bir kişiden "farklı dünya görüşlerine tahammül" beklenemez. Beklenmesi için kişinin yaşadığı ortamda demokrasi olmalıdır. Biat kültürü ile yetişen cemaat toplumu kendi başına karar alamaz. Yapılanmaları içerisinde kuralların dışına kimse çıkamaz. Çıksa da o cemaatte yer bulamaz. Direk aforoz edilir...

Cübbeli Ahmet hoca bir videosunda diyor ki:"'...Bunu da kadınlar duymasın ama sizin işinize yarar. En çok salavatı getiren, en çok Huri'yi alır. Yatana saman yok. Salavata devam, Huri'ler bol. Ama bunu kadınlar duymasın. Zaten öbür dünyada sinirleri alınacak. Yoksa cennette de başımıza bela olurlar..'

Şimdi yukarıdaki rezillikleri söyleyenler mi sapık yoksa iftira attıkları Aleviler mi?

Aleviler ne kadar farklı görüşlerde olsalar da Alevilerden "Cennetteki Huriler" için hadi şu ibadeti yapalı mı ne duydum ne gördüm...

Tabii yukarıda ifade edilenler bütün Sünni toplumu için söylenmedi kesinlikle. Her toplumun içinde sapık düşüncelere sahip,insanlık düşmanı kişilerin varlığı tartışılmaz bile. İnsan en yalın haliyle okuyan,kültür sahibi,kendisini geliştiren,insani değerlere saygılı,hak hukuk bilen ve çağdaş normlara sahip bir kişi olmalıdır. Cahillerin ve insanlık düşmanlarının sözleri ile hareket eden ve eyleme geçen bir toplumun yüzü hiç bir zaman gülmez.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.