You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aleviliğe Yakıştırılan İslam Mezhepçiliği

Aleviliğe Yakıştırılan İslam Mezhepçiliği

Posting Freak
Aleviliğe Yakıştırılan İslam Mezhepçiliği
Alıntı olup sitemizin görüşlerini yansıtmamaktadır.


]Aleviliğe Yakıştırılan İslam Mezhepçiliği

Gerçek Alevilik
Cemal Zöngör


Alevilikle İslam arasında ki sorun olan diğer bir önemli nokta; mezhepler konusudur. Mezhepler konusu özellikle Anadolu da tam olarak hiçbir toplum tarafından anlaşılmış değildir.

ÇÜNKÜ KUR’AN-I KERİM’DE MEZHEPLER GEÇMEDİĞİ HALDE, DÖRT BÜYÜK HAK MEZHEBİN OLDUĞU KABUL EDİLİR,

DİĞER TARAFTANDA BU DÖRT BÜYÜK MEZHEBİN İMAMLARINI OKUTUP YETİŞTİREN İMAM CAFER-İ SADIK’IN CAFERİ MEZHEBİNİ KABUL ETMEMELERİ,
ÇOK İLGİNÇ BİR MANTIK YAKLAŞIMI OLDUĞUNDAN,
İNSAN BU MANTIĞI NE DİNLERE DAYANDIRABİLİYOR, NE DE GERÇEK BİR SOSYAL YAPIYA.

Anadolu halklarından Alevilerle, Sünniler bu konu hakkında bilinçsiz bir şekilde yaşamaya devam etmektedirler.

Tüm bu anlattıklarımızdan ve bu güne kadar İslam toplumu tarafından genel kabul görmüş düşüncelerin asıl özünde yatan mantık, Arapların ve İslamiyet in hakim olduğu bölgelerde insanlar yaşam koşullarının zorlaması nedeniyle, Emevi İslam anlayışı kendi arasında dört temel mezhebin dışında birçok değişik mezheplere de ihtiyaç duyup çeşitli mezhepler kurmuşlardır.

Emevi toplumu böylece birden çok kola ayrılarak her bölge toplumu islamı daha çok kendi öz kültür değerlerine ve çevre koşullarına göre yaşamaya çalışıp, kuran-ı kerim' in temel sure ve ayetlerin dışında yorumlarla yaşamak zorunluluğunu hisseden toplulukları, bir noktaya kadar anlamak mümkündür. Fakat diğer taraftan Anadolu toplumları içerisinden, Sünni olarak kendilerini gören başta Türklerle Kürtler olmak üzere, kendi öz kültürünü unutmaya çalışıp Arap kültüründen emeviler in kültür anlayışlarını kendilerine temel edinen ve bunun yanında yine bir Arap kültür benzerliği taşıyan, Şiilik, İmamlık, İsmail ilik, Fatımilik gibi benzer mezheplerde dahil hiçbirilerini kabul etmeyip duydukları dört temel mezhepten Malikilik, Hanefilik, ŞafiIik, Hambekilik üzerinde ısrar etmelerini anlamak mümkün değil.

Çünkü Anadolu da ki toplumların büyük bir çoğunluğu islam'a aitmiş gibi mezhep icat etmeye çalışmış olsalardı, bunu kendi öz kültürlerine göre yapmaları normal gelebilirdi. Ama hiçte böyle yapmayıp başkalarının din ve inançlarına göre şekillenen mezhepleri hak deyip bunun dışında kalanlara en ağır şekilde saldırmışlardır.

Diğer taraftan çok ilginç bir noktada ana doluda kendilerini alevi olarak bilen ve Bektaşilik yapan kişiler Aleviliğin is!amın bir mezhebi olduğunu ısrar ettikleri halde, Anadolu Alevilik anlayışını Şiilerde dahil hiçbir İslam alemi tarafından Aleviliğin islamın bir mezhebi olmadığını ve İslam la uzaktan yakından hiçbir ilişkisi bulunmadığını ki ( bu çok doğru bir düşüncedir) söylemelerine rağmen özellikle, ana doluda ki egemen sistemin yanında hareket eden aleviler, kendilerini habire islamın bir mezhebi olduklarını ısrar etmeleri, ne Aleviliğin ilkesine uymaktadır, nede İslam ilkelerine, böylece kendi anlayış tarzları ile Alevilikle İslam arasında ki fark bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Böylece şu nokta rahat bir şekilde açığa çıkarak anlaşılmaktadır. Gerçek Aleviliği İslamın hiç bölgesi kabul etmediği gibi, Anadolu da egemenlik kuran Selçuklusundan, Osmanlısına ve ondan sonra Cumhuriyet adıyla devam eden Kemalist Türkçülükte kabul etmemiştir. Daha Önceki sayfalarda değindiğimiz gibi, 1239'dan 1938'lere kadar, aleviler hep direniş ve çatışmalarla kendilerini var etmeye çalışmışlardır.

Bu tarihten sonra Alevilerin bir kısmı daha çok siyasal oluşumlar içerisinde bazı mücadeleler vermesine rağmen, hiçbir zaman Alevilik adını kullanmayıp, hep sosyalizm ilkeleri doğrultusunda çaba harcamışlarsa da, bu yolda da bir çıkış elde edememişlerdir.

Ana doluda ki Aleviliğin yaşam ve mücadele şeklini daha iyi kavrayabilmemiz için, Türk egemenleri Selçuklulardan başlayıp, Osmanlı ve Kemalist Türk milliyetçiliğine kadar yaşananları incelemeye devam edelim.


ALEVİLİKLE İSLAMİYET ARASINDA Kİ BAĞ:

Özellikle Anadolu toplumunun büyük bir çoğunluğu, Aleviliğin Hz. Ali ile başladığı bilinci ile yaşamaya devam etmektedir. Aslında bu düşüncenin doğru ve bilimsel hiçbir yanının olmadığını, tüm araştırma ve incelemelerden ortaya çıkmaktadır.

Alevilik her ne kadar islamın dördüncü halifesi olan, Hz. Ali ismiyle kelime ve ses benzerliği taşısa da, kelimeyi kök ve köken olarak anlam açısından da incelediğimizde, tamamen farklı şeyler olduğu ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki:
Ali ismi; Arapça yüce ulu anlamındadır.
Alevi kelimesinin doğuşu ise ... Birinci sırada;
Kürtçe Ar, Agirden gelir ki bu kelimeler ateş demektir.
İkinci sırada ise ... Türkmenlerin daha çok ana doluda ki bölge özelliğine de bağlı olarak karşım lehçesinde ...
Alav, Alev ve alevi şekillerini almıştır. Buda yine ateşe verilen isimlerdendir.

Diğer ikinci bir etki ise Türkmenlerin şaman inancından gelen Güneşe ve Ateşe tapınma, yine Kürtlerin; kendi en eski dinleri olan Zerdüştlükte ki Güneş ve Ateş inancının birleşmesi ile hem yaşam şeklinde, hem de ibadet şeklinde kendi öz kültürlerini Alevilik adıyla bu güne kadar sürdürmüşlerdir.

Günümüzde ki genel kabul edilmiş olan ve ufak bir yaşam ile ibadet şeklinde Anadolu Aleviliğine benzemeyen, Hz. Ali'den geldiğini savunmak aslında kendi öz kültüründen kaçmaktır.

Önceden de söylediğimiz gibi, Ali ismi Arapça yüce anlamında olup, Hz. Ali'nin yaşamından tutalım, ne Haşimi Arap, nede Emevi Arap yaşam şekli, Anadolu Aleviliğine benzediğini gösteren hiçbir tarihi belgenin izine rastlamamıştır. Alevilik doğası gereği, her kim olursa olsun Hümanist, kişilere gereken saygıyı gösterdikleri için, Hz. Muhammed ve diğer iyi niyetli Hümanist Araplara da gerekli saygıyı göstermeleri gereği, Aleviliğin Hz. Muhammed ya da, Hz. Ali'den geldiğini söylemek çok yanlık ve tehlikeli bir kültür ile inanç erozyonudur.

Ali ismindeki Aleviliğe dayanarak incelemeye devam ettiğimizde, inanç ve yaşam şeklinde farklı iki nokta çıkmaktadır.
Birincisi din ve inanç noktası olan;(Haşimi İslamizm) diğeri ise; siyasi düşünce yapısı olan Arap Demokrasizmi ( basçılık) tır.
Anadolu Aleviliği ile bakıp hareket ettiğimizde ... Hz. Ali ve Ehli Beyt in tüm yaşamından tutalım dini inanışına kadar her şey çok farklı olup, Anadolu Aleviliğinde daha öncede bahsettiğimiz gibi Cem de
halka namazı kılmak, sazla ibadet yapmak, Cem ve Üç günlük Aşre (Hıdrellez) orucu ile On iki imam orucunu yerine getirmek hiç bir zaman İslam daki gibi şart ve mecburi değildir. İnsanları zorlayarak ibadeti kişilere yaptırmak asla söz konusu olmadığı gibi, tüm din ve inanç farklılıklarına samimi yaklaşıp kendi inancına verdiği değer ve saygıyı diğer inanç ve dinlere de gösterme yaklaşımları, diğer birçok din den ve toplum kültüründen farklılık taşıyarak, asla din ve kültür ırkçılığına ya da milliyetçiliğine gitmemiştir. Onun için, Hz. Ali Aleviliği gerçek yaşanan şekli ile Haşimi Şii ya da Şia
islam inancıdır. Siyasal yapısı ise, Basçılıktır.

Kişiler Baas yönetim ve iktidarlarını ciddi bir şekilde ele aldıklarında, şunu çok rahat göreceklerdir. Emevi Arapların Haşimileri ya da diğer bir adı ile Ehlibeyt i Arabistan'dan sürgün ettikten sonra, On iki imamcılar olarak ta bilinen Haşimi taraftarlarının çoğunluğu, Mezopotamya bölgesine
yerleşmişlerdir. Bu bölgelerde, Baas yönetim şekli olan Arap Haşimi Ulusalcılığı ve İslam anlayışı vardır. Haşimi veya diğer adı ile Alici (Şii)'lerin olmadığı ülke ve bölgelerde Baas yönetim şekli söz konusu değildir.

Özellikle Anadolu da düzenin egemenleri ve birtakım alevi Dedelerinde katkısı ile Aleviliği, Hz. Ali 'nin evi veya onun etrafında toplanan kişilerin oluşturduğu topluluğa verilen isme Alevilik demişlerdir. Dünyanın birçok yerinde her hangi bir ırktan ve toplumdan olan kişiler etrafında birleşip birçok devrimlerin yapıldığı gerçeğine katılmakla birlikte, fakat Hz. Ali ve soyundan gelen kişilerin etrafında toplanan insanların büyük çoğunluğu, ya İslam dinini tamamen kabul edip yaşamlarını bu dini ilme ve ibadet kuraIlarına göre devam ettirmişlerdir; ya da İslam dininin dışında sadece siyasi bir birliktelik için birleşmişlerdir.

İşte bu birliktelik noktalarından birisi olan Anadolu Alevi/eri, hiçbir zaman ne Arap yaşam şeklini kabul etmişlerdir, nede İslam ibadet şeklini. Daha öncede söylediğimiz gibi, Anadolu Alevileri Zerdüştlük inanç ve ibadetini devam ettirip, sadece Haşimilerle çok zayıf bir siyasi birliğin dışında inanç bakımından bir birine benzeyen bir bütünlüğün olduğu görülmektedir. Onun içindir her zaman her zaman diyoruz ki, Şiilik Haşimi Arap anlayış ve inanç yaşam şeklidir ve (Baascılıktır)

]Anadolu Aleviliği ise Mezopotamya'nın en eski dini ve kültürü olan Mazdek inanç ve yaşam şeklidir. Buda ( Mezopotamya Mazdek Sosyalizmdir)

Ana doluda Alevilik adını kullanarak Alicilik ya da Islamcılık yapılmak istendiğinde, Şiilik mantığıyla Haşimi yaşam ve inanç şek/ine gitmek doğrudur. Çünkü Şiilik Hz. Ali etrafında toplanan veya onun yanında yer alan hem dini hem de siyasi bir bütünlüktür.
Diğer taraftan Anadolu Alevileri ile Şiiler arasında, bazı birlikteliklerin oluşması yine inanç anlayışının dışında, daha çok ekonomik ve siyasi alanda göze çarpmaktadır. Aynı zamanda Arap Emevi Milliyetçiliğine karşı güç birliği söz konusudur.

Alevilikle islamiyet arasında olduğu iddia edilen benzerliğe değinmeye devam edelim. İslamiyetin kurucusu Hz. Muhammet den sonra islamın temsilcisi ve yöneticisi olarak, Hz. Ali yi seçtiği doğrudur. Fakat Anadolu Alevilerin Hz. Ali ye övgüler yapıp kendilerine murşit seçtikleri halde, ibadetIerinden tüm yaşamlarına kadar hiçbir şeyleri Hz. Ali ya da Haşimiler ve on iki imamlada bir birine benzemektedir. Çünkü Hz.Ali'nin gerçek yaşantısını mevcut kaynaklardan okuyup
incelediğimizde, günümüze kadar gelen Alevilikle hiçbir ortak nokta ve benzerlik taşımadığı çok açık ve nettir. Örneğin Hz.A!i' nin en az yedi eşinin olması, Hz. Osman ile bacanaklığı, tekrar kızlarından birisini Hz. Ömer’e vermesi, Camide namaz kılarken öldürülmesi gibi konular, çok önemli farklılıklar değil midir?
Hz. Ali' nin düşüncesi İslam Arap toplulukları içerisinde o günün koşul ve şartlarına göre Hz. Muhammed den öğrendiği düşünce ve felsefe doğrultusunda, İslam hümanizmasını devam ettirmeye çalışmıştır. O koşullarda hümanist bir düşünce taşımak, özellikle Arap toplumu içerisinde sosyalist olmaya değer bir niteliktir.

Bu nedenledir ki her ne kadar Hz. Ali ve etrafında toplanan Ehli Beyt de olarak adlandırılan kişiler bu günün düşünce ve mantığına göre sosyalistlikten çok sosyal demokrat özü taşımış olsa da, Emevi milliyetçilcrine karşı, Hümanist bir İslam mantığı ile devri saadet ya da asrı saadet düşüncesini devam ettirmede ki ısrarı, Arap emevi milliyetçileri ile hem düşünce açısından büyük farklılıklar taşımaktadır, hem de maddi çıkarlar açısından aristokrat sermayenin tekelciliğini ret etmekte önemli farklılıktır.

Bu çatışma ve kavga her ne kadar aran toplulukları içerisinde devam etmiş ise de, islamiyeti yaşamada ve İslam dininin devamlılığında, her iki düşüncenin öz niteliğinde bir aran toplum kültürü yapısı kesinlikle mevcut olup, ****fizik inanç mantığından hareketle, Şiilik ve Sünnilikle islamı anlama ve yaşatmak beş vakit namazla başlayıp islamın diğer şartlarını yerine getirmektir. Bu iki İslam anlayışı olan emevi aran düşüncesi ile haşimi Arap, bakış açısında ki inanç farklı sadece ...
Emevi Araplarda: ekonomik mülkiyet zenginliğini belirli kişi ve gruplar arasında paylaşmak ve manevi açıdan da, Arap İslam milliyetçiliğinin dışında başka bir dine inanç' a ve düşünceye yaşama şansı vermemektedir.

Haşimi Arap ya da ehli Beyt' le ise: Mal ve ekonomik zenginliğin insanlar arasında, asgari düzeyde paylaşmak, manevi açıdan ise İslam inancının dışında diğer inanç ve düşüncelere de yaşama şansı tanımak Araplar içerisinde çok önemli farklılıklardır. Hz. Ali'nin şu sözü düşüncemizi
doğrulamaktadır. (hakkı insana göre değil, insanı hakka göre tanımalıdır.)
Bu düşünce ile sürekli çatışmalı ve kavgalı olarak devam eden,Hz.Alici ya da diğer ismi olan (Şiilik) Ali taraftarlığı İslami inanç ve ibadet açısından, diğer Sünni inanç şeklinden farklı olarak bazı küçük nüvelerin dışında bu güne kadar değişik bir görüş ileri sürmemişlerdir.

Bu iki Arap İslam anlayışı arasında ki asıl savaş ve çatışma, ekonomik ve siyasi politikalar yüzünden meydana gelmiştir.

Hz. Muhammed' in islam eşitliği temelinde ki yaşam anlayışının (Şiilik) Hz. Aliciler tarafından da devam ettirilmek istenmesi ki bu maddi açıdan çok önemli bir çatışmadır. inanç açısından ise Hz. Ali ve taraftarlarının önemli kısım, islamı yaşamak ve ibadet konusunu eski yapısı ile devam ettirmek istemişlerdir.
Diğer bir örnek teşkil eden ve Anadolu Alevilerinin sosyal ve dinsel yaşamlarından farklı olan, genel Arap sosyal yapılanması içerisinde, Hz. Ali'nin kendisinin cami' de namaz kılarken öldürülmesi, çok eşlilik ve evlilikler yapması, günümüz (Bektaşicilik mantığına da yakın özellik taşıması) bir kişinin Alevi dedesi ya da piri olabilmesi için soy ağacının on iki imamlardan Hz. Aliye dayanması şartının mantığı,gerçek Alevilikle tamamen farklıdır.

Bu düşüncenin aynen devamı diğer Sünni düşünce ile fazla bir farklılık arz etmemektedir. Asıl önemli ayrılık ekonomik ve diğer toplumların inançlarına tahammül etmede çıkmaktadır. Şöyle ki Şiilik ya da Haşimilik düşüncesinde İslam toplumunun geleceği açısından elde edilen ekonomik varlıklar, asgari düzeyde de olsa, toplumla paylaşılması istenmiştir. Sünni ya da emevi anlayışla ise, maddi varlıkların paylaşım düşüncesi, inançsal açılarında ki söylem düzeyinde her ne kadar var olsa da, gerçek yaşamda bunun eserine bile rastlanmamaktadır. Bu yapı her iki İslam anlayışını zaman zaman birbirlerinden uzaklaştırmıştır, zaman zaman da dinsel açıdan hep beraber hareket ettirmiştir. İslam içerisinde bu iki anlayışın zamanla birbirleriyle uzaklaşmasının yanında dini ibadet ve inanç şeklinde sürekli bir Arap milli yapılanmasını ön planda tuttukları,
Gelinen aşamada her ikisinin de, inançsal ve siyasal olarak bir noktaya doğru gittiklerini görebiliriz.

Ama bu iki düşünceyi ana doluda ki Alevilik yapısıyla kıyasladığımızda, İslam anlayış yapısında hem ibadet konusunda, hem de ekonomik ve siyasi yapılanma açısından, en ufak bir benzerlik görülmemektedir. Aleviliği daha iyi tanımak ve yorumlamak için, Aleviliğin hangi aşama ve evrelerden geçerek ve hangi isimleri alarak günümüze kadar geldiğini öğrenerek daha sağlam yorumlar yapabiliriz.

1-Zervanizm
2-Zerdüştlük
3-Mazdeizm
4-Manicilik
5-Babailik (Hürremilik)
6-Ezidilik
7-Kızılbaşlık
8-Alevilik
9-Bektaşilik (Alevilikten çok uzaklaşmış bir isimdir aynı zamanda)

Bu gibi isimlerle günümüze kadar gelmiş ve devam etmekte olan bir dinin, ibadet ve yaşam şeklini islamiyetle benzerlik ve aynılık kurmak, istenilse de mümkün değildir. Çünkü Alevilikle islamiyet birbirinden ayrı iki din ve hemen hemen her konuda farklı ibadet ve yaşam şekline sahiptirler.

İSLAMİYETLE ALEVİLiK ARASINDA Ki BAĞA AYRI BİR DiP NOT
Faik Bulut. Alisiz Alevilik. Sayfa 22.

Bir kere her şeyin siyaset olduğu kanısındayız. Dolayısıyla hiçbir kültürel olgu, toplumsal ve siyasal olaylardan soyutlanmış değildir.
Bu noktadan hareketle, Batini Heterodoksi ( ana inançlardan sapan akımlar) veya bağımsız inanç biçimlerinin, kolayca politikleşmesi, alevi deyişi ile don değiştirmesi gayet olağandır.

Cumhuriyetin kuruluşuna kadar, olaya dini siyasi bir çekişme olarak bakılmasını haklı çıkaracak olgular hayli fazladır.Hatta durum alevi kimliğinde ki baskın unsurunu oluşturur. Cumhuriyetin kuruluşunda Bektaşilerin himayesinde ki Alevilerin, rolleri küçümsenemeyecek orandadır.
Ancak 1925 'te tekke ve zaviyelerin kapatılması ile birlikte, alevi tekkeleri de kapılarına kilit vurmak zorunda kalır. Gelişen süreçle devletin yine Hanefi Sünni kimliğine bürünmesi, Aleviliğin yeniden yeraltına inmesine, en azından kimliğini bir sır olarak saklamasına neden olur.
Bu arada Bektaşilik giderek, Alevilikten uzaklaşma sürecine girer. Gerek Jön TÜrkler, gerek ittihat Terakki önderlerinin bir kısmı, Masonluğu da içine alan Bektaşi mensubudur.

(Alevilikteki tek eşlilik kuralına inanılmasına rağmen,Hz.Ali’nin de tek bir evlilik yaptığına inanan Alevilerin bu düşüncelerinin ne kadar yanlış ve uydurma olduğunu açıklayan belge şöyle devam etmektedir.)

Sayfa 90.
Ali ve Fatma’nın evliliğinden Hasan ve Hüseyin’ in dışında, Müslüm adında bir oğlıı daha olmuş; bir rivayete göre horozun didiklemesi sonucu ölmüştür.

Ümmü Gülsüm, Zeynep ve Rukiye adlan ile Üç kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Zeynep Ali 'nin kardeşi Cafer oğlu Abdullah ile evlendirilmiştir. Bundan Avn-Ül Ekbeı; Abbas ve Muhammed ile Ümmü Gülsüm ismiyle çocukları olmuştur.

Ali kızı Ümmü Gülsüm ise, Halife Ömer 'e eş olarak verilmiştir.
Evlilikten doğan erkek çocuğun adı Zeynel olup, biri peygamber diğeri de Ali olan dedesinden kutsanarak (ZÜ-l Hilaleyn) iki hilal sahibi lakabıyla anılmıştır.

Sayfa 92-93
Fatma’nın ölümünden sonra Hz.Ali birçok kadın almıştır.Sırası şöyle:

1-Ümmü-l Benin Bint-ü Hizam Kılabiyve: Diğer lakabıyla bu, oğullar anası; Abbas, Cafer,Abdullah ve Osman adıyla dört çocuk doğurmuş. Dördüde Kerbela olayında öldürülmüştür. Gerç'ek adı İmame olan bu kadın,Fatma 'nın bacısı Zeyneb 'in kızıdır.Fatman’ın vasiyeti üzerine Ali kendisine nikahlamıştır.

2-Leyla Bint-ü Mesud: Kuma olarak alınan bu hanımdan da iki oğlu olmuş, her ikiside Kerbela kuşatmasında susuzluktan can vermiştir.
3-Esma Bint-Ü Ümeys: Hz. Ebu Bekir 'in ölümüyle dul kalan, Esma 'yı Ali nikahına almış, ondan da Yahya ve Muhammed Asgar (küçük Muhammed) adlı iki oğlan olmuştur.

4-Ümmü Habibe Bint-ü Rabia: Kuma olarak Ali 'nin nikahına giren, Ümmü Habibe biri kız diğeri oğlan iki çocuk doğurmuştur.

5-Havle Bint-ü Cafer: Anasına nispetle İlm-ÜI Hanifiye diye bilinen, Ebul Kasım, Muhammed el Ekber (büyük Muhammed) bu hanımdan dünyaya gelmiştir.

6-Ümmi Said Bint-ü Urve: bu kadından iki kızı olmuş Ali 'nin

7-Muhayyad Bint-ül İmri-l Qays: Muhayyad hanımın sadece bir kızı plmuş, oda hemen vefat etmiştir.

Özetle Fatma öldükten sonra,Ali yedi kez evlenmiş,bu hanımlardan ve diğer kadınlardan (Cariyelerden) toplam 14 oğlu,17 kızı olmuştur.

Sayfa 94.
Hz. Ali Fatma ile evliyken, onun üzerine kuma getirmek istemiş; Fatma 'nın sızlanması ve şikayeti üzerine, babası Muhammed devreye girip, Ali 'ye gözdağı vererek ikinci evliliği engellemiştir. Üstelik Ali 'nin Fatma'ya kuma getirmek istediği kadın bir İslam düşmanı olan ve Ebu Cehil lakabıyla nam salan Amr Bin Hişam Bin Muğire Mahzumi 'nin kızı Cevriye idi. Tamda bu nedenle peygamber, damadı Ali 'yi bir türlü
bağışlamadı. Araya sırası ile Ebu Bekir ve Ömer girdi. Yine bağışlamadı. Ne zaman ki

Peygamber damadı ve Ali 'nin bacanağı Osman girip ricacı oldu,

işte o zaman peygamber Ali 'yi affetmiş oldu. Ali kuma getirmiş olsaydı, Fatma'nın dinden imandan olacağından korkuluyordu.

Kaldı ki Alevilik meselesini getirip Ehli Beyt 'e dayamak onunla özdeşleştirmek, Alevi kimliği ve kültürü kazanmaya yetmez. Çünkü birçok Sünni tarikat, sayısız şeriatçı ve bağnaz din adamı, birçok Şafii tarikat mürşidi ( mesela Said-i Nursi gibileri) Üveyilik üzerinden, Adıyaman menzilköy cemaati mürşidi Şeyh Raşid Erol ise, Ömerilik üzerinden, soy kütüğünü Hz. Ali 'ye kadar dayandırabiliyor. Uydurma Acem Seyidlerinden söz etmek dahi yersiz.

Sayfa 187
nitekim Ali barışmadan sonra, Ebu Bekir,Ömer ve Osman 'a 25 yıl süreyle aralıksız danışmanlık yapmıştır.

GERÇEK ALEVİLİK
Cemal ZÖNGÖR
Adlı kitabından alıntılar yapılmıştır.


Sayfalar:55,56,57,58,59,60,62,63,







Alıntıdır//
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Son Düzenleme: 18/05/2009, 13:31, Düzenleyen: Dogan.
Posting Freak
Aleviliğe Yakıştırılan İslam Mezhepçiliği
KibriyasınÜseyin canın bizlerle paylaştığı yazıyı okuyunca yine gerçeklerin saptırıldığı, Hz. Ali ve Ehlibeyt hakkında Emevi, Arap, Osmanlı kaynaklarına dayanarak gerçek dışı ve hatta iftiralara dayanan saptırmaların yapıldığı anlaşılıyor.
Bir araştırmacı yazar elbette yazılı kaynaklara başvuracaktır.
Ancak, okuduklarını gerçeklerin ışığında ve vicdan terazisinde tartarak yorumlamalı ve her okuduğu kaynağı gerçek bilgi olarak kabul etmemelidir.
Bu zorunluluk daha Kuranı Kerim'in ayetleri ve peygamberimizin hadisleri incelenirken başlamaktadır.
Bir yazarın Hz. Ali'ye iftira atma hakkı olamaz.
Yazarın Alevilik meselesine bakışını yansıtan ve tepki duyduğum cümlelerini kısa kısa ele almak istiyorum:


Alıntı:Anadolu halklarından Alevilerle, Sünniler bu konu hakkında bilinçsiz bir şekilde yaşamaya devam etmektedirler.
Aleviler Anadolu'da bilinçsiz olarak yaşamamışlardır. İnandıkları gibi yaşamışlardır. Günümüzde ise Zöhre Ana'nın ışığında binlerce Alevi Muhammed- Ali Yolunu yaşamaktadırlar. Cümledeki genelleme önyargılı olup etik dışıdır .

Alıntı:]Türklerle Kürtler olmak üzere, kendi öz kültürünü unutmaya çalışıp Arap kültüründen emeviler in kültür anlayışlarını kendilerine temel edinen ve bunun yanında yine bir Arap kültür benzerliği taşıyan, Şiilik, İmamlık, İsmail ilik, Fatımilik gibi benzer mezheplerde dahil hiçbirilerini kabul etmeyip duydukları dört temel mezhepten Malikilik, Hanefilik, ŞafiIik, Hambekilik üzerinde ısrar etmelerini anlamak mümkün değil. [/color]

Selçuklu ve Osmanlı döneminde 900 yıla yakın bir süre, Emevi islam anlayışını ve şeriatı din olarak dayatan hanedanların baskısı nedeniyle diğer inançlar yaşayamamıştır. Çünkü şeriata göre bu mezhepler 4 hak mezhebi olarak kabul görüyor diğer inanç sahipleri zındıklıkla suçlanıyordu.

Alıntı:]Diğer taraftan çok ilginç bir noktada ana doluda kendilerini alevi olarak bilen ve Bektaşilik yapan kişiler Aleviliğin is!amın bir mezhebi olduğunu ısrar ettikleri halde, Anadolu Alevilik anlayışını Şiilerde dahil hiçbir İslam alemi tarafından Aleviliğin islamın bir mezhebi olmadığını ve İslam la uzaktan yakından hiçbir ilişkisi bulunmadığını ki ( bu çok doğru bir düşüncedir) söylemelerine rağmen özellikle, ana doluda ki egemen sistemin yanında hareket eden aleviler, kendilerini habire islamın bir mezhebi olduklarını ısrar etmeleri, ne Aleviliğin ilkesine uymaktadır, nede İslam ilkelerine, böylece kendi anlayış tarzları ile Alevilikle İslam arasında ki fark bir kez daha ortaya çıkmıştır. [/color]

Yazar kendi bakış açısını okura da dayatmaktadır. (ki bu çok doğru bir düşüncedir) parantezi bunun ifadesidir.
Ayrıca yazara göre, Aleviliği islamın içinde veya dışında görme tercihini belirleyen şey "Anadoludaki egemen sistemin" yanında veya karşısında yer almakmış.
Bu yaklaşım sınıfsal bakış açısından kaynaklanmaktadır.
Alevilik siyasi bir tercih veya sınıfsal (proleter) temele dayalı bir ideoloji değildir.
Alevilik bir inanç olup Muhammed- Ali Yolu ve Ehlibeytin yaşam tarzı olarak kendini ifade eder.
Yazarın bakış açısına göre ben Türkiye Cumhuriyetini, Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modelini savunuyor ve destekliyorsam Alevi sayılmayacakmıyım?
Ya da gelecekte sosyalist bir partinin iktidara geldiğini varsayarsak; inançlarımla ilgili taleplerime tatmin edici bir yanıt alamadığım takdirde desteğimi çekersem Aleviliğim tehlikeye düşer mi?
Aleviliği belirleyen Muhammed- Ali Yoluna inanıp inanmamaktır.

Alıntı: Gerçek Aleviliği İslamın hiç bölgesi kabul etmediği gibi, Anadolu da egemenlik kuran Selçuklusundan, Osmanlısına ve ondan sonra Cumhuriyet adıyla devam eden Kemalist Türkçülükte kabul etmemiştir. Daha Önceki sayfalarda değindiğimiz gibi, 1239'dan 1938'lere kadar, aleviler hep direniş ve çatışmalarla kendilerini var etmeye çalışmışlardır.
Yazar akıllara zarar bir yorumla cumhuriyet'e yeni bir isim bulmuş: Kemalist Türkçülük.
Bu cümleye geldiğimde yazarın Alevilikle ilgili bir kaygısı olmadığını seziyorum. Hatta etnik kökene açıkça söylersem Kürtçülüğe yakın bir duruşu olduğunu seziyorum.
Verdiği tarih aralığı da oldukça sorunlu ve tartışmaya açık.
Birincisi Alevilik 1239'dan önce Kerbela'dan beri baskıya uğramıştır.
Mağdurdur.
Ezilendir.
Direnişleriyle değil can cömertliğinde bulunan ulu evliyalarıyla varlıklarını sürdürmüşlerdir.
İkincisi ise tam bir karalama maksatlıdır. 1938 yılına kadar yani Ulu önder, yüce pir Mustafa Kemal Atatürk döneminde Alevilik nefes almıştır. Mecliste temsil edilmiştir. O dönemde yapılan isyanlar Alevilik adına değil ayrımcılık adına yapılan Kürtçülük hareketleridir. Bu çok açık gerçeği tahrif etmekle yazar tarafsızlığını da kaybetmektedir.

Alıntı:]Özellikle Anadolu toplumunun büyük bir çoğunluğu, Aleviliğin Hz. Ali ile başladığı bilinci ile yaşamaya devam etmektedir. Aslında bu düşüncenin doğru ve bilimsel hiçbir yanının olmadığını, tüm araştırma ve incelemelerden ortaya çıkmaktadır. [/color]
Alevi toplumunda kabul görmemiş, toplumun elinin tersiyle reddettiği "Ali'siz Alevilik" düşüncesini kabul etmemiz mümkün değildir. İnanç Mikail'den beri sürüp gelmektedir. Ama Alevilik Hz. Ali'nin bir mirasıdır. Hz. Ali ile bizim idrak alanımıza girmiş, yaşayan bir yol olmuştur.

Alıntı:[COLOR="red"]Ali ismi; Arapça yüce ulu anlamındadır.
Alevi kelimesinin doğuşu ise ... Birinci sırada;
Kürtçe Ar, Agirden gelir ki bu kelimeler ateş demektir.
İkinci sırada ise ... Türkmenlerin daha çok ana doluda ki bölge özelliğine de bağlı olarak karşım lehçesinde ...
Alav, Alev ve alevi şekillerini almıştır. Buda yine ateşe verilen isimlerdendir .

Alevilikle Hz. Ali'nin arasını açmak isteyenlerin ilk başvurdukları yöntemlerden biri de "Alevi" sözcüğünü tartışmaya açmaktır.
Oysa bir Alevi için bu kelimenin (Ali, ateş, ışık, ev, Ali evi) gibi kelimelerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı çok da önemli değildir.
1500 yıldır yaşayan bu yolda Ali sevgisi esastır.

Alıntı:]Diğer ikinci bir etki ise Türkmenlerin şaman inancından gelen Güneşe ve Ateşe tapınma, yine Kürtlerin; kendi en eski dinleri olan Zerdüştlükte ki Güneş ve Ateş inancının birleşmesi ile hem yaşam şeklinde, hem de ibadet şeklinde kendi öz kültürlerini Alevilik adıyla bu güne kadar sürdürmüşlerdir.[/ [/color]QUOTE]

[COLOR="black"]Yazar burada Şamanlık ve Zerdüştlükle bağ kurarak bu sefer de Aleviliğin Hz. Muhammed, Kuranı Kerim, Hz. Hüseyin ile olan köklerini inkar ediyor.
Alevilik sadece coğrafyadan kaynaklanan bir "kültür"e indirgenerek onun bir "inanç" olma özelliğini gizlemeye çalışıyo r.

[QUOTE]Önceden de söylediğimiz gibi, Ali ismi Arapça yüce anlamında olup, Hz. Ali'nin yaşamından tutalım, ne Haşimi Arap, nede Emevi Arap yaşam şekli, Anadolu Aleviliğine benzediğini gösteren hiçbir tarihi belgenin izine rastlamamıştır. Alevilik doğası gereği, her kim olursa olsun Hümanist, kişilere gereken saygıyı gösterdikleri için, Hz. Muhammed ve diğer iyi niyetli Hümanist Araplara da gerekli saygıyı göstermeleri gereği, Aleviliğin Hz. Muhammed ya da, Hz. Ali'den geldiğini söylemek çok yanlık ve tehlikeli bir kültür ile inanç erozyonudur.

Hz. Ali ne Haşemi nede Araptır. O Türk neslinden gelmiştir. Bunu ırkçı bir yaklaşımla değil tarihi bir gerçeğin ifadesi olduğu için söylüyorum. Arap ve Emevilerin Kerbela katliamında ve düşmanlığın temelinde Türk olan Ehlibeytin yok edilmesi isteği vardır. Hz. Muhammed ve Hz. Ali'ye inanmak ve onları sevmek kültür ve inanç erezyonu değil kendi öz kültürümüzden gelen "İnsanlık" inancına bağlılıktır. Arap ve Emevi yaşam şeklinin Alevilerde görülmemesinin nedeni bu ulu insanların Türk olduğunun, o nedenle Türk olan Aleviler tarafından sahip çıkıldığının bir ispatıdır.

Alıntı:]Anadolu Aleviliği ise Mezopotamya'nın en eski dini ve kültürü olan Mazdek inanç ve yaşam şeklidir. Buda ( Mezopotamya Mazdek Sosyalizmdir)[/ [/color]QUOTE]
Alevileri Kürtçülüğe çekmek için uydurulmuş bir görüştür. Mazdekler ne zaman sosyalist oldular, ne zaman sosyalizm kurdular. Böyle köklü bir birikimleri var da neden hala çoluk çocuk 44 kişi bir şıhın talimatıyla katledilmektedir.
Mazdek sosyalizmi bu insanları neden aydınlatmamış diye sormak istiyorum.
Komünistler Aleviliğin muhalif olma yönünden yararlanmak için, Kürtçüler de yeni mevziler kazanmak için alevilik üzerinden siyaset yapmaktadırlar.

[QUOTE][COLOR="red"]İslamiyetin kurucusu Hz. Muhammet den sonra islamın temsilcisi ve yöneticisi olarak, Hz. Ali yi seçtiği doğrudur. Fakat Anadolu Alevilerin Hz. Ali ye övgüler yapıp kendilerine murşit seçtikleri halde, ibadetIerinden tüm yaşamlarına kadar hiçbir şeyleri Hz. Ali ya da Haşimiler ve on iki imamlada bir birine benzemektedir. Çünkü Hz.Ali'nin gerçek yaşantısını mevcut kaynaklardan okuyup
incelediğimizde, günümüze kadar gelen Alevilikle hiçbir ortak nokta ve benzerlik taşımadığı çok açık ve nettir. Örneğin Hz.A!i' nin en az yedi eşinin olması, Hz. Osman ile bacanaklığı, tekrar kızlarından birisini Hz. Ömer’e vermesi, Camide namaz kılarken öldürülmesi gibi konular, çok önemli farklılıklar değil midir ?

Kaynaklar Arap ve Emevi kaynakları olduğu için Hz. Ali hakkında gerçeği öğrenmek mümkün değildir. Bu kaynaklar yanında ulu pirlerimizin yaşamları ve nefesleri de ortadadır. Bunları sadece tasavvufa ve cezbeye kapılmış ozanların şiirleri olarak ele aldıkları için değerlendirme dışı tutulmaktadır.
Hem öz kültürden söz edecek hem de öz be öz Türkçe konuşan, Türk olarak yaşayan, Türkçe çalıp söyleyen pirlerimizi dikkate almayacaksınız. Biz de bu tavrı bilimsel kabul edeceğiz. Gerçekten inanılmaz bir durum.
İdeolojinin "gerçekleri" görmede ne kadar engelleyici olduğuna tanık oluyoruz.
Yazarımızın Hz. Ali hakkında hiç bir şey bilmediğine şahit oluyoruz. Hz. Ali hakkında yapılan iftiraları tarihi gerçekler diye sunması çok acıdır.

Alıntı:]Hz. Muhammed' in islam eşitliği temelinde ki yaşam anlayışının (Şiilik) Hz. Aliciler tarafından da devam ettirilmek istenmesi ki bu maddi açıdan çok önemli bir çatışmadır. inanç açısından ise Hz. Ali ve taraftarlarının önemli kısım, islamı yaşamak ve ibadet konusunu eski yapısı ile devam ettirmek istemişlerdir. [/color]

Günümüz siyaset felsefesini temel alarak Muhammed- Ali'yi anlmak mümkün değildir. Çünkü onlar siyasetçi veya sultan deği inanç insanlarıdır.
Muhammed ve Ali ayrı iki taraftarlık veya ayrı iki liderlik kurumu değildir.
Onlar Allah'ın ışığıdırlar. Hakkın vekili olarak gelmişlerdir. Muhammed- Ali Yolu'nu birlikte kurmuşlardır.
Biri rehber diğeri mürşittir.
O nedenle Muhammedçilik ve Alicilik gibi kavramlar tahrife yöneliktir, gerçek dışıdır.

Alıntı:[COLOR="red"]1-Zervanizm
2-Zerdüştlük
3-Mazdeizm
4-Manicilik
5-Babailik (Hürremilik)
6-Ezidilik
7-Kızılbaşlık
8-Alevilik
9-Bektaşilik (Alevilikten çok uzaklaşmış bir isimdir aynı zamanda)

Bu gibi isimlerle günümüze kadar gelmiş ve devam etmekte olan bir dinin, ibadet ve yaşam şeklini islamiyetle benzerlik ve aynılık kurmak, istenilse de mümkün değildir. Çünkü Alevilikle islamiyet birbirinden ayrı iki din ve hemen hemen her konuda farklı ibadet ve yaşam şekline sahiptirler.

Bu sıralamada birinci sorun her biri ayrı bir öğreti olan Zervanizm, Zerdüştlük ve Mazdeizm'in nasıl olup da Aleviliğin öncülleri olduğudur. Alevilik inançlarından biri olan oruç ve uygulamalarından biri olan sünnet Yahudilik'te de varsa bunu nasıl izah edeceğiz. Yahudiliği de bu öncüllerin arasında hangi sıraya koyacağız.
İkinci sorun ise Kızılbaşlık, Alevilik ve Bektaşilik sıralamasında görülüyor. Çünkü bu üç sözcüğün ifade ettiği tek bir inançtır. O da Aleviliktir.Türkiye'de ayrı ayrı inançlara sahip Kızılbaşlar varsa bunlar kimlerdir? Aleviler kimdir? Ben bir Bektaşi olarak kendime Alevi diyorsam bunu nasıl açıklayacağız.
Alevilik de Bektaşilik de Kızılbaşlık da Muhammed- Ali yolunun farklı ifade şekilleridir.
Aleviliği kategorize etmek, farklılaştırmak, siyasi bir tabana oturtmak, yaşam şekli ve basit bir kültür olarak göstermek Aleviliği asimile etmektir.
Alevileri Muhammed- Ali'den koparma amacı taşımaktadır.
Çünkü "gerçeklerinden" koparılmış bir Alevi toplumunu istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.

Alıntı:[COLOR="red"]Faik Bulut. Alisiz Alevilik. Sayfa 22.

Bir kere her şeyin siyaset olduğu kanısındayız. Dolayısıyla hiçbir kültürel olgu, toplumsal ve siyasal olaylardan soyutlanmış değildir.
Faik Bulut'un Ali'siz Alevilik kitabında yazdıkları ve Hz. Ali'ye yaptığı iftiralar Alevi toplumunda kabul görmemiştir.
Ömer'in kitabından Hz. Ali'yi öğrenmek mümkün değildir.
Bu, Atatürk'ü Fettullah'ın kitabından öğrenmeye benzer.
Cumhuriyet devrimlerini Şeyh Said'den, Saidi Kürdi'den öğrenmeye benzer.
Bir araştırmacının, yazarın sorumluluğu ağırdır.
Çünkü o; yazdıklarıyla ve idaalarıyla okurlarını yönlendirmektedir.
Burada okur olarak araştırmacının tarafsız, bilimsel, ön yargısız ve bağımsız olup olmadığı beni ilgilendirir.
Tartışmaya açılan yazıları kaleme alan yazarlar bana göre önyargılıdır, ideolojilerinin etkisi altında olduklarından tarafsız değillerdir.
Aleviliğe bakışları etnik temele dayalı olup Kürtçülüğe yakınlık açıkça sırıtmaktadır.
Hz. Ali hakkında yazdıklarıyla iftiralara ortak olmak gibi ağır bir kusur işlenmektedir.
Ehlibeyt'i, Muhammed ve Ali'yi Alevilikten koparararak gerçekleri tahrif etmektedirler.
Büyük bir inancı kendi siyasi beklentilerine alet etmek istemektedirler.
Bu tavır karşısında ben bu kalem sahiplerine "yazar" değil "tetikçi" demek istiyorum.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 18/05/2009, 16:42, Düzenleyen: Dogan.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.