![[Resim: 346.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2009/05/346.jpg)
Aleviler tarih boyunca, Osmanlıda Yavuz Sultan’dan sonra iktidar/ devlet ilişkilerinde hep mesafeli olmuşlardır. Aleviliğin şekillenmesi ve kimlik bulması bu sürecin ürünüdür.
İran Safevi Devleti’nin oluşum sürecinde özellikle Alevi Türkmenler Şah İsmail’in ütopyasına inanarak arkasından gitmişler. Şah İsmail’in yenilgisinden sonra Osmanlı ile Aleviler hep mesafeli olmuşlardır. Osmanlı nezdinden devlet ve yönetim mekanizmasından uzak kalmışlardır.Alevilik bu bağlamda, kente uzak, saraya uzak bir yaşam sürdürmüştür. Bu mesafeden dolayı Yaklaşık dört yüz yıl Anadolu’da Aleviler, kendi inanç kurumlarını yaratarak bu süreçte bugün tam anlamıyla tanımlayabileceğimiz bir Alevilik inancı/ kültürü/ yaşam biçimi ortaya çıkmıştır.
Aleviliğin devletle ilişkileri cumhuriyet döneminde de mesafeli olmuştur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, ne kadar da Osmanlının devamı olarak kabul edilmesede, yerleşmiş devlet anlayışı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan kadrolar Osmanlının Sünni anlayışının gücü altında şekillenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün batıya dönük, din baskısının olmadığı demokratik bir devlet kurma ideali olsa da, etrafındaki kadrolar Osmanlının Sünni anlayışını üzerlerinden atamayan kadrolardı.
Özellikle bu anlayışın aslında terk edilmediği Demokrat Parti’nin 1950’li yıllardan sonra iktidar olması ile görülebilir… Söylemlerin o günden bu güne yansımalarını AKP iktidarının söylem ve politikalarında görebiliriz.
Daha net bir ifadeyle 1939 dersim olayları… Maraş katliamı, Çorum katliamı, Sivas katliamı, Gazi ve Ümraniye katliamları da bu anlayışın devamı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu gün Alevilikle ilgili yapılmak istenenler yalnızca birer politik manevradır. Samimi ve demokratik adım olarak görmemek gerekmektedir. Tarihsel sürecin, batının dayatmaları ve zorlamalarıyla gerçekleşen adımlardır.
Özellikler bu katliamlarda geçmişte eli kanlı olanların, bugün Alevilikle ilgili attığı adımlar yalnızca politik sürecin birer manevrası olarak görülmelidir. Yerleşmiş beş yüzyıllık bir anlayışın ani değişimi mümkün değildir. Alevi örgütlerin ve önderlerin bu bağlamda akıllıca davranmaları, politik hareket etmeleri, her söyleme ve teklife temkinli yaklaşmaları gerekmektedir.
Devlet her vatandaşına aynı mesafede olmak zorundadır. Hangi devletlerde? Demokrasi ve Cumhuriyet ile yönetilen devletlerde… Bir de unutmadan laik olan devletlerde… Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik, çağdaş, sosyal devlet, laik devlet anlayışıyla yönetilen bir devleti mi? Cevabımız anayasada, söylemde evet, ancak uygulamada hayır.
Peki, bu açılan paketler ne? lütuf mu? Sadaka mı? Yaklaşık olarak 85 yıldır gecikmiş haklardır. Aslında, hem de çok gecikmiş…
O acıdan CHP olmak üzere AKP, MHP, DSP ve diğer siyasi partiler Aleviler ve diğer inanç guruplarından özür dileyerek demokratik, çağdaş laik bir ülkede yapması gerekenleri yapmalı, anayasanın gereklerini yerine getirmeli, anayasaya ve insan haklarına aykırı davranarak suç işlememelidirler.
Bir
Aleviler, her zaman yapılan vaatler silsilesi ve takiyye ile seçim tuzağına düşmeyecektir.
İki,
Aleviler hak ettikleri vatandaşlık haklarını talep etmektedir. Bu istemler demokrasideki olmazsa olmazlardır. Sadaka verir gibi konuşmaya kimsenin hakkı yoktur.
Üç
Alevilerin devlete bağlanması gibi bir durum olamaz, devlete bağlanmış Sünnilerinde bir an önce devletten koparak devleti gerçek anlamda laikleştirmesi ve dinden arındırılması gerekmektedir.
Dört
Alevileri Sünnileştirme, asimilasyon ve ehlileştirme politikalarından vazgeçilmelidir. Cemevlerinin ibadethane, Aleviliğinde İslamın içinde yeralan bir inanç olduğunu kabul edilerek yaklaşılmalı.
Beş
En önemlisi bu vaatlerin siyasi partiler ve iktidarlarca seçime beş kala değil seçimden sonra dile ve yerine getirilmesi…
Altı
Sanırım Aleviler akıllandı artık tuzaklara düşmeyeceklerdir…
habercem.com