You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aleviler Ve Turna Kuşu

Aleviler Ve Turna Kuşu

Member
Aleviler Ve Turna Kuşu
ALEVİLER VE TURNA KUŞU


AKDENİZ’İN İKİ YAKASI


Her şey Orta Torosların bir yanından hasretle Akdeniz’e bakan öte tarafından Göller bölgesine doğru uzanan sancılı yamaçlarında oldu.Yirmi kilometre çapındaki bu küçücük coğrafya iki bin yıl boyunca en derin kederlere ve ulaşılmaz engin sırlara ev sahipliği yaptı.


Eski Çağın ünlü Komama dergah-devleti, Antalya’nın Kuzeyinde, Burdur iline bağlı Bucak ilçesinin Ürkütlü nahiyesindeydi.’Kutlu Kadın Ana’nın halkının yaşadığı Hıristiyanlık öncesinin bu kutsal ve dokunulmaz kenti dördüncü yüzyılda Hıristiyan askerleri tarafından yakılıp yıkıldı.Hıristiyan kilisesinin yaymaya çalıştığı Ortaçağ karanlığını karşı ilk örgütlü mücadele Bu yıkık ama kutsal kentin harabeleri üzerinden yükseldi . Sahapivan Hıristiyan konsilinin nefretine maruz kalan ve konsil kararlarında ilk iki Hıristiyanlık karşıtı hareketten biri olarak tanımlanan Işık- Mezghnean direnişinin merkezi Pisidya’daki yıkık Komana kutsal kentiydi.

Abdal Musa tarafından kurulan, Aleviliğin on beşinci yüzyılda Anadolu’daki en büyük merkezi olan ‘Abdal Musa Dergahı’ da Antalya’nın Kuzey Batısındaki Elmalı’ya bağlı Tekke köyünde, eski çağın kutsal Komana şehrinin yanı başındaydı..Abdal Musa Kadın Ana’ya adanmış bereket törenlerini yeniden burada kurumlaştırdı.Adına ‘Abdal Musa Erkanı’ denilen son Alevi manifestosunu Anadolu’ya buradan yaydı.


İlerleyen satırlarda ele alacağımız 1511 yılında ortaya çıkan,Şahkulu başkaldırısının önderi Baba Tekeli bu bölgede, Hıristiyanlık karşıtı Mezghnean direnişinin olduğu aynı yerde Komama’da (Kızılkaya) doğdu.Yaşamını yakın bir köyde, Bucak ilçesinin Yalımlı köyünde sürdürdü..Baba Tekeli Antalya-Burdur arasından topladığı yirmi bin kişilik ’yoksullar ordusu’ ile Osmanlı Devletinin üzerine doğru yürüyüşünü kutsal Komama kentinin harabelerinin önünden başlattı. Eski çağda ‘Kadın Ana’ adına yükseltilmiş kutsal ‘Komama’ şehri tüm zamanlarda Pisidya’nın ruhani merkezi oldu.


Bu kendisi küçük, gizemi büyük toprak parçası denize paralel uzanan yüksek dağların üzerinden dik yamaçlarla Akdeniz’e iner.Pisidya’nın denize açılan kapısı Fenike limanıdır.Eski Çağda Acıçay (Limyros) Akdeniz’e ulaşmadan önce biraz genişler ve sakinleşir deniz de burada karanın içine girerek küçük bir koy oluştururdu..Finike limanı bugün İskele mahallesinin olduğu yerde,Acıçay’ın Akdeniz’e kavuştuğu noktada,bu küçük haliç in kıyısındaydı.

Bizans kıyıcılığının Akdeniz yalısını,Torosları ve göller bölgesini kasıp kavurduğu yıllarda,Anadolu insanının gemilerle Kıbrıs’a Sicilya’ya İtalya’ya sürüldüğü çağlarda,Pisidya’nın kendi çocuklarından ayrılması Finike kıyılarından başladı. Bizanslılar,gemiler dolusu ‘Işık taifesi’ni bu limandan Kıbrıs’a ve Kuzey İtalya’ya sürgüne taşıdılar Bir daha kavuşulmayacakların hasreti geride kalanların üzerine bu limanda çöktü.Yüz yıllar boyunca bu limandan kalkan her gemiye uzak dostlara ulaşır umudu ile çok selamlar yüklendi.Çok insan bu sahilde gözleri ufuk çizgisine kilitli ,belki bir haber gelir diye,görmediği limanlardan kalkan bilmediği gemilerin yollarını bekledi.

Ayrılıkların limanı Fenike, dosta giden denizin başladığı sahil ve dosttan gelen su yolunun karaya çıktığı yer oldu aynı zamanda. Bu liman, Anadolu Işıklarının denizaşırı ülkelerdeki dostluklarına açılan penceresiydi. Anadolu o dostun Akdeniz’in dalgalarına düşmüş sesini bu limanda duydu.O dostun sesi burada karaya çıktı ve bu sahilden Anadolu’ya yayıldı.

Finike ile Mısır ülkesindeki İskenderiye şehri ,aynı denizin iki kıyısında harita üzerinde (daha çok da düşüncelerimizde) birbirlerinden ayrı ve uzak yerlermiş gibi görünseler de; bu iki şehir aynı denizin iki kıyısındadırlar ve birbirlerine bir su yolculuğu kadar yakındırlar.Ve İskenderiye şehri Finike limanının gerisinde uzanan Pisidya’nın sırlarla donatılmış büyülü dünyasının hiç ayrılmamış bir parçasıdır.

Hıristiyan kilisesinin yaşamını ve gösterdiği mucizeleri çalarak kendi peygamberlerine mal ettikleri Luvi’li ermiş,eski çağın büyük mürşidi Kemerhisar’lı Apollonius ,sahip olduğu büyük gizemlere ve ‘insan-ı kamil’ olma vasfına üç büyük kaynaktan beslenerek ulaştı.Bu kaynakların ilki ,Anadolu,ikincisi Batı Tibet’ti.Apoolnius’a okul olan üçüncü ülke Mısır’dı

Bugün bile Hıristiyan kilisesinin bir türlü savuşturamadıkları en büyük tehdidi ve korkulu rüyası olmaya devam eden Kemerhisar’lı Apolonius Hıristiyan kilisesi tarafından Hermetik doktrinlere bağlılıkla ve yaymakla suçlanmıştı.

Apolonius’tan üç asır sonra Anadolu’da ortaya çıkan Sivas civarında ve Pisidya’da kendisini gösteren Hıristiyanlık karşıtı mücadeleye önderlik eden Eustathius da yine aynı kilise kaynakları tarafından dış kaynaklardan beslenmekle, İskenderiye’de eğitim görmekle Hermes’in takipçisi olmakla itham edilmişti.Hıristiyan kilisesinin ruhbanları Eustathius’un sapkın olarak niteledikleri görüşlerini Anadolu’ya Mısır’dan taşıdığı iddiasındaydılar

L.Khachikian da Eustathius taraftarı Sivas’lıların ‘’Mezopotamya’lı Messalianlar ‘olduklarını İskenderiye merkezli Hermes tarzı bir kardeşlik örgütlenmesi içinde yayıldıklarını ve İskenderiye merkezli Hermetik inancın takipçileri olduklarını belirtir.

Erken Hıristiyanların öfke içinde ifade ettikleri gibi Anadolu ile İskenderiye şehri arasında kökleri uzak geçmişe dayanan bir gönül köprüsü vardı. Çünkü İskenderiye şehri Anadolu Aleviliği içinde her zaman ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuş olan, yüceler yücesi Hermes’in kentiydi ve bu şehir,Hıristiyan karanlığı yeryüzünü kaplamadan önceki zamanlarda tüm entelektüel bilginin toplandığı eski çağın en büyük bilim merkeziydi.Eski çağ bilgelerinin ve bilgeliğinin rüya kenti İskenderiye kentinin 400 000 kitaplı büyük kütüphanesinde insanlığın hafızası kayıt altında tutuluyordu

Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarına kadar canlılığını koruyan ,Anadolu ile Mısır arasındaki gizemli iletişim ,Anadolu’da Hıristiyanlık eli ile beşinci yüzyılda başlatılan ve beş asır süren kıyım ve zorunlu göçler sonrasında ve İskenderiye kütüphanesinin (İskenderiye okulunun) eş zamanlı olarak Hıristiyanlar tarafından beşinci yüzyılda yakılıp yıkılmasından ardından uzun yüzyıllar kesintiye uğradı.

Anadolu insanı,uzun sürgün çağlarında zulmün elinden kaçıp saklandığı asırlar sürmüş yalnızlığında ,yakılıp yıkılmış İskenderiye şehrinin acısını ve özlemini yüreğinden hiç eksik etmedi,Bu şehirle özdeşleşmiş o büyük ustayı,’ilahi söz’ün efendisi Hermes’i hiç unutmadı.


Mısır ile Anadolu arasında beşinci yüzyılda başlayan ayrılık , Abdal Musa’nın en güvendiği müridi Kaygusuz Abdal’ı –kopan fiziki bağları yeniden ve kalıcı olarak onarmak göreviyle- yanında kırk dervişi ile birlikte Finike limanından İskenderiye’ye yolcu etmesi ile birlikte vuslata dönüştü.

Aleviligin kökleri Erdogan Çınar
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Junior Member
Aleviler Ve Turna Kuşu
Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir
Pir'im Pir Sultan

Hazreti Şah Tanrıya denir. Diyor ki Nefes: Yaradanın avazı, yani sözü, sesi, turna adlı bir kuştadır. (İdris peygamberde) Asası (asa burada yer belirtir ve de bilgeliğin sembolüdür) Nil Deryasında yani Mısırdadır. İdris Peygamberin mekânı Mısır’dır, o vurgulanıyor. Hırkası bir derviştedir. Kim o derviş. Hermetik bilgilere Alamutta sahip olan ve yeni bir çığır açan ünlü ve ulu Pir Hünkâr Bektaş Veli … Alevilik terminolojisinde birinin hırkasını giymek ona ve onun düşünce ve de inanç sistemine bağlanmak, o sistemi yürütmek demektir. Yorum sizin..


[Resim: www.zohreanaforum.com]

Hz. İdris eski Mısır döneminde mabet duvarlarında hep ama hep bedeni insan; ama kafası TURNA KUŞU şeklinde resmedilmiştir. Her yerde öyledir
TURNA’DAN KAFA…
Alevilerin başka dinlere asimile edilmeleri için yoğun çabanın olduğu ortadadır. Özellikle Müslümanlar, Devlet eliyle Alevileri kendi bünyeleri içinde eritmek, asimile etmek, camiye ve mescide sokabilmek için yoğun çaba içerisindedirler. Sırları kaybolmuş Alevilerde bilinçsiz bir şekilde ortada dolaşıp durmaktadır.Alevileri bilinçli olarak başka dinlere, özellikle İslam’a, Şiiliğe yamamaya çalışanlara gelince… onlar, bu dünyadan çekilip gidecekler.
Ünsal Öztürk
Administrator
Aleviler Ve Turna Kuşu
....Zöhre Ana’nın, Hak’kın sırrına erdiği ilk dergahındaki türbelerden, biri Battal biri Gazi’dir. Tezveren ve Karyağdı Sultan (Şehriban ve Zekine) türbelerinin oğulları, Hz. Hüseyin’in torunlarıdır. Büyük Battal Gazi’nin ismini alan küçük Battal Gazi’dir. Binbeşyüz sene önce bu vadide bulunan göle düşerek suda boğulmuşlardır.
Bu iki gerçek, Kayseri Urum diyarındaki dayıları, Battal Gazi’nin şehid düşmesinden sonra, anneleri, babaları, amcaları ve dedelerinin peşinden, Kerkük Kerbelâdan çıkıp, Ankara yöresine gelmiş, burada kayıba girmişlerdir.
Göl kenarına geldiklerinde su yüzünde kendi cemallerini görünce birbirlerine Hıdır, İlyas isimlerini vermişlerdir? Gazi sekiz yaşında Battal ise beş yaşındadır. Göl kenerına geldiklerinde, göle taş atıp oynamaya başlarlar. Bu oyun sırasında ikiside suya düşer kendilerini kurtaramazlar. iki Turna kuşu onları kurtarmak için, omuz başlarından tutup çekmeye çalışırlar. Tüm tenleri kan içinde kalıncaya dek çabalamalarına karşın, bu gerçekleri sudan çıkaramazlar. Gazi turna kuşuna yalvararak, “Git Yemen’den bize yardımcı getir, dedem Hüseyin’e bildir”, der. Bu sözünü mani ile şöyle dilegetirir:

Bir çift turna gördüm durur göklerde
Seversen mevlayı inme göllere
Bizi bekleyen var Yemen elinde
Şah Hüseyin’e selam götür turnalar

Bu sözün üzerine turna kuşu hemen Yemen’e gider. Çocukların ebesi olan Hüsniye Ana’nın önünde kanlı kanadını çırparak, Battal ile Gazi’nin imdat beklediğini bildirir. O zaman Hüsniye Ana dedeleri Hz. Hüseyin’e dönerek ağlar.

Küssün gönlün hiçbir zaman gülmesin yüzün
İki cihanda da var olsun sözün
Yetiş Ya Hüseyin kör olsun gözün
Battal Gazi’m kalmış Urum elinde

Bu mani üzerine Hz. Hüseyin, bir çadırdan uçurma gererek, turna kuşunu önüne kılavuz alıp yola çıkar. Ve ilk indiği yer, Ankara’da bulunan şimdiki adı ile Hüseyin Gazi Tepesi oldu. Bu tepeye indiğinde bir kol buldu, bu kol şehit düşen Battal Gazi’nin sağ kolu idi. Kolu alıp bağrına basarak ağlayan Hz. Hüseyin, onu oraya gömdü. Bu tepe Battal Gazi’nin kolundan ve Hz. Hüseyin’in bu tepeye inmesinden dolayı Hüseyin Gazi Tepesi ismini aldı. Yani bu türbede yatan Hüseyin Gazi adında bir gerçek değil, Battal Gazi'nin kopan sağ koludur.

Hz. Hüseyin tepeye inip kol ile uğraşırken, vadide bulunan gölün üstündeki turnadan bir ses verildi. Bu gün bir Perşembe akşamıydı. Hz. Hüseyin sağ einde bir çıra yakarak göl kenarına gelince, torunlarının ayak izlerini buldu. Turnayı su üstünde görünce ikinci turnanında gölü beklediğini anladı. Turna kuşlarının evliyalara kılavuzluk yaptığı ve kutsallığı burada bilindi...
](Zöhre Ana, Mehtaptaki Erenler) [/color]

Administrator
Aleviler Ve Turna Kuşu
Bir çift turna gördüm durur dallarda
Seversen Mevlayı kalma yollarda
Bizi bekleyen var Ulu Divanda
Benden Şaha selam söyle, turnalar
***
Bir ismim Turna’dır bir ismim Dede
Gökyüzünde kavuşurum Zöhrem’e
Yüksek semasına Ali diyene
Benden Şaha selam söylen turnalar
***
Uykuluk Kayası önünde duran
Yasladım sırtımı bağırma uyan
Çift Evliya geliyo Allah’a ayan
Benden Şaha selam söylen turnalar
***
Oturdum dizinde birisi Hasan
Üseyin sağında okuyor Kur’an
Başında Muhammet katibi yazan
Benden Şaha selam söylen turnalar
***
Uzun uzun yürü hastayım sana
Muhammet aşkına gırtlağım boğma
Erenler adına şalı sırtına
Benden Şaha selam söylen turnalar
***
Üç kere vereyim niyazım Allah
Meydanlar Ali’si o Pirim billah
Düşmanın elinde saklandı silah
Benden Şaha selam söylen turnalar
***
Ben Sultanım Hakka gamı çekiyom
Ölü demem sana nefes döküyom
Üseyin aşkına ciğer söküyom
Benden Şaha selam söylen turnalar

(Zöhre Ana)

Member
Aleviler Ve Turna Kuşu
Alıntı:EKİN;



...Zöhre Ana’nın, Hak’kın sırrına erdiği ilk dergahındaki türbelerden, biri Battal biri Gazi’dir. Tezveren ve Karyağdı Sultan (Şehriban ve Zekine) türbelerinin oğulları, Hz. Hüseyin’in torunlarıdır. Büyük Battal Gazi’nin ismini alan küçük Battal Gazi’dir. Binbeşyüz sene önce bu vadide bulunan göle düşerek suda boğulmuşlardır.
Bu iki gerçek, Kayseri Urum diyarındaki dayıları, Battal Gazi’nin şehid düşmesinden sonra, anneleri, babaları, amcaları ve dedelerinin peşinden, Kerkük Kerbelâdan çıkıp, Ankara yöresine gelmiş, burada kayıba girmişlerdir.
Göl kenarına geldiklerinde su yüzünde kendi cemallerini görünce birbirlerine Hıdır, İlyas isimlerini vermişlerdir? Gazi sekiz yaşında Battal ise beş yaşındadır. Göl kenerına geldiklerinde, göle taş atıp oynamaya başlarlar. Bu oyun sırasında ikiside suya düşer kendilerini kurtaramazlar. iki Turna kuşu onları kurtarmak için, omuz başlarından tutup çekmeye çalışırlar. Tüm tenleri kan içinde kalıncaya dek çabalamalarına karşın, bu gerçekleri sudan çıkaramazlar. Gazi turna kuşuna yalvararak, “Git Yemen’den bize yardımcı getir, dedem Hüseyin’e bildir”, der. Bu sözünü mani ile şöyle dilegetirir:

Bir çift turna gördüm durur göklerde
Seversen mevlayı inme göllere
Bizi bekleyen var Yemen elinde
Şah Hüseyin’e selam götür turnalar

Bu sözün üzerine turna kuşu hemen Yemen’e gider. Çocukların ebesi olan Hüsniye Ana’nın önünde kanlı kanadını çırparak, Battal ile Gazi’nin imdat beklediğini bildirir. O zaman Hüsniye Ana dedeleri Hz. Hüseyin’e dönerek ağlar.

Küssün gönlün hiçbir zaman gülmesin yüzün
İki cihanda da var olsun sözün
Yetiş Ya Hüseyin kör olsun gözün
Battal Gazi’m kalmış Urum elinde

Bu mani üzerine Hz. Hüseyin, bir çadırdan uçurma gererek, turna kuşunu önüne kılavuz alıp yola çıkar. Ve ilk indiği yer, Ankara’da bulunan şimdiki adı ile Hüseyin Gazi Tepesi oldu. Bu tepeye indiğinde bir kol buldu, bu kol şehit düşen Battal Gazi’nin sağ kolu idi. Kolu alıp bağrına basarak ağlayan Hz. Hüseyin, onu oraya gömdü. Bu tepe Battal Gazi’nin kolundan ve Hz. Hüseyin’in bu tepeye inmesinden dolayı Hüseyin Gazi Tepesi ismini aldı. Yani bu türbede yatan Hüseyin Gazi adında bir gerçek değil, Battal Gazi'nin kopan sağ koludur.

Hz. Hüseyin tepeye inip kol ile uğraşırken, vadide bulunan gölün üstündeki turnadan bir ses verildi. Bu gün bir Perşembe akşamıydı. Hz. Hüseyin sağ einde bir çıra yakarak göl kenarına gelince, torunlarının ayak izlerini buldu. Turnayı su üstünde görünce ikinci turnanında gölü beklediğini anladı. Turna kuşlarının evliyalara kılavuzluk yaptığı ve kutsallığı burada bilindi... (Zöhre Ana, Mehtaptaki Erenler)




Sevgili ekin

Burada bahsedilen turna kuşu bir semboldur ,Gerçek kuş degildir.Pirsultan Abdal gayet açık bir şekilde anlatmıştır, Asası nil deryasında derken mısırda oldugundan bahseder,o hermestir kulseyyid arkadaş gayet güzel açıklamış.






Kulseyyid alıntı


Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir

Pir'im Pir Sultan

Hazreti Şah Tanrıya denir. Diyor ki Nefes: Yaradanın avazı, yani sözü, sesi, turna adlı bir kuştadır. (İdris peygamberde) Asası (asa burada yer belirtir ve de bilgeliğin sembolüdür) Nil Deryasında yani Mısırdadır. İdris Peygamberin mekânı Mısır’dır, o vurgulanıyor. Hırkası bir derviştedir. Kim o derviş. Hermetik bilgilere Alamutta sahip olan ve yeni bir çığır açan ünlü ve ulu Pir Hünkâr Bektaş Veli… Alevilik terminolojisinde birinin hırkasını giymek ona ve onun düşünce ve de inanç sistemine bağlanmak, o sistemi yürütmek demektir. Yorum sizin..




Hz. İdris eski Mısır döneminde mabet duvarlarında hep ama hep bedeni insan; ama kafası TURNA KUŞU şeklinde resmedilmiştir. Her yerde öyledir TURNA’DAN KAFA…
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Posting Freak
Aleviler Ve Turna Kuşu
Ali karul yazdı:Sevgili ekin

Burada bahsedilen turna kuşu bir semboldur ,Gerçek kuş degildir.Pirsultan Abdal gayet açık bir şekilde anlatmıştır, Asası nil deryasında derken mısırda oldugundan bahseder,o hermestir kulseyyid arkadaş gayet güzel açıklamış.






Kulseyyid alıntı


Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir
Pir'im Pir Sultan

Hazreti Şah Tanrıya denir. Diyor ki Nefes: Yaradanın avazı, yani sözü, sesi, turna adlı bir kuştadır. (İdris peygamberde) Asası (asa burada yer belirtir ve de bilgeliğin sembolüdür) Nil Deryasında yani Mısırdadır. İdris Peygamberin mekânı Mısır’dır, o vurgulanıyor. Hırkası bir derviştedir. Kim o derviş. Hermetik bilgilere Alamutta sahip olan ve yeni bir çığır açan ünlü ve ulu Pir Hünkâr Bektaş Veli… Alevilik terminolojisinde birinin hırkasını giymek ona ve onun düşünce ve de inanç sistemine bağlanmak, o sistemi yürütmek demektir. Yorum sizin..




Hz. İdris eski Mısır döneminde mabet duvarlarında hep ama hep bedeni insan; ama kafası TURNA KUŞU şeklinde resmedilmiştir. Her yerde öyledir TURNA’DAN KAFA…

O turna değil ki

Hem Hz. Şah Aliye denir diyo açıklamada...

T U N Ç yazdı:
]Şahı Merdanın Avazi

Şahı merdanın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil denizinde
Hırkası bir derviştedir.

[(dervis = Hermes) =(HErmes/HErAMis/Ermes/ERMis)]


Sahi merdanin kim? ALI
Alinin avazi nerde? Turnada
Turna nerede? Nil denizinde
Nil denizi nerede? Misirda
Hirkasi kimde? Dervisde?
Pekiii
Dervis kim? HERMES
[size=7]"Benim Testim Kerbela Suyudur..."[/size]

[size=7]Zöhre Ana[/size]
Member
Aleviler Ve Turna Kuşu
Alıntı:
ŞahımMerdan yazdı:O turna değil ki

Hem Hz. Şah Aliye denir diyo açıklamada...



Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir
Pir'im Pir Sultan




Hz şah degil konu onu ayrıca tartışırız,konu turna kuşu ,pirsultan gayet güzel açıklamış yukarıda.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.