You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aleviler ve Atatürk -Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma

Aleviler ve Atatürk -Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma

Administrator
Aleviler ve Atatürk -Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma
[COLOR=#3A4149]Aleviler’in Kemalizm’e tek-yanlı aşkı, önemli ölçüde Kemalist elitin Aşık Veysel ve Sosyalist kesimin Aşık Mahzuni gibi halk ozanları üzerinden yürüttüğü propagandayla gerçekleşti. Buna, kuşakdaşları başka halk ozanları da eşlik ettiler. Oysa, Kemalist rejim gerçekte Alevi toplumu için hiç de özgürlük getirmemiş, tersine Aleviliği resmen yasakladığı gibi, Alevi toplumunu izlemeye almış ve resmi söylemle Aleviliği ’kovalamıştı’. Mahzuni gibi halkçı aşıkların, bu gerçekliği iç dünyalarında hissetmemesi ve bir biçimde bilince çıkarmaması mümkün değildi. Çünkü, bir bakıma onların da bir ’resmi’ söylemi, bir ’özel’ söylemi vardı. İşte, ilk kez yayımlanan alttaki şiir örneği, bunun bir dışavurumuydu.


[COLOR=#606569]’Milli Mücadele’ yıllarının saygın, hatta efsanevi kişiliklerinden biriyken, Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarında Mustafa Kemal’le ters düşerek, eşiyle birlikte Birleşik Amerika’nın yollarını tutan romancı ve hikayeci Halide Edib Adıvar, kendisinin de doğrudan tanığı ve sözcülerinden olduğu dar ve zor günleri işleyen bir romanına ’Türk’ün Ateşle İmtihanı’ adını verir. Biliniyor ki, kişi veya toplumlar için hayati önem taşıyan sorunlar karşısında verilen ölümcül sınavlar, ’imtihan’ olarak adlandırılıyor. Öte dünya inancı ve algısı olan insanlar için, en büyük imtihan ’ruz-i mahşer’de yani mahşer gününde verilecek olan sınavdır. Ancak bu tür algısı ve inancı olmayan insanlar için de, olguların sorgulanması, başka bir deyişle imtihana tabi tutulması son derece hayati nitelikte önemli bir konudur. Nitekim, Hülya Yetişen adlı bir gazeteci arkadaşın, 2009 yılı sonlarında bizimle yapıp, 8 Ocak 2010’da ’Kurdistan Post’ adlı internet gazetesinde ve Ocak-2012 ayında da ’Kürd Sorununda Çapraz Sorgu’ adıyla yayımladığı kitapta yer verdiği röportajın sonunda görüşlerimi şöyle noktalamıştım:


[COLOR=#606569]’Artık günümüzde, Koçgiri’den başlayarak Dersim’le devam eden ve yakın dönemde Elbistan’la başlayıp günümüze kadar gelen tüm Alevi katliamları sorgulanmaya başlandı’ Bu, bence Alevi toplumu için son derece önemli bir dönemeçtir. Artık Aleviler, Kemalizm’le bir imtihana girdikleri gibi, CHP’ye besledikleri tek yanlı aşkı da terk edeceklerdir. Kısaca, yaşadığımız süreç Alevi toplumu ve Alevilik için bir Milat olabilir’’ (Age, s. 139 ve M. Bayrak: Dersim- Koçgiri, Özge yay. Ank. 2010, s. 487).


[COLOR=#606569]Dersim- Koçgiri konulu kitabımın son sözlerini teşkil eden bu görüşlerim, söz konusu çalışmamdan da yararlanan Cafer Solgun’un ilgisini çekmiş olmalı ki, aynı yıl içinde ’Aleviler’in Kemalizm’le İmtihanı’ adıyla bir kitap yayımlamıştı. Gerek bu kitapta gerekse Neşe Düzel’in kendisiyle yaptığı bir konuşmada; bir ibadet yeri olan Cemevleri’nden Atatürk’ün resimlerinin indirilmesi gerektiğini söylediği için, tehditler almaya başlamıştı.


[COLOR=#606569]Aleviler gibi örgütsüz bir toplumun; 1993’te Sivas- Madımak katliamı, 1995’te İstanbul- Gazi katliamı ve nihayet CHP Grup Başkanvekili Onur Öymen’in Meclis konuşması üzerine gecikmeli olarak girebildiği bu sorgulamaya; ezilen bir kimlik olarak Kürtler, 1920’li yılların başlarından itibaren girdiği halde, küçük istisnalar dışında, Türk Solu hiç bir zaman gerçek anlamda giremedi. [COLOR=#606569]1925 Takrir-i Sükun’u üç kimliğe de savaş açtı


[COLOR=#606569]1925 Takrir-i Sükun’u, gerek Kürt, gerek Alevi gerekse Sol kimliklerin reddi ve imhası üzerine ikame edilmiş bir ’gerici’ harekettir. ’Susturma rejimi’ olarak da nitelendirebileceğimiz Takrir-i Sükun’la birlikte; tek-tipleştirme ve Türk- İslamlaştırma politikasının ’kaba ve zoraki dizaynı’ için düğmeye basılıyor ve pervasız bir uygulamaya geçiliyordu.


[COLOR=#606569]Yeterince olgunlaşmadan patlak veren 1925 Kürt İhtilali’nin bastırılmasından sonra Kürtler’e karşı topyekün bir mücadele başlatıldığı gibi; aynı yıl içinde çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile de Alevilik resmen yasaklanıyor ve o tarihten sonra ibadetleri hem kolluk kuvvetleri hem de CHP teşkilatlarınca izlemeye başlanıyordu. Bu gerçeklik, 1949 yılında, Aleviler’i CHP’ye bağlı tutma bağlamında etno-politika raportörü Prof. Hasan Reşit Tankut tarafından hazırlanan bir gizli raporda da itiraf ediliyordu.O tarihten sonra Aleviler, hiç bir zaman özgürce ibadetlerini yürütemedikleri gibi, dini önderleri izlenmeye alınmıştı. Alevi ayet, beyt ve deyişlerinin radyolarda okunması da yasaktı. Dahası, İttihad’dan miras kalan ırkçı ’toplum dizayncısı’ Şükrü Kaya zamanında, Aleviler’in ibadet enstrümanı sazın şehre sokulması da yasaklanmıştı. 1930 yılında Valiliklere gönderdiği bir Genelgeyle, etnik ve inançsal kültürlere yasaklar getiren Kaya, 1932’de hazırladığı bir gizli raporla, en büyük Alevi havzalarından biri olan Dersim’den yapılacak sürgünlere ve göçürtmelere zemin hazırlamıştı.


[COLOR=#606569]Tek parti rejimi döneminde, CHP teşkilatları Devlet’le o kadar iç içe geçmişti ki, etno-dinsel arındırma ve tek-tipleştirme bağlamında gerçekleştirilecek uygulamalarda ve Aleviler’in izlenmesinde adeta bir kolluk kuvveti görevi yapmaktaydı. Nitekim, yine Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanı olduğu 1930’lu yıllarda, en büyük Alevi havzalarından biri olan İç toroslar bölgesi Alevilerini izlemek ve asimile etmek amacıyla yoğun bir çaba gösterildiğine tanık oluyoruz. Geçmişte, İç Toroslar’da Alevi- Kürt Aşiretler konulu çalışmam başta olmak üzere, Maraş’ın Çiğil köyü örneğinden giderek, cem töreni yapan köylülerin bir jandarma onbaşısı tarafından nasıl toplanıp Pazarcık’ta tutuklatıldığını, mağdurların yakınları olan sözlü kaynakların anlatımıyla ortaya koymuştum. Şimdiyse, buna çarpıcı bir örnek olarak, doğrudan resmi yazışmalarla yürütülen bir izleme ve cezalandırma operasyonuna yer vermek istiyorum.


[COLOR=#606569][B]Kemalist devlet ile Kemalist CHP kolkola


[/B] [COLOR=#606569][B]İçişleri Bakanlığı ile Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi) Genel Katipliği (Sekreterliği) ve CHP İl Teşkilatları arasında sürdürülen gizli yazışmalarda; özellikle İç Toroslar’a tekabül eden Maraş, Malatya, Antep, Adıyaman ve Sivas il sınırları içerisinde bulunan Aleviler’in izlenmesi ve Aleviliği fiilen yürütenlerin cezalandırılması istenmektedir.


Sözgelimi, İçişleri Bakanlığı ve CHP Genel Sekreterliği’nce inceleme yapmakla görevlendirilen Burdur Saylavı (Milletvekili) H. Onaran, Parti Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderdiği 15 Nisan 1935 tarihli gizli rapor-yazıda şu hususlara yer verilmektedir:


[/B] [COLOR=#606569][B]’1- Bektaşilik hareketleri hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan verilip örneği gönderilen bilgiyi Maraş’a avdetimde (dönüşümde) okudum. Bakanlığın bildiriminde sözü geçen ve kökü Sivas vilayetinde olan işin Maraş Vilayetini alakalandıran yönü;


[/B] [COLOR=#606569][B]A) Bundan birkaç ay önce, Maraş Vilayetinden İçişleri Bakanlığı’na da bildirildiği gibi, Sivas’ın Şarkışla’sında elde edilen bu hareket ipuçlarının açılması için yapılan sorgularda dedelik ettikleri anlaşılan üç kişinin (Şarkışla’nın Höyük köyünden Mehmed Ali, Ali ve Veli) Pazarcık kazasının bazı köylerine giderek Dedeliği yürütmeleri,


[/B] [COLOR=#606569][B]B) Maraş’ın Müslim mahallesi eski muhtarları mührü ile bazı imzaları ve bu arada bu mahallenin eski muhtarlarından Halil Kahya’nın imzasını taşıyıp Sivas’tan bize gönderilen iki mektuptur.


[/B] [COLOR=#606569][B]2- Vilayetimiz, Maraş’ın Müslim kıpti mahallesi eski muhtarları Kıpti Memed ve Halil Kahya’ların evlerini araştırmış ve her ikisini de sorguya çekerek kendilerini, bunlardan Halil Kahya’nın evinde bulunan ve dedelikle alakadar beş parça kağıtla beraber Adliye’ye vermiş ve Sivas ile Pazarcık’ın bağlı olduğu Antep Vilayeti’ne de yazmıştır.


[/B] [COLOR=#606569][B]3- Birinci maddede adları geçen üç kişiden Veli, Pazarcık kazasında yakalanmış ve Antep Vilayetinden bura Adliyesine gönderilmiş ve burada yakalananlarla birleştirilmiştir.


[/B] [COLOR=#606569][B]4- Adliye, bu adamlardan yalnız Veli’yi alıkoyarak, diğerlerini bırakmıştır. Tevkif edilen Veli ise, duruşma için Sivas Vilayetine gönderilecektir.


[/B] [COLOR=#606569][B]5- Maraş’ın Müslim mahallesi, şehrin kenarında Kıpti mahallesidir. Bu Kıptiler, Alevidirler fakat ne bu mahallede ne de Maraş’ın diğer mahalle ve köylerinde dedelik için hiç bir harekete geçmemişlerdir. Maraş şehrinin diğer mahallelerinde ve Maraş kazası köylerinden – son zamanlarda Pazarcık’tan bize geçen birkaç köyden başka- hiç birinde Alevilik’le alakadar ve Alevi meslekinden kimse yoktur.


[/B] [COLOR=#606569][B]6- Eskisine nisbetle çok kırılmış ve azalmış olan Maraş’ın tanınmış taassubu sevkiyle bazı mahallelerde, Arap harfleriyle küçük çocukları okutmağa yeltenen bazı cahil kadınlar Vilayetçe yakalanmış ve mahalle aralarında bazı evlerde kapatılarak burada okutanlar Adliyeye verilmiş ve cezalandırılmıştır.


[/B] [COLOR=#606569][B]7- Gerek Vilayet ve gerekse teşkilatımız (CHP), bu çeşit hareketler üzerinde ve hassaten Elbistan ve Göksün kazaları köylerinde biraz fazlaca bulunan Kürdler ve Çerkezler hakkında daima uyanık bulunmaktadırlar.
Derin saygılarımı sunarım. C. H. F. V. I. H. Başkanı/ Burdur Saylavı’.


[/B] [COLOR=#606569][B]Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi’nde (490-01/ 587-24-3) numara ile kayıtlı bu belgenin, yüzlerce örneğinin bulunduğunu tahmin etmek güç değildir’ Bu belgeler Alevi toplumunca bilinmese bile, uygulamaları insanların bilincinde yer ettiği için, köylerde ancak köy girişlerine ve dam başlarına gözcü konarak cem törenleri yürütülebiliyordu’


[/B] [COLOR=#606569][B][B]Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Gerçek buyken ve bugün bile Aleviler’in ibadet yeri olan Cemevleri/ Cemxaneler resmen ibadet yeri olarak kabul edilmezken; gerek resmi ideolojinin yeminli kalemleri gerekse sözde sol gelenekten gelen kimi yazarlar, Kemalist rejimin Aleviliği ve Alevileri nasıl kurtardığını; dahası, bir kardeşinin adının ’Ömer’ olduğunu bilmeyerek, Atatürk’ün ’Alevi’ olduğunu ballandıra- ballandıra anlatmaktan geri durmamaktadırlar. Hele bunu, son yüzyılın en büyük soykırımlarından birine uğramış olan Dersim’in kimi yazarları yapınca, insan ne diyeceğini bilemiyor.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Bir traji-komik olaya da, 10 Kasım 2011 tarihli Taraf gazetesi manşetten yer veriyordu. ’Atatürk için yas orucu tutacaklar. Allah akıl fikir versin’ başlıklı haberde, şöyle deniyor: ’Geçen hafta CHP’ye katılan Zöhre Ana lakaplı Süheyla Gülen’in onursal başkanlığını üstlendiği Açık Kapı Derneği, bugün Atatürk için (yas orucu) tutma kararı aldı.’


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından parti rozeti takılan resimle verilen haberde; Zöhre Ana’nın ’üfürükçülük ve para karşılığı şifa dağıttığı’ gerekçesiyle geçmişte 1 yıl hapis cezası aldığına vurgu yapılıyor ve partililerin, adı geçenin üyeliğine karşı çıktıkları hatırlatılıyor. Bir zamanlar, başını sokacak bir gecekondu için, Belediye Meclisi üyesi olan eşimden yardım gören bu ailenin, sonradan ’köşeyi döndüğü’ söyleniyordu. Ancak, bu noktada benim için önemli olan, üstteki suçlamalarla geçmişte birkaç kez gözaltına alınan Zöhre Ana’nın, uğruna ’yas orucu’ tuttuğu M. Kemal Atatürk’ün 1925’te çıkardığı ve kendisini de doğrudan ilgililendiren Tekke ve Zaviyeler Kanunu hakkında ne düşündüğüdür.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B][B]1960 darbesi Alevilik’te bir kırılma yarattı


[/B][/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]1925-50 Yılları arasında halkın ensesinde boza pişiren tek-parti rejimi, diğer ezilen kimlikler gibi Alevi toplumunu da bir arayışa itmiş ve özgürlük- demokrasi gibi sloganlarla ortaya çıkan Demokrat Parti’ye yöneltmişti. Fakat bu partinin de kimi olumsuz uygulamaları, diğer ezilen unsurlar gibi Alevi toplumunu da bu partiden uzaklaştırmaya yetmişti.1960 Darbesi’nden sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi ile Alevi toplumu ve Alevi halk ozanları arasında doğal bir buluşma oldu. Aynı dönemlerde Ankara’da kurulan Halk Ozanları Kültür Derneği üyelerinin önemli bir bölümü İç Toroslar’dan gelen Alevi Kürt kökenli ozanlardan oluşuyordu ki, Aşık Mahzuni de bunlardan biriydi. Türkiye İşçi Partisi, bu ozanlar üzerinden toplumla buluşmaya çalışırken; o güne kadar Alevi müziği icra etmesi yasaklanan bu ozanlar da, dışarıya açılmanın ve halkla buluşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Oysa, 1960 Cuntacıları’nın hesabı ise daha farklıydı. Onlar, büyük çoğunluğu Kürt kökenli olan bu Alevi halk ozanlarının eserlerini Türkçe icra etmelerini sağlamaya dönük gizli planlar yapıyorlardı ki, bu konudaki bir gizli rapor, nice zaman sonra Ecevit’in gizli kasasından çıkacaktı.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Doğrusu, TİP’in de bu konuda ciddi bir politikası yoktu ve onlar için aslolan bu ozanlar üzerinden halka gidebilmekti’ Bu ozanlar içinde en etkili olanlardan biri Aşık Mahzuni idi. Mahzuni, Aleviliği Sosyalizmle bütünleştiren şarkı ve deyişleriyle toplum üzerinde oldukça etkili oluyordu ve bu görüşlerimi, daha 1975 yılında Mahzuni ile ilgili ilk kitap hazırlanırken de ifade etmiştim: (Bkz. Süleyman Yağız: Berçenekli Aşık Mahzuni, May yay. İst. 1976, s.84-86 ve M. Bayrak: ’30 Yıl Önce Bir Mahzuni Değerlendirmesi’, İç Toroslar’da Alevi Kürt Aşiretleri içinde, Özge yay. Ank. 2006, s. 583-585.)


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Ancak, ideolojik donanımı yetersiz olan halk ozanlarında rastladığımız kimi çelişki ve yanılgılar Mahzuni’nin şiirinde de kendini gösteriyordu ki, bunlardan birini o tarihte de eleştirmiştim. Mahzuni, 1974’in hamaset havasına kendisini kaptırarak yazdığı ve plak olarak çıkardığı Kıbrıs’a ilişkin bir şarkısında, ’Ey kahpe Yunan, biz göğsü kıllı Memed’in çocuklarıyız’ türünden ırkçı bir söylem kullanıyordu. Sonradan, bundan büyük bir pişmanlık duyduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.


Mahzuni’nin, böylesi bir dolduruşla yazılmış ve hamaset kokan bir şiiri de, Atatürk’e yazdığı ’Mavi gözlüm nerdesin?’ nakaratlı bestelenmiş bir eserdir ki, bu eser de, sonradan kimi halk ozanlarınca ve yazarlarca eleştiri konusu edilmiştir. Sözgelimi, bizim de Alevilik ve Kürtler adlı eserimizde (Ank. 1997,s. 98) yer verdiğimiz bir şiirde, yine Afşinli hemşehrisi Ozan Emekçi, onu şöyle eleştiriyordu

:
[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Halk zulüm içinde, o gönül eğler â۬’Yeşil Gözlü’sünün ardından ağlar, â۬[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]’Yiğitler’ deyince yürürdü dağlarâ۬ Binboğa’ya selam veremez oldu.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B][B]Aşık Mahzuni’nin gerçek düşünceleri neydi?


[/B][/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Emekçi, 2000 yılında Alevi Federasyonu’nca düzenlenen ’1000 Yılın Türküsü! etkinliği dolayısıyla birlikte oldukları ve evde misafir ettiği Mahzuni’nin, söz konusu kitabımı alıp incelemeye koyulunca, daha önce görmediği bu şiire rastlayıp huzuru kaçmasın diye, kitabı elinden nasıl aldığını, ölümünden sonra hoş bir anı olarak gülerek anlatmıştı.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Mahzuni’nin bu şarkısı, şimdilerde Atatürk’ten görüntülerle bir klip olarak yayımlanıyor. Üstelik, klipte yer verilen görsel ürünlerin çoğu da, Atatürk’ün Dersim katliamı sonrası bölgeye yaptığı seyahatten alınmış resimler. Yani Mahzuni’nin, atalarının geldiğini söylediği Dersim’de yapılan katliam sonrası çekilmiş resimler.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Peki, kendine Kemalist diyen 12 Mart darbecilerinin tutuklayıp, benim de 1972’de Kartal- Maltepe Askeri Cezaevi’nde ziyaret ettiğim Mahzuni’nin gerçek düşünceleri neydi bu konuda? İsterseniz, bunun cevabını da doğrudan Mahzuni’ye bırakalım. Mahzuni’nin, 1974 yılında Kürecikli bir aile dostunun evinde, Aşık Veysel’in ’Atatürk Ağıtı’na bir cevap olarak, aynı makamla irticalen söylediği bir eserinin sözlerini birlikte izleyelim:


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Ata’m dünyadan gideliâ۬Ata’ya vatan ağladı
Başbuğu olmuştu mülkeâ۬Sabanı tutan ağladı
Fakirler ortada kaldıâ۬Aradı belayı buldu
Sanki Ata’ya ne olduâ۬Tarlada kalan ağladıâ۬â۬


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]İp- yorganla bulduk belaâ۬Şükür ile Cennet-ala
Memed aldı Çanakkaleâ۬Sanki Anıtkabir’de yatan ağladı
Tren hattı tayyarelerâ۬Bizler giydik hep karalar
Senin idi Buharalarâ۬Hep sana çatan ağladıâ۬â۬


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]O kırmızı çizmelerinâ۬Bir millet yapmıştı derin
Bu milletin son neferiâ۬Kan ile yatan ağladı
Eğil gel Atatürk eğilâ۬Kurtardığın insanı bil
Bu milleti baban değilâ۬Kan ile yapan ağladıâ۬â۬


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Bu sözlerim olmaz tabirâ۬Yendik gittik hatte bir bir
Benim midir Anıtkabirâ۬Helada yatan ağladı
Osmanlılar bizi boğduâ۬Sanki yeni güneş doğdu
Her doğan şah bizi sağdıâ۬İneği tutan ağladıâ۬â۬


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Bu yurdu baban mı kurduâ۬Kafanız böyle buyurdu
Senin miydi yedi orduâ۬İsimsiz yatan ağladı
Selanik’i almak içinâ۬Başeyledin bize ’..(x)
Bilir misin kavgan içinâ۬Kıbrıs’ı satan ağladıâ۬(Orada yatan ağladı)â۬â۬


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Kimden aldın kime verdinâ۬Gene harbi sen savurdun
Osman yıktı, Ömer kurduâ۬Ali’ce duran ağladı
Der Mahzuni hele heleâ۬Derde düştük bile bile
Maaşlar verdin Veysel’eâ۬Telli şehidan ağladıâ۬(Zindanda yatan ağladı)â۬


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B](x)Tek kelime çıkarıldı.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B][B]Türk ve Kemalist’ mahreçli Sol liderlerine sahip çıkamadı


[/B][/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Siyasetçi Suat Bozkuş, ’Büyük Katliamlar’ konulu bir yazısında şöyle diyor:


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]’28 Ocak 1920 tarihinde (1921 olacak MB) Trabzon’da tekneye bindirilip götürülen TKP kurucusu ve MK üyeleri olan (Onbeşler)in hançerlenerek dalgalara yem edilmesi bir işaret fişeğidir. O günden sonra sol ve komünizm adına ot bitmesine bile izin verilmemiştir. Her türlü engele rağmen taş-toprak altından filizlenen kardelenler, asker postalı ve tanklarla ezilmiştir.’ (Öz-Po,18.2.2012).


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]Bozkuş’un verdiği ikinci önemli katliam ise, 1 Mayıs 1977 katliamıdır. 1925 Tekrir-i Sükun’uyla Kürtler’in ve Aleviler’in haklarının gasp edilmesi bir yana; bu tarihten sonra çok partili sisteme son verilmiş, Komünist Parti yasaklanmış, işçi sınıfının dernek ve sendikaları kapatılmış, 1 Mayıs işçi bayramı yasaklanmış, daha da önemlisi ’işçisi sınıfını savunmak’ cezai müeyyideye bağlanmış ve bundan milyonlarca insan zarar ve hasar görmüştü. Buna rağmen, emek cephesi ve sol açısından Kemalizmin ciddi bir eleştirisi yapılmadığı gibi, Rasih Nuri İleri gibiler ’Atatürk ve Komünizm’ gibi kitaplarla, Çetin Altan gibi gazeteciler ’Atatürk’ün Sosyal Görüşleri’, Attila İlhan gibi yazarlarsa ’Hangi Atatürk’ gibi kitaplarla onu ’Solcu’ olarak sunmuşlardı. Bu nedenle de, Atatürk’ün ciddi bir sorgulanması yapılmadığı gibi, onun ’Onbeşler’in katlindeki rolü de es geçilmişti. Kuşkusuz bunda, Sovyetler’in ülke ve sistem çıkarları ile onun güdümündeki TKP’nin tutumu önemli rol oynamıştı. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü arşivinden alınan, Onbeşler’in tasfiyesiyle ilgili bu belgelerin hemen tamamı; Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal ile Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir ile Valilerden Hamdi ve Rüşdü Beyler arasındaki gizli yazışmalardan oluşmaktadır.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B]M. Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de boğdurulmalarında doğrudan görev alan Yahya Kahya’nın, ’Daha üstüme varırlarsa, herşeyi olduğu gibi ortaya dökerim’ dedikten hemen sonra, 3 Temmuz 1922’de ’fail-i meçhul’e kurban gitmesi zaten herşeyi anlatmıyor mu?


Sözün özü; insanların öz kimlikleriyle ve özgürce yaşayabilecekleri gerçek bir demokrasi, herşeyden önce bunun önündeki en önemli engel olan resmi ideolojinin yani Kemalizmin sorgulanmasına ve bununla girilecek imtihandan başarıyla çıkılmasına bağlıdır. Ve tabii, Alevi toplumunun bir önceliği ise bu sorgulamaya bağlı olarak, içinde bulunduğu ’tek yanlı aşk’tan kurtulmaktır.


[/B][/B] [COLOR=#606569][B][B] MEHMET BAYRAK

zivistan.com
[/B][/B]
ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

MUSTAFA ŞEREF,
      KEMAL GURUR,
              ATATÜRK ONURDUR...

          Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
                    Horasan köyünden geliyor pirim
                  Kırklar binasında var oldu yerim
                  Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
                                                      Pir Zöhre Ana
Administrator
Aleviler ve Atatürk -Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma
Atatürk'ü düşman olarak göstermeyi kendinize vazife edinmişsiniz ama bu ülkeye en büyük düşmanlığı sizler yapıyorsunuz...Linç etmeye çalıştığınız Atatürk asırlar boyu kardeşliğe ve barışa hasret kalmış bir coğrafyayı dil , din, ırk , mezhep ayrımı gözetmeden bir araya getirebilmeyi başarmış ve Türk Milletinin küllerinden yeni bir devlet kurmuştur..Sizler bu söylemlerinizle bu toplumun kardeşliğine nifak sokuyorsunuz, gençlerin beynine zehir atıyorsunuz...Atatürk'ün tek bir tırnağı edebilseydiniz birlik ve beraberlik için çabalardınız..Atatürk'ün kutsallığını yüceliğini yüreğinde hisseden nice canlar var ki, ne mutlu onlara... Eğer sizler insan olabilseydiniz, O yüce zat için ölüm gününde yas orucu tutan insanları eleştirmek yerine biraz saygı duyar ve Allah kabul etsin derdiniz...
ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

MUSTAFA ŞEREF,
      KEMAL GURUR,
              ATATÜRK ONURDUR...

          Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
                    Horasan köyünden geliyor pirim
                  Kırklar binasında var oldu yerim
                  Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
                                                      Pir Zöhre Ana
Administrator
Aleviler ve Atatürk -Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma
Alıntı:[COLOR=#606569][B][B]Açık Kapı Derneği ve yas orucu tutma

[/B][/B] [COLOR=#606569]Gerçek buyken ve bugün bile Aleviler’in ibadet yeri olan Cemevleri/ Cemxaneler resmen ibadet yeri olarak kabul edilmezken; gerek resmi ideolojinin yeminli kalemleri gerekse sözde sol gelenekten gelen kimi yazarlar, Kemalist rejimin Aleviliği ve Alevileri nasıl kurtardığını; dahası, bir kardeşinin adının ’Ömer’ olduğunu bilmeyerek, Atatürk’ün ’Alevi’ olduğunu ballandıra- ballandıra anlatmaktan geri durmamaktadırlar. Hele bunu, son yüzyılın en büyük soykırımlarından birine uğramış olan Dersim’in kimi yazarları yapınca, insan ne diyeceğini bilemiyor.

[COLOR=#606569]Bir traji-komik olaya da, 10 Kasım 2011 tarihli Taraf gazetesi manşetten yer veriyordu. ’Atatürk için yas orucu tutacaklar. Allah akıl fikir versin’ başlıklı haberde, şöyle deniyor: ’Geçen hafta CHP’ye katılan Zöhre Ana lakaplı Süheyla Gülen’in onursal başkanlığını üstlendiği Açık Kapı Derneği, bugün Atatürk için (yas orucu) tutma kararı aldı.’

[COLOR=#606569]Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından parti rozeti takılan resimle verilen haberde; Zöhre Ana’nın ’üfürükçülük ve para karşılığı şifa dağıttığı’ gerekçesiyle geçmişte 1 yıl hapis cezası aldığına vurgu yapılıyor ve partililerin, adı geçenin üyeliğine karşı çıktıkları hatırlatılıyor. Bir zamanlar, başını sokacak bir gecekondu için, Belediye Meclisi üyesi olan eşimden yardım gören bu ailenin, sonradan ’köşeyi döndüğü’ söyleniyordu. Ancak, bu noktada benim için önemli olan, üstteki suçlamalarla geçmişte birkaç kez gözaltına alınan Zöhre Ana’nın, uğruna ’yas orucu’ tuttuğu M. Kemal Atatürk’ün 1925’te çıkardığı ve kendisini de doğrudan ilgililendiren Tekke ve Zaviyeler Kanunu hakkında ne düşündüğüdür.

Atatürk düşmanlığı yapalım da nasıl olursa olsun mantığınızı kınıyorum öncelikle !..

Mustafa Kemal Atatürk, dünyanın görüp görebileceği en büyük devrimcidir. Tüm ihanet şebekelerine rağmen bu ülkeyi kurmayı başarmıştır ve 15 yıl gibi kısa bir sürede en az 600 yıllık geri bırakılmış bir devletin, bir ümmet toplumunun medenileşmesi, bilim ve teknik ile tanışması için çalışmıştır !..

Yüce Atatürk'ün getirdiği tüm devrimler Alevi/Bektaşi inancıyla birebir örtüşmektedir. Bunu bilmemek için cahil olmaktan başka birşey olmanıza gerek yok sanırım. Binlerce satır yazarak kendince bir araştırma çercevesinde Atatürk'ü suçlu çıkarmak hiç insaflı ve mantıklı gelmiyor benim düşünceme göre.

Zöhre Ana'nın Tekke ve Zaviyeler hakkındaki düşüncelerine gelmeden önce tarihsel bir olaydan bahsedeceğim. Bakalım sizin önümüze koyduğunuz tarih herkese hakkını veriyor mu vermiyor mu?

Mustafa Kemal Atatürk, ülkeyi kurtaramaya karar verip harekete geçtikten sonra 24 Mayıs 1336 (1920) tarihinde Padişah buyruğu ile hakkında idam fermanı çıkarılır. Belgesi aşağıda. Bu fermanı çıkaranlar, bu şer fermanı imzalayanlar özgür bir devletin demokrat insanları tarafından değil, işgalcilerin işbirlikçileri sıfatıyla ellerinde yetkiyi kullanarak bu fermanı çıkardılar. Padişah sıfatıyla, Sadrazam ünvanıyla bu fermanı çıkarmak onların haklı olduklarını, aldıkları kararın doğru olduğunu bin yılda geçse göstermez, gösteremez !.. Öyle ya Pirimiz Pir Sultan Abdal'a da Hınzır köpeği bir ferman çıkardı, O'nu dinsizlikle suçladı ! [COLOR=#252525]
Pirimiz Zöhre Ana'ya yazılan fermanın bu aşağılık fermanlardan bir farkı yoktur !.. Yıllar sonra Başbakan yardımcısı kendi ağzıyla "uyduruk müfettiş raporları" ile diyerek 28 Şubat'ta kapatılan Sünni Tarikat ve Vakıflar karşısında bir de dönemin en bilinen bir Alevi Vakfının'da kapatılmasının "Müslüman Türkiye" de toplumun gazının alınmasından başka bir şey değildi !..
[COLOR=#252525]
Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki tekke ve zaviyeler, toplumu geriye götürmekten başka bir işe yaramıyorlardı. Şimdikiler yarıyorlar mı derseniz tabi ki hayır Smile Tutuculuğun merkezi olan bu yapıların ortadan kaldırılması gerekiyordu. Mustafa Kemal, bu yapılardan birini kapatırken diğerine kıyak geçemezdi. Şeyh Sait isyanının bu süreçte yasanın çıkmasını hızlandırdığı biliniyor. Dün de bugün de din üzerinden toplum her daim yanlış yönlendirilmiştir.



[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Dosya Tasnifi
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Harbiye-Divan-ı Harp
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] DOSYA No : 70
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Harbiye Nezareti
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Adliye-i Askeriye Dairesi
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Şube :
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Adet : 705
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] PADİŞAH BUYRUĞU
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif]

[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Mehmet Vahidüddin

ONAY
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif]
’Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlisidir.
[COLOR=#252525][FONT=sans-serif]

[COLOR=#252525][FONT=sans-serif] 24 Mayıs 1336 (1920) Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili
Damad Ferid

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.