You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aleviler saygı istiyor

Aleviler saygı istiyor

Administrator
Aleviler saygı istiyor
Alevi kanaat önderlerinin ve aydınlarının dile getirdiği gibi tıpkı Sünnilerde tecdit hareketleri gibi Alevilerde de ciddi bir tecdit hareketi var.
Güncel problemlerine çözüm üretmek için bir faaliyetin içerisindeler.[COLOR=#005580]Alevi liğin kırsaldaki yorumu ile şehirdeki yorumu temel ilkeler sabit kalmakla birlikte değişim sürecinde. Özellikle köyden şehire göç hadisesi bu sosyolojik değişimin ana dinamiğini oluşturuyor.
Alevi inanç dünyasında Sünniler arasındaki mezhep ve siyasi farklılıklar gibi farklar gözleniyor. Bu farklar bazen teolojik konularda bazen de tamamen ideolojik değerlendirmeler üzerinden olabiliyor. Özellikle Aleviliği belli sol ideolojilerin çatısı altında tanımlamak isteyenlerle kadim Aleviliğin savunucuları arasında tatlı sert tartışmalar var. Alevi Bektaşi Federasyonu eski Başkanı Selahattin Özel Alevilerin kendi arasındaki farklılığın doğal karşılanması gerektiğini söylerken devletin bu farklılıkları talepleri reddetmede mazeret olarak ileri sürmesinin doğru olmadığına dikkat çekiyor.
Aleviliğin bir mezhep mi bir tarikat mı yoksa bir inanç ekolü mü tartışmasına hiç girmeden temel ritüelleri üzerinden sünni ekollerle bir karşılaştırma yapıldığında şaşırtıcı benzerlikler dikkat çekiyor. Örneğin Sünni tarikatlerdeki mürşid- mürid ilişkisi ile dede- talip ilişkisi, def eşliğinde yapılan sesli zikir ve ney eşliğinde yapılan semah ile saz eşliğinde yapılan cem ayini arasındaki benzerlikler Alevilerle Sünnilerin birlikte yaşama kültürünü geliştirme noktasında yeni fırsatlar sunabilir. Cemlerde kadın ve erkeklerin ölçü ve edep içerisinde beraber ibadet etmesini de Kabe'de tavaf sırasında cinsiyet ayrımı yapılmadığı realitesi üzerinden yaklaşım geliştirmek mümkün.


Aleviler bu topraklarda yok sayılmanın getirdiği ötekileştirmenin ötesinde baskı ve zulümlere maruz bırakıldı. Son yıllarda büyük ölçüde rahatlama ile birlikte örneğin cem ibadetlerini yıllarca gizli yapmak zorunda kaldılar. Köyün hakim noktalarına birkaç nöbetçi yerleştirerek herhangi bir baskın durumunda cem evinin haberdar edilmesi sağlanıyordu. Bugün ise bu sorun aşılmış görünüyor. Hatta devlet erkanı en üst seviyede Alevi cemlerine ve iftarlarına katılıyor. Bu sevindirici gelişmeyle birlikte halen devlet dairelerinde Alevilerin kimliklerini gizlemek zorunda kalması devam eden toplumsal travmalardan biri.
Alevilerin yüzlerce yıl merkezi otoritenin dışında köylerde inançlarını yaşamak zorunda kalması toplum düzenlerini sağlıklı sürdürebilmek için hukuki müeyyidelerini de beraberinde getirmiş. Dedenin onayı ile uygulanan bu kurallar sayesinde eline diline beline hakim olamayan kişilerin suçun niteliğine göre cezalandırılması sağlanıyor. Hatta bazen bu ceza köyden uzaklaştırılmaya kadar varabiliyor. Bu dar dairede sağlanan otorite sayesinde Alevi köylerinde işlenen adli suçlar yok denecek kadar az. Erzincanlı Ahmet Uğurlu Dede geçkin yaşının da verdiği tecrübe ile ’İsterseniz ziynetlerini orta yere bıraksınlar. Kimse elini dahi sürmez. Bu yaşıma kadar mühitimizde hırsızlık görmedik.’ diyor. 1950'lerden köyden şehire yoğun göçün de etkisi ile adli suçların devlet eli ile takibinin yapılmaya başlandığı gözleniyor.
[Resim: 1.jpeg]
Dertli Divani (Veli Aykut) UNESCO tarafından âşıklık-zâkirlik alanında ’yaşayan insan hazinesi’ kabul edildi.
Ocak ve dergâh açarak öze dönme çabası devam ediyor Alevilik-Kızılbaşlık inancı içerisinde değerli olan 7 ulu ozanları Dertli Divani mahlası ile tanıdığımız Veli Aykut'tan dinliyoruz. ’Aslında ulu ozanları yedi ile sınırlamak doğru değil, ama yedi bir simgedir. Vücud-u âdemde yedi kapı vardır: İki göz, iki kulak, iki burun ve bir ağız yedi olur. Göz, renkleri, cisimleri geceyi gündüzü görmemizi; Kulak, sesleri duymamızı; Burun, kokuları ve Ağız, tatları almamızı sağlıyor. Böylece yedi iklimden haberdar oluyoruz. İnsan kudretullah hazinesidir. Hakk'ın tecellagâhıdır. Tabii bu, dört başı mamur denilir ya; zahir-batın can gözü gören ve can kulağı duyanlar içindir. Yedi ulu ozan, Seyyid Nesimi, Yemini, Hatayi, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Virani olarak bilinir. Yunus, Kaygusuz, Seyrani, Sıtkı, Agahi, Edip Harabi gibi onlarca ulu ozan sayabiliriz. Yedi ulu ozan olarak bildiğimiz ulular, yaşadıkları süreç içinde belirleyici rolleri olmuş. Renkli kişilikleriyle tasavvuf ehli ve Alevi-Bektaşi-Kızılbaş topluluklarının ortak değerleri olmuşlardır.’ diyor.
Alevilerin cemlerde, bağlama eşliğinde yaptığı ibadetin, semavi dinlerden ayrıldığını kaydeden Dertli Divani, Alevilerin yüzyıllar boyunca yok sayıldığından ve katliamlara uğradığından bahsediyor. Yaşananları şu şekilde dile getirdi: ’İbadetimiz ve ibadet yerlerimiz üzerindeki baskılar ve ayrımcılık bugün de sürmektedir. Son hükümet programında, ’Geleneksel irfan merkezleri ve Alevi vatandaşlarımızın inanç ve kültür temelli talepleri karşılanacaktır’ deniyor olması da bu baskı ve ayrımcılığın gerçekliğini ortaya koymaktadır. Baskılar, kıyımlar ve özellikle köyden kente göç yol süreğini olumsuz biçimde etkiledi. Devletin asimilasyon politikası, mahalle baskısı gibi nedenler inancın özüne yabancılaşmasını, başkalaşmasını getirdi. ’El ele el Hakk'a’ dediğimiz, talip-dede-mürşit arasındaki ilişki koptu. Bugün dünyanın dört bir yanında örgütlenmeler ve inançsal anlamda ocak ve dergâhların öze dönme çabaları var.’ şeklinde anlatıyor.
2010 tarihinde UNESCO tarafından âşıklık-zâkirlik alanında ’yaşayan insan hazinesi’ olarak ilan edilen Dertli Divani, ’Bu ödülü, Seyyit Nesimi'den Âşık Veysel'e, Daimi'ye kadar uzanan tarihi süreç içerisinde gelmiş geçmiş Ulu Ozanların, zâkirlerin adına aldım. Onlar birer derya, ben ise bir damlayım. Mutlu olduğum taraf, bu ödülün şahsımda tecelli etmesi ve zımnen Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancının kendine özgü bir inanç olarak kabul edilmesiydi.’ şeklinde duygularını aktarıyor.
’KARDEŞÇE YAŞANABİLİR’
Dertli Divani, ’Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında, dünyada insanların birbirlerinin farklılığını kabul ederek barış içerisinde kardeşçe yaşayabileceklerine inanılır. Hacı Bektaş Veli'nin, ’Yetmiş iki millete bir nazarla bakınız’ sözü bu gerçeği ifade eder.’ diyor.
[Resim: 2.jpeg]
Cemevleri aynı zamanda Alevilerin buluşma mekânları. Pendik Seyit Seyfi Cemevi'nde soba etrafında toplanan çoğu emekli canlar, hak sohbeti yapıyorlar. Siyasi konuşmalardan özellikle uzak durduklarını belirtiyorlar.
Cemevlerinde geçen hayatlar ’CEMEVLERİ SİYASALLAŞTIRILMASIN’
Pendik'te etrafı büyük sitelerle çevrili hale gelmiş Seyit Seyfi Cemevi'ne gidiyoruz. Girişte bizi cemevinin temizliği ve bakımından sorumlu olan Kalender Sune karşılıyor. Sune ailesi Cemevinin içerisinde tek katlı bir evde kalıyor. Eşi, iki oğlu ve annesiyle uzun yıllardır cemevinde kalan Kalender Sune, cemevinin günlük işleriyle iç içe geçmiş yaşantılarını anlatıyor.
Girişte cemevine gelenlerin dinlendiği bir salona geçiyoruz. Sobanın etrafında toplanan yaklaşık 15-20 kişinin sohbet ettiğini görüyoruz. Çoğu emeklilerden oluşan grup Hak sohbeti yaptıklarını söylüyor. Siyasetten uzak olduklarını belirtiyor ve ’Cemevlerinin siyasallaştırılmasını istemiyoruz, buna da müsaade etmeyiz' mesajını veriyorlar. Devletin milyonlarca Alevi'yi görmemezlikten gelmesini de eleştiriyorlar.
Kalender Sune, cemevinin içerisinde cem odası, konferans salonu, Kur'an, semah, bağlama kursların yapıldığı sınıflar, mutfak ve girişteki dinlenme odasının olduğunu söylüyor. Mutfakta tarafına gittiğimizde vefat eden bir vatandaş için helva ve yemeklerin yapıldığını görüyoruz. Sune, ’Alevi geleneğinde cenaze kaldırıldığı zaman yemek verilir. 7. 40. 42. günlerde yemek verilir. Helvada yapılır. Ölen kişinin arkasından hayrına tatlı ikram edilir.’ diyor.
Sune, Dardan indirme erkânından da bahsediyor bize. ’Bir insanın anası babası öldüğü zaman mal varlığı çocuklarına kalır. İsterse borcu olsun yada mal varlığı olsun. 40'ı geldiği zaman yemek dediğimiz mevlit yapılıyor. Çağırdığı eşi dostu dedenin pirin huzuruna çıkar. Canlara seslenir, ’kim vefat ettiyse onun velisi olarak bu dara çıktım, kimi alacağı vereceği varsa biz buradayız' der. Vereceğini karşılar alacakları da ona kalır. 40 dediğimiz olay da budur.’
Yasal statüye kavuşamayan cemevleri zor şartlarda hizmet vermeye devam ediyor. Sune, perşembe günü gerçekleşen cemlerin en az 100 kişiyle yapıldığını söylüyor. ’Halk dualıdır. İnancını özgürce yaşıyor. Biz de baskıcılık yoktur. Herkes gönlünce gelir ve ibadet ederse kendine etmiş olur.’ diyor. Cenaze hizmetleri, her gün ihtiyaç sahiplerine verilen yemek, ziyarete gelenlerin olduğunu belirten Sune, ’Ben buranın bekçisiyim. Devlet bize destek vermediği için hem bekçiliğini hem sekreterliğini hem temizliğini hem de müdürlüğünü yapıyorum. Elimizden geldiğince koşmaya çalışıyoruz. Cenazeler geliyor onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Cenazenin yıkanmasına, içeri alınmasına defin edilmesine kadar elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz. Perşembe akşamları cemlerimiz oluyor oranın temizliğiyle, ısınmasıyla, dedenin oturuş düzeniyle elimizden gelen çabayı gösteriyoruz.’ diye anlatıyor.
’CEMEVİ BİLE DİYEMİYORDUK’
Kalender Sune, 16 yaşında ailesiyle mahalleye taşındıklarını ve kendisinden önce babasının cemevinin hizmetini gördüğünü anlatıyor. Cemevinin şuan ki haline gelmesinde dede Musa Küçük'ün büyük katkıları olduğunu belirtiyor. Yasaklı dönemlerde dedenin, 7 sene kendi evinin salonunu cem yapmak için açtığını, kalabalıkların ilgisinden sonra binanın alındığını belirtiyor. Sune, ’Aleviler çok sıkıntılı, vadeli dönemler geçirdi. Alevilere herkes hor bakıyordu. Bir zamanlar cemevi bile diyemiyorduk.’
[Resim: 3.jpeg]
Pendik'te Seyit Seyfi Cemevi'nde çalışan ve ailesi ile orada yaşayan Kalender Sune, bu sayede çocuklarının Alevi kültürü ile yetiştiğini söylüyor.
Çocuklarımın bu kültürü bilmesini istedim Kalender Sune' nin 15 yıldır hayat arkadaşlığını yapan 32 yaşındaki Özlem Sune ’de eşine yardımda geri durmuyor, ’Eşime yardımcı oluyorum. Yemek olduğunda gidip bulaşıkları yıkıyorum. Cemevi kalabalık olur işsiz hiç kalmayız.’ diyor. Evlendikten bir yıl sonra cemevine taşındıklarını belirten Sune, ilk başta cenazelerin gelmesinden dolayı ürktüğünü anlatıyor. Zamanla alışan Sune, ’ Çocuklarımın bu kültürü bilmelerini isterim.’ diyor. Cemevinde yaşamanın en güzel yanının ’Akrabalarım beni ziyarete geldiklerinde fırsattan istifade cemevine de gelip ceme katıldıkları oldu.’ şeklinde söylüyor. 14 ve 9 yaşında iki oğlu olan Özlem Sune, ’Büyük oğlum 3 yıldır saz kursuna gidiyor. Kuran kursuna da gitti. Haftada bir gün semah kurslarımız var.’ diyor.
Gazeteci-yazar ALİ BULAÇ: Devletçi Sünniler, Alevi taleplerini kabullenemiyor
Aleviler Sünniler için öteki midir?
[Resim: 4.jpeg]Mevcut durumda Alevilerin Sünniler için ’öteki’ olup olmadığına karar vermek için Sünnilerin yekpare ve homojen olduklarını düşünmek lazım. Sünniler homojen değildir; Sünniliği Hz. Peygamber'in sünnetinden ve siretinden neş'et eden bir bakış açısı ve yaşama tarzı olarak ele alanlar için Aleviler Sünnilerin ötekisi olamaz. Tabii ki ’öteki’ ile ’ötekileştirilen öteki’ arasında da fark yapmak lazım. ’Öteki’ benim gibi inanmayan, düşünmeyen ve yaşamayan ise, bu tanımlama herkes için geçerlidir. Bu manada Şafii, Hanefi için ötekidir.
Maalesef Osmanlı gayr-i müslimleri öteklişetirmemiş, onları rahat yaşatmışken Alevilere aynı hoşgörüyü ve statüyü tanımamıştır.
Verili durumda olmaması gereken seviyede Sünniler ve Aleviler birbirlerini ötekileştirirler. Bunun karşılıklı olduğunu söyleyebiliriz. Şahsi kanaatim ’olması gereken’ bakış açısından bakıldığında Aleviler Sünnilerin ’şeytanlaştırılmış ötekisi’ olmamalı.
Alevilerin taleplerinin gerçekleşmesinde Sünnilik bir engel midir?
Doktrin ve Sünni mezheplerin içtihat yaparken takip ettikleri usul açısından Alevilerin talepleri engel değildir. Fakat pratikte Sünniler devletin bakış açısına sahip olduklarından Alevilerin taleplerini bir türlü kabullenemiyorlar. Aleviler a) Aleviliğin Sünnilikten ayrı bir mezhep veya bir inanç olarak kabul edilmesini, b) Cem evlerinin ibadethane sayılmasını talep ediyorlar. Bu talepler devletin resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve DİB'in kuruluş amacına sıkı sıkıya bağlı düşünen Sünni ilahiyatçılar ve kanaat önderleri tarafından meşru görülmüyor. Sivil Müslümanlar ise her iki talebin de haklı olduğunu düşünüyor.
Sorun büyük ölçüden devletten kaynaklanıyor. Devlet bu işten elini çekse ve kendi başlarına bırakılacak olsa Sünnilerin büyük çoğunluğu Alevilerin taleplerini makul bulacaktır. Çünkü:
aa) İslam'a göre din/inanç seçiminde baskı/zorlama yoktur;
bb) Bir toplumsal grup kendini ne ile tanımlayıp takdim ediyorsa, biz onu kendi tanımı ve beyanıyla kabul ederiz, inandığı gibi yaşama pratiğine sahip olması gerektiğini düşünürüz. Söz konusu beyan hoşumuza gitmeyebilir, hatta sahih inanca aykırı da bulabiliriz, ama ’ikrah’a (Bakara, 256) başvuramayız. Kaldı ki bu beyan bir sosyolojiye tekabul ediyorsa kabul daha da kaçınılmaz olur.
Alevi Düşünce Ocakları Başkanı DOĞAN BERMEK: Aleviler ne istiyor?
[Resim: 5.jpeg]Uzun yıllar Alevi sivil toplum kuruluşlarında görev alan Doğan Bermek, Alevilerin taleplerini dile getirdi. Alevi Düşünce Ocakları Başkanlığını yürüten Bermek, Cemevi ve eğitimin iki temel sorun olduğunu, çözüm için adım atılması gerektiğini belirten Bermek, dedelere maaş bağlanması tartışmalarında suni gündemler olarak değerlendirdi.
Cemevlerinin arazi tahsisi ve devlet yardımı alması gerekir. İmar planları ve tüm geçerli mevzuatın ibadethanelere tanıdığı hakların Cem evleri için de geçerli olması şart.
EĞİTİM SORUNU ÇÖZÜLMELİ
Zorunlu din derslerinin içeriklerinin değiştirilmesi. İçindeki misyonerlik etkisinin kaldırılması. Bu dersin zorunlu olmaktan çıkarılıp gerçek din ve ahlak eğitiminin verilmesi.
Her inanç gurubun kendi inanç önderini yetiştireceği okulların açılması. İlahiyat fakültelerinin müfredatlarının değiştirilmesi. Tasavvuf kürsülerinin açılması, İslam tarihi kürsülerinde daha objektif yaklaşım geliştirilmesi. Kelam derslerinin artırılması. Hatta ilahiyat fakültelerinde diğer inançlar için kürsülerin kurulması gerekmekte. İlahiyat eğitimi sadece İslam değil tüm dinlere açık olmalı.
BÜTÇENİN KULLANIMI
Sünni Hanefi mezhebinin dışında hiçbir inancın faydalanamadığı bir düzen var. Alevilik, şafilik gibi İslami inançları ve vatandaşların inançlarını özgür, rahatça sürdürebileceği bir devlet yapısı oluşturulmalıdır. Her inancın tüzel kişiliği olmalı. Türkiye'de sadece bir inanca tüzel kişilik verilmiş, o da teolojiyle karıştırılmış bir şekilde verilmiş. Diyanet işleri inanç hizmeti yapıyorsa, ’ben cenazemi yakmak istiyorum' diyene de bu yakma hizmetini vermek zorundadır. Sadece sünni hanifi inancı inanç kabulediyorum, başka hiç bir inancı tanımıyorum diyemez.
Camii, kilise, cemevinde hizmet eden insanların özlük hakkının verilmesi gerekir. İnançlara hizmet eden her insanın devlet desteklerinden yaralanmasına olanak sağlanmalıdır. Aleviler inancın ruhani önderleri olan dedeler için değil, Cem evlerinde hizmet sürdüren dede- zakir - cenaze görevlisi gibi kamu hizmeti yapan kişiler için özlük hakları istenmektedir. Aleviler dedelere maaş istiyor diye çarpıtılarak konu farklı zeminlere taşınmaya çalışılmaktadır.
Kamu kaynaklarının bütün inançlara açılması gerekir, Alevilerin hangi devlet kanalında programı var? Ama diyanet için kanal bile açtılar. Devlet kanallarında tüm inançların saati, program hakkı olması gerekir, eşit vatandaşlığı devlet sağlamak zorundadır.
Saz Milli Eğitim tarafından müzik aleti olarak kabul edilmiyor. Sazın, halk edebiyatının eğitim sisteminde zenginleştirilmesi gerekir.
Alevi Bektaşi Sözlüğü Âşık -Ozan: Halkın gözü, kulağı, söyleyen dili, yani yaşama dair ne varsa dizelere döküp, halka hatta çağlara aktaran kişi olarak bilinmekte ise de; aslında söyledikleriyle bütünleşen, biraz ârif, biraz kâmil, biraz da bilge bir insandır. Kendimi bu düzeyde görmüyorum, ancak layık olmaya çalışıyorum.
İkrar-Görgü-Musahip Cemleri: Alevi Bektaşi Kızılbaş inancının özünü ifade eden cemlerdir. Bu cemleri, canların rızalığı ve Yol ulularının desturuyla, dede, baba, analar yürütür.
Görgü: İkrar veren canların yılda bir, bu cemlerde özünü dâr'a çekip özeleştirisini vermesi ve canlara kendini sorgulatması, iletişim içinde olduğu bütün insanlarla rızalaşması, kısacası gönül temizliğini yapması anlamına gelmektedir.
İkrar: Bir canın yola bağlanması ve ölmeden evvel ölmesi anlamındadır. Cemde canların huzurunda, manada ise Hakk'ın huzurundadır. Eline, diline, beline sahip; aşına, işine, eşine sadık olacağına dair söz verir. Başka bir zaman kendisinden hak talep eden olursa haktan kaçmayıp, ehli kâmil insanların huzurunda özünü dâr'a çekip, verilen karara eyvallah diyeceğini bilir. Döktüğünü doldurur, küstürdüğüyle barışır, yıktığını kaldırır ve böylece kul hakkından yunup arınır. Bu görülüp-sorgulama cem erkânı içinde gerçekleşir. İkrar veren, Musahip olan ve görgüden geçen canların, sırtına Dede, Baba, Ana tarafından aşağıdaki gülbank söylenerek Pençe ya da Tarik çalınır.
Dört kapı kırk makam inancı: Şeriat, tarikat, marifet ve sırr-ı hakikat olarak bilinen dört kapı, Hakk'a ulaşmanın, Hallac-ı Mansur'un deyimiyle ’Ene'l Hak’, Hak ile Hak olmanın aşamalarıdır. Her kapının onar makamı, bunların zahir ve batın anlamları vardır.
Musahip: Eşleriyle birlikte ömür boyu birbirlerine uyum sağlayacaklarına inanan evli canların, eşlerin haricinde maddi manevi her şeyi paylaşmaya ikrar vermesi ile oluşan yol kardeşliğidir. Bu, ateşten gömleği giymek kadar zordur. Bu erkân yürütülürken dede, baba ya da ana'nın yaptığı, ’gelme gelme, dönme dönme; öl ikrar verme, öl ikrardan dönme’ uyarısı musahip ikrarının son nefese kadar süreceğini gösterir. Amca, hala, dayı, teyze çocukları birbirleriyle evlenebilirken, musahip çocukları yedi göbeğe kadar kardeş sayılır ve evlenemez. Bu ikrar, Yol'un bütün kurallarına, ’Eyvallah!’ demek ve özünü Hakk'a teslim etmek anlamına gelir. İkrarına sadık olanlar böylelikle huzura erer, Hakk'a ulaşır.
Ocak: Alevi ocakları, Alevi-bektaşi ibadetinde mürşit makamında oturan dedelerin soyunu ifade eder. Dedelik kurumu yapısı gereği soy güden, soya tâbi olan bir kurumdur. Buna göre bir dede dünyadan göçtüğünde yerine liyakat gösteren oğlu geçmektedir. Bu olgu Alevi geleneğinde ocak şeklinde adlandırılır.
Tarikat: Kişinin özgür iradesiyle inanıp bağlandığı yoldur. Bu yolun kurallarıyla kişinin öz benliğini vicdanıyla kontrol edebilmesi, eksiğini kusurunu görüp gidermesi, bilgiye talip olup olgunlaşma, pişme aşamasıdır.
Şeriat: Olgunlaşmamış, ham ve her türlü kötülüğü yapmaya meyilli olan insanların birbirlerine zarar vermelerini engelleyen, uyulması zorunlu olan kurallar bütünüdür.
Marifet: Zahiri, batını, maddeyi, manayı idrak etme bilincine sahip olma, bilme aşamasıdır. Marifet ehli su gibi hem arıdır, hem de arıtıcıdır.
Hakikat: Özünü türap edip, nefsin bütün arzularından arınarak yağmur damlasının derya ile bütünleşmesi gibi Hakk'a kavuşmak aşamasıdır. Âşık-ı sadıklar nefes ve kelâmlarında bu aşamada, hakkın-hakikatin, zahirin-batının, maddenin-mananın, ayn'el yâkin (göz ile), ilm'el yâkin (ilim ile marifet ile ), hakk'el yâkin (can gözü ile, can kulağı ile) görüldüğünü, duyulduğunu ve anlaşıldığını anlatmaktadırlar. Ustazlar, insanları kapasitelerine göre bu dört aşamada şöyle ifade etmektedir. Şeriat ehli, abitlerdir. Zahitler de denilmektedir.
Tarikat ehli, taliplerdir.
Marifet ehli, ariflerdir.
Hakikat ehli ise kâmillerdir.
Abitler: Olgunlaşmamış, her türlü kötülüğü yapmaya meyilli olan ham insanlardır.
Talipler: Toplum huzurunda özünü dara çekip, özeleştiride bulunabilen ve öğrenmeye, olgun insan olmaya talip olan insanlardır.
Arifler: Kendini bilen, maddeyi ve manayı idrak eden akıl, ilim ve irfan sahibi olan insanlardır.
Kâmiller: Yetkin, olgun, kemale ermiş, varlık içinde eriyip yok olmuş, ’fenafillah’ makamına ulaşmış, Hak ile Hak olmuş insanlardır.

Zaman

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.