Yaşadığımız topraklar yüzyıllardır etnik gerekçelerle sarsılmaktadır. Dini ya da ırksal etnik kökenli ötekileştirmenin, toplumun güçlüleri, yönetenleri tarafından kullanılması, modern dönemlere kadar evrensel bir durumdu. Farklı olanın kültürel, dilsel, dini ya da etnik kimliklerini korumak için ne toplumsal bir hoşgörü gelişebilmiş ne de (laik-çağdaş bir demokraside vatandaşlar arasında ayrım yapılamayacağından) azınlık hakkı/farkı diye bir kavram yaşama taşınabilmiştir. Azınlık hakları ilişkin tartışmalar, uluslararası camiada, daha çok iki dünya savaşı arasında ele alındı. Azınlık hakları terminolojisi, uluslararası güvenceler ve hak sözleşmesi, evrensel hukukun yayılması ile daha da belirginleşmiştir.
Azınlık hakları, negatif ve pozitif haklar ayrımı; toplumlar arasında yaşanmakta olan olumsuzlukları ve eşitsizlikleri, belli bir ayrımdan/ölçüsüzlükten ve tanımdan kurtarma algısına taşımıştır. Negatif eşitlik hakları tüm vatandaşlara tanınan (dinini uygulama özgürlüğü, siyasal hak eşitliği vb.), pozitif eşitlik hakları ise azınlıklara tanınan haklardır. Birincisi devlet bize dokunmasın hakları iken ikincisi devlet bize el atsın haklarıdır.
Türkiye, Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi’ni(1995) henüz imzalamamış ve Uluslararası Ceza Divanı Statüsü’ne de katılmamıştır. İnsan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, biçiminde çerçevelenmiş olan bu sözleşme, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından vazgeçilmez bir önemi sahiptir. Bu nedenle, bu Sözleşme’nin ve Lozan Antlaşması’ndan doğan uluslararası hakların tartışılması gereklidir.
Bu sözleşmenin maddeleri, amacı özet olarak ele alındığında: Çoğulcu ve gerçekten demokratik bir toplumun, sadece ulusal azınlığa mensup her ferdin etnik, kültürel, dilbilimsel ve dinsel kimliğine saygı göstermekle kalmayıp bu kimliğin dile getirilmesi, korunması ve geliştirilmesi için elverişli şartların oluşturmasını da sağlayacağını, görüyoruz. Bu da; hoşgörü ve diyalog ortamı oluşturulması, kültürel çeşitlilik, bir toplumun bölünmesinin değil, bölünme için değil, zenginleşmenin kaynağı ve etkeni olmasını sağlamak için gerekli olduğunu dikkate almak, olarak öne çıkarılıyor ve Sözleşme’nin koşullarına ulaşmak için nasıl bir yol izleneceği de gösteriliyor. Bu maddelerin bazılarını ele aldığımızda Âekonomik ve siyasal sorunları bir yana ayırmak koşuluyla- güllük-gülistanlık bir toplum yaratmanın o kadar da zorluk içermediğini görüyoruz. Bu sözleşmenin ilk elden öne çıkan bazı maddeleri Türkiye’nin nasıl bir eksiklik ve standart dışında kaldığını göstermek açısından belirleyicidir;
Bölüm 1/Madde 1: Ulusal azınlıkların ve bu azınlıklara mensup kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması insan haklarının uluslararası korunmasının ayrılmaz bir parçasını oluşturur ve bu yönüyle uluslararası işbirliği alanı içindedir.
Bölüm 2/Madde 5: 1- Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi kültürlerini yaşatmaları ve geliştirmeleri ve kimliklerinin asli öğeleri, yani dinlerini, dillerini, geleneklerini ve kültürel miraslarını korumaları için gerekli koşulları sağlamayı taahhüt ederler.
2- Genel bütünleşme politikaları doğrultusunda alınan önlemler saklı kalmak kaydıyla, Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi istençlerine karşın asimilasyonu amaçlayan politika ve uygulamalardan kaçınırlar ve bu kişileri böyle bir asimilasyonu amaçlayan herhangi bir eyleme karşı korurlar.
Bölüm 2/Madde 8: Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin dinini ya da inancını açıklama ve dini kurumlar, örgütler ve dernekler kurma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt ederler.
Bölüm 2/Madde 17: 1. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin, diğer Devletlerde yasal olarak yaşayan kişilerle, özellikle de etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel kimlik ya da ortak bir kültürel mirası paylaştıkları kişilerle sınır ötesi serbest ve barışçıl ilişkiler kurma ve yaşatma hakkına müdahale etmemeyi taahhüt ederler.
2. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hükümet-dışı kuruluşların faaliyetlerine katılma hakkına müdahale etmemeyi taahhüt ederler.
Bölüm 2/Madde 18: 1 - Taraflar, gerektiğinde, diğer Devletlerle, özellikle de komşu Devletlerle, ilgili ulusal azınlıklara mensup kişilerin korunmasını sağlamak için iki taraflı ve çok taraflı anlaşmalar yapmaya gayret ederler.
2. Gerektiğinde, Taraflar sınır ötesi işbirliğini teşvik edici önlemleri alırlar.
Türkiye’nin azınlıklarla ilgili bu Sözleşme’yi imzalamama gerekçesi kimi sorunların çözümünü ortadan kaldırıyor ve sürekli gündemde kalmasına yol açıyor. Türkiye kendi vatandaşını önemseyip, bu Sözleşme’yi imzalasaydı eğer, hak ihlallerinin en aza indiği bir ülke yaratma şansını yakalayacaktı; Kürtler ve Aleviler açısından nasıl bir yol izlemesi gerektiğini saptamış olacak, anayasal ve demokratik açıdan ciddi bir mesafe katedecekti. Üstelik Lozan Antlaşması’ndan gelen hak talepleri, ülke gündemine girmeden düşecekti. Ötesinde demokrasinin-özgürlüğün yeni algısı olarak tanımlanan bir ülkenin azınlık haklarını güvence altına alıp almadığı, yargısı; ülkemin azınlık hak ihlallerini aşmada yeni ölçütü olacaktı.
Varlık Olarak Aleviler
Türkiye, azınlıkların yarattığı risklere karşın denemeler yapmaya devam ediyor. AKP Hükümet’i, Türkiye siyaseti içerisinde söylenmemişleri söylüyor gibi görünse de, toplumun birikmiş beklentileri olmadığı için bu ifade havada kalıyor. Alevilere yönelik tanımlama yürütürken AKP’ye göre en önemli sorunlardan birisi, Alevilerin yekpare bir bütünlük oluşturmasının mümkün olmadığıdır. Bu nedenle de süreç içinde kendiliğinden bir tanımın ya da grup kimliğinin kazandırılması konusunda çabalar harcanması yönünde tutum belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu grubun böyle bir kategori içinde ele alınması, Türkiye’nin imzalamaktan çekindiği/kaçındığı azınlıklarla ilgili sözleşmelerin sadece imzalanmamakla kalınmamakta, aynı zamanda Aleviliğin nasıl bir koşullanma içinde olması gerektiğine de yöntemler geliştirmektedir. Bu tutum çözüm çabalarına hizmet etmek yerine, bu sorunun daha da derinleşmesine katkıda bulunacağı görülmelidir. Alevilere yönelik bu açılımı pozitif yönden ele almak yerine, sorunun etnik olması durumunda yaratacağı handikap çerçevesinde bakılıyor. Yani çözüm üretilmeden ve evrensel deneyim kullanılmadan öznel risklere dikkat çekiliyor. Üstelik bu durum, Stratejik Düşünce Enstitüsü aracılığıyla Alevi Raporuna katkı adı altında gerçekleştiriliyor. Onlara göre: Bu grup kimliği(Alevilik), Türkiye içinde bir azınlık yaratma konusundaki çabalara hizmet ederken Alevilerin sorunlarının çözümüne değil bu sorunun daha da derinleşmesine katkıda bulunacağı1 yönündedir. Aslında gördükleri ve ara bir cümle ile dikkat çektikleri bir durum var: Eğer Alevilere yönelik Çalıştay Alevilerin pozitif ayrımcılık bağlamında yararlarına sonuçlanırsa, Alevilerin alacağı yol temel haklara yönelmek olur olarak okunmalıdır.
Yine, aynı Enstitü’nün çalışmasında dikkat çekilen eski bir hikâye ise AB; İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması raporunda(2004) Aleviliğe dikkat çekilmesi ve Aleviler, hâlâ bir Müslüman azınlık olarak kabul edilmemektedir, tespitinin yarattığı yaklaşımdır. Buradaki bu tartışmaya katkı ise yine bu Enstitü tarafından Yekpare bir Alevi azınlık yaratma hevesi göz ardı edilemez, şeklinde ele alınan uyarıdır. Burada kaçınılan ya da dikkat çekilen nokta stratejik olarak bilinç uyandırılma noktasında nasıl engel oluşturulabileceğidir.
Yine ilginç olmakla birlikte bu Enstitü tarafından yürütülmekten kaçınılmayan bir anket dikkat çekiyor. Ankete göre; bu araştırmada çıkan önemli bir durum da, bu güne kadar dikkat çekilmeyen bir istatistiktir. (Bu da) Aleviliğin bazı bölgelerde inanç boyutundan çıkarak, ’etnik’ kimlik kalıbına girmesidir. Bu anket deneklerine ’Kendinizi hangi etnik gruba ait olarak görüyorsunuz?’ sorusuna, %21,3 oranında Alevi etnik grubunun üyesi olduğunu belirtiyor. Bu şıkta, Kürt, Türk gibi hiçbir yönlendirme kullanılmadığı için üst kimlik olarak Alevi olma bilinci yüksek çıkıyor. Yönlendirmeli soru da ise, anket uygulamasına katılanların %17,2’si, Alevilerin ise %18,5’i ’Hiçbir etnik gruba ait değilim, Türkiyeliyim’ yönlü yanıt veriyor. Yani ilginç bir yorumla öne çıkan bu anket sorusu ve yanıtları Alevilerin nasıl anlaşılması gerektiğini belirlemekten çok, bakın burada da bir karmaşa var, öyleyse etnik sınıflanmaya yeterli değiller ve her türlü etniklik buraya sirayet etmiş denilmeye getiriliyor.
Ankette sessizce okunması gereken bir paragraf da şu yorum içinde yer alıyor; Yine dini kimlik tanımlamasında Alevilerin %61,3’ü ’Aleviyim’ yanıtını, %20,7’si ise ’İslam-Müslüman’ tercihinde bulunuyor. Bu anketlerde yönlendirme olmaması veya bazı yönlendirme şıklarının olmaması durumda yanıtlarda farklı çıkabiliyor. Bu durumda Alevilik etraflı soru ve anketlerde birey her zaman olan şıklara göre yanıtlar verebilmektedir. Gerçek yanıt ise geniş bir soru ve sorgu ağından geçtiği anlaşılmaktadır. Üstelik bu etnik soru grubunda Arap, Farsi, Zaza, Roman, Poşa, Abdal gibi daha geniş bir şık kullanılmaması ise anketin gücünü bu yönüyle daha da azaltmaktadır. Bütün koşullanmalara karşın anket soruları arasında yer alan %26,6’sı kendisini azınlık olarak görmektedir. ’Size Aleviler Türkiye’de azınlık mıdır?’ sorusuna genel olarak azınlık denilme oranı %36,7, Sadece Alevilerin evet deme oranı %26,6, Alevi olmayanların evet deme oranı ise %39,3 ölçeğinde. Bu Alevilik yapılanmasının gittikçe güçlenen bir kendini tanımlama, dayatma ve kabulle yükselmeye başladığını göstermektedir. Bu paragrafla Enstitü’nün uyarı noktaları olan, Aleviler çok parçalı kurgusu bozulsa da yine de yer verilmekten ve dikkat çekilmekten kaçınılmıyor. Anket sonuçlarına göre Aleviler azınlık ancak bu azınlık düşüncesinin gelişmesini önüne geçen etkenler sıralanıyor. Burada kaçırılan nitel durum, Aleviliğin kendisini oluşturan etnik kimliklerden değil de kültürel ve inançsal bir formasyon olduğu gözlerden kaçırılıyor.
Lozan’da Aleviler
Bu bölümden çıkarak, şimdi de Alevilerin Cumhuriyet’le yaşıt sorunlarına bakalım. Akkaliyetler (Azınlıklar) Himayesini kapsayan Fasıl III2 çerçevesinde 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’nda ele alınan maddeler Aleviler ve Kürtler açısından üzerinde ısrarla durulması gereken maddelerdir. Bu fasılda yer alan 9 maddenin 38-44 arası maddeleri Cumhuriyet boyunca ele alınmadığı gibi, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ara ara raporlar biçiminde yansıtılan kısmı ile de özellikle karşılaştırılmalıdır. Bu maddeler Kürtleri ve Alevileri kapsıyor.
Kürtler konusunda üretilen politikalar uluslararası yönleriyle ele alınıyor ve Kürt politikacılar da bu yönlü hakların takipçileri. Aleviler ise bu uluslararası sözleşmeler karşısında epeydir susmayı tercih ediyorlar. Kimi zaman Cumhuriyet’in nimetlerinin yaratacağı umuttan kimi zaman ise konunun yakıcılığından bu tür suskunluk politikaları yürüttüler. Hatta azınlık tanımı ile karşılaştıklarından, böyle düşünenleri düşman ilan ettiler ve vatanın asıl sahipleri olduklarına dair yerellik ilan ettiler. Bu köşe kapmaca süreci açılımdan önce kendilerini en geniş olanaklarla koruyacak olan AB müktesebatında azınlık tarifiyle yer aldığında ise herkesten önce hevesle kendileri karşı çıktı. Şaşkın bir tanımlama ile yola çıktılar ve kendilerini özleştirdiler. Alevilere yönelik kültürel hakların, dini haklar olarak yer alması büyük eksiklikler oluşturmakla birlikte önemli bir standartlaşma getirebilirdi. Aleviler böylesi bir azınlık tarifini iç politikadaki örgütsüzlükleri ve beklenti olarak Kürt hareketinin yarattığı toplumsal travma, bunda belirleyici gibi görünüyor. Ancak Alevilerin taleplerinin gittikçe yükselmesi karşısında öne çıkan istemlerin karşılığının ne olduğu hiç tartışılmadı. Bu talepler nasıl taleplerdir? Bilmedikleri neydi ya da hakların nasıl bir evrensel karşılığı vardı? Bunlar tartışılmadı. Alevilerde, Türkiye’de yaşayan diğer kesimlerde, kategori olarak devlette, azınlık denilince sadece ırksal kimlik yönelimi ve beklentileri anlaşılmaya çalışılıyor. Yahudileri, Hıristiyanları, Süryanileri vs. göremediler ya da Cumhuriyet’in son yıllarında olduğu gibi katliam ve ötekileşme ile karşılaşmak istemiyorlardı. Türkiye’deki Alevi örgütleri Aleviler adına yaşanan hak ihlallerini tanımlamakta zorlandıkları gibi, sorunlarına bağlı olarak hak taleplerine yüzlerini hukuki yaptırımlar dışında çeviremedi ve bu nedenle de iç talepler çerçevesinde iç politik dünyaya hapsoldular. Ayrıca bu Alevi örgütlerinin dış politikada devletin gösterdiği reflekse bağlı olarak, uluslararası dünyadan gelen beklentilere karşı yükselttikleri ses ve ürettikleri çözümler, kurallı bir istek olarak yaşama taşınamadı. Alevi Kültür Dernekleri’nin Avrupa Demokrasi ve insan Hakları Komisyonu’nun desteği ile yürütülen çalışma kapsamında Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik İçin Hareketlenme Projesi’yle gerçekleştirilen anket ve sözlü hak ihlalleri çalışması ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin sözlü hak ihlalleri çalışması, bulunmaktadır. Bu çalışmalarda da ayrımcılık ve hak ihlalleri üzerinde durulurken, belirgin biçimde yasal çözümler ve iç politikayı etkileme belirleyici kılınmış bulunuyor. Bu sorunlar çerçevesinde yükseltilen haklara çözüm ise Eşit Yurttaşlık Hakkı çerçevesinde gizli bir azınlık talebine dikkat çekildi. Ancak bu talepler toplumsal bir mutabakat ve anayasal eksiklik olarak ele alınmaya çalışıldı. Taleplerin evrensel bir talepler dizisi olduğu ve Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi’nin neredeyse tümüyle düzenlenen şartlarına uygun olduğu ise gözden kaçırıldı. Bazı taleplerin Anayasa’da yazılı olmasına karşın uygulanmadığı ile yetinildi ya da Alevilerin talepleri ibadet sorunlarıyla kısıtlanarak çerçevesi dar bir mağduriyete çekildi. Ancak bazıları bu Anayasa’nın önemli ölçü de değişimini kapsıyor ve Türkiye’nin Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalaması sonucu gündeme taşınabilecek nitelikte sorunları ve talepleri içermektedir. Azınlık müslüman mezhepleri (görünür olarak Aleviler) ve müslüman olmayan dinler Türkiyedeki haklarını elde edebilmek için dış destek, politik taraflılık ve meşru karşı koyma şeklinde batı ülkelerine bağımlıdırlar ve dış destek almaktadırlar.3
Türkiye’deki azınlık haklarını kapsayan talepler uluslararası sözleşmeler ve yasal düzenlemeler, tarihsel nedenlerle ancak gayrimüslimlerle sınırlıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Yeni azınlık hakları tanımı, ayrımcılık, kişi haklarının korunması ve geliştirilmesi gibi alanları da kapsıyor. Türkiye’de bu yönlü bir düzenleme gözlenmediği gibi, Alevilerde olduğu gibi bu hakların uygulanması açısında kesin bir dil kullanılmaktan kaçınılmaktadırlar. Bu sorunun yanında uluslararası izlemeye tabi olmayan ancak Lozan Antlaşması’nda yer alan bazı maddeler ise Türkiye tarafından hiçbir şekilde önemsenmemektedir. Bu yönlü ifadeler öncelikli olarak çok tartışılan bir kurul olan Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu tarafından gündeme getirildi: Türkiye Lozan'ı da gerektiği gibi uygulamamaktadır ve dolayısıyla Türkiye'nin bu kurucu antlaşmasının kimi hükümlerini dahi ihlal etmektedir.4 Ayrıca devamında yer alan Lozan Kesim III'ün ... bu gayrimüslimler dışındakilere uluslararası koruma olmaksızın getirdiği haklar devlet tarafından görmezden gelinmektedir, ibaresiyle önemli bir noktaya da dikkat çekiliyor.
Buna geçişte yeni ve tartışmalı yasalar çıkarmakla uğraşmak yerine, Lozan'ın zaten en az anayasa değerinde olan hükümlerinin uygulandığı gerekçesini ileri sürmek devlet için büyük kolaylık sağlayacaktır,5 ibaresinde yer alan ifadeler, kurumsal olarak devleti yeterince göreve çağıracak nitelikte görüşleri kapsamaktadır. Alevi topluluğun durumuna dair hiçbir gelişme olmamıştır. Aleviler ibadethanelerini (Cemevleri) açmakta güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Cemevleri ibadethane olarak tanınmamakta ve resmi makamlardan mali yardım alamamaktadırlar. Alevi ailelerin çocukları okullarda kendi özgünlüklerini tanımayan zorunlu din eğitimine tabi tutulmaktadır. Zorunlu din eğitimine dair bir dava halen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülmektedir. Önümüzdeki seneden itibaren orta öğretim müfredatında Alevilere değinilmesi öngörülmektedir... Ayrıca Aleviler ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalmaya devam etmektedirler.6 Temel haklar olarak önümüze çıkan bu ayrımcı ve hak ihlalleri açısından statü kaybı yaratan sorunlar, yeni azınlık haklarını kapsayan sözleşme, bildirge ve komisyon görüşlerinde sonuç olarak Ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi kültürlerini yaşatmaları ve geliştirmeleri... ve kültürel miraslarını korumaları için gerekli olan koşulları sağlamayı taahhüt eder,7 başlığıyla tüm azınlık gruplarını etnik, dini, dilsel, kültürel ve diğer farklı sorunlu grupları fark gözetilmeden azınlık kapsamında ele alınıyor.
Bu amaçla hızlı bir biçimde çalıştaylar sürecine sokulan Türkiye azınlıkları ise böylesi bir taahhüdün parçası olmaması için çok yönlü olarak sorunlarının tespitine, varlıklarının dillendirilmesine kapı açıldı. Ancak bu yapılırken de hak ihlalleri ve hukuksal düzenlemeler bir yanıyla gözetilirken hiçbir şekilde uluslararası sözleşme, bildirge ve komisyon görüşlerinden yararlanılmasına yönelinmedi. Yapılan çeşitli çalıştaylara Türkiye içinde her tür ayrımcılığı, ırkçılığı ve dinsel hoşgörüsüzlüğü içinde barındıran, çeşitli katliam sanıkları da dâhil olmak üzere soruna taraf yapıldı. Bu dezavantajlı kurgunun ele alınmasının getirdiği ve sonuç olarak sadece bir rapor olarak hâlâ kamuoyunun gündeminde duran azınlık sorunları bir toplumsal arayış veya beklentinin uyumu ya da aracı olarak karşımıza çıkmamıştır. Bu sorun Hükümet üyeleri tarafından çarpıcı biçimde tespit edilerek ve ayrımcılık açıktan dillendirilerek gündeme taşınabilmiştir. Çalıştayın sorumlusu Devlet Bakanı Faruk Çelik: Alevilerin talepleri arasında en başta ayrımcılığın ortadan kaldırılması gelmektedir. Kimliklerinin tanınmasını isteyen Aleviler, eğitim ve öğretim müfredatında kendi inançlarına daha geniş bir şekilde yer verilmesini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın pozisyonunun ideal laiklik normları içinde yeniden ele alınmasını istemektedirler,8 biçiminde güven veren açıklamalarda bulunurken, moderatörlüğünü yürüten Necdet Subaşı ise daha ileri adım atılmasını talep ederken, sorunun uluslararası boyutundan ve azınlık hak talepleri çerçevesinde ele alınmasına değinme ihtiyacı duymamaktadır: Artık bir hayli ertelenmiş sayılabilecek sorular tam bir cesaretle sorulmaya başlanmıştır. Örneğin topluluk çıkarları sık sık örtbas edilen, kimlik ve beyana ilişkin talepleri içinden çıkılmaz bir gerginliğin parçası haline getirilen Alevilere yönelik bildik yaklaşımlar karşısında şimdiye kadar yapılanlarla yetinmenin hiçbir şekilde tatmin edici olmadığı açıktır. Aleviler kimdir? Ne istiyorlar? Nasıl ve ne şekilde yaşarlar? İlgi ve talepleri nelerden ibarettir? İnançlarını, yaşam tarzlarını ve taleplerini devlet ve kamuoyuyla doğru bir şekilde paylaşabilmişler midir? Devlet ve kamuoyu da bu beyanları yeterince anlamış ve kavrayabilmiş midir? Gündelik hayatlarını yetkin bir düzeyde sürdürebilmeleri için nelere ihtiyaç duymaktadırlar? İnanç ve kimlik sorunları etrafında şekillenen hak arayışları karşısında devlet ve toplum, sahici ve geliştirici bir emek sarf etmiş midir? Alevileri devlet katında, diğer her bir vatandaştan farklı olmaksızın eşit ve itibarlı kılmak için kimler neler yapabilmiştir? Aleviliğe asıl zarar nerelerden gelmiş ya da gelmektedir? Bu zararların bedelini kimler, nasıl karşılayacaktır? Bütün bu soruların sorulması artık hiçbir şekilde ertelenemez.9
Sorunun temel yaklaşım olarak anlaşılmasına yardım eden bu çalıştay raporu şimdi hak ihlalleri çerçevesinde Alevilerin azınlık hakları konusunda nasıl bir çerçeve ile ele alınması gerektiğine dair mevzuat uyumu sorunu ile karşı karşıyadır. Üstelik bu yaklaşımdan çok öncesinden başlanarak Alevi örgütleri arasında pozitif yaklaşımın hayata geçirilmesi ve Alevilerin pozitif ayrımcılık10 kapsamına alınmasına yönelik talep dile getirilmiştir.
Bu çerçeveden yola çıkarak Alevileri kapsayan uluslararası sözleşmelerden bazılarının adlarını vermek sorunun basit bir ayrımcılık ya da iç mutabakat yapılandırılması ile sınırlandırılamayacak ölçekte evrensel bir hak talebi ve pozitif yükümlülükler içerdiğine dikkat çekerek son verelim.
Azınlık haklarını içeren bazı sözleşme, beyanname ve antlaşmalar aşağıdadır:
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
BM Azınlık Hakları Bildirisi
Lozan Antlaşması
Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmeleri
BM Azınlık Sorunları Forumu
Ulusal, Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kimselerin Hakları Beyannamesi
Din ve İnanç Temelli Her Tür Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Yok Edilmesine dair Beyanname
Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi
BM'nin Soykırımın Önlenmesine İlişkin Özel Kararı
1990 AGİT Kopenhag Belgesi
İnsan Hakları Konferansı Viyana Sonuç Bildirgesi
AGİT Ulusal Azınlıkların Dilsel Haklarına İlişkin Oslo Bildirisi
Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi
Aleviler neden azınlıktır? Hasan Harmancı
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
4066
Aleviler neden azınlıktır? Hasan Harmancı
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi