Aleviler, Osmanlı dönemi ve sonrası olan Cumhuriyet döneminde uğradığı eziyet ve katliamlara rağmen devlet düşmanlığı yapmamışlarıdır. Cumhuriyetin kuruluş anayasasından, diyanet kurumu ile bu güne, tekke ve zaviyeler kanunuyla dışlanmış ve aşağılanmış olmalarına rağmen cumhuriyet kadrolarını ve başta Mustafa Kemal Atatürk’ü ve devrimlerini desteklemişlerdir, Desteklemeye ve yaşatmaya devam etmektedirler. Bunun en temel nedeni alevi inancının, akıl inancı olduğudur. Aleviler yüzlere yıldır demokrasiyi ve cumhuriyeti inançlarında yaşamalarıdır.
Ancak durum böyle olmasına rağmen, Sünni burjuva devrimini yapanlar Alevilere uzun süre mesafeli yaklaşmışlardır. Demokrasi ve laiklik ile ilgili bir hassasiyet oluştuğunda aleviler hatırlanmıştır. İnancı ve yaşam biçimi gereği şiddeti, nefreti barındırmamış aleviler, bu ülke aydın ve laikleri için bir korunak, şeriata ve gericiliğe karşı yalnızca sigorta görevi olarak görülmüştür. Paylaşım ve ülke yönetiminde ise birer oy olarak…
Türkiye’de Bir türlü konumlanamayan aleviler Bir dönem sol hareketin ilgi alanında, bir dönemde Kürt hareketinin ilgi alanında olmuştur.
Türkiye de kendini hiçbir yerde konumlandıramayan/ konumlandırılmasına izin verilmeyen aleviler, Özellikle doksanlı yıllardan sonra inançlarını daha bilinçli olarak sahiplenmişler ve kendi kimliklerini tanımlamaya, bu kimlik çerçevesinde bilinçli olarak örgütlenmeye çalışmışlar, daha çok çaba göstermişlerdir.
Cumhuriyet dönemi Alevilere verdiği en önemli bilinç, kentsel, çağdaş örgütlenme modellerini yaratma fırsatıdır.
Aleviliği bu modellere yönelten bir nedende, Aleviliğin Sünnilikten ve diğer inanç gruplarından farklı olarak tarih boyunca cemaat örgütlenmesini sıcak bakmamalarıdır. Alevilik, tarikat, mezhep, cemaat yapılanması dışında, aklı ve inancı aynı potada eriten bir anlayışın ürünü olarak günümüzde de bu modele uygun bir anlayışı yeniden şekillendirmenin sancılarını yaşamaktadırlar.
Alevilik Arap İslam, Türk İslam anlayışı dışında, en doğru tanım ile Anadolu İslam’ını temsil etmektedir. Alevilik nitelik olarak orta Asya inanç kültlerini, Mezopotamya inanç ritüellerini, Allah, Muhammet, Ali üçlemesi ile Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Anadolu erenleri ışığında, ehlibeyt aşkı ile birleştirerek Anadolu İslam inancını oluşturmuştur. Aleviliğin net tanımı Anadolu İslami’dir. Rumeli erenleri ise yine Anadolu alevi inancından yeşererek balkan topraklarında ‘’Anadolu İslam’’inancını sürdürmüşlerdir. Sürdürmektedirler.
Resmi Sünni Devlet bu bilgiler ışığında, bu inanç perspektifinde, Aleviliğe yaklaşmalı, sunileştirme çabalarından vazgeçmeli, Aleviliği Anadolu İslam inancı olarak görmeli çözümü diğer tanımlamalarda ve ötekileştirmelerde aramamalıdır. Alevilik sorunlarına çözüm ararken de, devlet olabildiğince hızlı bir şekilde dinsizleştirilmeli, devlet dinden elini çekmeli ve her vatandaşına aynı mesafede olmalıdır. Devlet tarafsız ve tam laik olmalıdır.
Aleviler ne yapmalı sorusu iki boyutlu olarak değerlendirilmelidir.
Bir aleviler kendi içlerinde sorunlarını çözmeli, bunun arayışına girmeli… Diğer önemli nokta sorunun çözümünün devletin yeniden yapılanması, kurumların dinden arındırılması, laiklik anlayışının devlet kurumlarına tam anlamıyla yerleştirilmesidir
Aleviler, nasıl bir Alevilik istiyor?
Aleviliğin yol haritası nasıl olmalı?
Alevilik 21 yüzyıl sürecinde nasıl şekillenecek?
İnanç kurumları nasıl olacak?
Ezoterik bir inanç olan Alevilik kent kültüründen ve dış etkenlerden nasıl etkilenecek?
Bu etkilere maruz kalacak olan Alevileri ve Aleviliği neler bekliyor, varlığını sürdürmesi açısından ne gibi önlemler almalı?
Kanımca alevi kurumlarının bu Sorulara arayacağı cevaplar çok önemli… Devletten taleplerini elde etseler bile Aleviliğin geleceği açısından bu soruların cevaplarının bulunması daha önemli gibi gözüküyor.
Kısacası aleviler çok çalışmak zorunda, uzun ince bir yoldayız…
[email protected]