You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aleviler ne istiyor?

Aleviler ne istiyor?

Posting Freak
Aleviler ne istiyor?
Cumhuriyetin kuruluşunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında kenetlenen Aleviler, inançları açısından devre dışı bırakıldılar. Oysa anayasanın 10. maddesi “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyor.






[Resim: 2.gif] ALEVİ İSLAM İNANCINI BENİMSEYEN YURTTAŞLARIN DEVLETİ YÖNETENLERDEN İSTEKLERİ




Bilindiği gibi, yüzyıllardır, Alevi yurttaşlar inançlarından dolayı varlıklarını daha çok kırsalda devlet otoritesinden uzakta olan bölgelerde kendi sosyal kurumlarını inşa ederek sürdürebildiler. Analarının ak sütü gibi helal olan inançlarını, ibadethanelerinin önüne bekçiler koyarak yapabildiler. Alevi olmanın bedelini de tarih önünde, bin bir çileyle, zulümle, haksızlıklara uğrayarak, ödediler. Ülkemizde onurla yaşamak isteyen 25 milyon insanın var olan sorunları halen çözülemedi. Bu çözülmeyen sorunlar da ülkemizin kanayan yarası oldu. Bu güne kadar bir takım iyi niyetli çabalara rağmen çözüm ne yazık ki gerçekleştirilemedi. Sorunlarımız kentleşmeyle birlikte daha da ağırlaştı.

Oysa bu büyük kitlenin sorunları son derece çözümü mümkün olan isteklerdir Alevi yurttaşların çocuklarına, Aleviliğin İslam anlayışını verecek bir kurum halen yoktur.. Sosyal bir gerçek olan Gelişen teknoloji ile birlikte insan ve değerleri yerle bir edilirken her şey adeta altüst oldu.

Buna göre Alevi (Bektaşi, Mevlevi, Hatay Alevileri) yurttaşlar kentleşmenin getirdiği kültürel ve inançsal erozyonla karşı karşıya kaldılar. Herkes kendi inandığı ideolojiyi Alevilik diye sunmaya çalıştı. Köklerinden koparılan ve hiçbir manevi disipline tabi olmayan milyonlarca insan, büyük güçler için iştah kabartıcı bir av oluşturur hale geldi..
Ülkemizin ulusal birlik ve bütünlüğüyle oynamak isteyenler, Alevileri de kullanmaya kalktılar ve de kalkacaklardır..

Cumhuriyetin kuruluşunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında kenetlenen Aleviler, inançları açısından devre dışı bırakıldılar. Oysa anayasanın 10. maddesi “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyor. Bu anayasal haklarımıza rağmen, aleviler sadece külfette eşit oldular ancak nimette paylaşım eşitliğine ulaşamadılar..

İnsan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunmasına ilişkin, insan hakları bildirgesinin 9. maddesinde “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir”. Diyor. Kamu düzenini, kamu ahlakını ve kamu sağlığını bozmamak kaydıyla din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Ülkemiz de bu sözleşmeyi imzalamış ve anayasal hak olmasına rağmen halen uygulama gerçekleşmemiştir..

Ulusal birlik bu günkü demokrasi ve insan hakları çağında, yasalar önünde mutlak eşitlikten geçmektedir.
Yeni dünya düzenini yönlendiren en önemli kavramlar insan hak ve özgürlükleri ile demokrasidir. Devletimizi yönetenler yasaları uygulayıp, her yurttaşını ayırım yapmadan kucakladığı taktirde:

* Milli birlik ve bütünlüğümüz pekişecektir.
*İnsanlar birbirini tanıyacak, tanıdıkça seveceklerdir.
* Peşin hükümlerle yapılacak istismarlar ortadan kalkacaktır.
*Devlet herkesin devleti olacaktır. Her yurttaşın devletçe kucaklandığı, kimsenin dışlanmadığı ve ötekileştirilmediği adaletli, şefkatli anlayış hakim olacaktır.
*Ülkemizin iç ve dış düşmanları bu büyük toplumu kullanmaya kalkamayacaklar, ulusal birlik ve bütünlüğümüz daha da pekişecektir.

Alevilik konusunun ülkemizin ve halkımızın birlik ve barışına hizmet edecek şekilde ele alınması ve bu meselenin sosyal bütünleşmeyi güçlendirici bir çözüme kavuşturulmasıdır. Aleviliğin iç ve dış kimi odaklarca Türk toplumu için bir sosyal çözülme unsuru olarak kullanılmasına daha fazla izin verilmemelidir.

Yüce İslam dini, ibadetini yapmayanlara bir yaptırım uygulamamışken, insan haklarının ihlalleriyle ilgili ağır yaptırımlar vardır.. Yüce Allah kendisine ait olan hakları affedebilir. Çünkü o, esirgeyen, bağışlayan ve rahmetin de kaynağıdır. Ama, “Kul hakkını” kulun rızalığına bırakmıştır. Bu ülkenin yurttaşları olarak vergisini veren, askerliğini yapan, kısaca tüm yurttaşlık görevlerini yerine getirenler olarak, haklarımızın gaspı affedilemez.

Bundan dolayı o dünyada da, bu dünyada da haklarımızı helal etmiyoruz.

Alevilerin, Bektaşilerin, Mevlevilerin, Hatay’da ki Alevi kardeşlerimizin analarının ak sütü gibi helal olan inançsal hakları, yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Yurt dışında ki vatandaşlarımızı bir düşünün: Sünni kardeşlerimizin inanç hizmetlerini icra edebilmek için, 1805 cami yapılmıştır.(Bu camilerin 211 derneklerin, 937’si diyanetin, 52’si belediyelerin, 50’si diyanet vakfının, 555 de Cemaatlerindir). Ve burada hizmet yapmak için devletimiz, din görevlileri atamaktadır. Doğru olan da budur.

Alevi yurttaşlara gelince onlara hiçbir hizmet götürülmüyor… Onlar bu ülkenin yurttaşları değil midir? Yılda 20 Dede yurt dışına göndermekle çözülmüyor! Almanya’da yapılan bir araştırmada, Türk yurttaşlarının büyük bir kısmı suça teşvik edilmiş. 700 yıl boyunca onca haksızlıklara rağmen kadı huzuruna çıkmayan, devletimizin yasalarını çiğnemeyen, sorunlarıyla mahkemeleri tıkamayan yurttaşlara ne oldu? Dün bu sorunlarını İbadetlerinde inanç önderleri olan Dedeler / Babalar çözüyorlardı ve 72 Milleti kucaklayarak barış içinde yaşıyorlardı.

Ülkemizin aydınlık yüzünü, aynı zamanda İslamiyet’in ışıklı yüzünü gösteren, Alevi İslam anlayışına yönelik kısıtlamaların kaldırılması, tüm vatandaşlara inanç bazında eşit muamelede bulunulan bir yönetim anlayışının Türkiye’ye hakim olmasıdır.

Devletimizi yönetenler artık bu sorunlarımızı görmezden gelemezler.

Alevilik inanç değil, kültürdür, diyemezler. İnanç, bireye mahsustur. Alevilik İslam’ın zenginliğidir, alt katmanıdır, deyip inançlarımızı yönlendiremezler. Allah ile kul arasına peygamberlerin bile girmesine izin verilmemişken, laik bir ülkede devleti yönetenler hangi hakla inançlarımızı yargılıyorlar. İnancı yaşayanlara bırakılmalıdır. Çünkü en iyisini yaşayanlar bilir.

Allah’a ulaşmak, ona yolculuk etmek için, kurallar ve şekiller içinde tek tip insan mı hedeflenmektedir. Oysa Allah, hepimizi farklı sıfatlarla sıfatlandırdı. Hepimizin aynı olmasını isteseydi, öyle yapardı. O farklılıklarımıza saygı göstermezsek, inançlarımızı başkalarına dayatmaya kalkarsak, o ilahi nizama karşı çıkmış oluruz. Yani tanrısal iradeye tanımamış oluruz.. Her insan gül bahçesidir. Rengarenk çiçeklerin açtığı bahçeyi kurutup, tek renk çiçek açan bahçeye mi döndürmek istiyoruz?

Alevi İslam inancını benimseyen yurttaşlar olarak bu kadar haksızlıklara rağmen ülkemizi zora sokacak eylemlerde bulunmadık, bulunmayacağız. Kimseyi incitmeden, yakıp yıkmadan, yasalar yoluyla sorunlarımızı Genel Başkanımız Prof. Dr. Sayın İzzettin Doğan önderliğinde bu güne kadar çözmeye çalıştık ve de yılmadan, usanmadan da çalışacağız. Çünkü üzerinde yaşadığımız topraklar hepimizindir. Eğer bir gün bu büyük kitlenin sorunları çözülmediği taktirde haklarımız için sokaklarda yürümek mecburiyetinde kalırsak, elimizde gül ve saz olacaktır. Aleviler, inançları gereği, incinirler ama incitmezler. Çünkü bizim İslam inancımız da, cebir, şiddet, kin ve nefrete yer yoktur.

Ülkemiz de yasal olmasa da Cem Evleri yapılıyor. Yasal olmasa da diyorum, niçin? Çünkü başka seçeneğimiz yoktur. Peki bu Cem Evlerine hizmet edecek görevliler hiç düşünülmedi ve de düşünmediler. Boş tenekenin sesi çok çıkarmış. Çok konuşuldu ama, sorunlarımız çözülmedi.

Uluslararası bir hukuk profesörünün öncülük ettiği Cem Vakfı: 1998, 2000, 2003 yıllarında dünyanın her yerinde yaşayan Alevi, Bektaşi, Mevlevi, Hatay Alevileri inanç önderlerini Cem Vakfı kendi imkanlarıyla topladı ve “Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığını” kurdu. Bu kurumun 3.107 Üyesi bulunmaktadır.(İmkansızlıklarımız nedeniyle kayıt yapamadığımız inanç önderleri mevcuttur.) Anadolu’yu, Balkanları, Türk Cumhuriyetlerinin bir kısmını, Avrupa’yı adım adım dolandık, sorunlarını yerinde gördük. Balkanlarda yaşayan Bektaşiler halen ibadetlerini Türkçe yapıyorlar Türk İnanç ve Kültürünü yaşatıyorlar. Onlara devlet olarak mutlaka sahip çıkmalıyız. İnanç önderlerine dönük “Hizmet içi kurslar” verdik. Başarılı olduk mu? İmkanlarımız nispetinde evet, diyebiliriz. Ama devletimizin imkanlarını kullanamadığımız müddetçe bu sorunlarımız çözülemeyecektir.

Öyleyse Alevi, Bektaşi, Mevlevi yurttaşların Devletimizi yönetenlerden talepleri nelerdir? Cem Vakfının öncülüğünde 31 ağustos 2002 tarihinde 632 Alevi, Bektaşi, Mevlevi dernek ve vakıf yöneticilerinin ortak olarak kararlar alınmıştır.

Bu kararlar, 28 aralık 2008 tarihinde Bostancı gösteri Merkezinde yaklaşık beş bin inanç önderinin teyit edip onayladığı, sekiz ana başlıkta özetlenen isteklerimiz şunlardır:

*Diyanet İşleri Başkanlığı Yeniden Yapılandırılmalıdır.

Diyanet işleri teşkilatı kaldırılamıyorsa, Türkiye’deki tüm inanç kesimlerini bu arada Alevileri de kucaklayacak şekilde, inançlar arası ast / üst ilişkisi olmadan, her inanç kendisini özgürce tanımlayabileceği şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. (3 Mart 1924 de “Şeriye Nezareti” kaldırılır ve onun yerine, örgütünü devralan bir “Başkanlık” kurulur. Amaç, Siyasal İslam dan laik cumhuriyete gelebilecek tehdit ve tehlikelerin önünü kesmektir.Bu gün o tehlikeler geçmiş değildir.)

*Genel Bütçeden Alevilere Pay ayrılmalıdır.

Alevi İslam inancını benimseyen yurttaşların ihtiyaçlarını giderebilmek amacıyla genel bütçeden ağırlıkları oranında kendilerine pay ayrılmalıdır. Aleviler kentleşmeyle birlikte kendi imkanlarıyla inanç merkezlerini ve içinde hizmet yapanları (hoca, zakir, Dede, hizmetliler) finanse edememektedir. Yapılan Cem Evleri ekonomik koşullar nedeniyle kapatılmışlar veya inşaatları tamamlanamamıştır.

*Din Derslerinde Alevilik Öğretilmelidir.

Eğitim kurumlarında din dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Aksi taktirde Türk kavimlerince tarih boyunca uygulanmış ve uygulanmakta olan Alevi İslam inancının tarafsız, doğru ve doyurucu bir şekilde öğretilmesi sağlanmalıdır.

*TRT’de Aleviliğe Yer Verilmelidir.

Devletimizin sahip olduğu radyo veya TV. Kanallarında yurttaşların İslam’ın saz ve semah eşliğinde kadın erkek bir arda herkese açık olarak icra edilen biçimine ve Alevi İslam inancının tanıtımına ağırlık veren programlara istikrarlı ve sürekli olarak yer verilmelidir.

*Cem Evlerinin Yasal statüye kavuşturulmalıdır.

Cem evleri yasal statüye kavuşturulmalıdır. Yapımına yeterli arsa ve maddi destek sağlanmalıdır. Elektrik ve su giderleri ibadethane kapsamına alınarak kanuni haklardan yararlandırılmalıdır. Alevi köylerine camii yapımından vazgeçilmelidir.

* İnanç Önderlerine Okul Açılmalı ve kadro tahsis edilmelidir.

İnanç mekanlarında icra edilen bu algılama ve yaklaşımlara yönetecek ve yönlendirecek bilge ve bilgili kişilerin yetiştirilmesi amacıyla, ya yeni okullar açılmalı yahut mevcut ilahiyat fakültelerinde sırf bu amaca tahsis edilmiş tasavvufi ilimleri bölümü, özel olarak kurulmalı. Buralarda Alevi- Bektaşi- Mevlevi- Hatay Alevileri - baba ve dedelerle İslam’ın diğer inanç bölümlerinden yeterince tasavvufa ilişkin bilgisi olan bilim adamlarının ders vermeleri sağlanmalı ve verilecek kadrolarla güvenceye kavuşturulmalıdır.

(Türkiye de 79.096 cami mevcuttur. Din görevlisi ise 84.195’dir. Devletçe tahsis edilen ödenek yaklaşık 2 milyar dolardır. Bu kurum, her ne kadar her inancı temsil ettiğini iddia etse de, bu kurum içerisinde görev yapan tek bir Alevi yoktur. Bu hizmetler sadece Sünni ve Hanefi yurttaşlara götürülmektedir. Adalet bunun neresindedir? Adaletsizlikler üzerine kurulmuş bir inanç olur mu? Bunu her vicdan sahibi insana, özellikle Alevilerinden de alınan vergilerden maaş alan hocalara da sormak istiyorum vicdanlarınız rahat ve huzurlumsunuz?)

*Saz Okullara Tavsiye Edilmelidir.

Türk halk geleneği, inanç ve kültürünün önemli taşıyıcı unsurlarından birisi olan saz: okullarda müzik aleti olarak tavsiye edilmelidir.

*Hacı Bektaş Veli Türbesi İnanç Merkezi olmalıdır

Kutsal mekanlarımızdan biri olan Hacı Bektaş Veli Türbesi müze statüsünden çıkartılmalı ve uluslar arası inanç merkezi olarak kullanıma açılmalıdır. Balkanlarda, Amerika’da, Avrupa’da, kısaca dünyanın her yerinde yaşayan Bektaşiler ve Aleviler ve ayrıca Türk Cumhuriyetleri vatandaşları bu mekanı kutsal kabul edip, ziyaret etmekte, inanç birliğinin kardeşliği yaşanmaktadır.

*Sivas / Madımak halen yanıyor.

Adaletin tecellisini bekledik ne yazık ki etmedi. Yangına su serpilmedi. Katiller halen elini kolunu sallayarak geziyorlar. O kanlı yer komple yıkılmalı ve o olayı simgeleyen bir barış anıtı yapılmalıdır.

Saygılarımla….


[email protected]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.