Anadolu inanç dünyası iki büyük kesim tarafından temsil ediliyor.Alevilik ve Sünnilik. Türkiye'de Alevilik bir türlü Alevilik Sorunu başlığından Anadolu kültürünün zenginliği başlığı altında ele alınan bir konu haline dönüşemedi. Halbuki Aleviler büyük bir umutla ve yüzde yüz bir destekle katıldıkları 2009 Alevi Çalıştayı ile sorunun değil çözümün bir parçası olmak istediklerini ortaya koydular. Bu meselenin çözümünde iki önemli muhatabı var: Devlet ve Sünniler. Devlet açısından bu konu bir güvenlik ve demokrasi sorunu. Kendi varlığını aldığı vergilerle devam ettirdiği bir inanç topluluğunun taleplerini tıpkı diğer inanç topluluklarının taleplerini karşıladığı gibi karşılamak. Altına imza attığı evrensel hukuk metinleri de bu perspektifi zorunlu kılıyor. Sünnilik açısından ise Alevilik çok daha farklı anlamlar içermekte. İnsan hakları, demokrasi, din ve vicdan hürriyetinin dışında Sünniliğin kendisi ile yüzleşme problemini de beraberinde getiriyor. Tarihsel açıdan devlet pratiğinden beslenerek gelen Sünnilik, Aleviliği İslam ve birlikte yaşama kültürü zemininde bir yere oturtmak zorunda. Aksi takdirde Türkiye'de Alevilik Sorunu kadar ciddi bir Sünnilik Sorunu'ndan söz etmemiz gerekecek.
Gazeteci yazar Ali Bulaç Sünniliğin durduğu yer itibarı ile Alevilerin taleplerini kendi beyanları çerçevesinde karşılama zorunluluğu olduğunu ancak devletin meseleye müdahale ederek Sünniliği bahane göstermeye çalıştığını savunuyor. Alevi Düşünce Ocağı başkanı Doğan Bermek bir ülkenin Diyanet işlerinin tek bir mezhebe göre tanımlanamayacağını, ülkedeki tüm inançların tüzel kişilik haklarına kavuşması ve inanç hizmetlerinin de çoğulcu bir anlayışla düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.
Yapılan çalışmalar inanç farklılıkları arasındaki karşılıklı sorunların birbirini tanıyamamaktan kaynaklandığını ortaya koyuyor. Ne olduğunu bilmediğiniz hatta çok köklü ön yargılarla baktığınız bir kesimle sağlıklı bir diyalog kurmanız da mümkün olamıyor. İşte biz bu Yazı Dizisi ile en başta yapılması gereken, yani belki çok geç kalınmış olan tanışma ve hoşâmedi faslına bir katkı sunmak istiyoruz. Elbette kendi içinde çok farklı yaklaşımları olan bu konuda her kesimi memnun etmek belki mümkün olmayacak. Ancak genel bir bakış açısı ile Aleviliğin tasavvuf dünyasına, ahlaki öğretilerine ve İslam yorumlarına yine kendi zaviyelerinden ve yargılamadan ayna tutmaya çalışacağız.
Alevi büyüklerinin metinlerini ve İslam içerikli düşüncelerini okurken konuya yabancı olanların ya da kulaktan dolma fikirleri olanların ne kadar çok ortak noktamız varmış diyerek hayret edeceklerini düşünüyoruz.
Eğer göremiyorsam gerçek varlığı
Alevi olsam ne çıkar? Sünni olsam ne çıkar?
Sanat edindiysem sahtekârlığı
(Dede olsam ne çıkar, hoca olsam ne çıkar)
İnsanlık giderken daima ileriye
Bizler Türk milleti olarak neden kaldık bu kadar geri
Gelmedikçe cahillikten beriye
Alevi olsam ne çıkar? Sünni olsam ne çıkar?
Kemâletin hidayetin olmazsa
Marifet suyundan kabın dolmazsa
Benden insanlığa eser kalmazsa
(Dede olsam ne çıkar, hoca olsam ne çıkar)
Gayet inatçı isem gayet zorbacı
Gündüz tesbihli isem gece kavgacı
Olmadıkça insanlığa faydacı
Alevi olsam ne çıkar? Sünni olsam ne çıkar?
Daimi nefse galip olmazsam
İlmle mağrifete talip olmazsam
Ele bele dile sanata sahip olmazsam
Dede olsam ne çıkar, hoca olsam ne çıkar ?
Ãşık Daimi
Dedelik ilim irfan işidir, ilim olmazsa meyvesiz ağaca döner
Dedelik müessesesinin devamında ve günümüzde dedelerin yetişmesinde ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?
Bir insanın dede olabilmesi için edep, erkan, ikrar, iman, haya, Kur'an, buyruk ve tabiatı çok iyi bilmesi lazım. Dedeliğin mutlaka bir okulu olmalı. Fakat şuan okula müsaade edilmiyor. Rahmetlik dedem Mısır'da 24 sene Arabi tahsil görmüş zamanında bu diyarın doktoru o, hakimi o, savcısı o hastaların şifa ocağı o olmuş. İnsanoğlunun bu makama gelmesi için ilim irfan görmesi lazım. Dedelik ilim irfan işidir ilim olmazsa meyvesiz ağaç gibi olur. Anayasa Aleviliği hak tanısa Kur'an'a uygun şu şekilde özgürce ibadetinizi yapın dense ne güzel olur. Aleviliğin ilim irfan yuvaları dedeler tam anlamı ile devrede olmadığı için çok şerli insanlar türedi Aleviler içinde.
Dedenin Kur'an'ın özünü çok iyi bilmesi lazım. Peygamberimiz buyuruyor: ’Her şeyin bir aslı temeli vadır. İslam'ın aslı ve temeli Kur'an ve Ehl-i Beyt'i sevmektir.’ Dedenin oğlu kızı bu ilim ve irfanla yetişirse ev aydınlık olur ama ilim irfanla yetişmezse anne baba yetiştiremezse ya da devletin yardımı olmazsa olmaz. Geçenlerde müftü efendi gelmişti ona dedim. Yakın çevrede bir Alevi bir de Sünni köy var. Sünni köyünde yazın 10-15 hane oluyor kışın ise bir hane. Oradaki imam devletten maaş alıyor. Ben ise bu köye çevre köylere Erzincan civarına, Kars'a ve İstanbula kadar gidiyor vazife yapıyorum. Bize kimse bir şey vermiyor neden? Niye? Oğlum imam hatibi bitirince müftü beni çağırdı: Oğlunuzu Erzurum Horasanın bir köyüne imam vereceğiz dedi. ’Civardaki Alevi köylerinden birine verin’ dedim. Müftü ’O köyler namaz kılmıyor’ dedi. ’Peki Horasan'a gidince orda size Müslüman çocuğu tükendi mi ki bir Kızılbaş dedesinin oğlunu buraya niye gönderdiniz derlerse ne diyeceksiniz?’ dedim.
Aleviliği önemli esaslarından tarikat abdesti nedir?
Ab su demek, dest ise vücudun dışını yıkamak. Haram yeyip kana karışsa insan vücudunu yıkamakla bu temizlenebilir mi? Alevi beden, temiziliğinin yanında manevi ve ahlaki temizliğini yapmadıktan sonra kul haklarından arınmadıktan sonra temiz olması mümkün değil. Zaten sadece abdestle temiz olunsa günde 5 vakit değil vallahi 10 vakit alırız.
Benim abdestimi anlatayım; önce bütün köyü gezerim herkesten helallik isterim. Birisi dese ’dede ben senden razı değilim sen bana şu kötülüğü yaptın’ o insanın rızasını alana kadar ben abdest alamam. Aldatarak esnaflık yapanlar, taraf tutan idareciler, tarafsızım diye TBMM'de yemin edip bir tarafa çalışanlar o yemin zemini asumana yükselmedi mi? Allah onu yazmadı mı? kul hakkını taşıyan bir adam suyla temiz olmaz. Kısaca her alevi senede bir defa pirinin huzurunda tüm komşulardan razılığı toplar helallik alır. Ardından gider suyla günlük haftalık abdestini alır banyosunu yapar yıkanır ibadetlerine devam eder.
Telli Kur'an nedir, bundan ne anlamılıyız?
Eğer saz ile on iki imamlar zikrediliyorsa saz ile Kur'an'ın tefsiri zikrediliyorsa buna telli Kur'an denilir saz ile türkü şarkı söyleniyorsa onun Telli Kur'an'la alakası yoktur.
Görgü cemi nedir?
Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat bu dört kapıdan geçmek isteyenler için görgü cemi yapılır bu cemde halkın huzurunda bu ceme katılacak kişi sorguya çekilir onlar şeriatın on farzı okunur. Yanlış yapma, haram yeme, zina etme, kin tutma, kibirli olma, gıybet etme, haset etme, kötülükleri ört, dinsiz ve ahlaksızlarla konuşma, edepli ol, edep ve haya elbisesini üzerinden çıkarma. Dedeler kişinin durumuna bakarlar doktorların tahlillere bakması gibi durumu uygunsa görgü cemine alınır değilse alınmaz.
Cami-Cemevi projesi hakındaki düşünceniz nedir? Cami ve cemevi pojesi kadar toplumu birbirine tanıtan başka bir abide olmazdı. Fethullah Gülen ve İzzetin Doğan hoca manevi bir bağ ile aleviyi sünniyi kardeş edecektiler. Kim engelledi?
Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel:
![[Resim: 2.png]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2016/02/2.png)
Uzun yıllar Alevi sivil toplum kuruluşlarında görev yapan Selahattin Özel, Türkiye'de ilk defa Alevilerin örgütlenmesi için kurulan ’Hacı Bektaşı Veli Kültürünü Tanıtma Derneği'nin kurucusu ve başkanlığını yaptı. Alevi örgütlenmesinin Türkiye'den Avrupa'ya taşınmasında önde olan isimler arasında yer aldı. Avrupa'da temsil edilen ve Anadolu'da yaşatılan Aleviliğin farklılık arz etmesine rağmen bunun sorun teşkil etmediğini ifade eden Özel, ’Yol bir sürek binbir' fikrini benimsediklerini kaydetti ve yaşanan farklılık hakkında şunları kaydetti; ’ ’Aleviliğin temel şiarı insanı kâmil olmaktır. İkrar verip yola girdikten sonra şeriat, tarikat, marifet, hakikat gibi devam eden kısımlar vardır. Farklı düşünen arkadaşlarımız olabilir ama saygısızlık etmeyiz. Kürtler, Araplar, Türkler Aleviliği farklı algılayabilir. Semahlarda bile farklılık olabilir, bu zenginliktir ama öz birdir. Bu farklılık Aleviler için problem arz etmiyor ama devlet bunu problem olarak algılatmaya çalışıyor. ’Ateist Aleviler' diye bir kavram diyorlar. Böyle bir kavram olamaz. İnanmıyorsa inanmıyordur. İnanmayan vatandaş Sünni kökenli bir aliden de Alevi bir aileden de gelebilir. ’ diyor.
’2002 YILINDAN SONRA ALEVİ İSMİNİ ALABİLDİK’
Sivil toplum kuruluşlarının inanç örgütü gibi hareket edemediğinden bahseden Özel, örgütlenmenin yaşandığı ilk yıllarda meydana gelen sıkıntıları şu şekilde anlattı: ’Türkiye'de Alevi ismiyle örgütlenmek yasaklanmıştı. Beş yıl süreyle Semah Vakfı ve Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı ismiyle çalıştık. Alevi ismini yıllarca alamadık. İçişleri Bakanlığı'yla mahkemelik olduk ve kaybettik. 2002 yılından sonra Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ancak Alevi ismini alabildik. Örgütlenme, dernek ve federasyon ismiyle olduğu için normalde bu tip oluşumlar inanç örgütlenmesine uygun değil.’
TANIMADIĞINIZ BİR İNANCIN DEDESİNİ NASIL TANIYORSUNUZ?
Dedelere maaş bağlanması yönünde verilen vaatleri değerlendiren Özel, ’Tanımadığınız bir inancın dedesini nasıl tanıyorsunuz?' sorusunu yöneltti. Alevilerin bu tür tartışmalarla rencide edildiğini vurgulayan Özel, ’Hiçbir Alevi dedesi yaptığı hizmet için gidip devletten para alacak değildir. Biz bu meseleyi yüzyıllar boyunca kendi içimizde çözdük. Pirlerimiz, mürşitlerimiz bunu bilmiş ve kabul etmiştir.’ diyor.
Sanatçı Turgay Tanülkü: Alevi kültürünü daha çok anlatmalıyız
![[Resim: 3.png]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2016/02/3.png)
Ünlü sinema oyuncusu Turgay Tanülkü(62), Alevi inancıyla yetişmiş bir isim. Başarılı sanat hayatında Ahmet Ümit'in polisiye romanından uyarlanan Ersan Ersever'in yönettiği Bir Ses Böler geceyi sinema filminde, Bektaş Sofu karakteriyle rol almıştı. Rol 2011 yılında kendisine teklif edildiğinde mutluluğunu güvendiği bir Alevi dedesiyle paylaştığını anlatan Tanülkü, ’ Dedeye senaryoyu okudum, duygulandı. Bu bir barış filmi olacak dedi. Rolü güzel oyna demedi, ’güzel yaşa' dedi.’ şeklinde anlatıyor.
Filmde görgü cemi uzun bir şekilde tasvir edilmiş, dede- talip ilişkisi sorunlarıyla ele alınmıştı. Dünyayı düşünmeyen, arzusu Allah'a kavuşmak olan Sofu karakterini canlandıran Tanülkü, film çekim aşamasında yaşadıkları sıkıntıları da anlatıyor. Tanülkü, ’Film Tokat Zile'nin bir köyünde 200 yıllık ahşap bir cemevinde çekildi. Köy halkı bize önce çok yakın davrandı. Ama birden bire kapılar yüzümüze kapandı, ’Burayı terk edin' dediler. Çevremi devreye soktum ve cemevinde toplantı yapıldı. Yönetmen, ben ve yapımcı katıldık. Anlaşıldı ki başka köyün muhtarı çekim ’bende olmadı sizde de olmasın' düşüncesiyle ’bunlar sizleri cemevine doldurup yakacaklar diye’ korkutmuş. Sonra o muhtar ’Görgü Cemi' yapılıp toplumdan dışlandı ama bu örnekten yola çıkarsak da ülkemizin bu anlamdaki acılarını anlayabiliriz. Maraş-Çorum-Sivas bu algıyı oluşturdu.’ diyor.
’FARKLI KÜLTÜRLERE SAYGI’.
1970'te Ulucanlar Cezaevi'nde siyasi nedenlerle hapis yatan Tanülkü, 18 yaşında girdiği cezaevinde ağır işkenelere maruz kaldığını anlatıyor. O günlerden hatırında kalan karşı koğuştaki arkadaşları Ramazan ayında oruç tutarken ayıp olmasın diye yemek zamanı pencereleri gazeteyle kapattıklarıydı. Tanülkü, ’ Farklı kültürleri öğrenerek ve saygı duyarak büyütüldük. Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diye başladık dualarımıza. Dört kitap, dört peygamberi bilerek inancımız perçinlendi.’ şeklinde anlatıyor.
Farklılıktaki güzellikleri görmemiz gerektiğini belirten Tanülkü, ’Alevi kültürünün birlikteliğini ve barışı daha çok anlatmalıyız. Birbirimizi anlayarak ve kucaklayarak barışı anlayacağız. Evlatlarımıza bırakacağımız mirasımız budur. Ben diyorum ki ’'kağıttan bir uçurtma olsak gökyüzünde dolaşsak ve uçurtmamızın ipini bir çocuk bile tutsa bu bize yeter''
Alevi Bektaşi Sözlüğü
Abdal: Kendini hak yoluna adamış derviş. Dünyayı kalben terk etmeyi anlatan bir terim. Alevi ozanları sık sık kullanır. Melameti bir tavrı da dile getiren abdal, sıradan dervişten daha üst düzeydeki bir makamı anlatmak için kullanılır. Abdallar Anadolu'da 13. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanmıştır.
Zâkir: Cemde bağlamasıyla deyiş, düvaz, miraçlama, semah, tevhit okuyan kişidir ve 12 hizmetliden birisi olup, inancın yüzyıllardan bugünlere aktarılmasında en etkin rolü olandır.
Arif:Bilge. Alevi yolunda, bu terim yol ulularını anlatmak için kullanılmıştır.
Ãşık: Cem ayinlerinde nefes, düvaz gibi dinsel besteler okuyan halk ozanı (Zakir, güvende, sazandar). 12 Hizmet'ten birisi de zakirliktir. Çok önemli bir hizmettir.
Aşura:Aşura, sözlük anlamı olarak Muharrem ayının 10'unu gösterir. Bu tarihte İmam Hüseyin şehit edildiği için Aleviler tuttukları matem orucunun sonunda aşura çorbası (İmam Hüseyin yemeği) pişirip yerler. Bu, şükran duygularını yansıtır. Çünkü, peygamber ailesi katliama uğramış ama İmam Zeynelabidin kurtularak yolun sürmesini sağlamıştır. Muharrem orucuna, Kurban Bayramı'ndan 20 gün sayılarak başlanır. 20. günün akşamı oruca niyet edilip 21. gün oruçlu olunur.
Bu oruç, gönül rızasıyla tutulur; tutmayanlar asla zorlanmazlar. Bu süre içinde, genellikle su içilmezse de sulu gıdalar alınır. Oruç boyunca eğlence yapılmaz, hayvan kesilmez, insanlar perhize girerler. Bu 10 gün veya 12 gün boyunca cem de yapılmaz.
Ayak mühürlemek: Mürşit (dede) karşısına gelince, sağ ayak başparmağını sol ayak başparmağı üzerine koymaktır. Peymançeye geçmek de denir.
Beytullah: Allah'ın evi, Kâbe. Alevilikte insanın gönlü.
Cünub: Pirsizlik. Sözden dönme.
Çar anasır Âdört /unsur: Varlık; ateş, su, yel/hava, toprak denilen dört öğeden oluşmuş sayılır.
Çerağ: Işık, kandil, mum. Mum yakmaya, çerağ uyarmak; söndürmeye, sırretmek denir. Çerağa delil de denir. Cemlerde çerağ genellikle kurbanın yağından yapılır.
Dar:Alevi cemleriyle ilgili temel kavramlardandır. Dar, meydan veya darağacı anlamında kullanılır. Dara durmak deyimi; Alevilerde, halkın ve dedenin önünde canından geçmek, canını başını yol uğruna vermeye hazır olmak anlamında kullanılır. Dara çekmek deyimi ise, hatalı görülen birisini sorgulamak, yargılamak, gerekirse cezalandırmak üzere meydana getirmek anlamındadır. Dar duruşu peymançeye durmak biçimindedir. Kimi Alevi ocaklarında, yön dedeye dönük olmak üzere, sağ ayak başparmağı sol ayak başparmağını kapatacak biçimde ayak mühürlenerek öne doğru eğilerek durulur.
Abdest: Alevilikte iç temizliği... Abdest almak; insanın içindeki kötü düşünceleri atması, fenalıklardan arınmasıdır. Buna, yunmak da denir. Aleviler, cem törenine beden temizliğini yaparak, yani dış yüzü de temizleyerek gelirler.
Düşkün: Yol terbiyesine aykırı, suçlu kimseye denir. Düşkünler cem törenine alınmadıkları gibi, ağır suç işleyenler toplumdan soyutlanırlar. Onlarla ilişkiler kesilir, ekonomik ve toplumsal soyutlamaya tabi tutulurlar. Düşkünlük, suçun durumuna göre belli bir süre sonra kaldırılabilir. Bunda temel ölçü, kişinin düzelmesi ve halkın da bu kişiyi düzelmiş kabul edip düşkünlüğün kaldırılmasını onaylamasıdır. Dede bu konuda sadece hakemdir. Oyu da halktan yanadır... Bir dedenin düşkün ettiğini, ya kendisi, kendisi yoksa aynı ocaktan başka bir dede kaldırabilir. Başka bir ocak karışamaz.
Dede: Alevilikte Ehl-i Beyt soyundan gelen içtimai ve dini liderlere verilen addır. Dedelik babadan oğula geçer. Bektaşilikte baba soya bağlı olmadığı için işin erbabı kendi içinde rızalık temelli seçimle gelir. Bu kurum, Aleviliğin inanç ve sosyal yapılanmasında temel öneme sahiptir. Bu kurum önderliğinde Alevilik bu günlere taşınmıştır.
zaman.com