Sünni anlayış ve iktidar dediğimizde akıllara, dinci, dinci-milliyetçi anlayış, daha kısa bir ifade ile Arap kültürünü ve Arap inanç egemenliği benimseyenler yalnızca kast edilmemelidir. Ordu, yargı, siyaset, ticaret, kısacası toplumsal alt yapıyı ve üst yapıyı belirleyen kurumlar olarak düşünülmelidir. Din sürekli tarihsel yapı içerinde, iktidarların varlığını ve meşruluğunu sürdürmesinin aracı olmuştur. Bu dinsel yapı içerisinde iktidar ile ilişkilerini pekiştiren mezhepler iktidar nimetlerinden faydalanmayı bildiler. Din iktidar ilişkileri birbirlerini kollayarak varlıklarını bu güne kadar sürdürmesini bildiler. Bu bahsettiğimiz din- iktidar anlayışı dışında kalan inanç gurupları da sürekli ‘’devleti elinde bulunduran bu yapının’’ hışmına uğradılar.
Özellikle Anadolu’da bir muhalif kimlik üzerine şekillenen Alevilik, kendi kimliğini yaratırken bu muhalif kimlikten ve iktidarın pis ilişkilerinden uzak bir alanda şekillendi.
Bu bağlamada Anadolu’da şekillenen Alevilik, muhalif kimliğinin oluşmasında İslam’ın ilk oluşum yıllarındaki anlayışla, yani Hz ALİ ve 12 İmamlara, peygamber soyuna, peygamberin vasiyeti ve işareti olmasına rağmen iktidarın verilmemesi üzerine ona karşı bir tepki ile şekillendi. Yani iktidarı haksız olarak ele geçirenler tepki olarak, muhalif bir yapı içerisinde şekillendi.
Varoluş kaynağını bu tepkiden alan Alevilik Anadolu’da, Yunus Emre ve Hacı Bektaşi veli ile de bu günlere kadar gelebilecek yol haritasını belirledi. Kaynağını bu bahsettiğimiz olaylardan alan bir inanç olmasına rağmen, Alevilerin iktidar anlamında bir hedefleri tarihsel süreç içerisinde olmadı. Şah İsmail’in kurmaya çalıştığı ve iktidarı denediği İran Safevi devletin ömrü de bir insan ömründen çok az olmuştur. Çünkü Alevilik yapı ve oluşumu itibari ile iktidar olmaya aykırı idi.
Alevilik ile Şiilik aynı çıkış noktasından beslenmesine rağmen birbirinden iktidar olma anlayışı ile çok farklılık göstermiştir. Şiilik bir şekilde camii örgütlenmesini ve tutucu iktidar anlayışını benimserken Alevilik kadın ve erkeğin aynı ortamda ibadet ettiği ‘’Cemevi’’ anlayışını tarihsel süreç içerisinde oluşturdu. Yani Sünnilik ve Şiilik tarih içerisinde birbirinden bağımsız ancak birbirine benzer bir inanç örgütlenmesi ile iktidar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Alevilik tarihsel süreç içerisinde iktidar ile ilişkiler kurmuşlardır. Ancak bu ilişkiler sınırlı olmuştur. Özellikle Osmanlının kuruluşundan Yavuz Sultan Selim dönemine kadar. Ancak bu süreçte Anadolu ve Rumeli topraklarının İslamlaştırılmasında Aleviliğin engin hoşgörüsünün çok etkisi olmuştur. Anadolu coğrafyasında kimlikleşen Alevilik, Yavuz Sultan Selim ile farklı bir sürece girmiştir. Osmanlının devletleşmesi ve sınırlarının büyümesi mutlak iktidar anlayışının oluşması, halifelik kurumunun Osmanlı eline geçmesi, camii ile toplumu yönetme ve kontrol altına almanın kolaylığını yakalamasıyla iktidarını daha da sağlamlaştırmıştır. Yani hangi iktidarın Sünni inanç iktidarının…
Sünnileşen Osmanlı, Sünni iktidar ile varlığını sürdürmek için yüzlerce yıl Aleviliği dışlamış ve katlinin mubah olduğunu fetvalarıyla belgelemiştir. Alevilik var oluşunu iktidar olmaya değil, muhalif olmaya dayandırması aslında tarihsel bir zorunluluktur. Alevilik tarihsel süreç içerinde iktidar olmuş olsa idi şu an Sünnilikten pek farklı olmayacaktı kurşkusuz.
Peki, bu hep böylemi gitmeli sorusu akıllara gelmektedir. Artık bilgi çağındayız, demokrasi denen yeni bir kavram ve yönetim anlayışı var. Muhalefet olarak var olan Alevilik bundan sonrada bu anlayışla mı? Varlığını sürdürecektir. Bu soruya sanırım onlarca cevap bulunabilir. Ancak Alevilik 21 yüzyılda Cumhuriyet ve demokrasi ile sanayi ve kent kültürünün üretimleri ile sürekli muhalefet olmaktan kurtulabilir.
Farklı etnik ve inanç grupları ancak gerçek demokrasi ile var olabilir. Demokrasi farklılıklara ve azınlıklarında iktidar olma ve kendini ifade etme hakkı tanımaktadır. Bilgi ve teknoloji çağı bir şekilde yerel ve zayıf inanç yapılarının ortadan kalkmasına da sebep olmaktadır. Çağdaşlaşma ve moderniz mi yaşamlarında ve inancında yüzlerce yıldır taşıyan Aleviler var oluşlarını ve iktidar olmalarını ancak bu güçlere dayayabilirler.
Mutlak İktidar olma kavramı Aleviliğin varoluşuna aykırıdır. Alevilik Hacı Bektaşi-ı Veli’nin ‘’Yetmiş iki Millete Bir Nazarla Bak’’ felsefesi Aleviliğin temel taşı olamazdı. Mutlak İktidar kirli işlerin, bait hesapların ve üretim araçlarını elinde bulunduranların bir şekilde kulu kölesi olmaktır.
Yunus Emre felsefesinde kula kulluk yoktur. Alevilik kadına ve insana bakış açısında insanın insana kulluğunu red eder. Bu bağlamda iktidar olmak, iktidarı elinde bulundurmak, bunu sürdürmek için bu anlayış tarihsel süreç içerinde iktidarın bir varoluş aracıdır. Bu bağlamda mutlak iktidar olmak Aleviliği kirletir. Aleviliğin ilkelerine, inacıncına aykırıdır.
Ancak demokrasi kavramı bu güne kadarki iktidar anlayışlarının çok dışında ve sahiplenilmesi gereken bir kavramdır. Aleviler mutlak iktidar olmazlar/ olamazlar/ olmak için çaba harcamamalıdırlar/ böyle bir çabaları yoktur. Ancak aleviler artık mutlak muhalefet’e olmamalıdırlar. Artık muhalefet olmak ve yaşam ve inancı bu yapı üzerinde sürdürmekte Aleviliğin varoluşuna ters düşecektir.
Aleviler bundan sonra demokrasi denen gücü kullanarak eşit vatandaşlık, fırsat eşitliği kavramlarına sahiplenmeli… Yalnızca saz çalıp türkü söyleyenler olmamalı’’yaşamın her alanında var alabilmelidir. Üniversitelerde, bilimde, felsefede, Orduda, yargıda, mecliste, ticarette, bürokraside… Bu süreç bir şekilde Aleviliğin bundan sonraki varoluşsal nedenidir. Kısacası aleviler bu ülkede mutlak Sünni iktidarını devirip iktidara Sünnilerle ve diğer inanç gruplarıyla birlikte ortak olabilmelidir. Artık muhalefet kimliği Aleviliğe dar gelmektedir. Bunun için en güçlü silah demokrasi ve insan hakları mücadelesidir. Aleviler bu iki güçlü silah ile iktidara ortak olabilirler.
]Bülent KILIÇASLAN