You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir....

Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir....

Posting Freak
Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir....
Mustafa Cemil Kılıç adlı yazarın "Aleviler Olmasaydı"isimli köşe yazısı...![renkli yerlerin dikkatli okunması rica ediliyormuş.]

Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir. Bu öyle bir gerçektir ki, bu gerçek olmasaydı belki de bu ülke ve bu halk diye bir gerçek de olmayacaktı.
[Resim: 2.gif]

Türk ulusal varlığı Alevi varlığıyla öylesine bir ilişki içerisindedir ki Alevilik, ulusal kimliğin hayat sahası durumundadır. (Her ne kadar Türk kökenli olmayan Aleviler varsa da Alevilerin yüzde doksandan fazlası Türk / Türkmen’dir.)

İddia ediyorum ki, Alevilik olmasaydı bu ülkede Türk Sünniliği diye bir şeyden bile söz edilemezdi. Sünni Türklerin varlığı bile Alevilikle doğrudan ilgilidir. Alevilik, Sünnilerin, Sünnilik görüntüsü altında Vahhabileşmesini engellemiş olan bir toplumsal tampon rolü de görmüştür. Eğer Alevilik olmasaydı Sünniler tümüyle Vahhabileşerek ulusal kimliklerini de yitirebilir ve nihayetinde ümmetin bir parçası olmak adına Araplaşabilirlerdi. Nitekim Arap dünyasında bugün köken itibariyle Türk / Türkmen olmasına karşın tamamen Araplaşmış toplulukların varlığı meçhul değildir. Özellikle Suriye halkı bu bakımdan dikkat çekicidir. Arap dünyasında Suriye halkına " Arab - ı müstarabe " yani " Arap olmadığı halde Araplaşmış olan" denilmektedir. Yine bilmekteyiz ki, Mısır'da, Filistin'de, Libya, Cezayir, Tunus gibi Kuzey Afrika ülkelerinde milyonlarca Türk Araplaşmıştır. Bugün Tunus'da halen Türkçe adı olan köyler vardır. Ama bu köylerin ahalisi artık tek kelime Türkçe bilmez halde ve tamamen Araplaşmış vaziyettedir.

Aleviler olmasaydı, Anadolu'da Türk dili diye bir dil kalmazdı. Çünkü Sünni seçkinler İslam etkisiyle Arapça’ya yönelmişken Aleviler ibadetlerini bile Türkçe yapıyorlardı. Bütün nefes ve deyişler Türkçe’ydi. Diğer bir ifadeyle Yunuslar, Pir Sultanlar, Kul Himmetler, Nesimiler olmasaydı Türk dili de olmazdı. Türk dili olmayınca Türk Milleti de olmazdı.

Gerek Türklerin Müslümanlaşma sürecine gerekse bu süreç sonrası yaşanan toplumsal olaylara bakıldığında görülecektir ki, Alevilik unsuru Türkmen kabilelerinin kimliklerini muhafaza anlamında giriştikleri ayaklanmalarda hep başat etkiye sahip olmuştur. Ta Hoca Ahmet Yesevi’den beri İslam karşısında gösterilen tutum, Türk kimliğinin varlık mücadelesi açısından yaşamsal olmuştur. Ortodoks İslam inancında haram görülen pek çok unsurun Yesevi ekolü tarafından İslamileştirildiği yada diğer bir ifadeyle İslam’ın, içine Şamani ritüel ve inançların dahil edilmesi suretiyle Türkleştirildiği gerçeği bizi Alevilik denen bir direnişin teşekkülüne götürmektedir. (Burada yeri gelmişken hemen belirtelim ki, Alevilikte mevcut olan kimi unsurları İslam ve Türk kültürü dışında bir kaynağa ( Hristiyanlık, Budizm, Zerdüştilik, Maniheizm vb. ) bağlama çabaları bilimsel açıdan / sosyolojik ve historik gerçeklere aykırı olup tümüyle zorlamalardan ibarettir.) Türkistan’da Yesevilik olarak başlayan hareketin Anadolu topraklarında Babailik, Alevilik, Bektaşilik olarak sürdüğü malumdur.

Yine Anadolu tarihindeki hemen hemen tüm toplumsal ayaklanmalarda batıni dervişler
( Babai / Alevi / Bektaşi vb. ) öncü rol üstlenmişlerdir. Bu ayaklanmalara bakıldığında görülecektir ki, büyük Türkmen kitleleri egemen güçlere karşı kendi geleneklerini, inançlarını savunmak ve ödemekten bunaldıkları ağır vergileri reddetmek için ayağa kalkmışlardır. Dolayısıyla bu ayaklanmalar Türk kimliğinin bir direnişi olmuşlardır.

Selçuklu ve daha sonrasında Osmanlı egemenleri büyük Türkmen kitlelerinin tersine Ortodoks İslam’ı benimseyen çevrelerden oluşmuştur. Bu çevrelere karşı girişilen ayaklanmaların Türk / Türkmen kimliğini savunma özelliği taşıması yada bu paralelde sonuç vermesi gayet doğaldır. Nitekim, 1277 ‘de Konya’da ayaklanıp bir Türkmen devrimi gerçekleştiren ve Türkçe’yi Anadolu topraklarında ilk kez resmi dil ilan eden Karamanoğlu Mehmet Bey’in yandaşlarının batıni dervişler ve onların etkisindeki büyük Türkmen kitleleri olduğunu bilmekteyiz. Bu ayaklamaya katılanlar daha sonra Selçuklu egemenleri tarafından “ Dinsiz ve isyancı Türkmenler “ olarak nitelenmişlerdir. Bu nitelemede kimlerin kastedildiğini daha açık ifade etmeye gerek var mıdır ?

Yaklaşık bin yıldır süren İslam etkisi binlerce yıllık Türk gelenekleri ve Şamani inançlar üzerinde ağır bir baskı kurmuştur. Bu ağır baskıya rağmen söz konusu gelenekler ve Şamani inançlar tüm canlılığıyla yaşamaya devam etmektedir. Ortodoks İslam bilginlerinin tüm telkinlerine karşın yaşamayı sürdüren Türk gelenekleri ve Şamani inançlar aslında bir halkın binlerce yılda oluşan ve genetiğinin bir parçası haline gelen inançlarını değiştirmenin ne denli zor ve hatta olanaksız olduğunu da göstermesi açısından gerçekten çarpıcıdır.

Ortodoks İslam’a göre haram ve günah kabul edilen / İslam dışı addedilen ritüel ve inançlar yaşadığı sürece Türklük de yaşayacaktır. O halde tüm baskılara karşın bu değerlere sahip çıkılması insani ve ulusal bir sorumluluktur.

Ortodoks İslam’a göre türbe ziyaretleri, yatırlara mum dikme ve adak adama, dilek ağacına bez bağlama, evliyanın ( velilerin ) ruhlarından medet dileme, atalar ruhunu kutsama, müziği ibadetin bir parçası haline getirme, ibadet sırasında kadın erkek birlikte bulunma, kurşun döktürme, ölünün ardından üçüncü, yedinci, kırkıncı günlerde ve yıldönümlerinde törenler düzenleme ve ölü aşı verme gelenekleri bidat ( İslam dışı ) görülmektedir.

Fakat tüm baskılara ve telkinlere karşın Anadolu halkı bu gelenekleri sürdürmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan tüm çalışmalara karşın halkımız binlerce yıldan bu yana yaşattığı geleneklerine sahip çıkmaya kararlı görünmektedir.

Anadolu’nun her yanına yayılmış olan türbeler dolup taşmaktadır. Dilek ağaçları bezlerle donatılmaktadır. Milyonlarca insanımız gözlerimizi yaşartarak Emevi İslam’ına direnişini sürdürmekte, türbe ve yatırları mumlarla doldurmaktadır. “Telli Kur’an “ adını verdiği kutsal bağlamasıyla “ayet “ dediği nefes ve deyişleri okumayı sürdürmektedir.

Bu inanç ve geleneklerin pek çoğu, kentlere göçle birlikte dinci tarikat ve cemaatlerin etkisiyle, Vahhabileşmemiş, geleneksel halk Sünniliğini yaşatan milyonlarca insanımızın da inanç dünyasının ana unsurunu oluşturmaya devam etmektedir.

Eğer Aleviler ve onların oluşturduğu inançsal toplumsal tampon sayesinde varlığını sürdüren halk Sünniliği yok olursa yani Diyanet İşleri Başkanlığının istediği tarzda Sünni örtüyle Vahhabi din anlayışı tam anlamıyla egemen olursa emin olunuz ki bu topraklarda Türk kimliğinden söz etmek sadece historik yada nostaljik bir mahiyet kazanacaktır. Bu nedenle hiç çekinmeden söylüyorum ki, Ortodoks İslam, Türk karşıtıdır. Ortodoks İslam ile mücadele de bir Türklük mücadelesidir.

Günümüzde siyasal anlamda büyük bir güce ulaşan Ortodoks İslam’ın kimi temsilcileri tarafından ortaya atılan ve kamuoyunun da yakından bildiği iddia ve tezlerin ulusal kimliğimiz açısından ne denli büyük bir tehlike oluşturduğunu gösterebilmek için sadece bir olayı anımsatmak isterim.

İlahiyat eğitimi almış bir Akp’li vekilin Müslümanların ana dilinin Arapça olduğu yönündeki açıklaması Ortodoks İslam ile Araplaşma arasında nasıl bir bağ olduğunu ortaya koymaya sanıyorum yetecektir.

Bu konuda şahsen Kur’an Kursu, İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi yıllarımda yaşadığım olaylar anlatılmakla bitmez denen cinstendir.

O halde yinelemek gerekirse

Alevilik bu ülkede ulusal kimliğin, cumhuriyetin ve laikliğin en önemli güvenceleri arasındadır. Alevilik yok edilir veya içi boşaltılırsa bu değerler de tehlikeye düşecektir.

İşte bu nedenle Aleviliği savunmak bir mezhebi savunmak suretiyle mezhepçilik yapmak olarak görülemez. Çünkü Alevilik bir mezhep yada inanç olmanın çok ötesinde bir derinliğe ve işleve sahiptir. Alevi olsun olmasın herkes bir an için bu memlekette Alevilik diye bir şeyin olmadığını düşünsün. Nasıl bir ülkemiz olurdu ?

[COLOR=teal]Alevilerin geçmişten günümüze kararlılıkla istedikleri hukuksal ve sosyal düzenlemeler sadece Aleviler için değil bütün halkımız için gerekli düzenlemelerdir. Cem evlerinin ibadethane olarak kabulü, Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması veya Aleviliği de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve Diyanet İşleri Başkanlığının Vahhabileştirme enstitüsü gibi çalışmasının engellenmesi ulusal geleceğimiz açısından yaşamsaldır.

Bu satırların yazarı Alevi kökenli olmadığı halde yukarıda bir kısmı izah edilen sosyal / kültürel ve tarihsel nedenlerden ( inançsal nedenler saklı kalmak kaydıyla ) ötürü Aleviliği savunmakta, bunu insani ve milli bir görev olarak görmektedir...
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Son Düzenleme: 20/12/2008, 21:01, Düzenleyen: AYFER.
Posting Freak
Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir....
MUSTAFA CEMİL KILIÇ'ın kalemi keskin olsun..
Posting Freak
Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir....
ALİ_İRFAN yazdı:MUSTAFA CEMİL KILIÇ'ın kalemi keskin olsun..

Yorumun için saol abi.Gerçekten yazıları okunmaya değer bir Alevi yazarımız...!
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.