Daha etkin bir Alevi örgütlenmesi nasıl olur?
Kelime Ata /Son birkaç yılın Aleviler açısından giderek daha fazla aleyhte bir nitelik kazandığına dair kanaatler pekişiyor. Sağdan soldan, milliyetçi çevrelerden, İslamcılardan agresiflik düzeyi giderek yükselen bir nefret yayılıyor. Her melanetin, musibetin arkasında Alevileri görme anlayışı neredeyse makbul milli refleks oldu.
Aleviler, aslında ötekileştirmelere alışık biraz’ Egemen zihniyet sahiplerinin alimi, mualliminin, şeyhülislamlık- Diyanet gibi dinsel kurumların, siyaset dilinin, dışlayıcı ekonomik ilişki ağlarının farkındalar. Yeni olan durum, yakın zamana kadar sinir uçları açık olan Alevilerin örgütlü yapılarının bir çözülme sürecini yaşamaları’ Her kesimin fark ettiği bir reflekssizlik ve zafiyet, etkili olamama, muhatap kabul edilmeme sözkonusu’ Bırakın gündem yaratmayı, mevcut gündemin bile gerisine düşen, hatta temsil ettiği toplumsal kesimin önceliklerine yeterince sahip çıkamama-çıkmama durumu var.
Geçen yıl hatırlarsınız, bu mevsimlerde en önemli konu 4+4+4 yasasının çıkarılmasıydı. Yaygın Alevi örgütlülüğünün doğrudan kendi tabanını ilgilendiren bir konuda takındığı pasiflik doğrusu ibret vericiydi. Zorunlu seçmeli dersler mecliste görüşülürken de çıt çıtmadı. Diyanet’in teşkilat yasası TBMM’de iken de Alevi kurumlarından ciddi tek bir çıkış görülmedi. Suriye konusu gündeme geldiğinde Hatay’da yanıbaşımızda yaşanan gelişmelerin sonuçlarına ilişkin tek bir referans çalışması yapılmaması da garipti’ Eğitim alanında biçimsel laikliği bile aratacak çok sayıda düzenleme gerçekleştirildi, Alevi örgütlülüğü- Aleviler narkoz yemiş aslan misali uyudu.
Şu sıralar devam eden Ergenekon davasının duruşmalarında da doğrudan insanların Alevilikleri sorgulanıyor; yine sessizlik’
Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay, Sivas davasını etkilediği gerekçesiyle terör örgütü üyeliği ile yargılanırken, bu davanın doğrudan muhatabı sayılabilecek Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun ya da Alevi Kültür Dernekleri’nin, her yıl ’büyük’ kurultaylar düzenleyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın sergilediği tek bir pratik itiraz yok.
Dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde görülmüştür ki; insanların inançları ile suçları arasında bir illiyet bağı kurulmuş olsun. Ama Türkiye’de oluyor ve Aleviler olan bitene seyirci’
Örneğin Ergenekon davasının son duruşmalarından birinde sanıklardan Cengiz Köylü, 30’a yakın akrabasını TSK’ya yerleştirmekle suçlanıyor. Suçlanıyor, çünkü onun Alevi olduğu düşünülüyor dolayısıyla akrabalarını yerleştirerek TSK’da Alevi yapılanması gerçekleştirdiği iddia ediliyor. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Alevilik yapılanması raporunu gönderen kurum ise MİT’
Alevi yapılanmasına gitmekle suçlanan Cengiz Köylü en sonunda patlıyor olmalı ki, şunları söylüyor:
’Tam tersine benim akrabam olan bazı subaylar, TSK’den irticai faaliyetleri nedeniyle atıldı, bazısının da görev yerleri değiştirildi. Resmi kayıtlardan gerçeğe ulaşılabilir. İftiralar nedeniyle 5 yıldır burada tutukluyum. Ancak atılan bu iftiralar karşısında açıklamak zorunda kaldım. Alevi değilim.’
Bir sanığın ’Alevi değilim’ diyerek kendini kurtarmaya çalışması, bu ruh hali, bir hukuk devletinde olabilecek şey midir? Ergenekon’un daha önceki duruşmalarında hakimlerin doğrudan sanıklara Alevi misin diye sordukları da hatırlanırsa Türkiye’nin biçimsel laikliği bile arayacak noktaya geldiği görülmüyor mu?
Bu duruşmanın hemen birkaç gün sonrasında CHP’li Atilla Kart, Türk Hava Kuvvetleri’nde 700 Alevi subayın tasfiye edilmesi için haklarında işlem yapıldığını basın toplantısıyla açıkladı.
Bir sanık suçlu olabilir, işlediği suçu mensup olduğu etnik köken ya da inancıyla ilişkilendirmek ileri demokrasilerin değil ilkel anlayışlara sahip yönetimlerin tarzıdır. Açıktan yapılan bu ayrımcılık karşısında Alevi örgütlerinin suskun halleri ise ibretlik..
Aslında ne dediğini bilmeyen Güner Ümit ya da Mehmet Ali Erbil gibi zavallılar için saman alevi türünden eylemler sergileyen Alevilerin ya da yaygın Alevi örgütlülüğünün kendilerine yönelik daha kompleks daha sistematik tasfiye karşısında bu kadar lakayt tutum takınılması elbette ki izaha muhtaç bir durum yaratıyor.
Alevi örgütleri, yapısal sorunlarına çözüm bulamamanın, hastalıklı örgütlenme tarzlarının, gündelik ihtiyaçlar üzerinden içeriklendirilen pratiklerinin, bilimsel çalışma yöntemlerini uygulayamamanın acı faturasını ödüyorlar.
Düşünceye, fikri tartışmaya hürmet gösterilmiyor. Kendi dışındaki dünyaya alabildiğince kapalı, hamaset ve ajitasyon konusunda son derece yetenekli ancak bilimsel çalışma yöntemlerinden habersiz kadrolarla, ’katliam, baskı, asimilasyon, Hızır paşa, Yezit’ sözcüklerinden oluşan bir literatürle, deyiş söyleyip, semah dönmek üzerine kurulu bir televizyon yayıncılığı ya da Alevilik anlayışıyla, uzun vadeli düşünme ve planlama yapmaya engel zihinsel güdüklükle, ’nereden baksan tutarsız, nerden baksan ahmakça’ olan hal ve söylemlerle, kariyerist eğilimlerle, günde beş vakit CHP eleştirisi üzerine geliştirilen siyasete müdahale projeleri ya da derneklerde taşıdıkları sıfatların CHP’de, BDP’de veya bir başka siyasal yapıda adaylığı garanti ettiğini düşünen kadrolarla, temsil ettiği toplumsal kesimin sorunlarıyla öncelikle ilgilenmek yerine farklı siyasi çevrelerin gündemlerinde baş aktörlüğe soyunmayı maharet sayan anlayışlarla ancak buraya kadar gelinebilirdi.
Eğer kapasite, bilimsel çalışma sorunu olmasaydı; herhangi bir Alevi örgütü örneğin Suriye politikasının iç yansımalarına ilişkin bir raporu çoktan hazırlamış ve tartışmaya açmış olurdu. Reyhanlı saldırısının ardından hemen bölgeye giderek rapor hazırlayan ve günlerdir bu rapor üzerinden Reyhanlı’yı tartıştıran Mazlumder mi bilgiyi üretiyor yoksa Alevi örgütleri mi?
28 Şubat mağduriyeti üzerinden bir kamyon laf üretenlere karşı Alevilerin uğradığı daha ağır ayrımcı uygulamalarla ilgili nasıl bir hukuksal mücadele verildiği sorusunu sorsak da cevap alamayız. Youtube’de onlarca örneği bulunan Alevilere yönelik aşağılama içeren, hedef gösteren kayıtlarının kaldırılması için bugüne kadar kimsenin kılını kıpırdatmaması da yeterince tuhaf değil mi?
Türkiye’nin dört bir yanında Alevi evleri işaretlenirken, bu işaretlemelerin ortak özelliklerini çıkarmak üzere bir çalışma yapılmak istenseydi örneğin ABD emperyalizmi engel olur muydu?
Listeyi uzatmak mümkün. Uzun lafın kısası Alevilerin sorunları var, Aleviliğin sorunları var. Tek çatı altında toparlanmak, birlik beklentilerini karşılayabilir ancak Alevilerin de Aleviliğin de sorunlarını çözmeye yetmez. Birlik, her devrin hoş sedası olarak kabul görebilir ama Alevilerin içinde bulunduğu teolojik, sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlara çözüm, daha ötesini görmeyi zorunlu kılıyor.
Bilgiyi üreten birliği de kurar diye düşünmeliyiz belki de’
Hünkar boşuna dememiş:
Her ne arar isen kendinde ara’
[email protected]
Alevi örgütlerinin sorunu birlik mi bilgi mi?
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
4178
Alevi örgütlerinin sorunu birlik mi bilgi mi?
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi