[COLOR="#000000"]
Bizler insanız. Dolayısıyla da insanlık hakkında söz söyleme,
düşünce belirtme yetkisine sahibiz. Kimse bize : ’kim
oluyorsunuz da insanlığın genel gidişatı hakkında söz söyleyip
düşünce üretiyorsunuz, insanlığın sorularına cevap, sorunlarına
çözüm arıyorsunuz’ diye soramaz. Bizler insan olmaktan
kaynaklanan hakkımızı kullanarak insanlığı ilgilendiren her
konuda söz söyleme ve düşünce belirtme hakkına sahibiz.
Sadece söz söyleme ve düşünce belirtme değil, aynı zamanda
başka insanlara zarar vermeyecek ve onların özgürlüklerini hiç
bir şekilde kısıtlamayacak biçimde meşru ve yasal yollardan
düşüncelerimizi pratiğe geçirme hakkına sahibiz. Bu her insanın
hakkı olduğu gibi bizlerinde hakkıdır. Ve bizler bütün
söylediklerimizi, yaptıklarımızı bu doğal hakka dayanarak
yapıyoruz.
Bizler nasıl ki büyük insanlık ailesinin bir üyesi olarak bazı
duygu ve düşüncelerimizi belirtiyorsak aynı şekilde ait
olduğumuz, bir parçası olduğumuz, kişiliğimizi şekillendiren,
yaşamımızı biçimlendiren toplumumuz hakkında da söz
söyleme, düşünce belirtme ve bunların gerçek olması olabilmesi
için çalışmalar yapmaya hakkımız vardır. Hatta bu toplumun
değerlerinin korunması, haklarının yasal güvenceler altına
alınması ve bu toplumun inancının bütün insanlıkla buluşması
için küçümsenmeyecek çalışmaların sahipleri olarak, emeğe
verilen önemin bir gereği olarak daha çok söz söyleme hakkına sahibiz. Çünkü bizler toplumsal çıkarlarımızın korunması ve
toplumsal gerçekliğimizi belirleyen değerlerin gelişmesi için
emek sarf etmişiz. Birilerinin, bizleri biz eden değerlerimizi
kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına veya tahrip etmesine
karşı; yanlışları ortaya koymak suretiyle düşüncelerimizi
belirtmeye başkalarından daha çok hakkı var. Bu, inandığımız
ve emek verdiğimiz ideallerin gereğidir.
Bütün bu yukardaki ön açıklamaları toplumumuzun kültürel
değerlerini sömüren, inanç yapımızı aşağılayan, asırlardır büyük
bedeller verilerek ortaya çıkmış değerlerimizi hiçe sayan,
onların içini boşaltan, özünü çarpıtan, yeri geldiğinde egemen
inanç sahiplerine peşkeş çeken, kendi bireysel menfaatini her
şeyin önünde tutan, bu inanca inandığını söyleyip inancın
emrettiği insan tipiyle ilgisi olmayan, inancı yaşamadığı halde
yaşıyormuş gibi görünen, cehaletini gidermek bir yana
marifetmiş gibi ortaya seren ve böylelikle yoz yaşam biçimiyle -
geçicide olsa- etkilediği gençliği yozlaştıran sözde sanatçılar
için yaptık. Bu tür sanatçılar maalesef toplumumuzun
mazlumluğundan, sahipsizliğinden faydalanarak toplumumuzu
sömürüyorlar. Burada gerçek manada toplumumuzun kültürel
değerlerini layıkıyla temsil eden, yaşam biçimleriyle,
samimiyetleriyle, düşünceleriyle, sadelikleriyle bir çekim
merkezi konumunda olan sanatçılarımızı, aydınlarımızı tenzih
ederiz. İnancımızın kültürünü özüyle yansıtan, daha da geliştiren
aydınlara, sanatçılara saygımız, muhabbetimiz sonsuzdur.
[COLOR="#EE82EE"]Bunları belirtmedeki amacımız; herkesi ayni kefeye koymadığımızın bilinmesi içindir.
Ancak bazı temel doğrulardan
yola çıkarak tespitlerimizi yerinde yaparak sevgi duyulması
gereken ile uyarılması gerekeni ayırt etmemiz gerekiyor. Çünkü
gözlemlerimiz sonucu şunu rahatlıkla belirtebiliriz ki, muhabbet
duyulması gerekenle, yerilmesi, uyarılması gereken yer
değiştirmiş durumda. Bu haksızlıktır. Haksızlığa karşı duyarsız
olmak da haksızlığa ortak olmaktır, haksızlığı dolaylı olarak
olarak desteklemektir. Haksızlığın büyüğü-küçüğü, önemlisi-
önemsizi yoktur. Haksızlık, red edilmesi, karşı gelinmesi
gereken bir durumdur. Hele ki toplumu besleyen ana arterlerden
biri olan sanata ve sanatçıya yaklaşım doğru temelde olmazsa
veya toplumun sanatsal ihtiyaçlarını toplumun zararına olan olan
kurumlar, kişiler karşılarsa, toplumsal çürüme kaçınılmazdır.
Toplumsal çürümenin olmaması ve sağlıklı bir gelişmenin
olması için ısrarla doğruların dile getirilmesi gerekiyor.
Sanatçı, sanatı icra eden kişidir. Sanatsa bir duygunun, tasarımın
güzelliğin ve benzer şeylerin dışavurumunda, anlatımında
kullanılan yöntemlerin tümüdür ve bu yöntemlerle ortaya konula
üstün yaratıcılıktır. Her ne kadar birileri tarafından pazarlanan,
sunulan kişilerin ürünleri ’üstün bir yaratıcılıktan’ uzak da olsa
ve bunlar sanatı temsil etmeseler de özü itibariyle sanat ve
sanatçının kavramsal anlamı böyledir. Bu manada kültür ve
sanat bir birliktelik arz eder. Kültürün kavramsal anlamı olan
toplumsal düşünüş birliği, geleneksel yaşayış, asırların
oluşturduğu bilgi birikiminin gelecek kuşaklara aktarım boyutu
olayı daha anlaşılır kılıyor. Nitekim toplumsal gerçekliğimizde sanatın önemli dallarından biri olan şiirin ve şiire bağlı olarak
deyişlerin önemi çok büyüktür.
Baskı altına alınan ve yaşam
alanları daraltılan, kendi inancını inkar etmesi dayatılan,
baskıların yer yer katliamlarla desteklendiği zamanlarda şiir hem
bir bilinç taşıyıcısı hem de bir moral taşıyıcısı olmuştur. Her
türlü yazılı belgenin imha edildiği o dönemler de bazen bir
mısra toplumun dilinde ve yüreğinde öylesine yer ediniyordu ki
hiç bir zalimin gücü onu oradan çıkartamıyordu. İşte sanat
budur. Sanatçı da zor koşullarda bile, ölümün kaçınılmaz olduğu
şartlarda bile üstün üretimiyle toplumsal morali ve bilinci
koruyup geliştiren kişidir. Pir Sultanların sırrı burada
yatmaktadır. Neden Pir Sultan Abdal'ı, Yedi Ulu Ozanı aşacak
yapıtlar ortaya çıkmıyor veya ’büyük sanatçı’ iddiasında olanlar
neden hala Pir Sultan Abdal'da simgeleşen geleneğin çok çok
gerisindeler?!
Bazı güçlerin veya daha başka faktörlerin etkili olmasıyla tv
denilen sahtekar, hilebaz yapının şöhret yaptığı sanatçıların
oturup kendi konumlarını gözden geçirmeleri gerekmektedir.
Bin bir zorlukla ve onlarca kişinin canhıraş çabalarıyla
oluşturduğu derneklerin, kurumların düzenlediği etkinliklerde
sahneye çıkıp on beş (15) dakika kalıp bir İki Pir Sultan deyişi
söyleyip o etkinlikten elde edilen gelirin neredeyse tamamına
yakınını alıp gitmek sanatçılık değil, olsa olsa sahtekarlıktır.
Ortalama ücretle çalışan bir insanın altı (6) ay boyunca alın
teriyle kazandığı parayı on beş dakika için talep etmek en hafif
deyimle ahlaksızlıktır. Şimdi kimse çıkıp ’başka inançtan ve düşünceden sanatçılar daha çok alıyor’ demesin. Bu doğru
değil. Doğru olsa bile Pir Sultan geleneğinde böyle bir anlayış
yoktur. Pir Sultanı Pir Sultan yapan onun değerleridir. Hem
çağdaş Pir Sultan iddiasında olacaksın hemde Pir Sultanı Pir
Sultan yapan değerlerden uzak duracaksın. Bu olmaz. Bazılarına
yutturulmuş olsa bile, bizler bunu kabul etmeyiz. Elbette
sanatçının emeğinin karşılığı verilecek. Ancak böylesi şartlar
altında bu rakamlar kabul edilemez.
[COLOR="#008080"]Olayın maddi boyutu bir taraf manevi boyutu da korkunç
derecede yozdur. Gözlemlerimize dayanarak söyleyebiliriz ki
bazı ’sanatçıların’ durumu içler acısıdır. Dem almayı alkoliklik
algılayandan tutunda yobazlığı red eden inancımızı hiç bir değer
tanımamak olarak algılayana kadar yığınla örnek gözlemledik.
Elbette sanat insanları, genel toplumsal katmanlardan farklı
düşünüp yaşayacaklardır. Genel geçer değerlere ve kurallara
kuşkucu yaklaşacaklardır. Ancak farklı yaşam tarzlarına sahip
olmak, bazı geleneklere kuşkucu yaklaşmak toplumun değer
yargılarını küçümsemek değildir. Ya da asırların imbiğinden
süzülerek günümüze ulaşan değer birikimlerini ’gericilik’
olarak görmek değildir.
Sanatçıya saygı, sanatçının farklı yaşam sahibi olmasına
saygımız vardır. Ne var ki aynı saygıyı toplumumuzun genel
değerleri söz konusu olduğunda göremiyoruz. Birileri çıkıp
’genel değerlerinde tabu olmaması, sorgulanması gerektiğini’
söyleyebilir. Ya da ’bu genel değerlerin nasıl genelleştiğine’ kuşkuyla bakabilir. Elbette tartışma ve bunun beraberinde farklı
yaklaşımlar olacaktır. Ancak bütün bunlara rağmen toplumsal
yapımızı şekillendiren temel taşlara saygının şart olduğu
bilinmelidir. Eğer temel olanlarımıza böyle saygısızca, ukalaca,
hoyratça yaklaşılırsa kabul etmeyi z.
[COLOR="#B22222"]Hiç kimse söylediklerimizin ’anlaşılmaz olduğundan’
yakınmasın. Söylemek istediklerimizin çok olması ve bu
doğrultuda satır başlarını vurgulamamız birilerinin eleştiri
gerekçesi olmamalıdır. Her halükarda bizler için önemli ve bir
anlamda hayati mesele taşıyan bir durumdur. Toplumumuzun -
bir şekilde de olsa- düşünce ve ruh yapısını etkileyen ve
yönlendiren kurum ve kimselere karşı tavır almamız
zorunluluktur. Doğru ve iyi olanı sahiplendiğimiz kadar, yanlış
ve kötü olanı da açığa çıkartıp eleştireceğiz. Bu anlamda
konunun önemi gereği bu tür eleştirisel çalışmalarımız genelden
somut olay ve kişiler bağlamında sürecektir .
Remzi Kaptan
Bizler insanız. Dolayısıyla da insanlık hakkında söz söyleme,
düşünce belirtme yetkisine sahibiz. Kimse bize : ’kim
oluyorsunuz da insanlığın genel gidişatı hakkında söz söyleyip
düşünce üretiyorsunuz, insanlığın sorularına cevap, sorunlarına
çözüm arıyorsunuz’ diye soramaz. Bizler insan olmaktan
kaynaklanan hakkımızı kullanarak insanlığı ilgilendiren her
konuda söz söyleme ve düşünce belirtme hakkına sahibiz.
Sadece söz söyleme ve düşünce belirtme değil, aynı zamanda
başka insanlara zarar vermeyecek ve onların özgürlüklerini hiç
bir şekilde kısıtlamayacak biçimde meşru ve yasal yollardan
düşüncelerimizi pratiğe geçirme hakkına sahibiz. Bu her insanın
hakkı olduğu gibi bizlerinde hakkıdır. Ve bizler bütün
söylediklerimizi, yaptıklarımızı bu doğal hakka dayanarak
yapıyoruz.
Bizler nasıl ki büyük insanlık ailesinin bir üyesi olarak bazı
duygu ve düşüncelerimizi belirtiyorsak aynı şekilde ait
olduğumuz, bir parçası olduğumuz, kişiliğimizi şekillendiren,
yaşamımızı biçimlendiren toplumumuz hakkında da söz
söyleme, düşünce belirtme ve bunların gerçek olması olabilmesi
için çalışmalar yapmaya hakkımız vardır. Hatta bu toplumun
değerlerinin korunması, haklarının yasal güvenceler altına
alınması ve bu toplumun inancının bütün insanlıkla buluşması
için küçümsenmeyecek çalışmaların sahipleri olarak, emeğe
verilen önemin bir gereği olarak daha çok söz söyleme hakkına sahibiz. Çünkü bizler toplumsal çıkarlarımızın korunması ve
toplumsal gerçekliğimizi belirleyen değerlerin gelişmesi için
emek sarf etmişiz. Birilerinin, bizleri biz eden değerlerimizi
kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına veya tahrip etmesine
karşı; yanlışları ortaya koymak suretiyle düşüncelerimizi
belirtmeye başkalarından daha çok hakkı var. Bu, inandığımız
ve emek verdiğimiz ideallerin gereğidir.
Bütün bu yukardaki ön açıklamaları toplumumuzun kültürel
değerlerini sömüren, inanç yapımızı aşağılayan, asırlardır büyük
bedeller verilerek ortaya çıkmış değerlerimizi hiçe sayan,
onların içini boşaltan, özünü çarpıtan, yeri geldiğinde egemen
inanç sahiplerine peşkeş çeken, kendi bireysel menfaatini her
şeyin önünde tutan, bu inanca inandığını söyleyip inancın
emrettiği insan tipiyle ilgisi olmayan, inancı yaşamadığı halde
yaşıyormuş gibi görünen, cehaletini gidermek bir yana
marifetmiş gibi ortaya seren ve böylelikle yoz yaşam biçimiyle -
geçicide olsa- etkilediği gençliği yozlaştıran sözde sanatçılar
için yaptık. Bu tür sanatçılar maalesef toplumumuzun
mazlumluğundan, sahipsizliğinden faydalanarak toplumumuzu
sömürüyorlar. Burada gerçek manada toplumumuzun kültürel
değerlerini layıkıyla temsil eden, yaşam biçimleriyle,
samimiyetleriyle, düşünceleriyle, sadelikleriyle bir çekim
merkezi konumunda olan sanatçılarımızı, aydınlarımızı tenzih
ederiz. İnancımızın kültürünü özüyle yansıtan, daha da geliştiren
aydınlara, sanatçılara saygımız, muhabbetimiz sonsuzdur.
[COLOR="#EE82EE"]Bunları belirtmedeki amacımız; herkesi ayni kefeye koymadığımızın bilinmesi içindir.
Ancak bazı temel doğrulardan
yola çıkarak tespitlerimizi yerinde yaparak sevgi duyulması
gereken ile uyarılması gerekeni ayırt etmemiz gerekiyor. Çünkü
gözlemlerimiz sonucu şunu rahatlıkla belirtebiliriz ki, muhabbet
duyulması gerekenle, yerilmesi, uyarılması gereken yer
değiştirmiş durumda. Bu haksızlıktır. Haksızlığa karşı duyarsız
olmak da haksızlığa ortak olmaktır, haksızlığı dolaylı olarak
olarak desteklemektir. Haksızlığın büyüğü-küçüğü, önemlisi-
önemsizi yoktur. Haksızlık, red edilmesi, karşı gelinmesi
gereken bir durumdur. Hele ki toplumu besleyen ana arterlerden
biri olan sanata ve sanatçıya yaklaşım doğru temelde olmazsa
veya toplumun sanatsal ihtiyaçlarını toplumun zararına olan olan
kurumlar, kişiler karşılarsa, toplumsal çürüme kaçınılmazdır.
Toplumsal çürümenin olmaması ve sağlıklı bir gelişmenin
olması için ısrarla doğruların dile getirilmesi gerekiyor.
Sanatçı, sanatı icra eden kişidir. Sanatsa bir duygunun, tasarımın
güzelliğin ve benzer şeylerin dışavurumunda, anlatımında
kullanılan yöntemlerin tümüdür ve bu yöntemlerle ortaya konula
üstün yaratıcılıktır. Her ne kadar birileri tarafından pazarlanan,
sunulan kişilerin ürünleri ’üstün bir yaratıcılıktan’ uzak da olsa
ve bunlar sanatı temsil etmeseler de özü itibariyle sanat ve
sanatçının kavramsal anlamı böyledir. Bu manada kültür ve
sanat bir birliktelik arz eder. Kültürün kavramsal anlamı olan
toplumsal düşünüş birliği, geleneksel yaşayış, asırların
oluşturduğu bilgi birikiminin gelecek kuşaklara aktarım boyutu
olayı daha anlaşılır kılıyor. Nitekim toplumsal gerçekliğimizde sanatın önemli dallarından biri olan şiirin ve şiire bağlı olarak
deyişlerin önemi çok büyüktür.
Baskı altına alınan ve yaşam
alanları daraltılan, kendi inancını inkar etmesi dayatılan,
baskıların yer yer katliamlarla desteklendiği zamanlarda şiir hem
bir bilinç taşıyıcısı hem de bir moral taşıyıcısı olmuştur. Her
türlü yazılı belgenin imha edildiği o dönemler de bazen bir
mısra toplumun dilinde ve yüreğinde öylesine yer ediniyordu ki
hiç bir zalimin gücü onu oradan çıkartamıyordu. İşte sanat
budur. Sanatçı da zor koşullarda bile, ölümün kaçınılmaz olduğu
şartlarda bile üstün üretimiyle toplumsal morali ve bilinci
koruyup geliştiren kişidir. Pir Sultanların sırrı burada
yatmaktadır. Neden Pir Sultan Abdal'ı, Yedi Ulu Ozanı aşacak
yapıtlar ortaya çıkmıyor veya ’büyük sanatçı’ iddiasında olanlar
neden hala Pir Sultan Abdal'da simgeleşen geleneğin çok çok
gerisindeler?!
Bazı güçlerin veya daha başka faktörlerin etkili olmasıyla tv
denilen sahtekar, hilebaz yapının şöhret yaptığı sanatçıların
oturup kendi konumlarını gözden geçirmeleri gerekmektedir.
Bin bir zorlukla ve onlarca kişinin canhıraş çabalarıyla
oluşturduğu derneklerin, kurumların düzenlediği etkinliklerde
sahneye çıkıp on beş (15) dakika kalıp bir İki Pir Sultan deyişi
söyleyip o etkinlikten elde edilen gelirin neredeyse tamamına
yakınını alıp gitmek sanatçılık değil, olsa olsa sahtekarlıktır.
Ortalama ücretle çalışan bir insanın altı (6) ay boyunca alın
teriyle kazandığı parayı on beş dakika için talep etmek en hafif
deyimle ahlaksızlıktır. Şimdi kimse çıkıp ’başka inançtan ve düşünceden sanatçılar daha çok alıyor’ demesin. Bu doğru
değil. Doğru olsa bile Pir Sultan geleneğinde böyle bir anlayış
yoktur. Pir Sultanı Pir Sultan yapan onun değerleridir. Hem
çağdaş Pir Sultan iddiasında olacaksın hemde Pir Sultanı Pir
Sultan yapan değerlerden uzak duracaksın. Bu olmaz. Bazılarına
yutturulmuş olsa bile, bizler bunu kabul etmeyiz. Elbette
sanatçının emeğinin karşılığı verilecek. Ancak böylesi şartlar
altında bu rakamlar kabul edilemez.
[COLOR="#008080"]Olayın maddi boyutu bir taraf manevi boyutu da korkunç
derecede yozdur. Gözlemlerimize dayanarak söyleyebiliriz ki
bazı ’sanatçıların’ durumu içler acısıdır. Dem almayı alkoliklik
algılayandan tutunda yobazlığı red eden inancımızı hiç bir değer
tanımamak olarak algılayana kadar yığınla örnek gözlemledik.
Elbette sanat insanları, genel toplumsal katmanlardan farklı
düşünüp yaşayacaklardır. Genel geçer değerlere ve kurallara
kuşkucu yaklaşacaklardır. Ancak farklı yaşam tarzlarına sahip
olmak, bazı geleneklere kuşkucu yaklaşmak toplumun değer
yargılarını küçümsemek değildir. Ya da asırların imbiğinden
süzülerek günümüze ulaşan değer birikimlerini ’gericilik’
olarak görmek değildir.
Sanatçıya saygı, sanatçının farklı yaşam sahibi olmasına
saygımız vardır. Ne var ki aynı saygıyı toplumumuzun genel
değerleri söz konusu olduğunda göremiyoruz. Birileri çıkıp
’genel değerlerinde tabu olmaması, sorgulanması gerektiğini’
söyleyebilir. Ya da ’bu genel değerlerin nasıl genelleştiğine’ kuşkuyla bakabilir. Elbette tartışma ve bunun beraberinde farklı
yaklaşımlar olacaktır. Ancak bütün bunlara rağmen toplumsal
yapımızı şekillendiren temel taşlara saygının şart olduğu
bilinmelidir. Eğer temel olanlarımıza böyle saygısızca, ukalaca,
hoyratça yaklaşılırsa kabul etmeyi z.
[COLOR="#B22222"]Hiç kimse söylediklerimizin ’anlaşılmaz olduğundan’
yakınmasın. Söylemek istediklerimizin çok olması ve bu
doğrultuda satır başlarını vurgulamamız birilerinin eleştiri
gerekçesi olmamalıdır. Her halükarda bizler için önemli ve bir
anlamda hayati mesele taşıyan bir durumdur. Toplumumuzun -
bir şekilde de olsa- düşünce ve ruh yapısını etkileyen ve
yönlendiren kurum ve kimselere karşı tavır almamız
zorunluluktur. Doğru ve iyi olanı sahiplendiğimiz kadar, yanlış
ve kötü olanı da açığa çıkartıp eleştireceğiz. Bu anlamda
konunun önemi gereği bu tür eleştirisel çalışmalarımız genelden
somut olay ve kişiler bağlamında sürecektir .
Remzi Kaptan