Bugün toplumda Alevilik konuşulabiliyorsa bu herkesten önce Sayın İzzettin Doğan’ın sayesindedir. Gerçekten Alevi olan biri ona rakip olmak yerine, önce bu emeğe saygı gösterir.
12 Eylül darbecilerinin anayasa ile zorunlu hale getirdiği Din Dersleri yoluyla, Türkiye’de yaşayan ve nüfusun neredeyde üçte birini teşkil eden Aleviler başta olmak üzere, müslüman olmayan çocuklara da sünni inancın dayatılması bir insan hakları ihlali, hatta insan hakları suçu olarak işlenmeye devam ediyor. Ulusal ve uluslararası mahkemelerin din derslerinin zorunluluğunu yargılamasına rağmen, Anayasada değişiklik yapmaktan kaçınan AKP Hükümeti ise, bütün dini özgürlükleri ve ayrıcalıkları tekelinde tuttuğu halde, sadece türbanı her yerde takamadığı için sıkılmadan özgürlüğünün kısıtlandığını ileri sürebilecek kadar yüzsüz ve haksız olabilmektedir.
Elbette bu haksız uygulamadan en çok Alevi ailelerin çocukları etkilenmektedir. Sözde çeşitli açılımlarla Alevileri oyalamaya çalışan hükümet, yine sözde 2008-2009 öğretim yılı müfredatında Alevi vatandaşların taleplerine uygun düzenlemeler yaptığını iddia etmişti. Ancak Cem Vakfı defalarca yaptığı açıklamalarda, Aleviliğin bu müfredatta sünni bakış açısı ile işlendiğini ve Alevilikle ilgili olduğu ileri sürülen konularda dahi sünni inancın propagandasının yapıldığını belirterek buna karşı çıkmıştı.
Bu müfredata karşı gerek Cem Vakfinın, gerekse Alevi Vakıfları Federasyonunun itirazlarını medyada sık sık izledik. Bundan başka Habercem.com yazarı Sayın Mustafa Cemil Kılıç’da bu konularda bilirkişi olarak hem köşe yazılarında hem de haberlerde yaptığı açıklamalarda bu müfredatın Alevileri tatmin etmek bir yana, Alevi inancını küçük düşürdüğünü ve asimile etme maksadı güttüğünü sayısız kez ifade etmişti.
Cem Vakfı Alevilerin inançlarını ancak kendilerinin tanımlayabileceğini bildirerek bir komisyon oluşturmuş ve bir taslak hazırlamış. Bu taslağı da Aleviliği İslamın dışında görmeyen bütün kurum ve şahsiyetlere göndererek kendilerinden görüş, eleştiri ve katkı rica etmiş. Nihayet son hali verilmekte olan Alevi Ders Kitabı taslağı bir kaç gün önce Cem Vakfı Genel Başkanı Sayın İzzettin Doğan tarafından basına duyuruldu.
Sayın Doğan’ın medyada bu haberi vermesinden bu yana hem Cem Vakfının hem de şahsının inanılmaz suçlamalara maruz kaldığını ibretle izlemekteyiz. Ali Balkız (Alevi Bektaşi Federasyonu), Fevzi Gümüş (Pir Sultan Abdal Dernekleri), Rıza Zelyut (Akşam yazarı), AABF, Turan Eser ve daha başkaları...
“AKP ile işbirliği yapan Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan....”
“AKP’ye yakınlığı ile bilinen Cem Vakfı ve Genel Başkanı....”
“Cem Vakfı ve İzzettin Doğan Alevileri sünnileştirmek istiyor...” vb. suçlamalar....
(Bunu söyleyenler arasında beni en çok Rıza Zelyut hayal kırıklığına uğratmıştır. Onu özellikle belirteyim. Yukarda adı geçen şahısların siyasi çevrelerce kurum olarak muhatap alınmamaları sorunu yaşadıkları ve bu nedenle böyle davrandıkları biliniyor. Peki Sayın Zelyut’un kendisinin de doğru olmadığını bal gibi bildiği bu karalaması neden acaba? Bunu çok merak ediyorum açıkcası!..)
Maalesef biz Aleviler son yıllarda, bazi kurumlar tarafından ortaya atılan 1400 yıldır karşılaşmadığımız, alışık olmadığımız Alevilik tanımlamaları ile yüzleşiyoruz. Bölgelere göre Alevi geleneklerinin uygulanmasında farklılıklar hep olmuştur. Ancak bu Aleviler arasında hiç bir zaman inancımızın kaynağının ve özünün tartışıldığı bir durum yaratmamıştır. Oysa bugün bazı kurumlar hiç tanımadığımız yeni Alevilik teorileri ortaya atmakla kalmayıp, geleneksel Aleviliği yaşayan ve savunanlara da adeta savaş açmışlardır.
Daha doğrusu bu kurumların net ve açık bir tanımlaması bile mevcut değildir. Yıllardır gelişmeleri izleyen biri olarak bana “Ali Balkız, Fevzi Gümüş, Turan Eser ve benzer kişiler nasıl bir Alevilikten söz ediyorlar” diye sorarsanız, inanın söyleyemem. Çünkü buğüne kadar bunu anlayabilmiş değilim. AABF ise “Bizim Alevilik ne İslam içi, ne İslam dışı tanımlamamız yoktur” demektedir.
İşte Sayın İzzettin Doğan’ı ve onun çizgisindeki kurumları diğerlerinden ayıran, kendilerini tanıdığımız günden bu yana, nasıl bir Alevilikten geldiklerini bilmemiz, o Aleviliğin tanımının ve mücadelesinin zikzak çizilmeden devam etmesidir. Diğer yandan Sayın Doğan Ehlibeyt soyundan gelmektedir. Bu özellik Alevi inancında çok önemlidir. Ali Balkız, Fevzi Gümüş ve Turan Eser’in ise nereden geldiklerini bile doğru dürüst bilmemekteyiz. Maalesef hakikat budur.
Bu durumda her hükümetle görüştüğü halde, kendisine yapılan hiç bir siyasi koltuğu Alevilerin sorununu çözmediği için kabul etmeyerek, yıllardır inancı için tutarlı mücadelesini sürdüren Pirimizin mi peşinden gidelim, yoksa kim olduklarını, nereden geldiklerini ve tam olarak neyin peşinde olduklarını bilmediğimiz bu kişilerin mi!...
Bugün toplumda Alevilik konuşulabiliyorsa bu herkesten önce Sayın İzzettin Doğan’ın sayesindedir. Gerçekten Alevi olan biri ona rakip olmak yerine, önce bu emeğe saygı gösterir, bu şekilde Alevi toplumunu kazanır, bundan kendisi de kazançlı çıkardı. Dedelerimize, büyüklerimize ve emeklerine sahip çıkmak Alevi olmanın en önemli şartlarındandır.
Aleviler arasında en az Sayın Doğan kadar okumuş çok insanımız olduğu halde, sadece o zamanında korkmadan, kariyerine vereceği zararı düşünmeden toplumuna sahip çıkmıştır. Çünkü medyaya çıkıp Alevi olduğunu söyleyip Alevilerin sorunlarını dile getirmek, ateşten gömlek giymekti o dönemler. Aleviler bunu unutmayacak onlar da ona sahip çıkmaya devam edecektir.
Diğerleri ise herşeyi doğru yapsalar dahi sadece “Eline, beline, diline sahip ol”mayıp, aslı astarı olmayan suçlamalar ve iftiralar için fırsat kolladıkları için Alevi olamazlar.
[email protected]
[/URL][/IMG]