ALEVİ BEKTAŞİLİĞİN ANADOLU’DA GELİŞMESİ
Türkler, İslamiyeti kabulettikten sonra, Arap Emevilerden kurtulmaka için, Horasan'da bir Türk okulu kurdular. Böylece Emevi ve Abbasi zulminden kaçıp kurtulan Ehlibeyit ve tarafları Horasan cıvarına yerleştiler. Oralarda Allah rızası için halka edebiyat ve tasavvuf fikirleri yaydılar.
Ahmat Yasevi, Türkistan Seyram kentinde doğmuştur. Hz. Ali evletlarından Şeyh İbrahim’in oğludur. Cevher Şehnaz adında bir ablası vardır. Kendisi 7 yaşında yetim kalmıştır. Manevi bir müşitten terbiye görür. Söylenti ve kayıtlara göre bu müşitin adı Şeyh Baba Arslan’dır, bu zat Ahmet Yasevi’yi eğitir, yetiştirir.
O tarihlerde Horasan Türklerin merkezi şehirlerinden birisidir. İslam dininin Arapların milli dini olmadığını kabul eden Ehli’beyit ve bendeleri İran, Horasan üzerinden Tükmenistan Türklerine sığındılar. Oradan da zamanla Anadolu’ya ve Balkanla’ra yerleştiler. Horasan okulunda Şiilik ve Emevilik olmadığı, tasavvuf temeline ise Aşk ve insan sevgisi yatar.
Ahmet Yasevi’nin en büyük hizmeti, kurmuş olduğu okulda İslamiyeti kabul eden Türklere, kendi dillerinede ibadet yapmalarını ve ibadette kadın erkek eşitliğine getirmesi olmuştur. [COLOR=#22229c]Aleviliğin Anadolu’da gelişmesi için Hacı Bektaş-ı Veli’yi görevlendirmiştir.
Pir Hacı Bektaş-ı Veli Hz. Muhammed’in 18., Hz. Ali’nin 17. torunudur. Adı Muhammed Bektaş’tır. Lakapları; pir, hünkar, batın sultan’dır. Babası İbrahim Us Sani, annesi Horasan Müftüsü Şeyh Ahmet Nişaburi’nin kızı Fatma Hateme Hatun’dur. Horasan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur. Hocası Lokman Perende, mürşidi Hoca Ahmed Yesevi’dir, karısı ise Hoca Ahmet Yesevi’nin kızı Fatma Nuriye’dir. (1) (2)
Araplar ise gelenek ve ibadetlerinde kadına eşit hak tanımamışlardır. Uydurma hadislerle kadını hep geri plana itmişler, hatta kadınları yarım insan ve yarım müslümen saymışlardır. Kadın Müslüman değil, müslümana bir kadın gerek mantığını savunurlar. Namaz kılanın önünden kadın, köpek, domuz, eşek geçerse namazları bozulur gibi sözler hala günümüzde söylenmaktedir. Hatta kadınları en adi hayvanlara eş tutmaktadır.
Horasan’da meyve veren tasavvuf akımının Anadolu’daki Türk topluluğunun inaçlarına cevap verecek tarzda şekillenmesi, Hacı Bektaş-ı Veli’nin önderliğinde olmuştur. Tarikatın adı sanı ne olursa olsun, bu tasavvuf yolunun il kurucusu Hz. Ali, soy ve tarikat zinciri ile Horasan piri Ahmet Yesevi tarafından Nazeni yani Allah’a giden nazik yol adını alır. Alevi-Bektaşilerce Hz. Ali ve Hacı Bektaş-ı Veli insanı Allah’a götüren bu nazik yoldaki minhenk taşlardır.
Hacı Bektaş-ı Veli dört kapı, her kapıya on makam diye bir disiplin getirmiştir. Öyle “yüz defa tövbeni bozsanda gel” diye bir kayıt koymamıştır. Bu yolun yolcuları Hak meydanı dediğimiz pir ve mürşit huzurunda tövbesini yapar ve ikrar verirler. Bu yolda “gelme gelme, dönme dönme” sözü vardır. İnsan, Kitab-ı Natık denilen konuşan bir kitaptır ve İnsan-ı Kamil’dir. Kaygusuz Abdal bir nefesinde şöyle anlatır;
Bu Adem dedikleri el ayakla baş değil
Adem manaya derler kirpik ile kaş değil
Bu düşüncede ayrıca “ölmek; sağlığında hesabını vermek” sözü vardır. Bu hususta Neyzen Tevfik şöyle diyor.
Duysun aşkın elindeki rebabı
Okusun alnındaki çile kitabı
Neyzen gibi günahının hesabı
Mezara girmeden sorulmuş olsun
[COLOR=#22229c]Alevi-Bektaşi ilimi irfan sahibi olmalıdır. İbadette bir saatlik tefekkür seksen yıllık ibadetten hayırlıdır. Vaiz hocaları da ‘Kadir gecesi bir gece tefekkür içinde içinde ibadet etmek bin aydan hayırlıdır’ diyorlar
[COLOR=#22229c]Alevi-Bektaşi ilim yumuşak huylu (halim) olmalıdır. Kaba kuvvet taraftarı olmamalıdır. Yıkıcı davranışlardan sakınarak konuştuğunu bilmelidir. Din ulularını saygı ile sevmelidir. Hoşgörü sahibi olmalıdır,dengeli olmalıdır.
Hacı Bektaş Veli öğüdü; ‘gündüz şevk ile işine, gece aşk ile ahret işine’ yani geceleri ibadetinle meşkul ol diye buyuruyor. Türk tasavvufu Cemallullah’tır. Tanrısını cemal olarak tasavvur etmiştir. Din felsefesi bakımından Tanrı cemal, güzellik ve Aşktır. Onda muhabbetullah vardır. Allah sevgisi vardır. Kur-an da Fatiha yedi ayettir. İnsan yüzünde de yedi hatt-ı üstüva vardır. Onun için insan yüzü kıbledir. Temelinde sevgi bulunmaktadır. Ne yaratan nede kulları zulmedici olmazlar. Yunus Emrah bu hususta şöyle terif ediyor;
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil. Diyor
[COLOR=#22229c]Alevi-Bektaşi inancına göre Kur’anı Kerim’in batın manası olarak Hz. Muhammed, Hz. Ali’ye Ali’de kırklara kırklar sonraları sayıları 360’lara ulaşarak Esahab-ı Sofa adını aldılar. İslam tasafunun bu kişilerinde gayretleri ile dünyaya yayılmasında Alevi-Bektaşiler mihenk taşı olmuşlardır. Muhabbetlerinde Allah-Muhammed-Ali’yi birleştirirler.
Tasaffun islamdan öncede olduğunu görüyor ve okuyoruz. Biz burada İslam tasafundan söz etmekteyiz. Hz. Muhammed bu gerçekleri herkese açıklamamış, kapalı geçmiştir. Ancak erbabına derece derece, mertebe mertebe açıklamıştır. Bu gerçekleri en yakını olan Hz. Ali’ye emenet etmiştir ve onun soy ve yol zinciri ile günümüze kadar gelmiştir. Böylece İslam din bilginleri iki guruba bölündüler: Bir grup Kur’an’ın dış görümüne bağlı kalan, cevizin yeşil kabuğunu ısırır gibi, dışsal yorumları ile diğer grup ise Kur’an’ın iç anlamı olan özü ile meşkul oldular.
Zamanla bu durum büyük gerginliklere yol açmıştır. Bu gerginlik günümüzde de devam etmektedir. Arap toplumu, İslamiyeti Allah korkusu ile yaklaşmışlardır. Alevi-Bektaşiler İslamiyete Allah sevgisi ile yaklaşmışlardır. Alevi-Bektaşiliğin yüzünü gelin yüzü gibi süslemek isteyen bazı yazarlar görüyoruz. Onlardan bazıları gelinin dış yüzünü ne kadar süsleseler de dışarıdan bakmakla iç yüzünü görmeleri zordur.
[COLOR=#22229c]Alevi-Bektaşiliğin yaşamadan tarif etmek bir eksikliktir. Rivayetlere dayanarak dini inançları tarif etmekte yanlış olur. Bazı hurafacılara karşı bakın Hilmi dedebaba ne diyor;
Sofu niçin taprın kuru değneğe
Taoacak pençe’i Ali abadır
Değneğe hebadır emek vermeye
Ehli’beyt pençesi derde devadır
[COLOR=#22229c]Alevi-Bektaşilik yüzlerce yıl evvelki Alevi-Bektaşilik değildir. [COLOR=#22229c]Alevilik kendi kurallarını kendisi koyan bir dini topluluktur. Her aman kendisini yenilemesini, çağa ayak uydurmasını bilmiştir. Arap milliyetciliğini ve Emevi şeraitini benimsememiş, mahkemelik işlerini dahi kendi aralarında cözmeyi başarmışlardır. Aleviler her işlerini Kur’an hükümlerine bağlanmışlardır.
Dikkat edilmesi gereken önemli bir konu, Sünnilik’te tasavvuf yoktur. Çünkü tasavvufta insan ayrımı yapılamz. Bütün insanlar kardeş kabul edilir. Sünnilikte ise din ve mazhep ayrımından, öfkeli bir yargıdan ileri gidilemez. Hatta birçok yazarlar da Hurifi’liki, tasavvufu [COLOR=#22229c]Alevi-Bektaşi toplumuna yakıştıramamışlardır. Onun içinde dilleri kalemleri ile Alevi mezhebini lekelemeye sürekli çalışmışlardır. Hatta Esterabad’lı Fazlullah-ı Hurufi, Miladi 1389’da Miran Şah tarafından idam edilmiş ve derisine saman doldurulmuştur. Help’te, Seyyid Nesimi’nin de derisi diri diri yüzülmüş bir damla kanı dökülen uzuvların bile kesilmesi için Halep müftüsü fetfa vermiştir. Şeyh Bedrettin, Osmanlılar döneminde Edirne’nin Serez ilçesinde idim edilerek, ölüsü sokaklarda sürüklenmiştir.
Tasavvuf’ta ise Hakk’ın bir nurunun bir ışık olarak insan-ı Kamil’in gönlüne doğması kabul edilir. Bunun bazı kişilerce Eynel Hak yani Hak bende diye anlaşıldığı meydandadır. Bu yüzden yedi kişi şehit edilmiştir. Aslında bu kelimenin yerine Eynel Aşk, yani bendeki Aşk Allah’tır terimine koymak gerekir. Tanrı’nın insan vucudunda birleşmesine Vahdet-i Vucut denir. Böylece bu tasavvuf anlayışının Yesevi’lik, Bektaşilik, Mevlevilik tarikatlarına girdiğini görmekteyiz.
Tasavufun esas anlamı da gönlünü Allah’a bağlamış demektir. Kur-an da İslamın şartları diye bir deyim yoktur. İslam dininin beş şartla bağlamakta bir o kadar yanlıştır. Bu, islamı beş şartla dondurmak demektir. Kur-anda konan şartlardan beşini seçip geri kalanları ikinci plana veya luzumsuz duruma düşürmek yanlış bir tutumdur. Bir nefesinde Nesimi şöyle söylüyor;
Her neye kim baktın ise anda sen Allah’ı gör
Kancura kim kılsan Seme Vech’ullahı gör
Bu ikilik perdesinden geç hicabı ref’i kıl
Gel bu birlik vahdetinden bak bu sırr’ullahı sor
Hacc’ı ekber kılmak istersen gel ey zahit beri
Aşkın kalbi içinde sen bu Beyt’ullahı gör
İlm’i hikmetten bilirsen gel beri ey gel hakim
Sen Nesimi mantıkında dinle Fazl’ullahı gör
Akıl olamadan iman olmaz. Akıl sultandır. Tohum cevherdir ve özdür. Tohum toprağa düşüp filizlendiği an da doğmuştur. Hz. Ali Ebu Turap yani toprağın atasıdır. Bir kimse toprak olursa onun gönül tarlası ürününü verir.
Bahri rahmettir Muhammed Ebri ihsandır Ali
Mihri hikmettir Muhammed mahi irfandır Ali
Fahri alemdir Muhammed Şahı merdan Ali
Cevheri candır Muhammed nuri imamdır Ali
__________________________
(1) M. Şerif, Varto Trihi, Sayfa 23
(2) Hanededan-ı Ehli’beyt Neden Hor Görüldü. Sayfa 154
Kaynak
Ali Ağa Varlık
Alevi-Bektaşilikte tasavvuf. Sayfa9
Alevi bektaşiliğin anadoluâda gelişmesi
Konu Sahibi / Yazar
yaren
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
3669
Alevi bektaşiliğin anadoluâda gelişmesi
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)