You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!

Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!

Senior Member
Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!
Ahmet Altan, dün Samsun’da 9 cana mal olan sel dehşeti ile ilgili öyle bir yazı kaleme aldı ki.. İşte o yazı ;

Yoksullar

Televizyonda "çocuklarım içerde" diye çırpınan kadını gördüm.

Çocukları ölmüştü.

Ama henüz bunu bilmiyordu.

Gelişmiş bir ülkede yaşasaydı, çocuklarını "devletin dere yatağına yaptığı" bir binanın bodrum katında ölüme bırakmayacaktı.

Başka ülkelerde de insanlar doğal afetler nedeniyle ölür ama "devletin yanlış yere yaptığı" binada boğularak ölmez.

Ölen o kapıcı ailelerinin o evlere yerleştiklerinde duydukları sevinci düşündüm, "devletin yaptığı sağlam ve güvenilir evlere" yerleştiklerine, "hayatlarını kurtardıklarına" inanmışlardı herhalde.

Devlet, onları öldürdü.

Biliyorum ki bunun siyasi bir bedeli olmayacak, devleti yönetenlerin fevkalade pişkince açıklamalarını dinleyeceğiz, belki bir iki mühendis suçlanacak, olay kapatılacak.

Burada, yoksulları öldürürler.

Samsun'da evleri "dere yatağına" yaparak öldürdüler.

Uludere'de bombalayarak.

Yoksulları öldürürler burada.

Hesabını bile vermezler.

Aldırmaz, geçer giderler.

"Ortadoğu'da kuracağımız büyük imparatorluğun" hayallerini dinleriz, olmazsa bir tepe bulur oraya Ortadoğu'nun en büyük camiini dikerler, çabuk unuturlar ölüleri, kimse onlara hatırlatmaz.

"İnsanları öldürmüştünüz, ne oldu" demez.

Devlet... İnsanların canını emniyete almak için bulunmuş bir yapı bu, insanların içinde boğularak öleceği evler yapıyor.

Niye dere yatağına yaptılar acaba binaları?

Dere yatağına yapılan binalarda insanların öleceğini bilmemeleri imkânsız, bunu bile bile niye yaptılar?

Niye başka bir arazide değil de orada?

Dere yataklarından en az yüz metre ötede olması gereken binalar niye yatağın içine inşa edildi?

Bakanın ilk açıklamalarını okudum, "devletin hiçbir suçu olmadığını" öğrendim.

Suç, taşan derede herhalde.

Suç, devlete güvenip de o evlere yerleşen yoksullarda belki de.

Ama devlette değil, hükümette değil, bakanda değil, bakanlıkta değil.

Yoksullar ölür bu ülkede.

Öyle birer ikişer değil, yüzer yüzer ölürler.

Son altı ayda 366 işçi, iş kazalarında öldü.

Her gün ortalama iki işçi ölüyor.

Her gün.

Dünya kendi çevresindeki dönüşünü her tamamladığında biz iki işçiyi ölümün kucağına bırakıyoruz.

Yıllardan beri sürdürüyoruz bu düzeni.

Atölyeler patlıyor, tersaneler yanıyor, madenler çöküyor.

Devlet aldırmıyor.

Yoksullar ölür çünkü.

Düzeni böyle kurmuşlar, değiştirmezler, yoksulları öldürmekte büyük para var çünkü, yoksullar ölüme, paralar zenginlerin cebine akıyor.

Devlet yönetenlerin umurunda mı yoksullar?

Uludere'de bombalayarak öldürdüler de hesabını vermediler, dere yatağında boğduklarının mı hesabını verecekler?

Kapıcı çocuklarının boğularak öldüğü o binaların açılışını bizzat bugünkü bakan yapmış, açılıştaki konuşması, "Dünyayla kucaklaşan Türkiye" diye başlıyor.

Nasıl kucaklaşıyorlarsa dünyayla arada yoksul çocuklar ezile ezile ölüyor.

Büyük bir propaganda sistemi kurmuşlar, ruhunu satmaya hazır olanları sistemlerinin içine toplamışlar, insanlar öldükçe sistemleri tef çalıp "yok bir şey, yok bir şey" diye türkü söylüyor.

Uludere'de "yok bir şey", Tuzla tersanelerinde "yok bir şey", dere yatağında yapılan evlerde "yok bir şey", patlayan atölyelerde "yok bir şey", çöken madenlerde "yok bir şey".

Ne var peki?

"Türkiye büyük devlet" var, Osmanlı imparatorluğu var, "Ortadoğu'ya biz nizam vereceğiz" var, "ecdadın yaptığından daha büyük" cami gösterişi var, fiyakalı nutuklar var, dalkavukluk edebiyatının en yağlanmışları var, pişkinlik var, yüzsüzlük var.

O kadın nasıl çırpınıyordu orada...

Nasıl ağlıyordu.

"Çocuklarım içerde" diye bağırıyordu.

Korkunç bir gürültüyle gelen sel sularına kapılan o çocukların hesabını verecek mi kimse?

Vermeyecek.

Güzel nutuklar dinlersiniz.

Bir iki acıklı şiir belki.

Devletin vereceği budur.

Bir de tazminat öderler belki ölenlerin ailelerine, daha sonra "sorumluların" bulunmasını isteyen insanları azarlamak için, "parasını verdik ya daha ne söyleniyorsunuz" demek için.

Yoksulları öldürürler burada.

Yoksul ölümlerinden nutuklarına süs yaparlar.

Çocuklarının hesabını soran çıkarsa önce azarlar, sonra mahkemeye verir, sonra hapse gönderirler.

Bir iki güne kalmaz, "kabahatin ölenlerde olduğunu" okuruz.

Devlet kabahatli olacak değil ya, elbette ölen yoksullar kabahatli, yoksul oldukları için kabahatliler, öldükleri için kabahatliler.

Evleri dere yatağına yapmışlar.

Törenlerle açmışlar.

Övünmüşler.

Karadeniz'de "yağmur yağacağı" hiç akıllarına gelmemiş nedense, derelerin taşacağını hiç düşünmemişler.

Niye oraya yaptılar acaba, devletin arazisi miydi orası yoksa birisinden mi satın aldılar, niye dere yatağını seçtiler?

Kendileri oturmayacağı için herhalde.

Onlar oturmayacak, paşalar oturmayacak, zenginler oturmayacak, yoksullar oturacak orada, "yap gitsin o zaman."

Yoksulları öldürürler burada, bazen bombalarlar, bazen madenlere gömerler, bazen atölyelerde yakarlar, bazen de sel sularına atarlar.

Bir imparatorluk kurmaya hazırlanıyorlar, en büyük camiiyi yapıyorlar, daha ne yapsınlar?

Bir de yoksulları mı kurtarsınlar?

Yoksul onlar, yoksullar ölür burada...

Ahmet Altan / Taraf gazetesi
GELİN EY DOSTLARIM BİRLİK OLALIM.
İKİ CİHAN SELVERİNDEN SORALIM
SORULUR SORGULAR DARDA DURALIM
MÜRŞİDİ KAMİL'E KUL OLMADIKÇA...

( PİR ZÖHRE ANA )
Administrator
Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!
La ne oldi saaa boyleee Smile Korku imparatorluğunu yeni mi keşfettin böyle. Bindirilmiş kıtalar , satılık kalemler . Neyse geçte olsa kör gözlerin açılması,kalemin doğruları yazmaya başlaması da bir adımdır...
Posting Freak
Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!
elvan_b yazdı:Ahmet Altan, dün Samsun’da 9 cana mal olan sel dehşeti ile ilgili öyle bir yazı kaleme aldı ki.. İşte o yazı ;

Yoksullar

Televizyonda "çocuklarım içerde" diye çırpınan kadını gördüm.

Çocukları ölmüştü.

Ama henüz bunu bilmiyordu.

Gelişmiş bir ülkede yaşasaydı, çocuklarını "devletin dere yatağına yaptığı" bir binanın bodrum katında ölüme bırakmayacaktı.

Başka ülkelerde de insanlar doğal afetler nedeniyle ölür ama "devletin yanlış yere yaptığı" binada boğularak ölmez.

Ölen o kapıcı ailelerinin o evlere yerleştiklerinde duydukları sevinci düşündüm, "devletin yaptığı sağlam ve güvenilir evlere" yerleştiklerine, "hayatlarını kurtardıklarına" inanmışlardı herhalde.

Devlet, onları öldürdü.

Biliyorum ki bunun siyasi bir bedeli olmayacak, devleti yönetenlerin fevkalade pişkince açıklamalarını dinleyeceğiz, belki bir iki mühendis suçlanacak, olay kapatılacak.

Burada, yoksulları öldürürler.

Samsun'da evleri "dere yatağına" yaparak öldürdüler.

Uludere'de bombalayarak.

Yoksulları öldürürler burada.

Hesabını bile vermezler.

Aldırmaz, geçer giderler.

"Ortadoğu'da kuracağımız büyük imparatorluğun" hayallerini dinleriz, olmazsa bir tepe bulur oraya Ortadoğu'nun en büyük camiini dikerler, çabuk unuturlar ölüleri, kimse onlara hatırlatmaz.

"İnsanları öldürmüştünüz, ne oldu" demez.

Devlet... İnsanların canını emniyete almak için bulunmuş bir yapı bu, insanların içinde boğularak öleceği evler yapıyor.

Niye dere yatağına yaptılar acaba binaları?

Dere yatağına yapılan binalarda insanların öleceğini bilmemeleri imkânsız, bunu bile bile niye yaptılar?

Niye başka bir arazide değil de orada?

Dere yataklarından en az yüz metre ötede olması gereken binalar niye yatağın içine inşa edildi?

Bakanın ilk açıklamalarını okudum, "devletin hiçbir suçu olmadığını" öğrendim.

Suç, taşan derede herhalde.

Suç, devlete güvenip de o evlere yerleşen yoksullarda belki de.

Ama devlette değil, hükümette değil, bakanda değil, bakanlıkta değil.

Yoksullar ölür bu ülkede.

Öyle birer ikişer değil, yüzer yüzer ölürler.

Son altı ayda 366 işçi, iş kazalarında öldü.

Her gün ortalama iki işçi ölüyor.

Her gün.

Dünya kendi çevresindeki dönüşünü her tamamladığında biz iki işçiyi ölümün kucağına bırakıyoruz.

Yıllardan beri sürdürüyoruz bu düzeni.

Atölyeler patlıyor, tersaneler yanıyor, madenler çöküyor.

Devlet aldırmıyor.

Yoksullar ölür çünkü.

Düzeni böyle kurmuşlar, değiştirmezler, yoksulları öldürmekte büyük para var çünkü, yoksullar ölüme, paralar zenginlerin cebine akıyor.

Devlet yönetenlerin umurunda mı yoksullar?

Uludere'de bombalayarak öldürdüler de hesabını vermediler, dere yatağında boğduklarının mı hesabını verecekler?

Kapıcı çocuklarının boğularak öldüğü o binaların açılışını bizzat bugünkü bakan yapmış, açılıştaki konuşması, "Dünyayla kucaklaşan Türkiye" diye başlıyor.

Nasıl kucaklaşıyorlarsa dünyayla arada yoksul çocuklar ezile ezile ölüyor.

Büyük bir propaganda sistemi kurmuşlar, ruhunu satmaya hazır olanları sistemlerinin içine toplamışlar, insanlar öldükçe sistemleri tef çalıp "yok bir şey, yok bir şey" diye türkü söylüyor.

Uludere'de "yok bir şey", Tuzla tersanelerinde "yok bir şey", dere yatağında yapılan evlerde "yok bir şey", patlayan atölyelerde "yok bir şey", çöken madenlerde "yok bir şey".

Ne var peki?

"Türkiye büyük devlet" var, Osmanlı imparatorluğu var, "Ortadoğu'ya biz nizam vereceğiz" var, "ecdadın yaptığından daha büyük" cami gösterişi var, fiyakalı nutuklar var, dalkavukluk edebiyatının en yağlanmışları var, pişkinlik var, yüzsüzlük var.

O kadın nasıl çırpınıyordu orada...

Nasıl ağlıyordu.

"Çocuklarım içerde" diye bağırıyordu.

Korkunç bir gürültüyle gelen sel sularına kapılan o çocukların hesabını verecek mi kimse?

Vermeyecek.

Güzel nutuklar dinlersiniz.

Bir iki acıklı şiir belki.

Devletin vereceği budur.

Bir de tazminat öderler belki ölenlerin ailelerine, daha sonra "sorumluların" bulunmasını isteyen insanları azarlamak için, "parasını verdik ya daha ne söyleniyorsunuz" demek için.

Yoksulları öldürürler burada.

Yoksul ölümlerinden nutuklarına süs yaparlar.

Çocuklarının hesabını soran çıkarsa önce azarlar, sonra mahkemeye verir, sonra hapse gönderirler.

Bir iki güne kalmaz, "kabahatin ölenlerde olduğunu" okuruz.

Devlet kabahatli olacak değil ya, elbette ölen yoksullar kabahatli, yoksul oldukları için kabahatliler, öldükleri için kabahatliler.

Evleri dere yatağına yapmışlar.

Törenlerle açmışlar.

Övünmüşler.

Karadeniz'de "yağmur yağacağı" hiç akıllarına gelmemiş nedense, derelerin taşacağını hiç düşünmemişler.

Niye oraya yaptılar acaba, devletin arazisi miydi orası yoksa birisinden mi satın aldılar, niye dere yatağını seçtiler?

Kendileri oturmayacağı için herhalde.

Onlar oturmayacak, paşalar oturmayacak, zenginler oturmayacak, yoksullar oturacak orada, "yap gitsin o zaman."

Yoksulları öldürürler burada, bazen bombalarlar, bazen madenlere gömerler, bazen atölyelerde yakarlar, bazen de sel sularına atarlar.

Bir imparatorluk kurmaya hazırlanıyorlar, en büyük camiiyi yapıyorlar, daha ne yapsınlar?

Bir de yoksulları mı kurtarsınlar?

Yoksul onlar, yoksullar ölür burada...

Ahmet Altan / Taraf gazetesi


*************************

]donanma44

La ne oldi saaa boyleee Smile Korku imparatorluğunu yeni mi keşfettin böyle. Bindirilmiş kıtalar , satılık kalemler . Neyse geçte olsa kör gözlerin açılması,kalemi n doğruları yazmaya başlaması da bir adımdır...

********************************************************

zavallılar , ne yapsın , Deniz, Feneri olmayınca, karanlıkda, sel li ,nasıl görsünler,


Yanlız şurda, bir hatırlatma, yapmak ,lazım ,hiç bir suçlu ,ceza ,görmeyecekdir, çünki, O kadar da ahmak deyiller, kendilerini ,cezalandırsınlar.


Nerde bir pislık varsa, ucu , nereye ye , Çıkdıgını, millet yavaş yavaş, anlamaya ,başladı herhalde. ?????

Millete Namaz kılmayı ögretiniz, Koltuk için, şimdide ,köşeyi dönmek için ,Lüks, hapıshane ,satiyorlar. Çok Çok geçmiş olsun ,Sevgili Vatandaşıma.

******************************************************










ON İKİ  İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
  1. İmam ALİ
  2. İmam CAFER
  3. İmam ZEYNEL
  4. İmam BAKIR
  5. İmam RIZA
  6. İmam CAFERİ SADIK
  7. İmam HASAN
  8. İmam TAĞI NAĞI
  9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA


*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Son Düzenleme: 06/07/2012, 10:14, Düzenleyen: Y O L C U.
Posting Freak
Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!
Toki biz Allahtan istemiyoruz vallahi tepemizden aktarıyor bu Paraları.
Evet çok haklısınız sizler için insan değeri olmadığı için İnsanların canına malına kıya kıya Alıyorsunuzda haberiniz yok.

Okadar çabuk unutuyorsunuz'ki aç günlerinizi Okadar çabuk unutuyorsunuz'ki Ayaklarınızın su aldıgı günleri Okadar çabuk unutuyorsunuz'ki Üşüdüğünüz günleri.

Eyyyhalk unutmayın bu insanları vede kanmayın İnsanların canlarını bu insanlar vermiyor Almakda böyle insanlara düşmez gözünüzü açın artık.



Bir ismim Bektaş bir ismim Ali
Bir ismim Mustafa Kemal'im teni
Bozatlı Hızırdır vallaha Piri
Bir ismim Muhammet Mekkede yeri.

ZÖHRE ANA
Senior Member
Ahmet Altan AKP’ye ateş püskürdü!
iktidarın kudretli gücünü paylaşma zamanı yavaş yavaş geliyor gibi.. bir zamanlar basın-emniyet-yargı üçgeninde amansızca çalışanlar, şimdi nöbet değişimi istiyorlar ama iktidar saltanatın büyüsüne öyle bir kapılmış ki, gözü yandaşlarını bile görmüyor artık,, bence bu iktidar bu hızla giderse sonrasında şizofrene bağlayacak gibi.. Bakak görek Smile
GELİN EY DOSTLARIM BİRLİK OLALIM.
İKİ CİHAN SELVERİNDEN SORALIM
SORULUR SORGULAR DARDA DURALIM
MÜRŞİDİ KAMİL'E KUL OLMADIKÇA...

( PİR ZÖHRE ANA )

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.