You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ABD’nin Irak’tan Çekilme Süreci Çerçevesinde Kerkük Sorunu....

ABD’nin Irak’tan Çekilme Süreci Çerçevesinde Kerkük Sorunu....

Senior Member
ABD’nin Irak’tan Çekilme Süreci Çerçevesinde Kerkük Sorunu....
[COLOR=darkslategray] [COLOR=darkslategray]Geçtiğimiz Şubat ayında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack H. Obama Irak’tan çekilme takvimini açıkladı. Buna göre, ABD ile Irak hükümeti arasında yapılan güvenlik anlaşması (SOFA) gereği 2011 yılına kadar yaklaşık 100.000 Amerikan askeri Irak’tan çekmiş olacak, ancak 35.000 ila 50.000 Amerikan askeri, Iraklı güçleri eğitmek ve Iraklı güçlere destek sağlamak amacıyla geçici olarak bölgede kalacak. [COLOR=darkslategray][1] [COLOR=darkslategray] Bu süreçte ilk akla gelenler, Irak’ın güvenliğinin nasıl bir seyir izleyeceği ve özellikle sorunlu ve statüsü belirsiz bölgelerde durumun nasıl olacağı. Irak’taki söz konusu gelişmeler çerçevesinde gözlerin yeniden Kerkük’e çevrildiğini söyleyebiliriz. Çünkü Kerkük, Irak’ın hem iç hem de bölgesel anlamda güvenlik ve istikrarını etkileyebilecek, statü tartışmasının bitmediği stratejik bir kent olarak görülüyor. Bilindiği gibi 31 Ocak 2009 tarihindeki Vilayet Meclisi seçimlerinde üç şehirle (Dohuk, Erbil ve Süleymaniye) birlikte Kerkük’te de seçimler, ileriki bir tarihte gerçekleştirilmek üzere ertelenmişti. Söz konusu seçimlere, bir de bu sene içinde yapılması düşünülen nüfus sayımı ve ulusal meclis seçimleri eklenince, başta Kerkük olmak üzere, statüsü belirsiz bölgelerde sorunların artacağı görülüyor.
[COLOR=darkslategray]Irak’ta ülkenin bölünmesine dair planların sıkça dile getirildiği günlerde, ırki ve mezhebi politikaların, Iraklı partilerde ana politika haline gelmesiyle, ülke büyük bir çıkmaza girdi. Gelinen noktada Irak’taki liderler, ülkenin karşılaştığı bu çıkmazdan çıkış yolu aramakta, dolayısıyla etnik ve mezhepsel ihtilaflara dönük söylemler, tam anlamıyla olmasa da değişmekte ve toplum da bu değişime olumlu tepki vermekte. Nitekim 31 Ocak 2009 tarihindeki Vilayet Meclisi seçimlerinde en fazla vilayet meclisi üyesini partisinden çıkaran Başbakan Nuri El Maliki, ülkenin bütünlüğüne yönelik bir çizgi izleyerek seçimlere girdi; seçim sürecinde mezhepsel motiflerden kaçındı ve çalışmalarını Iraklılık kimliği üzerinde yürüttü. Iraklılık kimliğine vurgu yapılması ve Irak’ın bütünlüğüne yönelik politikaların izlenmesi, bu yaklaşımın ülkenin güvenliği açısından olumlu netice verebileceğinin işaretleri oldu. Ocak-Şubat 2009 tarihi itibarıyla işgalden bu yana ülkedeki çatışma ve şiddet sebebiyle gerçekleşen ölümlerin en düşük seviyede yaşanmasını ve Vilayet Meclisi seçimlerinde korkulduğu gibi çatışmaların ve güvenlik sorununun yaşanmamasını bu çerçevede yorumlamak mümkün.
[COLOR=darkslategray]Asıl merak edilen, Irak’ın güvenlik durumundaki nispi düzelmenin, ABD askerlerinin Irak’tan çekilme sürecinde ülkede bir güvenlik zafiyeti doğurup doğurmayacağı. Bu süreçte, Irak’ın sorunlu bölgelerinden biri olan Kerkük’ün durumu da hassastır. 2003 yılında nüfusu 850.000 civarında olan Kerkük’ün bugünkü nüfusu 1.400.000 civarında. Şehrin demografik yapısı ciddi şekilde değiştirildi. Ülkenin kuzeyinden gelen ve Kerküklü olmayan Kürt göçmenler stadyumlarda, kullanılmayan devlet daireleri binalarında, çadırlarda veya kurdukları gecekondu benzeri yerlerde yaşamlarını sürdürüyorlar. Çok kısa bir süre içinde nüfusun ikiye katlanması sonucu şehrin altyapısı, hızlı artış gösteren nüfusu taşıyamayacak ve dolayısıyla elektrik, su, kanalizasyon gibi hizmetler ihtiyacı karşılayamayacak duruma geldi. [COLOR=darkslategray][2] [COLOR=darkslategray] Şehrin statüsünün belirlenmesine yönelik çalışmalar doğrultusunda kararlaştırılan Irak Anayasasının 140. maddesi, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IBKY) lehine çarpıtıldı ve Kerkük’ün durumunu daha karmaşık hale getirdi. Bu duruma, bir de şehrin statüsünün belirsizliği eklenince, Kerkük’teki sorunlar giderek büyüyen bir görüntü çiziyor.
[COLOR=darkslategray]Kerkük konusunda IBKY’nin konumu giderek zayıflıyor. IBKY’nin konumunun zayıflamasının nedenlerinden biri Başbakan Nuri El Maliki’nin politikaları. Irak’ın bütünlüğünü sağlamaya çalışan Maliki, bunun yolunun güçlü bir merkezi yönetimden geçtiğini düşünüyor. Bunun için de Maliki, merkezi yönetimden bağımsız hareket etmeye çalışan Irak’ın kuzeyindeki federe yapıyı kontrol altına almak ve bu çerçevede IBKY’nin belli bölgelerde kurmaya çalıştığı hâkimiyeti engellemek istiyor. IBKY’nin hâkim olmaya ve kendi yönetimine bağlamaya çalıştığı bölgelerden biri Kerkük. Peşmergeler tarafından güvenliği sağlanan Kerkük’e Başbakan Maliki’nin emriyle Irak Ordusu’nun 12. Tümeni kaydırılarak Kerkük’ün güvenliğinin Irak Ordusu’na geçirilmesi amaçlandı. Maliki’nin bu emri, IBKY’de ciddi rahatsızlık yarattı ve söz konusu askeri kaydırılmanın durdurulması için IBKY tarafından Amerikalı yetkililere başvuruldu. IBKY Başkanı Mesut Barzani, “bu durumun asla kabul edilmeyeceğini, kendi kuvvetlerinin (peşmergelerin) çekilmesi durumunda çatışmaların artabileceğini” söyleyerek, üstü kapalı olarak merkezi yönetimi tehdit etti. Bunun üzerine, “Arap-Kürt çatışması” olasılığı gündeme geldi. [COLOR=darkslategray][3]
Ellerinde çıralarla gezen çıplak ayaklı körlere ihtiyacı var dünyanın”
Senior Member
ABD’nin Irak’tan Çekilme Süreci Çerçevesinde Kerkük Sorunu....
[FONT="Times New Roman"][COLOR="DarkSlateGray"]Kerkük konusunda IBKY’nin konumunu zayıflatan bir diğer neden, Obama yönetimindeki ABD’nin Irak’tan çekilme isteği. Afganistan ve Irak işgaliyle birlikte Orta Doğu’daki imajı zedelenen ABD, giderek artan Amerikan karşıtlığının önüne geçmek ve Orta Doğu’da kötüleşen imajını iyileştirmek istiyor. Obama’nın başkan olduktan sonra ilk röportajını bir Arap kanalında (El Arabiye) gerçekleştirmesi ve röportajında, “Müslüman dünyasına karşı görevim, Amerikalıların sizin düşmanınız olmadığını iletmek” demesi, bu isteğin bir göstergesi. Bunun yanında ABD’de ciddi bir ekonomik krizin yaşanması ve krizden kurtulmak amacıyla oluşturulan finansal planın maliyetli olması, Amerikalı uzmanların ABD’nin Irak ve Afganistan politikasını yeniden gözden geçirmesi gerektiği yorumlarına yol açtı. Irak işgalinde bugüne kadar 600 milyar dolar harcayan ABD’nin giderek artan bu maliyetin önüne geçmesi ve yeniden, Soğuk Savaş döneminde uyguladığı Denizaşırı Dengeleme Politikasına dönmesi gerektiği yorumları yapılmaya başlandı.[4]


ABD’nin Irak’tan ayrılmak üzereyken olası bir Arap-Kürt çatışması istemeyeceği ve söz konusu çatışmanın IBKY’nin aleyhine işleme ihtimalinin yüksek olduğu da biliniyor. Bu nedenle IBKY komşularıyla, özellikle Türkiye ile iyi ilişkiler sürdürme arzusu gösterebilir. IBKY’nin, merkezi yönetimin kendileri üzerindeki baskısına, bir de komşularının ve özellikle Türkiye’nin baskısını ekleyebilecek politikalardan kaçınabileceğini söyleyebiliriz.


Türkiye’nin Kerkük sorununda izlediği politika, Amerikan işgalinin ilk gününden itibaren ciddi bir değişiklik göstermedi. Irak’ın birliğinden yana olduğunu her fırsatta belirten Türkiye, Kerkük’ün Irak merkezi yönetimine bağlı kalması ve hiçbir suretle şehrin IBKY’ye bağlanmaması gerektiğini vurguladı. Geçtiğimiz Şubat ayında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Irak konulu toplantısında Kerkük sorununu gündeme taşıyan Türkiye, Kerkük sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğini, şehrin statüsünün belirlenmesi ve belirlenecek statünün Irak’ta yeni ihtilafların çıkmasına neden olmasına izin verilmemesi gerektiğini ifade etti.[5]


Kerkük sorununda ABD ve Türkiye gibi, Irak’ın asli unsurlarından biri olan Türkmenlerin de duruşu önem arz ediyor. Türkmen tezleri, Irak’ın bütünlüğü çerçevesinde oluşuyor ve ülkenin bölünmesi durumunda kargaşanın daha da artacağı dillendiriliyor. Bu doğrultuda Kerkük’ün Türkmen kimliğine sahip bir Irak şehri olduğu öne sürülüyor ve şehrin IBKY’ye bağlanmasına şiddetle karşı çıkılıyor. Türkmenlere göre, Kerkük’te çıkabilecek bir iç çatışma tüm Irak’a ve dolayısıyla tüm Orta Doğu’ya yayılacaktır. Türkmen tezleri Irak’taki Araplar tarafından da kabul görüyor. Nitekim Kerkük İl Meclisi’nde Türkmen ve Arap üyeler birlikte hareket etmişlerdir. Kerkük sorunu konusunda Türkmenlerin Türkiye’ye benzer şekilde ciddi değişiklikler göstermeyen politikalar izlemesi, sürecin kendi lehlerine işlemesine neden oldu. Irak Anayasasında var olan Kerkük ile ilgili 140. maddenin öngördüğü referandumun gerçekleşmesinin mümkün olmadığı Irak Türkmen Cephesi (ITC) tarafından belirtilmiş ve neticede 2007 yılı sonunda Kerkük referandumu gerçekleştirilememiştir. 31 Ocak 2009 tarihindeki son Vilayet Meclisi seçimlerinde Türkmen partilerin birlikte hareket etmesi ve ITC’nin seçimlerde desteklenmesi kararı, Türkmenlerin seçimlerden beklenenin üstünde bir oy almasına yol açtı. Nitekim hiçbir parti ya da grupla koalisyona girmeyerek tek başına seçimlere katılan ITC, 2005 seçimlerine oranla oylarını üçe katladı; iki bölgeden birinci parti olarak seçimlerden çıktı ve Selahattin ilinden iki üyesini vilayet meclisine gönderdi.


Kerkük’ün IBKY’ye bağlanmasında işgalin ilk gününden itibaren ısrar eden ve Kerkük sorununda bundan başka hiçbir çözümü kabul etmeyen ve etmeyeceğini her fırsatta belirten Kürt partileri ise, ABD’nin bölgeden çekilme kararıyla bir yalnızlık hissine kapıldılar. IBKY, ABD’nin kendilerini Irak’ta yalnız bıraktığını/terk ettiğini dillendirmeye başladı.[6] Buna bir de merkezi hükümetin, IBKY üzerindeki baskıları eklenince, mevcut durum Kürt partilerini Kerkük sorunu konusunda daha ılımlı politikalar izlemeye itti. Nitekim Irak Cumhurbaşkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı (IKYB) Celal Talabani tarafından Kerkük’e sık sık ziyaretler düzenlenmiş ve burada Türkmenlerle istişarelerde bulunulmuştur. Bunun yanı sıra Talabani, 2008 yılının Temmuz ayında Kerkük’te Kürt gruplar tarafından gerçekleştirilen yerel seçim yasasını protesto gösterileri esnasında göstericiler tarafından yakılan ve tahribata uğrayan ITC binalarının ve Türkmen sivil toplum kuruluşlarının zararlarının cumhurbaşkanlığı tarafından karşılanmasını sağladı. Türkiye’de eğitim gören Türkmen asıllı Irak vatandaşı öğrencilere cumhurbaşkanlığınca burs verilmeye başlandı. Tüm bu çabaların, ABD’nin bölgeden çekilmesiyle yalnız kalacağı ve merkezi yönetim tarafından baskı altına alınacağı hissine kapılan, 31 Ocak 2009 tarihindeki Vilayet Meclisi seçimlerinde ciddi oy ve sandalye kaybına uğrayan Kürt gruplar tarafından Türkiye ile ilişkilerini düzeltme isteğinden kaynaklandığı söylenebilir. Ancak Barzani’nin, her fırsatta takındığı Kerkük sorunu konusundaki sert söylemleri, Türkmenlere yönelik Kürt partilerin olumlu açılımları ile çelişmekte ve bu nedenle söz konusu olumlu açılımların bir oyalama faaliyeti olarak yorumlanmasına sebebiyet vermekte.


Kerkük’ün durumu, ABD’nin Irak’tan çekilme sürecinde hâlâ belirsizliğini koruyor. Kerkük’teki istikrarın koşulu, Kürt partilerin şehirdeki Türkmen ve Arap gruplara saygılı olması, şehrin statüsünün merkezi yönetime bağlı kalmasını ve Kerkük’ün yönetiminin Kerküklülere devredilmesini kabul etmeleriyle mümkün olabilir. Ancak belirtilenlerin aksine Kürt partiler maksimalist isteklerinden vazgeçmezler ise, Kerkük sorunu kolay çözülemeyeceği gibi, şehrin yeni sorunlarla karşı karşıya kalması muhtemeldir.





--------------------------------------------------------------------------------

[1] “İşte ABD’nin Irak’tan Çekilme Takvimi”, İHA, 27 Şubat 2009, http://www.iha.com.tr/haber/Dunya/58991-...me-takvimi.

[2] İnci Muratlı, “Musul Milletvekili İzzettin Devletli ile Röportaj”, Stratejik Analiz, Sayı. 106, Şubat 2009, s. 95.

[3] “Barzani: Irak Ordusunun Kerkük Yakınlarına Birlik Kaydırması Kışkırtıcı”, AA, 8 Şubat 2009, http://www.kerkuk.net/haberler/haber.asp...=200902081.

[4] John J. Mearsheimer, “Kara Birlikleri Geri”, Newsweek, Sayı. 10-11, 4 Ocak-11 Ocak 2009, s. 66.

[5] “BM’de Irak-Kerkük Tartışıldı”, TGRT Haber, 27 Şubat 2009, http://www.tgrthaber.com.tr/news_view.as...9065069e13.

[6] “Maliki Savaş İstiyor”, Hürriyet, 16 Şubat 2009, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/11010272_p.asp.


Not:İnci Muratlı'dan alıntıdır...(Stratejik Analiz)
Ellerinde çıralarla gezen çıplak ayaklı körlere ihtiyacı var dünyanın”

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.