You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

KİTABIN ADI
Taif’te Ölüm
KİTABIN YAZARI
Hıfzı Topuz
YAYIN ADRESİ
Remzi Kitabevi A.Ş., Selvili Mescit Sok.3, Cağaloğlu 34440.
BASIM YILI
Ocak, 1999


1.KİTABIN KONUSU:

Taif’te Ölüm, çöken bir imparatorluğun çağdaşlaşma sancılarını son derece akıllı bir dille anlatırken, dönemin baş aktörlerinin bireysel trajedilerinide başarıyla gözler önüne seriyor.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Taif’te Ölüm çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunun çağdaşlaşma denemelerini akıcı bir dille anlatırken, dönemin akışına yön veren kişilerin yaptıkları yanlışları gözler önüne seriyor.Kitap Mithat Paşa’nın Osmanlı imparatorluğunu çağdaşlaştırmak,sağlamlaştırmak için yaptığı çalışmaların, uğradığı haksızlıkların ve dönemin gaflet içinde olan yöneticilerinin hayatlarından önemli olan kesintileri bize sunuyor.
Romanı okurken Mithat Paşa’nın siyasal,bireysel yaşamına, dostluklarına ve aşklarına, günümüzdeki demokrasi savaşının tarihimizdeki köklerine ve o dönemdeki siyasal oyunlarına tanık oluyoruz.
Mithat Paşa,batıdaki aydınlanma düşüncesi, Fransız devrimi ve Özgürlük mücadelesinden etkilenmiş sayısı çok az olan bir kaç aydınla birlikte, beş yüz yıllık bir imparatorluğun artık zamana uymayan zihniyetini değiştirmeyi ve çağdaş bir yönetim anlayışı getirmeyi amaçlamaktadır.Olayların gelişimi Mithat Paşa divan’I hümayun iken kendini geliştirmek için yabancı dil öğrenme isteğiyle amirinden yurt dışı görevi istemesiyle başlar.Üç aylık bir yurt dışı görevi kendisine verilir.Yurt dışı görevinde gittiği ülkeler arasında Fransa’da vardır.Mithat Paşa Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde gördüğü hayattan çok fazla etkilenir.Bunları zamanı geldiğinde Osmanlı imparatorluğunda yerine getirmeye çalışır.Kendisinin sadrazam olduğu dönemde Sultan Abdülaziz tahttan indirilir ve yerine 5.Murat getirilir.Sultan 5.Murat’ın akli dengesini yitirmesi üzerine Sultan Abdülhamit tahta çıkartılır.Abdülhamit yenilikler adına verdiği tavizleri yerine getirmez ve Mithat Paşs ile aralarında anlaşmazlıklar ve düşmanlık başlar.Bu düşmanlık Mithat Paşa’nın Taif’e sürülmesi ve orada Abdülhamit tarafından öldürtülmesiyle sona erer.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
İnsanların inandıkları doğrulardan bedeli ne olursa olsun asla vazgeçmemeleri.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Mithat Paşa: İdeallerinden ödün vermeyen, inandığı doğrular uğrunda savaşmış dürüst,ahlaklı ve çalışkan bir kimse.
Vasıf Klikyan Efendi: Mithat Paşa’nın sağ kolu.Her türlü işin düzenlenmesinde kendisine yardımcı olan kişi.
Naime Hanım: Mithat Paşa’nın birinci karısı.Uzun yıllar zorlukları birlikte göğüsledikleri eşi.
Şehriban Hanım: Mithat Paşa’nın ikinci karısı.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap Osmanlı imparatorluğunun çöküş arifesinde yaşanan olayları akıcı bir anlatımla ele alıyor.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Hıfzı Topuz 1923’te İstanbul’da doğdu.Galatasaray Lisesi’ni, İstanbul Universitesi Hukuk fakültesini bitirdi.Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans, ve yine Strasbourg Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine doktara yaptı.
Çeşitli konularda 20 kitap yayınladı.Başlıcaları şunlardır:
Kara Afrika, Türk Basını, Uluslararası İletişim, İletişimde Karikatür ve Toplum, Lumumba, Status,Right and Responsabilities of Journalist, Basında Tekelleşmeler, Yarının Radyo-Tv Düzeni, Siyasal Reklamcılık, Paris’li Yıllar, Hoşgörü, Türk Basın Tarihi, Başlangıcından Bugüne Dünya Karakütürü, Meyyale.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Ankara
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cagaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
6. Basım 1983



1.KİTABIN KONUSU:
Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi konu alan bir kitap.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun“ Ankara romanı ütopik bir romandır. Bu romanda yazarın özlediği, özlemini çektiği geleceğin Ankara’sı dolayısı ile Türkiye’sidir.
Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Kısaca söylemek gerekirse romanın konusu bu üç dönemin Ankara’sıdır. Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olmaktadır. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır.
Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gitmektedir. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektdir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
İnsanların içinde bulundukları durum ne olursa olsun her zaman mücadele etmeleri gerektiği.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Selma Hanım:İyi bir öğrenim görmüş haksızlıklara boyun eğmeyen vatansever, vatan sevgsi uğruna oradan oraya koşan; hep birşeyler arayan, aradığını bulamayan; azimli ve hoşgörülü, halden anlar, olgun bir kişidir.
Nazif Bey: İyi bir eğitim görmüş banka şefidir.Sessiz sedasız, vatanından çok canını seven bir kişidir.
Binbaşı Hakkı Bey: Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir.Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur.Milli mücadele vurguncusudur, sömürücüdür, vurdumduymaz biridir.
Neşet Sabri Bey: İyi bir öğrenim görmüş, genç bir yazardır.Milli mücadelenin her yanında görev almış, gönülden desteklemiş, inkilabın yanıbaşında canla başla çalışan ; sorumluluğunu bilir; azimli, hoşgörülü halden anlayan bir kişidir.
Murat Bey: Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş, milli mücadelenin yanında yer almış, tutucu, kendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan bir insandır.Milli mücadele vurguncusudur.Milli mücadele sonunda zengin olmuş, harvurup harman savuran bir kişidir.Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
Ömer Efendi ve Ailesi: Kültür düzeyleri düşük insanlardır.Kendilerinin ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar.Kebdileri yaparsa olağan karşılarlar.Tutucudurlar.İş hayatında başarıdırlar.
Yıldız Hanım:Tiyatro sanatçısıdır.
Şeyh Emin: Dindar, tutucudur.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap Cumhuriyet inkalabı sonrası durumu akıcı bir şekilde anlatıyor.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.
1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.


ESERLERİ:
Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri. Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

YÜKSEK ÖKÇELER
KİTABIN YAZARI
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ
SERHAT A.Ş.
BASIM YILI
1986


1.KİTABIN KONUSU : Hikayenin sosyal bozulma olarak değerlendirilecek küçük bir anekdotta, yalıda çalışan ve çalışmak için alınan hizmetkarların hırsızlık yapmalarıdır. Hatice Hanım’ ın yüksek ökçeli ayakkabıları bu anekdotun hikayenin başında ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı hayranlığının timsali olan yüksek ökçeli ayakkabılar ne zaman terkedilmiş o zaman da yalı içerisinde görülen diğer aksaklıklar Ömer Seyfettin’in üzerinde durduğu önemli temalar haline gelir.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Ömer Seyfettin bu hikayesinde Hatice Hanım karakteriyle Batı hayranlığını, şekil üzerinde uygulamaya çalışan bir kadın tiplemesinden faydalanarak dile getirir. Tanzimat Edebiyatı’ nda sıkça işlenen bu konu Ömer Seyfettin’ de bu hikaye ile devam eder. Hikayenin sosyal içerikli diğer bir konusu da izdivaç olayındaki çarpıklığın dile getirilişidir. Devrin getirdiği sosyal yapılanma kadınların genç yaşta ilerlemiş yaştaki erkeklerle evlendirilmesine zemin hazırlıyordu. Hatice Hanım’ da on üç yaşında iken altmışaltı yaşında zengin bir ihtiyarla evlenmiştir. Hatice Hanım bu izdivacın sonunda erkeklerden nefret etmeye başladığı görülür. Eşinin ölümünden sonra da bir daha evlenmemesi bu tepkinin sonucudur.
Hatice Hanım’ ın batı hayranlığı yüksek ökçeli ayakkabı merakıyla dile getirilir. Bu merak Hatice Hanım’ ın rahatsızlanmasına da sebep olmuştur. Devrin bu çarpık merakı Ömer Seyfettin’ in kendi kaleminde şekilcilik boyutuyla kendi uslubuyla dile getirilir.
Bu çalkantılarda zamanla etkilenen Hatice Hanım’ da artık gözünün görmediğinden vicdanım rahat düşüncesi ile eski hayatına tekrar geri döner.
DÜNYANIN NİZAMI
Hikaye genç bir kızın ağzından anlatılır. Genç kız kocaya varmadığını düşünmediğini aynı zamanda da erkeklere tavır takındığını dile getirir. Bu kinin belirtisi olarak da bahçelerinde besledikleri horozun tavukları rahatsız ettiği için öldürmekle gösterir. Ancak horozu öldürdükten sonra tavukların düzeni bozulur. Kısa bir süre sonra horozun tavukların düzenini ,birlik ve beraberliğini sağladığının farkına varır. Tavukların nasıl horoza ihtiyacı varsa kadınlarında erkeğe ihtiyacı olduğunu anlar. Bunun dünyanın nizamı olduğunu kabul eder. Artık o da dünyanın nizamına uyup evlenmesi gerektiğinin farkına varmıştır.
TAVUKLAR
Hikayede Ömer SEYFETTİN Anadolu’nun ücra bir köşesinde handa geçirdiği bir günü dile getirir. Hancı ve kahraman hikayenin belli başlı karakterleri olarak karşımıza çıkar. Ömer Seyfettin ‘in hikayede hanın içini görsel bir betimleme ile okuyucunun gözleri önüne sermeye çalışır. Tavukların davranışları Ömer Seyfettin’in gözünde canlanır. Düzgün hareketleri ,görünüşleri Ömer Seyfettin’ i etkilemiştir.
Hana her girişinde tavukları insanlardan korkmayışları belli bir yerde yiyecek verilecekmiş gibi toplanmaları onun muhayyilesinde akıllı insanların yaptıkları ile özdeşleşir.
Kısa bir süre sonra tavukların bu düzenli davranışlarında hancının hiçbir etkisi olmadığını öğrenmesi ve hancının tavuklara sürekli yiyecek vermediği söylemesi üzerine tavukların sürekli bekleyiş içinde bulunduğunun farkına varan kahramanımızın şaşkınlığı bir kat daha artmıştır.
BAHARIN TESİRİ
Hikaye eski bir İstanbullu’ nun ağzından anlatılır. Bu zat arkadaşının verdiği bir çay partisine gider ve çay partisinde gördüğü bir kadına aşık olur. Evine kapanır, ona göre kadın sanki dururken sönmüş bir lamba gibidir.Arkadaşı onu ziyarete geldiğinde aşkını ona anlatır. Arkadaşı bunun bir bahar aşkı olduğunu gelip geçeceğini söyler. Soğuk bir ortamda yaşarsa yani bahardan uzak kalırsa aşk zannettiği bu tutkunun söneceğini söyler ve hikayenin kahramanı soğuk bir yerde on gün kalır. Gerçekten de arkadaşının söylediğinin doğru olduğunu anlar.
ÇİRKİNLİĞİN ESRARI
Hikaye genç bir kızın yaş farkına rağmen umarsızcasına sevgi çırpınışlarını dile getirir. Genç kızın sevdiği adam yalnızlıktan hoşlanan yaşamında şimdiye kadar kadına pek fazla yer vermeyen bir tiptir. Ömer Seyfettin bu sevgiyi dile getirirken genç kızın düşüncelerini ve aşka bakışını da gözler önüne serer, kahraman her ne kadar yalnız kalmaktan hoşlanıyor görünse de genç kızlarla yalnız kalmanın aslında mutluluk verici olduğunu dile getirmekten de geri kalmaz. Özellikle Şuhude’ nin odaya girişi, güzelliği kahramanımızı etkilemiştir. Ancak bu etkilenmeyi dile getirebilecek kadar cesaretli değildir. Ağır başlı ve vakarlı davranmaya çalışır. Şuhude ile aralarında başlayan konuşmalar uzadıkça kahramanımız Şuhude’ nin kendisine aşık olduğunu itiraf etmesiyle birden karşı taarruza geçer ve kızı kendinden uzaklaştırmaya çalışır.
Şuhude o zamana kadar yaşadığı ada halkından Tevfik Çeşban tarafından istenmiş yakışıklı, zengin ve aynı zamanda genç olması Şuhude’ nin onu reddetmesini sağlamıştır. Bu noktada kahraman kendini aşık olunmayacak kadar yaşlı ve çirkin göstermeye çalışır. Şuhude’ nin güzelliğine asla yakışmayacağını düşündüğünden ondan kaçar. Kahraman Şuhude’ nin fiziki özelliklere gerçekten de önem vermediğini anlayabilmek için onun ada da en pis ve en yaşlı olan çirkin kral Ali Bey’ le de rahatlıkla yaşayabileceğini söylemesi Şuhude’ yi kendinden uzaklaştırır. Ancak böyle bir güzelliğin de çirkin bir insana ait olması, kahramanın aşk denilen kavramın ne olduğunu gerçekten sorgulamasını sağlamıştır.
AŞK VE AYAK PARMAKLARI
Ömer Seyfettin bu hikayesinde aşka ve insanlara bakış açısını Asime Hanımefendi’ nin ve Hasan’ ın ağzından yazdığı iki mektupla dile getirir. Asime Hanımefendi’ yi aşkın gerçekte ne olduğunu anlamayan bir karakter olarak gösterir. Hasan’ ın ağzından yazdığı mektupta kadına ve erkeğe bakış açısını görmek mevcuttur. Hasan’ a göre erkekler belirgin hayvanlarla özdeştir. Örneğin; arslan profiline sahip birinin arslan karakterine, eşek profiline sahip birinin inatçı olması gibi. Hasan bu noktada hayvanlarla özdeşleştirdiği erkeklerin aslında onlardan bir farkı olmadığını dile getirir. Kadınlar da Hasan’ ın gözünde pek farklı değildir. Onlara da hayvan profilleri yükleyip karakterlerini belirlemeye çalışır. Aslında Hasan’ ın yaptığı şey gerçekte insanların aşkın ne olduğunu tam anlamıyla çözemediklerinden şikayettir.
Hasan’ ın bir zamanlar Asime Hanım’ a duyduğu aşk onu tam anlamıyla tanıyamaması geçen zaman içerisinde de Asime’ nin gerçek karakterini çözümlemesi ile ondan uzaklaşır. Hasan’ da Asime Hanımefendi de buldum zannettiği aşkı bırakıp arayışına yeniden geri döner.
TUĞRA
Hikayede, kahramanın, bir meyhanede oturarak yaşamı irdelemesi dile getirilir. Kahraman günde on iki saat çalışan paraya pek fazla değer vermeyen biri olarak tanıtılır. Meyhanede oturarak kadınlara olan ilgisini, yaşamında kadın olmayışının eksikliğini ve maddiyatın insana gerçekte bir şey kazandırmadığını dile getirir. Tuğra yardımıyla maddiyatın eleştirisini, değersizliğini gözler önüne serer.
BİRDENBİRE
Hikayede Ahder ve Yumuk adlı iki kadın karakter yardımıyla yaş farkına rağmen aşk kavramının irdelenişi dile getirilir. Aşk onlara göre bir zümrüt-ü anka yani masaldır. Aşkın ne olduğunu dünyada kimse öğrenememiştir. Aşk şairlerin terennümlerinden ibarettir.
Ahder hayatında yaptığını zannettiği hataları genç olan Yumuk’ un da yapmaması için bir nevi aşk öğretmeni gibi davranmayı ihmal etmez hikaye boyunca.
NEZLE
Masume Hanım otuz dokuz yaşında genç görünümlü duygulu bir kadın olarak tanıtılır. Hikayede çarpık izdivacın sonuçları yine gözler önüne serilir. Diğer hikayelerden farklı olarak Masume Hanım erkeklere karşı tavır takınmayıp genç, güçlü bir erkekle tekrar evlenmek ister. Günün birinde on dokuzundan arabaya bakan hizmetçisi Himmet gelir aklına bir kır gezisinde arabacısına sorar: “Şu ahırın oradaki ineği öküzün şerrinden kurtar.”der. Himmet: “Öküz ineği üzmüyor, koklaşıyorlar.”der Masume Hanım bir türlü ilgisini çekemediği Himmet’ e arabayı mesire yerine çekmesini söyler ve kurduğu hayalinde artık yıkıldığının farkına varır.
TÜRKÇE REÇETE
Ömer Seyfettin bu hikayesinde, yanlış batılılaşmayı Belkıs Hanım karakteri ile ortaya koyar. Belkıs Hanım hikayede zengin bir dul olarak tanıtılır. Sık sık rahatsızlanması dolayısıyla Doktor Şerif’ i çağırdığında ondan hastalık dışında magazin, eğlence, aşk, kadınlar hukuku, Avrupa Kadınları, yaşamları vs.hakkında bilgiler alır. Bu konuşmadan sonra Belkıs Hanım iyileşir ama doktorun gideceği zaman tekrar hastalanır ve ondan reçete yazmasını ister. Doktor Türkçe bir reçete Yazarak Belkıs Hanım’ a verir. Belkıs Hanım bu noktada Doktor Şerif’ in Avrupa eğitimi almasına rağmen böyle bir reçete yazmasını başlangıçta yadırgar. Doktor reçetede Belkıs Hanım’ a eğlenceyi, lüksü, modayı ve Avrupai Yaşantıyı tavsiye eder. Hikayede Doktor Şerif doğru bir batılılaşmanın gerçek bir timsali olarak üzerinde sıkça durulan diğer önemli bir kahramandır. Doktor Şerif batı eğitimi almasına rağmen kültür değerlerini yitirmeyen sağlam bir tip olarak tanıtılır.
TERAKKİ
Ömer Seyfettin bu hikayesinde Niyazi ve Neşet yardımıyla toplumda görülen medeni ilerlemenin farklı yönlerini dile getirir. Niyazi ve Neşet duvarları kağıt kaplı odada oturmuş sigara dumanları içerisinde medeniyetteki ilerlemeden konuşuyorlardı. Kısa bir zaman önce telefonun, elektriğin, sinemanın, otomobilin, gramofonun olmadığından bahsediyorlardı. Bütün bu gelişmelere şimdi sahip olunmasına rağmen pahalılıktan yakınıyorlardı. Paranın hiç bir kıymetinin kalmadığını düşünüyorlardı.
Niyazi ile Neşet medeniyetteki ilerlemeyi böyle eleştirirken dışarıdan gelen sesle birlikte dilencinin bambaşka bir dem vurduğunu gördüler dilenci de kendine göre artık dünyanın değiştiğini, merhametin kalmadığını, insanlık denen şeyin sona erdiğini dile getirir. Herkesin eğlenceye düşkün olduğunu ifade eder. Niyazi ile Neşet bu durumu şaşkınlıkla seyreder. Dilenciyi hem küçük görürler hem de filozof ve sosyalist olarak nitelendirirler. Sekiz on sene evvel bunları bile söyleyecek müderrisin olmadığını belirterek yaşadıkları zamanın ne kadar da farklı olduğunu ortaya koymaya çalışırlar.
BOYKOTAJ DÜŞMANI
Mahmut Türkçe konuşan ancak kültür değerleri bakımından Rum olduğuna inanan, Türkçülük cereyanının yükselmesine ve azınlıklardan alış veriş yapılmaması için Türkçülerin yaptığı boykota sinirlenen bir gazetecidir. Mahmut hikayede Türkçe ile Yunan edebiyatı yapmaya çalışan bir karakter olarak da gözükür. Yeniden İstanbul’ da Bizans’ın dirileceğine inanmış edebiyatı Yunan Edebiyatı fakat dili Türkçe olan bir Bizans Kültürü muhayyilesine sahiptir. Ona göre bütün medeniyet, insaniyet, şiir ve musiki hayatı Yunan Medeniyetinden çıkmıştır.
TUHAF BİR ZULÜM
Ömer Seyfettin bu hikayesinde Gaspadin, Mülki idare mensubu ve Kaşdanov yardımıyla kendi siyasi düşüncelerini dile getirme fırsatı yakalar. Özellikle Kaşdanov ve Müki İdare mensubu arasındaki geçen konuşmalarda bu düşüncelerini daha belirgin olarak dile getirir.
Kaşdanov, bir Türk Diplomat ve Gaspadin Bulgaristan’ da görüşürler ve aralarında şu diyalog geçer: Gaspadin’ e göre Türkler’ den ne sosyalist olur ne de nosyonalist. Sebebini ise taassub olarak gösterir. Gaspadin Türkler’ in taassubundan çok istifade ettiğini belirtir. Deliorman’ a kaymakam olduğunda bir tane bile Türk olmadığını niyetinin burayı kan dökmeden Bulgarlaştırmak olduğunu belirtir. Kasaba’ ya Makedonya’ dan sürekli muhacir getirip onlara ikamet vererek domuz besiciliği yapmalarını sağlamış. Bir süre sonra, Türkler gelip durumdan şikayetçi olmuşlardır. Domuzların çeşmelerden su içtiğini, tarlalarında dolaştığını ulu orta sokaklarda gezdiğini söylediler. Gaspadin‘ de onlara hürriyetten, hayvan haklarından domuzunda Allah’ ın yarattığı bir hayvan olduğundan bahsedip Türkleri başından gönderdi. Domuz düşmanı olan Türkler yavaş yavaş evlerini, tarlalarını satıp İstanbul’ a göç ettiler. Gaspadin’ de Türkler’ in sattığı yerleri satın alıp Makedonya’ dan muhacie getirmeye devam etti. Hikayenin kahramanı Türk diplomat bu olayı dinleyince Gaspadin’ e karşı olan tavrını ortaya koyar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ : Ömer Seyfettin’in Yüksek Ökçeler kitabı küçük hikayelerden ve bir de küçük bir piyesten oluşur. Hikayelere genel olarak bakıldığında ağırlıkta olan temanın sevgi ve aşk olgusu olduğu söylenebilir. Ancak Ömer Seyfettin hikayelerinde (Yüksek Ökçeler, Birden Bire, Nezle, Çirkinliğin Esrarı) aşırı yaş farkına rağmen yapılan izdivaçların yanlışları üzerinde de sıkça durduğu gözden kaçmamalıdır. Ancak bu hikayeler arasında Ömer Seyfettin’in siyasi düşüncelerini dile getirdiği Tuhaf Bir Zulüm adlı hikayesi farklı bir temada işlenen bir hikaye olarak göze çarpar. Piyes te yine karşılıklı sevgiyi dile getiren Ömer Seyfettin bu kez bu olayı dramatik bir halden çıkartıp komedi tarzında okuyucunun gözleri önüne serer.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Hatice Hanım:Batı hayranı, bunu da her hareketi ve özellikle giyimiyle belli eden bir kadın.Kitap ismini de bu kadının yüksek ökçeli ayakkabılarından almıştır.
Hayranzade Şem’ i Bey : 55 yaşında yeni zengin bir patron.
Peride Hanım : Büro müdiresi.
Sermet Bey : Başkatipliğe namzet.
Niyazi Molla
Gazanfer Bey
Bican Efendi
Müstement Efendi : 45 yaşında garson dö büro.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap öncelikle ayrı ayrı hikayelerden oluşmuştur.Kitabın bu şekilde yazılması kitabı sıkıcı olmaktan uzaklaştırmış,ilgi çekici bir hale getirmiştir.Ayrıca kitaptaki karakter analizleri de oldukça iyidir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
ÖMER SEYFETTİN

28 Şubat 1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti. Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893). Bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyade mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. İzmir'de Teğmen (1903-1910), daha sonra da üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler Dergisi'nde yazmaya başladı. Balkan Savaşı'nda tekrar subay olarak orduya döndü. Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

KİTABIN ADI
KURTULUŞ SAVAŞÇILARI
KİTABIN YAZARI
SEZEN ÖZOL
YAYIN EVİ VE ADRESİ
KASTAŞ YAYIN EVİ
BASIM YILI
1999



1.KİTABIN KONUSU:Kurtuluş savaşında cephedeki olaylar.

2.KİTABIN ÖZETİ:İbragim ağa 1914’deki genel seferberlikte askere alınmıştır. Sırasıyla Çanakkale Filistin muharebelerinde bulunmuş akıllı ve sevilen bir posta çavuşudur. İnönü savaşları ile askerin morali ve kurtuluşa olan inancı artar. Daha sonra Yunanlılar, takviye güçlerle, Kütahya-Eskişehir hattını ele geçirirler. Kütahya ve Eskişehirin düşmesinden sonra, cephede genel bir huzursuzluk ve bozgun havası vardır ancak Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının güzel yönetimiyle durum düzeltilir ve Sakaya savaşı ile düşmanın taarruz gücü kırılır, bu arada çok kayıp verilmiş ve bunalımlı günler yaşanmaktadır. Büyük taarruz ile düşmana son ve ölümcül darbe indirilerek, izmirde denize dökülmüştür. Yunanlılar çekilirkende, insanlığa yakışmayan katliamlar yaparlar. İbrağim ağa köydeki nişanlısına sürekli mektup yazarak hasretini gidermeğe çalışmaktadır. Bu mektuplarlda cephedeki durumdanda bahseder ve ondan, anlattığı olayları çevresindekilerede anlatmasını isteyerek halkın kurtuluş savaşını anlamasını ve padişahın yalanlarına inanmamalarını sağlamaya çalışmaktadır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Kurtuluşa olan inanç hiç bir zaman bitmez, insan bu sayede her türlü zorluğa göğüs gerebilir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN,ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:İbragim ağa akıllı ve vatan sever biridir. Seyfi yüzbaşı tabur komutanıdır, askerliği seven ve iyi bir insandır. Kiraz ibrahim ağanın nişanlısıdır, 8 yıldır beklemektedir vatansever,nişanlısını bekleyen örnek bir türk kızıdır.

. 5.KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER
Kitap, akıcı ve belgesel niteliğindedir. Olaylar içiçe bütünlük sağlanmıştır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
)KİTABIN ADI: GAZİ VE FİKRİYE

2)KİTABIN YAZARI: HIFZI TOPUZ

3)YAYINEVİ: REMZİ KİTABEVİ
4)BASIM YILI: 2001
5)KİTABIN KONUSU: Fikriye adındaki genç bir kızın Mustafa Kemal’e olan aşkı.
6)KİTABIN ÖZETİ:
Mustafa Kemal,Harbiye’de öğrenci iken,hafta sonu izinlerini üvey amcasının eşi olan,Makbule Hanımın evinde geçiriyordu.Fikriye’de o zamanlar küçük bir kızdı.Mustafa Kemal’e olan ilgisi de bu zamanlarda başladı.Mustafa Kemal Harbiye’den mezun olduktan sonra,görevleri nedeniyle uzun süre İstanbul’dan ayrı kalmıştı.Bu zaman aralığında Fikriye,onun hasretiyle başbaşaydı.
Mustafa Kemal,Milli Mücadele’yi başlatmak için,bazı fikirleridoğrultusunda İstanbul’a gelmiş,ilk iş olarakta Makbule Hanımların köşküne gitmişti.Makbule Hanım ve Fikriye O’nu göz yaşları içinde karşılamıştı.Fikriye büyümüş,güzel bir kız olmuştu.Mustafa Kemal’e olan ilgisini gizleyemiyordu.Mustafa Kemal’de bu ilginin farkına varmış,ama belli etmemiştir.
Mustafa Kemal,milli mücadele için Anadolu’ya geçmiş,Samsun,Amasya,Erzurum,Sivas derken,Ankara’ya gelmişti.Ulus’ta kalmaya başlamış,ve cumhuriyetin temellerini atmaya başlamıştı.
Fikriye ise biran önce aşık olduğu adamın yanına gitmek istiyordu.Mustafa Kemal’in Ankara’ya gidip,orda kalmaya başladığını duyunca,O’na haber gönderip,Ankara’ya gelmek istediğini belirtmişti.Olumlu cevap alınca dünyalar onun olmuş,hemen yola çıkmıştı.
Fikriye,Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal’in enbüyük yardımcısı olmuştu.Fakat hastalığa yakalanmış ve bitkin düşmüştü.Bunu paşasına belli etmemeye çaba sarfetmişti.Ancak savaş bittikten sonra,Mustafa Kemal bunu fark etmiş,ve tüm itirazlarına rağmen onu Almanya’ya,tedaviye göndermişti.
Bu süre içinde Mustafa Kemal,İzmir’de Latife adında biriyle tanışmıştı.Latife,kültürüyle Mustafa Kemal’i etkilemişti.Zaten kendiside her genç kız gibi paşaya aşıktı.Bir süre sonra da evlenirler ve Çankaya’ya yerleşirler.
Evlilik haberini duyan Fikriye yıkılmış ve tedavisini yarıda kesip hemen Ankara’ya dönmüştür.Çankaya’ya gitmiş fakat Latife’nin engellemeleri sonucu paşasıyla görüşememişti.Bunun üzerine köşkten dönerken göğsüne tabancasını doğrultup intihar etmişti.Hemen hastaneye kaldırılmış ve kurtarılmış,fakat bu sefer de hastalığının ilerlemesi sonucu ölmüştür.
Mustafa Kemal,Fikriye’nin ölümüne çok üzülmüştü.Çünkü onun,kendisini ne kadar sevdiğini biliyordu.Yıllar sonra kardeşine şunu söyler:”Beni iki kadın sevdi;biri kendim için,diğeri mevkiim için.”


7)KİTABIN ANAFİKRİ: Gerçek aşkta mevkiinin hiçbir önemi yoktur.

8)KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Mustafa Kemal: Kendini vatanın bağımsızlığına adamış fakat aynı zamanda aşka da vakit ayırabilmiş,fakat ikisini birbirine karıştırmamıştır.
Fikriye: Hayatını Mustafa Kemal’e adamış,onun için tüm sıkıntılara göğüs germiş v O’nu kaybedince canına kıymıştır
9)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHS^İ GÖRÜŞLER:
Kitap,aşkla savaşı,sevinçle üzüntüyü bir arada anlatan,akıcı ve sürükleyici bir kitaptır.
10)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Galatasaray Lisesini bitirmiş,üniversiteden sonra gazetecilik yapmıştır.Akşam gazetsinde yayın yönetmenliği yapmıştır.Bir çok eseri mevcuttur.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[align=center]
[/align]
KİTABIN ADI

CEZMİ

KİTABIN YAZARI

NAMIK KEMAL

YAYIN EVİ VE ADRESİ

İNKILAP-İSTANBUL

BASIM YILI

1990






[B]KİTABIN KONUSU : [/B]


Adil Giray’ın İran ile Osmanlı arasında yapılan savaştan sonra esir düşüp, orada Perihan, Şehriyar ve Cezmi ile olan ilişkilerini anlatmaktadır.

[B] KİTABIN ÖZETİ [/B]


Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer.
Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır.
1570 yılında İran seferi başlar. Cezmi bu sefere gönüllü olarak katılır. Bu sefer sırasında çok ustaca ve zekice davranışlarda bulunur ve ünü bir kat daha artar. Hatta sefer sırasında düşman olduğu halde canı pahasına da olsa Pertev isminde bir İran askerini de nehirde boğulmaktan kurtarır. Bu sayede Pertev’lede çok iyi dost olurlar. Bir başka İran seferinde Cezmi, Adil Giray’la tanışır. Cezmi bu savaşlarda gösterdiği kahramanlık sayesinde Adil Giray’ın teveccühünü kazanır.
Kötü şans eseri Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray savaş sırasında İranlılara esir düşer. Savaşta Adil Giray’ ı esir eden Hamza Mirza İran şahının oğlu ve komutan, Cengizoğullarından öyle iki kahraman şehzadeyi esir alarak başkente götürüp şöhret kazanmak ister.
Adil Giray ve Gazi Giray , Şehriyar tarafından ayrı yerlere hapsedilirler. Adil Giray sarayda ağırlanırken Gazi Giray bir adada “Kahkaha Zindanı” denilen yerde hapsedilir. Bunun sebebi ise Şehriyar’ın Adil Giray’I ilk anda görüp aşık olması ve Gazi’nin bu durumu anlayıp sorun çıkarmaması içindir.
Şehriyar, Adil ile görüşebilmek için türlü entrikalar çevirir. Onunla buluşup konuşmasını ise Adil’den bilgi alıp, onunda yardımıyla Kırım Hanlığı’nı ele geçirecek planlar yapmak olarak yorumlar.
Adil’in esirliği zamanında İran devletini kör bir şah, onun karısı Şehriyar ve kardeşi Perihan idare ediyorlardı. Şehriyar’ın oğlu Hamza Mirza ise sadece savaşlarla ilgileniyordu.
Şehriyarın Adil Giray’la yaptığı ikili müzakereler Perihan’I şüphelendirir. Perihan’da müzakerelere devletin bir idarecisi olarak katılmak ister ve katılır.
Şehriyar bir şekilde aşkını Adil Giray’ a yalnız oldukları zaman açıklar. Fakat Şehriyar çok kıskanç kişiliğe sahip olduğundan Perihan’dan gelebilecek tehlikeler için Adil Giray’a Perihan’ı olduğundan çok zıt bir şekilde tanıtır. Adil’ de inanıyormuş gibi davranarak Şehriyar’ a bir şey sezdirmeyip, onu kullanıp, kardeşini de serbest bıraktırıp anavatanına dönmek istemektedir.
Perihan, Adil Giray’ı ilk gördüğünde aşık olmuştur. Fakat Adil, Perihan’nın o tatlı güzelliğini üstündeki peçe sayesinde görememiştir. Fakat ilk görüşmelerde Adil Perihan’nın ne kadar zengin kalpli olduğunu, Şehriyar’ın anlattığından çok farklı olduğunu anlamıştır. Perihan’ın yüzünü de göstermesiyle ona ilk görüşte aşıl olmuştur.
Şehriyar’ın delice şehveti Perihan’ın masumca aşkı her ikisini de birbirine düşürmeye yeter. Şehriyar ve Perihan aynı kişiye aşık olduklarını, anlayınca artık aralarında bir kıskançlık yarışı başlar. Ayrıca Adil’inde Perihan’ı sevdiğini anlayan Şehriyar her ikisini de öldürmek için planlar yapar.
Adil Giray esir düştükten sonra Cezmi bu haberi alır ve Adil’in yardımına koşar. Cezmi, bir şekilde Adil’in bulunduğu odaya girmeyi başarır. Bundan sonra kaçış ve İran devleti hükümetini yıkıp yerine kendilerini getirmek için planlar yapmaya başlarlar. Cezmi bu planları uygulamak için bir İran askeri olan Abbas’ı kullanır.
Şehriyar’ın yaptığı planlar yanlış zamanda uygulandığı için suya düşer. Hatta planın istediği gibi gitmemesi kendisinin ölümüne sebep olur.
Şehriyar’ın askerleri Perihan ve Adil Giray’ ı da öldürürler , fakat aşklarını yok edemezler. Her ikisi de aynı mezara Cezmi tarafından defnedilir.
Cezmi kılık değiştirerek vatanına geri döner.


[B]KİTABIN ANAFİKRİ : [/B]


İki insan birbirini gerçekten seviyorsa hiçbir engel bu iki insanı birbirinden ayıramaz, mezarda dahil.


[B]KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : [/B]


Cezmi: Bilgin bir şair, yakışıklı, atlı sporda usta, cesur, gözüpek, yüksek karakterli bir askerdir.

Adil Giray : Doğuştan şair yaradılışlı, vicdanı temiz, kültürlü, kuvvetli, hamiyetli, yüksek iradeli ve girişken bir askerdir.

Perihan: Şahın kız kardeşidir.Tanrının özene bezene yarattığı, dünyalar güzeli bir kız olup, cesur, kuvvetli, sağlam iradeli, ahlak ve karakter bakımından emsali olmayan bir kişidir.

Şehriyar : Şahın karısıdır.Kırkında olmasına rağmen ince bir güzelliğe sahip, kuvvetli bir bünyesi olan, karakter bakımından ise ;iradesi zayıf, fesat düşkünü, menfaatçi bir kadındır.

Hamza Mirza : Şehriyar’ın oğludur. Annesine benzemeyen bir yapısı vardır. Annesi bir yılan Hamza ise bir kaplan yapısına sahiptir. Cesur , gözüpek, tecrübeli bir askerdir.

Abbas: Cezmi’nin görevlendirdiği , parayı çok seven bir İran askeridir.



[B] KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : [/B]


Kitap Türk edebiyatının ilk romanlarından olup, duygu ve hayale fazla yer vermiştir. Günümüz aşk ve tutku romanlarından pek farkı yoktur. Dili halk dilinde değildir. Akıcı ve heyecan verici bir romandır.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA ŞAHSİ BİLGİ :

Namık Kemal vatan şairlerimizin en büyüğüdür. Tekirdağ’ da doğdu. Annesi ve babasının yanında özel eğitim gördü. 16 yaşında evlendi Fransızcayı ögrendi. Tasvir-ı Efkar, Hürriyet ve İbret gazetelerinde yazdı. Sürgün edildi. Sonra tekrar İstanbul’a döndü. 2. Abdulhamid’in hışmına uğrayarak Midilli adasına sürüldü. Daha sonra Sakız adasına nakledildi ve orada üzüntüden vefat etti.
ESERLERİ:
Romanları : İntibah ve Cezmi
Tiyatroları : Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Karabela, Celalettin Harzemşah,
Eleştirileri : Tahrib- ı Harabat, Takip
Şiirleri :Namık Kemal, Hayatı ve Şiirleri
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
EYLÜL
KİTABIN YAZARI
MEHMET RAUF
YAYIN EVİ VE ADRESİ
HİLMİ KİTABEVİ
BASIM YILI
1946

[align=center]
[/align]

1. KİTABIN KONUSU :

Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ :

Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.

Necip de hem dostarı hemde akrabaları olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.

Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.

Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.

Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.

Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.





Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.

O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikiside çöken tavanın altında can verirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :


Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , birarada bulundukları sürede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Suat : Kocası Süreyya ile mutlu bir evlilik sürdürürken Necip Bey’e aşık olur.
Necip : Akrabaları olan Süreyya ve Suat’ın yanına gelip , Suat’a aşık olan bir adamdır.
Süreyya : Suat’ın kocasıdır. Onun için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir.
Hacer : Suat’ın kardeşi ve Necip ile gönül eğlendiren bir kadındır.



5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞ :

Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. Şahısların ruh hallerini çok iyİ bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır. Yalnız biraz ağır olduğu için okurken zorluk çekilmekte ve bu yüzden biraz da okuyucuyu sıkmaktadır.


6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ :

İstanbul’da doğdu. Soğuk Çeşme Askeri Rüştiye’sini ve Bahriye Mektebi!ni bitirdi. Bir süre subaylık yaptıktan sonra, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra bu görevinden ayrıldı. Hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. 1923’ ten sonra da ticaretle uğraşmaya başladı. Küçük yaşlarda iken edebiyata merak sarmıştı. Birçok eser yazdı,çeviri yaptı. Servet-I Fünun hareketine katıldı.
[B] [/B]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.