You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

1960 İhtilali, Siyasetin Kerbelasıymış (?)

1960 İhtilali, Siyasetin Kerbelasıymış (?)

Administrator
1960 İhtilali, Siyasetin Kerbelasıymış (?)
Siyasetin Kerbela'sı

Abant'ın bu seneki toplantısında en dikkat çekici konuşmalardan birini 29 Mart seçimlerinden sonra DP başkanlığından istifa eden Süleyman Soylu yaptı.

DP'nin siyaset sahnesine çıkışını berrak bir üslupla anlatan Soylu, 20. asrın ikinci yarısından başlamak üzere sancılı geçen demokratikleşme tarihimizde iki önemli toplumsal aktörün sistemle barıştığını; üç toplumsal kesimin ise hâlâ bunu sağlayamadığını, buna bağlı olarak yaşamakta olduğumuz siyasi krizin büyük ölçüde bundan kaynaklandığını öne sürdü. Soylu'ya göre, modern bir ulus devlet olarak Cumhuriyet kurulduğunda devlet kendine köylüleri, dindarları, Kürtleri, Alevileri ve azınlıkları öteki olarak seçmişti. Soylu'nun işaret ettiği husus önemlidir. Söz konusu toplumsal grupların nasıl konumlandırılmak istendiğine bakalım: Köylüler emredici politikalarla modernleştirilecekti; dindarlar otoriter laiklik çerçevesinde dinin sadece "diyanet" kısmıyla yetinecek, dini toplumsal hayata taşımayacaklardı; Kürtler, "yeni ulusal Türk kimliği"ni benimseyeceklerdi; Aleviler, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın verdiği 'Sünni-Hanefi' hizmetlere itiraz etmeyecek –ve belki zaman içinde laikleştirilerek Alevi kimliklerini küçücük dar bir alanda tutmakla yetineceklerdi-; azınlıklar ise zaten "sicilleri bozuk ve potansiyel tehlike" teşkil ettiklerinden elden geldiğince Lozan'ın daraltılmış haklarıyla yetineceklerdi. Bundan da anlaşılıyor ki; Cumhuriyet, bu toplumsal grupları sisteme dahil etmemekle yetinmiyor, kendince tanımlamalara tabi tutuyor ve devletin yaptığı resmi tanımı kabul edebildikleri oranda onlara güvenlik puanı veriyor. Fakat elbette bu gruplar söz konusu tanımlamaları kabul etmediler, itiraz ettikçe giderek dozu sertleşen bir "ötekileştirme" işlemine maruz kaldılar. Ve beklendiği üzere zaman içinde, sistemin dışına itilen bu geniş grupların devletle ve iktidar elitiyle olan ilişkileri, başka bir ifadeyle çatışmalı pozisyonları idari ve siyasi sistemin temel krizi haline geldi. Soylu'ya göre sorun, büyük ölçüde bu grupların sistemle uzlaştırılması noktasında toplanmaktadır. DP'nin iktidara gelmesiyle gerek Osmanlı'da gerekse tek parti döneminde (1923-1950) hayli ihmal edilmiş olan köylü kesimi merkeze taşındı, böylelikle idari/bürokratik merkezle iş tutması sağlandı. Menderes'in başardığı en önemli siyasi çaba budur. Turgut Özal, benzer bir uzlaştırmayı dindarlar üzerinden gerçekleştirdi.Özal'la ve RP'li belediyelerle birlikte dindarlar, iktidarın nimetlerini tattı ve sistemle çatışma ya da onu daha adil ve hakkaniyet esasına göre dönüştürmek değil, asıl iktidarı elde tutmanın daha fonksiyonel olduğunu anladılar.

Soylu'ya göre 1960 askeri darbesi "siyasetin Kerbela'sı"dır. Süreci kesintiye uğrattı. Askerler sadece rejime müdahalede bulunmakla kalmadılar, parti içi demokrasinin güçlü bir gelenek olarak yerleşmesinin de önüne geçtiler. Çünkü 1950 seçimleriyle iktidara gelen DP, 1923 öncesi güçlü demokratik geleneği ihya ediyordu. Mesela, Meclis'te bir yasa tasarısı müzakereye açıldığında, yeterince düşüncelerinin kabul görmediğini düşünen milletvekilleri, en yüksek perdeden bağırarak "Başbakan Menderes'in istifası"nı istiyorlardı. Bugün Meclis'te değil parti başkanının veya başbakanın istifasını isteyecek bir milletvekili, parti ve lider görüşüne aykırı hareket etmeyi göze alan milletvekili bulmak kolay değil. Süleyman Soylu, Menderes'in bu geniş toleransına "demokratik anarşizm" denebileceğini ve bugün Türkiye siyasetinin buna ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Soylu, Cumhuriyet'in asıl sorununun Kürtleri, Alevileri ve azınlıkları sistemle buluşturmak olduğunu düşünüyor. Bu üç kesimin siyasi krize yol açtıkları doğrudur. Ama köylüler ve dindarların sistemle buluşup öteki olmaktan çıktıkları doğru değildir. Üzerinde ayrıca durulmalı.

ali bulaç / zaman

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.