You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

12 Eylül 2010 Halkoylaması

Anket 12 Eylül 2010 Referandum oyunuz:

Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
Evet 15 (8.02%)
Hayır 167 (89.30%)
Kararsızım 1 (0.53%)
Oy Kullanmayacağım 4 (2.14%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız. Toplam:: 187 (100%)

12 Eylül 2010 Halkoylaması

12 Eylül 2010 Halkoylaması
Demokrasiyi amaç değilde araç olarak benimseyenler nasıl olacakta gerçek bir demokrasi getirecek?akp zihniyetine ve referanduma hayır!
[COLOR="Green"][SIZE="5"]Bütün dünya bilir Türk Ordusunu
Egemenlik kurdum yurt ulusunu
Dillerde söylenir Allah doğrusu
Cihana getirdim barışı sulhu

Gökyüzünde uçar turna katarı
Türkiye unutma güzel Atanı
Memleket kurtaran bunca vatanı
Her gelen gerçeğe çamur atanı
[/COLOR]
Posting Freak
12 Eylül 2010 Halkoylaması
hayır tabiki
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
12 Eylül 2010 Halkoylaması
AKP hükümeti ve yürütmenin:mad: başı İrecebim faşizme doğru yol alıyor.
Adı ılımlı veya az sıcak İslam olsun, ne kılıf uydurulursa uydurulsun,
diktatörlük kurmak için alt yapı hazırlanıyor.
Bu iktidar tam satılmış ve işbirlikçi olduğundan,
ekonomik tedbirlerden vazgeçen AKP için uluslararası derecelendirme kuruluşları açıkça bu tutumun Türkiye'nin kredi notunu düşürmeyeceğini peşin olarak beyan ediyor.
AKP iktidarına bu kadar sınırsız kredi verilmesinin nedeni onun Bürüksel uşağı olmasıdır.
ABD ve AB'yi ne insan hakları ne de demokrasinin ilgilendirmediği açıkça sırıtıyor.
Kahpe tuzaklarda şehit olan askerlerimiz onların sattığı mayınlara basıyorlar, bebek katili körit Apo, ABD'nin himayesinde asılmayıp besleniyor.
Ama 17 yaşındaki Erdal Ereni asan cunta 'Asmayalım da besleyelim mi?' diyordu.
Bu gün millete ihanet eden katili asamayıp besleyenler ise12 Eylül cuntasının acıları üzerinden timsah gözyaşları döküyor. O günü yaşayan insanlar ise bu riyakarlığa isyan ediyor.
]Faşizm, AB ve ABD'ye hizmet ediyorsa sorun yok.[/color]
Artık aydın ve liberal görünümlü yılanların gizli ajanlığı, aleni bir görüntü veriyor. Gözü gören için, kalbi pus tutmayan için her şey çok açık.
Türkiye, Emperyalizme uşaklıkta sınır tanımayan faşistini yaratıyor.
.
.
.


İnsanoğlunun acılar çekerek, bedel ödeyerek tekamülünü sağladığı en ideal yönetim şekli kuvvetler ayrılığı temelinde kurulan Cumhuriyet- Demokrasi: (Laik, sosyal, hukuk devleti.)
Kuvvetler ayrılığı Yasama, Yürütme ve Yargı'dan oluşuyor.
Bu erklerin her biri millet adına yetki kullanır.
Ancak bunlardan ikisi geçici olarak verilir: Yasama ve Yürütme.
Yargı yetkisi ise mütemadiyen, kesintisiz verilen bir yetkidir.
Millet, yetkilerini geçici olarak Yasama ve Yürütmeye devrederken güvencesini Yargıdan alır.
'Ben yetkimi geçici bir süreliğine meclise ve hükümete devrediyorum ama bunu yargı denetiminde tutuyorum.' der.
Geçici süreliğine iktidar olarak, millet adına yetki kullananlar, milletin süresiz olarak Yargıya devrettiği denetim yetkisinden rahatsız olurlar.
Tek başına hükümet olan, mecliste de tek başına yetkili olan AKP, yargıyı da denetimine almak istemektedir.
Böylece ülkedeki tek güç olma niyetindedir.
İşte bu faşizimdir.


[color=RedNe acıdır ki bu AKP'nin mecburi istikametidir.[/color]
Eli buna mahkumdur.
Çünkü:
1- Genişletilmiş Ortadoğu Projesi eşbaşkanından daha büyük ihanetler beklenmektedir.
Buna mecburdur.

2- AKP hükümeti bilerek ve isteyerek büyük bir tuzağa düşürüldü.
Çok zahmetsiz olarak, ağır borca sokuldu.
Çarkın dönmesi için paraya ihtiyacı var.
Bildenbergciler yani küresel sermaye bu çarkın dönmesi için tüm zenginlikleri sınırsızca talan etme hakkı istiyor. Bunu vermeye mecburdur.

3- Kalpazanlık, evrakta sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma, yargı kararlarını uygulamama, ayrımcılık yaparak kadrolaşma, milletin malını peşkeş çekme, vatan toprağını İngilize, Yunana, İsraile satma, terörü azdırma, terörle mücadele eden komutanları içeri tıkma, iftira ve düzmece belgelerle masumları Silivri'de ölüme terketme, denetimden kaçma, seçimlere hile karıştırma, Kıbrıs'ı satma, ülke sınırlarını korumama, çocuklarına menfaat sağlama gibi bir çok dosyadan yani Yüce Divan'dan kurtulmalıdır. Buna mecburdur.

Allah hiç kimseyi AKP ve İrecebimin durumuna benzetmesin.

Bağrıma taş basıp onlara bir iyilik yaparak

]'Hayır!' [/color]
diyorum.

Yoksa sonu uçurum Allah muhafaza.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 26/07/2010, 22:29, Düzenleyen: Dogan.
Posting Freak
12 Eylül 2010 Halkoylaması
[Resim: 38040_417197858466_718108466_4587608_5274859_n.jpg]
Bir ismi Ali’dir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Posting Freak
12 Eylül 2010 Halkoylaması
[Resim: 41483_566453949_6973_n.jpg]
Bir ismi Ali’dir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Junior Member
12 Eylül 2010 Halkoylaması
Evet dersek ne olur? Neden ‘HAYIR’ diyeceğiz?

Toplumun tüm katmanlarında değişim ve demokratikleşme konusunda irade vardır. Toplumun değişik kesimlerinde ve STK’lar tarafından büyük oranda Anayasanın değiştirilmesi konusunda bir talep vardır. Bu kadar uygun bir ortamın olduğu bir zamanda bu değişikliği toplumun sorunlarının çözümü ve bir arada yaşamın koşullarını oluşturacak yeni ve demokratik, çoğulcu, katılımcı bir Anayasa yapmak yerine basit, dar, uygulanırlığı mümkün olmayan maddeler içerir şekilde ve kendi isteklerine uygun maddeler koyarak değiştirmek bu toplumu ve bu değişim isteğini baltalamaktır. Üstelik de bu değişikliği pratikte uygulanırlığı mümkün olmayan “12 Eylül cuntasıyla hesaplaşma” sloganına oturtmak da toplumu aldatmaktan ve değişim isteğini törpülemekten başka bir şey değildir.

12 Eylül cuntasıyla hesaplaşılıyor, değişimler yapılıyor gibi sahte bir olguyla karşı karşıyayız. Daha şimdiden Başbakan “12 Eylül ile hesaplaşıyoruz, 12 Eylül anayasasını değiştiriyoruz” demektedir. Bu yanılgıya ve aldatmacaya EVET demeyeceğiz.

AKP; solcularla, Alevilerle, Kürtlerle, işçilerle, ötekileştirdikleriyle hesaplaşmakta, hesaplaşmanın zeminini hazırlamaktadır.

Ergenekon diye açtıkları davada esas sorgulanması gereken ve bu ülkenin karanlık döneminde imzaları bulunan Tansu ÇİLLER, Mehmet AĞAR, Necdet MENZİR gibi onlarca isme dokunulmuyor. Toplumun çete olduğunu bildiği bir takım isimlerin yanına muhalifler eklenerek susturuluyor. Asıl 12 Eylül darbecileri ve esas Ergenekoncular, çeteler, AKP hükümetince korunup kollanıyor. 12 Eylül darbesini, cezaevleri katliamlarını, işkenceleri, köy yakmaları, yargısız infazları, gözaltında kayıpları, Sivas katliamını, Maraş Katliamını, Çorum katliamını, Malatya, Gazi, Ümraniye katliamını yapan esas o Ergenekonculara ve bağlantılarına dokunulmuyor.

Bütün bunlarla beraber bu referandumla toplumun topyekûn Anayasa değişikliği talebi kısıtlanacak, değişim talebi rüzgârı ve heyecanı kesilecektir.

Bunun için bu güdük anayasa değişikliğine HAYIR diyerek topyekûn değişiklik talebimizin önünü açalım.

Alevilerin pirlerinden olan Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi ‘’Bozuk düzende sağlam çark olmaz’’ bu bozuk Anayasanın üzerine tamir bakım tutmamaktadır. Toplumun değişim ve demokratlaşma isteği topyekûn yeni bir Anayasa olmalıdır. O yüzden hangi madde gelirse gelsin toplumun heyecanı ve talebi güdük değişikliklerle harcanmamalı ve hangi değişiklik gelirse gelsin topyekûn demokratik bir Anayasa yapılıncaya kadar HAYIR denilmelidir.

O yüzden biz Aleviler, Pirimiz Pir Sultan’ın dediği gibi davranacağız. 12 Eylül cuntasının getirdiği, İslamcıların sarıldığı ve nemalandığı bu bozuk düzen Anayasasına yapılacak her türlü yandaşça yapılan tamir ve bakıma HAYIR diyeceğiz.

Demokratik, çoğulcu, katılımcı ve özgürlükçü yeni bir ANAYASA isteğimizden vazgeçmeyeceğiz.
Junior Member
12 Eylül 2010 Halkoylaması
Ali Rıza Dizdar, uzun yıllardır çok önemli davalara bakan kıdemli bir avukat. 12 Eylül döneminde pek çok idamlık mahkumun avukatlığını yapan Dizdar’ın müvekkillerinden Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner asılmıştı.

Ali Rıza Dizdar, yalnız avukat kimliği ile değil, sivil toplum örgütlerinde verdiği mücadele ile de tanınıyor. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde bir dönem başkanlık görevini de yapan Dizdar, idam cezalarına karşı uzun yıllar mücadele etmişti.

İdam mahkumu ailelerle birlikte siyasi partileri dolaşarak idama karşı destek isteyen Dizdar, o günlerde Refah Partisi İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da makamında ziyaret ederek destek istemişti.

Ali Rıza Dizdar Odatv’ye o gün Erdoğan ile aralarında geçen diyaloğu anlattı.

Dün 12 Eylül döneminde idam edilenlerin son mektuplarını okuyan Erdoğan, o dönem Dizdar’ın idama karşı destek talebine şöyle cevap vermişti: “Hayır efendim ne demek idam cezalarının kaldırılması haşa idam cezalarının kaldırılması söz konusu değildir. Bu idam cezaları kalkmaz, biz kısmet olur iktidar olursak Fatih Sultan Mehmet Kanunlarını getireceğiz. Düzenin kurulması için idam cezalarının devam etmesini sağlayacağız daha da artırarak”.Ali

İşte Dizdar'ın açıklamaları:

O dönemde İstanbul il başkanıydı. Tarih 1984–86 yılları arasındaydı. Kendisine bir ziyaret için gitmiştik. Yeri de Tarlabaşı aynalı çeşmedeydi. Refah Partisinin o zaman ki merkezi. Ben çağdaş yaşam derneği İstanbul şube başkanıydım yanımda aileler vardı. Metris’te tutuklu olan çocukların ailelerinden Feman Fırtına, DEVSOL’dan Gülten Şeşen, rahmetli Didar Şensoy ve zannedersem İnsan Hakları Derneğinden Şaban da vardı. Biz beraberce il merkezinden randevu aldık bütün partileri dolaşıyorduk. Amacımız idam cezalarının infaz edilmemesiyle ilgiliydi, kendisinden randevu aldık ve oraya gittik. Buluştuk ve konuşmaya başladık:

Kendisine “İdam cezasının kaldırılmasıyla ilgili sizden destek almak için geliyoruz” dediğimiz anda aynan şu kelimeleri kullandı ve hepimiz orda buz kestik

“Hayır efendim” dedi. “ne demek idam cezalarının kaldırılması… Hâşâ idam cezalarının kaldırılması söz konusu değildir” dedi.

Dün gibi hatırlıyorum kulaklarımda çınlıyor. “Söz konusu değildir, bu idam cezaları kalkmaz, biz kısmet olur da iktidar olursak Fatih Sultan Mehmet Kanunlarını getireceğiz. Ancak düzenin kurulması için idam cezalarının devam etmesini sağlayacağız. Daha da artırarak” dedi.

Oradaki anneler tamamen sarsıldılar. İkisi rahmetli oldu zaten şuanda. Tamamen sarsıldılar ve şaşırdılar. Ben kendisine döndüm dedim ki “yani Fatih Sultan Mehmet kanunlarını getirirken kardeşin kardeşi katletmesi vacip midir diyeceksiniz” Hiç cevap vermedi “evet” dedi soğuk bir tavırla. Ve oradan ayrılışımızı hatırlıyorum.

Bize randevu verdiği saati bile hatırlıyorum, akşamüzeriydi saat 18.30’a randevu vermişti. Buz gibi bir havayla oradan ayrıldık. Ben dün Erdal Eren'in Mustafa Pehlivanoğlu'nun, Nejdet Adalı'nın idamlarıyla ilgili konuşmasını dinlediğim zaman şaşırdım, üzüldüm yani yalancılık bu kadar olur. Hatta ben bu anılarımdan bazılarını anlattım, iki tane idamda bulundum. Ondan sonra Kadir Tandoğan ile Ahmet Saner'in idamında bulundum. Bunu da Osman Balcıgil'e, idamın günlüğünde tamamen anlattım. Hatta idamlarla ilgili en iyi şekilde bütün dokümanları tutan bir yazar vardır. O da Erbil Tuşalp'dir. Orada bulundum, Ankara'ya Adalet Bakanlığına gidip de İzmir'deki İlyas'ın idamında da neler söylendiğini çok iyi biliyorum.

İdam konusunda çok hassasım ama başbakanın bu yalanını insan olarak benim kabul etmem mümkün değil. Bari yalan söylemeseydi, idamlar için timsah gözyaşı demeyeceğim idam cezasının kaldırılmaması için uğraş veren bir insanın bu ağlama krizinin arkasındaki sahtekârlığı anlamış değilim. Bu konuda hiç sakin olamıyorum, öfkeliyim.

Sloganlarını attılar, beyaz bir gecede bir martı çığlığıyla bütün Üsküdar’ı inlettiler. Asıl orada onlar mahkûm olmadı, onlara hüküm verenler mahkûm oldu. İdam cezasını veren hâkimlerden bir tanesi, sarhoş bir vaziyette hala dolaşıyor etrafta, meslekten ayrıldı. Diğer hâkim ise o kararı orda seyrettikten sonra otomobil galericiliğine soyundu. “keşke portakal satsaydım da ben bu kararı vermeseydim” diyecek kadar da küçüldü

Ve benim yakama oradaki askerler yapışıp bizim iki avukata, avukat Nebi Barlas'a “niçin bunları kurtaramıyorsunuz bunlar adam öldürmekten değil Amerikan anayasasını ihlal etmekten dolayı asılıyorlarmış, niçin kurtarmıyorsunuz” diye yakamıza yapıştı. O sahneleri unutmadım o sahneleri yaşatanları unutamam o sahneleri bizlere yaşattıran emperyalistleri de hiç affedecek gücüm yok.

Rıza Dizdar’ın açıklamalarını aşağıda ki linke tıklayarak haberin orijinalinden dinleyebilirsiniz.

[FONT="Century Gothic"]Odatv.com

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.