<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Biyografiler]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:35:45 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sultan Alparslan]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-sultan-alparslan.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 17:43:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-sultan-alparslan.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/10.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 10.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SULTAN ALPARSLAN EFSANESİ</span>      <br />
<br />
 'Sultan Alparslan' efsanesi Malazgirt'te 1071'de ordusundan 4 kat daha büyük Bizans ordusunu mağlup ederek Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alparslan, kahramanlığı, öngörüsü ve başarılı devlet adamlığıyla ön plana çıkıyor GÜNDEM 26 Ağustos 2019 Pazartesi 16:24 Abone Ol: CİDDİGAZETE Malazgirt'te Bizans ordusunu bozguna uğratarak 1071'de Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alparslan, devlet adamlığının yanında kahramanlığı, öngörüsü ve üstün savaş stratejileriyle ön plana çıktı. Horasan Meliki Çağrı Bey'in son eşinden dünyaya gelen ve amcası Tuğrul Bey'in yerine 27 Nisan 1064'te Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Sultan Muhammed Alparslan, 42 yaşında elde ettiği büyük başarıyla dünya tarihinin geleceğine yön verdi. Ordusundan 4 kat büyük Bizans ordusuna karşı 26 Ağustos 1071'de kazandığı zaferle tarihin seyrini değiştiren Sultan Alparslan, yürekli askerleriyle asırlarca konuşulacak taktiksel bir savaşla elde ettiği başarı sayesinde Anadolu'nun fethini kolaylaştıran süreci başlattı. Kazandığı zaferle Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Sultan Alparslan, tarihe geçti. ’SELÇUKLU TARİHİNİN EN BÜYÜK HÜKÜMDARI’ Muş Alparslan Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Alican, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sultan Alparslan'ın Selçuklu tarihinin en büyük hükümdarı olduğunu söyledi. Sultan Alparslan'ın kazandığı Malazgirt Savaşı'nın sonuçlarıyla tarihin seyrine yön verdiğini belirten Alican, Bizans ordusunun bu savaşta büyük yenilgi yaşadığını hatırlattı. Bizans İmparatorluğunun Anadolu'ya doğru sefere çıktığını öğrenen Sultan Alparslan'ın Mısır seferini bırakarak dönmek durumunda kaldığını anlatan Alican, şunları kaydetti: "Malazgirt Savaşı, Selçukluların Bizanslılara karşı kendisini korumak ve İslam dünyasını muhafaza etme amacını taşıdıkları bir savunma savaşıdır. Sultan Alparslan, Bizans'ın ülkesine doğru yola çıktığını haber alınca Halep'ten dönerek Ahlat'a geldi. Bizans İmparatoru Romen Diyojen, bu sırada Malazgirt'i aldı. Sultan Alparslan askerleriyle Ahlat'tan ayrılarak Bizanslıları karşılamak için yola çıktı. Önceden gönderdiği öncü birlik Bizans ordusunun gönderdiği kaynaklarda 30 bin askerden oluştuğu belirtilen birliği mağlup etti. Bütün kaynaklar göz önüne alındığında Sultan Alparslan'ın ordusunun 50-60 bin asker olduğunu söylemek mümkün. Bizans ordusuna bakıldığında bu rakamın 200 bin civarında olabileceği tahmin ediliyor. Sultan Alparslan, 4 katı asker sayısına sahip orduyla karşılaştı." Sultan Alparslan'ın cuma günü son hazırlıklarını gözden geçirdiğini ve cuma namazında askerlerine dokunaklı bir hutbe verdikten sonra Bizans ordusuna saldırdığını ifade eden Alican, bu hareketinin Alparslan'ın ne kadar büyük bir komutan olduğunu gösterdiğini vurguladı. ’BİZANS'I KENDİNE TABİ KILDI’ Savaşta ilk taarruzun Selçuklular tarafından yapıldığına dikkati çeken Alican, kurt kapanı ve hilal taktiğinin Malazgirt Savaşı'nda başarıyla kullanıldığını, akşam olmadan Bizans ordusuna ağır darbe vurduğunu anlattı. Sultan Alparslan'ın savaş ahlakını da üst düzeyde tutan bir komutan olduğunu ifade eden Alican, "Sultan Alparslan Malazgirt'te büyük bir zafer elde ederek Bizans imparatorunu esir almıştır. O zamana kadar Müslümanlar hiçbir zaman bir Bizans imparatorunu esir almamıştır. İlk kez bir Bizans imparatoru olan Romen Diyojen, Selçuklulara esir düşmüştür. Sultan Alparslan, Bizans imparatoruna, onu affettiğini, ülkesine iade edeceğini söyledi. Sultan Alparslan, bu diyaloğun ardından anlaşma imzalatıyor. Burada ağır maddeler var. Anlaşmada dikkati çeken bir madde var. 'Selçuklu sultanı gerek duyduğu, talep ettiği takdirde Bizans imparatoru Selçuklu sultanına yardımcı birlik gönderecek' maddesi. Bir anlamda Selçuklular, Malazgirt Anlaşması'yla Bizans'ı kendisine tabi kılmıştır. Bizans İmparatorluğu 30-40 yıllık Selçuklu Devleti'nin vassalı haline gelmiştir. Bizans imparatoru ülkesine gittikten sonra tahttan indirilmiş ve öldürülmüştür." Türkmenistan seferi sırasında uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Sultan Alparslan'ın elde ettiği zaferle Anadolu'nun kapılarını açtığını vurgulayan Alican, Malazgirt yenilgisinin, Bizans İmparatorluğu'nun gerileme sürecini başlatması açısından da önemli olduğunun altını çizdi. ’İSLAM ALEMİNİN BİRLİĞİ İÇİN MÜCADELE EDEN BİR KOMUTANDI’ Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rahmi Tekin de Sultan Alparslan'ın, verdiği kararlar, hızlı hareket etme özelliği ve devlet adamlığıyla tarihin en önemli isimlerinden biri olduğunu belirtti. Türkleri bölgeden atmak için büyük bir orduyla doğuya harekete geçen Bizanslılara karşı duran Sultan Alparslan'ın, yürekli askerleriyle tarihin seyrini değiştiren bir zafere imza attığını kaydeden Turan, şu bilgileri verdi: "Halep'te olan Sultan Alparslan'ın kısa sürede Halep'ten Ahlat'a gelmesi bölge halkının öz güvenini artırdı. Sultan Alparslan'ın öncü birliği Bizans'ın kutsal haçı ile komutanını esir alarak Bağdat'taki halifeye gönderdi. Kutsal haçın gönderilmesi önemli bir nişane. Bağdat'ta halife o günkü bütün İslam aleminde İslam ordusu için dualar okuttu. Savaş Ahlat'ta başladı ve Malazgirt'te sonuçlandı. Sultan Alparslan'ın en büyük özelliği İslam aleminin birliği için mücadele eden, çok hızlı hareket edebilen ve hızlı karar veren bir komutandı."       ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/10.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 10.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SULTAN ALPARSLAN EFSANESİ</span>      <br />
<br />
 'Sultan Alparslan' efsanesi Malazgirt'te 1071'de ordusundan 4 kat daha büyük Bizans ordusunu mağlup ederek Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alparslan, kahramanlığı, öngörüsü ve başarılı devlet adamlığıyla ön plana çıkıyor GÜNDEM 26 Ağustos 2019 Pazartesi 16:24 Abone Ol: CİDDİGAZETE Malazgirt'te Bizans ordusunu bozguna uğratarak 1071'de Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alparslan, devlet adamlığının yanında kahramanlığı, öngörüsü ve üstün savaş stratejileriyle ön plana çıktı. Horasan Meliki Çağrı Bey'in son eşinden dünyaya gelen ve amcası Tuğrul Bey'in yerine 27 Nisan 1064'te Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Sultan Muhammed Alparslan, 42 yaşında elde ettiği büyük başarıyla dünya tarihinin geleceğine yön verdi. Ordusundan 4 kat büyük Bizans ordusuna karşı 26 Ağustos 1071'de kazandığı zaferle tarihin seyrini değiştiren Sultan Alparslan, yürekli askerleriyle asırlarca konuşulacak taktiksel bir savaşla elde ettiği başarı sayesinde Anadolu'nun fethini kolaylaştıran süreci başlattı. Kazandığı zaferle Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Sultan Alparslan, tarihe geçti. ’SELÇUKLU TARİHİNİN EN BÜYÜK HÜKÜMDARI’ Muş Alparslan Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Alican, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sultan Alparslan'ın Selçuklu tarihinin en büyük hükümdarı olduğunu söyledi. Sultan Alparslan'ın kazandığı Malazgirt Savaşı'nın sonuçlarıyla tarihin seyrine yön verdiğini belirten Alican, Bizans ordusunun bu savaşta büyük yenilgi yaşadığını hatırlattı. Bizans İmparatorluğunun Anadolu'ya doğru sefere çıktığını öğrenen Sultan Alparslan'ın Mısır seferini bırakarak dönmek durumunda kaldığını anlatan Alican, şunları kaydetti: "Malazgirt Savaşı, Selçukluların Bizanslılara karşı kendisini korumak ve İslam dünyasını muhafaza etme amacını taşıdıkları bir savunma savaşıdır. Sultan Alparslan, Bizans'ın ülkesine doğru yola çıktığını haber alınca Halep'ten dönerek Ahlat'a geldi. Bizans İmparatoru Romen Diyojen, bu sırada Malazgirt'i aldı. Sultan Alparslan askerleriyle Ahlat'tan ayrılarak Bizanslıları karşılamak için yola çıktı. Önceden gönderdiği öncü birlik Bizans ordusunun gönderdiği kaynaklarda 30 bin askerden oluştuğu belirtilen birliği mağlup etti. Bütün kaynaklar göz önüne alındığında Sultan Alparslan'ın ordusunun 50-60 bin asker olduğunu söylemek mümkün. Bizans ordusuna bakıldığında bu rakamın 200 bin civarında olabileceği tahmin ediliyor. Sultan Alparslan, 4 katı asker sayısına sahip orduyla karşılaştı." Sultan Alparslan'ın cuma günü son hazırlıklarını gözden geçirdiğini ve cuma namazında askerlerine dokunaklı bir hutbe verdikten sonra Bizans ordusuna saldırdığını ifade eden Alican, bu hareketinin Alparslan'ın ne kadar büyük bir komutan olduğunu gösterdiğini vurguladı. ’BİZANS'I KENDİNE TABİ KILDI’ Savaşta ilk taarruzun Selçuklular tarafından yapıldığına dikkati çeken Alican, kurt kapanı ve hilal taktiğinin Malazgirt Savaşı'nda başarıyla kullanıldığını, akşam olmadan Bizans ordusuna ağır darbe vurduğunu anlattı. Sultan Alparslan'ın savaş ahlakını da üst düzeyde tutan bir komutan olduğunu ifade eden Alican, "Sultan Alparslan Malazgirt'te büyük bir zafer elde ederek Bizans imparatorunu esir almıştır. O zamana kadar Müslümanlar hiçbir zaman bir Bizans imparatorunu esir almamıştır. İlk kez bir Bizans imparatoru olan Romen Diyojen, Selçuklulara esir düşmüştür. Sultan Alparslan, Bizans imparatoruna, onu affettiğini, ülkesine iade edeceğini söyledi. Sultan Alparslan, bu diyaloğun ardından anlaşma imzalatıyor. Burada ağır maddeler var. Anlaşmada dikkati çeken bir madde var. 'Selçuklu sultanı gerek duyduğu, talep ettiği takdirde Bizans imparatoru Selçuklu sultanına yardımcı birlik gönderecek' maddesi. Bir anlamda Selçuklular, Malazgirt Anlaşması'yla Bizans'ı kendisine tabi kılmıştır. Bizans İmparatorluğu 30-40 yıllık Selçuklu Devleti'nin vassalı haline gelmiştir. Bizans imparatoru ülkesine gittikten sonra tahttan indirilmiş ve öldürülmüştür." Türkmenistan seferi sırasında uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Sultan Alparslan'ın elde ettiği zaferle Anadolu'nun kapılarını açtığını vurgulayan Alican, Malazgirt yenilgisinin, Bizans İmparatorluğu'nun gerileme sürecini başlatması açısından da önemli olduğunun altını çizdi. ’İSLAM ALEMİNİN BİRLİĞİ İÇİN MÜCADELE EDEN BİR KOMUTANDI’ Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rahmi Tekin de Sultan Alparslan'ın, verdiği kararlar, hızlı hareket etme özelliği ve devlet adamlığıyla tarihin en önemli isimlerinden biri olduğunu belirtti. Türkleri bölgeden atmak için büyük bir orduyla doğuya harekete geçen Bizanslılara karşı duran Sultan Alparslan'ın, yürekli askerleriyle tarihin seyrini değiştiren bir zafere imza attığını kaydeden Turan, şu bilgileri verdi: "Halep'te olan Sultan Alparslan'ın kısa sürede Halep'ten Ahlat'a gelmesi bölge halkının öz güvenini artırdı. Sultan Alparslan'ın öncü birliği Bizans'ın kutsal haçı ile komutanını esir alarak Bağdat'taki halifeye gönderdi. Kutsal haçın gönderilmesi önemli bir nişane. Bağdat'ta halife o günkü bütün İslam aleminde İslam ordusu için dualar okuttu. Savaş Ahlat'ta başladı ve Malazgirt'te sonuçlandı. Sultan Alparslan'ın en büyük özelliği İslam aleminin birliği için mücadele eden, çok hızlı hareket edebilen ve hızlı karar veren bir komutandı."       ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kara Fatma]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kara-fatma.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 17:37:56 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kara-fatma.html</guid>
			<description><![CDATA[]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> MİLLİ MÜCADELE'NİN BAYRAKLAŞAN KAHRAMANI </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ...KARA FATMA EFSANESİ... </span><br />
  <br />
 ’Kara Fatma’ ismi, Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşamış bir şahsiyeti ifade etmekten ziyade; esasen Kuva-yı Milliye ruhunun bayraklaşan Türk kadınını sembolize eden bir karakter olarak hafızamıza yerleşmiştir. Nitekim, MüslümanÂTürk aile yapısını incelediğimizde hemen her ailede bir Fatma’nın bulunduğunu görürüz. Kimi evde Fatma o evin annesidir, kiminde gelindir Fatma, kiminde ise bacıdır. Hülasa Fatma’sı olmayan aile özellikle Anadolu’da neredeyse yoktur. Anadolu’nun hemen her karışında mutlaka bir Fatma’mız vardır. O bakımdan, vatanın işgal altında olduğu ve can emniyetinin, mal emniyetinin, ırz ve namus emniyetinin tehlikeye düştüğü savaş yıllarında Türk kadını da cephe gerisinde mücadele vermiş, milli heyecanın şahlandırdığı Fatma’lar, Ayşeler, Hatice’ler birer kahraman şahsiyet olarak bayraklaşmıştır. İşte ’Kara Fatma’ da, vatanın ve milletin namusuna uzanan nâmahrem elleri kırmak için ortaya çıkmış, destanlaşmış Türk kadınıdır. İzmir’in ’Kara Fatma’sı vardır, Erzurum’un ’Kara Fatma’sı vardır, Sivas’ın, Hatay’ın, Kahramanmaraş’ın, Trabzon’un, Gaziantep’in kısacası memleketin her köşesinde bir ’Kara Fatma’mız vardır.<br />
<br />
]Vatanseverliğin Ve Kahramanlığın Yüce Abidesi <br />
Kara Fatma namı ile temayüz etmiş kadın kahramanımızın ilkine 93 Harbi’nde OsmanlıÂRus Savaşı sırasında rastlıyoruz. Kara Fatma, genç yaşında kendisi gibi vatansever ve mücadeleci kadınları etrafına toplayarak âdetâ gönüllü bir alay teşkil eder. Kâh cepheye lojistik destek veriyor, kâh cephe gerisi emniyeti sağlamak için manevra yapıyor kâh bizatihi disiplinli bir ordu efrâdı gibi hareket ederek cephede düşmanla boğuşuyordu Kara Fatma.<br />
’Kadınlar Dünyası’ isimli gazetenin 20 Temmuz 1913 tarihli nüshasında bu muhterem Kuva-yı Milliyeci validemizden şu şekilde bahsedilir:<br />
’Kara Fatma, Malatya'ya bağlı Aladağlı'dır. Zayıf, orta boylu ve esmer, gözleri ve kaşları siyahtır. Elbisesi, erkek elbiselerinin aynıdır. Entari yerine geniş bir şalvar, ceket yerine ise ’sarka’ tâbir olunan bir tür cepken giyerdi. Sesi erkek sesi gibi gür ve sertti. Yüzünü örtmez fakat, saçlarını boynuna dolar; başının, yüz kısmı dışında bütün kısımlarını ’Leçel’denilen beyaz bir bezle kat kat sararak örterdi. Maiyeti üzerinde son derece etkiye ve güce olup, İbrahim nâmındaki hizmetlisi dahi Kara Fatma'nın hışım ve heybetinden ürperirdi. Cengâver olduğu kadar da yumuşaktı lakin, şefkati lüzumundan fazla değildi. Kara Fatma, tarihen sâbit olan en mühim ve parlak zaferlerini Rusya Muhârebesi dönemlerinde göstermiştir’. Meşhur Sivastopol Destanı'nda Kara Fatma şu mısralarla anlatılır:<br />
<br />
]Sivastopol Destanı'nda Kara Fatma <br />
<br />
Beş altı gün sonra geldi<br />
Kara Fatma-i gazi<br />
Nisâlar kahramanı, şeref-razı<br />
<br />
Beş altı yüz kişiyle geldi o an,<br />
Kamusu hep süvâri-i namdarân.<br />
<br />
Onların nâmı var Türkmen ilinde<br />
Kılıç belinde, kargı yollarında.<br />
<br />
Onlar çok kırdı düşman, döktü kanın<br />
Şehid oldu karındaşı nisânun.<br />
<br />
O hâtun kendi dahi yaralandı<br />
Onuldu yarası hoş varlandı.<br />
<br />
Ömer paşa olup ŞumnÃ»da kâim<br />
Onlara gönderir cephâne dâim.<br />
<br />
Kara Fatma bu harpte yüz bin kişilik düşman ordusunun karşısında geceli gündüzlü savaşmış, Türk ordusunun en ileri hatlarına kadar giderek askere cesaret aşılamıştır. Bu harpte bir ara yaralanmış ve kardeşini kaybetmişti. Kahramanlığı yabancı eserlere de geçmiştir.<br />
Allah şefaatinden mahrum eylemesin’<br />
<br />
]Yunan’ın Korkulu Rüyası <br />
<br />
Kuva-yı Milliye'nin ’Kara Fatma’ namlı kadın kahramanlarından bir diğeri de Batı Anadolu'da ortaya çıkmıştır. Bu bölgede milletin ve memleketin kurtuluşu için kahramanca çarpışan Kara Fatma, Yunanlılara karşı gösterdiği mücadeleleriyle Mustafa Kemal Atatürk'ün de liyakatini kazanmıştır. Ülkenin o kara günlerinde, Müslüman Türk kimliğine sahip Anadolu kadınını gönülden temsil eden; vatan için, namus için, bayrak için, istiklâl için, varlık için, şeref için dövüşen ve adı sık sık gündeme gelen bu muhterem validemiz, nesiller boyunca iftihar ile hatırlayacağımız kahraman Türk kadınlarımızın önderlerindendir’ Muhârebe zamanlarında giydiği elbisesini ölünceye kadar sırtından çıkarmayan Kara Fatma’nın yakın zamanda "İstiklâl Madalyası" ile çoğu kez basında haberi çıkmış, cadde ve sokaklarda gelip geçenlerin dikkatini çekmiştir.<br />
<br />
]Muharebe Bana Düğün Gelir <br />
<br />
Memlekette can ve namus emniyetinin tehlikede olduğunu gören bu eli öpülesi validemiz, kadınlığın o ince yapılı karakterini hiç düşünmeden, ’Kadın isem de, Türk değil miyim?’ diyerek işgal kuvvetlerinin zulüm ve cinayetlerine karşı Kuva-yı Milliye hareketine katılmıştır. O da, isimleri tarih boyunca şan ve şerefle yad edilecek diğer kadın kahramanlarımız gibi vatanın bağımızlığı, milletin selameti için canı pahasına hizmet etmiştir. Kara Fatma, işgalcilerin zulümlerini artırdığı ve dayanılmaz olduğu bir dönem İstanbul'dan yola çıkarak dolu dizgin, gençlik ve memleket aşkının verdiği cesâretle Sivas'a gelir ve Mustafa Kemâl Paşa’nın huzuruna çıkar:<br />
Â ’Bütün millet, vatanın kurtarılmasını bekliyor, işte ben de kadın halimle geldim, iş göster, emret Paşam!’ der’<br />
Samimi ve içten gelen bu sözler Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz’<br />
Â ’Peki ama, sen ne iş görebilirsin ki? Silah kullanır mısın? Ata biner misin? Harpten ateşten korkmaz mısın?..’<br />
Kara Fatma’dan beklenilen cevap gelir:<br />
Â ’Ata binerim, silah kullanırım, muharebe bana düğün gelir Paşam, düğün’!’<br />
Bu Müslüman Türk kadınına hayran kalan Mustafa Kemal Paşa:<br />
Â ’Şu dakikada bütün kadınlarımız senin gibi olsalardı Kara Fatma’<br />
Diyor ve bu sÃ»retle ’Fatma Hanım’, ’Kara Fatma’ lâkabını almış oluyor.<br />
<br />
]Bir Kurşun Yarası Ve Kırmızı Kurdelalı Bir Harp Madalyası <br />
<br />
Mustafa Kemal'den aldığı emir ve tavsiyelerle İstanbul'a gelen Kara Fatma 15 kişilik vatansever genci etrafına toplamıştır ve buradan Kocaeli'ne geçmektedir. Köylerde vaziyeti asla belli etmeden tam bir teşkilat kurmayı başararak Geyve'de cephe tutar. Halid Bey Kumandası'nda bir yıl vatani görevde bulunur Kara Fatma ve bu sırada ilk defa yaralanır. Teşkilat lağvedilince orduya çavuş olarak katılır. Birçok korkulu savaşlarda orduya, istiklâle büyük hizmetler eden Kara Fatma'nın bu zaferlerden tek nişânesi aldığı bir yara ile kırmızı kurdelalı bir harp madalyasıdır. Bu gururu ve iftiharı ömrü boyunca taşımıştır.<br />
<br />
]Kuva-yı Milliye'nin Yorulmaz Hizmetçisi <br />
<br />
Kara Fatma, bir basın mensubuna, KuvaÂyı Milliye dönemindeki hizmet ve faaliyetlerinden şu şekilde bahsetmiştir:<br />
Â ’İzmit, Adapazarı, Düzce ve civarına Yunanlılar sık sık baskınlar yapıyordu. Bir gün kumandan Halid Bey beni çağırdı ve dedi ki:<br />
Â ’Fatma Hanım, senin bugüne kadar yaptıklarından çok memnunum, sana kaymakamlık vereceğim’.<br />
Halid Bey'in bu sözlerinden anlamıştım ki, bana gene mühim bir iş verecek.<br />
Şu emri verdi.<br />
Â ’Şimdi adamlarını alıp İznik'e gideceksin!’.<br />
Â ’Ama ben on beş gün önce orada idim’.<br />
Â ’Gene gideceksin, orada bulun, işlerin var’.<br />
Emir, emirdi. Derhal hazırlandım, atlarımıza atladık, dağlardan bayırlardan dolu dizgin koşturuyorduk.<br />
Yolda nefes nefese iki köylüye rastladık. Bizi görünce:<br />
Â ’Aman’ dediler, ’İmdada gelin, köyümüzü bastılar, hepimizi öldürecekler’.<br />
Â ’Kimler bastı köyünüzü?’.<br />
Â Kimler olacak, Yunan gâvuru’.<br />
Öyle günler yaşıyorduk ki; kimseye inanmak caiz de değildi hani. Bu, düşmanın bir oyunu da olabilirdi, nitekim bu gibi hadiselerle çok karşılaşmıştık.<br />
Â ’Hangi köydensiniz?’.<br />
Â ’Elmacık Köyü'nden’.<br />
Hemen atlardan indik, kıyafetlerimizi değiştirdik. Ben eski püskü bir elbise giymiştim. Köye girdiğimiz zaman, manzara tüyler ürpertici idi. Meydanda bir papaz oturuyordu. Etrafında onbeş, onaltı kadar silâhlı vardı. Türkleri bir araya getirmişlerdi. Papaz, Yunanlılara sordu:<br />
Â ’Nasıl ceza verelim?’.<br />
Yunanlılardan biri:<br />
Â ’Onları iyice bağladıktan sonra bize teslim edin, intikamımızı biz alırız’. Dediler.<br />
Benden şüphe edilmediği için yanlarına kadar yaklaşmıştım.<br />
Papaz, üç köylünün bir ağaca bağlanmasını emretti.<br />
Kardeşime yaklaştım:<br />
Â ’Hali görüyor musunuz?’ dedim; ’İyi ki gelmişiz, şimdi tabancamı adamların üzerine boşaltacağım’.<br />
Kardeşim sert bir ifade ile yüzüme baktı ve yavaş sesle:<br />
Â ’Acele etme, sonra işi bozarız’<br />
Cevabını kulağıma fısıldadı. Ben bekleyecek halde değildim. Heyecanımdan tir tir titriyordum. Oğlum da benim halimden şüphelenmişti. Yanıma yaklaştı o da fısıldadı:<br />
Â ’Acele etme anne’.<br />
Düşmanın rengi küle döndü...<br />
Ağaçlara bağlananların az sonra can vereceklerini anlayan köylüler ağlaşmaya, feryad etmeye başlamışlardı.<br />
Ne olursa olsun fazla sabredemeyecektim. Tabancamı çektim ve:<br />
Â ’Teslim olun!’ diye haykırdım.<br />
Tabii, adamlarım da silahlarını çekmişlerdi. Bu beklenmeyen hâl, düşmanı öylesine şaşırtmıştı ki... Hemen ağaçlara bağlananların iplerini çözdürdüm ve silahlı düşmanların silahlarını aldırdıktan sonra onları bağlattım. Papaza dönerek:<br />
Â ’Haydi’ dedim, ’Şimdi siz ölümlerden ölüm beğenin’.<br />
Hepsinin de rengi kül gibi olmuştu. Titriyorlardı. Oracıkta düşüp öleceklerdi.<br />
Adamlarıma döndüm:<br />
Â ’Hepsini Halid Bey'e götürünüz’ dedim, ’Cezalarını o verecektir’.<br />
İzmit'e döndüğümüz zaman Süvari Livası Hacı Arif Bey bu muvaffakiyetimizden dolayı bizim için büyük bir merasim hazırlamıştı. Köylüler, coşkun tezahürat yapıyordu. Fakat bu muvaffakiyet ile birlikte beni sükÃ»tu hayale gark eden bir mesele hasıl oldu. Meğer ’Kara Fatma tehlikeden sakınmıyor, başımıza bir iş açar’ diye beni, geri hizmetlere almaya karar vermişler. Kıyameti kopardım. Halid Bey:<br />
Â ’Bilmiyorum Fatma Hanım’ dedi, ’Ölümden korkmuyorsun, fakat ya şehid olmaz da esir düşersen ne olur?.. Bizimkilerin maneviyatı bozulur, düşmanın maneviyatı kuvvetlenir. Sen hiçbir tehlikeden kaçmıyorsun. Ya, Elmacık Köyü'ndeki düşman kuvvetli olsaydı da sizi esir etseydi ?...<br />
Tabii, o zaman kim tehlikeyi düşünüyordu. Lakin, bundan sonra daha ihtiyatlı davranacağımı vadederek vazifeme devam ettim’’<br />
Allah mübarek şefaatlerine nail eylesin’<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/1.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.gif]" class="mycode_img" />   <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">_ALINTIDIR_</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> MİLLİ MÜCADELE'NİN BAYRAKLAŞAN KAHRAMANI </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ...KARA FATMA EFSANESİ... </span><br />
  <br />
 ’Kara Fatma’ ismi, Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşamış bir şahsiyeti ifade etmekten ziyade; esasen Kuva-yı Milliye ruhunun bayraklaşan Türk kadınını sembolize eden bir karakter olarak hafızamıza yerleşmiştir. Nitekim, MüslümanÂTürk aile yapısını incelediğimizde hemen her ailede bir Fatma’nın bulunduğunu görürüz. Kimi evde Fatma o evin annesidir, kiminde gelindir Fatma, kiminde ise bacıdır. Hülasa Fatma’sı olmayan aile özellikle Anadolu’da neredeyse yoktur. Anadolu’nun hemen her karışında mutlaka bir Fatma’mız vardır. O bakımdan, vatanın işgal altında olduğu ve can emniyetinin, mal emniyetinin, ırz ve namus emniyetinin tehlikeye düştüğü savaş yıllarında Türk kadını da cephe gerisinde mücadele vermiş, milli heyecanın şahlandırdığı Fatma’lar, Ayşeler, Hatice’ler birer kahraman şahsiyet olarak bayraklaşmıştır. İşte ’Kara Fatma’ da, vatanın ve milletin namusuna uzanan nâmahrem elleri kırmak için ortaya çıkmış, destanlaşmış Türk kadınıdır. İzmir’in ’Kara Fatma’sı vardır, Erzurum’un ’Kara Fatma’sı vardır, Sivas’ın, Hatay’ın, Kahramanmaraş’ın, Trabzon’un, Gaziantep’in kısacası memleketin her köşesinde bir ’Kara Fatma’mız vardır.<br />
<br />
]Vatanseverliğin Ve Kahramanlığın Yüce Abidesi <br />
Kara Fatma namı ile temayüz etmiş kadın kahramanımızın ilkine 93 Harbi’nde OsmanlıÂRus Savaşı sırasında rastlıyoruz. Kara Fatma, genç yaşında kendisi gibi vatansever ve mücadeleci kadınları etrafına toplayarak âdetâ gönüllü bir alay teşkil eder. Kâh cepheye lojistik destek veriyor, kâh cephe gerisi emniyeti sağlamak için manevra yapıyor kâh bizatihi disiplinli bir ordu efrâdı gibi hareket ederek cephede düşmanla boğuşuyordu Kara Fatma.<br />
’Kadınlar Dünyası’ isimli gazetenin 20 Temmuz 1913 tarihli nüshasında bu muhterem Kuva-yı Milliyeci validemizden şu şekilde bahsedilir:<br />
’Kara Fatma, Malatya'ya bağlı Aladağlı'dır. Zayıf, orta boylu ve esmer, gözleri ve kaşları siyahtır. Elbisesi, erkek elbiselerinin aynıdır. Entari yerine geniş bir şalvar, ceket yerine ise ’sarka’ tâbir olunan bir tür cepken giyerdi. Sesi erkek sesi gibi gür ve sertti. Yüzünü örtmez fakat, saçlarını boynuna dolar; başının, yüz kısmı dışında bütün kısımlarını ’Leçel’denilen beyaz bir bezle kat kat sararak örterdi. Maiyeti üzerinde son derece etkiye ve güce olup, İbrahim nâmındaki hizmetlisi dahi Kara Fatma'nın hışım ve heybetinden ürperirdi. Cengâver olduğu kadar da yumuşaktı lakin, şefkati lüzumundan fazla değildi. Kara Fatma, tarihen sâbit olan en mühim ve parlak zaferlerini Rusya Muhârebesi dönemlerinde göstermiştir’. Meşhur Sivastopol Destanı'nda Kara Fatma şu mısralarla anlatılır:<br />
<br />
]Sivastopol Destanı'nda Kara Fatma <br />
<br />
Beş altı gün sonra geldi<br />
Kara Fatma-i gazi<br />
Nisâlar kahramanı, şeref-razı<br />
<br />
Beş altı yüz kişiyle geldi o an,<br />
Kamusu hep süvâri-i namdarân.<br />
<br />
Onların nâmı var Türkmen ilinde<br />
Kılıç belinde, kargı yollarında.<br />
<br />
Onlar çok kırdı düşman, döktü kanın<br />
Şehid oldu karındaşı nisânun.<br />
<br />
O hâtun kendi dahi yaralandı<br />
Onuldu yarası hoş varlandı.<br />
<br />
Ömer paşa olup ŞumnÃ»da kâim<br />
Onlara gönderir cephâne dâim.<br />
<br />
Kara Fatma bu harpte yüz bin kişilik düşman ordusunun karşısında geceli gündüzlü savaşmış, Türk ordusunun en ileri hatlarına kadar giderek askere cesaret aşılamıştır. Bu harpte bir ara yaralanmış ve kardeşini kaybetmişti. Kahramanlığı yabancı eserlere de geçmiştir.<br />
Allah şefaatinden mahrum eylemesin’<br />
<br />
]Yunan’ın Korkulu Rüyası <br />
<br />
Kuva-yı Milliye'nin ’Kara Fatma’ namlı kadın kahramanlarından bir diğeri de Batı Anadolu'da ortaya çıkmıştır. Bu bölgede milletin ve memleketin kurtuluşu için kahramanca çarpışan Kara Fatma, Yunanlılara karşı gösterdiği mücadeleleriyle Mustafa Kemal Atatürk'ün de liyakatini kazanmıştır. Ülkenin o kara günlerinde, Müslüman Türk kimliğine sahip Anadolu kadınını gönülden temsil eden; vatan için, namus için, bayrak için, istiklâl için, varlık için, şeref için dövüşen ve adı sık sık gündeme gelen bu muhterem validemiz, nesiller boyunca iftihar ile hatırlayacağımız kahraman Türk kadınlarımızın önderlerindendir’ Muhârebe zamanlarında giydiği elbisesini ölünceye kadar sırtından çıkarmayan Kara Fatma’nın yakın zamanda "İstiklâl Madalyası" ile çoğu kez basında haberi çıkmış, cadde ve sokaklarda gelip geçenlerin dikkatini çekmiştir.<br />
<br />
]Muharebe Bana Düğün Gelir <br />
<br />
Memlekette can ve namus emniyetinin tehlikede olduğunu gören bu eli öpülesi validemiz, kadınlığın o ince yapılı karakterini hiç düşünmeden, ’Kadın isem de, Türk değil miyim?’ diyerek işgal kuvvetlerinin zulüm ve cinayetlerine karşı Kuva-yı Milliye hareketine katılmıştır. O da, isimleri tarih boyunca şan ve şerefle yad edilecek diğer kadın kahramanlarımız gibi vatanın bağımızlığı, milletin selameti için canı pahasına hizmet etmiştir. Kara Fatma, işgalcilerin zulümlerini artırdığı ve dayanılmaz olduğu bir dönem İstanbul'dan yola çıkarak dolu dizgin, gençlik ve memleket aşkının verdiği cesâretle Sivas'a gelir ve Mustafa Kemâl Paşa’nın huzuruna çıkar:<br />
Â ’Bütün millet, vatanın kurtarılmasını bekliyor, işte ben de kadın halimle geldim, iş göster, emret Paşam!’ der’<br />
Samimi ve içten gelen bu sözler Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz’<br />
Â ’Peki ama, sen ne iş görebilirsin ki? Silah kullanır mısın? Ata biner misin? Harpten ateşten korkmaz mısın?..’<br />
Kara Fatma’dan beklenilen cevap gelir:<br />
Â ’Ata binerim, silah kullanırım, muharebe bana düğün gelir Paşam, düğün’!’<br />
Bu Müslüman Türk kadınına hayran kalan Mustafa Kemal Paşa:<br />
Â ’Şu dakikada bütün kadınlarımız senin gibi olsalardı Kara Fatma’<br />
Diyor ve bu sÃ»retle ’Fatma Hanım’, ’Kara Fatma’ lâkabını almış oluyor.<br />
<br />
]Bir Kurşun Yarası Ve Kırmızı Kurdelalı Bir Harp Madalyası <br />
<br />
Mustafa Kemal'den aldığı emir ve tavsiyelerle İstanbul'a gelen Kara Fatma 15 kişilik vatansever genci etrafına toplamıştır ve buradan Kocaeli'ne geçmektedir. Köylerde vaziyeti asla belli etmeden tam bir teşkilat kurmayı başararak Geyve'de cephe tutar. Halid Bey Kumandası'nda bir yıl vatani görevde bulunur Kara Fatma ve bu sırada ilk defa yaralanır. Teşkilat lağvedilince orduya çavuş olarak katılır. Birçok korkulu savaşlarda orduya, istiklâle büyük hizmetler eden Kara Fatma'nın bu zaferlerden tek nişânesi aldığı bir yara ile kırmızı kurdelalı bir harp madalyasıdır. Bu gururu ve iftiharı ömrü boyunca taşımıştır.<br />
<br />
]Kuva-yı Milliye'nin Yorulmaz Hizmetçisi <br />
<br />
Kara Fatma, bir basın mensubuna, KuvaÂyı Milliye dönemindeki hizmet ve faaliyetlerinden şu şekilde bahsetmiştir:<br />
Â ’İzmit, Adapazarı, Düzce ve civarına Yunanlılar sık sık baskınlar yapıyordu. Bir gün kumandan Halid Bey beni çağırdı ve dedi ki:<br />
Â ’Fatma Hanım, senin bugüne kadar yaptıklarından çok memnunum, sana kaymakamlık vereceğim’.<br />
Halid Bey'in bu sözlerinden anlamıştım ki, bana gene mühim bir iş verecek.<br />
Şu emri verdi.<br />
Â ’Şimdi adamlarını alıp İznik'e gideceksin!’.<br />
Â ’Ama ben on beş gün önce orada idim’.<br />
Â ’Gene gideceksin, orada bulun, işlerin var’.<br />
Emir, emirdi. Derhal hazırlandım, atlarımıza atladık, dağlardan bayırlardan dolu dizgin koşturuyorduk.<br />
Yolda nefes nefese iki köylüye rastladık. Bizi görünce:<br />
Â ’Aman’ dediler, ’İmdada gelin, köyümüzü bastılar, hepimizi öldürecekler’.<br />
Â ’Kimler bastı köyünüzü?’.<br />
Â Kimler olacak, Yunan gâvuru’.<br />
Öyle günler yaşıyorduk ki; kimseye inanmak caiz de değildi hani. Bu, düşmanın bir oyunu da olabilirdi, nitekim bu gibi hadiselerle çok karşılaşmıştık.<br />
Â ’Hangi köydensiniz?’.<br />
Â ’Elmacık Köyü'nden’.<br />
Hemen atlardan indik, kıyafetlerimizi değiştirdik. Ben eski püskü bir elbise giymiştim. Köye girdiğimiz zaman, manzara tüyler ürpertici idi. Meydanda bir papaz oturuyordu. Etrafında onbeş, onaltı kadar silâhlı vardı. Türkleri bir araya getirmişlerdi. Papaz, Yunanlılara sordu:<br />
Â ’Nasıl ceza verelim?’.<br />
Yunanlılardan biri:<br />
Â ’Onları iyice bağladıktan sonra bize teslim edin, intikamımızı biz alırız’. Dediler.<br />
Benden şüphe edilmediği için yanlarına kadar yaklaşmıştım.<br />
Papaz, üç köylünün bir ağaca bağlanmasını emretti.<br />
Kardeşime yaklaştım:<br />
Â ’Hali görüyor musunuz?’ dedim; ’İyi ki gelmişiz, şimdi tabancamı adamların üzerine boşaltacağım’.<br />
Kardeşim sert bir ifade ile yüzüme baktı ve yavaş sesle:<br />
Â ’Acele etme, sonra işi bozarız’<br />
Cevabını kulağıma fısıldadı. Ben bekleyecek halde değildim. Heyecanımdan tir tir titriyordum. Oğlum da benim halimden şüphelenmişti. Yanıma yaklaştı o da fısıldadı:<br />
Â ’Acele etme anne’.<br />
Düşmanın rengi küle döndü...<br />
Ağaçlara bağlananların az sonra can vereceklerini anlayan köylüler ağlaşmaya, feryad etmeye başlamışlardı.<br />
Ne olursa olsun fazla sabredemeyecektim. Tabancamı çektim ve:<br />
Â ’Teslim olun!’ diye haykırdım.<br />
Tabii, adamlarım da silahlarını çekmişlerdi. Bu beklenmeyen hâl, düşmanı öylesine şaşırtmıştı ki... Hemen ağaçlara bağlananların iplerini çözdürdüm ve silahlı düşmanların silahlarını aldırdıktan sonra onları bağlattım. Papaza dönerek:<br />
Â ’Haydi’ dedim, ’Şimdi siz ölümlerden ölüm beğenin’.<br />
Hepsinin de rengi kül gibi olmuştu. Titriyorlardı. Oracıkta düşüp öleceklerdi.<br />
Adamlarıma döndüm:<br />
Â ’Hepsini Halid Bey'e götürünüz’ dedim, ’Cezalarını o verecektir’.<br />
İzmit'e döndüğümüz zaman Süvari Livası Hacı Arif Bey bu muvaffakiyetimizden dolayı bizim için büyük bir merasim hazırlamıştı. Köylüler, coşkun tezahürat yapıyordu. Fakat bu muvaffakiyet ile birlikte beni sükÃ»tu hayale gark eden bir mesele hasıl oldu. Meğer ’Kara Fatma tehlikeden sakınmıyor, başımıza bir iş açar’ diye beni, geri hizmetlere almaya karar vermişler. Kıyameti kopardım. Halid Bey:<br />
Â ’Bilmiyorum Fatma Hanım’ dedi, ’Ölümden korkmuyorsun, fakat ya şehid olmaz da esir düşersen ne olur?.. Bizimkilerin maneviyatı bozulur, düşmanın maneviyatı kuvvetlenir. Sen hiçbir tehlikeden kaçmıyorsun. Ya, Elmacık Köyü'ndeki düşman kuvvetli olsaydı da sizi esir etseydi ?...<br />
Tabii, o zaman kim tehlikeyi düşünüyordu. Lakin, bundan sonra daha ihtiyatlı davranacağımı vadederek vazifeme devam ettim’’<br />
Allah mübarek şefaatlerine nail eylesin’<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/1.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.gif]" class="mycode_img" />   <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">_ALINTIDIR_</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sultan Baybars]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-sultan-baybars.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 13:04:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-sultan-baybars.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SULTAN BAYBARS EFSANESİ<br />
 </span>[FONT=verdana]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Moğolları yenen ilk Müslüman Devlet Â Sultan Baybars  </span><br />
<br />
[FONT=Nunito] Sultan Baybars Moğolları yenerek İslam tarihinde Moğolları yenen tek hükümdar olarak tarihe geçmiştir. Ekranların sevilen dizisi Diriliş Ertuğrul’da da ismi geçen Sultan Baybars, izleyicilerin araştırma konusu oldu. Bizde bu makalemizde Sultan Baybars’ın hayatını ele alacağız.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Moğolları yenen Sultan Baybars</span><br />
<br />
Sultan Baybars, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1233</span> senesinde Karadeniz’in kuzeyinde dünyaya gelmiş bir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kıpçak Türkü</span>’dür. Küçüklüğünde Moğollar tarafından Kıpçak steplerinde yakalanarak Bizans tüccarlarına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">köle</span> olarak satılmıştır ve Kahire’ye getirilip, burada Eyyübiler’in hassa ordusuna alınmıştır. Zeka ve yeteneğiyle kısa sürede yükselen Baybars, devlet mevkilerinde önemli yerlere gelmiştir.<br />
 <br />
 Baybars’ın devleti olan Memlükler, İslam Tarihi’ne Moğolları yenebilen tek devlet olarak geçmiştir. Moğollar Memlükler ile karşılaşmadan önce Harzemşahlar, Anadolu Selçuklu Devleti gibi büyük Türk-İslam devletlerini yenmişti. Baybars Moğolları 1260 senesinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayn Calut</span>’ta yenerek düşmanının ilerlemesini büyük bir ölçüde durdurmuştu. <br />
 <br />
Ayn Calut Muharebesi’nden sonra <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sultan Kutuz</span>, Baybars’a vadettiği Halep valiliğini vermedi. Bunun üzerine Baybars bir av sırasında Kutuz’u öldürttü. Sultan ölürken Baybars’ı hükümdar ilan etti. Baybars, saltanatının birinci senesinde (1261’de), Moğollar tarafından öldürülmüş olan Abbasi halifesinin yerine aynı aileden başka birini getirerek, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mısır Abbasi Hilafetini</span> kurdu. Baybars zamanında Mısır Türk Devleti en kudretli dönemini yaşadı.<br />
<br />
Cesur bir asker, kudretli bir hükümdar ve iyi bir idareci olan Baybars, hayatı boyunca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haçlılar’a ve Moğollar’a karşı mücadele</span> verdi.<br />
1263 senesinde Baybars, Haçlıların kurmuş olduğu Frank Kudüs Krallığı’ndan ufak kalıntı olarak ellerinde kalan arazilerin merkezi olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akka Kalesi’ni</span> kuşattı. Ancak bu kaleyi ele geçiremedi. Buna rağmen Arsuf, Hayfa, Safed, Yafa, Aşkelon ve Kayserya’da Haçlılarla çatışmalara girdi ve buralarda bulunan kaleleri ele geçirip yıktırdı.<br />
 <br />
 1266 yılında Sultan Baybars Moğol İlhanlılarına tabi olmayı kabul eden Kilikya’da bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küçük Ermenistan Kralı I. Hatum</span>’a karşı sefer düzenledi. Küçük Ermenistan’ı ve ülkenin başkenti olan Kozan (Sis) şehrini zapt etti. 1268 senesinde   Baybars   ordusuyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Antakya</span> şehrini kuşattı. 8 Mayıs’ta ise şehir teslim oldu.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haçlıları Ortadoğu’dan süpüren Sultan Baybars</span><br />
<br />
1277 senesinde Baybars İlhanlı Moğollara tabi olan Anadolu Selçuklu Devleti’ne saldırdı. Ordusunun başında<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Elbistan</span>’da bir Moğol ordusunu yendi. Anadolu’da Moğollara karşı direnişe geçen Türkmen beyliklerini destekledi ve Kayseri’ye kadar ilerledi. Türk beyleri kendisini yeterince desteklemeyince, Anadolu’daki arazi kazançlarını geride bıraktı ve Şam’a geri döndü. Anadolu beylerinin Baybars’a yardım etmemesinin sebebi Moğollar’dan çekinmeleriydi.<br />
Altın Ordu ve Bizans ile siyasi münasebetler kuran Baybars, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haziran 1277</span>’de, 54 yaşında hayatını kaybettiği söylense de derviş kıyafetiyle bir gece ansızın sarayını terk edip doğduğu topraklara gittiği de söylenmektedir. <br />
 <br />
Baybars, devlet teşkilatında büyük bir reform yapmış, Haçlıları Yakındoğu’dan sürüp çıkarmıştı.         ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SULTAN BAYBARS EFSANESİ<br />
 </span>[FONT=verdana]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Moğolları yenen ilk Müslüman Devlet Â Sultan Baybars  </span><br />
<br />
[FONT=Nunito] Sultan Baybars Moğolları yenerek İslam tarihinde Moğolları yenen tek hükümdar olarak tarihe geçmiştir. Ekranların sevilen dizisi Diriliş Ertuğrul’da da ismi geçen Sultan Baybars, izleyicilerin araştırma konusu oldu. Bizde bu makalemizde Sultan Baybars’ın hayatını ele alacağız.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Moğolları yenen Sultan Baybars</span><br />
<br />
Sultan Baybars, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1233</span> senesinde Karadeniz’in kuzeyinde dünyaya gelmiş bir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kıpçak Türkü</span>’dür. Küçüklüğünde Moğollar tarafından Kıpçak steplerinde yakalanarak Bizans tüccarlarına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">köle</span> olarak satılmıştır ve Kahire’ye getirilip, burada Eyyübiler’in hassa ordusuna alınmıştır. Zeka ve yeteneğiyle kısa sürede yükselen Baybars, devlet mevkilerinde önemli yerlere gelmiştir.<br />
 <br />
 Baybars’ın devleti olan Memlükler, İslam Tarihi’ne Moğolları yenebilen tek devlet olarak geçmiştir. Moğollar Memlükler ile karşılaşmadan önce Harzemşahlar, Anadolu Selçuklu Devleti gibi büyük Türk-İslam devletlerini yenmişti. Baybars Moğolları 1260 senesinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayn Calut</span>’ta yenerek düşmanının ilerlemesini büyük bir ölçüde durdurmuştu. <br />
 <br />
Ayn Calut Muharebesi’nden sonra <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sultan Kutuz</span>, Baybars’a vadettiği Halep valiliğini vermedi. Bunun üzerine Baybars bir av sırasında Kutuz’u öldürttü. Sultan ölürken Baybars’ı hükümdar ilan etti. Baybars, saltanatının birinci senesinde (1261’de), Moğollar tarafından öldürülmüş olan Abbasi halifesinin yerine aynı aileden başka birini getirerek, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mısır Abbasi Hilafetini</span> kurdu. Baybars zamanında Mısır Türk Devleti en kudretli dönemini yaşadı.<br />
<br />
Cesur bir asker, kudretli bir hükümdar ve iyi bir idareci olan Baybars, hayatı boyunca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haçlılar’a ve Moğollar’a karşı mücadele</span> verdi.<br />
1263 senesinde Baybars, Haçlıların kurmuş olduğu Frank Kudüs Krallığı’ndan ufak kalıntı olarak ellerinde kalan arazilerin merkezi olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akka Kalesi’ni</span> kuşattı. Ancak bu kaleyi ele geçiremedi. Buna rağmen Arsuf, Hayfa, Safed, Yafa, Aşkelon ve Kayserya’da Haçlılarla çatışmalara girdi ve buralarda bulunan kaleleri ele geçirip yıktırdı.<br />
 <br />
 1266 yılında Sultan Baybars Moğol İlhanlılarına tabi olmayı kabul eden Kilikya’da bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küçük Ermenistan Kralı I. Hatum</span>’a karşı sefer düzenledi. Küçük Ermenistan’ı ve ülkenin başkenti olan Kozan (Sis) şehrini zapt etti. 1268 senesinde   Baybars   ordusuyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Antakya</span> şehrini kuşattı. 8 Mayıs’ta ise şehir teslim oldu.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haçlıları Ortadoğu’dan süpüren Sultan Baybars</span><br />
<br />
1277 senesinde Baybars İlhanlı Moğollara tabi olan Anadolu Selçuklu Devleti’ne saldırdı. Ordusunun başında<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Elbistan</span>’da bir Moğol ordusunu yendi. Anadolu’da Moğollara karşı direnişe geçen Türkmen beyliklerini destekledi ve Kayseri’ye kadar ilerledi. Türk beyleri kendisini yeterince desteklemeyince, Anadolu’daki arazi kazançlarını geride bıraktı ve Şam’a geri döndü. Anadolu beylerinin Baybars’a yardım etmemesinin sebebi Moğollar’dan çekinmeleriydi.<br />
Altın Ordu ve Bizans ile siyasi münasebetler kuran Baybars, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haziran 1277</span>’de, 54 yaşında hayatını kaybettiği söylense de derviş kıyafetiyle bir gece ansızın sarayını terk edip doğduğu topraklara gittiği de söylenmektedir. <br />
 <br />
Baybars, devlet teşkilatında büyük bir reform yapmış, Haçlıları Yakındoğu’dan sürüp çıkarmıştı.         ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Celalettin Harzemşah]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-celalettin-harzemsah.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 13:01:02 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-celalettin-harzemsah.html</guid>
			<description><![CDATA[                                         <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   [B] [COLOR=#414141]CELALETTİN HARZEMŞAH EFSANESİ<br />
   </span> [COLOR=#414141][FONT=verdana]]Celaleddin Harzemşah günün hakkında en çok arama yapılan isimlerinin başında geliyor. İşte Celaleddin Harzemşah'ın hayat hikayesi...  <br />
<br />
]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CELALEDDIN HARZEMŞAH KİMDİR?</span>  <br />
]Asıl adı Mergüberti olan sultan Türk İslam tarihinin en cesur ve gözü kumandanlarından birisidir. Moğollara karşı Türkiye Selçuklularıyla ve Eyyubilerle iş birliği yaparak daha fazla ilerlemelerine engel oldu. Babasının vefat etmesinden sonra bazı beyler sultan olmasını istemeyerek Celaleddin Harzemşah'a suikast düzenledi. Arkasından yapılan tüm planların üstesinden gelerek tahtı elde eden sultanın en büyük hedefi Moğolların daha fazla yağma ve talan yapmasına engel olmaktı. Doğu Anadolu bölgesinden Anadolu topraklarına giriş yapan ve Gürcü ve Ermenilerden oluşan 40.000 kişilik orduyu bertaraf ederek ilerlemesini sürdürdü.  <br />
<br />
]İslam kumandı olarak tarihe geçen Celaleddin Harzemşah, Müslümanlara karşı zulüm yapan her milletle mücadele etti. Özellikle Moğol ve Gürcülerle çok çetin mücadele halindeydi. Moğollar, Celaleddin Harzemşah'ı Ortadoğu'ya girmelerinde en büyük engel olarak görmekteydi. Siyasi ve idari anlamda maruz kaldığı zayıflıklara rağmen savaş meydanlarında çok önemli başarılar elde etmiştir. Cengaver bir komutan olan Celaleddin Harzemşah aynı zamanda alimlere büyük ehemmiyet verirdi. Sarayında çevresinde asker ve idareciler kadar alimlerin de olmasına özen gösterirdi.         <br />
 [COLOR=#414141][FONT=verdana]<br />
]Türk-İslam tarihinin en cesur komutanlarından olan Celaleddin Harzemşah, 1231 yılında Moğollarla girdiği savaşta saldırıya uğrayarak şehit düştü.               [/B]                                                                                                                  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[                                         <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   [B] [COLOR=#414141]CELALETTİN HARZEMŞAH EFSANESİ<br />
   </span> [COLOR=#414141][FONT=verdana]]Celaleddin Harzemşah günün hakkında en çok arama yapılan isimlerinin başında geliyor. İşte Celaleddin Harzemşah'ın hayat hikayesi...  <br />
<br />
]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CELALEDDIN HARZEMŞAH KİMDİR?</span>  <br />
]Asıl adı Mergüberti olan sultan Türk İslam tarihinin en cesur ve gözü kumandanlarından birisidir. Moğollara karşı Türkiye Selçuklularıyla ve Eyyubilerle iş birliği yaparak daha fazla ilerlemelerine engel oldu. Babasının vefat etmesinden sonra bazı beyler sultan olmasını istemeyerek Celaleddin Harzemşah'a suikast düzenledi. Arkasından yapılan tüm planların üstesinden gelerek tahtı elde eden sultanın en büyük hedefi Moğolların daha fazla yağma ve talan yapmasına engel olmaktı. Doğu Anadolu bölgesinden Anadolu topraklarına giriş yapan ve Gürcü ve Ermenilerden oluşan 40.000 kişilik orduyu bertaraf ederek ilerlemesini sürdürdü.  <br />
<br />
]İslam kumandı olarak tarihe geçen Celaleddin Harzemşah, Müslümanlara karşı zulüm yapan her milletle mücadele etti. Özellikle Moğol ve Gürcülerle çok çetin mücadele halindeydi. Moğollar, Celaleddin Harzemşah'ı Ortadoğu'ya girmelerinde en büyük engel olarak görmekteydi. Siyasi ve idari anlamda maruz kaldığı zayıflıklara rağmen savaş meydanlarında çok önemli başarılar elde etmiştir. Cengaver bir komutan olan Celaleddin Harzemşah aynı zamanda alimlere büyük ehemmiyet verirdi. Sarayında çevresinde asker ve idareciler kadar alimlerin de olmasına özen gösterirdi.         <br />
 [COLOR=#414141][FONT=verdana]<br />
]Türk-İslam tarihinin en cesur komutanlarından olan Celaleddin Harzemşah, 1231 yılında Moğollarla girdiği savaşta saldırıya uğrayarak şehit düştü.               [/B]                                                                                                                  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mete Han]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-mete-han.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 12:59:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-mete-han.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 8.jpg]" class="mycode_img" /><br />
] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">METEHAN DESTANI</span>    <br />
<br />
 ]METEHAN KİMDİR? DÖNEMİNDEKİ OLAYLAR NELERDİR?  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan, Hun İmparatorluğu’nun kurucusu Teoman’ın oğludur. Tarihte Asya milletlerini tek çatı altında toplayan ilk hükümdardır. Çin Seddi'ni aşabilen ilk Türk hükümdar olan Metehan, hükümdarlığı süresince Büyük Okyanus’tan Hazar’a, Keşmir’den Kuzey Sibirya’ya kadar bütün Asya’nın hâkimi olmuştur.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Osmanlı tarihçileri tarafından Oğuz Han olarak adlandırılan Metehan Osmanlıların da kökeni olan oğuz boylarındandır. Metehan’ın doğduğu yer tam olarak bilinmemektedir, fakat MÖ 209 yılında tahta geçtiği, 35 yıl boyunca imparatorluğunun başında kaldığı ve MÖ 174 yılında vefat ettiği bilinmektedir.  <br />
<br />
]Metehan'ın tahta çıkış hikayesi kısaca şu şekilde özetlenebilir:  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Çin kaynaklarına göre, Asya Hun İmparatorluğu'nun kurucusu Teoman, oğlu Metehan'ın yerine üvey annesi Yenişi'nin oğlunu tahta çıkarmak istemiştir. Hanlığın beyleri ve Metehan bu duruma karşı çıkmıştır. Dönemin töreleri gereğince Türk annelerden olan, has bir Türk'ün tahta geçmesi gerekmektedir. Teoman, son karısı olan Çinli hatunun Metehan’ı kötülemesi sonucunda dolduruşa gelmiş ve eşi Yenisi’nin oğlunu tahta geçirmek isteyerek veliaht tayin etmiştir. Bu durumdan rahatsız olan Metehan üvey annesinin oyunları neticesinde Yuezhi’ler tarafından rehin alınmıştır. Metehan’ın Yuezhi'lere sığındığını düşünen ve duruma sinirlenen Teoman hemen Yuezhi'lere savaş ilan ederek Metehan’ı öldürtmek istemiştir. Metehan, babası Teoman’ın Yuezhi topraklarına girmeden kaçarak kurtulmuştur. Bu başarısı ve Yuezhi'lerin mağlup edilmesinden dolayı Teoman Metehan’a 10000 kişilik bir ordu vermiştir. Metehan bu ordu ile öncelikle üvey annesini ve kardeşlerini, sonra da babasını öldürerek MÖ 209 yılında kağan olmuştur.  <br />
<br />
]Metehan’ın Ok hikâyesi kısaca şu şekilde özetlene bilir:  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Tarihte çavuş oku adı verilen ıslıklı okun Metehan tarafından icat edildiği bazı kaynaklarda yer almaktadır. Metehan’ın çocukluğundan beri oynadığı Hedefe Çevirme oyununun, onun tahta geçmesini sağladığı bazı Çin kaynaklarında anlatılmaktadır. Bu oyuna göre Metehan okunu bir yöne doğrulttuğunda, ordusundaki tüm okçular, hemen o hedefe doğru nişan alıp ateş ederler ve hedefi yok ederlermiş. Yine bir gün okunu en sevdiği atına çevirmiştir. Askerlerinden bazıları tereddüt etmiş ve oklarını Metehan’ın atının üzerine doğrultmamışlardır. Bunun üzerine Metehan hemen okunu tereddüt eden askerlerin üzerine doğrultmuştur. Bu nu gören diğer okçular hemen nişan alıp ateş ederek tereddüt eden diğer askerleri öldürmüşlerdir. Bu hareketi ile mutlak itaat kavramını ordusuna aşılayan Metehan, zamanı geldiğinde 10000 kişilik askeri ile birlikte okunu babasına doğru çevirmiş ve mutlak sonuç kaçınılmaz olmuştur.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan’ın günümüz ordularının temellerini atmış, onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, tümen başı gibi rütbelerin kullanıldığı bir orduyu teşkil ettiği bilinmektedir. Günümüzde Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı Metehan’ın tahta geçtiği MÖ. 209 yılı olarak kabul edilmektedir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan’ın döneminde meydana gelen olaylar kısaca şu şekilde özetlenebilir:  <br />
<br />
[COLOR=#495359]’Birlikten kuvvet doğar’ felsefesine inanan Metehan ilk iş olarak bütün Türkleri bir araya getirmeye çalışmış ve Türk Birliğini kurmayı başarmıştır. Daha sonra Türklerin akrabası sayılan Tunguzları ve Moğolları bir araya getirmiş ve o çağda önünde kimsenin duramayacağı büyüklükte bir ordu teşkil etmiştir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan zamanında ülke sınırları Kuzeyde Sibirya, Batıda Hazar Denizi ve Güneyde Hindistan’a kadar olan bütün Asya topraklarını içine almıştır. Daha sonra Çin üzerine harekete geçen Metehan önündeki engelleri sırasıyla aşarak Çin’e doğru yaklaşmıştır. Dönemin en büyük ordusundan korkan Çin, Çin Seddi’ni yaptırmış, aşılamayacağına inanarak rahatlık içerisinde bulunmuştur. Fakat Metehan’ın 320000 kişilik ordusu bu duvarı aşarak Çin İmparatorunun bulunduğu Pateng kalesine ulaşmıştır. Pateng kalesini ablukaya alan Metehan tabiri caiz ise kaleye kuş uçurtmamıştır. Pateng kalesine yapılan kuşatmanın kaç gün sürdüğü tam olarak bilinmemektedir, fakat yiyeceği tükenen Pateng kalesinin ve Çin imparatorunun direnci kalmamıştır. Umudu kalmayan Çin imparatorunun, Kuzeydeki Çin vilayetlerini Türklere bırakmayı ve yıllık vergi ödemeyi kabul etmesi sonucunda kuşatma kaldırılmıştır. Kuşatmanın başarılı sonucu ve elde edilen zafer, Metehan’ın adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan daha sonra geçmişte ülkesinden toprak talebinde bulunan doğu komşuları Donghu üzerine harekete geçmiştir. Donghuları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Donghular Metehan'ın baskısına dayanamayıp anlaşma yapmak zorunda kalmışlardır. Donghuları yıllık sığır, at ve deveden oluşan vergilere bağlayan Metehan, MÖ 208 yılında Donghuları egemenliği altına almıştır.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Donghular dan sonra Metehan Kuzey Moğolistan'da yaşayan Tunguzlara doğru yönelmiş ve Tunguzları egemenliği altına almıştır. MÖ 177-165 yılları arasında Hunların güney batısında, Tanrı Dağları ile Gansu arasında yaşayan Yüeçi'lerin üzerine seferler düzenlemiştir. MÖ 203'te Yüeçi'leri mağlup ederek, Hun İmparatorluğu'nun egemenliği altına girmelerini sağlamıştır.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan daha sonra Ordos bölgesinde hakim olmaya çalışan Tahin Türklerini yenilgiye uğratmıştır. Çin üzerine sık sık seferler düzenleyen Metehan Sarı Irmak'ın güneyindeki kaleleri ele geçirmiştir. Bu zafer sonucunda Hunlara büyük gelirler getirecek önemli ticari yollarının kontrolünü ele geçirmiştir. Bölgede yaşayan Altay kavimlerini egemenliği altına alan Metehan, askeri ve stratejik açıdan güçlenmiştir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Oğuz Destanında Metehan'ın zaferlerini anlatılmıştır. Metehan'ın övüldüğü Oğuz Destanı dünyanın en ünlü destanlarındandır. Oğuz Destanı'nda Metehan'ın doğumu kısaca şu şekilde anlatılır. "Günün birinde Ay Kağanın gözü parladı, bir oğlan çocuk doğurdu.Çocuğun yüzü mavi, ağzı ateş kırmızısı, gözleri ela, saçları, kaşları kara idi. Güzel perilerden daha güzeldi. Anasının sütünü bir emdi, bir daha emmedi. Yiyecek istedi, konuştu. Doğduktan kırk gün sonra yürümeye, ata binmeye başladı. Ayakları kurt ayağı, beli kurt beli gibiydi. Vücudun her yanı tüylüydü. İşi gücü ata binmekti..."  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan hayatı boyunca hudutlarının emniyetini sağlamıştır. Yapmış olduğu bir çok fethin yanı sıra devleti de teşkilatlandırmıştır. Milattan önce 174 yılında vefat eden Metehan'ın yerine, Çin kaynaklarında adı ’Ki-yo’ olarak bilinen oğlu, Kiyükhan (Gökhan) geçmiştir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan vefatından önce, Asya'da birçok kavimi çatısı altında toplamayı başarmıştır. Doğudan batıya Japon Denizi'nden İdil Nehri'ne ve kuzeyden güneye Sibirya'dan Tibet ve Keşmir'e uzanan büyük bir imparatorluk kuran Metehan'ın ülkesi yaklaşık 18 milyon km2 büyüklüğe sahip olmuştur.     ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 8.jpg]" class="mycode_img" /><br />
] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">METEHAN DESTANI</span>    <br />
<br />
 ]METEHAN KİMDİR? DÖNEMİNDEKİ OLAYLAR NELERDİR?  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan, Hun İmparatorluğu’nun kurucusu Teoman’ın oğludur. Tarihte Asya milletlerini tek çatı altında toplayan ilk hükümdardır. Çin Seddi'ni aşabilen ilk Türk hükümdar olan Metehan, hükümdarlığı süresince Büyük Okyanus’tan Hazar’a, Keşmir’den Kuzey Sibirya’ya kadar bütün Asya’nın hâkimi olmuştur.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Osmanlı tarihçileri tarafından Oğuz Han olarak adlandırılan Metehan Osmanlıların da kökeni olan oğuz boylarındandır. Metehan’ın doğduğu yer tam olarak bilinmemektedir, fakat MÖ 209 yılında tahta geçtiği, 35 yıl boyunca imparatorluğunun başında kaldığı ve MÖ 174 yılında vefat ettiği bilinmektedir.  <br />
<br />
]Metehan'ın tahta çıkış hikayesi kısaca şu şekilde özetlenebilir:  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Çin kaynaklarına göre, Asya Hun İmparatorluğu'nun kurucusu Teoman, oğlu Metehan'ın yerine üvey annesi Yenişi'nin oğlunu tahta çıkarmak istemiştir. Hanlığın beyleri ve Metehan bu duruma karşı çıkmıştır. Dönemin töreleri gereğince Türk annelerden olan, has bir Türk'ün tahta geçmesi gerekmektedir. Teoman, son karısı olan Çinli hatunun Metehan’ı kötülemesi sonucunda dolduruşa gelmiş ve eşi Yenisi’nin oğlunu tahta geçirmek isteyerek veliaht tayin etmiştir. Bu durumdan rahatsız olan Metehan üvey annesinin oyunları neticesinde Yuezhi’ler tarafından rehin alınmıştır. Metehan’ın Yuezhi'lere sığındığını düşünen ve duruma sinirlenen Teoman hemen Yuezhi'lere savaş ilan ederek Metehan’ı öldürtmek istemiştir. Metehan, babası Teoman’ın Yuezhi topraklarına girmeden kaçarak kurtulmuştur. Bu başarısı ve Yuezhi'lerin mağlup edilmesinden dolayı Teoman Metehan’a 10000 kişilik bir ordu vermiştir. Metehan bu ordu ile öncelikle üvey annesini ve kardeşlerini, sonra da babasını öldürerek MÖ 209 yılında kağan olmuştur.  <br />
<br />
]Metehan’ın Ok hikâyesi kısaca şu şekilde özetlene bilir:  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Tarihte çavuş oku adı verilen ıslıklı okun Metehan tarafından icat edildiği bazı kaynaklarda yer almaktadır. Metehan’ın çocukluğundan beri oynadığı Hedefe Çevirme oyununun, onun tahta geçmesini sağladığı bazı Çin kaynaklarında anlatılmaktadır. Bu oyuna göre Metehan okunu bir yöne doğrulttuğunda, ordusundaki tüm okçular, hemen o hedefe doğru nişan alıp ateş ederler ve hedefi yok ederlermiş. Yine bir gün okunu en sevdiği atına çevirmiştir. Askerlerinden bazıları tereddüt etmiş ve oklarını Metehan’ın atının üzerine doğrultmamışlardır. Bunun üzerine Metehan hemen okunu tereddüt eden askerlerin üzerine doğrultmuştur. Bu nu gören diğer okçular hemen nişan alıp ateş ederek tereddüt eden diğer askerleri öldürmüşlerdir. Bu hareketi ile mutlak itaat kavramını ordusuna aşılayan Metehan, zamanı geldiğinde 10000 kişilik askeri ile birlikte okunu babasına doğru çevirmiş ve mutlak sonuç kaçınılmaz olmuştur.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan’ın günümüz ordularının temellerini atmış, onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, tümen başı gibi rütbelerin kullanıldığı bir orduyu teşkil ettiği bilinmektedir. Günümüzde Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı Metehan’ın tahta geçtiği MÖ. 209 yılı olarak kabul edilmektedir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan’ın döneminde meydana gelen olaylar kısaca şu şekilde özetlenebilir:  <br />
<br />
[COLOR=#495359]’Birlikten kuvvet doğar’ felsefesine inanan Metehan ilk iş olarak bütün Türkleri bir araya getirmeye çalışmış ve Türk Birliğini kurmayı başarmıştır. Daha sonra Türklerin akrabası sayılan Tunguzları ve Moğolları bir araya getirmiş ve o çağda önünde kimsenin duramayacağı büyüklükte bir ordu teşkil etmiştir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan zamanında ülke sınırları Kuzeyde Sibirya, Batıda Hazar Denizi ve Güneyde Hindistan’a kadar olan bütün Asya topraklarını içine almıştır. Daha sonra Çin üzerine harekete geçen Metehan önündeki engelleri sırasıyla aşarak Çin’e doğru yaklaşmıştır. Dönemin en büyük ordusundan korkan Çin, Çin Seddi’ni yaptırmış, aşılamayacağına inanarak rahatlık içerisinde bulunmuştur. Fakat Metehan’ın 320000 kişilik ordusu bu duvarı aşarak Çin İmparatorunun bulunduğu Pateng kalesine ulaşmıştır. Pateng kalesini ablukaya alan Metehan tabiri caiz ise kaleye kuş uçurtmamıştır. Pateng kalesine yapılan kuşatmanın kaç gün sürdüğü tam olarak bilinmemektedir, fakat yiyeceği tükenen Pateng kalesinin ve Çin imparatorunun direnci kalmamıştır. Umudu kalmayan Çin imparatorunun, Kuzeydeki Çin vilayetlerini Türklere bırakmayı ve yıllık vergi ödemeyi kabul etmesi sonucunda kuşatma kaldırılmıştır. Kuşatmanın başarılı sonucu ve elde edilen zafer, Metehan’ın adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan daha sonra geçmişte ülkesinden toprak talebinde bulunan doğu komşuları Donghu üzerine harekete geçmiştir. Donghuları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Donghular Metehan'ın baskısına dayanamayıp anlaşma yapmak zorunda kalmışlardır. Donghuları yıllık sığır, at ve deveden oluşan vergilere bağlayan Metehan, MÖ 208 yılında Donghuları egemenliği altına almıştır.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Donghular dan sonra Metehan Kuzey Moğolistan'da yaşayan Tunguzlara doğru yönelmiş ve Tunguzları egemenliği altına almıştır. MÖ 177-165 yılları arasında Hunların güney batısında, Tanrı Dağları ile Gansu arasında yaşayan Yüeçi'lerin üzerine seferler düzenlemiştir. MÖ 203'te Yüeçi'leri mağlup ederek, Hun İmparatorluğu'nun egemenliği altına girmelerini sağlamıştır.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan daha sonra Ordos bölgesinde hakim olmaya çalışan Tahin Türklerini yenilgiye uğratmıştır. Çin üzerine sık sık seferler düzenleyen Metehan Sarı Irmak'ın güneyindeki kaleleri ele geçirmiştir. Bu zafer sonucunda Hunlara büyük gelirler getirecek önemli ticari yollarının kontrolünü ele geçirmiştir. Bölgede yaşayan Altay kavimlerini egemenliği altına alan Metehan, askeri ve stratejik açıdan güçlenmiştir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Oğuz Destanında Metehan'ın zaferlerini anlatılmıştır. Metehan'ın övüldüğü Oğuz Destanı dünyanın en ünlü destanlarındandır. Oğuz Destanı'nda Metehan'ın doğumu kısaca şu şekilde anlatılır. "Günün birinde Ay Kağanın gözü parladı, bir oğlan çocuk doğurdu.Çocuğun yüzü mavi, ağzı ateş kırmızısı, gözleri ela, saçları, kaşları kara idi. Güzel perilerden daha güzeldi. Anasının sütünü bir emdi, bir daha emmedi. Yiyecek istedi, konuştu. Doğduktan kırk gün sonra yürümeye, ata binmeye başladı. Ayakları kurt ayağı, beli kurt beli gibiydi. Vücudun her yanı tüylüydü. İşi gücü ata binmekti..."  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan hayatı boyunca hudutlarının emniyetini sağlamıştır. Yapmış olduğu bir çok fethin yanı sıra devleti de teşkilatlandırmıştır. Milattan önce 174 yılında vefat eden Metehan'ın yerine, Çin kaynaklarında adı ’Ki-yo’ olarak bilinen oğlu, Kiyükhan (Gökhan) geçmiştir.  <br />
<br />
[COLOR=#495359]Metehan vefatından önce, Asya'da birçok kavimi çatısı altında toplamayı başarmıştır. Doğudan batıya Japon Denizi'nden İdil Nehri'ne ve kuzeyden güneye Sibirya'dan Tibet ve Keşmir'e uzanan büyük bir imparatorluk kuran Metehan'ın ülkesi yaklaşık 18 milyon km2 büyüklüğe sahip olmuştur.     ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Timurlenk]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-timurlenk.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 12:57:12 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-timurlenk.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> TİMUR EFSANESİ </span><br />
<br />
 [COLOR=#495359]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Demircilikten eşkıyalığa geçen Timur</span><br />
<br />
[COLOR=#313131]Efsaneye göre Timur, Beyazıt'a önce çok misafirperver davranmıştır. Fakat ’Ben sana tutsak olsaydım ne yapardın?’ sorusu üzerine ’Ben seni kafese kapatır, her yere yanımda götürürdüm.’ cevabını alınca Timur onu bir kafese kapatarak Anadolu’da ele geçirdiği yerlere yanında götürmeye başlamış...'       <br />
     <br />
 "Timur" dendiği zaman Ankara Savaşı ve "Aksak Timur" akıllara gelmektedir.Peki bu algının tarihi gerçeklerle ne derece irtibatı var ve bilinen "Timur" nasıl bir insan ve hangi karakterde bir lider?<br />
Timur, Timurlenk veya Aksak Timur sıfatıyla tanımlanır. Semerkant bölgesinde Çağataylar ve Moğollar arasındaki mücadelelere katıldığı için sağ kol ve bacağından sakat kalmıştır. İbni Arabşah ve İbni Tagrıberdi ise Timur'un iyi bir demirci olduğunu, fakat geçim sıkıntısı yüzünden eşkıyalık yaptığını, bir koyun çalarken çobanın attığı oklarla omzundan ve ayağından yaralanarak sakatlandığını yazarlar.<br />
      <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zeki ve kurnaz bir devlet adamı</span>  <br />
  Prof. Dr. Gülhan Atnur'un; Türkiye, Başkurt,Tatar ve Özbek Türkleri arasında Timur tipi etrafında teşekkül eden Efsaneler isimli çalışmasında; Timur, zeki, kurnaz bir devlet adamı, askeri bir taktikçi ve strateji uzmanıdır ve cihangirlik iddiasından dolayı diğer devlet adamlarına kendi idaresini tanıtma gayesindedir.Timur'a dair efsanelerde de genellikle onun devlet adamlığı konu edilir. Anadolu coğrafyasında özellikle Yıldırım Bayezid'in Timur'a tutsak düşmesine dair efsaneler de onun cihangirlik iddiasının bir sonucudur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yıldırım Beyazıt ile yaşanan tarihi çekişme</span><br />
Bu olayı anlatan efsane Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde varyantlarıyla yer alır. Timur döneminin tarihi kaynakları böyle bir olaydan bahsetmemesine rağmen bu efsanede Ankara Savaşı sırasında ordusu bozulan Yıldırım Bayezid'in cengâverce savaşması övülür ve Timur'a tutsak düşmesi anlatılır. Efsaneye göre Timur ona önce çok misafirperver davranmıştır. Fakat ’Ben sana tutsak olsaydım ne yapardın?’ sorusu üzerine Yıldırım Bayezid: ’Ben seni kafese kapatır, her yere yanımda götürürdüm.’ şeklinde cevap verince Timur onu bir kafese kapatarak Anadolu'da ele geçirdiği yerlere yanında götürmeye başlamış; tutsak aldığı eşlerine sakilik yaptırmıştır. Padişah bu durum sebebiyle ateşli sıtmaya tutularak ölmüştür. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zalimliğine atıf yapılıyor</span><br />
Timur'un Büler, Barac ve Bulgar şehirlerini ele geçirmesinde ise kurnazlığı ile zalimliği ön<br />
plandadır. Bu şehirlerde kendisinin veya adamlarının kıyafet değiştirerek Timur hakkında kötü<br />
söz söyleyenleri tespit ettiği/ettirdiği, onları bütün nesliyle öldürttüğü veya diri diri yaktırdığı anlatılır. Onunla yapılan savaşlarda hanın kızı ile kırk kızının da öldükleri ve gömüldükleri yerin ziyarete dönüştüğü efsanesi de mevcuttur.Timur, amacına ulaşmak için hileye başvuran biri olarak da tasvir edilir. Ateşsiz Kaynayan Kazan efsanesinde olduğu gibi kıyafet değiştirerek şehri nasıl ele geçireceğini öğrenir. Bu hile güvercinin ayağına ateş bağlayarak şehri yakmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Veli bir karakter miydi?</span><br />
Özbek efsaneleri ise Timur'u veli tipi olarak yansıtmaktadır. Onun Allah'tan sonraki en<br />
büyük yardımcısı Hızır'dır. Esrarengiz Şifacı adlı efsanede Timur, Fars ülkesini ele geçirdikten<br />
sonra askerinin arasında veba yayılmaya başlar. O. Aksak Timer'de de tüccar kılığında gittiği Fan şehrinde padişah mallarına bakarken hileyle başını keserek padişahlığa geçtiği; İstanbul padişahını safranla yıkanıp hasta numarası yaparak öldürdüğü belirtilmektedir.<br />
Timur'un İslam âlimlerine hürmet etmesi onun hakkındaki başka bir grup efsanenin konusunu oluşturur. Emir Sultan'ın Koca Eskici adlı fakir dervişe gönderdiği tezkereden sonra Timur ve askerlerinin Bursa'yı işgal etmekten vazgeçtiklerine dair Evliya Çelebi'nin kaydettiği efsane bunlardandır. Evliya Çelebi'nin naklettiği başka bir efsaneye göre Timur Akşehir'i Nasreddin Hoca sebebiyle işgal etmemiştir.<br />
 <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cihangirlik sevdası</span><br />
Timur'un büyük bir coğrafyayı fethetmesi döneminin cihangirlik iddiasına/sevdasına dayanır. Oysa Anadolu ve İdil-Ural coğrafyasında Türkler, millettaş ve dindaş oldukları Timur'a karşı aynı duyguyu beslemezler. Zira etnik ve dini birliktelik olsa da coğrafya ve ideoloji farklılığı yeni bir toplumsal yapı ve kültür meydana getirmiştir. Efsanelerde Timur tipi bağlamında ortaya çıkan menfi algıyı bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vatan mücadelesi ön planda</span><br />
Bahsi geçen bölgeler buralardaki Türklerin vatanıdır. Bu sebeple Timur'un cihangirlik iddiası ile bu coğrafyadaki Türklerin vatanı koruma içgüdüsü efsanelerde ciddi bir çatışmaya yol açar. Anadolu ve İdil-Ural sahasındaki Türkler var olan devleti, milleti ve başarıyı muhafaza etmeye yönelik düşündüklerinden, bazı efsanelerde Timur ilahi kudretle yaratılmış bir kişi kabul edilmesine rağmen, gerçek karakter özelliklerini yansıtsın yansıtmasın; kurnaz, kindar, açık sözlü, yağmacı ve zalimdir. Genellikle Timur efsanelerinin belli yerlerle ilgili olması savaş şartlarını yaşayanların sıradan coğrafyayı vatan haline getirmesinden kaynaklanır. Güçlü, cesur ve başarılı olan Timur değil, haklı olduğu halde yenilen, yağmalanan, öldürülendir. Efsanelerde onların başarısı ortaya konulmaya, vatan mücadelesi ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır.      ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> TİMUR EFSANESİ </span><br />
<br />
 [COLOR=#495359]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Demircilikten eşkıyalığa geçen Timur</span><br />
<br />
[COLOR=#313131]Efsaneye göre Timur, Beyazıt'a önce çok misafirperver davranmıştır. Fakat ’Ben sana tutsak olsaydım ne yapardın?’ sorusu üzerine ’Ben seni kafese kapatır, her yere yanımda götürürdüm.’ cevabını alınca Timur onu bir kafese kapatarak Anadolu’da ele geçirdiği yerlere yanında götürmeye başlamış...'       <br />
     <br />
 "Timur" dendiği zaman Ankara Savaşı ve "Aksak Timur" akıllara gelmektedir.Peki bu algının tarihi gerçeklerle ne derece irtibatı var ve bilinen "Timur" nasıl bir insan ve hangi karakterde bir lider?<br />
Timur, Timurlenk veya Aksak Timur sıfatıyla tanımlanır. Semerkant bölgesinde Çağataylar ve Moğollar arasındaki mücadelelere katıldığı için sağ kol ve bacağından sakat kalmıştır. İbni Arabşah ve İbni Tagrıberdi ise Timur'un iyi bir demirci olduğunu, fakat geçim sıkıntısı yüzünden eşkıyalık yaptığını, bir koyun çalarken çobanın attığı oklarla omzundan ve ayağından yaralanarak sakatlandığını yazarlar.<br />
      <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zeki ve kurnaz bir devlet adamı</span>  <br />
  Prof. Dr. Gülhan Atnur'un; Türkiye, Başkurt,Tatar ve Özbek Türkleri arasında Timur tipi etrafında teşekkül eden Efsaneler isimli çalışmasında; Timur, zeki, kurnaz bir devlet adamı, askeri bir taktikçi ve strateji uzmanıdır ve cihangirlik iddiasından dolayı diğer devlet adamlarına kendi idaresini tanıtma gayesindedir.Timur'a dair efsanelerde de genellikle onun devlet adamlığı konu edilir. Anadolu coğrafyasında özellikle Yıldırım Bayezid'in Timur'a tutsak düşmesine dair efsaneler de onun cihangirlik iddiasının bir sonucudur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yıldırım Beyazıt ile yaşanan tarihi çekişme</span><br />
Bu olayı anlatan efsane Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde varyantlarıyla yer alır. Timur döneminin tarihi kaynakları böyle bir olaydan bahsetmemesine rağmen bu efsanede Ankara Savaşı sırasında ordusu bozulan Yıldırım Bayezid'in cengâverce savaşması övülür ve Timur'a tutsak düşmesi anlatılır. Efsaneye göre Timur ona önce çok misafirperver davranmıştır. Fakat ’Ben sana tutsak olsaydım ne yapardın?’ sorusu üzerine Yıldırım Bayezid: ’Ben seni kafese kapatır, her yere yanımda götürürdüm.’ şeklinde cevap verince Timur onu bir kafese kapatarak Anadolu'da ele geçirdiği yerlere yanında götürmeye başlamış; tutsak aldığı eşlerine sakilik yaptırmıştır. Padişah bu durum sebebiyle ateşli sıtmaya tutularak ölmüştür. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zalimliğine atıf yapılıyor</span><br />
Timur'un Büler, Barac ve Bulgar şehirlerini ele geçirmesinde ise kurnazlığı ile zalimliği ön<br />
plandadır. Bu şehirlerde kendisinin veya adamlarının kıyafet değiştirerek Timur hakkında kötü<br />
söz söyleyenleri tespit ettiği/ettirdiği, onları bütün nesliyle öldürttüğü veya diri diri yaktırdığı anlatılır. Onunla yapılan savaşlarda hanın kızı ile kırk kızının da öldükleri ve gömüldükleri yerin ziyarete dönüştüğü efsanesi de mevcuttur.Timur, amacına ulaşmak için hileye başvuran biri olarak da tasvir edilir. Ateşsiz Kaynayan Kazan efsanesinde olduğu gibi kıyafet değiştirerek şehri nasıl ele geçireceğini öğrenir. Bu hile güvercinin ayağına ateş bağlayarak şehri yakmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Veli bir karakter miydi?</span><br />
Özbek efsaneleri ise Timur'u veli tipi olarak yansıtmaktadır. Onun Allah'tan sonraki en<br />
büyük yardımcısı Hızır'dır. Esrarengiz Şifacı adlı efsanede Timur, Fars ülkesini ele geçirdikten<br />
sonra askerinin arasında veba yayılmaya başlar. O. Aksak Timer'de de tüccar kılığında gittiği Fan şehrinde padişah mallarına bakarken hileyle başını keserek padişahlığa geçtiği; İstanbul padişahını safranla yıkanıp hasta numarası yaparak öldürdüğü belirtilmektedir.<br />
Timur'un İslam âlimlerine hürmet etmesi onun hakkındaki başka bir grup efsanenin konusunu oluşturur. Emir Sultan'ın Koca Eskici adlı fakir dervişe gönderdiği tezkereden sonra Timur ve askerlerinin Bursa'yı işgal etmekten vazgeçtiklerine dair Evliya Çelebi'nin kaydettiği efsane bunlardandır. Evliya Çelebi'nin naklettiği başka bir efsaneye göre Timur Akşehir'i Nasreddin Hoca sebebiyle işgal etmemiştir.<br />
 <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cihangirlik sevdası</span><br />
Timur'un büyük bir coğrafyayı fethetmesi döneminin cihangirlik iddiasına/sevdasına dayanır. Oysa Anadolu ve İdil-Ural coğrafyasında Türkler, millettaş ve dindaş oldukları Timur'a karşı aynı duyguyu beslemezler. Zira etnik ve dini birliktelik olsa da coğrafya ve ideoloji farklılığı yeni bir toplumsal yapı ve kültür meydana getirmiştir. Efsanelerde Timur tipi bağlamında ortaya çıkan menfi algıyı bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vatan mücadelesi ön planda</span><br />
Bahsi geçen bölgeler buralardaki Türklerin vatanıdır. Bu sebeple Timur'un cihangirlik iddiası ile bu coğrafyadaki Türklerin vatanı koruma içgüdüsü efsanelerde ciddi bir çatışmaya yol açar. Anadolu ve İdil-Ural sahasındaki Türkler var olan devleti, milleti ve başarıyı muhafaza etmeye yönelik düşündüklerinden, bazı efsanelerde Timur ilahi kudretle yaratılmış bir kişi kabul edilmesine rağmen, gerçek karakter özelliklerini yansıtsın yansıtmasın; kurnaz, kindar, açık sözlü, yağmacı ve zalimdir. Genellikle Timur efsanelerinin belli yerlerle ilgili olması savaş şartlarını yaşayanların sıradan coğrafyayı vatan haline getirmesinden kaynaklanır. Güçlü, cesur ve başarılı olan Timur değil, haklı olduğu halde yenilen, yağmalanan, öldürülendir. Efsanelerde onların başarısı ortaya konulmaya, vatan mücadelesi ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır.      ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cengiz Han]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-cengiz-han.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2021 12:55:54 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16975">Erzincanlı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-cengiz-han.html</guid>
			<description><![CDATA[[COLOR=#495359]<div style="text-align: left;" class="mycode_align"> <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/6.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
[COLOR=#495359] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CENGİZ HAN EFSANESİ</span>   </div>
  [COLOR=#495359]<div style="text-align: left;" class="mycode_align">
Moğolların büyük kağanı yaklaşık 1162 yılında Onon Nehri kıyısında doğdu. İsmi "demirden" veya "demirci" manasına gelen "Timuçin" idi. 1206 yılına kadar Cengiz Kağan ismini kullanmadı. Cengiz isminin ne anlama geldiği de hala tarihçiler arasında bir tartışma konusu. "Adil" veya "Okyanus" anlamına geliyor olabilir. Bağlamı içerisinde Cengiz Kağan, "Ulu Kağan" anlamında da kullanıldı. [FONT=PT Sans]<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Zor bir çocukluk geçirdi</span><br />
<br />
Eğer yaşadıklarınıza bakıp "çocukluğumu yaşayamadım, gençliğim elden gitti" diye dertleniyorsanız Cengiz Han'ın yaşadıklarını yaşasanız yağmur gibi ağlar, depresyondan depresyona girersiniz. Daha 9 yaşındayken babası rakip Tatarlar tarafından zehirlendi. Kendi kabilesi ailesini sürgüne yolladı. Annesi 7 çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kaldı. Daha küçücük bir çocukken yaşamak için avlanmak ve mücadele etmek zorunda kaldı. Yemek için çıkan bir tartışmada kardeşini öldürdü. Gençliğinde rakip boylar tarafından kendisi ve karısı kaçırıldı. Bir süre köle olarak yaşadı. Bütün bu zorluklara rağmen daha 20 yaşında saygı duyulan bir savaşçı ve komutan olarak biliniyordu. Topladığı destekçilerinden oluşan ordusuyla büyük kabilelerin liderleriyle ittifaklar kurarak güçlendi. 1206 yılında steplerde at koşturan çoğu klanı kendi bayrağı altında birleştirerek uzak diyarları fethe çıktı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Fiziki özellikleri bilinmiyor</span><br />
<br />
Dünya tarihine damga vurmuş bir insan olmasına rağmen fiziki özellikleri hakkında pek bir şey bilinmiyor. Döneminden kalan hiçbir heykel veya resim yok. Bir çok kaynakta kendisi uzun, güçlü, gür sakallı ve uzun saçlı bir insan olarak tasvir edilirken, en ilginç iddia 14. yüzyılda yaşayan İranlı tarihçi Rashid El Din'e ait. Ona göre Cengiz Kağan kızıl saçlı ve yeşil gözlü. Her ne kadar kendisi Cengiz Kağan'ı hiç görmemiş olsa da etnik olarak çeşitliliğe sahip Moğol toplumunda kızıl saç ve yeşil göz hiç görülmemiş bir şey değil.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. En güvendiği komutanlarının bir kısmı eski düşmanıydı</span><br />
<br />
Cengiz Han, aşiretçilik veya kabilecilik yapan bir insan değildi. Liyakata inanıyordu. Yetenekli olan insanları görerek, onları sınıfları, ataları hatta geçmiş bağlılıklarına bağlı olarak yargılamadan yükseltmesiyle biliniyordu. Bunun en güzel örneklerinden biri 1201'de yaşandı.Tayjut Kabilesiyle yapılan bir savaş sırasında atına atılan bir ok yüzünden az daha hayatını kaybediyordu. Savaş bittikten sonra Tayjutlu esirlerin yanına giderek o oku kimin attığını sordu. Bir asker cesaretle öne çıkıp oku kendisinin attığını söyledi. Askerin cesaretinden etkilenen Cengiz, bu askeri hem oordusunda komutan yaptı hem de ok anlamına gelen Cebe adını kendisine vererek onurlandırdı. Cebe, Subutay ile birlikte Moğol ordusunun en büyük komutanlarından biri olacaktı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Gazabı merhametinden büyüktü</span><br />
<br />
Cengiz Kağan seferleri sırasında diğer krallıklara çoğunlukla barışçıl bir şekilde Moğol egemenliğini kabul etme fırsatı sundu ancak direnenlerin hiçbirine acımadı. Örneğin 1219 yılında Harezmi İmpratorluğu Moğollarla yaptıkları bir anlaşmayı bozdu. Cengiz Kağan ortaya çıkan sorunu çözmek için Harezmi Şahı'na İpek Yolu'ndaki malların ticaretinin düzenlenmesi ve kontrolüyle ilgili kıymetli bir ticaret anlaşması önerdi. Harezmi Şahı ise cevap olarak kendisine bu teklifle gelen elçileri öldürdü. Cengiz Kağan'ın bu harekete cevabı sert oldu. Bütün ordusunu toplayarak Harezmi İmparatorluğu'na sefere çıktı. Sonuçta Harezmi İmparatorluğu bütünüyle çöktü, fakat Cengiz Kağan bununla da yetinmedi. Savaş sırasında kendisine asker göndermeyen vasallarından Tankut Devleti'ne karşı da bir sefer düzenleyerek, başkentlerini ele geçirdi ve Tankut Kraliyet ailesinin tamamını katletti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Dünya nüfusunun yüzde 11'ini öldürdü</span><br />
<br />
Tarihçiler açısından büyük tartışma konularından biri de Cengiz Kağan döneminde Moğolların gerçekten kaç kişi öldürdüğü. Bir çok tarihçi bu rakamın yaklaşık 40 milyon olduğunu ifade ediyor. Tarihi kayıtlarda Cengiz Kağan zamanında Çin nüfusunun onlarca milyon insan düştüğü gözüküyor. Harezmi İmparatorluğu'na yaptığı seferde ise imparatorluk nüfusunun dörtte üçü hayatını kaybetti. Toplamda ise Moğol saldırılarının dünya nüfusunun yüzde 11'ini öldürdüğü kabul ediliyor. Bugün aynı orana ulaşmak için yaklaşık 770 milyon insan öldürmek gerekiyor. </div>
  <br />
[COLOR=#495359]<div style="text-align: left;" class="mycode_align"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Din ve vicdan özgürlüğünü korudu</span><br />
<br />
Kendi dönemindeki bir çok imparatorluğun aksine Cengiz Kağan din konusunda özgürlükçü bir insandı. Herkesin din ve vicdan özgürlüğünü koruyan yasalar çıkartmanın yanı sıra, ibadet yerlerine de vergi istisnası getirtti. Kağan'ın bu politikasının bir sebebi belki kendi halkını mutlu tutmasının toplumların isyan etmesini engelleyeceğini düşünmesi ise, diğer sebebi Moğol toplumunun her zaman din konusunda aşırı derecede liberal olmasıdır. Her ne kadar Cengiz Kağan şaman inancına sahip olsa da, etrafında Hristiyanlar, Budistler, Müslümanlar, animistik inançlara sahip olan bir çok insan bulunmaktaydı. Bir çok zamanlar çeşitli dinlerden din adamlarını çağırarak inançları hakkında sohbetler yapıyordu. Yaşlılığında Taocu Qiu Chuji'yı karargahına çağırarak, ölümsüzlük ve felsefe hakkında konuştuğu da biliniyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Dünyanın ilk ulusal posta sistemini kurdu</span><br />
<br />
Ok, yay ve at ile birlikte Moğolların en önemli silahlarından biri de kurdukları iletişim ağıydı. Cengiz Kağan'ın yaptığı ilk düzenlemelerden biri "Yam" adı veirlen bir yerleşik kurye sistemini kurmaktı. Orta çağ dönemi için hayli etkili olan bu teşkilatta belirli yerlerde atların bulunduğu haneler kuruluyordu. Herhangi bir devlet görevlisi bu noktalarda atını değiştirerek, güçlü ve dinlenmiş atlarla kimi zaman günde 320 kilometre yol katedebiliyordu. Sistemin tek faydası mal ve bilgiyi daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hızla imparatorluk içinde dolaştırması değildi aynı zamanda Kağan'ın gözü ve kulakları olarak çok önemli bir istihbari bilgi kaynağıydı. Yam sayesinde Kağan imparatorluğunda yaşananları hızlı bir şekilde takip ediyor, ajanları ve gözcüleriyle askeri ve politik gelişmeleri çok hızlı bir şekilde öğreniyordu. Yam sistemi aynı zamanda uluslararas elçi ve tacirleri de korumaktaydı. Ünlü Marko Polo bu sistem sayesinde daha sonraki yıllarda Moğol topraklarında güvenlik içerisinde dolaşabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Nasıl öldüğü ve mezarı bilinmiyor</span><br />
<br />
Cengiz Kağan'ın hayatını kaplayan bütün gizemlere ek olarak Kağan'ın nasıl öldüğü da belli değil. En sık anlatılan hikayeye göre kendisi 1227 yılında attan düşerek yaralandı ve bu nedenle hayatını kaybetti. Ancak bazı başka kaynaklar kendisinin sıtmadan veya dizine gelen bir oktan öldüğünü de ifade ediyor. Hatta bir kaynakta kendisinin Çinli bir prensesle beraber olmaya çalışırken öldürülmüş olabileceği de iddia ediliyor. Hayatını nasıl kaybetmiş olursa olsun Cengiz Kağan mezarının gizli kalması için çok uğraştı. Efsaneye göre Cengiz Kağan'ın vasiyeti doğrultusunda atlarla mezarının üzerinden defalarca geçilerek toprakta herhangi bir iz kalmaması sağlandı ve daha sonra mezarını gören herkes öldürüldü. Mezarın büyük ihtimalle Moğolistan'da bulunan Burhan Haldun Dağı'nın etrafında olduğu söyleniyorsa da bugüne kadar tam yeri tespit edilemedi. <br />
</div>
    ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[COLOR=#495359]<div style="text-align: left;" class="mycode_align"> <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2021/07/6.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
[COLOR=#495359] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CENGİZ HAN EFSANESİ</span>   </div>
  [COLOR=#495359]<div style="text-align: left;" class="mycode_align">
Moğolların büyük kağanı yaklaşık 1162 yılında Onon Nehri kıyısında doğdu. İsmi "demirden" veya "demirci" manasına gelen "Timuçin" idi. 1206 yılına kadar Cengiz Kağan ismini kullanmadı. Cengiz isminin ne anlama geldiği de hala tarihçiler arasında bir tartışma konusu. "Adil" veya "Okyanus" anlamına geliyor olabilir. Bağlamı içerisinde Cengiz Kağan, "Ulu Kağan" anlamında da kullanıldı. [FONT=PT Sans]<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Zor bir çocukluk geçirdi</span><br />
<br />
Eğer yaşadıklarınıza bakıp "çocukluğumu yaşayamadım, gençliğim elden gitti" diye dertleniyorsanız Cengiz Han'ın yaşadıklarını yaşasanız yağmur gibi ağlar, depresyondan depresyona girersiniz. Daha 9 yaşındayken babası rakip Tatarlar tarafından zehirlendi. Kendi kabilesi ailesini sürgüne yolladı. Annesi 7 çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kaldı. Daha küçücük bir çocukken yaşamak için avlanmak ve mücadele etmek zorunda kaldı. Yemek için çıkan bir tartışmada kardeşini öldürdü. Gençliğinde rakip boylar tarafından kendisi ve karısı kaçırıldı. Bir süre köle olarak yaşadı. Bütün bu zorluklara rağmen daha 20 yaşında saygı duyulan bir savaşçı ve komutan olarak biliniyordu. Topladığı destekçilerinden oluşan ordusuyla büyük kabilelerin liderleriyle ittifaklar kurarak güçlendi. 1206 yılında steplerde at koşturan çoğu klanı kendi bayrağı altında birleştirerek uzak diyarları fethe çıktı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Fiziki özellikleri bilinmiyor</span><br />
<br />
Dünya tarihine damga vurmuş bir insan olmasına rağmen fiziki özellikleri hakkında pek bir şey bilinmiyor. Döneminden kalan hiçbir heykel veya resim yok. Bir çok kaynakta kendisi uzun, güçlü, gür sakallı ve uzun saçlı bir insan olarak tasvir edilirken, en ilginç iddia 14. yüzyılda yaşayan İranlı tarihçi Rashid El Din'e ait. Ona göre Cengiz Kağan kızıl saçlı ve yeşil gözlü. Her ne kadar kendisi Cengiz Kağan'ı hiç görmemiş olsa da etnik olarak çeşitliliğe sahip Moğol toplumunda kızıl saç ve yeşil göz hiç görülmemiş bir şey değil.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. En güvendiği komutanlarının bir kısmı eski düşmanıydı</span><br />
<br />
Cengiz Han, aşiretçilik veya kabilecilik yapan bir insan değildi. Liyakata inanıyordu. Yetenekli olan insanları görerek, onları sınıfları, ataları hatta geçmiş bağlılıklarına bağlı olarak yargılamadan yükseltmesiyle biliniyordu. Bunun en güzel örneklerinden biri 1201'de yaşandı.Tayjut Kabilesiyle yapılan bir savaş sırasında atına atılan bir ok yüzünden az daha hayatını kaybediyordu. Savaş bittikten sonra Tayjutlu esirlerin yanına giderek o oku kimin attığını sordu. Bir asker cesaretle öne çıkıp oku kendisinin attığını söyledi. Askerin cesaretinden etkilenen Cengiz, bu askeri hem oordusunda komutan yaptı hem de ok anlamına gelen Cebe adını kendisine vererek onurlandırdı. Cebe, Subutay ile birlikte Moğol ordusunun en büyük komutanlarından biri olacaktı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Gazabı merhametinden büyüktü</span><br />
<br />
Cengiz Kağan seferleri sırasında diğer krallıklara çoğunlukla barışçıl bir şekilde Moğol egemenliğini kabul etme fırsatı sundu ancak direnenlerin hiçbirine acımadı. Örneğin 1219 yılında Harezmi İmpratorluğu Moğollarla yaptıkları bir anlaşmayı bozdu. Cengiz Kağan ortaya çıkan sorunu çözmek için Harezmi Şahı'na İpek Yolu'ndaki malların ticaretinin düzenlenmesi ve kontrolüyle ilgili kıymetli bir ticaret anlaşması önerdi. Harezmi Şahı ise cevap olarak kendisine bu teklifle gelen elçileri öldürdü. Cengiz Kağan'ın bu harekete cevabı sert oldu. Bütün ordusunu toplayarak Harezmi İmparatorluğu'na sefere çıktı. Sonuçta Harezmi İmparatorluğu bütünüyle çöktü, fakat Cengiz Kağan bununla da yetinmedi. Savaş sırasında kendisine asker göndermeyen vasallarından Tankut Devleti'ne karşı da bir sefer düzenleyerek, başkentlerini ele geçirdi ve Tankut Kraliyet ailesinin tamamını katletti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Dünya nüfusunun yüzde 11'ini öldürdü</span><br />
<br />
Tarihçiler açısından büyük tartışma konularından biri de Cengiz Kağan döneminde Moğolların gerçekten kaç kişi öldürdüğü. Bir çok tarihçi bu rakamın yaklaşık 40 milyon olduğunu ifade ediyor. Tarihi kayıtlarda Cengiz Kağan zamanında Çin nüfusunun onlarca milyon insan düştüğü gözüküyor. Harezmi İmparatorluğu'na yaptığı seferde ise imparatorluk nüfusunun dörtte üçü hayatını kaybetti. Toplamda ise Moğol saldırılarının dünya nüfusunun yüzde 11'ini öldürdüğü kabul ediliyor. Bugün aynı orana ulaşmak için yaklaşık 770 milyon insan öldürmek gerekiyor. </div>
  <br />
[COLOR=#495359]<div style="text-align: left;" class="mycode_align"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Din ve vicdan özgürlüğünü korudu</span><br />
<br />
Kendi dönemindeki bir çok imparatorluğun aksine Cengiz Kağan din konusunda özgürlükçü bir insandı. Herkesin din ve vicdan özgürlüğünü koruyan yasalar çıkartmanın yanı sıra, ibadet yerlerine de vergi istisnası getirtti. Kağan'ın bu politikasının bir sebebi belki kendi halkını mutlu tutmasının toplumların isyan etmesini engelleyeceğini düşünmesi ise, diğer sebebi Moğol toplumunun her zaman din konusunda aşırı derecede liberal olmasıdır. Her ne kadar Cengiz Kağan şaman inancına sahip olsa da, etrafında Hristiyanlar, Budistler, Müslümanlar, animistik inançlara sahip olan bir çok insan bulunmaktaydı. Bir çok zamanlar çeşitli dinlerden din adamlarını çağırarak inançları hakkında sohbetler yapıyordu. Yaşlılığında Taocu Qiu Chuji'yı karargahına çağırarak, ölümsüzlük ve felsefe hakkında konuştuğu da biliniyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Dünyanın ilk ulusal posta sistemini kurdu</span><br />
<br />
Ok, yay ve at ile birlikte Moğolların en önemli silahlarından biri de kurdukları iletişim ağıydı. Cengiz Kağan'ın yaptığı ilk düzenlemelerden biri "Yam" adı veirlen bir yerleşik kurye sistemini kurmaktı. Orta çağ dönemi için hayli etkili olan bu teşkilatta belirli yerlerde atların bulunduğu haneler kuruluyordu. Herhangi bir devlet görevlisi bu noktalarda atını değiştirerek, güçlü ve dinlenmiş atlarla kimi zaman günde 320 kilometre yol katedebiliyordu. Sistemin tek faydası mal ve bilgiyi daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hızla imparatorluk içinde dolaştırması değildi aynı zamanda Kağan'ın gözü ve kulakları olarak çok önemli bir istihbari bilgi kaynağıydı. Yam sayesinde Kağan imparatorluğunda yaşananları hızlı bir şekilde takip ediyor, ajanları ve gözcüleriyle askeri ve politik gelişmeleri çok hızlı bir şekilde öğreniyordu. Yam sistemi aynı zamanda uluslararas elçi ve tacirleri de korumaktaydı. Ünlü Marko Polo bu sistem sayesinde daha sonraki yıllarda Moğol topraklarında güvenlik içerisinde dolaşabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Nasıl öldüğü ve mezarı bilinmiyor</span><br />
<br />
Cengiz Kağan'ın hayatını kaplayan bütün gizemlere ek olarak Kağan'ın nasıl öldüğü da belli değil. En sık anlatılan hikayeye göre kendisi 1227 yılında attan düşerek yaralandı ve bu nedenle hayatını kaybetti. Ancak bazı başka kaynaklar kendisinin sıtmadan veya dizine gelen bir oktan öldüğünü de ifade ediyor. Hatta bir kaynakta kendisinin Çinli bir prensesle beraber olmaya çalışırken öldürülmüş olabileceği de iddia ediliyor. Hayatını nasıl kaybetmiş olursa olsun Cengiz Kağan mezarının gizli kalması için çok uğraştı. Efsaneye göre Cengiz Kağan'ın vasiyeti doğrultusunda atlarla mezarının üzerinden defalarca geçilerek toprakta herhangi bir iz kalmaması sağlandı ve daha sonra mezarını gören herkes öldürüldü. Mezarın büyük ihtimalle Moğolistan'da bulunan Burhan Haldun Dağı'nın etrafında olduğu söyleniyorsa da bugüne kadar tam yeri tespit edilemedi. <br />
</div>
    ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kamil Kahraman Kimdir?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kamil-kahraman-kimdir.html</link>
			<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 19:44:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=8577">spyrian</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kamil-kahraman-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[Merhabalar Ortalama 4 yıldır web ortamındayım. C # , PHP gibi programlama dilleri ve arama optimizasyonu <a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">SEO Uzmanı</a> olan kişi.<br />
<a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">SEO</a> Hakkında düşünceleri ;<br />
Web dünyası gün geçtiktçe gelişmektedir gelişim gösteren internet ağında projeler ile gelir sağlamayı başaran <a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">webmaster</a> topluluğu , Google&#8217;nin algoritma farklılığı ilede SEO Sektörüne aşırı bir ilgi ve yoğunluk olduğu fark edilir durumda.<br />
<a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Seo uzmanı</a> dâhi kesinlikle google algoritmasına hakim kişiler değildir , benim düşüncemden yol&#8217;a çıkarsak eğer bu işi yapan her kim ise sadece algoritma&#8217;yı tahmin edebilir. Algoritmayı bilen kullanıcı sıralamalarda yükselme gibi bir kaygısı olmaz sonuçta algoritmanın nasıl hareket ettiğini biliyor.<br />
SEO ( <a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Arama optimizasyonu</a> ) ve bu alanda hizmet veren kişiler sayesinde günümüzde bir çok firma sitesini hedef kelimede üst sıralar&#8217;a çıkararak iş alımı ve prestige&#8217;ni yükseltmekte. SEO&#8217;ya gerçekten hakim bir web kullanıcısı kesinlikle işsiz kalma gibi bir durum yaşayacağını sanmıyorum.<br />
Bunlar benim tecrübelerim ve düşüncelerim nasıl değerlendirmek istersiniz bilemiyorum ancak , Herkese bol neşeli ve mutlu günler diliyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhabalar Ortalama 4 yıldır web ortamındayım. C # , PHP gibi programlama dilleri ve arama optimizasyonu <a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">SEO Uzmanı</a> olan kişi.<br />
<a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">SEO</a> Hakkında düşünceleri ;<br />
Web dünyası gün geçtiktçe gelişmektedir gelişim gösteren internet ağında projeler ile gelir sağlamayı başaran <a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">webmaster</a> topluluğu , Google&#8217;nin algoritma farklılığı ilede SEO Sektörüne aşırı bir ilgi ve yoğunluk olduğu fark edilir durumda.<br />
<a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Seo uzmanı</a> dâhi kesinlikle google algoritmasına hakim kişiler değildir , benim düşüncemden yol&#8217;a çıkarsak eğer bu işi yapan her kim ise sadece algoritma&#8217;yı tahmin edebilir. Algoritmayı bilen kullanıcı sıralamalarda yükselme gibi bir kaygısı olmaz sonuçta algoritmanın nasıl hareket ettiğini biliyor.<br />
SEO ( <a href="http://www.kamilkahraman.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Arama optimizasyonu</a> ) ve bu alanda hizmet veren kişiler sayesinde günümüzde bir çok firma sitesini hedef kelimede üst sıralar&#8217;a çıkararak iş alımı ve prestige&#8217;ni yükseltmekte. SEO&#8217;ya gerçekten hakim bir web kullanıcısı kesinlikle işsiz kalma gibi bir durum yaşayacağını sanmıyorum.<br />
Bunlar benim tecrübelerim ve düşüncelerim nasıl değerlendirmek istersiniz bilemiyorum ancak , Herkese bol neşeli ve mutlu günler diliyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[oktaysinanoğlu ( dünyanın en genç bilim adamı )]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-oktaysinanoglu-dunyanin-en-genc-bilim-adami.html</link>
			<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 16:45:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=316">Pirim_Ali</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-oktaysinanoglu-dunyanin-en-genc-bilim-adami.html</guid>
			<description><![CDATA[ ]                        oktay sinanoğlunun  hayatı ;   <br />
 <br />
 <br />
Sayın Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı. 1953 yılında Ankara&#8217;da TED&#8217;in Yenişehir Lisesini birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe&#8217;ydi, takviyeli yabancı dil dersleri vardı, sonradan kolej oldu. TED tarafından Amerika&#8217;ya burslu Kimya Mühendisliği için gönderildi. 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley&#8217;de Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirdi. 1957&#8217;de Amerika Birleşik Devletlerinde MIT&#8217;den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu. Alfred Sloan ödülünü aldı. 1959&#8217;da Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley&#8217;de; Kuramsal Kimya Doktorasını yaptı, doktorasını yaparken iki ödül kazandı. 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1961&#8217;de hem Harward, hem de Yale&#8217;de kendisinin yeni Nicem (&#8220;Kuvantum&#8221<img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" />Kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1962 yılında Batının 300 yılda en genç profesörü oldu (26 yaşında Yale Üniversitesinde); 1962 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu&#8217;na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör unvanını verdi. Türkiye&#8217;de de kuramsal kimya bölümünü kurdu. Ortadoğu Teknik Üniversitesinde eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi. Ama, tabii olmadı. 1964&#8217;de Moleküler Biyoloji konusunda ikinci kürsüsüne Yale Üniversitesine atandı. 1973&#8217;te Almanya&#8217;nın en yüksek Aleksander von Humboldt Bilim Ödülünü ilk kazanan kişi oldu. 1975&#8217;te Japonya&#8217;nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülünü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu&#8217;na ilk ve tek, Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı verildi. 1976&#8217;da Japonya&#8217;ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Hindistan&#8217;ın Devlet Misafiri olarak, Hintli Bakanlarla ve Cumhurbaşkanıyla görüşmüştür. Meksika&#8217;da aynı seviyede Üçüncü Dünya Bağımsızlığı için çalışmıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi'nden yaş sınırında (67) emekli oldu.Yale'deki hayat kaydıyla, ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçe'nin başına gelenlerle daha verimli mücadele edesilmek için, "emeritus professor" ünvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. O ara Türkiye genelinde ki herhangi herhangi bir bir evrenkentte (üniversitede) yetenekli gençlere, fizik kimya, matematik, moleküler biyoloji dallarında Mastır, doktora araştırmaları yaptırması, herşeyi YÖK'ten soran rektörlerce engellendi.Ama Oktay Sinanoğlu, bir yandan bilimsel araştırmalarına dış ülkelerde devam ediyor. 1962&#8217;den günümüze dek ilk TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi ödülünü, 1992&#8217;de Bilgi Çağı, 1995&#8217;te İLESAM Üstün Hizmet Ödülünü, ayrıca Yılın Fikir Adamı, Yılın Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yesevi Kazakistan ve benzeri bir çok kuruluşta profesör, mütevelli heyeti üyesi, Atatürk Kültür Kurumu asli üyesidir. 2001'de Yerel gazeteler Birliği'nce "halk Kahramanı Ödülü" verildi. Bu yılda Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü (2002), TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü (2002) verildi. 250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilim kuramları, çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır. Türkiye&#8217;de de Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Değişik ülkelerde iki kez Nobel&#8217;e aday gösterilmiştir. <br />
<br />
]Tarihsel Özgeçmiş  <br />
<br />
25 ŞUBAT 1935 <br />
Babasının başkonsonsolos olarak görevli bulunduğu İtalya&#8217;nın Bari kentinde doğdu. <br />
1939 <br />
Annesi Rüveyde Hanım (Karacabey), babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu ve kızkardeşi Esin ile Il. Dünya Savaşı&#8217;nın çıkmasıyla birlikte Türkiy e&#8217;ye döndüler. <br />
kaynak: Baktabul Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler <br />
1941 <br />
Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu vefat etti. <br />
1953 <br />
Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesi&#8217;nde burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bur-suyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD&#8217;ye gitti. <br />
1956 <br />
ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği&#8217;ni birincilikle bitirdi. <br />
1957 <br />
MIT&#8217;yi sekiz ayda birincilikle bitirerek Yüksek Kimya Mühendisi oldu. <br />
1959 <br />
Kaliforniya Üniversitesi Berkeley&#8217;de iki yılda kuramsal kimya doktorasını tamamladı. <br />
1959-1960 <br />
ABD&#8217;de Atom Enerjisi Merkezi&#8217;nde araştırmalar yaptı; araştırmaları uluslararası dergilerde yayınlandı, pek çok üniversiteden teklifler almaya başladı. <br />
1960 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde &#8221;yardımcı profesör&#8221; olarak çalışmaya başladı. <br />
1961-1962 <br />
&#8221;Öğecik (atom) ve özdeciklerin (moleküllerin) çok eksicikli (elektronlu) kuramı&#8221; ile profesörlüğe adım attı. Temel fizik kanunlarından başlayarak çeşitli maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini bulmak için gerekli bu temel kuramla, 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırmış oldu. Ve profesörlüğe yükseldi. <br />
1962 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;ndeki profesörlüğünün yanında Harvard Üniversitesi&#8217;nde kendisinin bulduğu &#8221;yeni kuantum (nicem) kimyası ve fiziği&#8221; üzerine üst düzey dersler verdi. 26 yaşında, son 300 yıldır Batı&#8217;da en genç yaşta profesör olan kişi olarak Yale Üniversitesi tarafııidan dünyaya tanıtıldı. <br />
Türkiye&#8217;ye geldi ve Haziran ayında Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi&#8217;ni (ODTÜ) ziyaret etti. <br />
"Alfred P. Sloan" Ödülü&#8217;nü aldı. <br />
TEMMUZ 1963 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde resmen "tüm" profesör oldu. <br />
TEMMUZ 1964 <br />
ODTÜ&#8217;ye danışman profesör oldu. Eğitimin Türkçe yapılması gerektiği üzerine konuşmalara başladı. <br />
1964 <br />
Yale Universitesi&#8217;nde ikinci kürsüye atandı; bu kürsü dünyada yeni kurulmaya başlanan &#8221;Moleküler Biyoloji&#8221; idi. Kalıtımı sağlayan DNA molekülünün yapısının neden çift sarmal olduğunu ve bunu bir arada tutan kuvvetlerin ne olduğu üzerine yaptığı çalışmasıyla (&#8221;solvofobik&#8221; - &#8221;çözgen iter kuvveti&#8221; kuramı) moleküler biyolojinin kurucuları arasına katıldı. <br />
İstanbul&#8217;da, 19 Ağustos ile 5 Eylül tarihleri arasında uluslararası bilimsel yaz okulunu düzenledi. Bu yaz okulu &#8221;Nicem Kimyası&#8221; üzerineydi; savaş sonrası ve soğuk savaş nedeniyle birbirinden kopuk olan dünyanın dört bir yanındaki bilimcileri böylece bir araya getirdi ve bu alandaki alışverişle bilimsel anlamda yeniliklere adım atılmasını sağladı. <br />
Tamamen ayrı bir saha olan yüksek enerji fiziği üzerine çalışmaları sonucu &#8221;yeni sekiz mezon (maddeyi oluşturan temel taneciklerden sekizi) ve özellikler kuramı&#8221;nı buldu. <br />
KASIM 1964 <br />
NIH&#8216;ye (Amerikan Ulusal Sağlık Bilimleri Kurumu) danışman oldu. <br />
1964-1965 <br />
Ulusal Bilimler Akademisi&#8217;nde "Kuramsal Kimya" Üst Komitesi&#8217; nin üyesi oldu. <br />
HAZİRAN 1964 <br />
Teksas&#8217;da Ulusal Fiziksel Kimya Sempozyumu&#8217;nda çağrılı ana konuşmalardan birini yaptı. <br />
TEMMUZ 1964 <br />
DNA üzerine Gordon Araştırma Merkezi&#8217;nin konferansına konuşmacı olarak katıldı. <br />
EKİM 1964 <br />
New York&#8217;ta Amerikan Kanser Araştırma Merkezi&#8217;nde &#8221;Biyopolimerler üzerinde suyun ve diğer çözgenlerin etkileri&#8217; &#8216;üzerine konuşma yaptı. <br />
1965 <br />
İstanbul, Yeşilyurt&#8217;ta Çınar Oteli&#8217;nde ikinci uluslararası yaz okulu düzenledi. Bu defa Yüksek Enerji Fiziği üzerıne... <br />
NİSAN 1965 <br />
Detroit&#8217;teki Amerikan Kimya Derneği&#8217;nin sempozyumunda konuşma yaptı. <br />
EYLÜL 1965 <br />
İngiltere&#8217;de, Faraday Society&#8217;nin &#8221;Sıvılardaki intermoleküler güçler&#8221; tartışma toplantısına katıldı. <br />
1965-1966 <br />
Miami Üniversitesi, Coral Gables, Florida&#8217;da hem fizik, hem moleküler biyoloji bölümlerinde ziyaretçi prof. olarak bulunup yoğun bir şekilde yüksek enerji fiziği üzerinde çalışırken, orada &#8221;Kurumsal Bilimler Merkezi&#8221;nin kurucularından oldu. <br />
1966 <br />
TÜBİTAK Bilim Ödülü&#8217;nü alan ilk kişi oldu. <br />
HAZİRAN 1966 <br />
Ağustos aylarında Colorado&#8217;da, Kaliforniya&#8217;da yüksek enerji fiziği üzerine üst düzey konuşmalar yaptı. <br />
ŞUBAT 1967 <br />
İsrail&#8217;de CERN ve Weizmann Enstitüsü&#8217;nün düzenlediği konferansa davet edildi. <br />
MAYIS 1967 <br />
Fransa&#8217;da Paris&#8217;te Uluslararası Moleküler Biyoloji Konferansı&#8217;nda davetli konuşmacıydı. <br />
HAZİRAN 1967 <br />
Kanada&#8217;nın Montreal kentinde Nicem Kimyası Sempozyumu&#8217; nun onur komitesine seçildi. <br />
TEMMUZ 1967 <br />
İtalya&#8217;da, Frascati&#8217;de NATO&#8217;nun Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü&#8217;nün düzenlediği atom ve moleküllerin etkileriyle ilgili uzmanlara üst düzey seminerler verdi. <br />
AĞUSTOS 1967 <br />
Çekoslavakya&#8217;da Kutna Hora kentindeki Nicem Kimyası üzerine uluslararası sempozyuma özel konuşmacı olarak katıldı. <br />
ARALIK 1967 <br />
New York Bilimler Akademisi&#8217;nin moleküler biyolojiyle ilgili konferansına konuşmacı olarak davet edildi. <br />
ARALIK 1967 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde çeşitli üniversitelerden kimya alanındaki bilim adamlarının katıldığı üç günlük bir seminer düzenledi. <br />
1967-1970 <br />
ABD, Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarları&#8217;nda sadece beş bilimcinin seçildiği Teftiş Kurulu Üyesi. <br />
HAZİRAN 1968 <br />
ODTÜ&#8217;de Kuramsal Kimya Bölümü&#8217;nü kurdu. <br />
New York&#8217;ta ilk olarak düzenlenen Atom Fiziği Uluslararası Konferansı&#8217;na başkonuşmacı olarak katıldı. <br />
NİSAN 1969 <br />
Minnesota&#8217;da Amerikan Kimya Toplululuğu&#8217;nun toplantısına davetli olarak katıldı. <br />
Kanada&#8217;nın Ontario Eyaleti&#8217;ndeki Waterloo Üniversitesi&#8217;nde Kimya ve Uygulamaları Matematik Bölümleri&#8217;nde konuşmalar yaptı. <br />
İllinois&#8217;te Chicago Üniversitesi&#8217;ndeki The James Franck Enstitüsu ne ve Ohio&#8217;daki Battelle Memorial Enstitüsü&#8217;ne konuşmacı olarak çağrıldı. <br />
1969 <br />
İzmir, Urla&#8217;da üçüncü yaz okulunu yaptı. Bu bilimsel toplantının adı &#8221;Atom Fiziğinde Yeni Yönler&#8221;di ve dünyada atom fiziğinin babası olarak bilinen Edward Condon&#8217;a adanmıştı. Sovyet Bilimler Akademisi&#8217;nin davetlisi olarak bu ülkede bilimsel konuşmalar yaptı, kuramlarını tüm Sovyetler&#8217;den özel olarak toplanan üst düzey bilimcilere anlattı. <br />
1970 <br />
Atom Fiziği üzerinde çalıştı; atomların temel yapısı üzerine çok ayrıntılı bir kuram geliştirdi; &#8221;Atom fiziğinde atomların yapısı ve elektronik özellikleri kuramı&#8221;nın gökfizik alanındaki uygulamalarıyla güneş ve yıldızlardaki kimyasal öğeler hesaplanabilir oldu. ABD Ulusal Standartlar Kurumu&#8217;nun kataloglarındaki yanlış bilgiler düzeltildi. <br />
1970-1973 <br />
ABD Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarı&#8217;nın başkanlığını yaptı. <br />
EYLÜL 1971 <br />
Aralık ayına kadar Paris&#8217;te, ancak çok üst düzey matematikçi ve fizikçilerin kabul edildiği &#8221;Institut Des Hauts Etudes Scientifiques&#8221;te kimyaya matematiği sokma alanında uzun yıllar sürecek çalışmalarına başladı. Bulduğu yeni matematik temeller, farklı alanlarda bilim dünyasına bü y ük katkı sağladı. <br />
1971 <br />
Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi&#8217;ne üyelik için seçildi. <br />
1971 <br />
ABD, Washington, Savunma Stratejileri Kurulu Üyesi. <br />
OCAK 1972 <br />
Florida&#8217;da Nicem Kimyası, Nicem Teorisi üzerine uluslararası sempozyuma davetli konuşmacı olarak katıldı. <br />
MAYIS 1972 <br />
Boulder&#8217;de Kolorado Üniversitesi&#8217;nin Fizik Bölümü&#8217;nün kollokyumuna davet edildi. <br />
TEMMUZ 1972 <br />
Meksika&#8217;da Latin Amerika Fizik Okulu&#8217;nda atom ve moleküller üzerine konuşmalar yaptı. <br />
AĞUSTOS 1972 <br />
Kanada&#8217;nın Vancouver kentinde Teorik Kimya Kanada Uluslararası Sempozyumu&#8217;na katıldı. <br />
EKİM 1972 <br />
Arizona&#8217;da atom fiziğinde yeni keşfedilmiş olan &#8221;ışın-yaprak (beam-foil) tayflaması&#8221; sempozyumunda danışma kurulu üyesi. <br />
1973 <br />
Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde MEB&#8217;in teklif ettiği rektörlüğü reddedip danışman profesör olarak çalıştı. <br />
OCAK 1973 <br />
Florida&#8217;da Gainesville&#8217;de E.U. Condon&#8217;un onuruna düzenlenen uluslararası atom sempozyumuna davetli olarak katıldı. <br />
MART 1973 <br />
İtalya&#8217;nın Trieste kentinde Atomlar, Moleküller ve Lazerler üzerine seminerler verdi. <br />
NİSAN 1973 <br />
Michigan&#8217;da kolokyum yönetti. <br />
İsviçre&#8217;nin Burgenstock kentinde Organik Kimyanın Kuramsal Temelleri üzerine konuşma yaptı. <br />
MAYIS 1973 <br />
Almanya&#8217;nın en yüksek bilim ödülü olan &#8221;Alexander von Humboldt Bilim Ödülü&#8221;nü aldı. Bu ödülü alan ilk bilimciydi . <br />
TEMMUZ 1973 <br />
Fransa&#8217;nın Menton kentinde düzenlenen ilk uluslararası nicem kimyası kongresinde konuşma yaptı. <br />
Yugoslavya&#8217;nın Ljubljana kentindeki Nicem ve Bilgisayar Teknolojisi üzerine ko~ıuşmalar yaptı. <br />
AĞUSTOS 1973 <br />
NATO&#8217;nun Araştırma Merkezi&#8217;nin Kanada&#8217;nın Quebec eyaletinde düzenlediği toplantıda konuşmacı olarak bulundu. <br />
1973 <br />
Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi&#8217;ne seçilen ilk ve tek Türk oldu; kendisiyle aynı yıl Soljenitsin ve Fellini de seçilmişti. <br />
Meksika&#8217;da teörilerini anlatmak için Kuramsal Fizik Yaz Okulu&#8217;na katıldı, bu ülkede üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlığı için çalışmalar yürüttü. Aynı yıl Meksika Hükümeti&#8217;nin yüksek bilim ödülü &#8221;Elena Moshinsky&#8221; ile ödüllendirildi. Ertesi yıl bu ödülü kazanan kişi ünlü fizikçi E. Wigner oldu. <br />
1974 <br />
Milli Eğitim Şurası&#8217;na katıldı ve bilim ve teknoloji eğitiminin Türkçe olması gereği üzerine konuşmalar yaptı. <br />
1975 <br />
Asya&#8217;yı keşfetti. Japon Hükümeti&#8217;nin &#8221;Uluslararası Seçkin Bilim Adamı&#8221; ödülünü almak için gittiği bu ülkede altı ay boyunca çeşitli bilimsel konuşmalar yaptı, iki ülke arasında (Türkiye ve Japonya) kültürel ve bilimsel ilişkinin kurulması için çalıştı. Neredeyse tüm Japonya&#8217;da &#8221;İpek Yolunun İki Ucu: Türkiye ve Japonya&#8221; başlığını taşıyan ve iki ülke arasındaki kültürel ve tarihi benzerlikleri an l atan konuşmalar yaptı. Japon televizyonu NHK ile İpek Yolu projesini başlattı. <br />
1976 <br />
Hindistan Hükümeti&#8217;nden &#8221;Devlet Misafiri&#8221; olarak aldığı davet üzerine bu ülkeye gitti. Bayan Gandi&#8217;nin bakanları ve cumhurbaşkanı Fakruttin Bey ile yine iki ülke arasında güçlü bağların oluşması için çalışmalar yaptı. <br />
TC Unıversitelerarası Kurulun verdiği &#8221;Türkiye Cumhuriyeti Profesörü&#8221; unvanını aldı. <br />
Balıkesir&#8217;de askerliğini yaptı. <br />
1977-1978 <br />
İki yıl iü Kimya Fakültesi&#8217;nde görev yaptı. <br />
Türkiye&#8217;de çeşitli bilimsel araştırmalar yürüttü. <br />
Roma Kulübü&#8217;nün İstanbul&#8217;da yapılan toplantısına özel davetli konuşmacı olarak katıldı. <br />
1980 <br />
1970&#8217;lerde Almanya&#8217;da başladığı matematik temelleri geliştirmeye ve kimyaya yeni bir bakış açısı getirmeye yönelik çalışmalarının sonucunda &#8221;Kimya&#8217;nın temellerini yeni matematik-lere oturma kuramı&#8221;nı buldu. Yeni nicem kanununu geliştirerek kimyayı ezber yerine yeni matematik fizik temellerine bağladı. <br />
1982-1988 <br />
Yale&#8217;de düzenlediği kimyanın matematik temelleri üzerine bir dizi seminere çeşitli ülkelerden bilim adamlarını davet etti. Böylece &#8221;matematiksel kimya&#8221; diye yeni bir dalın ortaya çıkmasına, J. Mathematical Chemistry dergisinin ve uluslararası kurultayların örgütlenmesine önayak oldu. İlk kurultayda açılış konuşmasını yaptı. Derginin yayın kurulu üyesiydi. <br />
1984-1986 <br />
İsviçre&#8217;nin Davos kentindeki EMF&#8217;de (Avrupa Yönetim Forumu) katılımcı. <br />
1985 <br />
Yaklaşık on yıldır üzerinde çalıştığı ve teorisinin matematiğini 180 teoremden çıkardığı araştırmasını anlatmak üzere dünya turuna çıktı. ABD, Kanada, Batı ve Doğu Almanya, İsviçre, Japonya ve Kore&#8217;nin çeşitli üniversite ve kurumlarında konuşmalar yaptı. <br />
1986-1989 <br />
Florida Uluslararası Bilim ve Sanat Merkezi kurulması için çalıştı. <br />
1988 <br />
Türkiye&#8217;ye davet ediler ek Milli Eğitim Şurası&#8217;na katıldı. <br />
Amerikan basını, 180 teoremden çıkardığı ve fizik ve kimyaya yeni bir bakış getiren teorisini çocuklara resimli oyunlarla anlattığı için kimyayı herkesin türetebileceğini ispatladığını yazdı. <br />
1990 <br />
Annesi Rüveyde Sinanoğlu vefat etti. <br />
1991 <br />
TC Kültür Bakanlığı&#8217;nın Bilgi Çağı Ödülü&#8217;nü aldı. <br />
1993 <br />
Merkezini Yale Üniversitesi&#8217;nden Türkiye&#8217;ye taşımaya karar verdi. <br />
1994-1995 <br />
Yıldız Teknik Universitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümu nde profesör ve rektör danışmanı. <br />
1995 <br />
ILESAM &#8221;Üstün Hizmet Ödülü&#8221;nü, GESİAD &#8221;Yılın Bilam Adamı Ödülü&#8221;, Türkiye Yazarlar Birliği &#8221;Yılın Fikir Adamı&#8221; ödülünü aldı. <br />
EYLÜL 1995 <br />
Kaş&#8217;ta düzenlenen Ulusal Türk Fizik Kurultayı&#8217;na onur başkanı ve konuşmacı olarak katıldı. <br />
1996 <br />
Türk-Kazak Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi oldu. <br />
1999 <br />
Elazığ&#8217;da düzenlenen 1. Türk Dünyası Matematik Kurultayı&#8217;na katıldı. <br />
Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nde çok sayıda öğrenciye kimya, matematik, moleküler biyoloji alanlarında doktora, lisans tezi yaptırdı. <br />
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Elazığ Fırat Üniversitesi ve İstanbul Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilimleri&#8217;nde konuşmalar yaptı. Malatya&#8217;da halka &#8221;Dünyada ve Türkiye&#8217;de Eğitim&#8221; konuşması yaptı. <br />
kaynak: Baktabul Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler <br />
EYLÜL 1999 <br />
Samsun&#8217;da düzenlenen XIII. Ulusal Kimya Kurultayı&#8217;nda çağrılı tebliğini sundu. <br />
DPT Yükseköğretim ve İktisadi Gelişme Uzmanlar Kurulu&#8217;na katılan yüzü aşkın akademisyen tarafından başkan seçildi. <br />
1999-2000 <br />
Miami Üniversitesi Matematik Bölümü&#8217;ne &#8221;adjunct profesör&#8221; yapıldı. <br />
2.000 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde &#8221;Kimyanın yeni temel kuramı ve organik ve anorganik kimyaya uygulamalar&#8221; lisans üstü dersler verdi. <br />
ŞUBAT 2.000 <br />
Teksas Austin&#8217;de &#8221;Uluslararası Molekül Yapıları Kurultayı&#8221;nda çağrılı tebliğ sundu. <br />
NİSAN 2000 <br />
TC Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı DPT&#8217;nin 40. yıldöııümü ve 8. Beş Yıllık Planın başlatılması münasebetiyle bir konuşma yaptı: &#8221;Bilimsel Araştırmanın İktisadi Gelişmeye Katkısı&#8221; <br />
EYLÜL 2000 <br />
XIV. Ulusal Kimya Kurultayında Diyarbakır&#8217;da çağrılı kimya konuşması yaptı. <br />
2001 <br />
Halen ABD Yale Üniversitesi&#8217;nde iki kürsü (fiziki-kimya, moleküler biyokimya / biyofizik) profesörü. Kuramsal Fizik Merkezi &#8217;nın üyesi. Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü&#8217;nde profesör. <br />
NİSAN 2001 <br />
Çanakkale Üniversitesi&#8217;nde iki bilimsel konuşma yaptı. <br />
2001 <br />
Yerel gazeteler Birliği'nce "halk Kahramanı Ödülü" verildi <br />
2002 <br />
Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü <br />
2002 <br />
TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü (2002) verildi <br />
Yıldız Teknik Üniversitesi'nden yaş sınırında (67) emekli oldu.Yale'deki hayat kaydıyla, ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçe'nin başına gelenlerle daha verimli mücadele edesilmek için, "emeritus professor" ünvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. O ara Türkiye genelinde ki herhangi herhangi bir bir evrenkentte (üniversitede) yetenekli gençlere, fizik kimya, matematik, moleküler biyoloji dallarında Mastır, doktora araştırmaları yaptırması, herşeyi YÖK'ten soran rektörlerce engellendi.Ama Oktay Sinanoğlu, bir yandan bilimsl araştırmalarına dış ülkelerde devam ediyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ ]                        oktay sinanoğlunun  hayatı ;   <br />
 <br />
 <br />
Sayın Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı. 1953 yılında Ankara&#8217;da TED&#8217;in Yenişehir Lisesini birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe&#8217;ydi, takviyeli yabancı dil dersleri vardı, sonradan kolej oldu. TED tarafından Amerika&#8217;ya burslu Kimya Mühendisliği için gönderildi. 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley&#8217;de Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirdi. 1957&#8217;de Amerika Birleşik Devletlerinde MIT&#8217;den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu. Alfred Sloan ödülünü aldı. 1959&#8217;da Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley&#8217;de; Kuramsal Kimya Doktorasını yaptı, doktorasını yaparken iki ödül kazandı. 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1961&#8217;de hem Harward, hem de Yale&#8217;de kendisinin yeni Nicem (&#8220;Kuvantum&#8221<img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" />Kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1962 yılında Batının 300 yılda en genç profesörü oldu (26 yaşında Yale Üniversitesinde); 1962 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu&#8217;na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör unvanını verdi. Türkiye&#8217;de de kuramsal kimya bölümünü kurdu. Ortadoğu Teknik Üniversitesinde eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi. Ama, tabii olmadı. 1964&#8217;de Moleküler Biyoloji konusunda ikinci kürsüsüne Yale Üniversitesine atandı. 1973&#8217;te Almanya&#8217;nın en yüksek Aleksander von Humboldt Bilim Ödülünü ilk kazanan kişi oldu. 1975&#8217;te Japonya&#8217;nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülünü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu&#8217;na ilk ve tek, Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı verildi. 1976&#8217;da Japonya&#8217;ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Hindistan&#8217;ın Devlet Misafiri olarak, Hintli Bakanlarla ve Cumhurbaşkanıyla görüşmüştür. Meksika&#8217;da aynı seviyede Üçüncü Dünya Bağımsızlığı için çalışmıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi'nden yaş sınırında (67) emekli oldu.Yale'deki hayat kaydıyla, ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçe'nin başına gelenlerle daha verimli mücadele edesilmek için, "emeritus professor" ünvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. O ara Türkiye genelinde ki herhangi herhangi bir bir evrenkentte (üniversitede) yetenekli gençlere, fizik kimya, matematik, moleküler biyoloji dallarında Mastır, doktora araştırmaları yaptırması, herşeyi YÖK'ten soran rektörlerce engellendi.Ama Oktay Sinanoğlu, bir yandan bilimsel araştırmalarına dış ülkelerde devam ediyor. 1962&#8217;den günümüze dek ilk TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi ödülünü, 1992&#8217;de Bilgi Çağı, 1995&#8217;te İLESAM Üstün Hizmet Ödülünü, ayrıca Yılın Fikir Adamı, Yılın Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yesevi Kazakistan ve benzeri bir çok kuruluşta profesör, mütevelli heyeti üyesi, Atatürk Kültür Kurumu asli üyesidir. 2001'de Yerel gazeteler Birliği'nce "halk Kahramanı Ödülü" verildi. Bu yılda Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü (2002), TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü (2002) verildi. 250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilim kuramları, çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır. Türkiye&#8217;de de Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Değişik ülkelerde iki kez Nobel&#8217;e aday gösterilmiştir. <br />
<br />
]Tarihsel Özgeçmiş  <br />
<br />
25 ŞUBAT 1935 <br />
Babasının başkonsonsolos olarak görevli bulunduğu İtalya&#8217;nın Bari kentinde doğdu. <br />
1939 <br />
Annesi Rüveyde Hanım (Karacabey), babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu ve kızkardeşi Esin ile Il. Dünya Savaşı&#8217;nın çıkmasıyla birlikte Türkiy e&#8217;ye döndüler. <br />
kaynak: Baktabul Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler <br />
1941 <br />
Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu vefat etti. <br />
1953 <br />
Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesi&#8217;nde burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bur-suyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD&#8217;ye gitti. <br />
1956 <br />
ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği&#8217;ni birincilikle bitirdi. <br />
1957 <br />
MIT&#8217;yi sekiz ayda birincilikle bitirerek Yüksek Kimya Mühendisi oldu. <br />
1959 <br />
Kaliforniya Üniversitesi Berkeley&#8217;de iki yılda kuramsal kimya doktorasını tamamladı. <br />
1959-1960 <br />
ABD&#8217;de Atom Enerjisi Merkezi&#8217;nde araştırmalar yaptı; araştırmaları uluslararası dergilerde yayınlandı, pek çok üniversiteden teklifler almaya başladı. <br />
1960 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde &#8221;yardımcı profesör&#8221; olarak çalışmaya başladı. <br />
1961-1962 <br />
&#8221;Öğecik (atom) ve özdeciklerin (moleküllerin) çok eksicikli (elektronlu) kuramı&#8221; ile profesörlüğe adım attı. Temel fizik kanunlarından başlayarak çeşitli maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini bulmak için gerekli bu temel kuramla, 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırmış oldu. Ve profesörlüğe yükseldi. <br />
1962 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;ndeki profesörlüğünün yanında Harvard Üniversitesi&#8217;nde kendisinin bulduğu &#8221;yeni kuantum (nicem) kimyası ve fiziği&#8221; üzerine üst düzey dersler verdi. 26 yaşında, son 300 yıldır Batı&#8217;da en genç yaşta profesör olan kişi olarak Yale Üniversitesi tarafııidan dünyaya tanıtıldı. <br />
Türkiye&#8217;ye geldi ve Haziran ayında Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi&#8217;ni (ODTÜ) ziyaret etti. <br />
"Alfred P. Sloan" Ödülü&#8217;nü aldı. <br />
TEMMUZ 1963 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde resmen "tüm" profesör oldu. <br />
TEMMUZ 1964 <br />
ODTÜ&#8217;ye danışman profesör oldu. Eğitimin Türkçe yapılması gerektiği üzerine konuşmalara başladı. <br />
1964 <br />
Yale Universitesi&#8217;nde ikinci kürsüye atandı; bu kürsü dünyada yeni kurulmaya başlanan &#8221;Moleküler Biyoloji&#8221; idi. Kalıtımı sağlayan DNA molekülünün yapısının neden çift sarmal olduğunu ve bunu bir arada tutan kuvvetlerin ne olduğu üzerine yaptığı çalışmasıyla (&#8221;solvofobik&#8221; - &#8221;çözgen iter kuvveti&#8221; kuramı) moleküler biyolojinin kurucuları arasına katıldı. <br />
İstanbul&#8217;da, 19 Ağustos ile 5 Eylül tarihleri arasında uluslararası bilimsel yaz okulunu düzenledi. Bu yaz okulu &#8221;Nicem Kimyası&#8221; üzerineydi; savaş sonrası ve soğuk savaş nedeniyle birbirinden kopuk olan dünyanın dört bir yanındaki bilimcileri böylece bir araya getirdi ve bu alandaki alışverişle bilimsel anlamda yeniliklere adım atılmasını sağladı. <br />
Tamamen ayrı bir saha olan yüksek enerji fiziği üzerine çalışmaları sonucu &#8221;yeni sekiz mezon (maddeyi oluşturan temel taneciklerden sekizi) ve özellikler kuramı&#8221;nı buldu. <br />
KASIM 1964 <br />
NIH&#8216;ye (Amerikan Ulusal Sağlık Bilimleri Kurumu) danışman oldu. <br />
1964-1965 <br />
Ulusal Bilimler Akademisi&#8217;nde "Kuramsal Kimya" Üst Komitesi&#8217; nin üyesi oldu. <br />
HAZİRAN 1964 <br />
Teksas&#8217;da Ulusal Fiziksel Kimya Sempozyumu&#8217;nda çağrılı ana konuşmalardan birini yaptı. <br />
TEMMUZ 1964 <br />
DNA üzerine Gordon Araştırma Merkezi&#8217;nin konferansına konuşmacı olarak katıldı. <br />
EKİM 1964 <br />
New York&#8217;ta Amerikan Kanser Araştırma Merkezi&#8217;nde &#8221;Biyopolimerler üzerinde suyun ve diğer çözgenlerin etkileri&#8217; &#8216;üzerine konuşma yaptı. <br />
1965 <br />
İstanbul, Yeşilyurt&#8217;ta Çınar Oteli&#8217;nde ikinci uluslararası yaz okulu düzenledi. Bu defa Yüksek Enerji Fiziği üzerıne... <br />
NİSAN 1965 <br />
Detroit&#8217;teki Amerikan Kimya Derneği&#8217;nin sempozyumunda konuşma yaptı. <br />
EYLÜL 1965 <br />
İngiltere&#8217;de, Faraday Society&#8217;nin &#8221;Sıvılardaki intermoleküler güçler&#8221; tartışma toplantısına katıldı. <br />
1965-1966 <br />
Miami Üniversitesi, Coral Gables, Florida&#8217;da hem fizik, hem moleküler biyoloji bölümlerinde ziyaretçi prof. olarak bulunup yoğun bir şekilde yüksek enerji fiziği üzerinde çalışırken, orada &#8221;Kurumsal Bilimler Merkezi&#8221;nin kurucularından oldu. <br />
1966 <br />
TÜBİTAK Bilim Ödülü&#8217;nü alan ilk kişi oldu. <br />
HAZİRAN 1966 <br />
Ağustos aylarında Colorado&#8217;da, Kaliforniya&#8217;da yüksek enerji fiziği üzerine üst düzey konuşmalar yaptı. <br />
ŞUBAT 1967 <br />
İsrail&#8217;de CERN ve Weizmann Enstitüsü&#8217;nün düzenlediği konferansa davet edildi. <br />
MAYIS 1967 <br />
Fransa&#8217;da Paris&#8217;te Uluslararası Moleküler Biyoloji Konferansı&#8217;nda davetli konuşmacıydı. <br />
HAZİRAN 1967 <br />
Kanada&#8217;nın Montreal kentinde Nicem Kimyası Sempozyumu&#8217; nun onur komitesine seçildi. <br />
TEMMUZ 1967 <br />
İtalya&#8217;da, Frascati&#8217;de NATO&#8217;nun Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü&#8217;nün düzenlediği atom ve moleküllerin etkileriyle ilgili uzmanlara üst düzey seminerler verdi. <br />
AĞUSTOS 1967 <br />
Çekoslavakya&#8217;da Kutna Hora kentindeki Nicem Kimyası üzerine uluslararası sempozyuma özel konuşmacı olarak katıldı. <br />
ARALIK 1967 <br />
New York Bilimler Akademisi&#8217;nin moleküler biyolojiyle ilgili konferansına konuşmacı olarak davet edildi. <br />
ARALIK 1967 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde çeşitli üniversitelerden kimya alanındaki bilim adamlarının katıldığı üç günlük bir seminer düzenledi. <br />
1967-1970 <br />
ABD, Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarları&#8217;nda sadece beş bilimcinin seçildiği Teftiş Kurulu Üyesi. <br />
HAZİRAN 1968 <br />
ODTÜ&#8217;de Kuramsal Kimya Bölümü&#8217;nü kurdu. <br />
New York&#8217;ta ilk olarak düzenlenen Atom Fiziği Uluslararası Konferansı&#8217;na başkonuşmacı olarak katıldı. <br />
NİSAN 1969 <br />
Minnesota&#8217;da Amerikan Kimya Toplululuğu&#8217;nun toplantısına davetli olarak katıldı. <br />
Kanada&#8217;nın Ontario Eyaleti&#8217;ndeki Waterloo Üniversitesi&#8217;nde Kimya ve Uygulamaları Matematik Bölümleri&#8217;nde konuşmalar yaptı. <br />
İllinois&#8217;te Chicago Üniversitesi&#8217;ndeki The James Franck Enstitüsu ne ve Ohio&#8217;daki Battelle Memorial Enstitüsü&#8217;ne konuşmacı olarak çağrıldı. <br />
1969 <br />
İzmir, Urla&#8217;da üçüncü yaz okulunu yaptı. Bu bilimsel toplantının adı &#8221;Atom Fiziğinde Yeni Yönler&#8221;di ve dünyada atom fiziğinin babası olarak bilinen Edward Condon&#8217;a adanmıştı. Sovyet Bilimler Akademisi&#8217;nin davetlisi olarak bu ülkede bilimsel konuşmalar yaptı, kuramlarını tüm Sovyetler&#8217;den özel olarak toplanan üst düzey bilimcilere anlattı. <br />
1970 <br />
Atom Fiziği üzerinde çalıştı; atomların temel yapısı üzerine çok ayrıntılı bir kuram geliştirdi; &#8221;Atom fiziğinde atomların yapısı ve elektronik özellikleri kuramı&#8221;nın gökfizik alanındaki uygulamalarıyla güneş ve yıldızlardaki kimyasal öğeler hesaplanabilir oldu. ABD Ulusal Standartlar Kurumu&#8217;nun kataloglarındaki yanlış bilgiler düzeltildi. <br />
1970-1973 <br />
ABD Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarı&#8217;nın başkanlığını yaptı. <br />
EYLÜL 1971 <br />
Aralık ayına kadar Paris&#8217;te, ancak çok üst düzey matematikçi ve fizikçilerin kabul edildiği &#8221;Institut Des Hauts Etudes Scientifiques&#8221;te kimyaya matematiği sokma alanında uzun yıllar sürecek çalışmalarına başladı. Bulduğu yeni matematik temeller, farklı alanlarda bilim dünyasına bü y ük katkı sağladı. <br />
1971 <br />
Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi&#8217;ne üyelik için seçildi. <br />
1971 <br />
ABD, Washington, Savunma Stratejileri Kurulu Üyesi. <br />
OCAK 1972 <br />
Florida&#8217;da Nicem Kimyası, Nicem Teorisi üzerine uluslararası sempozyuma davetli konuşmacı olarak katıldı. <br />
MAYIS 1972 <br />
Boulder&#8217;de Kolorado Üniversitesi&#8217;nin Fizik Bölümü&#8217;nün kollokyumuna davet edildi. <br />
TEMMUZ 1972 <br />
Meksika&#8217;da Latin Amerika Fizik Okulu&#8217;nda atom ve moleküller üzerine konuşmalar yaptı. <br />
AĞUSTOS 1972 <br />
Kanada&#8217;nın Vancouver kentinde Teorik Kimya Kanada Uluslararası Sempozyumu&#8217;na katıldı. <br />
EKİM 1972 <br />
Arizona&#8217;da atom fiziğinde yeni keşfedilmiş olan &#8221;ışın-yaprak (beam-foil) tayflaması&#8221; sempozyumunda danışma kurulu üyesi. <br />
1973 <br />
Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde MEB&#8217;in teklif ettiği rektörlüğü reddedip danışman profesör olarak çalıştı. <br />
OCAK 1973 <br />
Florida&#8217;da Gainesville&#8217;de E.U. Condon&#8217;un onuruna düzenlenen uluslararası atom sempozyumuna davetli olarak katıldı. <br />
MART 1973 <br />
İtalya&#8217;nın Trieste kentinde Atomlar, Moleküller ve Lazerler üzerine seminerler verdi. <br />
NİSAN 1973 <br />
Michigan&#8217;da kolokyum yönetti. <br />
İsviçre&#8217;nin Burgenstock kentinde Organik Kimyanın Kuramsal Temelleri üzerine konuşma yaptı. <br />
MAYIS 1973 <br />
Almanya&#8217;nın en yüksek bilim ödülü olan &#8221;Alexander von Humboldt Bilim Ödülü&#8221;nü aldı. Bu ödülü alan ilk bilimciydi . <br />
TEMMUZ 1973 <br />
Fransa&#8217;nın Menton kentinde düzenlenen ilk uluslararası nicem kimyası kongresinde konuşma yaptı. <br />
Yugoslavya&#8217;nın Ljubljana kentindeki Nicem ve Bilgisayar Teknolojisi üzerine ko~ıuşmalar yaptı. <br />
AĞUSTOS 1973 <br />
NATO&#8217;nun Araştırma Merkezi&#8217;nin Kanada&#8217;nın Quebec eyaletinde düzenlediği toplantıda konuşmacı olarak bulundu. <br />
1973 <br />
Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi&#8217;ne seçilen ilk ve tek Türk oldu; kendisiyle aynı yıl Soljenitsin ve Fellini de seçilmişti. <br />
Meksika&#8217;da teörilerini anlatmak için Kuramsal Fizik Yaz Okulu&#8217;na katıldı, bu ülkede üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlığı için çalışmalar yürüttü. Aynı yıl Meksika Hükümeti&#8217;nin yüksek bilim ödülü &#8221;Elena Moshinsky&#8221; ile ödüllendirildi. Ertesi yıl bu ödülü kazanan kişi ünlü fizikçi E. Wigner oldu. <br />
1974 <br />
Milli Eğitim Şurası&#8217;na katıldı ve bilim ve teknoloji eğitiminin Türkçe olması gereği üzerine konuşmalar yaptı. <br />
1975 <br />
Asya&#8217;yı keşfetti. Japon Hükümeti&#8217;nin &#8221;Uluslararası Seçkin Bilim Adamı&#8221; ödülünü almak için gittiği bu ülkede altı ay boyunca çeşitli bilimsel konuşmalar yaptı, iki ülke arasında (Türkiye ve Japonya) kültürel ve bilimsel ilişkinin kurulması için çalıştı. Neredeyse tüm Japonya&#8217;da &#8221;İpek Yolunun İki Ucu: Türkiye ve Japonya&#8221; başlığını taşıyan ve iki ülke arasındaki kültürel ve tarihi benzerlikleri an l atan konuşmalar yaptı. Japon televizyonu NHK ile İpek Yolu projesini başlattı. <br />
1976 <br />
Hindistan Hükümeti&#8217;nden &#8221;Devlet Misafiri&#8221; olarak aldığı davet üzerine bu ülkeye gitti. Bayan Gandi&#8217;nin bakanları ve cumhurbaşkanı Fakruttin Bey ile yine iki ülke arasında güçlü bağların oluşması için çalışmalar yaptı. <br />
TC Unıversitelerarası Kurulun verdiği &#8221;Türkiye Cumhuriyeti Profesörü&#8221; unvanını aldı. <br />
Balıkesir&#8217;de askerliğini yaptı. <br />
1977-1978 <br />
İki yıl iü Kimya Fakültesi&#8217;nde görev yaptı. <br />
Türkiye&#8217;de çeşitli bilimsel araştırmalar yürüttü. <br />
Roma Kulübü&#8217;nün İstanbul&#8217;da yapılan toplantısına özel davetli konuşmacı olarak katıldı. <br />
1980 <br />
1970&#8217;lerde Almanya&#8217;da başladığı matematik temelleri geliştirmeye ve kimyaya yeni bir bakış açısı getirmeye yönelik çalışmalarının sonucunda &#8221;Kimya&#8217;nın temellerini yeni matematik-lere oturma kuramı&#8221;nı buldu. Yeni nicem kanununu geliştirerek kimyayı ezber yerine yeni matematik fizik temellerine bağladı. <br />
1982-1988 <br />
Yale&#8217;de düzenlediği kimyanın matematik temelleri üzerine bir dizi seminere çeşitli ülkelerden bilim adamlarını davet etti. Böylece &#8221;matematiksel kimya&#8221; diye yeni bir dalın ortaya çıkmasına, J. Mathematical Chemistry dergisinin ve uluslararası kurultayların örgütlenmesine önayak oldu. İlk kurultayda açılış konuşmasını yaptı. Derginin yayın kurulu üyesiydi. <br />
1984-1986 <br />
İsviçre&#8217;nin Davos kentindeki EMF&#8217;de (Avrupa Yönetim Forumu) katılımcı. <br />
1985 <br />
Yaklaşık on yıldır üzerinde çalıştığı ve teorisinin matematiğini 180 teoremden çıkardığı araştırmasını anlatmak üzere dünya turuna çıktı. ABD, Kanada, Batı ve Doğu Almanya, İsviçre, Japonya ve Kore&#8217;nin çeşitli üniversite ve kurumlarında konuşmalar yaptı. <br />
1986-1989 <br />
Florida Uluslararası Bilim ve Sanat Merkezi kurulması için çalıştı. <br />
1988 <br />
Türkiye&#8217;ye davet ediler ek Milli Eğitim Şurası&#8217;na katıldı. <br />
Amerikan basını, 180 teoremden çıkardığı ve fizik ve kimyaya yeni bir bakış getiren teorisini çocuklara resimli oyunlarla anlattığı için kimyayı herkesin türetebileceğini ispatladığını yazdı. <br />
1990 <br />
Annesi Rüveyde Sinanoğlu vefat etti. <br />
1991 <br />
TC Kültür Bakanlığı&#8217;nın Bilgi Çağı Ödülü&#8217;nü aldı. <br />
1993 <br />
Merkezini Yale Üniversitesi&#8217;nden Türkiye&#8217;ye taşımaya karar verdi. <br />
1994-1995 <br />
Yıldız Teknik Universitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümu nde profesör ve rektör danışmanı. <br />
1995 <br />
ILESAM &#8221;Üstün Hizmet Ödülü&#8221;nü, GESİAD &#8221;Yılın Bilam Adamı Ödülü&#8221;, Türkiye Yazarlar Birliği &#8221;Yılın Fikir Adamı&#8221; ödülünü aldı. <br />
EYLÜL 1995 <br />
Kaş&#8217;ta düzenlenen Ulusal Türk Fizik Kurultayı&#8217;na onur başkanı ve konuşmacı olarak katıldı. <br />
1996 <br />
Türk-Kazak Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi oldu. <br />
1999 <br />
Elazığ&#8217;da düzenlenen 1. Türk Dünyası Matematik Kurultayı&#8217;na katıldı. <br />
Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nde çok sayıda öğrenciye kimya, matematik, moleküler biyoloji alanlarında doktora, lisans tezi yaptırdı. <br />
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Elazığ Fırat Üniversitesi ve İstanbul Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilimleri&#8217;nde konuşmalar yaptı. Malatya&#8217;da halka &#8221;Dünyada ve Türkiye&#8217;de Eğitim&#8221; konuşması yaptı. <br />
kaynak: Baktabul Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler <br />
EYLÜL 1999 <br />
Samsun&#8217;da düzenlenen XIII. Ulusal Kimya Kurultayı&#8217;nda çağrılı tebliğini sundu. <br />
DPT Yükseköğretim ve İktisadi Gelişme Uzmanlar Kurulu&#8217;na katılan yüzü aşkın akademisyen tarafından başkan seçildi. <br />
1999-2000 <br />
Miami Üniversitesi Matematik Bölümü&#8217;ne &#8221;adjunct profesör&#8221; yapıldı. <br />
2.000 <br />
Yale Üniversitesi&#8217;nde &#8221;Kimyanın yeni temel kuramı ve organik ve anorganik kimyaya uygulamalar&#8221; lisans üstü dersler verdi. <br />
ŞUBAT 2.000 <br />
Teksas Austin&#8217;de &#8221;Uluslararası Molekül Yapıları Kurultayı&#8221;nda çağrılı tebliğ sundu. <br />
NİSAN 2000 <br />
TC Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı DPT&#8217;nin 40. yıldöııümü ve 8. Beş Yıllık Planın başlatılması münasebetiyle bir konuşma yaptı: &#8221;Bilimsel Araştırmanın İktisadi Gelişmeye Katkısı&#8221; <br />
EYLÜL 2000 <br />
XIV. Ulusal Kimya Kurultayında Diyarbakır&#8217;da çağrılı kimya konuşması yaptı. <br />
2001 <br />
Halen ABD Yale Üniversitesi&#8217;nde iki kürsü (fiziki-kimya, moleküler biyokimya / biyofizik) profesörü. Kuramsal Fizik Merkezi &#8217;nın üyesi. Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü&#8217;nde profesör. <br />
NİSAN 2001 <br />
Çanakkale Üniversitesi&#8217;nde iki bilimsel konuşma yaptı. <br />
2001 <br />
Yerel gazeteler Birliği'nce "halk Kahramanı Ödülü" verildi <br />
2002 <br />
Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü <br />
2002 <br />
TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü (2002) verildi <br />
Yıldız Teknik Üniversitesi'nden yaş sınırında (67) emekli oldu.Yale'deki hayat kaydıyla, ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçe'nin başına gelenlerle daha verimli mücadele edesilmek için, "emeritus professor" ünvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. O ara Türkiye genelinde ki herhangi herhangi bir bir evrenkentte (üniversitede) yetenekli gençlere, fizik kimya, matematik, moleküler biyoloji dallarında Mastır, doktora araştırmaları yaptırması, herşeyi YÖK'ten soran rektörlerce engellendi.Ama Oktay Sinanoğlu, bir yandan bilimsl araştırmalarına dış ülkelerde devam ediyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pakize Suda]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-pakize-suda.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:37:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-pakize-suda.html</guid>
			<description><![CDATA[1952 yılında İzmir&#8217;de doğdu. Çılgın Dersane, Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu, Sevda Çiçeği, Davetsiz Misafir, Hayat Bilgisi, Pembe Patikler, Erguvan Yılları, Kayıp Aranıyor, Tanrı Seni Korusun, Alnımdaki Bıçak Yarası, Küçüğüm, Ayrılık Acısı, Yara, Kime Niyet Kime Kısmet, Kurt Kapanı, Tarkan Altın Madalyon, Feride, Saraylar Meleği gibi filim ve dizi filmlerde oynadı. Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.<br />
<br />
ESERLERİ:<br />
Ağız Tadıyla Sevişemedik<br />
Yenmiş Yutulmuş Sözler<br />
<br />
<br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
(Benim) Harbi, şeker ve sarışın kadın(ım)! <br />
ALİ ATIF BİR<br />
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi<br />
<br />
Pakize Suda aslında sizi kendinizle yüzleştiriyor ama gerçeği söyleyemiyor, kıvırıyorsunuz. Onun yüreğinin onda biri sizde olsa, yılbaşı dansözü diye televizyona çıkar üstüne de para verirsiniz. <br />
<br />
<br />
Ne yazacam ben ya? Pakize Suda. Nasıl anlatılır Pakize Suda? Aslında onu anlatamamak galiba onu anlatmanın doğasında olan bir şey. (En azından belki de evli bir adam için böyle. Bakın, başlıkta parantez içinde yazdığım kısımları henüz yazıya koymaya karar vermedim. Eğer koyarsam ne olacağını haftaya hep birlikte öğreniriz).<br />
<br />
Lütfen ısrar etmeyin size Pakize Suda'yı anlatabilecek durumda değilim. Olsa olsa onunla ilgili yaptığım bilimsel araştırmanın bazı verilerini paylaşabilirim. Aslında &#8216;&#8216;Yukardan Pakize Suda'yı yazman istendi&#8217;&#8217; dendiğinde bir kumpas kurulduğunu hissettiğimi söyleyeyim. Hesapta bu ele avuca sığmaz kadını bir profesöre yazdırıp, karşıya geçip gülecekler. Yemezler!<br />
<br />
Bilimsel araştırmamı, ki kendisi fokus grup araştırmasıdır, &#8216;&#8216;Güzel ve aptal kadınlarla, kadınlar değil daha çok erkekler ilgilenir. Güzel ve zeki kadınlarla ise daha çok kadınlar ilgilenir&#8217;&#8217; tarihi varsayımından hareketle kadınlar üzerinde yaptım. İşte fokus grup toplantısından alıntılar:<br />
<br />
- Valla çok harbi kadın. Hem harbi hem hanfendi..<br />
<br />
- Ama yazıları onun yazması mümkün değil. Alt tarafı bir üvertür şarkıcı. Kesin yazıları ya Serdar Turgut ya Bekir Coşkun yazıyor ya da Ertuğrul Özkök yazıyor.<br />
<br />
- Kadın kendisiyle dalga geçiyor ya...<br />
<br />
- Ne kendisiyle, bütün kadınlarla dalgasını geçiyor. Gücü orada zaten. Samimi yazıyor. Dobra dobra yaşıyor, öyle de yazıyor.<br />
<br />
- Ay o 17'sinde Ege güzeli seçilmemiş miydi şekerim. Kim yazdırdı onu Hürriyet'te anlayamadım. Hürriyet'te yazmak için biraz adamda kapasite lazım. Ben hiçbir yazısını kaçırmam, daha bir kapasitesini göremedim.<br />
<br />
- Çok ayıp çok. Bence Oktay Ekşi'nin yerine baş yazar olsa var ya hergün iki Hürriyet alır her ikisinde de onu okurum. <br />
<br />
- Yok deve! Bir de Fatih Altaylı'nın yerine Galatasaray'a ikinci başkan olsun da süper kupayı alalım. Ha?<br />
<br />
- Kulaklarıma inanamıyorum. Sanki kadının sinemada, şarkıcılıkta öyle ahım şahım bir başarısı varmış gibi yere göğe konduramıyorsunuz.<br />
<br />
- Şeker gibi kadın yaaa, niye öyle diyosunuz.<br />
<br />
- Vallahi çekemiyorsunuz kadını. Ne yani yazar olduktan sonra sahneye çıksaydı daha mı makbul olacaktı? <br />
<br />
- Hırslı değil bunu kabul edelim. Tek hatası uykuyu biraz fazla sevmesi. <br />
<br />
- Atıyorsunuz, kadın uyumuyor ki, uyansın. Uyanık o uyanık!<br />
<br />
- Sizin kuşak hatırlamaz acaip haysiyetli bir &#8216;&#8216;ikinci kadın&#8217;&#8217; olmuştur! Bunu da açık açık ifade etmiştir. <br />
<br />
- Ha o mesele mi? Bırak Allahaşkına, o adamın tüm ceketlerinin renklerini toplasan Pakize'nin renkli kişiliğinin yanında soluk kalır.<br />
<br />
- (Ben) Kesinlikle kadıncağızı çekemediğiniz ortada. Ne adamı, ne ceketi. Kırk yıllık olayları karıştırıp, çamur atıyorsunuz. Sizin gibi kıskanç ikiyüzlülerle fokus grup yapanda kabahat. Pakize Suda aslında sizi kendinizle yüzleştiriyor ama gerçeği söyleyemiyor, kıvırıyorsunuz. Onun yüreğinin onda biri sizde olsa, yılbaşı dansözü diye televizyona çıkar üstüne de para verirsiniz. <br />
<br />
Ne diyordum? Pakize Suda'yı anlatamamak. Galiba gerçekten onu anlatmanın doğasında var.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1952 yılında İzmir&#8217;de doğdu. Çılgın Dersane, Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu, Sevda Çiçeği, Davetsiz Misafir, Hayat Bilgisi, Pembe Patikler, Erguvan Yılları, Kayıp Aranıyor, Tanrı Seni Korusun, Alnımdaki Bıçak Yarası, Küçüğüm, Ayrılık Acısı, Yara, Kime Niyet Kime Kısmet, Kurt Kapanı, Tarkan Altın Madalyon, Feride, Saraylar Meleği gibi filim ve dizi filmlerde oynadı. Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.<br />
<br />
ESERLERİ:<br />
Ağız Tadıyla Sevişemedik<br />
Yenmiş Yutulmuş Sözler<br />
<br />
<br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
(Benim) Harbi, şeker ve sarışın kadın(ım)! <br />
ALİ ATIF BİR<br />
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi<br />
<br />
Pakize Suda aslında sizi kendinizle yüzleştiriyor ama gerçeği söyleyemiyor, kıvırıyorsunuz. Onun yüreğinin onda biri sizde olsa, yılbaşı dansözü diye televizyona çıkar üstüne de para verirsiniz. <br />
<br />
<br />
Ne yazacam ben ya? Pakize Suda. Nasıl anlatılır Pakize Suda? Aslında onu anlatamamak galiba onu anlatmanın doğasında olan bir şey. (En azından belki de evli bir adam için böyle. Bakın, başlıkta parantez içinde yazdığım kısımları henüz yazıya koymaya karar vermedim. Eğer koyarsam ne olacağını haftaya hep birlikte öğreniriz).<br />
<br />
Lütfen ısrar etmeyin size Pakize Suda'yı anlatabilecek durumda değilim. Olsa olsa onunla ilgili yaptığım bilimsel araştırmanın bazı verilerini paylaşabilirim. Aslında &#8216;&#8216;Yukardan Pakize Suda'yı yazman istendi&#8217;&#8217; dendiğinde bir kumpas kurulduğunu hissettiğimi söyleyeyim. Hesapta bu ele avuca sığmaz kadını bir profesöre yazdırıp, karşıya geçip gülecekler. Yemezler!<br />
<br />
Bilimsel araştırmamı, ki kendisi fokus grup araştırmasıdır, &#8216;&#8216;Güzel ve aptal kadınlarla, kadınlar değil daha çok erkekler ilgilenir. Güzel ve zeki kadınlarla ise daha çok kadınlar ilgilenir&#8217;&#8217; tarihi varsayımından hareketle kadınlar üzerinde yaptım. İşte fokus grup toplantısından alıntılar:<br />
<br />
- Valla çok harbi kadın. Hem harbi hem hanfendi..<br />
<br />
- Ama yazıları onun yazması mümkün değil. Alt tarafı bir üvertür şarkıcı. Kesin yazıları ya Serdar Turgut ya Bekir Coşkun yazıyor ya da Ertuğrul Özkök yazıyor.<br />
<br />
- Kadın kendisiyle dalga geçiyor ya...<br />
<br />
- Ne kendisiyle, bütün kadınlarla dalgasını geçiyor. Gücü orada zaten. Samimi yazıyor. Dobra dobra yaşıyor, öyle de yazıyor.<br />
<br />
- Ay o 17'sinde Ege güzeli seçilmemiş miydi şekerim. Kim yazdırdı onu Hürriyet'te anlayamadım. Hürriyet'te yazmak için biraz adamda kapasite lazım. Ben hiçbir yazısını kaçırmam, daha bir kapasitesini göremedim.<br />
<br />
- Çok ayıp çok. Bence Oktay Ekşi'nin yerine baş yazar olsa var ya hergün iki Hürriyet alır her ikisinde de onu okurum. <br />
<br />
- Yok deve! Bir de Fatih Altaylı'nın yerine Galatasaray'a ikinci başkan olsun da süper kupayı alalım. Ha?<br />
<br />
- Kulaklarıma inanamıyorum. Sanki kadının sinemada, şarkıcılıkta öyle ahım şahım bir başarısı varmış gibi yere göğe konduramıyorsunuz.<br />
<br />
- Şeker gibi kadın yaaa, niye öyle diyosunuz.<br />
<br />
- Vallahi çekemiyorsunuz kadını. Ne yani yazar olduktan sonra sahneye çıksaydı daha mı makbul olacaktı? <br />
<br />
- Hırslı değil bunu kabul edelim. Tek hatası uykuyu biraz fazla sevmesi. <br />
<br />
- Atıyorsunuz, kadın uyumuyor ki, uyansın. Uyanık o uyanık!<br />
<br />
- Sizin kuşak hatırlamaz acaip haysiyetli bir &#8216;&#8216;ikinci kadın&#8217;&#8217; olmuştur! Bunu da açık açık ifade etmiştir. <br />
<br />
- Ha o mesele mi? Bırak Allahaşkına, o adamın tüm ceketlerinin renklerini toplasan Pakize'nin renkli kişiliğinin yanında soluk kalır.<br />
<br />
- (Ben) Kesinlikle kadıncağızı çekemediğiniz ortada. Ne adamı, ne ceketi. Kırk yıllık olayları karıştırıp, çamur atıyorsunuz. Sizin gibi kıskanç ikiyüzlülerle fokus grup yapanda kabahat. Pakize Suda aslında sizi kendinizle yüzleştiriyor ama gerçeği söyleyemiyor, kıvırıyorsunuz. Onun yüreğinin onda biri sizde olsa, yılbaşı dansözü diye televizyona çıkar üstüne de para verirsiniz. <br />
<br />
Ne diyordum? Pakize Suda'yı anlatamamak. Galiba gerçekten onu anlatmanın doğasında var.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pakize Tarzi ( 1912)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-pakize-tarzi-1912.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:37:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-pakize-tarzi-1912.html</guid>
			<description><![CDATA[Pakize İzzet Tarzi 1912 yılında Halep'de doğdu. Babası Ziraat Bankası Suriye Umum Müdürü'ydü. Çocukluğu dört kız kardeşi annesi, büyükanneleri, amcaları, dayıları ile yaşadığı büyük bir köşkte, Şam'da geçer. 1. Dünya Savaşı'nın sürdüğü o yıllarda, altı yüzyıllık Osmanlı İmparatorluğu da son dönemini yaşamaktadır. Şam düşünce aile apar topar Adana'ya gelir, Pakize 4-5 yaşlarındadır ve kalbindeki meslek doktorluktur. "Ablalarım çok akıllı olduğumu mutlaka okumam gerektiğini söylerlerdi.Doktor olmayı istiyordum, çünkü aile hekimimiz evimize geleceği zaman, gümüşler parlatılır, en güzel çay takımları çıkarılırdı. Hekimlere gösterilen bu saygı beni etkilemiş olsa gerek." <br />
Üniversiteye kadar hiç okula gitmez, özel hocalardan aldığı derslerle ilk, orta ve liseyi bitirir. Sıra üniversiteye geldiğinde, anne babası doktor olma isteğine karşı çıkarlar: "Yıpranmamı istemedikleri için çok ağır bir meslek olan hekimliği istemediler. Babam Lozan'da tarih okumamı arzu ediyordu, ama benim kararım kesindi." Başarılı ve özverili bir öğrencilik hayatı olur. Okul yıllarında Afganistan kraliçesinin kardeşi Prens Fettah Bey ile evlenirler. Karı koca Roma'ya taşınır ancak Pakize Hanım mesleğine çok bağlıdır ve kendi ülkesinde doktorluk yapmak ister. Sonunda Fettah Bey de Roma'daki ailesini bırakıp İstanbul'a yerleşmeye razı olur.Pakize Ham&#8217;ın, Şişli'de açtığı daha sonra Nisantaşı'na taşıdığı hastanesi 1949 yılında kurar. Kurduğu hastanede hem o hem meslektaşları yüzlerce çocuk doğurtur. <br />
<br />
Pakize Tarzi iki kız bir erkek çocuk sahibi. Büyük kızı Fatma İstanbul'da, küçük kızı Zeynep ABD'de yaşıyor. Oğul Mahmut Tarzi, hastane ve laboratuarın yönetimi ile uğraşıyor. Günlerini okuyarak geçiren Pakize Tarzi, şu sıralarda "Östrojen " adlı kitabın Fransızca'dan Türkçe çevirisiyle uğraşıyor. Kitabın kadınlar için çok yararlı olacağı inancında. (Hürriyet Pazar, 26 Temmuz 1998, Röportaj: Zeynep Güven)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Pakize İzzet Tarzi 1912 yılında Halep'de doğdu. Babası Ziraat Bankası Suriye Umum Müdürü'ydü. Çocukluğu dört kız kardeşi annesi, büyükanneleri, amcaları, dayıları ile yaşadığı büyük bir köşkte, Şam'da geçer. 1. Dünya Savaşı'nın sürdüğü o yıllarda, altı yüzyıllık Osmanlı İmparatorluğu da son dönemini yaşamaktadır. Şam düşünce aile apar topar Adana'ya gelir, Pakize 4-5 yaşlarındadır ve kalbindeki meslek doktorluktur. "Ablalarım çok akıllı olduğumu mutlaka okumam gerektiğini söylerlerdi.Doktor olmayı istiyordum, çünkü aile hekimimiz evimize geleceği zaman, gümüşler parlatılır, en güzel çay takımları çıkarılırdı. Hekimlere gösterilen bu saygı beni etkilemiş olsa gerek." <br />
Üniversiteye kadar hiç okula gitmez, özel hocalardan aldığı derslerle ilk, orta ve liseyi bitirir. Sıra üniversiteye geldiğinde, anne babası doktor olma isteğine karşı çıkarlar: "Yıpranmamı istemedikleri için çok ağır bir meslek olan hekimliği istemediler. Babam Lozan'da tarih okumamı arzu ediyordu, ama benim kararım kesindi." Başarılı ve özverili bir öğrencilik hayatı olur. Okul yıllarında Afganistan kraliçesinin kardeşi Prens Fettah Bey ile evlenirler. Karı koca Roma'ya taşınır ancak Pakize Hanım mesleğine çok bağlıdır ve kendi ülkesinde doktorluk yapmak ister. Sonunda Fettah Bey de Roma'daki ailesini bırakıp İstanbul'a yerleşmeye razı olur.Pakize Ham&#8217;ın, Şişli'de açtığı daha sonra Nisantaşı'na taşıdığı hastanesi 1949 yılında kurar. Kurduğu hastanede hem o hem meslektaşları yüzlerce çocuk doğurtur. <br />
<br />
Pakize Tarzi iki kız bir erkek çocuk sahibi. Büyük kızı Fatma İstanbul'da, küçük kızı Zeynep ABD'de yaşıyor. Oğul Mahmut Tarzi, hastane ve laboratuarın yönetimi ile uğraşıyor. Günlerini okuyarak geçiren Pakize Tarzi, şu sıralarda "Östrojen " adlı kitabın Fransızca'dan Türkçe çevirisiyle uğraşıyor. Kitabın kadınlar için çok yararlı olacağı inancında. (Hürriyet Pazar, 26 Temmuz 1998, Röportaj: Zeynep Güven)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Panait Istrati]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-panait-istrati.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:36:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-panait-istrati.html</guid>
			<description><![CDATA[yazar<br />
<br />
<br />
<br />
10 Ağustos 1884 tarihinde Rum kaçakçı Gerasim Valsamis ile çamaşırcı Romen Yoitza İstrati'nin oğlu olarak doğdu. Babası, Panait doğduktan bir yıl sonra öldürüldü. Annesiyle birlikte yoksulluk içinde yaşadı. Bir çok işte, kırk yaşında yazar olmaya karar verinceye kadar çalıştı. 1900'lü yılların başında gazetelerde yazmaya başladı. Öte yandan yolculuklara çıkmayı hiç ihmal etmedi. Artık bir ayağı Romanya'da, diğeri dünyanın çeşitli ülkelerindedir. Fransızca'yı, kendi imkanlarıyla öğrendi. Yoksul bir hayat yaşadı. 3 Ocak 1921 tarihinde intihar girişiminde bulundu. Ancak ölmedi. Romain Rolland'a yazdığı mektubun hastanede tedavi görürken ulaştırılması, hayatını değiştirdi. Rolland, İstrati'yi yaşadıklarını, tanıklıklarını yazmaya zorladı. Ona bir çeşit rehberlik yaptı. İstrati'nin Fransızca yazdığı öykülerin yayınlanmalarına yardımcı oldu. 1935 yılında kırklı yaşlarında Bükreş'de öldü.<br />
<br />
ESERLERİ:<br />
<br />
Hayat yollarında, Uşak, Sünger Avcısı, Arkadaş, Akdeniz, Baragan'ın Dikenleri, Angel Dayı, Minka Abla, Kodin, Sokak Kızı, Kira Kiralina, Pelmutter Ailesi.<br />
<br />
Sovyetler 1929 (Gezi Notları) <br />
Panait Istrati <br />
Pencere Yayınları / Anı Dizisi <br />
<br />
SSCB'ye üç haftalığına gelen bir ziyaretçi Sovyet Dünyasını üçyüz sayfalık kitapta belgelere dayanarak anlatmaya kalksa, bakış açısına göre onu yerlere de çalabilir, göklere de çıkarabilir. SSCB'de büyük otellerde veya rejimin yüksek görevlilerinin arasında değil de, gündelik hayatın içinde ve herkesle ilişki kurarak aylarca kalan bir kimsenin yapacağı çok şey vardır. Özelllikle de devrimin ülkesinde kendini yabancı hissetmiyorsa; işçilerin ilk cumhuriyetinin geleceği ona, dünyanın geleceğinin kıymetli öğelerinden biri olarak gözüküyorsa...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[yazar<br />
<br />
<br />
<br />
10 Ağustos 1884 tarihinde Rum kaçakçı Gerasim Valsamis ile çamaşırcı Romen Yoitza İstrati'nin oğlu olarak doğdu. Babası, Panait doğduktan bir yıl sonra öldürüldü. Annesiyle birlikte yoksulluk içinde yaşadı. Bir çok işte, kırk yaşında yazar olmaya karar verinceye kadar çalıştı. 1900'lü yılların başında gazetelerde yazmaya başladı. Öte yandan yolculuklara çıkmayı hiç ihmal etmedi. Artık bir ayağı Romanya'da, diğeri dünyanın çeşitli ülkelerindedir. Fransızca'yı, kendi imkanlarıyla öğrendi. Yoksul bir hayat yaşadı. 3 Ocak 1921 tarihinde intihar girişiminde bulundu. Ancak ölmedi. Romain Rolland'a yazdığı mektubun hastanede tedavi görürken ulaştırılması, hayatını değiştirdi. Rolland, İstrati'yi yaşadıklarını, tanıklıklarını yazmaya zorladı. Ona bir çeşit rehberlik yaptı. İstrati'nin Fransızca yazdığı öykülerin yayınlanmalarına yardımcı oldu. 1935 yılında kırklı yaşlarında Bükreş'de öldü.<br />
<br />
ESERLERİ:<br />
<br />
Hayat yollarında, Uşak, Sünger Avcısı, Arkadaş, Akdeniz, Baragan'ın Dikenleri, Angel Dayı, Minka Abla, Kodin, Sokak Kızı, Kira Kiralina, Pelmutter Ailesi.<br />
<br />
Sovyetler 1929 (Gezi Notları) <br />
Panait Istrati <br />
Pencere Yayınları / Anı Dizisi <br />
<br />
SSCB'ye üç haftalığına gelen bir ziyaretçi Sovyet Dünyasını üçyüz sayfalık kitapta belgelere dayanarak anlatmaya kalksa, bakış açısına göre onu yerlere de çalabilir, göklere de çıkarabilir. SSCB'de büyük otellerde veya rejimin yüksek görevlilerinin arasında değil de, gündelik hayatın içinde ve herkesle ilişki kurarak aylarca kalan bir kimsenin yapacağı çok şey vardır. Özelllikle de devrimin ülkesinde kendini yabancı hissetmiyorsa; işçilerin ilk cumhuriyetinin geleceği ona, dünyanın geleceğinin kıymetli öğelerinden biri olarak gözüküyorsa...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Panayot Abacı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-panayot-abaci.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:35:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-panayot-abaci.html</guid>
			<description><![CDATA[Viyolonsel sanatçısıdır. <br />
Tanasis Valtinos&#8217;un Ağız Dalaşı adlı kitabını, Nikos Temelis&#8217;in Arayış adlı romanını ve Petros Markaris&#8217;in Gece Bülteni adlı romanını Yunanca&#8217;dan Türkçe&#8217;ye çevirmiştir. <br />
<br />
Yakovos Kambanellis'in oyunu Savaş Baba çevirisiyle Türkiye'de, Aziz Nesin'in romanı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ve Yıldırım Keskin'in oyunu Aklı Başında Bir Adam çevirileriyle de Yunanistan'da en iyi çeviri ödülü almış, iki anadilli bir yazar.<br />
<br />
Yunanca özel ders de verir. Yunanca dersleri, Aziz Nesin Vakfı&#8217;nda vermektedir.<br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
1.Deniz Gezmiş'ten Yaşar Kemal'e Portreler<br />
Oral Çalışlar<br />
Çağdaş Yayınları<br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Mehmet Ali Aybar, Sabahattin Ali, Fikret Otyam, Panayot Abacı, Lefter ve... Bu kitapta onların öykülerini okuyacaksınız. Bütün bu portrelerin, bir dönemin güzel bir resini vereceğine inanıyoruz. Bazılarını yakından tanıdınız, bazılarının adını ise hiç duymadınız. Onlar bizi bize anlatıyor. Bir dönemin tanıklığını da içeren bu portreleri beğeneceğinizi umuyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Viyolonsel sanatçısıdır. <br />
Tanasis Valtinos&#8217;un Ağız Dalaşı adlı kitabını, Nikos Temelis&#8217;in Arayış adlı romanını ve Petros Markaris&#8217;in Gece Bülteni adlı romanını Yunanca&#8217;dan Türkçe&#8217;ye çevirmiştir. <br />
<br />
Yakovos Kambanellis'in oyunu Savaş Baba çevirisiyle Türkiye'de, Aziz Nesin'in romanı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ve Yıldırım Keskin'in oyunu Aklı Başında Bir Adam çevirileriyle de Yunanistan'da en iyi çeviri ödülü almış, iki anadilli bir yazar.<br />
<br />
Yunanca özel ders de verir. Yunanca dersleri, Aziz Nesin Vakfı&#8217;nda vermektedir.<br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
1.Deniz Gezmiş'ten Yaşar Kemal'e Portreler<br />
Oral Çalışlar<br />
Çağdaş Yayınları<br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Mehmet Ali Aybar, Sabahattin Ali, Fikret Otyam, Panayot Abacı, Lefter ve... Bu kitapta onların öykülerini okuyacaksınız. Bütün bu portrelerin, bir dönemin güzel bir resini vereceğine inanıyoruz. Bazılarını yakından tanıdınız, bazılarının adını ise hiç duymadınız. Onlar bizi bize anlatıyor. Bir dönemin tanıklığını da içeren bu portreleri beğeneceğinizi umuyoruz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pars Tuğlacı ( 1933)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-pars-tuglaci-1933.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:35:06 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-pars-tuglaci-1933.html</guid>
			<description><![CDATA[Pars Tuğlacı (1933 ) Tarih araştırmacısı. Dil bilgini. Kıbrıs&#8217;ta, Melconian Eğitim Enstitüsü&#8217;nü (1951), ABD&#8217;de Michigan Üniversitesi&#8217;ni (1955) bitirdi. Ankara Askeri Tıp Akademisi&#8217;nde (1955-1958), İstanbul&#8217;da Orta ve Yüksekokullarda (1958-1961) İngilizce okuttu. Sözlük ve Ansiklopedi çalışmalarına 20 yaşlarında başladı ve bu dalda uzmanlaştı. Yayımladığı İngilizce&#8217;den Türkçe&#8217;ye ve Türkçe&#8217;den İngilizce&#8217;ye dil ve meslek sözlüklerinden dolayı İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından tebrik edildi (1966). Türkiye Türkçesi&#8217;nin en geniş sözlüğü Okyanus&#8217;u telif etti Bu sebeple zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından 17.4.1974&#8217;de Çankaya&#8217;ya davet edilerek tebrik edildi.Türkiye&#8217;nin 1071 öncesi ve sonrası tarih ve kültürünü konu alan 25 ciltlik Büyük Türk Ansiklopedisi&#8217;ni hazırladı.<br />
<br />
Paris İnsani Bilimler Evrensel Akademisi (Academie des Sciennes Humaines Universelles) tarafından 'Şeref Profesörlüğü Payesi", Amerika Birleşik Devletleri'nin Los Angeles Eyaletindeki Addison Devlet Üniversitesi'nce, 'Genel Araştırma Doktorluğu' payesi, Londra Üniversitesi Tatbiki Araştırma Enstitüsü'nce 'Edebiyat Doktorluğu' payesi verilen Pars Tuğlacı, ABD'nin Uluslararası Bibliyoğrafya Enstitüsü'ne 'Şeref Profesörlüğü' ünvanıyla ve Avustralya'nın Uluslararası Koordine Araştırma Enstitüsü'ne de Şeref Profesörlüğü ünvanıyla ömür boyu üye seçildi. <br />
<br />
Tarihçi ve dilbilimci Pars Tuğlacı&#8217;ya, Bohemya Kraliyet Tacı'nın 'Baron' ünvanı, Askeri 'Deniz Kartalı' ünvanı ve Kudüs Kutsal Haç (Salib-i Mukaddes) ünvanı verildi. <br />
Pars Tuğlacı hakkında, araştırmacı-yazar Ziyad Ebuzziya'ya ait değeri yüksek olan bazı kitap ve dergileri 'yararlanmak' amacıyla alıp, bazı sayfalarını eksik teslim ettiği iddiasıyla dava açıldı. Pars Tuğlacı, 2 ay hapis ve 20 bin lira para cezasına çarptırıldı. İstanbul 5'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Pars Tuğlacı, hakkındaki suçlamaları reddetti. Kitapları tamamlayıp Ebüzziya'ya teslim etmek istediğini, ancak onun kabul etmediğini belirtti. Güneş gazetesinde çıkan habere göre, Tuğlacı şöyle diyordu; "Ben Amerika'da olduğum sırada evim basılmış, bu çirkin bir olaydır. Alınan kitapları aynen iade etmediğim söylenerek emniyeti suistimalden dava açıldı, ancak ben suçsuzum" <br />
DYP&#8217;den bir ara Adalar Belediye Başkan Adayı olan Pars Tuğlacı&#8217;nın Tarih Boyunca İstanbul Adaları adlı kitabı bulunuyor.<br />
<br />
Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Pars Tuğlacı (1933 ) Tarih araştırmacısı. Dil bilgini. Kıbrıs&#8217;ta, Melconian Eğitim Enstitüsü&#8217;nü (1951), ABD&#8217;de Michigan Üniversitesi&#8217;ni (1955) bitirdi. Ankara Askeri Tıp Akademisi&#8217;nde (1955-1958), İstanbul&#8217;da Orta ve Yüksekokullarda (1958-1961) İngilizce okuttu. Sözlük ve Ansiklopedi çalışmalarına 20 yaşlarında başladı ve bu dalda uzmanlaştı. Yayımladığı İngilizce&#8217;den Türkçe&#8217;ye ve Türkçe&#8217;den İngilizce&#8217;ye dil ve meslek sözlüklerinden dolayı İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından tebrik edildi (1966). Türkiye Türkçesi&#8217;nin en geniş sözlüğü Okyanus&#8217;u telif etti Bu sebeple zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından 17.4.1974&#8217;de Çankaya&#8217;ya davet edilerek tebrik edildi.Türkiye&#8217;nin 1071 öncesi ve sonrası tarih ve kültürünü konu alan 25 ciltlik Büyük Türk Ansiklopedisi&#8217;ni hazırladı.<br />
<br />
Paris İnsani Bilimler Evrensel Akademisi (Academie des Sciennes Humaines Universelles) tarafından 'Şeref Profesörlüğü Payesi", Amerika Birleşik Devletleri'nin Los Angeles Eyaletindeki Addison Devlet Üniversitesi'nce, 'Genel Araştırma Doktorluğu' payesi, Londra Üniversitesi Tatbiki Araştırma Enstitüsü'nce 'Edebiyat Doktorluğu' payesi verilen Pars Tuğlacı, ABD'nin Uluslararası Bibliyoğrafya Enstitüsü'ne 'Şeref Profesörlüğü' ünvanıyla ve Avustralya'nın Uluslararası Koordine Araştırma Enstitüsü'ne de Şeref Profesörlüğü ünvanıyla ömür boyu üye seçildi. <br />
<br />
Tarihçi ve dilbilimci Pars Tuğlacı&#8217;ya, Bohemya Kraliyet Tacı'nın 'Baron' ünvanı, Askeri 'Deniz Kartalı' ünvanı ve Kudüs Kutsal Haç (Salib-i Mukaddes) ünvanı verildi. <br />
Pars Tuğlacı hakkında, araştırmacı-yazar Ziyad Ebuzziya'ya ait değeri yüksek olan bazı kitap ve dergileri 'yararlanmak' amacıyla alıp, bazı sayfalarını eksik teslim ettiği iddiasıyla dava açıldı. Pars Tuğlacı, 2 ay hapis ve 20 bin lira para cezasına çarptırıldı. İstanbul 5'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Pars Tuğlacı, hakkındaki suçlamaları reddetti. Kitapları tamamlayıp Ebüzziya'ya teslim etmek istediğini, ancak onun kabul etmediğini belirtti. Güneş gazetesinde çıkan habere göre, Tuğlacı şöyle diyordu; "Ben Amerika'da olduğum sırada evim basılmış, bu çirkin bir olaydır. Alınan kitapları aynen iade etmediğim söylenerek emniyeti suistimalden dava açıldı, ancak ben suçsuzum" <br />
DYP&#8217;den bir ara Adalar Belediye Başkan Adayı olan Pars Tuğlacı&#8217;nın Tarih Boyunca İstanbul Adaları adlı kitabı bulunuyor.<br />
<br />
Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paruyir Ayrikyan]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-paruyir-ayrikyan.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:33:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-paruyir-ayrikyan.html</guid>
			<description><![CDATA[Ermenistan'da 1998 yılı Mart ayında yapılan seçimde aday oldu. 1968 yılından beri siyasetin içinde yer alan Paruyir Ayrikyan, Kendi Kaderini Tayin Etme Birliği'nin başkanlığını da yaptı. Sovyet rejimi zamanında 18 yıl hapis yatan Ayrikyan'ın Karabağ konusundaki fikirleri şöyledir; "Karabağ'dan hem Azerbaycan hem de Ermenistan el çekmeli. Bırakın bildikleri gibi yaşasınlar. Bizim topraklarımızda nasıl Nahcivan gibi Azeri toprağı varsa, orada da ermeni halkın yaşadığı bölge olsun. Kıyamet mi kopar?" ( ) Türkiye'nin Ermenistan'a karşı ilan edilmemiş bir savaş yürüttüğünü de belirten Paruyir Ayrikyan, Türkiye'nin Ermenistan'ı resmen abluka içine almak istediğini iddia etti. Türkiye'nin bu keyfi davranışını kimsenin sorgulamadığını belirten Ayrikyan, şu görüşleri savunuyor; "Başkan seçilirsem uluslararası platformda, Türkiye'nin bize karşı uyguladığı ekonomik ablukaya son verdirmek için hemen girişimlere başlayacağım. Türkiye demokratik bir ülke olduğunu düşünüyorsa, tutumunu gözden geçirmeli."<br />
<br />
Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ermenistan'da 1998 yılı Mart ayında yapılan seçimde aday oldu. 1968 yılından beri siyasetin içinde yer alan Paruyir Ayrikyan, Kendi Kaderini Tayin Etme Birliği'nin başkanlığını da yaptı. Sovyet rejimi zamanında 18 yıl hapis yatan Ayrikyan'ın Karabağ konusundaki fikirleri şöyledir; "Karabağ'dan hem Azerbaycan hem de Ermenistan el çekmeli. Bırakın bildikleri gibi yaşasınlar. Bizim topraklarımızda nasıl Nahcivan gibi Azeri toprağı varsa, orada da ermeni halkın yaşadığı bölge olsun. Kıyamet mi kopar?" ( ) Türkiye'nin Ermenistan'a karşı ilan edilmemiş bir savaş yürüttüğünü de belirten Paruyir Ayrikyan, Türkiye'nin Ermenistan'ı resmen abluka içine almak istediğini iddia etti. Türkiye'nin bu keyfi davranışını kimsenin sorgulamadığını belirten Ayrikyan, şu görüşleri savunuyor; "Başkan seçilirsem uluslararası platformda, Türkiye'nin bize karşı uyguladığı ekonomik ablukaya son verdirmek için hemen girişimlere başlayacağım. Türkiye demokratik bir ülke olduğunu düşünüyorsa, tutumunu gözden geçirmeli."<br />
<br />
Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>