<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - <h2>Atatürk ve Ulusal Mücadele</h2>]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 18:15:37 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk ve çocuklar]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-ve-cocuklar.html</link>
			<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 15:43:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=56">z.abidin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-ve-cocuklar.html</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk bir okula gitmişti.Herzaman oldugu gibi<br />
bütün çocuklar etrafını sardı<br />
<br />
hepsi sevinç içinde onu alkışlıyolardı<br />
Yanlız bir çocuk,kenara çekilmiş,ilgisiz gibi duruyodu.<br />
bu durum Atatürkün gözünden kaçmadı.<br />
onu yanına çagırdı<br />
<br />
-çocuğum,neden durgunsun?birderdinmi var?<br />
hastamısın?dedi<br />
<br />
çocuk<br />
<br />
-bir şeyim yok efendim;dedi arkasını döndü<br />
gözlerinden akan yaşları kimse görmesin diye gizlice sildi.<br />
<br />
ATATÜRK<br />
<br />
-niçin alıyosun yavrum?<br />
sen ağlayınca bak ben çok üzülüyorum dedi.<br />
küçük çocuk,o vakit yaşlı gözlerini ATATÜRKE çevirdi.<br />
<br />
-ATAM,seni yakından görmek istiyorduk, geldin, gördük,sevindik<br />
ama  artık sıramızı savdık,birdaha seni ne zaman görecegiz<br />
ona ağlıyorum<br />
<br />
ATATÜRK; oradaki çocuklara baktı   .<br />
<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">-Beni ne zaman görmek isterseniz aynaya bakın,siz TÜRK çocukları benim birer parçamsınız, bende sizlerin dedi....</span> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk bir okula gitmişti.Herzaman oldugu gibi<br />
bütün çocuklar etrafını sardı<br />
<br />
hepsi sevinç içinde onu alkışlıyolardı<br />
Yanlız bir çocuk,kenara çekilmiş,ilgisiz gibi duruyodu.<br />
bu durum Atatürkün gözünden kaçmadı.<br />
onu yanına çagırdı<br />
<br />
-çocuğum,neden durgunsun?birderdinmi var?<br />
hastamısın?dedi<br />
<br />
çocuk<br />
<br />
-bir şeyim yok efendim;dedi arkasını döndü<br />
gözlerinden akan yaşları kimse görmesin diye gizlice sildi.<br />
<br />
ATATÜRK<br />
<br />
-niçin alıyosun yavrum?<br />
sen ağlayınca bak ben çok üzülüyorum dedi.<br />
küçük çocuk,o vakit yaşlı gözlerini ATATÜRKE çevirdi.<br />
<br />
-ATAM,seni yakından görmek istiyorduk, geldin, gördük,sevindik<br />
ama  artık sıramızı savdık,birdaha seni ne zaman görecegiz<br />
ona ağlıyorum<br />
<br />
ATATÜRK; oradaki çocuklara baktı   .<br />
<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">-Beni ne zaman görmek isterseniz aynaya bakın,siz TÜRK çocukları benim birer parçamsınız, bende sizlerin dedi....</span> ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['En zeki insan'dan Atatürk'e övgü]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-en-zeki-insan-dan-ataturk-e-ovgu.html</link>
			<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 14:55:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=56">z.abidin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-en-zeki-insan-dan-ataturk-e-ovgu.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color">'En zeki insan'dan Atatürk'e övgü</span><br />
<br />
 "199.37 IQ" ile dünyanın en üstün zekâlı insanı unvanını taşıyan Dağıstanlı Prof. Dr. Nadia Camukova, Batı'daki bilgi ve Doğu'daki duygu dengesinin en iyi Türkiye'de olduğunu vurguladı. Camukova, "Türkler dünyanın dengesini korumak için varlar. Türkiye'nin vazgeçilmez, yok olma noktasından varlığa taşımış olan bir lideri, Atatürk'ü var. Türkiye Atatürk'ü yaşatmadığı zaman dünya dengesini negatif şekilde etkileyecektir" dedi. <br />
<br />
 "Dünyada en zeki insan olmak önemli değil. İnsan olabilmek ve insan kalabilmek çok önemli" diyen Camukova, "Zekâyı rakamlar üzerinden görmek yanlış. Zekâ problemleri çözme yeteneğidir" dedi. <br />
<br />
"Türkiye ve Türkler Allah'ın sevip de yarattığı bir soy" diyen Camukova, dünyaya verilmiş olan birkaç liderin başta gelenlerinin içinde Atatürk'ün olduğunu vurguladı. Camukova şöyle devam etti: "Türkiye'yi yok olma noktasından varlığa taşımış olan bir lider. Türklerin ileriye yönelik varlığını korumak için var olan bir Atatürk var."<br />
<br />
<br />
<br />
Şimdi düşünün;<br />
- "Dünyanın en zeki insanı" ünvanına sahip biri bunları söylüyor,<br />
- Norveç, zor durumların altından kalkabilme durumunu anlatmak için "Mustafa Kemal gibi düşünmek" deyimini kullanıyor,<br />
- Sadece zamanının değil, 20. ve 21. yüzyılın liderleri O'nu örnek alıyor,<br />
- Dünyanın tüm liderlerini liderlik, askeri deha, psikoloojik, sosyolojik açıdan inceleyen bir araştırmada en yüksek puanı alan da O,<br />
- Adına Latin Amerika'dan, Japonya'ya pekçok ülkede anıtlar ve parklar inşa ediliyor,<br />
<br />
Tüm bunlara karşılık, ülkesinin insanları O'na saldırmak için birbiriyle yarışıyor.   <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Şimdi basit bir soru soruyorum;<br />
<br />
"Atatürk'ü anlamak için IQ'nuz kaç olmalı ?"  </span> <br />
<br />
<span style="color: Lime;" class="mycode_color">alıntıdır</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color">'En zeki insan'dan Atatürk'e övgü</span><br />
<br />
 "199.37 IQ" ile dünyanın en üstün zekâlı insanı unvanını taşıyan Dağıstanlı Prof. Dr. Nadia Camukova, Batı'daki bilgi ve Doğu'daki duygu dengesinin en iyi Türkiye'de olduğunu vurguladı. Camukova, "Türkler dünyanın dengesini korumak için varlar. Türkiye'nin vazgeçilmez, yok olma noktasından varlığa taşımış olan bir lideri, Atatürk'ü var. Türkiye Atatürk'ü yaşatmadığı zaman dünya dengesini negatif şekilde etkileyecektir" dedi. <br />
<br />
 "Dünyada en zeki insan olmak önemli değil. İnsan olabilmek ve insan kalabilmek çok önemli" diyen Camukova, "Zekâyı rakamlar üzerinden görmek yanlış. Zekâ problemleri çözme yeteneğidir" dedi. <br />
<br />
"Türkiye ve Türkler Allah'ın sevip de yarattığı bir soy" diyen Camukova, dünyaya verilmiş olan birkaç liderin başta gelenlerinin içinde Atatürk'ün olduğunu vurguladı. Camukova şöyle devam etti: "Türkiye'yi yok olma noktasından varlığa taşımış olan bir lider. Türklerin ileriye yönelik varlığını korumak için var olan bir Atatürk var."<br />
<br />
<br />
<br />
Şimdi düşünün;<br />
- "Dünyanın en zeki insanı" ünvanına sahip biri bunları söylüyor,<br />
- Norveç, zor durumların altından kalkabilme durumunu anlatmak için "Mustafa Kemal gibi düşünmek" deyimini kullanıyor,<br />
- Sadece zamanının değil, 20. ve 21. yüzyılın liderleri O'nu örnek alıyor,<br />
- Dünyanın tüm liderlerini liderlik, askeri deha, psikoloojik, sosyolojik açıdan inceleyen bir araştırmada en yüksek puanı alan da O,<br />
- Adına Latin Amerika'dan, Japonya'ya pekçok ülkede anıtlar ve parklar inşa ediliyor,<br />
<br />
Tüm bunlara karşılık, ülkesinin insanları O'na saldırmak için birbiriyle yarışıyor.   <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Şimdi basit bir soru soruyorum;<br />
<br />
"Atatürk'ü anlamak için IQ'nuz kaç olmalı ?"  </span> <br />
<br />
<span style="color: Lime;" class="mycode_color">alıntıdır</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Büyük Ölülere Matem Gerekmez...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-buyuk-olulere-matem-gerekmez.html</link>
			<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 13:08:15 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=4">T U N Ç</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-buyuk-olulere-matem-gerekmez.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color">Başbuğ'dan anlamlı 10 Kasım mesajı </span> <br />
<br />
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğini ifade ederek, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine sadakat gerekir"[/color]</span> dedi. <br />
 <br />
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğini ifade ederek, "Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine sadakat gerekir; düşüncesinden hareketle O'nun maddi varlığının aramızdan ayrıldığı 10 Kasım tarihini bir matem günü olarak kabul etmek yerine dikkatlerimizi bir kez daha O'nun düşüncelerine yöneltmek için bir fırsat olarak görüyoruz&#8221; dedi. <br />
<br />
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, 10 Kasım Atatürk&#8217;ü Anma Günü nedeniyle bir mesaj yayınladı. Orgeneral Başbuğ&#8217;un mesajı şöyle: <br />
<br />
&#8220;Türk Silahlı Kuvvetlerinin Değerli Mensupları, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük komutan ve eşsiz devlet adamı Yüce Önderimiz Atatürk'ü, ölümsüzlüğe uğurladığımız günün 70'inci yıl dönümünde özlemle anıyoruz. <br />
<br />
Duygusallığın ötesinde bilgi ve bilinçle özümsenmiş köklü bir sevgiyle bağlı olduğumuz Ebedi Başkomutanımız Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğine inanıyoruz. &#8216;Büyük ölülere matem gerekmez; fikirlerine sadakat gerekir&#8217; düşüncesinden hareketle O'nun maddi varlığının aramızdan ayrıldığı 10 Kasım tarihini bir matem günü olarak kabul etmek yerine dikkatlerimizi bir kez daha O'nun düşüncelerine yöneltmek için bir fırsat olarak görüyoruz. <br />
<br />
Değerli Silah Arkadaşlarım, <br />
<br />
Demokratik, laik, çağdaş ve evrensel değerlerden oluşan dokusu, birleştirici ve bütünleştirici yapısı ve bilimsel doğruların rehberliğini esas alan anlayışı ile Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti'ni ülkesi ve ulusuyla sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük itici güçtür. Bu gücün ulusumuz için taşıdığı değerin bilinciyle hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri, &#8216;Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır&#8217; ifadesiyle özetleyebilecek çalışma anlayışıyla görevinin başındadır. <br />
Ebedi Başkomutanımız Atatürk, <br />
<br />
Düşüncelerde ve gönüllerde filizlenen ülkünle, ilke ve devrimlerinle aydınlattığın uygarlık yolunda kararlı ilerleyişimizi sürdüreceğimize manevi huzurunda bir kez daha söz veriyoruz. <br />
<br />
Huzur içinde yat.&#8221; <br />
<br />
<br />
(ANKA)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color">Başbuğ'dan anlamlı 10 Kasım mesajı </span> <br />
<br />
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğini ifade ederek, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine sadakat gerekir"[/color]</span> dedi. <br />
 <br />
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğini ifade ederek, "Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine sadakat gerekir; düşüncesinden hareketle O'nun maddi varlığının aramızdan ayrıldığı 10 Kasım tarihini bir matem günü olarak kabul etmek yerine dikkatlerimizi bir kez daha O'nun düşüncelerine yöneltmek için bir fırsat olarak görüyoruz&#8221; dedi. <br />
<br />
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, 10 Kasım Atatürk&#8217;ü Anma Günü nedeniyle bir mesaj yayınladı. Orgeneral Başbuğ&#8217;un mesajı şöyle: <br />
<br />
&#8220;Türk Silahlı Kuvvetlerinin Değerli Mensupları, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük komutan ve eşsiz devlet adamı Yüce Önderimiz Atatürk'ü, ölümsüzlüğe uğurladığımız günün 70'inci yıl dönümünde özlemle anıyoruz. <br />
<br />
Duygusallığın ötesinde bilgi ve bilinçle özümsenmiş köklü bir sevgiyle bağlı olduğumuz Ebedi Başkomutanımız Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğine inanıyoruz. &#8216;Büyük ölülere matem gerekmez; fikirlerine sadakat gerekir&#8217; düşüncesinden hareketle O'nun maddi varlığının aramızdan ayrıldığı 10 Kasım tarihini bir matem günü olarak kabul etmek yerine dikkatlerimizi bir kez daha O'nun düşüncelerine yöneltmek için bir fırsat olarak görüyoruz. <br />
<br />
Değerli Silah Arkadaşlarım, <br />
<br />
Demokratik, laik, çağdaş ve evrensel değerlerden oluşan dokusu, birleştirici ve bütünleştirici yapısı ve bilimsel doğruların rehberliğini esas alan anlayışı ile Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti'ni ülkesi ve ulusuyla sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük itici güçtür. Bu gücün ulusumuz için taşıdığı değerin bilinciyle hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri, &#8216;Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır&#8217; ifadesiyle özetleyebilecek çalışma anlayışıyla görevinin başındadır. <br />
Ebedi Başkomutanımız Atatürk, <br />
<br />
Düşüncelerde ve gönüllerde filizlenen ülkünle, ilke ve devrimlerinle aydınlattığın uygarlık yolunda kararlı ilerleyişimizi sürdüreceğimize manevi huzurunda bir kez daha söz veriyoruz. <br />
<br />
Huzur içinde yat.&#8221; <br />
<br />
<br />
(ANKA)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Sirozdan Ölmedi...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-sirozdan-olmedi.html</link>
			<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 09:31:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=4">T U N Ç</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-sirozdan-olmedi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color">Atatürk sirozdan değil kanserden öldü  </span> <br />
 <br />
<br />
<br />
Yazar ve emekli binbaşı Erol Mütercimler, 25 yıllık emeğinin ürünü &#8220;Fikrimizin Rehberi&#8221; kitabında büyük kurtarıcının yaşamına ilişkin detaylar veriyor. Mütercimler Atatürk&#8217;ün sirozdan değil, kanserden öldüğünü ileri sürüyor<br />
<br />
Yeditepe, İstanbul Ticaret ve Mersin Çağ Üniversitelerinde ders veren, yazar, emekli binbaşı Erol Mütercimler&#8217;in 25 yıldır yazdığı ve Ergenekon soruşturması sırasında sekteye uğrayan (kitapla ilgili dokümana da el konulmuştu) &#8220;Fikrimizin Rehberi: Gazi Mustafa Kemal&#8221; kitabı çıktı. Kitap, tartışma yaratmaya aday nitelikte. <br />
<br />
1250 sayfalık kitabınız devlet adamı, asker Atatürk&#8217;ün yanı sıra moda deyimiyle &#8220;İnsan Atatürk&#8217;ü&#8221; de anlatıyor... Çekindiniz mi? <br />
<br />
Hayır çünkü tüm bunların yanında beni en çok ilgilendiren, Türk insanına anlatmamız gerektiğine inandığım onun dört büyük (Napolyon, Sezar, Büyük İskender) askeri stratejik dehadan biri olduğuydu. <br />
<br />
Orhan Pamuk, &#8220;Atatürk&#8217;ün romanını yazmayı çok isterdim ama bu mümkün değil&#8221; dedi. Sizce? <br />
<br />
Katılmıyorum. Romancı özgürdür. Hatta Atatürk&#8217;ün gerçek yaşamını bile yazmak zorunda değil. Ama belgeselci gerçek yaşamını anlatmak zorunda. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa&#8217;yı seyrettiniz mi? </span><br />
<br />
Evet, ama olumlu değilim. Ama benim değerlendirmelerim subjektif ve adil olmayacaktır. Çünkü ben de bu biyografiyi yazdım.<br />
<br />
Ama siz de &#8220;İnsan Atatürk&#8221;ü yazmakta sakınca görmediniz? <br />
<br />
Tabii ki yazılacak. Ben de aşklarını, ilişkilerini yazdım. Hatta sağ başparmağı içe basar, onu bile... Esirgediğim bir şey yok yani. <br />
<br />
Ama...<br />
<br />
Ama bunları &#8220;O bunu demiş, karşılığında bu da şunu demiş&#8221; diyerek verdim. Mesela Mustafa Kemal içki içiyor, hem de Harp Okulu&#8217;ndan beri. Ama ayyaş değildi. Günde bir kilo içmezdi. Öldür Allah gecede üç duble içebiliyor. Çünkü bir dubleden sonra alkol onu sarsıyor. Baş ağrısı çekiyor. Gündüz içmeye de karşı. O üç nedenden içer ki, Hasan Rıza (Soyak) başta olmak üzere bunu da herkese söyler: &#8220;Beynim 24 saat çalışıyor, beni uyutmuyor. Uyumam lazım&#8221; der. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani rahatlamak için?</span><br />
<br />
Ayrıca yaşamı boyunca sindirim sorunu, peklik çekmiştir, onu rahatlatan tek şey de alkoldür. Bir de &#8220;Çevremi görüyorsunuz, ben içmeyim de kim içsin. Soframa geliyorlar, ama kimse rahat yanıt veremiyor ama alkol onları rahatlatıyor&#8221; der. Onların çok içmesine izin verir, ama kendisi sabaha kadar toplam üç duble içer. <br />
<br />
Kemal Tahir gibi... O da uzun rakı sofralarında sürekli içer gibi görünür, bir iki-kadehle otururmuş.<br />
<br />
Evet, Can (Dündar) orada yanılmış. Ama bunda kötü niyet aramıyorum. Para kazanabilmesi ve yurtdışında ödül kazanabilmesi için böyle bir belgesel yapması gerekirdi. Gerçek Atatürk&#8217;ü yapsaydı kimse ona ödül vermezdi. Çünkü o tür bir belgeselde devrimci Atatürk de Kurtuluş Savaşı da olmak zorundaydı. Ama Pamuk&#8217;un böyle bir zorunluluğu yok. O romanını istediği gibi yazabilir. Hatta bir başka romancı çıkıp cinsel tercihlerinin farklı olduğu üzerine bile yazabilir. Ya da bir başkası &#8220;9&#8217;u 5 geçe Mustafa Kemal&#8217;in kalbi durdu ve 6 geçe tekrar çalışmaya başladı&#8221; diye başlayan bir roman da... Buna da kurgu diyorlar. Gani Müjde&#8217;nin yaptığı gibi... Buna kim ne diyebilir? Ama iş belgesel olunca değişiyor. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orhan Pamuk&#8217;un hiç mi haklılılık payı yok? </span><br />
<br />
Var çünkü bunu için önce gerçek bir Atatürk filmi yapmak zorundayız. Kraliçe Elizabeth, Napolyon, Sezar gibi. Sonra detaylara girilirse problem olmaz. Şu an Atatürk&#8217;le ilgili hiçbir şey yok. O yüzden gerilim oluyor. Orhan Pamuk yazsın ama önce Şevket Süreya&#8217;yı, Hasan İzzet Dinomo&#8217;yu aşalım. Kimse o zaman Orhan Pamuk&#8217;a itiraz edemez. Çünkü o Orhan Pamuk&#8217;un Atatürk&#8217;ü olacaktır. Bu belgesele de itiraz edilemezdi, Can Dündar &#8220;Benim gözümden Atatürk&#8221; deseydi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diktatör müydü?</span><br />
<br />
Kitapta bu konuda çok anı var. 1932... Tarih kongresi. Bir öğretmen gelir, elinde İtalyanca bir kitap. Paşam, &#8220;Bu kitapta size diktatör diyorlar, doğru mu?&#8221; diye. O da &#8220;Çocuğum diktatör olsaydım, bana bu soruyu sorabilir miydin?&#8221; der. Bu nasıl diktatör ki, tüm kararları kongrelerde almış, tüm savaşı meclisten yönetmiştir. İnsanlık tarihinde böyle diktatör mü var!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son teşhis Kanser</span><br />
<br />
Kitabınızda Atatürk&#8217;ün doktoru Mim Kemal Öke&#8217;nin hiç yayımlanmamış anılarından yararlandınız. Sizce alkole bağlı sirozdan mı öldü? Hepatit ihtimali yok mu? <br />
<br />
Gelibolu Kara Muharebeleri 25 Nisan 1915&#8217;te başladı, 9 Ocak 1916&#8217;da bitti. Mustafa Kemal&#8217;in ayrılışı ağustosun sonudur. Gelibolu dediğiniz yerde siperlerin arası yedi-sekiz metreydi. Kokan insan cesetleriyle doldu. Aylarca o havayı teneffüs ettiler. Neyle beslendiler, hangi hijyenik koşullarda yaşadılar, nasıl suyu içtiler, hangi tuvalete gittiler? Bu adamların ömürleri gayri sıhhi ortamlarda geçti. Vücutlarında olmadık mikrop yoktur. Kitabı noktalamadan önce Cerrahpaşa&#8217;dan Çapa&#8217;ya, güvendiğim doktorlara sordum: &#8220;Son teşhisiniz nedir?&#8221; diye. &#8220;Bugün olsa kanser deriz&#8221; dediler.<br />
<br />
O kadar duygusaldı ki &#8220;İyi ki çocuğum olmadı&#8221; derdi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdurrahman Tunçak öz oğlu olabilir mi? </span><br />
<br />
Olasılık tanımıyorum. Bu tür nereye çekileceği belli olmayan konuşmaları da ahlaki bulmuyorum. Mesele benzerlikse eğer, Atatürk&#8217;e ikizi kadar benzeyen ve İzmir Suikastı&#8217;nda idam edilen subay Ayıcı Arif&#8217;e ne diyecekler? Tunçak&#8217;ın kızına tavsiye ediyorum, DNA testi yaptırsın. Böylece kendisi de kurtulsun, memleket de. Ayrıca Mustafa Kemal&#8217;in çocuğu olmazdı. Bundan kısırdı dediğim sanılmasın. Tıbbi kayıtlarda böyle bir şey yok. Çok duygusal biri. Mesela tayı ölür ağlar, köpeği ölür ağlar... Aslında her fırsatta ağlar köylü kadın ona peynir verir ağlar, iğde ağacını yerinde bulamaz ağlar! Bu yüzden kendisi &#8220;İyi ki çocuğum olmamış&#8221; der. <br />
<br />
Arşivleri açmadılar<br />
<br />
Genelkurmay&#8217;ın arşivlerinden yararlandınız mı?<br />
<br />
Hayır, Can Dündar&#8217;a açıyorlar ama bana açmadılar. Bir dilekçe versen aylarca sürünüyor, sonra da sana geri veriyorlar.<br />
<br />
Kadınlar ona asılırdı<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çapkın mıydı?<br />
</span><br />
Nazlı Pektaş&#8217;tan dinledim. Kitaba koyamadım çünkü hatıra defterleri hâlâ terörle mücedelede. Pektaş, ilk sarı basın kartlı gazetecidir. &#8220;Söylev&#8221;i Fransızca&#8217;ya çevirmiştir. Ona sordum &#8220;Çapkın mıydı? Kadınlara asılır mıydı?&#8221; diye. Dedi ki &#8220;Kim söylüyorsa cehennem o insan için vardır. Söylev&#8217;i Fransızca&#8217;ya çeviriyorum. Yukarıda Allah var, ne yalan söyleyeyim asılmak için çok çabaladım. Tüm kadınlar gibi. Her seferinde ise saçlarımı okşayıp &#8217;Kızım, çocuğum nasıl gidiyor tercüme&#8217; dedi. Yalnız bana değil, onlarca kadına böyle hitap ederdi. Ama içinde ünlü paşalar dahil olmak üzere o kadar çok kişi, karısını, kızını ona sunmak için çabalardı ki! Hatta karısını-kızını Atatürk&#8217;le yalnız bırakmak için Ankara kışında balkonlarda bekleyenlerlerdi. Bu yüzden az kişi zatüre olmadı!&#8221; Yahu Mustafa Kemal zaten karizmatik, yakışıklı bir adam, devlet başkanı. Ne diye asılsın kadınlara?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık oldu mu?</span><br />
<br />
Hayır. Latife Hanım&#8217;a da... O âşık olacak bir erkek değil de fakat çok romantik. Mesela Sofya&#8217;da ateşe iken Bulgar generalinin kızıyla olur, ayrılacağı gün Bulgar gül bayramıdır, son kuruşuna kadar bir kamyon gül alır kıza. O kadar romantik ki Latife ile nikahlanacaktır, imamı beklerken, Fevzi Çakmak&#8217;a şöyle der: &#8220;Ben böyle bir nikah hayal etmiyordum, kızı kaçırıp atla kırlara kaçayım isterdim.&#8221; <br />
<br />
Yalnız mıydı?<br />
<br />
Yaşamı boyunca yalınızdı. Tıpkı Beethoven, Mozart ya da Kraliçe Elizabeth gibi... Dahiler hep yalnızdır. Niye şaşırıyoruz!<br />
<br />
Kardeşini kazayla vurdu<br />
<br />
Mİm Kemal Öke&#8217;nin anılarından öğrendim. Bu kitapla ilk kez yazılıyor. Mesela kız kardeşi Makbule&#8217;yi kaza kurşunuyla yaralaması. Atatürk silahını temizlerken tabancası ateş alır ve kurşun Makbule Hanım&#8217;ın yüzünde bir sıyrık bırakarak, yaralar. Tabii çok üzülür. &#8220;İz bırakmasın&#8221; der doktorlara. Ama kimse bunu garanti edemez. Mim Kemal ama kendine güvenir ve garanti eder, gerçekten de iz kalmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed&#8217;e hayrandı</span><br />
<br />
Fatİh Sultan Mehmet ve İslam Peygamberi Muhammed&#8217;e hayrandı. Peygamberin sosyal devrimlerien hayranıdır. 1930&#8217;da ona İslam Peygamberi hakkında yazılmış bir kitap gönderilir ama gerçekler kadar yanlışlarla olduğu için beğenmez. &#8220;Muhammed&#8217;i bana, sönük bir derviş gibi tanıtmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini anlayamamışlar&#8221; demiştir ve Uhud Savaşı&#8217;nın planını çizdikten sonra İnönü&#8217;ye dönerek şöyle devam etmiştir &#8220;Bir komutan olarak bak bakalım bundan daha mükemmel bir savaş yapabilir miydin?&#8221; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buket Aşçı</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color">Atatürk sirozdan değil kanserden öldü  </span> <br />
 <br />
<br />
<br />
Yazar ve emekli binbaşı Erol Mütercimler, 25 yıllık emeğinin ürünü &#8220;Fikrimizin Rehberi&#8221; kitabında büyük kurtarıcının yaşamına ilişkin detaylar veriyor. Mütercimler Atatürk&#8217;ün sirozdan değil, kanserden öldüğünü ileri sürüyor<br />
<br />
Yeditepe, İstanbul Ticaret ve Mersin Çağ Üniversitelerinde ders veren, yazar, emekli binbaşı Erol Mütercimler&#8217;in 25 yıldır yazdığı ve Ergenekon soruşturması sırasında sekteye uğrayan (kitapla ilgili dokümana da el konulmuştu) &#8220;Fikrimizin Rehberi: Gazi Mustafa Kemal&#8221; kitabı çıktı. Kitap, tartışma yaratmaya aday nitelikte. <br />
<br />
1250 sayfalık kitabınız devlet adamı, asker Atatürk&#8217;ün yanı sıra moda deyimiyle &#8220;İnsan Atatürk&#8217;ü&#8221; de anlatıyor... Çekindiniz mi? <br />
<br />
Hayır çünkü tüm bunların yanında beni en çok ilgilendiren, Türk insanına anlatmamız gerektiğine inandığım onun dört büyük (Napolyon, Sezar, Büyük İskender) askeri stratejik dehadan biri olduğuydu. <br />
<br />
Orhan Pamuk, &#8220;Atatürk&#8217;ün romanını yazmayı çok isterdim ama bu mümkün değil&#8221; dedi. Sizce? <br />
<br />
Katılmıyorum. Romancı özgürdür. Hatta Atatürk&#8217;ün gerçek yaşamını bile yazmak zorunda değil. Ama belgeselci gerçek yaşamını anlatmak zorunda. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa&#8217;yı seyrettiniz mi? </span><br />
<br />
Evet, ama olumlu değilim. Ama benim değerlendirmelerim subjektif ve adil olmayacaktır. Çünkü ben de bu biyografiyi yazdım.<br />
<br />
Ama siz de &#8220;İnsan Atatürk&#8221;ü yazmakta sakınca görmediniz? <br />
<br />
Tabii ki yazılacak. Ben de aşklarını, ilişkilerini yazdım. Hatta sağ başparmağı içe basar, onu bile... Esirgediğim bir şey yok yani. <br />
<br />
Ama...<br />
<br />
Ama bunları &#8220;O bunu demiş, karşılığında bu da şunu demiş&#8221; diyerek verdim. Mesela Mustafa Kemal içki içiyor, hem de Harp Okulu&#8217;ndan beri. Ama ayyaş değildi. Günde bir kilo içmezdi. Öldür Allah gecede üç duble içebiliyor. Çünkü bir dubleden sonra alkol onu sarsıyor. Baş ağrısı çekiyor. Gündüz içmeye de karşı. O üç nedenden içer ki, Hasan Rıza (Soyak) başta olmak üzere bunu da herkese söyler: &#8220;Beynim 24 saat çalışıyor, beni uyutmuyor. Uyumam lazım&#8221; der. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani rahatlamak için?</span><br />
<br />
Ayrıca yaşamı boyunca sindirim sorunu, peklik çekmiştir, onu rahatlatan tek şey de alkoldür. Bir de &#8220;Çevremi görüyorsunuz, ben içmeyim de kim içsin. Soframa geliyorlar, ama kimse rahat yanıt veremiyor ama alkol onları rahatlatıyor&#8221; der. Onların çok içmesine izin verir, ama kendisi sabaha kadar toplam üç duble içer. <br />
<br />
Kemal Tahir gibi... O da uzun rakı sofralarında sürekli içer gibi görünür, bir iki-kadehle otururmuş.<br />
<br />
Evet, Can (Dündar) orada yanılmış. Ama bunda kötü niyet aramıyorum. Para kazanabilmesi ve yurtdışında ödül kazanabilmesi için böyle bir belgesel yapması gerekirdi. Gerçek Atatürk&#8217;ü yapsaydı kimse ona ödül vermezdi. Çünkü o tür bir belgeselde devrimci Atatürk de Kurtuluş Savaşı da olmak zorundaydı. Ama Pamuk&#8217;un böyle bir zorunluluğu yok. O romanını istediği gibi yazabilir. Hatta bir başka romancı çıkıp cinsel tercihlerinin farklı olduğu üzerine bile yazabilir. Ya da bir başkası &#8220;9&#8217;u 5 geçe Mustafa Kemal&#8217;in kalbi durdu ve 6 geçe tekrar çalışmaya başladı&#8221; diye başlayan bir roman da... Buna da kurgu diyorlar. Gani Müjde&#8217;nin yaptığı gibi... Buna kim ne diyebilir? Ama iş belgesel olunca değişiyor. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orhan Pamuk&#8217;un hiç mi haklılılık payı yok? </span><br />
<br />
Var çünkü bunu için önce gerçek bir Atatürk filmi yapmak zorundayız. Kraliçe Elizabeth, Napolyon, Sezar gibi. Sonra detaylara girilirse problem olmaz. Şu an Atatürk&#8217;le ilgili hiçbir şey yok. O yüzden gerilim oluyor. Orhan Pamuk yazsın ama önce Şevket Süreya&#8217;yı, Hasan İzzet Dinomo&#8217;yu aşalım. Kimse o zaman Orhan Pamuk&#8217;a itiraz edemez. Çünkü o Orhan Pamuk&#8217;un Atatürk&#8217;ü olacaktır. Bu belgesele de itiraz edilemezdi, Can Dündar &#8220;Benim gözümden Atatürk&#8221; deseydi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diktatör müydü?</span><br />
<br />
Kitapta bu konuda çok anı var. 1932... Tarih kongresi. Bir öğretmen gelir, elinde İtalyanca bir kitap. Paşam, &#8220;Bu kitapta size diktatör diyorlar, doğru mu?&#8221; diye. O da &#8220;Çocuğum diktatör olsaydım, bana bu soruyu sorabilir miydin?&#8221; der. Bu nasıl diktatör ki, tüm kararları kongrelerde almış, tüm savaşı meclisten yönetmiştir. İnsanlık tarihinde böyle diktatör mü var!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son teşhis Kanser</span><br />
<br />
Kitabınızda Atatürk&#8217;ün doktoru Mim Kemal Öke&#8217;nin hiç yayımlanmamış anılarından yararlandınız. Sizce alkole bağlı sirozdan mı öldü? Hepatit ihtimali yok mu? <br />
<br />
Gelibolu Kara Muharebeleri 25 Nisan 1915&#8217;te başladı, 9 Ocak 1916&#8217;da bitti. Mustafa Kemal&#8217;in ayrılışı ağustosun sonudur. Gelibolu dediğiniz yerde siperlerin arası yedi-sekiz metreydi. Kokan insan cesetleriyle doldu. Aylarca o havayı teneffüs ettiler. Neyle beslendiler, hangi hijyenik koşullarda yaşadılar, nasıl suyu içtiler, hangi tuvalete gittiler? Bu adamların ömürleri gayri sıhhi ortamlarda geçti. Vücutlarında olmadık mikrop yoktur. Kitabı noktalamadan önce Cerrahpaşa&#8217;dan Çapa&#8217;ya, güvendiğim doktorlara sordum: &#8220;Son teşhisiniz nedir?&#8221; diye. &#8220;Bugün olsa kanser deriz&#8221; dediler.<br />
<br />
O kadar duygusaldı ki &#8220;İyi ki çocuğum olmadı&#8221; derdi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdurrahman Tunçak öz oğlu olabilir mi? </span><br />
<br />
Olasılık tanımıyorum. Bu tür nereye çekileceği belli olmayan konuşmaları da ahlaki bulmuyorum. Mesele benzerlikse eğer, Atatürk&#8217;e ikizi kadar benzeyen ve İzmir Suikastı&#8217;nda idam edilen subay Ayıcı Arif&#8217;e ne diyecekler? Tunçak&#8217;ın kızına tavsiye ediyorum, DNA testi yaptırsın. Böylece kendisi de kurtulsun, memleket de. Ayrıca Mustafa Kemal&#8217;in çocuğu olmazdı. Bundan kısırdı dediğim sanılmasın. Tıbbi kayıtlarda böyle bir şey yok. Çok duygusal biri. Mesela tayı ölür ağlar, köpeği ölür ağlar... Aslında her fırsatta ağlar köylü kadın ona peynir verir ağlar, iğde ağacını yerinde bulamaz ağlar! Bu yüzden kendisi &#8220;İyi ki çocuğum olmamış&#8221; der. <br />
<br />
Arşivleri açmadılar<br />
<br />
Genelkurmay&#8217;ın arşivlerinden yararlandınız mı?<br />
<br />
Hayır, Can Dündar&#8217;a açıyorlar ama bana açmadılar. Bir dilekçe versen aylarca sürünüyor, sonra da sana geri veriyorlar.<br />
<br />
Kadınlar ona asılırdı<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çapkın mıydı?<br />
</span><br />
Nazlı Pektaş&#8217;tan dinledim. Kitaba koyamadım çünkü hatıra defterleri hâlâ terörle mücedelede. Pektaş, ilk sarı basın kartlı gazetecidir. &#8220;Söylev&#8221;i Fransızca&#8217;ya çevirmiştir. Ona sordum &#8220;Çapkın mıydı? Kadınlara asılır mıydı?&#8221; diye. Dedi ki &#8220;Kim söylüyorsa cehennem o insan için vardır. Söylev&#8217;i Fransızca&#8217;ya çeviriyorum. Yukarıda Allah var, ne yalan söyleyeyim asılmak için çok çabaladım. Tüm kadınlar gibi. Her seferinde ise saçlarımı okşayıp &#8217;Kızım, çocuğum nasıl gidiyor tercüme&#8217; dedi. Yalnız bana değil, onlarca kadına böyle hitap ederdi. Ama içinde ünlü paşalar dahil olmak üzere o kadar çok kişi, karısını, kızını ona sunmak için çabalardı ki! Hatta karısını-kızını Atatürk&#8217;le yalnız bırakmak için Ankara kışında balkonlarda bekleyenlerlerdi. Bu yüzden az kişi zatüre olmadı!&#8221; Yahu Mustafa Kemal zaten karizmatik, yakışıklı bir adam, devlet başkanı. Ne diye asılsın kadınlara?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık oldu mu?</span><br />
<br />
Hayır. Latife Hanım&#8217;a da... O âşık olacak bir erkek değil de fakat çok romantik. Mesela Sofya&#8217;da ateşe iken Bulgar generalinin kızıyla olur, ayrılacağı gün Bulgar gül bayramıdır, son kuruşuna kadar bir kamyon gül alır kıza. O kadar romantik ki Latife ile nikahlanacaktır, imamı beklerken, Fevzi Çakmak&#8217;a şöyle der: &#8220;Ben böyle bir nikah hayal etmiyordum, kızı kaçırıp atla kırlara kaçayım isterdim.&#8221; <br />
<br />
Yalnız mıydı?<br />
<br />
Yaşamı boyunca yalınızdı. Tıpkı Beethoven, Mozart ya da Kraliçe Elizabeth gibi... Dahiler hep yalnızdır. Niye şaşırıyoruz!<br />
<br />
Kardeşini kazayla vurdu<br />
<br />
Mİm Kemal Öke&#8217;nin anılarından öğrendim. Bu kitapla ilk kez yazılıyor. Mesela kız kardeşi Makbule&#8217;yi kaza kurşunuyla yaralaması. Atatürk silahını temizlerken tabancası ateş alır ve kurşun Makbule Hanım&#8217;ın yüzünde bir sıyrık bırakarak, yaralar. Tabii çok üzülür. &#8220;İz bırakmasın&#8221; der doktorlara. Ama kimse bunu garanti edemez. Mim Kemal ama kendine güvenir ve garanti eder, gerçekten de iz kalmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed&#8217;e hayrandı</span><br />
<br />
Fatİh Sultan Mehmet ve İslam Peygamberi Muhammed&#8217;e hayrandı. Peygamberin sosyal devrimlerien hayranıdır. 1930&#8217;da ona İslam Peygamberi hakkında yazılmış bir kitap gönderilir ama gerçekler kadar yanlışlarla olduğu için beğenmez. &#8220;Muhammed&#8217;i bana, sönük bir derviş gibi tanıtmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini anlayamamışlar&#8221; demiştir ve Uhud Savaşı&#8217;nın planını çizdikten sonra İnönü&#8217;ye dönerek şöyle devam etmiştir &#8220;Bir komutan olarak bak bakalım bundan daha mükemmel bir savaş yapabilir miydin?&#8221; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buket Aşçı</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyada hangi lider, ölümünden sonra böyle anıldı...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-dunyada-hangi-lider-olumunden-sonra-boyle-anildi.html</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 13:49:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=9">TÜLAY</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-dunyada-hangi-lider-olumunden-sonra-boyle-anildi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A L M A N Y A </span><br />
O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir dikdatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmağa uğraşan bir kahramandı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Prof. Walter L. WRIHT Jr.  </span> <br />
<br />
"Bütün dünya 10 Kasım'da, biz Almanlar'ın da dostluk ve saygı ile bağlı olduğumuz bir insanın hayatını ve eserlerini takdirle anmaktadır. Atatürk bir asker olarak, amansız ve hatta bazı anlarında ümitsiz gözüken bir mücadeleden muzaffer çıkmış ve sonra da devlet sorumluluğunu üzerine almıştır. 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilânı, onun diplomatik dehâsının bir eseridir. Türk devletinin demokratik gelişmesini engelleyen, mâziden kalma bazı gelenek, örf ve âdetlerin değiştirilmesi veya kaldırılması gerekiyordu. O' cesurâne ve azimkârane ideallere sahipti, yılmak bilmeyen bir yaratıcılıkla eserlerini gerçekleştirmeğe başladı.... Atatürk, Almanlarla geleneksel, yürekten ve karşılıklı güvene dayanan ilişkiler kurmuş ve sürdürmüştür. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Ludwig ERHARD  </span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Batı Alman C. Başkanı  </span> <br />
<br />
Atatürk Türkiye'yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Völkischer Beobachter Gazetesi  </span> <br />
<br />
Türkiye'nin kendisine hudutsuz bir minnet duyduğu Büyük Kurtarıcı Atatürk'ün hayatı, Almanya'da olduğu kadar iyi, hiçbir yerde ne anlaşılacak, ne de takdir edilebilecektir. Zira Almanya aynı yoldan geçmiştir. Türkiye'ye kabul ettirilen barış anlaşması, topraklarının hayati kısımlarını kendisinden koparıp alıyordu. Milli Kahraman Atatürk, memleketini kurtarmayı ve milli bir geleceğin temellerini atmayı başardı. Memleketini görüşmelerle ve Cenevre metodlarıyla kurtaramıyacağına inanarak mücadele yolunu seçti. Bunda yalnız çelik bir irade ve kuvvet başarısı olabilirdi. Memleket içindeki eseri, daha az hayranlığa lâyık değildir. Almanya, ATATÜRK'ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Berlin, Alman Ajansı  </span> <br />
<br />
Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Profesör Herbert MELZIG  </span> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Tarihçisi  </span> <br />
<br />
Bugün Kemal Atatürk, yarattığı eserlerle bakıp pek haklı olarak kendisine başarıya ermiş bir kimse gözüyle bakabilir. Çünkü Atatürk, herşeyden üstün olarak, Türk Milleti'ne şimdiye kadar erişmediği bir mutluluk getirmiştir. <br />
<br />
[COLOR=#000011]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Carel Sautman</span><br />
  [COLOR=#000011]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alman Gazetesi</span><br />
<br />
<br />
  Mustafa Kemal Bey, sorumluluk yüklenmekten korkmayan doğuştan bir şef idi. 25 Nisan sabahı 19. Tümeniyle kendiliğinden düşmana saldırmaya karar verdi. <br />
O'nu kıyıya sürdü ve üç ay boyunca kendisine yapılan çetin saldırılara inatçı ve sarsılmaz bir karşı koymada bulundu. O'nun azmine tam olarak güvenebilirim. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Liman Von SANDERS  </span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Generali  </span> <br />
<br />
Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye'ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman, İllustrierte Dergisi  </span> <br />
<br />
Eğer bugünkü Türkiye, dünya savaşından sonraki Avrupa'nın herhangi bir memleketinde daha fazla ileri gitmişse, bunun en büyük sebebini yeni Cumhuriyetin Başkanı'nın dehasında aramalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Hans FROEMBGEN  </span> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Yazarı  </span> <br />
<br />
Atatürk, yeni Türkiye'nin yaratıcısı olduğu kadar ulusunun eğiticisi ve yetiştiricisi olmuştur. Atatürk, kişiliğinin kuvvetiyle milletleri içten ve dıştan değiştiren savaş şefleri arasında özel bir yer tutacaktır. O, yeni Türkiye'nin yaratıcısı ve kurucusu olmuştur. Yakın doğunun şimdiki çehresini bu adam tesbit etti. <br />
<br />
[COLOR=#000011]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alman, Germania Gazetesi </span><br />
<br />
  Şark, tarihin Kemâl Atatürk tarafından yazılmış olan yeni bir sahifesini açmıştır. Avrupa tarih kitapları vaktiyle (Barbar) Türklerin Altay Dağları'nın yüksek ovalarından şarka, garba nasıl akın ederek milletleri ve kültürleri tahrip eylediklerini hikâye eder. İncil'de ve Ortaçağ literatüründe Türkler, (Gogve Magog) diye fevkâlede ve korkunç hayâletler olarak tasvir edilmiştir. Onlar uyuşturucu medeniyetin buzları içinde bir ateştiler ve Türk kokusu hâlâ bugün bile dünyanın yarısının uzuvlarında yaşamaktadır. Şimdi modern ilim, milâttan evvel tarihin binlerce yıllık perdesini açarak, batmış milletlerin kaybolmuş izlerini keşfetmektedir. Bu arada birdenbire Türk ırkını da tarihin aydınlıkları içinde görüyoruz ve onun şark ile garb arasında nasıl bir köprü kurmuş ve nasıl devletler ve kültürel yaratmış olduğunu anlıyoruz. Avrupanın birçok âlimleri bunu reddediyorlar. Fakat, Atatürk'ün hayatı ve Türk Milleti'nin yeniden uyanış ve kalkınış, Türk Milleti'nin ruhunun ilk evini henüz yirminci asırda kurmuş olmadığı kanaatini gösteriyor. Kemâl Atatürk ile yüzlerce asrın derinliğinden kahraman bir ruh aydınlığa yükseliyor ve bu ruh, dünyanın esarete düşmüş kısımlarındaki milletlere hürriyet ve kurtuluş yolunu gösteriyor. O'nun hüviyeti, Nil sahillerinden eski Çin denizlerine kadar uzanan bir efsane olmuştur. Bununla beraber O gene milletinin ortasındadır. Olgun ve kemâle ermiş zekâsıyle, münevver ve ebedi gençliğin yorulmak bilmez kudret ve ciddiyetine mazhar olan, O, kendi milleti ve beşeriyet âlemi için beslediği muhabbetle, bir dâhinin neler yarattığına dair, cihana fevkâlâde heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir. <br />
<br />
Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez. Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını "hayır" diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz. <br />
<br />
Mustafa Kemâl, hırpılanmış, silahı elinden alınmış olan milletle elele vererek tarihe yeni bir devir açmak için mücadeleye atıldı ve mücadelesinde, ruh kudretinin dünya yüzündeki bütün silahlardan üstün olduğunu ispat etti. <br />
<br />
Mustafa Kemâl'i yüksek kumandanların çoğuna üstün kılan nitelik, ölümü küçümsemek ve yiğitlik göstermek bakımından askerlerine en büyük örnek olmasıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Profesör Herbert MELZIG  </span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Tarihçisi  </span> <br />
<br />
Esarete mahkÃ»m edilmiş bir istiklâl hakkını kuvvetle kazanmış, idam fermanını yırtıp düşmanlarının suratına fırlatmış adamdır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Basını  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A L M A N Y A </span><br />
O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir dikdatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmağa uğraşan bir kahramandı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Prof. Walter L. WRIHT Jr.  </span> <br />
<br />
"Bütün dünya 10 Kasım'da, biz Almanlar'ın da dostluk ve saygı ile bağlı olduğumuz bir insanın hayatını ve eserlerini takdirle anmaktadır. Atatürk bir asker olarak, amansız ve hatta bazı anlarında ümitsiz gözüken bir mücadeleden muzaffer çıkmış ve sonra da devlet sorumluluğunu üzerine almıştır. 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilânı, onun diplomatik dehâsının bir eseridir. Türk devletinin demokratik gelişmesini engelleyen, mâziden kalma bazı gelenek, örf ve âdetlerin değiştirilmesi veya kaldırılması gerekiyordu. O' cesurâne ve azimkârane ideallere sahipti, yılmak bilmeyen bir yaratıcılıkla eserlerini gerçekleştirmeğe başladı.... Atatürk, Almanlarla geleneksel, yürekten ve karşılıklı güvene dayanan ilişkiler kurmuş ve sürdürmüştür. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Ludwig ERHARD  </span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Batı Alman C. Başkanı  </span> <br />
<br />
Atatürk Türkiye'yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Völkischer Beobachter Gazetesi  </span> <br />
<br />
Türkiye'nin kendisine hudutsuz bir minnet duyduğu Büyük Kurtarıcı Atatürk'ün hayatı, Almanya'da olduğu kadar iyi, hiçbir yerde ne anlaşılacak, ne de takdir edilebilecektir. Zira Almanya aynı yoldan geçmiştir. Türkiye'ye kabul ettirilen barış anlaşması, topraklarının hayati kısımlarını kendisinden koparıp alıyordu. Milli Kahraman Atatürk, memleketini kurtarmayı ve milli bir geleceğin temellerini atmayı başardı. Memleketini görüşmelerle ve Cenevre metodlarıyla kurtaramıyacağına inanarak mücadele yolunu seçti. Bunda yalnız çelik bir irade ve kuvvet başarısı olabilirdi. Memleket içindeki eseri, daha az hayranlığa lâyık değildir. Almanya, ATATÜRK'ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Berlin, Alman Ajansı  </span> <br />
<br />
Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Profesör Herbert MELZIG  </span> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Tarihçisi  </span> <br />
<br />
Bugün Kemal Atatürk, yarattığı eserlerle bakıp pek haklı olarak kendisine başarıya ermiş bir kimse gözüyle bakabilir. Çünkü Atatürk, herşeyden üstün olarak, Türk Milleti'ne şimdiye kadar erişmediği bir mutluluk getirmiştir. <br />
<br />
[COLOR=#000011]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Carel Sautman</span><br />
  [COLOR=#000011]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alman Gazetesi</span><br />
<br />
<br />
  Mustafa Kemal Bey, sorumluluk yüklenmekten korkmayan doğuştan bir şef idi. 25 Nisan sabahı 19. Tümeniyle kendiliğinden düşmana saldırmaya karar verdi. <br />
O'nu kıyıya sürdü ve üç ay boyunca kendisine yapılan çetin saldırılara inatçı ve sarsılmaz bir karşı koymada bulundu. O'nun azmine tam olarak güvenebilirim. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Liman Von SANDERS  </span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Generali  </span> <br />
<br />
Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye'ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman, İllustrierte Dergisi  </span> <br />
<br />
Eğer bugünkü Türkiye, dünya savaşından sonraki Avrupa'nın herhangi bir memleketinde daha fazla ileri gitmişse, bunun en büyük sebebini yeni Cumhuriyetin Başkanı'nın dehasında aramalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Hans FROEMBGEN  </span> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Yazarı  </span> <br />
<br />
Atatürk, yeni Türkiye'nin yaratıcısı olduğu kadar ulusunun eğiticisi ve yetiştiricisi olmuştur. Atatürk, kişiliğinin kuvvetiyle milletleri içten ve dıştan değiştiren savaş şefleri arasında özel bir yer tutacaktır. O, yeni Türkiye'nin yaratıcısı ve kurucusu olmuştur. Yakın doğunun şimdiki çehresini bu adam tesbit etti. <br />
<br />
[COLOR=#000011]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alman, Germania Gazetesi </span><br />
<br />
  Şark, tarihin Kemâl Atatürk tarafından yazılmış olan yeni bir sahifesini açmıştır. Avrupa tarih kitapları vaktiyle (Barbar) Türklerin Altay Dağları'nın yüksek ovalarından şarka, garba nasıl akın ederek milletleri ve kültürleri tahrip eylediklerini hikâye eder. İncil'de ve Ortaçağ literatüründe Türkler, (Gogve Magog) diye fevkâlede ve korkunç hayâletler olarak tasvir edilmiştir. Onlar uyuşturucu medeniyetin buzları içinde bir ateştiler ve Türk kokusu hâlâ bugün bile dünyanın yarısının uzuvlarında yaşamaktadır. Şimdi modern ilim, milâttan evvel tarihin binlerce yıllık perdesini açarak, batmış milletlerin kaybolmuş izlerini keşfetmektedir. Bu arada birdenbire Türk ırkını da tarihin aydınlıkları içinde görüyoruz ve onun şark ile garb arasında nasıl bir köprü kurmuş ve nasıl devletler ve kültürel yaratmış olduğunu anlıyoruz. Avrupanın birçok âlimleri bunu reddediyorlar. Fakat, Atatürk'ün hayatı ve Türk Milleti'nin yeniden uyanış ve kalkınış, Türk Milleti'nin ruhunun ilk evini henüz yirminci asırda kurmuş olmadığı kanaatini gösteriyor. Kemâl Atatürk ile yüzlerce asrın derinliğinden kahraman bir ruh aydınlığa yükseliyor ve bu ruh, dünyanın esarete düşmüş kısımlarındaki milletlere hürriyet ve kurtuluş yolunu gösteriyor. O'nun hüviyeti, Nil sahillerinden eski Çin denizlerine kadar uzanan bir efsane olmuştur. Bununla beraber O gene milletinin ortasındadır. Olgun ve kemâle ermiş zekâsıyle, münevver ve ebedi gençliğin yorulmak bilmez kudret ve ciddiyetine mazhar olan, O, kendi milleti ve beşeriyet âlemi için beslediği muhabbetle, bir dâhinin neler yarattığına dair, cihana fevkâlâde heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir. <br />
<br />
Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez. Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını "hayır" diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz. <br />
<br />
Mustafa Kemâl, hırpılanmış, silahı elinden alınmış olan milletle elele vererek tarihe yeni bir devir açmak için mücadeleye atıldı ve mücadelesinde, ruh kudretinin dünya yüzündeki bütün silahlardan üstün olduğunu ispat etti. <br />
<br />
Mustafa Kemâl'i yüksek kumandanların çoğuna üstün kılan nitelik, ölümü küçümsemek ve yiğitlik göstermek bakımından askerlerine en büyük örnek olmasıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Profesör Herbert MELZIG  </span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Tarihçisi  </span> <br />
<br />
Esarete mahkÃ»m edilmiş bir istiklâl hakkını kuvvetle kazanmış, idam fermanını yırtıp düşmanlarının suratına fırlatmış adamdır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[COLOR=#000011]Alman Basını  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[10 Kasim 1938 Atamızın ölüm Yıldönümü...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-10-kasim-1938-atamizin-olum-yildonumu.html</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 13:26:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=57">zümre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-10-kasim-1938-atamizin-olum-yildonumu.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://img230.imageshack.us/img230/3488/ataturkhighresulation00kv1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ataturkhighresulation00kv1.jpg]" class="mycode_img" /></span></div>
<br />
 <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yine 10 Kasım geliyor... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saat 9.05'te sessizlikle bütünleşiyorsunuz, Siren seslerinin inadına bağırmalarına rağmen... Yine de sessizsiniz... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lütfen bir 10 Kasım sabahı şöyle yüksek bir yere çıkın ve ayaklarınızın altındaki kenti bir gözleyin. Zamanın durduğuna tanıklık edeceksinizdir, evet, bu çok özel bir andır. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O sabah okula giden küçüklere bakın, ellerinde rengarenk kasımpatları göreceksinizdir. Ciçeğin boyutu elleri kadardır, ufacık elleriyle hazinelerini kavrarlar, son derece ciddidirler. Ata'larına saygıyla ve sevgiyle tüm dünyanın zenginliklerini içeren armağanlarını verirler. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saat 9.05'te sessizsiniz, dünyanın keşmekeşliğine rağmen... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tören alanlarında ellerinde baston olan dedeler göreceksinizdir, göğüslerindeki madalyalardan tanıyacaksınızdır onları. Ha, bir de başlarındaki kalpaklarından. Onlar ulu önder'le beraber savunmuşlardır vatanlarını, birlikte gericilik hareketlerini ve ülkenin parçalanmasını engellemişlerdir. Söylemeyi unutuyordum, gözlerindeki birkaç damla yaştan da tanırsınız onları... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sessizsiniz, sessizlik boğuyor adamı... Kalın ve yağlı bir urgan gibi... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">özlüyorsunuz mustafa kemal'i, görmemenize rağmen onun siluetini. Sanki boğazınızda bir şeyler düğümleniyor, bir anda haykırmak istiyorsunuz, zayıf bir ses geliyor gırtlağınızdan. Siluetin ne denli anlamsız, fikirlerinse ne denli önemli olduğunu fark ediyorsunuz... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sessizliğin sesi kulaklarınızda büyüyor, yanınızdakinin sessizliğini kokluyorsunuz... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özlem kokuyor... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hafif de bir burukluk... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ülkenizin dört bir yanı... Hakkari'den trakya'ya, kars'tan muğla'ya... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">susuyor! Sessizlik onları boğuyor. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Niye ata'yı bu denli özlemle anıyorlar, niye ata'yı bu denli özlemle arıyorlar? </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Niye bu denli özlüyorlar? </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aslında savaştan çıkmış, her tarafı yıkık bir ülkeden bahsediyoruz. Eğitim düzeyi yerlerde, okuma yazma oranı sadece %10 ve işin en kötü tarafı bu okuyan kısım da savaşta yok olmuş. istanbul tıp fakültesi'nin 1915'te mezunu yok, ki bir savaşta cepheye sürülecek en son kişiler doktorlardır. Varın yokluğu, çaresizliği siz anlayın. Sonra dağ gibi osmanlı borçları, halifelik, saltanat ve abd mandası isteyenler, eskiye bağlı kalmış, daha doğrusu kalmaya zorlanmış bir millet var elinizde. ve de jeopolitik coğrafyanızdan ötürü de korkunç önemlisiniz, etrafınızda akbabaların dolandığını rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu ana ait nasıl bir varlık özlenebilir ki? </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siren sesleri devam ediyor. Vapurlar, itfaiye araçları bir arada feryad figan... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Insanlar kuva-yı milliye ruhunu özlüyorlar. Yokluk içinde var olmayı, o dönemdeki gururlu, tüm dünyaya kafa tutan genç türkiye cumhuriyeti'ni özlüyorlar. Mustafa Kemal'in bütünleştirici etkisini, insanların ırklarını, dillerini ve dinlerini gözetmeksizin tek bir çatı altında tek yumruk olmasını özlüyorlar. Etraflarındaki bu yabancı, bozulmuş ve özgül olmayan ortamı görüp kendi benliklerini özlüyorlar. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve kendi benliklerini mustafa kemal'de buluyorlar. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siren sesleri gittikçe azalıyor, kulaklara yine gürültüler akın ediyor... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saat dokuzu altı geçiyor, Hayat &#8220;devam&#8221; ediyor.] Bana kalırsa hayat asıl şimdi duruyor. </span></div>
<br />
<br />
 <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2008/11/4.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: 4.gif]" class="mycode_img" /></div>
<br />
 <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://img363.imageshack.us/img363/7278/imzaatavy4.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: imzaatavy4.gif]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://img230.imageshack.us/img230/3488/ataturkhighresulation00kv1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ataturkhighresulation00kv1.jpg]" class="mycode_img" /></span></div>
<br />
 <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yine 10 Kasım geliyor... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saat 9.05'te sessizlikle bütünleşiyorsunuz, Siren seslerinin inadına bağırmalarına rağmen... Yine de sessizsiniz... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lütfen bir 10 Kasım sabahı şöyle yüksek bir yere çıkın ve ayaklarınızın altındaki kenti bir gözleyin. Zamanın durduğuna tanıklık edeceksinizdir, evet, bu çok özel bir andır. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O sabah okula giden küçüklere bakın, ellerinde rengarenk kasımpatları göreceksinizdir. Ciçeğin boyutu elleri kadardır, ufacık elleriyle hazinelerini kavrarlar, son derece ciddidirler. Ata'larına saygıyla ve sevgiyle tüm dünyanın zenginliklerini içeren armağanlarını verirler. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saat 9.05'te sessizsiniz, dünyanın keşmekeşliğine rağmen... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tören alanlarında ellerinde baston olan dedeler göreceksinizdir, göğüslerindeki madalyalardan tanıyacaksınızdır onları. Ha, bir de başlarındaki kalpaklarından. Onlar ulu önder'le beraber savunmuşlardır vatanlarını, birlikte gericilik hareketlerini ve ülkenin parçalanmasını engellemişlerdir. Söylemeyi unutuyordum, gözlerindeki birkaç damla yaştan da tanırsınız onları... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sessizsiniz, sessizlik boğuyor adamı... Kalın ve yağlı bir urgan gibi... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">özlüyorsunuz mustafa kemal'i, görmemenize rağmen onun siluetini. Sanki boğazınızda bir şeyler düğümleniyor, bir anda haykırmak istiyorsunuz, zayıf bir ses geliyor gırtlağınızdan. Siluetin ne denli anlamsız, fikirlerinse ne denli önemli olduğunu fark ediyorsunuz... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sessizliğin sesi kulaklarınızda büyüyor, yanınızdakinin sessizliğini kokluyorsunuz... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özlem kokuyor... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hafif de bir burukluk... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ülkenizin dört bir yanı... Hakkari'den trakya'ya, kars'tan muğla'ya... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">susuyor! Sessizlik onları boğuyor. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Niye ata'yı bu denli özlemle anıyorlar, niye ata'yı bu denli özlemle arıyorlar? </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Niye bu denli özlüyorlar? </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aslında savaştan çıkmış, her tarafı yıkık bir ülkeden bahsediyoruz. Eğitim düzeyi yerlerde, okuma yazma oranı sadece %10 ve işin en kötü tarafı bu okuyan kısım da savaşta yok olmuş. istanbul tıp fakültesi'nin 1915'te mezunu yok, ki bir savaşta cepheye sürülecek en son kişiler doktorlardır. Varın yokluğu, çaresizliği siz anlayın. Sonra dağ gibi osmanlı borçları, halifelik, saltanat ve abd mandası isteyenler, eskiye bağlı kalmış, daha doğrusu kalmaya zorlanmış bir millet var elinizde. ve de jeopolitik coğrafyanızdan ötürü de korkunç önemlisiniz, etrafınızda akbabaların dolandığını rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu ana ait nasıl bir varlık özlenebilir ki? </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siren sesleri devam ediyor. Vapurlar, itfaiye araçları bir arada feryad figan... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Insanlar kuva-yı milliye ruhunu özlüyorlar. Yokluk içinde var olmayı, o dönemdeki gururlu, tüm dünyaya kafa tutan genç türkiye cumhuriyeti'ni özlüyorlar. Mustafa Kemal'in bütünleştirici etkisini, insanların ırklarını, dillerini ve dinlerini gözetmeksizin tek bir çatı altında tek yumruk olmasını özlüyorlar. Etraflarındaki bu yabancı, bozulmuş ve özgül olmayan ortamı görüp kendi benliklerini özlüyorlar. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve kendi benliklerini mustafa kemal'de buluyorlar. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siren sesleri gittikçe azalıyor, kulaklara yine gürültüler akın ediyor... </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saat dokuzu altı geçiyor, Hayat &#8220;devam&#8221; ediyor.] Bana kalırsa hayat asıl şimdi duruyor. </span></div>
<br />
<br />
 <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2008/11/4.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: 4.gif]" class="mycode_img" /></div>
<br />
 <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://img363.imageshack.us/img363/7278/imzaatavy4.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: imzaatavy4.gif]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk şimdi ölüyor...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-simdi-oluyor.html</link>
			<pubDate>Thu, 06 Nov 2008 23:15:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=57">zümre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-simdi-oluyor.html</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk şimdi ölüyor...<br />
 <br />
 <br />
SEVGİLİ Kıymet Sönmez, bir eski takvim yaprağının arkasında buldu: <br />
 <br />
"...İnebolu&#8217;dan Kastamonu&#8217;ya geliyoruz. Büyük Gazi&#8217;nin 24 saat evvel şapka hakkında söylediği nutuk Kastamonu&#8217;da etkisini göstermiş. Bütün memurlar, öğretmenler beyaz şapka giymişler.<br />
 <br />
(.......)<br />
 <br />
Ata, Kastamonu&#8217;ya gelirken çarşaflı-peçeli kadın öğretmenler, şimdi peçelerini açmışlar. Yol boyunca yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk herkes dizilmiş, sevgi çığlıkları atıyorlar. Bu sesler Ilgaz&#8217;ın eteklerinde yankı yapıyor.<br />
 <br />
(.......)<br />
 <br />
Gazi, manzaranın ihtişamı karşısında otomobilinden indi. Daha iki adım attı ki, yolun iki tarafını dolduran ve tarlalara taşan gök peştamallı Türk anaları onun etrafını sardılar.<br />
 <br />
(.......)<br />
 <br />
Altın saçlı, keskin bakışlı Atatürk, mendilini gözlerine kapattı... <br />
 <br />
Atatürk ağlıyordu..."<br />
 <br />
*<br />
 <br />
O kutsal devrimin, artık sadece eski takvim yaprağının arkasında kalan kısmıdır bu.<br />
 <br />
Bize; kılık-kıyafet devriminin, tüm cumhuriyet devrimlerinin sembolü olduğunu anlatır.<br />
 <br />
Atatürk, güçlü orduları yendiğinde değil, Kastamonu&#8217;da çağdaş giysili kadınları gördüğünde anlamıştı başardığını ve ilk kez ağlamıştı.<br />
 <br />
Ve dinci bu yüzden ısrarlı.<br />
 <br />
Bu yüzden; karşı devrimciler açısından kadınların tekrar tesettüre bürünmelerinin, üniversitelerden başlayarak kızların türbana girmelerinin önemi fazla.<br />
 <br />
Bu yüzden sabırsızlar.<br />
 <br />
Bu yüzden aceleleri var.<br />
 <br />
*<br />
 <br />
Şimdi kaybediyor Atatürk...<br />
 <br />
Şimdi yeniliyor...<br />
 <br />
Atatürk&#8217;ü ağlatan kıyafet devrimi de öbür devrimler gibi bugünlerde siliniyor.<br />
 <br />
Anlamıyor musunuz?..<br />
 <br />
Bir ulus, kendisine bağımsızlık-özgürlük-kimlik-kişilik veren... Onur-şeref armağan eden... Kendisine çağdaşlık-uygarlık yolunu açan... Ve bunu başardığını gördüğü zaman ağlayan yiğidine ihanet ediyor.<br />
 <br />
Çocukları terk ediyorlar onu...<br />
 <br />
Ve Atatürk yeni yeni ölüyor. <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bekir Coşkun.....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk şimdi ölüyor...<br />
 <br />
 <br />
SEVGİLİ Kıymet Sönmez, bir eski takvim yaprağının arkasında buldu: <br />
 <br />
"...İnebolu&#8217;dan Kastamonu&#8217;ya geliyoruz. Büyük Gazi&#8217;nin 24 saat evvel şapka hakkında söylediği nutuk Kastamonu&#8217;da etkisini göstermiş. Bütün memurlar, öğretmenler beyaz şapka giymişler.<br />
 <br />
(.......)<br />
 <br />
Ata, Kastamonu&#8217;ya gelirken çarşaflı-peçeli kadın öğretmenler, şimdi peçelerini açmışlar. Yol boyunca yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk herkes dizilmiş, sevgi çığlıkları atıyorlar. Bu sesler Ilgaz&#8217;ın eteklerinde yankı yapıyor.<br />
 <br />
(.......)<br />
 <br />
Gazi, manzaranın ihtişamı karşısında otomobilinden indi. Daha iki adım attı ki, yolun iki tarafını dolduran ve tarlalara taşan gök peştamallı Türk anaları onun etrafını sardılar.<br />
 <br />
(.......)<br />
 <br />
Altın saçlı, keskin bakışlı Atatürk, mendilini gözlerine kapattı... <br />
 <br />
Atatürk ağlıyordu..."<br />
 <br />
*<br />
 <br />
O kutsal devrimin, artık sadece eski takvim yaprağının arkasında kalan kısmıdır bu.<br />
 <br />
Bize; kılık-kıyafet devriminin, tüm cumhuriyet devrimlerinin sembolü olduğunu anlatır.<br />
 <br />
Atatürk, güçlü orduları yendiğinde değil, Kastamonu&#8217;da çağdaş giysili kadınları gördüğünde anlamıştı başardığını ve ilk kez ağlamıştı.<br />
 <br />
Ve dinci bu yüzden ısrarlı.<br />
 <br />
Bu yüzden; karşı devrimciler açısından kadınların tekrar tesettüre bürünmelerinin, üniversitelerden başlayarak kızların türbana girmelerinin önemi fazla.<br />
 <br />
Bu yüzden sabırsızlar.<br />
 <br />
Bu yüzden aceleleri var.<br />
 <br />
*<br />
 <br />
Şimdi kaybediyor Atatürk...<br />
 <br />
Şimdi yeniliyor...<br />
 <br />
Atatürk&#8217;ü ağlatan kıyafet devrimi de öbür devrimler gibi bugünlerde siliniyor.<br />
 <br />
Anlamıyor musunuz?..<br />
 <br />
Bir ulus, kendisine bağımsızlık-özgürlük-kimlik-kişilik veren... Onur-şeref armağan eden... Kendisine çağdaşlık-uygarlık yolunu açan... Ve bunu başardığını gördüğü zaman ağlayan yiğidine ihanet ediyor.<br />
 <br />
Çocukları terk ediyorlar onu...<br />
 <br />
Ve Atatürk yeni yeni ölüyor. <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bekir Coşkun.....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[âmustafaânin Mimariâ Can Dündar Bu Gizli Ingiliz Belgesinden Haberdar Mi?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-%C3%A2%C2%80%C2%9Cmustafa%C3%A2%C2%80%C2%99nin-mimari%C3%A2%C2%80%C2%9D-can-dundar-bu-gizli-ingiliz-belgesinden-haberdar-mi.html</link>
			<pubDate>Thu, 06 Nov 2008 09:30:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-%C3%A2%C2%80%C2%9Cmustafa%C3%A2%C2%80%C2%99nin-mimari%C3%A2%C2%80%C2%9D-can-dundar-bu-gizli-ingiliz-belgesinden-haberdar-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[Can Dündar&#8217;ın dün vizyona giren &#8216;Mustafa&#8217; filmiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Film önce sponsorluk tartışmalarıyla gündeme geldi, şimdi de senaryosuyla tartışılıyor. <br />
<br />
<br />
<br />
Filmi eleştirenler, Atatürk&#8217;ün kişisel yönlerinin çarpıtılarak verildiğini, sevenler ise cesurca ve farklı bir Atatürk yorumu olduğunu, söylüyorlar. <br />
<br />
<br />
<br />
Bu noktada; Atatürk&#8217;ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir kuryeyle gönderdiği ve üzerine " 40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubu yayınlıyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
İşte &#8216;Mustafa&#8217; filmiyle ilgili yaşanan tartışmalara yeni bir boyut kazandıracak o gizli ibareli mektup:<br />
<br />
<br />
<br />
&#8220; Telgraf No: 608<br />
<br />
<br />
<br />
İngiltere Büyükelçiliği<br />
<br />
<br />
<br />
Ankara, 25 Kasım 1938<br />
<br />
<br />
<br />
Aziz Lordum,<br />
<br />
Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum.<br />
<br />
<br />
<br />
2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların çok azı, Atatürk'ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi. Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.<br />
<br />
<br />
<br />
4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine'deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
5. Atatürk'ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.<br />
<br />
<br />
<br />
6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong'un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır. Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum.<br />
<br />
Gözle görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğime inanıyorum. Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip, -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar.<br />
<br />
<br />
<br />
7. Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk'ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.<br />
<br />
<br />
<br />
8. Atatürk'ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır. İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemi ile bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de olsa) özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır. Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir; sanırım yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
9. Atatürk, Batı'da "yes-men " ve uzun süredir Türkiye'de "evetçi" olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp, onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanaatına varıyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör değildi . Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum. Ancak Hitler ve Mussolini'nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi. Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz. Doğru,<br />
<br />
ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi, Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir.<br />
<br />
Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil. Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır.<br />
<br />
Atatürk'ten sonraki cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur.<br />
<br />
<br />
<br />
11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı.<br />
<br />
<br />
<br />
12. Müslüman olarak doğmuş, ancak din karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen, istidak sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı. Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet'in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı Imparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur. Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti.<br />
<br />
Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı.<br />
<br />
O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır.<br />
<br />
İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.<br />
<br />
Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım.<br />
<br />
<br />
<br />
Percy Loraine&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Can Dündar&#8217;ın dün vizyona giren &#8216;Mustafa&#8217; filmiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Film önce sponsorluk tartışmalarıyla gündeme geldi, şimdi de senaryosuyla tartışılıyor. <br />
<br />
<br />
<br />
Filmi eleştirenler, Atatürk&#8217;ün kişisel yönlerinin çarpıtılarak verildiğini, sevenler ise cesurca ve farklı bir Atatürk yorumu olduğunu, söylüyorlar. <br />
<br />
<br />
<br />
Bu noktada; Atatürk&#8217;ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir kuryeyle gönderdiği ve üzerine " 40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubu yayınlıyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
İşte &#8216;Mustafa&#8217; filmiyle ilgili yaşanan tartışmalara yeni bir boyut kazandıracak o gizli ibareli mektup:<br />
<br />
<br />
<br />
&#8220; Telgraf No: 608<br />
<br />
<br />
<br />
İngiltere Büyükelçiliği<br />
<br />
<br />
<br />
Ankara, 25 Kasım 1938<br />
<br />
<br />
<br />
Aziz Lordum,<br />
<br />
Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum.<br />
<br />
<br />
<br />
2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların çok azı, Atatürk'ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi. Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.<br />
<br />
<br />
<br />
4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine'deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
5. Atatürk'ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.<br />
<br />
<br />
<br />
6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong'un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır. Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum.<br />
<br />
Gözle görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğime inanıyorum. Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip, -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar.<br />
<br />
<br />
<br />
7. Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk'ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.<br />
<br />
<br />
<br />
8. Atatürk'ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır. İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemi ile bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de olsa) özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır. Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir; sanırım yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
9. Atatürk, Batı'da "yes-men " ve uzun süredir Türkiye'de "evetçi" olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp, onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanaatına varıyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör değildi . Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum. Ancak Hitler ve Mussolini'nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi. Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz. Doğru,<br />
<br />
ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi, Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir.<br />
<br />
Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil. Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır.<br />
<br />
Atatürk'ten sonraki cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur.<br />
<br />
<br />
<br />
11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı.<br />
<br />
<br />
<br />
12. Müslüman olarak doğmuş, ancak din karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen, istidak sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı. Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet'in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı Imparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur. Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti.<br />
<br />
Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı.<br />
<br />
O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır.<br />
<br />
İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.<br />
<br />
Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım.<br />
<br />
<br />
<br />
Percy Loraine&#8221;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anatkabir Yerleşimi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-anatkabir-yerlesimi.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 21:21:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=20">Zekai</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-anatkabir-yerlesimi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align">[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#6666ff]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/index.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/images/sol.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: sol.gif]" class="mycode_img" /></a>    <a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/index.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#800080]ANA SAYFA </a></span>   </div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align">[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] ANITKABİR YERLEŞİM   <br />
</div>
<div style="text-align: right;" class="mycode_align">
<br />
</div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://www.zohreanaforum.com/" loading="lazy"  alt="[Resim: www.zohreanaforum.com]" class="mycode_img" /></div>
 <div style="text-align: left;" class="mycode_align">
<br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#ffffff]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p1.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#0066cc]1. İstiklal Kulesi </a>    <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p17.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">17. Cumhuriyet Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p2.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">2. Hürriyet Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p18.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">18. Atatürk Özel Kitaplığı </a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p3.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">3. Kadın Heykel Grubu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p19.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">19. Müdafaa-i Hukuk Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p4.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">4. Erkek Heykel Grubu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p20.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">20. Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p5.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">5. Aslanlı Yol</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p21.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">21. Başkomutan Meydan Muharebesi Kabartması</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p6.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">6. Tören Meydanı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p22.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">22. Mozole</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p7.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">7. Mehmetçik Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p23.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">23. Şeref Holü</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p8.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">8. Anıtkabir Kitaplığı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p24.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">24. Mezar Odası</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p9.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">9. Zafer Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p25.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">25. ATATÜRK'ün Lahdi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p10.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">10. İsmet İnönü Lahti</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p26.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">26. Aslan Heykel Grubu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p11.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">11. Barış Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p27.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">27. Müze Komutanlık Karargahı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p12.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">12. 23 Nisan Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p28.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">28. Anıtkabir Komutanlık Karargahı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p13.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">13. Bayrak Direği ve Bayrak</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p29.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">29. Dinlenme Salonu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p14.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">14. Misâk-ı Milli Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p30.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">30. Konferans Salonu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p15.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">15. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p31.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">31. Hitabet Kürsüsü</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p16.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">16. İnkılâp Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p32.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">32. Barış Parkı</a>   <br />
<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/ozurluziyaretciler.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#ffffff]* Anıtkabir'de Engelli Vatandaşlarımıza Sağlanan Ziyaret Kolaylıkları   </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align">[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#6666ff]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/index.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/images/sol.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: sol.gif]" class="mycode_img" /></a>    <a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/index.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#800080]ANA SAYFA </a></span>   </div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align">[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] ANITKABİR YERLEŞİM   <br />
</div>
<div style="text-align: right;" class="mycode_align">
<br />
</div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://www.zohreanaforum.com/" loading="lazy"  alt="[Resim: www.zohreanaforum.com]" class="mycode_img" /></div>
 <div style="text-align: left;" class="mycode_align">
<br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#ffffff]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p1.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#0066cc]1. İstiklal Kulesi </a>    <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p17.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">17. Cumhuriyet Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p2.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">2. Hürriyet Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p18.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">18. Atatürk Özel Kitaplığı </a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p3.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">3. Kadın Heykel Grubu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p19.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">19. Müdafaa-i Hukuk Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p4.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">4. Erkek Heykel Grubu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p20.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">20. Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p5.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">5. Aslanlı Yol</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p21.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">21. Başkomutan Meydan Muharebesi Kabartması</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p6.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">6. Tören Meydanı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p22.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">22. Mozole</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p7.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">7. Mehmetçik Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p23.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">23. Şeref Holü</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p8.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">8. Anıtkabir Kitaplığı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p24.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">24. Mezar Odası</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p9.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">9. Zafer Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p25.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">25. ATATÜRK'ün Lahdi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p10.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">10. İsmet İnönü Lahti</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p26.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">26. Aslan Heykel Grubu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p11.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">11. Barış Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p27.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">27. Müze Komutanlık Karargahı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p12.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">12. 23 Nisan Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p28.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">28. Anıtkabir Komutanlık Karargahı</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p13.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">13. Bayrak Direği ve Bayrak</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p29.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">29. Dinlenme Salonu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p14.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">14. Misâk-ı Milli Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p30.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">30. Konferans Salonu</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p15.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">15. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p31.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">31. Hitabet Kürsüsü</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p16.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">16. İnkılâp Kulesi</a>   <br />
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=#0066cc]<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/p32.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">32. Barış Parkı</a>   <br />
<a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/ozurluziyaretciler.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#ffffff]* Anıtkabir'de Engelli Vatandaşlarımıza Sağlanan Ziyaret Kolaylıkları   </a></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün İlginç Yönleri...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-un-ilginc-yonleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 19:57:26 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=4">T U N Ç</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-un-ilginc-yonleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ün İlgİnç Yönlerİ </span></span> <br />
<br />
<br />
Atatürk'ün başarısının sırlarını araştırırken, O&#8217;nun söylediklerini, yazdıklarını ve yaptıklarını tarayınca, çok belirgin bazı karakter yapıları ile karşı karşıya kalırız. Atatürk'ün kişiliğinde gördüğümüz ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız beş ayrı cinsteki 'dahi' insanın oluşmasında, bu çok belirgin karakter yapısının büyük rolü olmuştur. Başka bir deyimle, Atatürk'ün karakterindeki bu çok belirgin özellikler, O&#8217;nun başarılarının altında yatan en önemli sırlar ve unsurlardır. <br />
<br />
O&#8217;nun sözleri, yazıları ve yaptıkları incelendiğinde, karşımıza çıkan karakter yapısının en ilginç yönleri aşağıda başlıklar halinde sıralanmıştır. Ayrıca ilerleyen sayfalarda, kişiliğinin karakteristik yönlerini ayrı, ayrı ve belirgin bir şekilde açıklayıp anlatabilmek için, seçilen her konuda O&#8217;nun yaşantısından ilginç kesitler, anekdotlar ve belgesel bilgiler sunulmuştur. Atatürk'ün karakterinin ilginç yönleri ana başlıklar halinde şöyle özetlenebilir : <br />
<br />
01. Askerliği ulvi gördü! Esas misyonu devrimciliği ve devlet adamlığı idi! <br />
<br />
02. Geçmişi kucaklayan, fakat çağını aşan bir kültüre sahipti. Tüm güzel sanatları sevdi, kurdu, korudu ve milletine sevdirdi! <br />
<br />
03. Arkadaşları ve kültürlü insanlar Ona yetişmekte, O&#8217;nu anlamakta, O&#8217;nu takip etmekte ve O^na ayak uydurmakta zorluk çektiler ! <br />
<br />
04. Olağanüstü bir zamanlama üstadı idi. Bazen Hz. Eyüp sabrı vardı, bazen de aculdü! Meyveyi olgun yerdi ama çürütmezdi! <br />
<br />
05. Eğilmezdi, çok gururluydu ve kendinden çok emindi! <br />
<br />
06. Ateşli bir Türk milliyetçisi ve tutkun bir Türk hümanisti idi! Sıksanız her damlasından Türk ve Türklük akardı! <br />
<br />
07.Ölüme karşı şanslıydı. Yedi kere ölümün eşiğinden döndü! <br />
<br />
08. Şefkatli ve akik kalpli, merhametli ve yardımseverdi! Savaş meydanlarında ise kaskatı ve acımasızdı! Fakat, başarılı bir "Barış Kurdu" oldu! <br />
<br />
09. Hazır cevaptı! Muhatabını ve özellikle muhalifini anında ikna ederdi! <br />
<br />
10. Dinlemesini severdi, bir dinleme üstadı idi! Başarılarının sırrı olarak bu özelliğini sayardı! <br />
<br />
11. Başarılarını kendisi üstlenmez, onları ya Mehmetçik'e veya Millete mâl ederdi. Bazen de, "Millet böyle istiyor!" diye, O&#8217;nun sözcüsü durumuna geçer ve gücünü Türk Milleti'nin manevi şahsiyetinden alırdı! <br />
<br />
12. Çok örgüt kurdu! Örgütlerle çalışmayı, demokrasiyi ve meşruiyeti severdi! <br />
<br />
13. Kızar, tehdit eder, uzak kalır, ihtar eder, haykırır, ikna eder, susar, ama TBMM' siz yapamazdı! <br />
<br />
14. Devrimlerinin acımasız takipçisi idi! Onlardan asla taviz vermezdi! <br />
<br />
15. Çok ileri görüşlüydü! Yargıları hep doğru çıkmıştır! Durum değerlendirmesinde, strateji oluşturmada, düşmanı tartmakta çok mahir bir taktik ustası idi! <br />
<br />
16. Yorulmadan çok uzun saatler ve günlerce uykusuz, duraksız çalışabilirdi. Yoğun konsantrasyon yeteneği vardı! <br />
<br />
17. Etrafındakileri sürprizlerle etkileme üstadı idi! Kin tutmazdı, bağışlayıcı idi! Gürültülü, tabancalı ve olağandışı bir barışma stili vardı! <br />
<br />
18. Halk adamıydı! Halka ve Mehmetçik'e düşkündü! <br />
<br />
19. Misafirlerine çok kıymet verirdi! Onları olağanüstü ağırlamayı severdi! Yabancı ülkelerin haysiyetlerine aşırı saygılı idi! <br />
<br />
20. Halkın ve O&#8217;nu temsil eden saygın kişilerin nabzını ve kalp atışlarını iyi dinlerdi ! <br />
<br />
21. Doğayı ve yeşili sever ve korurdu! Bir ağaç dalı için bir binayı yürütmüştü! <br />
<br />
22. Bazı sözleri hümanizm tarihine geçti! Çanakkale Şehitleri için söyledikleri düşmanlarını kendisine aşık etti! <br />
<br />
23. Manevi evlat edinmeyi çok severdi! Onların yetişmesi, mutlulukları ile çok yakından ilgilendi! <br />
<br />
24. Aşkları da oldu, evliliği de! Ama Fikriye'yi sevdi. Fikriye' de O&#8217;nun ile olamadığı için intihar etti! <br />
<br />
25. Sofraları bir eğitim meclisi idi! Sofralarına dil uzatanlara cevabı keskin oldu! Yalnız adamdı! Ailesi olmadı. Aile hayatını çok özledi! <br />
<br />
26. Hataları ve zaafları da vardı! Kesin prensipleri ve tereddütleri de! Ağladığı anlar da, kahkaha ile güldüğü anlar da oldu! Özel meclislerinde şarkıyı, zeybeği, neşeyi, içmeyi ve içirmeyi severdi! <br />
<br />
27. Biyografisinin "gerçekçi" yazılmasını, Kurtuluş filminin çekilmesini çok istiyordu ! <br />
<br />
28. "Fes" e karşı büyük bir antipatisi vardı! <br />
<br />
29. Çok tutumlu idi! Daima, kendi masraflarını kendi öderdi! Zaman zaman etrafındaki ihtiyaçlılara belli etmeden para yardımında bulunurdu! Yerli malı haftalarını çok tutardı ! <br />
<br />
30. Para alıp vermelerde, malları ile ilgili hususlarda veya yakınlarının haksız tasarrufları konusunda hiçbir dedikoduyu hazmedemezdi! Hemen gereğini yapardı! <br />
<br />
31. Kendisine rakip birisinin çıkmasına asla tahammül edemezdi! <br />
<br />
<br />
<br />
01. ASKERLİĞİ ULVİ GÖRDÜ<br />
<br />
01.1. Askerliği ulvi görür, siyaseti severdi!<br />
<br />
Askerlik mesleğini, vatanı kurtarmak amacı ile, mecbur kalındığı için yapılan ulvi bir görev olarak görürdü. Esas misyonu devrimciliği ve devlet adamlığı idi. Dikkat edilirse, Atatürk askeri dehasını daima anavatan toprakları üzerinde, istilâcılara karşı yaptığı savaşlarda göstermiştir. Çanakkale savaşı öyledir, Kurtuluş savaşı da. Hep düşmanı vatanın bağrından söküp atma savaşlarıdır bunlar. Hiç bir zaman, toprak hırsı ve yeni yerler almak için yapılmamıştır. İşgal altındaki Doğu Trakya, bir kurşun dahi sıkılmadan kurtarılmıştır. Hatay'ı almak için, blöf yapmıştır ama bir kurşun dahi sıkılmasına müsaade etmemiştir. Hatay'ın bize verilmesinde Fransa'nın gösterdiği diplomatik oyalama taktiklerine çok üzüldüğü sıralarda kendisine "Paşam ne üzülüyorsun, bir alay asker gönderip hemen ilhak edelim " diyenlere," Hayır bunu yapamayız! Bir alay askerle Hatay'ı anavatana katarız ve Fransa bu kadar uzaklardan müdahale etmeyi göze bile alamaz, doğru! Fakat, büyük bir milletin Onuru söz konusudur. Onların Onurunu kırmış oluruz. Ya bunu bir Onur meselesi yaparlarsa?.. Onun için, bu işi barış yoluyla halletmeliyiz !" demiştir. <br />
<br />
01.2. Büyük Taarruz Zaferi'nin sevincine hüznü karıştı!<br />
<br />
(Yurdakul Yurdakul, 'Atatürk' 1999, s 75 ) <br />
<br />
1922 yılı Ağustos'unun 26'sında şafakta başlayan Büyük Taarruz altı gün altı gece devam etmiş ve Mehmetçiklerin aslan gibi saldırmalarıyla düşmanın büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiştir. 31 Ağustos'ta güneş Türklerin büyük zaferini kutlamak için doğmuştu sanki... Atatürk'ün yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor; Aynı günün sabahı Atatürk harp sahasını dolaşıyordu. Etraf binlerce insan ve hayvan ölüleriyle adeta bir mahşer yerini hatırlatıyordu. Büyük asker bu manzara karşısında çok rahatsız oldu ve " Bu feci manzara, bütün insanlık için utanç verici bir olaydır. Ama biz vatanımızı korumak için gerekli savunmamızı yaptık. Buna bizi zorladılar.!" demiş ve ölüler kaldırılıp gömülünceye kadar hiç bir yerli ve yabancı gazetecinin bölgeye sokulmamasını kesin olarak emretmiştir. Görülüyor ki, Büyük Taarruz sonunda, büyük bir zafer kazanmış olmanın sevinci değil, adeta hüznü vardır içinde. Çünkü, yerlerde yatan cansız düşman askerlerinin feci durumu O&#8217;nu ziyadesiyle üzmüş, "Biz isteyerek yapmadık, bizi buna mecbur ettiler! " diyerek kendini teselli etmiştir. <br />
<br />
01.3. Madam Corinn'e ihtiraslarından bahsediyor! <br />
<br />
(Emre Kongar, 'Atatürk' 1980, s. 180) <br />
<br />
1914 yılı Ocak ayında Sofya'dan Madam Corrin'e yazdığı bir mektupta Mustafa Kemal hırslarını tümüyle şöyle tanımlıyor: <br />
<br />
"Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin tatminine taalluk etmiyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da liyakatle ifa edilmiş bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu muhafaza edeceğim " <br />
<br />
01.4. Enver Paşanın O&#8217;nun için söyledikleri <br />
<br />
(Emre Kongar, 'Atatürk', 1980, s.229) <br />
<br />
1917 Çanakkale savaşlarından sonra Doktor Nazım ve bir başka nüfuzlu İttihat ve Terakki üyesi komutan aralarında konuşmakta iken, Enver Paşa birden içeri girince susmuşlar. Başkumandan ( Enver Paşa) merakla: "Herhalde bana dair bir şeyden bahsediyordunuz? Söyleyin bakalım! demiş. "Mustafa Kemal'in niçin terfi ettirilmediğini konuşuyorduk !" cevabını vermişler. Enver Paşa: "İşte!" demiş ve cebinden Çanakkale kahramanını tuğgenerallik rütbesine çıkaran tezkeresini göstermiş, sonra şunu ilâve etmiş : "Ama biliniz ki, O hiç bir şeyle memnun olmaz! General olur, korgenerallik ister! Korgeneral olur, orgenerallik ister! Orgeneral olur, müşirlik ister! Müşir yapsanız, bununla da yetinmez, Padişahlık ister!" Şevket Süreyya Aydemirin hatıralarında yazıldığı üzere, Mustafa Kemal'e Enver Paşanın bu sözleri nakledildiği zaman kahkahalar ile gülerek cevabı şu olmuştur; 'Ben, Enver'in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim!" <br />
<br />
01.5. Tanrıdan Kurtuluşa kadar ömür niyaz etti! <br />
<br />
(Niyazi Ahmed Banoğlu, 'Fıkra ve Nüktelerle Atatürk' 1954, s.,316) <br />
<br />
Erzurum'da ilk kongreyi kurmakla meşgul iken, İstanbul Hükümeti de, durumdan fena halde kuşkulanarak, Sivas, Bitlis, Van ve Erzurum Vilâyetlerine "Mesleki askeriden müstafi sabık paşa Mustafa Kemal efendi elyevm nerededir? Ne ile meşguldür? Ne tavır ve meslek takip etmektedir? Serian işarı!" diyen telgraflar çektiği zaman, Erzurum Vali Vekili bulunan Kadı Mehmet Hilmi Efendi de telâşa düşmüş, ne cevap vereceğini bilemeyerek, bir yandan İstanbul Hükümeti'ne ; "Hal-i hazırdaki vaziyetine nazaran, kendisi ikametgâhında bulunarak, hususat-ı şahsiyesiyle meşgul olduğu ve hariçle nadiren ihtilâtta bulunduğu anlaşılmıştır." diye cevap verirken, aynı zamanda, meseleyi Mustafa Kemal Paşaya da bildirmişti. <br />
<br />
Bu cevabı görünce gülen Mustafa Kemal Paşa "Hocam, cevabın güzel ama, bakalım inandırabilecek misin?" demişti. "İstanbul'dakiler de, vakıa, içleri rahat etmek için böyle bir cevap isterlerse de beni bilirler. Benim hususat-ı zatiyem, milletin işlerinden ibarettir. Yoksa, yazdığın gibi, evime çekilir, yan gelir yatardım. Ne çare ki, yatsam da, milletin mukadderatını düşünürken gözüme uyku girmez. Ama sen tekrar sorarlarsa yine böyle de. Hatta sizlere ömür, vefat etti de" Bu söz üzerine teessürle Kadı Mehmet Hilmi Efendi: "Allah esirgesin Paşam ! Öyle söz olur mu? İnşallah daha çok yaşarsınız!. " deyince, Mustafa Kemal Paşanın cevabı şu olmuştu ; "Daha pek çok değil, yalnız milleti ve vatanı kurtarıncaya kadar. Allah'tan başka bir şey istemem!" <br />
<br />
Gerçekten, Atatürk 57 sene gibi kısacık ömrü içinde, hem Kurtuluş mücadelesini başarı ile sonuçlandırdı hem de "En büyük eserim!" dediği Cumhuriyeti kurdu. Bunlar da yetmedi, odak noktası lâiklik olan, çağdaşlaşma reformlarını çok kısa bir zamanda ard arda gerçekleştirdi. Herhalde arzu ve emellerinin çoğunu gerçekleştirmiş olduğu için, ebedi istirahatine huzur içinde çekildi, "gözleri açık olarak " değil! <br />
<br />
01.6. Kâzım Karabekir Paşaya sürpriz çıkışı <br />
<br />
(Niyazi Ahmed Banoğlu, 'Fıkra ve Nüktelerle Atatürk', 1954, s. 40) <br />
<br />
Atatürk, 1923 Mart'ında Konya'ya gitmişti! Halka yol göstermek, onları yapacağı devrimlere hazırlamak için her fırsatta nutuk söylüyor ve bunları o zaman Anadolu Ajansı'nı temsil eden muharrir İsmail Habib not ederek kendisine götürüyor, okuyor, sonra Ankara'ya telliyordu. Konya'dan ayrılacağı gece İsmail Habib, Atatürk'ün son nutkunun temize çekilmiş şeklini Ona götürdü. Atatürk, bu nutku evvelkilerden daha çok beğenmiş olacak ki karısına;" Çocuğa kadeh getirsinler!" dedi. Fakat, o sırada Bayan Lâtife, Atatürk'ün içki kullanmasını hoş görmüyor, vazgeçirmek, hiç olmazsa azaltmak istiyordu. Bunun için yumuşak bir sesle cevap verdi; "Gece yarısı buradan gidilecek diye bütün şişeleri trene yollamıştık !". <br />
<br />
Atatürk köpürdü... "Nasıl olur? Misafirimize karşı da mı?" İster istemez şişeler getirildi. Bu sırada Atatürk'ün eski ve teklifsiz arkadaşlarından Bay Muhtar geldi. Ona İngiliz Muhtar derlerdi. Atatürk, ona: "Dinle bak, Muhtar, nutuk nasıl söylenirmiş! " dedi ve İsmail Habib'e de nutku okumasını emretti. Bay Muhtar aldırmadı. "Dinlemeye lüzum yok; çok güzeldir." dedi. Atatürk: "Neden?" diye sorunca, Muhtar: "Aksini söylemek ne haddimize?" diye cevapladı. Atatürk: "Zevzekliği bırak da dinle! " diye kestirip attı. Nutuk okunduktan sonra Bay Muhtar bu sefer gayet ciddi bir tavırla hükmünü verdi: "Sahiden çok güzel!" Atatürk, içki verilmesini söyledi. İngiliz Muhtar kadehini kaldırdı: "Yaşasın Başkumandan!" diye haykırdı. Atatürk'ün kaşları çatıldı ve sesi yükseldi: " Niçin, Mustafa Kemal demiyorsun? " İngiliz Muhtar :"Hele, ne olur ne olmaz, daha epeyce zaman Başkumandanlık sizde kalsın!" deyiverdi. <br />
<br />
O sıralarda, ortalığı bulandırıp külah kapmak isteyenler, din ve şeriat perdesi ardında şahsi ihtiraslarını dolu dizgin koşturanlar vardı. Atatürk büsbütün sinirlendi ve meydan okudu: "Sen kuvveti Başkumandanlıktan mı aldığımı sanıyorsun? Dinle bir hatıramı anlatayım; Hani ben 1919'da Erzurum'da Ordu Müfettişliğinden, askerlik mesleğinden çekilip de milletin bir ferdi olarak kalmıştım ya. Oradaki Ordu Komutanı (Kâzım Karabekir Paşa) artık emirlerimi dinlememeğe başlamasın mı? Hemen makama gittim: Paşa, Paşa, dedim, size o emirleri bu omuzdaki yıldızlar vermiyordu! Mustafa Kemal veriyordu! O yine karşınızdadır, yazınız! Yazdı ve emrim yerine getirildi. Fakat, oradan ayrıldıktan sonra kendi kendime sordum: "Ya bu adam zile basıp da gelen askere Tosta, şunu dışarı çıkar!' deseydi." Atatürk koltukta doğruldu ve sesini yükselterek ilâve etti: "Fakat diyemezdi, Muhtar! Karşısında Mustafa Kemal vardı!" Bay Muhtar kadehini tekrar kaldırdı ve haykırdı: "Yaşasın Mustafa Kemal!" <br />
<br />
01.7. Askeri elbiselerini hibe etti <br />
<br />
(Yurdakul Yurdakul, 'Atatürk', 1999) <br />
<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi Ona Mareşal unvanını vermişti ama, askeri manevralar hariç Mareşal üniformasını hiç giymedi. Halbuki, Fransız Devlet Başkam Mareşal De Gaulle, asker üniforması ile Fransız halkını daha çok etkileyeceğim düşünürdü. Bu yüzden de, bütün TV konuşmalarını Mareşal elbisesi ile yapardı. Atatürk, 1929 yılında Yüksek Askeri ŞÃ»ra üyelerine verdiği bir akşam yemeğinden sonra konuşurken; "Benim artık askerliğim kalmadı!" diyerek beraberinde getirdiği askeri elbise ve teçhizatını Yüksek Askeri ŞÃ»ra üyelerine hatıra olarak bir, bir dağıttı. Yakasında Mareşal arması olan peleriniyle, süvari Kolordusunu Ilgın&#8217;da teftiş ederken taktığı işlemeli gümüş kılıcı ve altın işlemeli hançeri de Orgeneral Fahrettin Altay'a verdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: Red;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ün İlgİnç Yönlerİ </span></span> <br />
<br />
<br />
Atatürk'ün başarısının sırlarını araştırırken, O&#8217;nun söylediklerini, yazdıklarını ve yaptıklarını tarayınca, çok belirgin bazı karakter yapıları ile karşı karşıya kalırız. Atatürk'ün kişiliğinde gördüğümüz ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız beş ayrı cinsteki 'dahi' insanın oluşmasında, bu çok belirgin karakter yapısının büyük rolü olmuştur. Başka bir deyimle, Atatürk'ün karakterindeki bu çok belirgin özellikler, O&#8217;nun başarılarının altında yatan en önemli sırlar ve unsurlardır. <br />
<br />
O&#8217;nun sözleri, yazıları ve yaptıkları incelendiğinde, karşımıza çıkan karakter yapısının en ilginç yönleri aşağıda başlıklar halinde sıralanmıştır. Ayrıca ilerleyen sayfalarda, kişiliğinin karakteristik yönlerini ayrı, ayrı ve belirgin bir şekilde açıklayıp anlatabilmek için, seçilen her konuda O&#8217;nun yaşantısından ilginç kesitler, anekdotlar ve belgesel bilgiler sunulmuştur. Atatürk'ün karakterinin ilginç yönleri ana başlıklar halinde şöyle özetlenebilir : <br />
<br />
01. Askerliği ulvi gördü! Esas misyonu devrimciliği ve devlet adamlığı idi! <br />
<br />
02. Geçmişi kucaklayan, fakat çağını aşan bir kültüre sahipti. Tüm güzel sanatları sevdi, kurdu, korudu ve milletine sevdirdi! <br />
<br />
03. Arkadaşları ve kültürlü insanlar Ona yetişmekte, O&#8217;nu anlamakta, O&#8217;nu takip etmekte ve O^na ayak uydurmakta zorluk çektiler ! <br />
<br />
04. Olağanüstü bir zamanlama üstadı idi. Bazen Hz. Eyüp sabrı vardı, bazen de aculdü! Meyveyi olgun yerdi ama çürütmezdi! <br />
<br />
05. Eğilmezdi, çok gururluydu ve kendinden çok emindi! <br />
<br />
06. Ateşli bir Türk milliyetçisi ve tutkun bir Türk hümanisti idi! Sıksanız her damlasından Türk ve Türklük akardı! <br />
<br />
07.Ölüme karşı şanslıydı. Yedi kere ölümün eşiğinden döndü! <br />
<br />
08. Şefkatli ve akik kalpli, merhametli ve yardımseverdi! Savaş meydanlarında ise kaskatı ve acımasızdı! Fakat, başarılı bir "Barış Kurdu" oldu! <br />
<br />
09. Hazır cevaptı! Muhatabını ve özellikle muhalifini anında ikna ederdi! <br />
<br />
10. Dinlemesini severdi, bir dinleme üstadı idi! Başarılarının sırrı olarak bu özelliğini sayardı! <br />
<br />
11. Başarılarını kendisi üstlenmez, onları ya Mehmetçik'e veya Millete mâl ederdi. Bazen de, "Millet böyle istiyor!" diye, O&#8217;nun sözcüsü durumuna geçer ve gücünü Türk Milleti'nin manevi şahsiyetinden alırdı! <br />
<br />
12. Çok örgüt kurdu! Örgütlerle çalışmayı, demokrasiyi ve meşruiyeti severdi! <br />
<br />
13. Kızar, tehdit eder, uzak kalır, ihtar eder, haykırır, ikna eder, susar, ama TBMM' siz yapamazdı! <br />
<br />
14. Devrimlerinin acımasız takipçisi idi! Onlardan asla taviz vermezdi! <br />
<br />
15. Çok ileri görüşlüydü! Yargıları hep doğru çıkmıştır! Durum değerlendirmesinde, strateji oluşturmada, düşmanı tartmakta çok mahir bir taktik ustası idi! <br />
<br />
16. Yorulmadan çok uzun saatler ve günlerce uykusuz, duraksız çalışabilirdi. Yoğun konsantrasyon yeteneği vardı! <br />
<br />
17. Etrafındakileri sürprizlerle etkileme üstadı idi! Kin tutmazdı, bağışlayıcı idi! Gürültülü, tabancalı ve olağandışı bir barışma stili vardı! <br />
<br />
18. Halk adamıydı! Halka ve Mehmetçik'e düşkündü! <br />
<br />
19. Misafirlerine çok kıymet verirdi! Onları olağanüstü ağırlamayı severdi! Yabancı ülkelerin haysiyetlerine aşırı saygılı idi! <br />
<br />
20. Halkın ve O&#8217;nu temsil eden saygın kişilerin nabzını ve kalp atışlarını iyi dinlerdi ! <br />
<br />
21. Doğayı ve yeşili sever ve korurdu! Bir ağaç dalı için bir binayı yürütmüştü! <br />
<br />
22. Bazı sözleri hümanizm tarihine geçti! Çanakkale Şehitleri için söyledikleri düşmanlarını kendisine aşık etti! <br />
<br />
23. Manevi evlat edinmeyi çok severdi! Onların yetişmesi, mutlulukları ile çok yakından ilgilendi! <br />
<br />
24. Aşkları da oldu, evliliği de! Ama Fikriye'yi sevdi. Fikriye' de O&#8217;nun ile olamadığı için intihar etti! <br />
<br />
25. Sofraları bir eğitim meclisi idi! Sofralarına dil uzatanlara cevabı keskin oldu! Yalnız adamdı! Ailesi olmadı. Aile hayatını çok özledi! <br />
<br />
26. Hataları ve zaafları da vardı! Kesin prensipleri ve tereddütleri de! Ağladığı anlar da, kahkaha ile güldüğü anlar da oldu! Özel meclislerinde şarkıyı, zeybeği, neşeyi, içmeyi ve içirmeyi severdi! <br />
<br />
27. Biyografisinin "gerçekçi" yazılmasını, Kurtuluş filminin çekilmesini çok istiyordu ! <br />
<br />
28. "Fes" e karşı büyük bir antipatisi vardı! <br />
<br />
29. Çok tutumlu idi! Daima, kendi masraflarını kendi öderdi! Zaman zaman etrafındaki ihtiyaçlılara belli etmeden para yardımında bulunurdu! Yerli malı haftalarını çok tutardı ! <br />
<br />
30. Para alıp vermelerde, malları ile ilgili hususlarda veya yakınlarının haksız tasarrufları konusunda hiçbir dedikoduyu hazmedemezdi! Hemen gereğini yapardı! <br />
<br />
31. Kendisine rakip birisinin çıkmasına asla tahammül edemezdi! <br />
<br />
<br />
<br />
01. ASKERLİĞİ ULVİ GÖRDÜ<br />
<br />
01.1. Askerliği ulvi görür, siyaseti severdi!<br />
<br />
Askerlik mesleğini, vatanı kurtarmak amacı ile, mecbur kalındığı için yapılan ulvi bir görev olarak görürdü. Esas misyonu devrimciliği ve devlet adamlığı idi. Dikkat edilirse, Atatürk askeri dehasını daima anavatan toprakları üzerinde, istilâcılara karşı yaptığı savaşlarda göstermiştir. Çanakkale savaşı öyledir, Kurtuluş savaşı da. Hep düşmanı vatanın bağrından söküp atma savaşlarıdır bunlar. Hiç bir zaman, toprak hırsı ve yeni yerler almak için yapılmamıştır. İşgal altındaki Doğu Trakya, bir kurşun dahi sıkılmadan kurtarılmıştır. Hatay'ı almak için, blöf yapmıştır ama bir kurşun dahi sıkılmasına müsaade etmemiştir. Hatay'ın bize verilmesinde Fransa'nın gösterdiği diplomatik oyalama taktiklerine çok üzüldüğü sıralarda kendisine "Paşam ne üzülüyorsun, bir alay asker gönderip hemen ilhak edelim " diyenlere," Hayır bunu yapamayız! Bir alay askerle Hatay'ı anavatana katarız ve Fransa bu kadar uzaklardan müdahale etmeyi göze bile alamaz, doğru! Fakat, büyük bir milletin Onuru söz konusudur. Onların Onurunu kırmış oluruz. Ya bunu bir Onur meselesi yaparlarsa?.. Onun için, bu işi barış yoluyla halletmeliyiz !" demiştir. <br />
<br />
01.2. Büyük Taarruz Zaferi'nin sevincine hüznü karıştı!<br />
<br />
(Yurdakul Yurdakul, 'Atatürk' 1999, s 75 ) <br />
<br />
1922 yılı Ağustos'unun 26'sında şafakta başlayan Büyük Taarruz altı gün altı gece devam etmiş ve Mehmetçiklerin aslan gibi saldırmalarıyla düşmanın büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiştir. 31 Ağustos'ta güneş Türklerin büyük zaferini kutlamak için doğmuştu sanki... Atatürk'ün yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor; Aynı günün sabahı Atatürk harp sahasını dolaşıyordu. Etraf binlerce insan ve hayvan ölüleriyle adeta bir mahşer yerini hatırlatıyordu. Büyük asker bu manzara karşısında çok rahatsız oldu ve " Bu feci manzara, bütün insanlık için utanç verici bir olaydır. Ama biz vatanımızı korumak için gerekli savunmamızı yaptık. Buna bizi zorladılar.!" demiş ve ölüler kaldırılıp gömülünceye kadar hiç bir yerli ve yabancı gazetecinin bölgeye sokulmamasını kesin olarak emretmiştir. Görülüyor ki, Büyük Taarruz sonunda, büyük bir zafer kazanmış olmanın sevinci değil, adeta hüznü vardır içinde. Çünkü, yerlerde yatan cansız düşman askerlerinin feci durumu O&#8217;nu ziyadesiyle üzmüş, "Biz isteyerek yapmadık, bizi buna mecbur ettiler! " diyerek kendini teselli etmiştir. <br />
<br />
01.3. Madam Corinn'e ihtiraslarından bahsediyor! <br />
<br />
(Emre Kongar, 'Atatürk' 1980, s. 180) <br />
<br />
1914 yılı Ocak ayında Sofya'dan Madam Corrin'e yazdığı bir mektupta Mustafa Kemal hırslarını tümüyle şöyle tanımlıyor: <br />
<br />
"Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin tatminine taalluk etmiyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da liyakatle ifa edilmiş bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu muhafaza edeceğim " <br />
<br />
01.4. Enver Paşanın O&#8217;nun için söyledikleri <br />
<br />
(Emre Kongar, 'Atatürk', 1980, s.229) <br />
<br />
1917 Çanakkale savaşlarından sonra Doktor Nazım ve bir başka nüfuzlu İttihat ve Terakki üyesi komutan aralarında konuşmakta iken, Enver Paşa birden içeri girince susmuşlar. Başkumandan ( Enver Paşa) merakla: "Herhalde bana dair bir şeyden bahsediyordunuz? Söyleyin bakalım! demiş. "Mustafa Kemal'in niçin terfi ettirilmediğini konuşuyorduk !" cevabını vermişler. Enver Paşa: "İşte!" demiş ve cebinden Çanakkale kahramanını tuğgenerallik rütbesine çıkaran tezkeresini göstermiş, sonra şunu ilâve etmiş : "Ama biliniz ki, O hiç bir şeyle memnun olmaz! General olur, korgenerallik ister! Korgeneral olur, orgenerallik ister! Orgeneral olur, müşirlik ister! Müşir yapsanız, bununla da yetinmez, Padişahlık ister!" Şevket Süreyya Aydemirin hatıralarında yazıldığı üzere, Mustafa Kemal'e Enver Paşanın bu sözleri nakledildiği zaman kahkahalar ile gülerek cevabı şu olmuştur; 'Ben, Enver'in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim!" <br />
<br />
01.5. Tanrıdan Kurtuluşa kadar ömür niyaz etti! <br />
<br />
(Niyazi Ahmed Banoğlu, 'Fıkra ve Nüktelerle Atatürk' 1954, s.,316) <br />
<br />
Erzurum'da ilk kongreyi kurmakla meşgul iken, İstanbul Hükümeti de, durumdan fena halde kuşkulanarak, Sivas, Bitlis, Van ve Erzurum Vilâyetlerine "Mesleki askeriden müstafi sabık paşa Mustafa Kemal efendi elyevm nerededir? Ne ile meşguldür? Ne tavır ve meslek takip etmektedir? Serian işarı!" diyen telgraflar çektiği zaman, Erzurum Vali Vekili bulunan Kadı Mehmet Hilmi Efendi de telâşa düşmüş, ne cevap vereceğini bilemeyerek, bir yandan İstanbul Hükümeti'ne ; "Hal-i hazırdaki vaziyetine nazaran, kendisi ikametgâhında bulunarak, hususat-ı şahsiyesiyle meşgul olduğu ve hariçle nadiren ihtilâtta bulunduğu anlaşılmıştır." diye cevap verirken, aynı zamanda, meseleyi Mustafa Kemal Paşaya da bildirmişti. <br />
<br />
Bu cevabı görünce gülen Mustafa Kemal Paşa "Hocam, cevabın güzel ama, bakalım inandırabilecek misin?" demişti. "İstanbul'dakiler de, vakıa, içleri rahat etmek için böyle bir cevap isterlerse de beni bilirler. Benim hususat-ı zatiyem, milletin işlerinden ibarettir. Yoksa, yazdığın gibi, evime çekilir, yan gelir yatardım. Ne çare ki, yatsam da, milletin mukadderatını düşünürken gözüme uyku girmez. Ama sen tekrar sorarlarsa yine böyle de. Hatta sizlere ömür, vefat etti de" Bu söz üzerine teessürle Kadı Mehmet Hilmi Efendi: "Allah esirgesin Paşam ! Öyle söz olur mu? İnşallah daha çok yaşarsınız!. " deyince, Mustafa Kemal Paşanın cevabı şu olmuştu ; "Daha pek çok değil, yalnız milleti ve vatanı kurtarıncaya kadar. Allah'tan başka bir şey istemem!" <br />
<br />
Gerçekten, Atatürk 57 sene gibi kısacık ömrü içinde, hem Kurtuluş mücadelesini başarı ile sonuçlandırdı hem de "En büyük eserim!" dediği Cumhuriyeti kurdu. Bunlar da yetmedi, odak noktası lâiklik olan, çağdaşlaşma reformlarını çok kısa bir zamanda ard arda gerçekleştirdi. Herhalde arzu ve emellerinin çoğunu gerçekleştirmiş olduğu için, ebedi istirahatine huzur içinde çekildi, "gözleri açık olarak " değil! <br />
<br />
01.6. Kâzım Karabekir Paşaya sürpriz çıkışı <br />
<br />
(Niyazi Ahmed Banoğlu, 'Fıkra ve Nüktelerle Atatürk', 1954, s. 40) <br />
<br />
Atatürk, 1923 Mart'ında Konya'ya gitmişti! Halka yol göstermek, onları yapacağı devrimlere hazırlamak için her fırsatta nutuk söylüyor ve bunları o zaman Anadolu Ajansı'nı temsil eden muharrir İsmail Habib not ederek kendisine götürüyor, okuyor, sonra Ankara'ya telliyordu. Konya'dan ayrılacağı gece İsmail Habib, Atatürk'ün son nutkunun temize çekilmiş şeklini Ona götürdü. Atatürk, bu nutku evvelkilerden daha çok beğenmiş olacak ki karısına;" Çocuğa kadeh getirsinler!" dedi. Fakat, o sırada Bayan Lâtife, Atatürk'ün içki kullanmasını hoş görmüyor, vazgeçirmek, hiç olmazsa azaltmak istiyordu. Bunun için yumuşak bir sesle cevap verdi; "Gece yarısı buradan gidilecek diye bütün şişeleri trene yollamıştık !". <br />
<br />
Atatürk köpürdü... "Nasıl olur? Misafirimize karşı da mı?" İster istemez şişeler getirildi. Bu sırada Atatürk'ün eski ve teklifsiz arkadaşlarından Bay Muhtar geldi. Ona İngiliz Muhtar derlerdi. Atatürk, ona: "Dinle bak, Muhtar, nutuk nasıl söylenirmiş! " dedi ve İsmail Habib'e de nutku okumasını emretti. Bay Muhtar aldırmadı. "Dinlemeye lüzum yok; çok güzeldir." dedi. Atatürk: "Neden?" diye sorunca, Muhtar: "Aksini söylemek ne haddimize?" diye cevapladı. Atatürk: "Zevzekliği bırak da dinle! " diye kestirip attı. Nutuk okunduktan sonra Bay Muhtar bu sefer gayet ciddi bir tavırla hükmünü verdi: "Sahiden çok güzel!" Atatürk, içki verilmesini söyledi. İngiliz Muhtar kadehini kaldırdı: "Yaşasın Başkumandan!" diye haykırdı. Atatürk'ün kaşları çatıldı ve sesi yükseldi: " Niçin, Mustafa Kemal demiyorsun? " İngiliz Muhtar :"Hele, ne olur ne olmaz, daha epeyce zaman Başkumandanlık sizde kalsın!" deyiverdi. <br />
<br />
O sıralarda, ortalığı bulandırıp külah kapmak isteyenler, din ve şeriat perdesi ardında şahsi ihtiraslarını dolu dizgin koşturanlar vardı. Atatürk büsbütün sinirlendi ve meydan okudu: "Sen kuvveti Başkumandanlıktan mı aldığımı sanıyorsun? Dinle bir hatıramı anlatayım; Hani ben 1919'da Erzurum'da Ordu Müfettişliğinden, askerlik mesleğinden çekilip de milletin bir ferdi olarak kalmıştım ya. Oradaki Ordu Komutanı (Kâzım Karabekir Paşa) artık emirlerimi dinlememeğe başlamasın mı? Hemen makama gittim: Paşa, Paşa, dedim, size o emirleri bu omuzdaki yıldızlar vermiyordu! Mustafa Kemal veriyordu! O yine karşınızdadır, yazınız! Yazdı ve emrim yerine getirildi. Fakat, oradan ayrıldıktan sonra kendi kendime sordum: "Ya bu adam zile basıp da gelen askere Tosta, şunu dışarı çıkar!' deseydi." Atatürk koltukta doğruldu ve sesini yükselterek ilâve etti: "Fakat diyemezdi, Muhtar! Karşısında Mustafa Kemal vardı!" Bay Muhtar kadehini tekrar kaldırdı ve haykırdı: "Yaşasın Mustafa Kemal!" <br />
<br />
01.7. Askeri elbiselerini hibe etti <br />
<br />
(Yurdakul Yurdakul, 'Atatürk', 1999) <br />
<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi Ona Mareşal unvanını vermişti ama, askeri manevralar hariç Mareşal üniformasını hiç giymedi. Halbuki, Fransız Devlet Başkam Mareşal De Gaulle, asker üniforması ile Fransız halkını daha çok etkileyeceğim düşünürdü. Bu yüzden de, bütün TV konuşmalarını Mareşal elbisesi ile yapardı. Atatürk, 1929 yılında Yüksek Askeri ŞÃ»ra üyelerine verdiği bir akşam yemeğinden sonra konuşurken; "Benim artık askerliğim kalmadı!" diyerek beraberinde getirdiği askeri elbise ve teçhizatını Yüksek Askeri ŞÃ»ra üyelerine hatıra olarak bir, bir dağıttı. Yakasında Mareşal arması olan peleriniyle, süvari Kolordusunu Ilgın&#8217;da teftiş ederken taktığı işlemeli gümüş kılıcı ve altın işlemeli hançeri de Orgeneral Fahrettin Altay'a verdi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atamızın,en büyük Emri..]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-atamizin-en-buyuk-emri.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 16:35:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=13">MERDAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-atamizin-en-buyuk-emri.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ]Dumlupınar Zaferi'nden sonra, 1 Eylül 1922 tarihinde kendi el yazısı ve imzasıyla Türk Ordusu'na verdiği meşhur emir  </span></div>
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ORDULARI!  </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Afyonkarahisar - Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı, yakından müşahade ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine vasıta olmak görevimi durmadan ve sürekli bir şekilde yerine getireceğim.  </span><br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını cephe kumandalığına emrettim. </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim. </span> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ]Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!   </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ]Dumlupınar Zaferi'nden sonra, 1 Eylül 1922 tarihinde kendi el yazısı ve imzasıyla Türk Ordusu'na verdiği meşhur emir  </span></div>
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ORDULARI!  </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Afyonkarahisar - Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı, yakından müşahade ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine vasıta olmak görevimi durmadan ve sürekli bir şekilde yerine getireceğim.  </span><br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını cephe kumandalığına emrettim. </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim. </span> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ]Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!   </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yaşa Mustafa Kemal Paşa (İzmir Marşı)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-yasa-mustafa-kemal-pasa-izmir-marsi.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 01:38:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=20">Zekai</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-yasa-mustafa-kemal-pasa-izmir-marsi.html</guid>
			<description><![CDATA[İzmir'in dağlarında çiçekler açar <br />
Altın gümüş ordu ateşler saçar <br />
Bozulmuş Yunanlılar yel gibi kaçar <br />
<br />
Kader böyle imiş ey şanlı ata <br />
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa<br />
<br />
Peygamber kucağında şehitler yeri <br />
Çalındı borular haydi ileri <br />
Bozuldu çadırlar kalmayın geri <br />
<br />
Kader böyle imiş ey şanlı ata <br />
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa<br />
<br />
Türk oğluyum ben ölmek isterim <br />
Toprak diken olsa yatağım yerim <br />
Allah'ından utansın dönenler geri<br />
 <br />
Kader böyle imiş ey şanlı ata <br />
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İzmir'in dağlarında çiçekler açar <br />
Altın gümüş ordu ateşler saçar <br />
Bozulmuş Yunanlılar yel gibi kaçar <br />
<br />
Kader böyle imiş ey şanlı ata <br />
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa<br />
<br />
Peygamber kucağında şehitler yeri <br />
Çalındı borular haydi ileri <br />
Bozuldu çadırlar kalmayın geri <br />
<br />
Kader böyle imiş ey şanlı ata <br />
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa<br />
<br />
Türk oğluyum ben ölmek isterim <br />
Toprak diken olsa yatağım yerim <br />
Allah'ından utansın dönenler geri<br />
 <br />
Kader böyle imiş ey şanlı ata <br />
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Ölürken Söylediği Son Söz]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-un-olurken-soyledigi-son-soz.html</link>
			<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 13:33:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-un-olurken-soyledigi-son-soz.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her insanın karşılaşacağı ölüm gerçeğinin son saniyeleri geldiğinde, o sırada yanında bulunanlardan Dr. Neşet Ömer bey &#8220;Dilinizi göreyim efendim. Lütfen dilinizi dışarıya doğru çıkartın&#8221; diye telaşlanırken, Atatürk, Dr. Neşet Ömer beye bakarak &#8220;VE ALEYKÜMÜSSELAM&#8221; diyerek gözlerini kapatmıştır. (Kılıç Ali&#8217;nin Anıları Sh 659. Hulusi TURGUT)<br />
<br />
Peki, o sırada Atatürk&#8217;ün yanında bulunanlar telaş ve çaresizlik içerisinde kıvranırlarken Atatürk&#8217;ün &#8220;VE ALEYKÜMÜSSELAM&#8221; demesinin anlamı nedir?Bu konu hakkında bilgisi olan bizimle paylaşabilir mi?</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her insanın karşılaşacağı ölüm gerçeğinin son saniyeleri geldiğinde, o sırada yanında bulunanlardan Dr. Neşet Ömer bey &#8220;Dilinizi göreyim efendim. Lütfen dilinizi dışarıya doğru çıkartın&#8221; diye telaşlanırken, Atatürk, Dr. Neşet Ömer beye bakarak &#8220;VE ALEYKÜMÜSSELAM&#8221; diyerek gözlerini kapatmıştır. (Kılıç Ali&#8217;nin Anıları Sh 659. Hulusi TURGUT)<br />
<br />
Peki, o sırada Atatürk&#8217;ün yanında bulunanlar telaş ve çaresizlik içerisinde kıvranırlarken Atatürk&#8217;ün &#8220;VE ALEYKÜMÜSSELAM&#8221; demesinin anlamı nedir?Bu konu hakkında bilgisi olan bizimle paylaşabilir mi?</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir beyefendi atatürk]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bir-beyefendi-ataturk.html</link>
			<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 18:47:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=20">Zekai</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bir-beyefendi-ataturk.html</guid>
			<description><![CDATA[Gerçek Atatürkçülük <br />
<br />
 BİR BEYEFENDİ ATATÜRK<br />
<br />
<br />
"Ben zoraki ve insafsız davranmayı bilmem. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim."<br />
<br />
-Mustafa Kemal  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>- <br />
<br />
<br />
<br />
Şık giyimi ve sofra adabı<br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, aydın, düşünceye saygılı, nezih bir aile ortamında yetişmiş tam bir beyefendidir.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ü seçkin bir beyefendi yapan özelliklerinden birisi de giyimine gösterdiği özen ve bu konuda sahip olduğu derin zevkti.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, gayet temiz giyinen, giydiğini kendine yakıştıran, şık, kuvvetli, zinde bir insandı. <br />
<br />
Yaz günleri daima ince gri pantalon üzerine kolları kısa ipekli veya keten gömlek giyerek gezerdi. Bu kıyafetle çıktığı zaman da ayaklarına çorapsız sandal giyerdi. (Atatürk'ün Hususiyetleri, s.100) <br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün sahip olduğu giyim zevki günümüz modacılarının da dikkatini çekmiştir. Nitekim ünlü Türk modacı Faruk Saraç,  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün ölümünden 60 yıl sonra,  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün kostümlerini arşiv fotoğraflarından incelemiş ve iki yıllık bir çalışma sonucunda O'nun giyim zevkini ortaya koyan bir defile düzenlemiştir. Ünlü modacı bu olayı meslek hayatının en önemli olayı olarak nitelendirmiş ve  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün giyim zevkine ve giyimindeki detaylara olan hayranlığını açık bir şekilde ifade etmiştir. <br />
<br />
Büyük devlet adamı  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün gerçek bir beyefendi olduğunu gösteren özelliklerinden biri de sofra adabına verdiği önemdi. Sofrası  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün en büyük zevklerinden biriydi. Çok muntazam, çok dikkatli olduğu için, sofranın da çok muntazam olmasını isterdi. Onun için sofraya otururken herşeyin yerli yerinde, düzgün halde bulunmasına özellikle dikkat ederdi. Sofranın tanziminde, sofra örtüsünde, tabaklarla çatal bıçaklarda bir çarpıklık, bir yanlış görürse, bunları bizzat düzeltir, ondan sonra sofraya otururdu.<br />
<br />
Bu düzene sadece kendi evinde değil, davetli bulunduğu başka yerlerde de dikkat ederdi. Sofra,  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün karar ve düşüncelerinin bir nevi mihrak noktası, müdavimlerinin ise adeta feyz kaynağı idi.<br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün sofrası bir yemek sofrası, bir eğlence sofrası değil, bir nevi akademi, adeta bir nevi dershane idi. Sabiha Gökçen Ata'nın bu özelliğini şu sözleriyle anlatmıştır:<br />
<br />
"Şu bilinmelidir ki, Gazi Paşa'nın sofrası asla bir işret alemi yeri, bir vakit geçirme, bir zaman öldürme yeri değildi.. O bu sofrayı adeta bir okul haline sokmuştu. Dünya sorunlarının, yurt sorunlarının, ilmin, felsefenin, sanatın, insanlık idealinin ve uygar Türk Ulusu'nun geleceğinin sabahlara kadar tartışıldığı bir okuldu bu sofra... Aydınlıklarla, iyi niyetlerle dolu bir sofra." (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.55)<br />
<br />
Bununla beraber sofra, bazılarının sandığı ve telkin ettirmek istedikleri gibi, bütün devlet işlerinin müzakere yeri değildi.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, sofrasında dedikodu mevzularının konuşulmasına da asla müsaade etmezdi. (Atatürk'ün Hususiyetleri, s.100)<br />
<br />
Akşam sofrasında iltifat etmek istediği beş-on arkadaşını etrafına toplamak, onlarla konuşmak, sohbet etmek ve böylece tatlı bir gece geçirmek biricik eğlencesiydi. Onlarla geçmiş şeylerden bahseder, olaylar nakleder, sırasına getirerek hoş öyküler söyler, maceralar anlatırdı. Bu, onun için bir zevkti. <br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a> sofra adabının yanı sıra ince bir musiki zevkine de sahipti.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a> alaturka sazdan hoşlanır, çoğu zamanlar kendisi de şarkılara iştirak ederdi. <br />
<br />
Ancak en keyifli eğlence anında sofrada bile karşısında görevlilerden birini gördü mü sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, "Beni mi istiyordun?" diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini herşeyin üstünde tutardı. (Devrim Tarihi ve Toplum Bilim Açısından  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, s.138) <br />
__________________<br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align">
Alıntıdır;<br />
</div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gerçek Atatürkçülük <br />
<br />
 BİR BEYEFENDİ ATATÜRK<br />
<br />
<br />
"Ben zoraki ve insafsız davranmayı bilmem. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim."<br />
<br />
-Mustafa Kemal  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>- <br />
<br />
<br />
<br />
Şık giyimi ve sofra adabı<br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, aydın, düşünceye saygılı, nezih bir aile ortamında yetişmiş tam bir beyefendidir.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ü seçkin bir beyefendi yapan özelliklerinden birisi de giyimine gösterdiği özen ve bu konuda sahip olduğu derin zevkti.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, gayet temiz giyinen, giydiğini kendine yakıştıran, şık, kuvvetli, zinde bir insandı. <br />
<br />
Yaz günleri daima ince gri pantalon üzerine kolları kısa ipekli veya keten gömlek giyerek gezerdi. Bu kıyafetle çıktığı zaman da ayaklarına çorapsız sandal giyerdi. (Atatürk'ün Hususiyetleri, s.100) <br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün sahip olduğu giyim zevki günümüz modacılarının da dikkatini çekmiştir. Nitekim ünlü Türk modacı Faruk Saraç,  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün ölümünden 60 yıl sonra,  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün kostümlerini arşiv fotoğraflarından incelemiş ve iki yıllık bir çalışma sonucunda O'nun giyim zevkini ortaya koyan bir defile düzenlemiştir. Ünlü modacı bu olayı meslek hayatının en önemli olayı olarak nitelendirmiş ve  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün giyim zevkine ve giyimindeki detaylara olan hayranlığını açık bir şekilde ifade etmiştir. <br />
<br />
Büyük devlet adamı  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün gerçek bir beyefendi olduğunu gösteren özelliklerinden biri de sofra adabına verdiği önemdi. Sofrası  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün en büyük zevklerinden biriydi. Çok muntazam, çok dikkatli olduğu için, sofranın da çok muntazam olmasını isterdi. Onun için sofraya otururken herşeyin yerli yerinde, düzgün halde bulunmasına özellikle dikkat ederdi. Sofranın tanziminde, sofra örtüsünde, tabaklarla çatal bıçaklarda bir çarpıklık, bir yanlış görürse, bunları bizzat düzeltir, ondan sonra sofraya otururdu.<br />
<br />
Bu düzene sadece kendi evinde değil, davetli bulunduğu başka yerlerde de dikkat ederdi. Sofra,  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün karar ve düşüncelerinin bir nevi mihrak noktası, müdavimlerinin ise adeta feyz kaynağı idi.<br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>'ün sofrası bir yemek sofrası, bir eğlence sofrası değil, bir nevi akademi, adeta bir nevi dershane idi. Sabiha Gökçen Ata'nın bu özelliğini şu sözleriyle anlatmıştır:<br />
<br />
"Şu bilinmelidir ki, Gazi Paşa'nın sofrası asla bir işret alemi yeri, bir vakit geçirme, bir zaman öldürme yeri değildi.. O bu sofrayı adeta bir okul haline sokmuştu. Dünya sorunlarının, yurt sorunlarının, ilmin, felsefenin, sanatın, insanlık idealinin ve uygar Türk Ulusu'nun geleceğinin sabahlara kadar tartışıldığı bir okuldu bu sofra... Aydınlıklarla, iyi niyetlerle dolu bir sofra." (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.55)<br />
<br />
Bununla beraber sofra, bazılarının sandığı ve telkin ettirmek istedikleri gibi, bütün devlet işlerinin müzakere yeri değildi.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, sofrasında dedikodu mevzularının konuşulmasına da asla müsaade etmezdi. (Atatürk'ün Hususiyetleri, s.100)<br />
<br />
Akşam sofrasında iltifat etmek istediği beş-on arkadaşını etrafına toplamak, onlarla konuşmak, sohbet etmek ve böylece tatlı bir gece geçirmek biricik eğlencesiydi. Onlarla geçmiş şeylerden bahseder, olaylar nakleder, sırasına getirerek hoş öyküler söyler, maceralar anlatırdı. Bu, onun için bir zevkti. <br />
<br />
 <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a> sofra adabının yanı sıra ince bir musiki zevkine de sahipti.  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a> alaturka sazdan hoşlanır, çoğu zamanlar kendisi de şarkılara iştirak ederdi. <br />
<br />
Ancak en keyifli eğlence anında sofrada bile karşısında görevlilerden birini gördü mü sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, "Beni mi istiyordun?" diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini herşeyin üstünde tutardı. (Devrim Tarihi ve Toplum Bilim Açısından  <a href="http://www.delinetciler.net/forum/autolink.php?id=1&amp;script=showthread&amp;forumid=25" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Atatürk </a>, s.138) <br />
__________________<br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align">
Alıntıdır;<br />
</div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O an]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-o-an--6327.html</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 23:16:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=148">Döne</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-o-an--6327.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://img242.imageshack.us/img242/9703/02at1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 02at1.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Düşmana diz çöktüren lider.''Milletin Efendisidir" dediği köylülerle birlikte memleket meselelerini konuşuyor.Onlardan biri gibi.Onların yanıbaşında.Bir taşın üstünde dikkatle dinliyor onları.Ve bir milleti uyandıran lider, o milletle birlikte yürüyor atiye. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img242.imageshack.us/img242/9727/03ad6.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 03ad6.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]1930'un Kasımında çekilmiş bu o an.Sivas'ta bir genç bir sorununu paylaşıyor Ata'sıyla.Bir dilekçe yazmış ''O bizim liderimiz.Bir çözüm bulur'' diyerek hemen yanına koşmuş.Ve işte o lider.Milletin.Halkın lideri.Çok önemsiyor bu genci.Dilekçesini inceliyor ve yakından ilgileniyor. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img365.imageshack.us/img365/1002/04tl8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 04tl8.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]O sadece bir asker.Bir devlet adamı değildi.O her anlamda bir öğretmendi.Matematik.Geometri.Tarih bilgisiyle yeni nesli Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne yetiştirdi.İzmir Atatürk Lisesi'nde bir Şubat 1931'de öğrencilerle matematik dersindeydi.Kendine güvenen.Kendinden emin duruşuyla tam bir başöğretmendi. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img365.imageshack.us/img365/5641/05kb7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 05kb7.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]1929'un 15 Eylül günüydü.Mustafa Kemal ve arkadaşları Yalova'daydı.Atatürk yolda gördüğü 9 yaşlarındaki bir çocuğa yolu sordu.İşte o çocuk Sığırtmaç Mustafa'ydı.Birgün sonra Mustafa'yı tekrar buldu ve himayesine aldı.Okuttu.Her iki Mustafa takım elbiseleriyle 15 haziran 1930'da sohbet ederken böyle yansıdı o an'a. </span><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img300.imageshack.us/img300/2734/06gy9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 06gy9.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Manevi çocuklarından biri de Afet İnan'dı Atatürk'ün.Ekim 1925&#8217;te izmir&#8217;e geldiği günlerde bir ilkokulda karşılaşmıştı Afet Hanım'la.Afet İnan'ın isteği, öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmekti.Atatürk de O'nu İsviçre'ye gönderdi.Bu fotoğraf da 27 Ağustos 1934'te İzmir Vapuru'nda çekilmiş.Modern.Çağdaş Türkiye'nin lideri Afet Hanım'la dans ederken. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img382.imageshack.us/img382/5422/07oh7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 07oh7.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Her zaman çağdaş.Her zaman şık ve karizmatikti. Ama o hep bizden biriydi.Samimiydi.Cumhuriyet'in 10'uncu yılı kutlamaları için sunulan sayfalar dolusu sloğanı okumuş ve birinin altını çizmişti. ''Bunu beğendim'' demişti.O slogan şöyleydi: ''Atatürk, içimizden biri.''İşte içimizden biri Atatürk o anda Kızılcahamam'da yere bağdaş kurmuş dinleniyordu. </span><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img365.imageshack.us/img365/2995/08gc1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 08gc1.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Cumhuriyeti kuran.Devrimleri yapan ve Türk halkının yönünü çağdaş dünyaya çeviren Atatürk sık sık yurt gezileri yapardı.İşte o gezilerden birinde çekilmiş bu o an.Türk kadınına hak ettiği çağdaş değerini kazandıran Atatürk'ün çevresi yine o çağdaş türk kadınlarıyla çevrelenmiş. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img382.imageshack.us/img382/9093/09hd9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 09hd9.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Ölümünden önceki yıllardı.Hastaydı.Ama durup dinlenmeden çalışmaya devam ediyordu.Türkiye Cumhuriyeti'nin geldiği yeri yeterli bulmuyor.Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak istiyordu.Yorgundu.Ama biliyordu.Bu işte yorulmak yoktu.Zira O'nun yolundan devam edecek bir nesil düşlüyordu.Siyah-beyaz bir ülkeyi.Karanlıklar içindeki bir ulusu işte böyle renkli bir hale getirmişti.Yola devam etmek gerekirdi. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://img242.imageshack.us/img242/9703/02at1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 02at1.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Düşmana diz çöktüren lider.''Milletin Efendisidir" dediği köylülerle birlikte memleket meselelerini konuşuyor.Onlardan biri gibi.Onların yanıbaşında.Bir taşın üstünde dikkatle dinliyor onları.Ve bir milleti uyandıran lider, o milletle birlikte yürüyor atiye. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img242.imageshack.us/img242/9727/03ad6.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 03ad6.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]1930'un Kasımında çekilmiş bu o an.Sivas'ta bir genç bir sorununu paylaşıyor Ata'sıyla.Bir dilekçe yazmış ''O bizim liderimiz.Bir çözüm bulur'' diyerek hemen yanına koşmuş.Ve işte o lider.Milletin.Halkın lideri.Çok önemsiyor bu genci.Dilekçesini inceliyor ve yakından ilgileniyor. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img365.imageshack.us/img365/1002/04tl8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 04tl8.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]O sadece bir asker.Bir devlet adamı değildi.O her anlamda bir öğretmendi.Matematik.Geometri.Tarih bilgisiyle yeni nesli Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne yetiştirdi.İzmir Atatürk Lisesi'nde bir Şubat 1931'de öğrencilerle matematik dersindeydi.Kendine güvenen.Kendinden emin duruşuyla tam bir başöğretmendi. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img365.imageshack.us/img365/5641/05kb7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 05kb7.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]1929'un 15 Eylül günüydü.Mustafa Kemal ve arkadaşları Yalova'daydı.Atatürk yolda gördüğü 9 yaşlarındaki bir çocuğa yolu sordu.İşte o çocuk Sığırtmaç Mustafa'ydı.Birgün sonra Mustafa'yı tekrar buldu ve himayesine aldı.Okuttu.Her iki Mustafa takım elbiseleriyle 15 haziran 1930'da sohbet ederken böyle yansıdı o an'a. </span><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img300.imageshack.us/img300/2734/06gy9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 06gy9.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Manevi çocuklarından biri de Afet İnan'dı Atatürk'ün.Ekim 1925&#8217;te izmir&#8217;e geldiği günlerde bir ilkokulda karşılaşmıştı Afet Hanım'la.Afet İnan'ın isteği, öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmekti.Atatürk de O'nu İsviçre'ye gönderdi.Bu fotoğraf da 27 Ağustos 1934'te İzmir Vapuru'nda çekilmiş.Modern.Çağdaş Türkiye'nin lideri Afet Hanım'la dans ederken. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img382.imageshack.us/img382/5422/07oh7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 07oh7.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Her zaman çağdaş.Her zaman şık ve karizmatikti. Ama o hep bizden biriydi.Samimiydi.Cumhuriyet'in 10'uncu yılı kutlamaları için sunulan sayfalar dolusu sloğanı okumuş ve birinin altını çizmişti. ''Bunu beğendim'' demişti.O slogan şöyleydi: ''Atatürk, içimizden biri.''İşte içimizden biri Atatürk o anda Kızılcahamam'da yere bağdaş kurmuş dinleniyordu. </span><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img365.imageshack.us/img365/2995/08gc1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 08gc1.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Cumhuriyeti kuran.Devrimleri yapan ve Türk halkının yönünü çağdaş dünyaya çeviren Atatürk sık sık yurt gezileri yapardı.İşte o gezilerden birinde çekilmiş bu o an.Türk kadınına hak ettiği çağdaş değerini kazandıran Atatürk'ün çevresi yine o çağdaş türk kadınlarıyla çevrelenmiş. </span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<img src="http://img382.imageshack.us/img382/9093/09hd9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 09hd9.jpg]" class="mycode_img" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Ölümünden önceki yıllardı.Hastaydı.Ama durup dinlenmeden çalışmaya devam ediyordu.Türkiye Cumhuriyeti'nin geldiği yeri yeterli bulmuyor.Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak istiyordu.Yorgundu.Ama biliyordu.Bu işte yorulmak yoktu.Zira O'nun yolundan devam edecek bir nesil düşlüyordu.Siyah-beyaz bir ülkeyi.Karanlıklar içindeki bir ulusu işte böyle renkli bir hale getirmişti.Yola devam etmek gerekirdi. </span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>