<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Arkeoloji]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:55:51 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Gizemli Tarih: Göbeklitepe]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-gizemli-tarih-gobeklitepe.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 May 2021 18:41:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-gizemli-tarih-gobeklitepe.html</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/s35TW70K4CU" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/s35TW70K4CU" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Iki bin yillik mezar taşi tuvalet basamaği oldu]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-iki-bin-yillik-mezar-tasi-tuvalet-basamagi-oldu.html</link>
			<pubDate>Mon, 29 Sep 2014 01:36:13 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=3">donanma44</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-iki-bin-yillik-mezar-tasi-tuvalet-basamagi-oldu.html</guid>
			<description><![CDATA[ Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde iki bin yıllık mezar taşı tuvalete giriş basamağı oldu.<br />
<br />
Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde duvar taşı, su arığı ve tuvalete giriş basamağı olarak kullanıldığı belirlenen tarihi eserler, Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel tarafından tespit edilerek bulundukları yerlerden çıkarıldı.<br />
<br />
Aspendos Antik Kenti'ne yakın alanda bulunan ve tarihi Roma su kemeri geçen Camili Mahallesi'nde tarihi buluntular olabileceği bilgisi üzerine Müze Müdürü Demirel, birinci derece sit alanı olan bölgede inceleme yaptı. Demirel, mahalle sakinlerinden Ahmet Demir'in evinin bahçesinde Roma dönemine ait mezar stelinin (taşı) tuvalet girişinde basamak olarak kullanıldığını görünce büyük şaşkınlık yaşadı.<br />
<br />
Betonla bulunduğu yere sabitlenen mezar taşını kazmayla zarar vermeden çıkaran Demirel, tarihi eseri daha sonra Aspendos kazı ekibine teslim etti. Mahallede incelemelerine devam eden Demirel, su arığı, ev ve ahırlarda duvar taşı olarak aynı döneme ait eserlerin kullanıldığını belirledi.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/iki-bin-yillik-mezar-tasi-tuvalete-giris-basamagi-oldu-4820317.Jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: iki-bin-yillik-mezar-tasi-tuvalete-giris...20317.Jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Aspendos Kazı Başkanı ve hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Veli Köse ve diğer ilgililerin yardımıyla bulundukları eserler bulundukları yerlerden alındı. Demirel, tespit ettikleri mezar steli ve diğer eserlerin dışında köylüler tarafından geçmiş zamanlarda bahçelerinde bulunarak ev ve ahırların duvarlarına monte edilerek kullanılan mezar taşı, kitabe ve diğer antik dönem eserlerini de belirleyerek bulundukları yerlerden çıkartılması talimatı verdi.<br />
<br />
AA muhabirinin de tanık olduğu incelemelerde, kazı ekiplerince geçen yıllarda yapılan yüzey araştırmalarında köylülerce bulunup kullanılan bazı eserlerin toplandığı ancak bazılarının duvar başta olmak üzere çeşitli yerlere sabitlenerek kullanılması nedeniyle mülk sahiplerince ilerleyen dönemlerde çıkarılması karşılığında korunduğu öğrenildi.<br />
<br />
İki bin yıllık Roma mezar stelini tuvalet basamağı olarak kullanan 68 yaşındaki Ahmet Demir, "Bu mermer parçanın bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. Bahçede çalışırken bulduk ve üzerindeki yazıları okuyamadığımız için çok önemli bir şey olacağını düşünmemiştik. Evimizin hemen dışındaki tuvaletimizde basamak olarak kullandık" ifadesini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> "Steller köylülerce evlerinde devşirme malzeme olarak kullanılmış"</span><br />
<br />
Aspendos Kazı Başkanı Doç. Dr. Köse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2014 Aspendos kazı sezonunda önceki sezonlarda olduğu gibi Aspendos'un hemen kuzeyindeki Camili Mahallesi'nde ve güneyindeki Belkıs'ta arkeolojik eserlerin tespitine devam edildiğini söyledi. Bu amaçla Camili Mahallesi'nde bazı evlerin bahçelerinin gezildiğini, tespit edilen arkeolojik eserlerin toplanarakAntalya Müzesi'ne taşındığını anlatan Köse, şöyle devam etti: "Bu eserler arasında en önemlileri mezar stelleridir. Steller, çevreden köylülerce toplanılarak evlerinde devşirme malzeme olarak kullanılmış. Mezar taşlarının üzerinde genelde sadece kimin oğlu ya da kızı olduğunu belirten yazıtlar bulundurur. Bazılarında ise yazıta ek olarak çiçek rozeti veya bağlı bir kurdele şeklinde süsler de olur. Stellerin altında bir çıkıntı vardır. Bu çıkıntı süssüz dörtgen ve içi kare şeklinde oyuk bir deliğe oturur. Stellerin hangi tip mezar ya da mezarlarda kullanıldığına dair henüz kanıtlara rastlanmamıştır."<br />
<br />
Helenistik döneme tarihlenen stellerin Aspendos'a özgü olduğunu bildiren Köse, yazıtlarda gerek erkek gerek kız isimlerinin birbirlerinden farksız şekilde yer almasının toplumda kadın erkek eşitliğinin göstergesi şeklinde algılanabileceğini vurguladı. Şimdiye dek bulunan bu tip stellerde aileye ait olduğuna dair bir örneğe rastlanmadığını dile getiren Köse, "Hepsi bir kişinin mezarını işaret etmektedir. Steller bir nevi bireylerin var olduklarının kanıtı olarak düşünülerek mezar yakınlarına konulmuş olmalı" dedi.<br />
<br />
AA<br />
<br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde iki bin yıllık mezar taşı tuvalete giriş basamağı oldu.<br />
<br />
Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde duvar taşı, su arığı ve tuvalete giriş basamağı olarak kullanıldığı belirlenen tarihi eserler, Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel tarafından tespit edilerek bulundukları yerlerden çıkarıldı.<br />
<br />
Aspendos Antik Kenti'ne yakın alanda bulunan ve tarihi Roma su kemeri geçen Camili Mahallesi'nde tarihi buluntular olabileceği bilgisi üzerine Müze Müdürü Demirel, birinci derece sit alanı olan bölgede inceleme yaptı. Demirel, mahalle sakinlerinden Ahmet Demir'in evinin bahçesinde Roma dönemine ait mezar stelinin (taşı) tuvalet girişinde basamak olarak kullanıldığını görünce büyük şaşkınlık yaşadı.<br />
<br />
Betonla bulunduğu yere sabitlenen mezar taşını kazmayla zarar vermeden çıkaran Demirel, tarihi eseri daha sonra Aspendos kazı ekibine teslim etti. Mahallede incelemelerine devam eden Demirel, su arığı, ev ve ahırlarda duvar taşı olarak aynı döneme ait eserlerin kullanıldığını belirledi.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/iki-bin-yillik-mezar-tasi-tuvalete-giris-basamagi-oldu-4820317.Jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: iki-bin-yillik-mezar-tasi-tuvalete-giris...20317.Jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Aspendos Kazı Başkanı ve hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Veli Köse ve diğer ilgililerin yardımıyla bulundukları eserler bulundukları yerlerden alındı. Demirel, tespit ettikleri mezar steli ve diğer eserlerin dışında köylüler tarafından geçmiş zamanlarda bahçelerinde bulunarak ev ve ahırların duvarlarına monte edilerek kullanılan mezar taşı, kitabe ve diğer antik dönem eserlerini de belirleyerek bulundukları yerlerden çıkartılması talimatı verdi.<br />
<br />
AA muhabirinin de tanık olduğu incelemelerde, kazı ekiplerince geçen yıllarda yapılan yüzey araştırmalarında köylülerce bulunup kullanılan bazı eserlerin toplandığı ancak bazılarının duvar başta olmak üzere çeşitli yerlere sabitlenerek kullanılması nedeniyle mülk sahiplerince ilerleyen dönemlerde çıkarılması karşılığında korunduğu öğrenildi.<br />
<br />
İki bin yıllık Roma mezar stelini tuvalet basamağı olarak kullanan 68 yaşındaki Ahmet Demir, "Bu mermer parçanın bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. Bahçede çalışırken bulduk ve üzerindeki yazıları okuyamadığımız için çok önemli bir şey olacağını düşünmemiştik. Evimizin hemen dışındaki tuvaletimizde basamak olarak kullandık" ifadesini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> "Steller köylülerce evlerinde devşirme malzeme olarak kullanılmış"</span><br />
<br />
Aspendos Kazı Başkanı Doç. Dr. Köse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2014 Aspendos kazı sezonunda önceki sezonlarda olduğu gibi Aspendos'un hemen kuzeyindeki Camili Mahallesi'nde ve güneyindeki Belkıs'ta arkeolojik eserlerin tespitine devam edildiğini söyledi. Bu amaçla Camili Mahallesi'nde bazı evlerin bahçelerinin gezildiğini, tespit edilen arkeolojik eserlerin toplanarakAntalya Müzesi'ne taşındığını anlatan Köse, şöyle devam etti: "Bu eserler arasında en önemlileri mezar stelleridir. Steller, çevreden köylülerce toplanılarak evlerinde devşirme malzeme olarak kullanılmış. Mezar taşlarının üzerinde genelde sadece kimin oğlu ya da kızı olduğunu belirten yazıtlar bulundurur. Bazılarında ise yazıta ek olarak çiçek rozeti veya bağlı bir kurdele şeklinde süsler de olur. Stellerin altında bir çıkıntı vardır. Bu çıkıntı süssüz dörtgen ve içi kare şeklinde oyuk bir deliğe oturur. Stellerin hangi tip mezar ya da mezarlarda kullanıldığına dair henüz kanıtlara rastlanmamıştır."<br />
<br />
Helenistik döneme tarihlenen stellerin Aspendos'a özgü olduğunu bildiren Köse, yazıtlarda gerek erkek gerek kız isimlerinin birbirlerinden farksız şekilde yer almasının toplumda kadın erkek eşitliğinin göstergesi şeklinde algılanabileceğini vurguladı. Şimdiye dek bulunan bu tip stellerde aileye ait olduğuna dair bir örneğe rastlanmadığını dile getiren Köse, "Hepsi bir kişinin mezarını işaret etmektedir. Steller bir nevi bireylerin var olduklarının kanıtı olarak düşünülerek mezar yakınlarına konulmuş olmalı" dedi.<br />
<br />
AA<br />
<br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Antik Kentler - Adada]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-antik-kentler-adada.html</link>
			<pubDate>Wed, 30 Jul 2014 20:11:21 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=14">HüsniyeDuman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-antik-kentler-adada.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adada</span><br />
<br />
Pisidia Bölgesi'nin antik kentlerinden biri olan Adada, Isparta ili, Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak köyü yakınındadır. Isparta'nın ve Kovada Gölü'nün güneydoğusunda yer alan kente Eğridir'den sonra Sütçüler'e uzanan asfalt yoldan 50 km. gidilerek ulaşılabilir. Ayrıca Isparta'yı Antalya'ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada - Eğridir ayrımından Adada'ya ulaşmak mümkünse de yolun bir bölümü henüz tamamlanmamıştır. Çevresi çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepeler tarafından sarılmış olan antik kent sadece bölgenin değil Anadolu'nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Burası bölge halkınca Karabavlu yaylası olarak anılmaktadır. Sütçüler'in eski adı olan Baulo ve Karabaolu veya Karabavlu adlarının Aziz Paul adından geldiği öne sürülmektedir. St. Paul'ün geçtiği Perge - Antiokheia (Yalvaç) yolu üzerinde bulunan bu iki yerleşmeye verilen isimlerin St. Paul'le ilişkili olabileceği yazılmıştır.<br />
<br />
Adada adı, bazı araştırmacılara göre Anadolu'nun eski yerli halkının dili olan Luvice, yada bunun M.Ö. 1. bindeki ardıllarından biri olan Pisidce dilinden gelmektedir. Kesin olmamakla birlikte "Ada" kök sözcüğüyle "wanda/anda" takılarından türemiş olabilir. Ayrıca yine "Ada" kök sözcüğü ile "Uda (hisar-kale?) sözcüklerinin birleşiminden türemiş olabilir.<br />
<br />
Bölgede uzun zamandan beri yapılan Prehistorik (Tarih öncesi) Dönem'e ilişkin kazı ve araştırmalar Pisidia'nın Neolitik Dönem olarak adlandırılan M.Ö. 7000 yıllarından itibaren Anadolu'da önemli bir kültür bölgesi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hititler Dönemi'nde Konya ve çevresini kapsayan Tarhuntaşşa Bölgesi ile batısındaki Pitaşşa (Pisidia'nın eski adı) Bölgesi arasındaki sınırda yer alan Adada ve çevresinde gelecekte yapılacak çalışmalarda tarih öncesi dönemlere ilişkin önemli sonuçlar alınabilecektir.<br />
<br />
Adada'nın adı ilk kez M.Ö. I. yüzyıl yazarlarında Artemidoros tarafından verilmiştir (Strabon XII, 570). Sonra Ptolemaios (V 5, 8) ve Bizans tarihçisi Hierokles'te (674, 4) de "Odada" olarak geçer. Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı Termessos'ta bulunan bir atlaşma metni dolayısıyla M.Ö. 2. yüzyıla kadar inmektedir. Bölgenin önemli bir kenti olan Termessos ile Adada arasındaki bu dostluk antlaşması bazı araştırmacılara göre iki kentik ortak düşmanları Selge'ye karşı yapılmıştır. Tarihi kaynaklardan Selge'nin özellikle Hellenistik Dönem'de Termessos aleyhine yayılmacı bir politika yürüttüğü ve çevresindeki kentlerle (Pednelissos) savaştığı bilinmektedir. İşte adı geçen antlaşma iki kentin (Adada ve Termessos'un) dışta Selge ile içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmasını öngörüyordu. Bazı araştırmacılar iki kent arasındaki bu antlaşmanın Selge'den çok o dönemde çok güçlenen Bergama Krallığı ve onun özellikle Termessos'a karşı saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimlerine karşı olabileceğini öne sürmektedir. Antlaşma, tarafların karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt etmektedir. Bu antlaşma gerçekten hem Termessos, hemde Adada tarihleri için büyük önem taşımaktadır. Bu sayede iki kentin idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (Polis) benzeri bir statü kazandığı görülmektedir. Antlaşmanın M.Ö. 190 - 164 yılları arasındaki bir tarihte yapıldığı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.<br />
<br />
Bizce bu antlaşmanın diğer bir önemi Termessos ile Adada halkları arasında bir kan bağının varlığını göstermektedir. Antlaşma metni detaylı olarak ele alındığı zaman Termessos ve Adada isimlerinin çok sıkça geçtiği görülecektir. Bergama Krallığı'nın M.Ö. 133 yılında vasiyet yoluyla topraklarını Roma'ya vermesi Anadolu'da Roma egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde batı Anadolu kentlerinin aksine Pisidia kentlerinin çoğunlukla bağımsızlıklarını korudukları anlaşılmaktadır. Bağımsız Adada kentinin ilk sikkeleri bu dönemde basılmıştır. Bu arada yine Pisidia Bölgesi'nde özellikle Augustus Dönemi'nde Roma egemenliğinin simgesi olan Koloni kentleri kurulmuştur. Bunlardan en önemlileri Antiokheia, Kremna, Komama'dır.<br />
<br />
Roma İmparatorluk Dönemi'nde özellikle İmparator Traianus, Hadrianus ve Antoninus Pius (M.S. 114-161) dönemleri tüm Anadolu'da olduğu gibi Pisidia için de en parlak dönemlerdender. "Pax Romana" adıyla anılan bu barış döneminde Pisidia kentleri büyümüş, zenginlik ve refaha bağlı kalarak yapı faaliyetleri de artmıştır. Adada için de tümüyle geçerli olan bu gelişmeler ve yapı faaliyetleri M.S. 212 yılında çıkarılan bir kanunla İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese "Roma Vatandaşlık Hakkı" verilmesiyle yeni bir hız kazanmışsa da M. S. 3. yüzyıl sonlarında hızını kaybetmiştir.<br />
<br />
Strabon'a göre "Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi tiranlar tarafından yönetilen ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı".(Strobon VII-3) Fakat Pisidialılar'ın en önemli özellikleri bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahiboluşlarıdır. Buna en iyi örnek M.Ö. 333 yılında Büyük İskender'e karşı ölümüne direnen Sagalassos halkıdır. Bu durum Pisidialıların geçim kaynaklarından birinin askerlik olduğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Diğer Pisidialılar gibi bazı Adada vatandaşları da Büyük İskender'den sonraki Hellenistik kralların ordularnıda hizmet vermek amacıyla anayurtlarından ayrılmış ve gurbette paralı asker olarak çalışmışlardır. Bunun kanıtları Kıbrıs'ta ve Fenike'de (Sidon Kenti) bulunan Adada'lı askerlere ait mezar taşlarıdır.<br />
<br />
M.S. 395 yılında Roma İmpartorluğu ikiye ayrılınca, bölge Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içinde varlığını uzun süre korumuştur. Zaten Hırıstiyanlığın yayılmaya başladığı ilk yıllardan beri bölgede yeni dine karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. Bunu en çok St. Paulus'un bölgeyi ve Antiokheia'yı ziyaretleri göstermektedir. Aziz Paulus ve arkadaşları yaklaşık M. S. 45 yıllarında ilk kez Pamphylia'nın Perge'sine gelmişler, Perge'de bir gün kaldıktan sonra Kestros (Aksu) ırmağı yoluna çıkmışlardır. Torosları binbir güçlükle aşmışlar ve Eğridir üzerinden Antiokheia'ya ulaşmışlardır.<br />
<br />
Araştırmacı G.Ercenk'e göre "Aziz Paulus'un ilk misyonunu yerine getirirken izlediği ve bugüne kadar belirlenip isimlendirilemeyen bu kutsal yol, Perge'yi Kestros Vadisi'ni takip ederek Adada üzerinden Antiokheia'ya bağlayan yol olmalıdır". Yolculuk süresinin ve güzergahının kaynaklarda belirlenen verilerle uyum içinde oluşu araştırmacının savını güçlendirmektedir. Ayrıca yukarıda değinilen Baulo ve Karabaulo isimlerinin Paulos'la benzerliği de Araştırmacı D. Frech'in karşı tezine rağmen bu verileri desteklemektedir. French, Perge-Adada yolunu kabul etmekle beraber yolun daha geç dönemde inşa edildiğini savunur.<br />
<br />
Bölgede resmi kilise örgütünün M.S. 4. yüzyılda kurulduğu, Antiokheia, Sagalassos, Kremna, Selge, Adada ve diğer bazı kentlerin piskoposluk merkezi haline geldiği yazılı belgelerden anlaşılmaktadır. Yine yazılı belgelere göre Adada, Antiokheia'nın Pisidia'daki yardımcı piskoposudur. Adada M.S. 325, 381, 451, 692, 787 yıllarında çeşitli kentlerde toplanan dini meclislere (konsil) tensilci göndermiştir. Bu da gösteriyor ki Adada kentinde hayat 9. yüzyıla kadar sürmüştür.<br />
<br />
Daha sonra Anadolu'nun Türkler tarafından alınması ile Bizans İmparatorluğu küçülmeye ve batıya doğru çekilmeye başlamıştır. Önceleri Pisidia Bölgesi'nde Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da III. Kılıç Arslan 1203 yıllında Isparta'yı alarak Uluborlu, Eğridir ve Yalvaç'a Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir. Bölgede daha sonra Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de 1390 ve 1422 yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Adada o günlerden bu yana harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında antik kentin içinden geçirilen Yeniköy yolu ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamıştır. Son yıllarda Anadolu'daki turizm haraketlerine paralel olarak Adada oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak : kulturvarliklari.gov.tr</span>  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adada</span><br />
<br />
Pisidia Bölgesi'nin antik kentlerinden biri olan Adada, Isparta ili, Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak köyü yakınındadır. Isparta'nın ve Kovada Gölü'nün güneydoğusunda yer alan kente Eğridir'den sonra Sütçüler'e uzanan asfalt yoldan 50 km. gidilerek ulaşılabilir. Ayrıca Isparta'yı Antalya'ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada - Eğridir ayrımından Adada'ya ulaşmak mümkünse de yolun bir bölümü henüz tamamlanmamıştır. Çevresi çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepeler tarafından sarılmış olan antik kent sadece bölgenin değil Anadolu'nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Burası bölge halkınca Karabavlu yaylası olarak anılmaktadır. Sütçüler'in eski adı olan Baulo ve Karabaolu veya Karabavlu adlarının Aziz Paul adından geldiği öne sürülmektedir. St. Paul'ün geçtiği Perge - Antiokheia (Yalvaç) yolu üzerinde bulunan bu iki yerleşmeye verilen isimlerin St. Paul'le ilişkili olabileceği yazılmıştır.<br />
<br />
Adada adı, bazı araştırmacılara göre Anadolu'nun eski yerli halkının dili olan Luvice, yada bunun M.Ö. 1. bindeki ardıllarından biri olan Pisidce dilinden gelmektedir. Kesin olmamakla birlikte "Ada" kök sözcüğüyle "wanda/anda" takılarından türemiş olabilir. Ayrıca yine "Ada" kök sözcüğü ile "Uda (hisar-kale?) sözcüklerinin birleşiminden türemiş olabilir.<br />
<br />
Bölgede uzun zamandan beri yapılan Prehistorik (Tarih öncesi) Dönem'e ilişkin kazı ve araştırmalar Pisidia'nın Neolitik Dönem olarak adlandırılan M.Ö. 7000 yıllarından itibaren Anadolu'da önemli bir kültür bölgesi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hititler Dönemi'nde Konya ve çevresini kapsayan Tarhuntaşşa Bölgesi ile batısındaki Pitaşşa (Pisidia'nın eski adı) Bölgesi arasındaki sınırda yer alan Adada ve çevresinde gelecekte yapılacak çalışmalarda tarih öncesi dönemlere ilişkin önemli sonuçlar alınabilecektir.<br />
<br />
Adada'nın adı ilk kez M.Ö. I. yüzyıl yazarlarında Artemidoros tarafından verilmiştir (Strabon XII, 570). Sonra Ptolemaios (V 5, 8) ve Bizans tarihçisi Hierokles'te (674, 4) de "Odada" olarak geçer. Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı Termessos'ta bulunan bir atlaşma metni dolayısıyla M.Ö. 2. yüzyıla kadar inmektedir. Bölgenin önemli bir kenti olan Termessos ile Adada arasındaki bu dostluk antlaşması bazı araştırmacılara göre iki kentik ortak düşmanları Selge'ye karşı yapılmıştır. Tarihi kaynaklardan Selge'nin özellikle Hellenistik Dönem'de Termessos aleyhine yayılmacı bir politika yürüttüğü ve çevresindeki kentlerle (Pednelissos) savaştığı bilinmektedir. İşte adı geçen antlaşma iki kentin (Adada ve Termessos'un) dışta Selge ile içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmasını öngörüyordu. Bazı araştırmacılar iki kent arasındaki bu antlaşmanın Selge'den çok o dönemde çok güçlenen Bergama Krallığı ve onun özellikle Termessos'a karşı saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimlerine karşı olabileceğini öne sürmektedir. Antlaşma, tarafların karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt etmektedir. Bu antlaşma gerçekten hem Termessos, hemde Adada tarihleri için büyük önem taşımaktadır. Bu sayede iki kentin idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (Polis) benzeri bir statü kazandığı görülmektedir. Antlaşmanın M.Ö. 190 - 164 yılları arasındaki bir tarihte yapıldığı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.<br />
<br />
Bizce bu antlaşmanın diğer bir önemi Termessos ile Adada halkları arasında bir kan bağının varlığını göstermektedir. Antlaşma metni detaylı olarak ele alındığı zaman Termessos ve Adada isimlerinin çok sıkça geçtiği görülecektir. Bergama Krallığı'nın M.Ö. 133 yılında vasiyet yoluyla topraklarını Roma'ya vermesi Anadolu'da Roma egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde batı Anadolu kentlerinin aksine Pisidia kentlerinin çoğunlukla bağımsızlıklarını korudukları anlaşılmaktadır. Bağımsız Adada kentinin ilk sikkeleri bu dönemde basılmıştır. Bu arada yine Pisidia Bölgesi'nde özellikle Augustus Dönemi'nde Roma egemenliğinin simgesi olan Koloni kentleri kurulmuştur. Bunlardan en önemlileri Antiokheia, Kremna, Komama'dır.<br />
<br />
Roma İmparatorluk Dönemi'nde özellikle İmparator Traianus, Hadrianus ve Antoninus Pius (M.S. 114-161) dönemleri tüm Anadolu'da olduğu gibi Pisidia için de en parlak dönemlerdender. "Pax Romana" adıyla anılan bu barış döneminde Pisidia kentleri büyümüş, zenginlik ve refaha bağlı kalarak yapı faaliyetleri de artmıştır. Adada için de tümüyle geçerli olan bu gelişmeler ve yapı faaliyetleri M.S. 212 yılında çıkarılan bir kanunla İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese "Roma Vatandaşlık Hakkı" verilmesiyle yeni bir hız kazanmışsa da M. S. 3. yüzyıl sonlarında hızını kaybetmiştir.<br />
<br />
Strabon'a göre "Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi tiranlar tarafından yönetilen ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı".(Strobon VII-3) Fakat Pisidialılar'ın en önemli özellikleri bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahiboluşlarıdır. Buna en iyi örnek M.Ö. 333 yılında Büyük İskender'e karşı ölümüne direnen Sagalassos halkıdır. Bu durum Pisidialıların geçim kaynaklarından birinin askerlik olduğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Diğer Pisidialılar gibi bazı Adada vatandaşları da Büyük İskender'den sonraki Hellenistik kralların ordularnıda hizmet vermek amacıyla anayurtlarından ayrılmış ve gurbette paralı asker olarak çalışmışlardır. Bunun kanıtları Kıbrıs'ta ve Fenike'de (Sidon Kenti) bulunan Adada'lı askerlere ait mezar taşlarıdır.<br />
<br />
M.S. 395 yılında Roma İmpartorluğu ikiye ayrılınca, bölge Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içinde varlığını uzun süre korumuştur. Zaten Hırıstiyanlığın yayılmaya başladığı ilk yıllardan beri bölgede yeni dine karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. Bunu en çok St. Paulus'un bölgeyi ve Antiokheia'yı ziyaretleri göstermektedir. Aziz Paulus ve arkadaşları yaklaşık M. S. 45 yıllarında ilk kez Pamphylia'nın Perge'sine gelmişler, Perge'de bir gün kaldıktan sonra Kestros (Aksu) ırmağı yoluna çıkmışlardır. Torosları binbir güçlükle aşmışlar ve Eğridir üzerinden Antiokheia'ya ulaşmışlardır.<br />
<br />
Araştırmacı G.Ercenk'e göre "Aziz Paulus'un ilk misyonunu yerine getirirken izlediği ve bugüne kadar belirlenip isimlendirilemeyen bu kutsal yol, Perge'yi Kestros Vadisi'ni takip ederek Adada üzerinden Antiokheia'ya bağlayan yol olmalıdır". Yolculuk süresinin ve güzergahının kaynaklarda belirlenen verilerle uyum içinde oluşu araştırmacının savını güçlendirmektedir. Ayrıca yukarıda değinilen Baulo ve Karabaulo isimlerinin Paulos'la benzerliği de Araştırmacı D. Frech'in karşı tezine rağmen bu verileri desteklemektedir. French, Perge-Adada yolunu kabul etmekle beraber yolun daha geç dönemde inşa edildiğini savunur.<br />
<br />
Bölgede resmi kilise örgütünün M.S. 4. yüzyılda kurulduğu, Antiokheia, Sagalassos, Kremna, Selge, Adada ve diğer bazı kentlerin piskoposluk merkezi haline geldiği yazılı belgelerden anlaşılmaktadır. Yine yazılı belgelere göre Adada, Antiokheia'nın Pisidia'daki yardımcı piskoposudur. Adada M.S. 325, 381, 451, 692, 787 yıllarında çeşitli kentlerde toplanan dini meclislere (konsil) tensilci göndermiştir. Bu da gösteriyor ki Adada kentinde hayat 9. yüzyıla kadar sürmüştür.<br />
<br />
Daha sonra Anadolu'nun Türkler tarafından alınması ile Bizans İmparatorluğu küçülmeye ve batıya doğru çekilmeye başlamıştır. Önceleri Pisidia Bölgesi'nde Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da III. Kılıç Arslan 1203 yıllında Isparta'yı alarak Uluborlu, Eğridir ve Yalvaç'a Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir. Bölgede daha sonra Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de 1390 ve 1422 yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Adada o günlerden bu yana harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında antik kentin içinden geçirilen Yeniköy yolu ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamıştır. Son yıllarda Anadolu'daki turizm haraketlerine paralel olarak Adada oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak : kulturvarliklari.gov.tr</span>  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anadolu'da Kazılar]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-anadolu-da-kazilar.html</link>
			<pubDate>Sun, 27 Jul 2014 16:18:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=14699">neodry</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-anadolu-da-kazilar.html</guid>
			<description><![CDATA[ <div style="text-align: center;" class="mycode_align">
GÖBEKLİ TEPE<br />
<br />
<br />
Şanlı Urfa’ya 15 km uzaklıkta olan bu arkeolojik site üzerinde yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan sonuç çok şaşırtıcı, Göbekli Tepe günümüzden tam 12.000 yıl önce inşa edilmiş. <br />
<br />
Arkeolojik olarak Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A Dönemine (M.Ö 9.600 Â 7.300) ait olan Göbeklitepe’de, bir tepe üzerine inşa edilmiş çok sayıda yuvarlak biçimli yapı bulundu. 1995 yılında arkeolog Prof. Klaus Schmidt tarafından Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle başlayan kazılar sonucu elde edilen verilere göre bu yapılar yerleşim amaçlı kullanılmamışlar. Göbeklitepe’de bulunan henüz sadece altı tanesi gün ışığına çıkarılmış, toplam 20 adet olduğu belirlenen bu üzeri açık yapıların dini amaçlı yapılmış olduğu biliniyor, yani bu yapılar dünyanın ilk tapınakları. Taş devrinden kalma bu tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpıyor, T biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki T biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alıyorlar.<br />
<br />
Arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen bu T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünüyorlar. Bunun sebebi T biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller var.<br />
<br />
Boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna ve yaban ördekleri en sık görülen hayvan tasvirleri. Taşlar üzerine kazılan bu hayvan tasvirlerinin yanında üç boyutlu kabartma şeklinde yapılan başka betimlemeler de bulundu. Bunlardan en önemlisi T biçimindeki sütunun yan tarafından aşağı doğru iner biçimde tasvir edilen aslan kabartması.<br />
<br />
Göbekitepe’nin günümüze bu denli mükemmel olarak korunmuş şekilde kalması da arkeologları şaşırtan bir diğer konu. Yapılış yılından yaklaşık bin yıl sonra onlarca ton toprak ve çakmaktaşları ile tamamıyla gömüldüğü bilinen Göbeklitepe’nin niye gömüldüğü de cevabı bilinmeyen sorular listesinde yer alıyor.<br />
<br />
Stilize edilmiş insanları tasvir eden T biçimindeki sütunların ağırlıkları 40 ila 60 ton arasında değişiyor. İlkel el aletlerinden başka bir aletin olmadığı bu dönemde sütunların nasıl taşındığı ve dikildiği arkeologlar tarafından henüz çözülemedi. İnsanlığın avcı toplayıcı döneminde yerleşim ve tarım kavramlarından çok uzak olduğu 12.000 yıl öncesinde bu yapıların nasıl tasarlandığı sorusu da henüz cevaplanmadı. Belki tüm bu sorular cevap bulduğunda insanlık tarihi yeniden yazılacak.</div>
<br />
Kaynak: <a href="http://gobeklitepe.info/tr/index.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Göbekli Tepe</a>, 27.07.2014, 16.16]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <div style="text-align: center;" class="mycode_align">
GÖBEKLİ TEPE<br />
<br />
<br />
Şanlı Urfa’ya 15 km uzaklıkta olan bu arkeolojik site üzerinde yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan sonuç çok şaşırtıcı, Göbekli Tepe günümüzden tam 12.000 yıl önce inşa edilmiş. <br />
<br />
Arkeolojik olarak Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A Dönemine (M.Ö 9.600 Â 7.300) ait olan Göbeklitepe’de, bir tepe üzerine inşa edilmiş çok sayıda yuvarlak biçimli yapı bulundu. 1995 yılında arkeolog Prof. Klaus Schmidt tarafından Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle başlayan kazılar sonucu elde edilen verilere göre bu yapılar yerleşim amaçlı kullanılmamışlar. Göbeklitepe’de bulunan henüz sadece altı tanesi gün ışığına çıkarılmış, toplam 20 adet olduğu belirlenen bu üzeri açık yapıların dini amaçlı yapılmış olduğu biliniyor, yani bu yapılar dünyanın ilk tapınakları. Taş devrinden kalma bu tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpıyor, T biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki T biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alıyorlar.<br />
<br />
Arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen bu T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünüyorlar. Bunun sebebi T biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller var.<br />
<br />
Boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna ve yaban ördekleri en sık görülen hayvan tasvirleri. Taşlar üzerine kazılan bu hayvan tasvirlerinin yanında üç boyutlu kabartma şeklinde yapılan başka betimlemeler de bulundu. Bunlardan en önemlisi T biçimindeki sütunun yan tarafından aşağı doğru iner biçimde tasvir edilen aslan kabartması.<br />
<br />
Göbekitepe’nin günümüze bu denli mükemmel olarak korunmuş şekilde kalması da arkeologları şaşırtan bir diğer konu. Yapılış yılından yaklaşık bin yıl sonra onlarca ton toprak ve çakmaktaşları ile tamamıyla gömüldüğü bilinen Göbeklitepe’nin niye gömüldüğü de cevabı bilinmeyen sorular listesinde yer alıyor.<br />
<br />
Stilize edilmiş insanları tasvir eden T biçimindeki sütunların ağırlıkları 40 ila 60 ton arasında değişiyor. İlkel el aletlerinden başka bir aletin olmadığı bu dönemde sütunların nasıl taşındığı ve dikildiği arkeologlar tarafından henüz çözülemedi. İnsanlığın avcı toplayıcı döneminde yerleşim ve tarım kavramlarından çok uzak olduğu 12.000 yıl öncesinde bu yapıların nasıl tasarlandığı sorusu da henüz cevaplanmadı. Belki tüm bu sorular cevap bulduğunda insanlık tarihi yeniden yazılacak.</div>
<br />
Kaynak: <a href="http://gobeklitepe.info/tr/index.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Göbekli Tepe</a>, 27.07.2014, 16.16]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arkeoloji'den Haberler]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-arkeoloji-den-haberler.html</link>
			<pubDate>Fri, 04 Jul 2014 08:02:41 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=14699">neodry</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-arkeoloji-den-haberler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align">Karacaoğlan’ın Mezarı Bulundu mu?</div></span><br />
<br />

<div class="inline-flex items-center w-full px-4 py-3 space-x-4 text-sm bg-gray-100 rounded-md post-attachment__item">
	
<img class="w-auto h-4" src="https://www.zohreanaforum.com/images/attachtypes/image.png" height="16" width="16" data-tippy-content="JPG Image" alt=".jpg" loading="lazy">

	<span class="flex-1 truncate">
		<a href="attachment.php?aid=11" target="_blank" data-tippy-content="">karacaoglan.jpg</a>
	</span>
	<span class="hidden sm:inline">(Dosya Boyutu: 22.71 KB | İndirme Sayısı: 56)</span>
</div>
<br />
Res. Karacaoğlan, <a href="http://www.ilimrehberi.com/egitim-ogretim/biyografi-rehberi/1787-karacaoglan-kimdir-hayati.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.ilimrehberi.com/egitim-ogreti...ayati.html</a>, 04.07.2014/07:54<br />
<br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align">Karaman’ın Sarıveliler ilçesindeki Hacı Salih Camii’nde yapılan restorasyon çalışması sırasında Osmanlıca ’Karacaoğlan’ın Ruhuna Fatiha’ yazılı bir mezartaşı ve mezar bulundu.<br />
<br />
Vakıflar Bölge Müdürlüğü, yaklaşık bir buçuk yıl önce Sarıveliler ilçesindeki tarihi Hacı Salih Camii’nin restorasyon çalışmasına başladı. Yaklaşık bir ay önce de iş makinesi ile bahçede yapılan çalışmalar sırasında bir mezartaşına rastlanıldı. Bunun üzerine mezartaşının çevresindeki toprak temizlendi ve bir mezar ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
Mezartaşının üzerindeki yazının anlamını tespit etmek içinde bunun fotoğrafı çekilerek Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Akgül’e gönderildi. Akgül, taşın üzerinde Osmanlıca ’Karacaoğlan’ın Ruhuna Fatiha’ yazdığını belirledi.<br />
<br />
Taşın 1600&#8242;lü yıllara ait olabileceğinin değerlendirilmesi de mezarın Karacaoğlan’a ait olma olasılığınnı güçlendirdi. 1600’lerin başında doğduğu sanılan Karacaoğlan’ın, ’Barçın Yaylası’nda üç güzel gördüm’ adlı şiirinde adı geçen yaylanın Karaman’ın Sarıveliler İlçesi sınırlarında yer aldığına dikkat çeken yetkililer, daha kapsamlı araştırma yapmak için harekete geçti.<br />
<br />
Mezar ve mezartaşı üzerinde bilimadamları tarafından çalışmaların sürdüğünü belirten Sarıveliler Belediye Başkanı Hayri Samur, ’Taşla ilgili doneleri İstanbul Üniversitesi’ndeki Kemal Yavuz hocaya ilettik. Bu taşların kronolojik olarak 300-400 yıl öncesine dayandığı önsezi olarak ifade edilmektedir. Bilimadamları araştırmalarını tamamladıktan sonra son noktayı koyacaktır’ dedi<br />
<br />
Türbesi yapılacak<br />
<br />
Samur, mezarın Karacaoğlan’a ait olduğu yönünde güçlü bulgular oluşursa, buraya Karacaoğlan’ın türbesini yapacaklarını ve Karacaoğlan’ın da Sarıveliler’de yaşadığını kanıtlayan bir tescil belgesi almayı planladıklarını söyledi.<br />
</div>
17.06.2014 Milliyet<br />
<br />
<a href="http://arkeolojihaber.net/2014/06/30/karacaoglanin-mezari-bulundu-mu/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://arkeolojihaber.net/2014/06/30/kar...ulundu-mu/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align">Karacaoğlan’ın Mezarı Bulundu mu?</div></span><br />
<br />

<div class="inline-flex items-center w-full px-4 py-3 space-x-4 text-sm bg-gray-100 rounded-md post-attachment__item">
	
<img class="w-auto h-4" src="https://www.zohreanaforum.com/images/attachtypes/image.png" height="16" width="16" data-tippy-content="JPG Image" alt=".jpg" loading="lazy">

	<span class="flex-1 truncate">
		<a href="attachment.php?aid=11" target="_blank" data-tippy-content="">karacaoglan.jpg</a>
	</span>
	<span class="hidden sm:inline">(Dosya Boyutu: 22.71 KB | İndirme Sayısı: 56)</span>
</div>
<br />
Res. Karacaoğlan, <a href="http://www.ilimrehberi.com/egitim-ogretim/biyografi-rehberi/1787-karacaoglan-kimdir-hayati.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.ilimrehberi.com/egitim-ogreti...ayati.html</a>, 04.07.2014/07:54<br />
<br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align">Karaman’ın Sarıveliler ilçesindeki Hacı Salih Camii’nde yapılan restorasyon çalışması sırasında Osmanlıca ’Karacaoğlan’ın Ruhuna Fatiha’ yazılı bir mezartaşı ve mezar bulundu.<br />
<br />
Vakıflar Bölge Müdürlüğü, yaklaşık bir buçuk yıl önce Sarıveliler ilçesindeki tarihi Hacı Salih Camii’nin restorasyon çalışmasına başladı. Yaklaşık bir ay önce de iş makinesi ile bahçede yapılan çalışmalar sırasında bir mezartaşına rastlanıldı. Bunun üzerine mezartaşının çevresindeki toprak temizlendi ve bir mezar ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
Mezartaşının üzerindeki yazının anlamını tespit etmek içinde bunun fotoğrafı çekilerek Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Akgül’e gönderildi. Akgül, taşın üzerinde Osmanlıca ’Karacaoğlan’ın Ruhuna Fatiha’ yazdığını belirledi.<br />
<br />
Taşın 1600&#8242;lü yıllara ait olabileceğinin değerlendirilmesi de mezarın Karacaoğlan’a ait olma olasılığınnı güçlendirdi. 1600’lerin başında doğduğu sanılan Karacaoğlan’ın, ’Barçın Yaylası’nda üç güzel gördüm’ adlı şiirinde adı geçen yaylanın Karaman’ın Sarıveliler İlçesi sınırlarında yer aldığına dikkat çeken yetkililer, daha kapsamlı araştırma yapmak için harekete geçti.<br />
<br />
Mezar ve mezartaşı üzerinde bilimadamları tarafından çalışmaların sürdüğünü belirten Sarıveliler Belediye Başkanı Hayri Samur, ’Taşla ilgili doneleri İstanbul Üniversitesi’ndeki Kemal Yavuz hocaya ilettik. Bu taşların kronolojik olarak 300-400 yıl öncesine dayandığı önsezi olarak ifade edilmektedir. Bilimadamları araştırmalarını tamamladıktan sonra son noktayı koyacaktır’ dedi<br />
<br />
Türbesi yapılacak<br />
<br />
Samur, mezarın Karacaoğlan’a ait olduğu yönünde güçlü bulgular oluşursa, buraya Karacaoğlan’ın türbesini yapacaklarını ve Karacaoğlan’ın da Sarıveliler’de yaşadığını kanıtlayan bir tescil belgesi almayı planladıklarını söyledi.<br />
</div>
17.06.2014 Milliyet<br />
<br />
<a href="http://arkeolojihaber.net/2014/06/30/karacaoglanin-mezari-bulundu-mu/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://arkeolojihaber.net/2014/06/30/kar...ulundu-mu/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya Arkeoloji Tarihi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-dunya-arkeoloji-tarihi.html</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jun 2014 09:06:27 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=14699">neodry</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-dunya-arkeoloji-tarihi.html</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/3Gmdb_KlI98" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/3Gmdb_KlI98" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arkeoloji Nedir? Arkeoloji Anlamı ve Hakkında Bilgi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-arkeoloji-nedir-arkeoloji-anlami-ve-hakkinda-bilgi.html</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jun 2014 22:29:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=3">donanma44</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-arkeoloji-nedir-arkeoloji-anlami-ve-hakkinda-bilgi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeoloji Nedir? Arkeoloji Anlamı ve Hakkında Bilgi</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeoloji nedir?</span><br />
Eski zamanları, bütün abidelerine ve maddi kalıntılarına bakarak inceleyen, tarihe yardımcı olan bir bilim dalı. Yunancadaki arkhaios, eski ve logos, bilim kelimelerinden gelir. Arkeolojinin inceleme sahasına her türlü san’at eserleri, şehir kalıntıları, abideler ve çeşitli eşyalar girer. Bu malzemelere dayanarak eski çağların tarihini canlandırmaya çalışır arkeoloji.<br />
<br />
Arkeolojinin temeli, insan tarafından yapılmış elle tutulan her eseri inceleyerek, herbiriyle insanlık tarihinin bir safhasını ortaya çıkartmaktır. Arkeologlar, bu incelemeleri esnasında filoloji, antropoloji, jeoloji, etnografya, coğrafya, nümismatik, sanat tarihi gibi yardımcı ilim dallarından geniş çapta faydalanırlar.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/arkeolojik-kazi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: arkeolojik-kazi.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeolojik bir eserin ortaya çıkarılması için başlıca dört safha vardır:</span><br />
1. keşif : Tarihi belgeler, mahalli adetler, rastgele buluşlar veya gerektiğinde yapılan sondajlarla toprak yüzeyinin metodlu bir şekilde taranmasıdır.<br />
<br />
2. Kazı : Eski arkeologlar sadece eşya aramakla yetinirlerdi. Şimdi ise bölgenin tarihi incelemesi yapılmaktadır. Kazı ile üzerinde çalışılan bölgenin yerleşme alanları, mezarları, kuyuları, temel hendekleri ortaya çıkarılır.<br />
<br />
3. Buluşların teknik incelenmesi : Bu safhada ele geçen eşyanın üslub ve estetik incelenmesi yapılarak, yapıldığı yer ortaya çıkarılır. Günümüzdeki en son teknik buluşlardan da (radyoaktivite) faydalanarak, bulunan eşyanın yapılış senesi ve yeri tespit edilmektedir.<br />
<br />
4. Kalıntıların korunması : Yeryüzüne çıkarılan bir çok eşya ışık, ısı ve iklim şartlarının tesiriyle hemen bozularak dağılmaktadır. Bunun önüne geçmek için, temizleme ve restorasyon atölyelerinde, kimyevi bazı işlemler sonucu bunlar muhafaza altına alınmakta ve böylelikle eski eserler korunabilmektedir.<br />
<br />
Arkeolojik çalışmaların başlangıç tarihi bilinmemekle beraber, insanoğlu, çok eski devirlerden beri geçmişini incelemeye başlamıştır. Rönesansta arkeolojik çalışmalar sanat tarihi ile beraber mütalea edilir şekilde gelişmiştir. Fransız Caylus ve Alman Winckelmann, arkeolojiyi ilgi çekici ilim haline getirmiştir. Winckelmann, aynı zamanda arkeoloji ilminin kurucusudur. K.O. Müller adındaki Alman arkeolog, eserlerin metotlu olarak nasıl inceleneceğine dair ilk defa çok esaslı kaideler ortaya koymuştur. Müller’e göre eserler yapıldıkları çağlara, kullanma maksatlarına göre; bundan başka cinslerine göre de tasnif edilmelidir ki, eserin mahiyeti tam olarak anlaşılabilsin. Bu görüşleriyle Müller, arkeolojinin gelişmesinde yeni adımlar atmıştır.<br />
<br />
Arkeolojinin en çok tekamül ettiği çağ on dokuzuncu asrın sonu ile yirminci asrın başı olmuştur. Ön Asya’da kullanılan çivi yazısının okunması, hiyeroglifin çözülmesi; eski medeniyetlere alakanın artmasına sebep olmuştur.<br />
<br />
Mısır’da ve Mezopotamya’da başlayan kazılar da Orta Asya medeniyetlerini ortaya çıkartmıştır. Bu bölgede kazılar yapan Alman, Fransız, İngiliz arkeologların ortaya çıkardıkları saraylar, tapınaklar, kitaplıklar ve yazılı belgeler, Yunan sanatının eski çağlardan kalma yegane medeniyet eseri olmadığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.<br />
Sualtı arkeolojisi: 1950’den sonra ilmi temellere dayalı olarak Sualtı arkeolojisi kazıları da başlamıştır. Dalgıç elbiselerinin bulunması, bu alanda önemli ilerleme kaydedilmesine sebep olmuştur. Narbonne’deki Augustus tapınağının 13 parça mermer sütunları ve lentoları deniz altından çıkarıldı. Türkiye’de ilk ilmi Sualtı arkeolojisi çalışmaları, G. Bass başkanlığında Antalya-Gelidonya bataklığında başlatılmış oldu. Bu çalışmalar Bodrum-Yassıada batağı çalışmaları ile halen devam etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sözlükte "arkeoloji" ne demek?</span><br />
1. Kazıbilim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeoloji kelimesinin ingilizcesi</span><br />
n. archaeology [B]rit.], archeology, study of ancient cultures through their artifacts<br />
Köken: Fransızca<br />
<br />
<br />
Kaynak: <a href="http://arkeoloji.nedir.com/#ixzz363eo6pfM" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://arkeoloji.nedir.com/#ixzz363eo6pfM</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeoloji Nedir? Arkeoloji Anlamı ve Hakkında Bilgi</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeoloji nedir?</span><br />
Eski zamanları, bütün abidelerine ve maddi kalıntılarına bakarak inceleyen, tarihe yardımcı olan bir bilim dalı. Yunancadaki arkhaios, eski ve logos, bilim kelimelerinden gelir. Arkeolojinin inceleme sahasına her türlü san’at eserleri, şehir kalıntıları, abideler ve çeşitli eşyalar girer. Bu malzemelere dayanarak eski çağların tarihini canlandırmaya çalışır arkeoloji.<br />
<br />
Arkeolojinin temeli, insan tarafından yapılmış elle tutulan her eseri inceleyerek, herbiriyle insanlık tarihinin bir safhasını ortaya çıkartmaktır. Arkeologlar, bu incelemeleri esnasında filoloji, antropoloji, jeoloji, etnografya, coğrafya, nümismatik, sanat tarihi gibi yardımcı ilim dallarından geniş çapta faydalanırlar.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/arkeolojik-kazi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: arkeolojik-kazi.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeolojik bir eserin ortaya çıkarılması için başlıca dört safha vardır:</span><br />
1. keşif : Tarihi belgeler, mahalli adetler, rastgele buluşlar veya gerektiğinde yapılan sondajlarla toprak yüzeyinin metodlu bir şekilde taranmasıdır.<br />
<br />
2. Kazı : Eski arkeologlar sadece eşya aramakla yetinirlerdi. Şimdi ise bölgenin tarihi incelemesi yapılmaktadır. Kazı ile üzerinde çalışılan bölgenin yerleşme alanları, mezarları, kuyuları, temel hendekleri ortaya çıkarılır.<br />
<br />
3. Buluşların teknik incelenmesi : Bu safhada ele geçen eşyanın üslub ve estetik incelenmesi yapılarak, yapıldığı yer ortaya çıkarılır. Günümüzdeki en son teknik buluşlardan da (radyoaktivite) faydalanarak, bulunan eşyanın yapılış senesi ve yeri tespit edilmektedir.<br />
<br />
4. Kalıntıların korunması : Yeryüzüne çıkarılan bir çok eşya ışık, ısı ve iklim şartlarının tesiriyle hemen bozularak dağılmaktadır. Bunun önüne geçmek için, temizleme ve restorasyon atölyelerinde, kimyevi bazı işlemler sonucu bunlar muhafaza altına alınmakta ve böylelikle eski eserler korunabilmektedir.<br />
<br />
Arkeolojik çalışmaların başlangıç tarihi bilinmemekle beraber, insanoğlu, çok eski devirlerden beri geçmişini incelemeye başlamıştır. Rönesansta arkeolojik çalışmalar sanat tarihi ile beraber mütalea edilir şekilde gelişmiştir. Fransız Caylus ve Alman Winckelmann, arkeolojiyi ilgi çekici ilim haline getirmiştir. Winckelmann, aynı zamanda arkeoloji ilminin kurucusudur. K.O. Müller adındaki Alman arkeolog, eserlerin metotlu olarak nasıl inceleneceğine dair ilk defa çok esaslı kaideler ortaya koymuştur. Müller’e göre eserler yapıldıkları çağlara, kullanma maksatlarına göre; bundan başka cinslerine göre de tasnif edilmelidir ki, eserin mahiyeti tam olarak anlaşılabilsin. Bu görüşleriyle Müller, arkeolojinin gelişmesinde yeni adımlar atmıştır.<br />
<br />
Arkeolojinin en çok tekamül ettiği çağ on dokuzuncu asrın sonu ile yirminci asrın başı olmuştur. Ön Asya’da kullanılan çivi yazısının okunması, hiyeroglifin çözülmesi; eski medeniyetlere alakanın artmasına sebep olmuştur.<br />
<br />
Mısır’da ve Mezopotamya’da başlayan kazılar da Orta Asya medeniyetlerini ortaya çıkartmıştır. Bu bölgede kazılar yapan Alman, Fransız, İngiliz arkeologların ortaya çıkardıkları saraylar, tapınaklar, kitaplıklar ve yazılı belgeler, Yunan sanatının eski çağlardan kalma yegane medeniyet eseri olmadığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.<br />
Sualtı arkeolojisi: 1950’den sonra ilmi temellere dayalı olarak Sualtı arkeolojisi kazıları da başlamıştır. Dalgıç elbiselerinin bulunması, bu alanda önemli ilerleme kaydedilmesine sebep olmuştur. Narbonne’deki Augustus tapınağının 13 parça mermer sütunları ve lentoları deniz altından çıkarıldı. Türkiye’de ilk ilmi Sualtı arkeolojisi çalışmaları, G. Bass başkanlığında Antalya-Gelidonya bataklığında başlatılmış oldu. Bu çalışmalar Bodrum-Yassıada batağı çalışmaları ile halen devam etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sözlükte "arkeoloji" ne demek?</span><br />
1. Kazıbilim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeoloji kelimesinin ingilizcesi</span><br />
n. archaeology [B]rit.], archeology, study of ancient cultures through their artifacts<br />
Köken: Fransızca<br />
<br />
<br />
Kaynak: <a href="http://arkeoloji.nedir.com/#ixzz363eo6pfM" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://arkeoloji.nedir.com/#ixzz363eo6pfM</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>