<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Atatürk İlke ve İnkılapları]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:34:16 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-29-ekim-cumhuriyet-bayrami.html</link>
			<pubDate>Sun, 28 Oct 2018 18:35:06 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=293">Y O L C U</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-29-ekim-cumhuriyet-bayrami.html</guid>
			<description><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı<br />
  <br />
<br />
<br />
   Osmanlı Devleti, 1876 yılına kadar mutlak monarşi, 1876-1878 ve  1908-1918 arasında meşruti monarşi ile yönetilmişti. I. Dünya Savaşı'nda  yenilgiye uğramasının ardından işgale uğrayan Anadolu'da halkın  işgalcilere karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verdiği Milli  Mücadele, 1923 yılında milli güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte,  "Büyük Millet Meclisi" adıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan  halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı  yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan etmiş ve 1  Kasım 1922'de aldığı kararla saltanatı kaldırmıştı. Ülke, meclis  hükÃ»meti tarafından yönetilmekteydi.<br />
 <br />
  27 Ekim 1923'te İcra  Vekilleri Heyeti'nin istifası ve yerine meclisin güvenini kazanacak yeni  bir kabinenin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, yönetim  biçiminin Cumhuriyet olması için İsmet Paşa ile birlikte bir kanun  değişikliği tasarısı hazırlayarak 29 Ekim 1923'te Meclis'e sundu.  Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kabulü ile  Cumhuriyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ilan edilmiş oldu. <br />
   Cumhuriyetin ilanı, Ankara'da 101 pare top atışı ile duyuruldu ve 29  Ekim gecesi ile 30 Ekim 1923 tarihinde başta Ankara olmak üzere tüm  ülkede bir bayram havasında kutlandı.[3]<br />
 Bayram kabul edilmesi<br />
 2007 yılı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Boğaziçi'nde patlayan havai fişekler <br />
   Cumhuriyet ilan edildiği sırada henüz 29 Ekim günü bayram ilan  edilmemiş, kutlamalar konusunda bir düzenleme yapılmamıştı; 29 Ekim  gecesi ve 30 Ekim günündeki şenlikleri halk kendiliğinden organize etti.  Ertesi yıl, 26 Ekim 1924 tarihli 986 numaralı kararname ile  Cumhuriyet'in ilanının 101 pare top atılarak ve planlanacak özel bir  programla kutlanmasına karar verildi. 1924 yılında yapılan kutlamalar,  daha sonra yapılacak olan Cumhuriyet’in ilanı kutlamalarının başlangıcı  oldu.[3] <br />
  2 Şubat 1925'te, Hariciye Vekaleti'nce (Dışişleri  Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim'in bayram olması  önerilmiştir.[4] Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelendi  ve 18 Nisan'da karara bağlandı; 19 Nisan'da ise teklif TBMM tarafından  kabul edildi. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, Cumhuriyet'in milli bir  bayram olarak kutlanması resmi bir hüküm şekline geldi. Cumhuriyetin  ilan edildiği gün, 1925'ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde  resmi bir bayram olarak kutlanmaya başladı.[5] <br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
   Hükümet 27 Mayıs 1935'te milli bayramlar hakkında yeni bir düzenleme  yaparak ülkede kutlanan bayramları ve içeriklerini yeniden belirledi.  Daha evvel Meşrutiyet'in ilan günü olan Hürriyet Bayramı ile Saltanatın  kaldırılış günü olan Hâkimiyet Bayramı milli bayramlar arasından  kaldırılarak kutlanmasına son verildi. Cumhuriyet'in ilan edildiği gün  29 Ekim "ulusal bayram" olarak ilan edildi ve devlet adına yalnız o gün  tören yapılması karara bağlandı.[6]<br />
 İzmir Cumhuriyet Meydanı'ndaki Cumhuriyet Taşı<br />
 Kutlamalar <br />
   Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yıkılan  bir devletin enkazından genç Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu vurgusu  yapılmıştır.[3] Bu ilk zamanlarda kutlamalar, günübirlik yapılan  törenler şeklindeydi. Aynı gün içinde törenler, sabah resmikabul ile  başlar daha sonra devlet erkanı önünde resmi geçit düzenlenir ve akşamda  fener alayı gerçekleştirilerek program üç kısımda tamamlanmış olurdu.  Ayrıca bayram akşamları şehrin idareceileri ve ileri gelenlerinin  katıldığı "Cumhuriyet Baloları" düzenlendi. Törenlerin bu yapısı 1933  yılına kadar devam etti.[6] <br />
  Cumhuriyet bayramı kutlamalarında  1933 yılında gerçekleşen onuncu yıl kutlamalarının ayrı bir yeri ve  önemi vardır. 1923'te kurulan Cumhuriyet'in on yıl gibi kısa bir süre  içinde gerçekleştirdiği reformların ve ekonomik kalkınmanın halka ve tüm  dış dünyaya gösterilmek istenmesi Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına  farklı bir anlam yüklenmesine sebep oldu.[6] Onuncu yılda kutlamalar  daha önce yapılan bayram kutlamalarından çok daha geniş bir şekilde  organize edildi.[3] Hazırlıklar için 11 Haziran 1933 tarihinde TBMM'de  görüşülen ve 12 maddeden oluşan 2305 sayılı "Cumhuriyet’in ilanının  onuncu Yıl Dönümü Kutlama Kanunu" kabul edildi. Kanunla 10. yıl  kutlamalarının üç gün sürmesi ve bu günlerin resmi tatil olması  kararlaştırıldı. <br />
  Tüm yurtta, 10. yıl bayram kutlama törenlerinin  yapıldığı yerlere "Cumhuriyet Meydanı" adı verildi ve isim koyma  törenleri yapıldı. İsim konma törenleri sırasında hatıra olarak  "Cumhuriyet Anıtı" veya "Cumhuriyet Taşı" denilen mütevazı anıtlar  yapıldı. Kutlamalar, çok renkli geçti. Mustafa Kemal, Ankara Cumhuriyet  Meydanı'nda Onuncu Yıl Nutku'nu okudu. Onuncu Yıl Marşı bestelendi ve  marş her yerde okunur oldu. 1934 yılından 1945 yılına kadar yapılan  Cumhuriyet Bayramı kutlamaları bazı değişiklikler dışında 1933 yılında  yapılan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları örnek alınarak düzenlendi.<br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı<br />
  <br />
<br />
<br />
   Osmanlı Devleti, 1876 yılına kadar mutlak monarşi, 1876-1878 ve  1908-1918 arasında meşruti monarşi ile yönetilmişti. I. Dünya Savaşı'nda  yenilgiye uğramasının ardından işgale uğrayan Anadolu'da halkın  işgalcilere karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verdiği Milli  Mücadele, 1923 yılında milli güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte,  "Büyük Millet Meclisi" adıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan  halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı  yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan etmiş ve 1  Kasım 1922'de aldığı kararla saltanatı kaldırmıştı. Ülke, meclis  hükÃ»meti tarafından yönetilmekteydi.<br />
 <br />
  27 Ekim 1923'te İcra  Vekilleri Heyeti'nin istifası ve yerine meclisin güvenini kazanacak yeni  bir kabinenin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, yönetim  biçiminin Cumhuriyet olması için İsmet Paşa ile birlikte bir kanun  değişikliği tasarısı hazırlayarak 29 Ekim 1923'te Meclis'e sundu.  Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kabulü ile  Cumhuriyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ilan edilmiş oldu. <br />
   Cumhuriyetin ilanı, Ankara'da 101 pare top atışı ile duyuruldu ve 29  Ekim gecesi ile 30 Ekim 1923 tarihinde başta Ankara olmak üzere tüm  ülkede bir bayram havasında kutlandı.[3]<br />
 Bayram kabul edilmesi<br />
 2007 yılı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Boğaziçi'nde patlayan havai fişekler <br />
   Cumhuriyet ilan edildiği sırada henüz 29 Ekim günü bayram ilan  edilmemiş, kutlamalar konusunda bir düzenleme yapılmamıştı; 29 Ekim  gecesi ve 30 Ekim günündeki şenlikleri halk kendiliğinden organize etti.  Ertesi yıl, 26 Ekim 1924 tarihli 986 numaralı kararname ile  Cumhuriyet'in ilanının 101 pare top atılarak ve planlanacak özel bir  programla kutlanmasına karar verildi. 1924 yılında yapılan kutlamalar,  daha sonra yapılacak olan Cumhuriyet’in ilanı kutlamalarının başlangıcı  oldu.[3] <br />
  2 Şubat 1925'te, Hariciye Vekaleti'nce (Dışişleri  Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim'in bayram olması  önerilmiştir.[4] Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelendi  ve 18 Nisan'da karara bağlandı; 19 Nisan'da ise teklif TBMM tarafından  kabul edildi. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, Cumhuriyet'in milli bir  bayram olarak kutlanması resmi bir hüküm şekline geldi. Cumhuriyetin  ilan edildiği gün, 1925'ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde  resmi bir bayram olarak kutlanmaya başladı.[5] <br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
   Hükümet 27 Mayıs 1935'te milli bayramlar hakkında yeni bir düzenleme  yaparak ülkede kutlanan bayramları ve içeriklerini yeniden belirledi.  Daha evvel Meşrutiyet'in ilan günü olan Hürriyet Bayramı ile Saltanatın  kaldırılış günü olan Hâkimiyet Bayramı milli bayramlar arasından  kaldırılarak kutlanmasına son verildi. Cumhuriyet'in ilan edildiği gün  29 Ekim "ulusal bayram" olarak ilan edildi ve devlet adına yalnız o gün  tören yapılması karara bağlandı.[6]<br />
 İzmir Cumhuriyet Meydanı'ndaki Cumhuriyet Taşı<br />
 Kutlamalar <br />
   Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yıkılan  bir devletin enkazından genç Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu vurgusu  yapılmıştır.[3] Bu ilk zamanlarda kutlamalar, günübirlik yapılan  törenler şeklindeydi. Aynı gün içinde törenler, sabah resmikabul ile  başlar daha sonra devlet erkanı önünde resmi geçit düzenlenir ve akşamda  fener alayı gerçekleştirilerek program üç kısımda tamamlanmış olurdu.  Ayrıca bayram akşamları şehrin idareceileri ve ileri gelenlerinin  katıldığı "Cumhuriyet Baloları" düzenlendi. Törenlerin bu yapısı 1933  yılına kadar devam etti.[6] <br />
  Cumhuriyet bayramı kutlamalarında  1933 yılında gerçekleşen onuncu yıl kutlamalarının ayrı bir yeri ve  önemi vardır. 1923'te kurulan Cumhuriyet'in on yıl gibi kısa bir süre  içinde gerçekleştirdiği reformların ve ekonomik kalkınmanın halka ve tüm  dış dünyaya gösterilmek istenmesi Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına  farklı bir anlam yüklenmesine sebep oldu.[6] Onuncu yılda kutlamalar  daha önce yapılan bayram kutlamalarından çok daha geniş bir şekilde  organize edildi.[3] Hazırlıklar için 11 Haziran 1933 tarihinde TBMM'de  görüşülen ve 12 maddeden oluşan 2305 sayılı "Cumhuriyet’in ilanının  onuncu Yıl Dönümü Kutlama Kanunu" kabul edildi. Kanunla 10. yıl  kutlamalarının üç gün sürmesi ve bu günlerin resmi tatil olması  kararlaştırıldı. <br />
  Tüm yurtta, 10. yıl bayram kutlama törenlerinin  yapıldığı yerlere "Cumhuriyet Meydanı" adı verildi ve isim koyma  törenleri yapıldı. İsim konma törenleri sırasında hatıra olarak  "Cumhuriyet Anıtı" veya "Cumhuriyet Taşı" denilen mütevazı anıtlar  yapıldı. Kutlamalar, çok renkli geçti. Mustafa Kemal, Ankara Cumhuriyet  Meydanı'nda Onuncu Yıl Nutku'nu okudu. Onuncu Yıl Marşı bestelendi ve  marş her yerde okunur oldu. 1934 yılından 1945 yılına kadar yapılan  Cumhuriyet Bayramı kutlamaları bazı değişiklikler dışında 1933 yılında  yapılan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları örnek alınarak düzenlendi.<br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Politikanın Kurbanı: KÖY ENSTİTÜLERİ]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-politikanin-kurbani-koy-enstituleri.html</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 14:46:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-politikanin-kurbani-koy-enstituleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/ePdhtI4FVmE" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/ePdhtI4FVmE" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk Medeni Kanunu'nun Kabulü - 1926]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-turk-medeni-kanunu-nun-kabulu-1926.html</link>
			<pubDate>Tue, 04 Oct 2016 12:59:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-turk-medeni-kanunu-nun-kabulu-1926.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Kanunu Medenisi, Türkiye'de 17 Şubat 1926'da İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak TBMM'de kabul edilen ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe konulan 743 sayılı kanundur. <br />
<br />
</span>]Osmanlı devleti kanunlarında erkeğin üstünlüğüne dayanan bir düzen vardı.aile hayatında mirasta şahitlikte ve bunun gibi bir çok konuda erkeklerin daha fazla hakkı vardı.laik hukuk anlayışı ise bu farklılıkları kabul edemezdi.Bu nedenle dini kurallara göre düzenlenmiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mecelle </span>adlı kanun kitabı Türkiye Cumhuriyetinin medeni kanunun oluşturamazdı.Bu amaçla Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan Medeni kanunlar incelenmiş ve İsviçre medeni kanun tercüme edilip düzenlenerek Türk Medeni kanunu olarak kabul edilmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]İsviçre Medeni Kanununun Seçilmesinin Nedenleri: </span><br />
]* Avrupa’da hazırlanan en son Medeni kanun olması ve her türlü yenilikleri içermesi<br />
* Sorunlara akılcı ve pratik çözümler getirmesi<br />
* Demokratik olması<br />
* Kadın-erkek eşitliğine dayanması<br />
* Laik bir anlayışla düzenlenmiş olması<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
]Medeni Kanunun Kabulünün Sonuçları: </span><br />
]* Resmi nikah zorunlu hale getirilmiştir.Böylece evlilik devlet kontrolü altına alınmıştır.<br />
* Tek eşle evlilik zorunluluğu getirilerek Türk ailesi modern bir yapıya kavuşturulmuştur.<br />
* Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlanmıştır.<br />
* Boşanma hakkı düzenlenmiş ve kadınlara da bu konuda haklar tanınmıştır.<br />
* Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanınmıştır.Böylece kadın ve erkekler arasında ekonomik ve sosyal alanlarda eşitlik sağlanmıştır.<br />
* Toplumsal hayatın çağdaş kurallara göre düzenlenmesinin sağlanması Türkiye’de yaşayan gayrimüslim halkı da etkilemiştir.Müslüman olmayan halk Lozan antlaşmasının kendilerine tanıdığı haklardan vazgeçerek Türk medeni kanununa uymak istemişlerdir.Bu istekleri kabul edilmiştir.<br />
* Patrikhane ve konsoloslukların yargı yetkileri sona ermiştir.<br />
* Türkiye’de hukuk birliği sağlanmıştır.<br />
* Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır hale gelmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Hukuk Alkanındaki diğer Düzenlemeler </span><br />
]Türkiye Cumhuriyetine her alanda laik hukuk sistemini kazandırmak için diğer konularda da Avrupa’da uygulanmakta olan hukuk sistemleri incelenmiş ve Türkiye için uygun olanlar belirlenerek düzenlendikten sonra Türk hukuk sistemine kazandırılmıştır. <br />
]Böylece; <br />
]* İsviçre’den Borçlar Kanunu 8 Mayıs 1928’de<br />
* Almanya’dan Ticaret kanun 10 Mayıs 1928’de<br />
* İtalya’dan Ceza kanunu 1 Temmuz 1928’de <br />
]alınarak uygulanmaya başlanmıştır.<br />
 <br />
]Türk kadını Medeni kanunun kabulüyle ekonomik sosyal ve hukuksal alanlarda erkeklerle eşit haklara sahip olmuştur.Ancak siyasi ve demokratik alanda kadın-erkek eşitliğinin oluşması TBMM’nin daha sonra kabul ettiği farklı yasalarla gerçekleşmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">.1930’da Türk kadını belediye seçimlerine 1933’te muhtarlık seçimlerine 1934’te milletvekillerine katılabilme hakkı kazanmıştır.</span><br />
<br />
sosyalbilgiler.gen  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Kanunu Medenisi, Türkiye'de 17 Şubat 1926'da İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak TBMM'de kabul edilen ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe konulan 743 sayılı kanundur. <br />
<br />
</span>]Osmanlı devleti kanunlarında erkeğin üstünlüğüne dayanan bir düzen vardı.aile hayatında mirasta şahitlikte ve bunun gibi bir çok konuda erkeklerin daha fazla hakkı vardı.laik hukuk anlayışı ise bu farklılıkları kabul edemezdi.Bu nedenle dini kurallara göre düzenlenmiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mecelle </span>adlı kanun kitabı Türkiye Cumhuriyetinin medeni kanunun oluşturamazdı.Bu amaçla Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan Medeni kanunlar incelenmiş ve İsviçre medeni kanun tercüme edilip düzenlenerek Türk Medeni kanunu olarak kabul edilmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]İsviçre Medeni Kanununun Seçilmesinin Nedenleri: </span><br />
]* Avrupa’da hazırlanan en son Medeni kanun olması ve her türlü yenilikleri içermesi<br />
* Sorunlara akılcı ve pratik çözümler getirmesi<br />
* Demokratik olması<br />
* Kadın-erkek eşitliğine dayanması<br />
* Laik bir anlayışla düzenlenmiş olması<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
]Medeni Kanunun Kabulünün Sonuçları: </span><br />
]* Resmi nikah zorunlu hale getirilmiştir.Böylece evlilik devlet kontrolü altına alınmıştır.<br />
* Tek eşle evlilik zorunluluğu getirilerek Türk ailesi modern bir yapıya kavuşturulmuştur.<br />
* Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlanmıştır.<br />
* Boşanma hakkı düzenlenmiş ve kadınlara da bu konuda haklar tanınmıştır.<br />
* Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanınmıştır.Böylece kadın ve erkekler arasında ekonomik ve sosyal alanlarda eşitlik sağlanmıştır.<br />
* Toplumsal hayatın çağdaş kurallara göre düzenlenmesinin sağlanması Türkiye’de yaşayan gayrimüslim halkı da etkilemiştir.Müslüman olmayan halk Lozan antlaşmasının kendilerine tanıdığı haklardan vazgeçerek Türk medeni kanununa uymak istemişlerdir.Bu istekleri kabul edilmiştir.<br />
* Patrikhane ve konsoloslukların yargı yetkileri sona ermiştir.<br />
* Türkiye’de hukuk birliği sağlanmıştır.<br />
* Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır hale gelmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]Hukuk Alkanındaki diğer Düzenlemeler </span><br />
]Türkiye Cumhuriyetine her alanda laik hukuk sistemini kazandırmak için diğer konularda da Avrupa’da uygulanmakta olan hukuk sistemleri incelenmiş ve Türkiye için uygun olanlar belirlenerek düzenlendikten sonra Türk hukuk sistemine kazandırılmıştır. <br />
]Böylece; <br />
]* İsviçre’den Borçlar Kanunu 8 Mayıs 1928’de<br />
* Almanya’dan Ticaret kanun 10 Mayıs 1928’de<br />
* İtalya’dan Ceza kanunu 1 Temmuz 1928’de <br />
]alınarak uygulanmaya başlanmıştır.<br />
 <br />
]Türk kadını Medeni kanunun kabulüyle ekonomik sosyal ve hukuksal alanlarda erkeklerle eşit haklara sahip olmuştur.Ancak siyasi ve demokratik alanda kadın-erkek eşitliğinin oluşması TBMM’nin daha sonra kabul ettiği farklı yasalarla gerçekleşmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">.1930’da Türk kadını belediye seçimlerine 1933’te muhtarlık seçimlerine 1934’te milletvekillerine katılabilme hakkı kazanmıştır.</span><br />
<br />
sosyalbilgiler.gen  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Laiklik Üzerine...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-laiklik-uzerine.html</link>
			<pubDate>Fri, 22 Jan 2016 00:21:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-laiklik-uzerine.html</guid>
			<description><![CDATA[ Günümüz dünyasında halkının çoğunluğu müslüman olan 52 devlet var. Bunların beşi, islam şeriatına göre yönetildikleri iddiasında. Libya, Suudi Arabistan, İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan ve Afganistan. Bu beş devletin her biri ayrı bir telden çalıyor. <br />
<br />
Bizdeki şeriatçılar, bunların hiçbirini model olarak kabul etmiyorlar. Hepsine birer kulp takıyorlar. "Peki sizin modeliniz nasıl olacak?" diye sorduğunuz zaman da, modellerinin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kuran'da yazılı olduğunu" ileri sürüyorlar. Sanki yukarıda adını verdiğimiz İslam ülkeleri, başka bir kaynağa dayanıyormuş gibi. ''</span><br />
<br />
Prof. Dr. Toktamış Ateş , Laiklik  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Günümüz dünyasında halkının çoğunluğu müslüman olan 52 devlet var. Bunların beşi, islam şeriatına göre yönetildikleri iddiasında. Libya, Suudi Arabistan, İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan ve Afganistan. Bu beş devletin her biri ayrı bir telden çalıyor. <br />
<br />
Bizdeki şeriatçılar, bunların hiçbirini model olarak kabul etmiyorlar. Hepsine birer kulp takıyorlar. "Peki sizin modeliniz nasıl olacak?" diye sorduğunuz zaman da, modellerinin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kuran'da yazılı olduğunu" ileri sürüyorlar. Sanki yukarıda adını verdiğimiz İslam ülkeleri, başka bir kaynağa dayanıyormuş gibi. ''</span><br />
<br />
Prof. Dr. Toktamış Ateş , Laiklik  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[5 Aralık 1934 Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-5-aralik-1934-kadinlara-secme-ve-secilme-hakki-verildi.html</link>
			<pubDate>Sat, 05 Dec 2015 23:56:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-5-aralik-1934-kadinlara-secme-ve-secilme-hakki-verildi.html</guid>
			<description><![CDATA[ 5 Aralık 1934’te Türkiye Büyük Millet Meclisi kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasayı kabul ederek, Türk kadınına yasalar önünde erkeklerle eşit haklar verilmiştir.<br />
<br />
<br />
 Kadın, yaşayan bir toplumun, bir milletin en temel ögelerindendir. Erkeği ve çocuklarıyla o toplumun içinde binlerce yıl geriden gelen bir yaşamı beraber şekillendirmiş ve gelecekte de yaşamın şekillendirilmesini sağlayacak en önemli unsurdur. Türk kadını geçmiş yüzyıllardan yaşadığımız çağ...a kadar üzerine düşen bütün görevleri başarıyla yerine getirmiştir. ATATÜRK Türk kadınını şöyle tanımlar:<br />
<br />
<br />
’Ey kahraman Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.’<br />
<br />
<br />
        ’Dünyada hiçbir milletin kadını, ’Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez.’   <br />
<br />
 <br />
        ’Kimse inkâr edemez ki bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.’<br />
<br />
<br />
ATATÜRK yalnız bu sözleriyle değil, daha başka pek çok defa övdüğü Türk kadınının İstiklal Savaşı’nda, elindeki silahla gönüllü olarak dövüşerek kan döküp şehitler verdiğini ve aynı zamanda analık görevi ile diğer görevleri de en sert koşullar içerisinde başardığını belirtmiştir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/%C3%BC%C3%A7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: %C3%BC%C3%A7.jpg]" class="mycode_img" />   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ 5 Aralık 1934’te Türkiye Büyük Millet Meclisi kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasayı kabul ederek, Türk kadınına yasalar önünde erkeklerle eşit haklar verilmiştir.<br />
<br />
<br />
 Kadın, yaşayan bir toplumun, bir milletin en temel ögelerindendir. Erkeği ve çocuklarıyla o toplumun içinde binlerce yıl geriden gelen bir yaşamı beraber şekillendirmiş ve gelecekte de yaşamın şekillendirilmesini sağlayacak en önemli unsurdur. Türk kadını geçmiş yüzyıllardan yaşadığımız çağ...a kadar üzerine düşen bütün görevleri başarıyla yerine getirmiştir. ATATÜRK Türk kadınını şöyle tanımlar:<br />
<br />
<br />
’Ey kahraman Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.’<br />
<br />
<br />
        ’Dünyada hiçbir milletin kadını, ’Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez.’   <br />
<br />
 <br />
        ’Kimse inkâr edemez ki bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.’<br />
<br />
<br />
ATATÜRK yalnız bu sözleriyle değil, daha başka pek çok defa övdüğü Türk kadınının İstiklal Savaşı’nda, elindeki silahla gönüllü olarak dövüşerek kan döküp şehitler verdiğini ve aynı zamanda analık görevi ile diğer görevleri de en sert koşullar içerisinde başardığını belirtmiştir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/%C3%BC%C3%A7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: %C3%BC%C3%A7.jpg]" class="mycode_img" />   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Harf İnkılabı (Harf Devrimi - 1 Kasım 1928)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-harf-inkilabi-harf-devrimi-1-kasim-1928.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 20:33:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-harf-inkilabi-harf-devrimi-1-kasim-1928.html</guid>
			<description><![CDATA[Türk dili, kendisine mahsus bir yazı, alfabe ile ifade edilmesi gerekirken uzun asırlar boyunca Arap harfleri ve Arap alfabesi ile yazılmıştı; Halbuki bu alfabe, bu yazı, Türk dilinin zenginliğini, onun genişliğini ifade etmekten çok uzaktı. Bu ihmal sebebiyledir ki Türkçe kendi kuralları ile yazılan ve söylenen bir dil olmaktan çıkmış; Arap ve Acem dil kurallarının etkisi altına girmişti. <br />
<br />
Bu sebeple milli benliğimize dönüş açısından büyük bir hamle niteliği taşıyan bu harf inkılabı gerçekleştirildi. 1 Kasım 1928'de, daha Önce Türkçe yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Lâtin esasından alınan harfler, Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer verilmek suretiyle Türk harfleri adı ile 1353 sayılı kanunla kabul edilmiş oldu.Harf İnkılâbı kavramı yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine yeni Türk harfleri olarak tanımlanan işaretler sisteminin alınmasını ifade etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Harf İnkılabının (Harf Devriminin) Yapılmasının Sebepleri </span><br />
<br />
Â Arap harfleri, Arap fonetiğine, Arap hançeresine (gırtlak yapısına) göre tanzim edilmiş olduğundan bunların telaffuzları öz Türkçenin fonetiğine gırtlak yapısına uygun değildi Ayrıca Arap harfleri mevcut yapısı ile öz Türkçe söyleyiş esasına da uygun değildi.Bu sebeple Türk milletinin düşüncesine şekil veren yazı, bu olmazdı. mevcut durum için uygun olan yeni bir semboller sitemine ihtiyaç vardı.<br />
<br />
Â Arap harfleri, Arap diline çok iyi uymakla beraber, Türk dili için yetersiz ve elverişsizdi. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Konuşulduğu gibi yazılamıyor, yazıldığı gibi okunamıyor idi.Okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak ve böylece modern eğitim ve öğretimin gerçekleşmesine zemin hazırlamak ancak Harf İnkılâbı ile sağlanabilirdi.<br />
<br />
Â Diğer taraftan Batı medeniyeti Latin esasına dayalı harf sistematiğini kullanıyordu Arap ve şarkiyat medeniyetlerinin özelliklerini ve kültürel yapısına göre oluşturulmuş Arap esasına dayalı harf sistematiği Batı ile olan ilişkilerimizde zorluklar yaşanmasına sebep oluyordu bu nedenle rehber olarak Batı’nın ilmi ve fenni alınacaksa ilişkilerin gelişmesi için teknoloji ve fen konusunda ilerleme kaydetmiş Batı’nın kullandığı Latin esasına dayalı harf sistematiği kullanılmalıydı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Harf İnkılabının (Harf Devriminin) Sağladığı Faydalar </span><br />
<br />
Â Harf İnkılâbı, 1000 yıllık Arap harfleri ile yazı yazmak geleneğini yıkarak, Batı medeniyeti ve kültürü ile yakınlaşma sağlamasından dolayı Atatürk'ün önderliğinde kültür inkılâbına yol açan, büyük bir inkılâptı. Bu nedenle Sosyal, kültürel ve siyasi alanda geniş yankılar uyandırmıştır.<br />
<br />
Â Atatürk, Harf İnkılâbını, sadece kolay okuyup yazma için bir yazı tekniği meselesi olarak ele almamıştır. Lâtin alfabesinden alınan yeni Türk harfleri, batı uygarlığına katılma işini de kolaylaştırmıştır bu sayede bundan sonra yürüteceğimiz ilişkilerimizde Batı medeniyeti ile entegrasyonumuzu sağlamada büyük faydalar sağlamıştır.<br />
<br />
Â Harf İnkılâbı aynı zamanda, dilde reform yolunu açmak isteyenlere bir başlangıç, bir dayanak olmuş ve onlara güç kazandırmıştır. Böylece dilde sadeleştirme, Türkçeleştirme akımına hız verilebilmiştir. <br />
<br />
Â Harf İnkılâbı, kolay okuyup yazma olanağı sağlamasının yanında okuma alışkanlığını da artırmış ve yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. Aslında harf İnkılâbının en Önemli yönü, yeni başlayacak olan Kültür İnkılâbının temel yapısını oluşturması ve de Türk kültürünün gelişmesine imkân vermiş olmasıdır.<br />
<br />
ataturkinkilaplari.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk dili, kendisine mahsus bir yazı, alfabe ile ifade edilmesi gerekirken uzun asırlar boyunca Arap harfleri ve Arap alfabesi ile yazılmıştı; Halbuki bu alfabe, bu yazı, Türk dilinin zenginliğini, onun genişliğini ifade etmekten çok uzaktı. Bu ihmal sebebiyledir ki Türkçe kendi kuralları ile yazılan ve söylenen bir dil olmaktan çıkmış; Arap ve Acem dil kurallarının etkisi altına girmişti. <br />
<br />
Bu sebeple milli benliğimize dönüş açısından büyük bir hamle niteliği taşıyan bu harf inkılabı gerçekleştirildi. 1 Kasım 1928'de, daha Önce Türkçe yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Lâtin esasından alınan harfler, Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer verilmek suretiyle Türk harfleri adı ile 1353 sayılı kanunla kabul edilmiş oldu.Harf İnkılâbı kavramı yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine yeni Türk harfleri olarak tanımlanan işaretler sisteminin alınmasını ifade etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Harf İnkılabının (Harf Devriminin) Yapılmasının Sebepleri </span><br />
<br />
Â Arap harfleri, Arap fonetiğine, Arap hançeresine (gırtlak yapısına) göre tanzim edilmiş olduğundan bunların telaffuzları öz Türkçenin fonetiğine gırtlak yapısına uygun değildi Ayrıca Arap harfleri mevcut yapısı ile öz Türkçe söyleyiş esasına da uygun değildi.Bu sebeple Türk milletinin düşüncesine şekil veren yazı, bu olmazdı. mevcut durum için uygun olan yeni bir semboller sitemine ihtiyaç vardı.<br />
<br />
Â Arap harfleri, Arap diline çok iyi uymakla beraber, Türk dili için yetersiz ve elverişsizdi. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Konuşulduğu gibi yazılamıyor, yazıldığı gibi okunamıyor idi.Okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak ve böylece modern eğitim ve öğretimin gerçekleşmesine zemin hazırlamak ancak Harf İnkılâbı ile sağlanabilirdi.<br />
<br />
Â Diğer taraftan Batı medeniyeti Latin esasına dayalı harf sistematiğini kullanıyordu Arap ve şarkiyat medeniyetlerinin özelliklerini ve kültürel yapısına göre oluşturulmuş Arap esasına dayalı harf sistematiği Batı ile olan ilişkilerimizde zorluklar yaşanmasına sebep oluyordu bu nedenle rehber olarak Batı’nın ilmi ve fenni alınacaksa ilişkilerin gelişmesi için teknoloji ve fen konusunda ilerleme kaydetmiş Batı’nın kullandığı Latin esasına dayalı harf sistematiği kullanılmalıydı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Harf İnkılabının (Harf Devriminin) Sağladığı Faydalar </span><br />
<br />
Â Harf İnkılâbı, 1000 yıllık Arap harfleri ile yazı yazmak geleneğini yıkarak, Batı medeniyeti ve kültürü ile yakınlaşma sağlamasından dolayı Atatürk'ün önderliğinde kültür inkılâbına yol açan, büyük bir inkılâptı. Bu nedenle Sosyal, kültürel ve siyasi alanda geniş yankılar uyandırmıştır.<br />
<br />
Â Atatürk, Harf İnkılâbını, sadece kolay okuyup yazma için bir yazı tekniği meselesi olarak ele almamıştır. Lâtin alfabesinden alınan yeni Türk harfleri, batı uygarlığına katılma işini de kolaylaştırmıştır bu sayede bundan sonra yürüteceğimiz ilişkilerimizde Batı medeniyeti ile entegrasyonumuzu sağlamada büyük faydalar sağlamıştır.<br />
<br />
Â Harf İnkılâbı aynı zamanda, dilde reform yolunu açmak isteyenlere bir başlangıç, bir dayanak olmuş ve onlara güç kazandırmıştır. Böylece dilde sadeleştirme, Türkçeleştirme akımına hız verilebilmiştir. <br />
<br />
Â Harf İnkılâbı, kolay okuyup yazma olanağı sağlamasının yanında okuma alışkanlığını da artırmış ve yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. Aslında harf İnkılâbının en Önemli yönü, yeni başlayacak olan Kültür İnkılâbının temel yapısını oluşturması ve de Türk kültürünün gelişmesine imkân vermiş olmasıdır.<br />
<br />
ataturkinkilaplari.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cumhuriyetin 10.Yıl Nutku (29.10.1933)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-cumhuriyetin-10-yil-nutku-29-10-1933.html</link>
			<pubDate>Sat, 14 Nov 2015 16:21:34 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=15601">Elif-K</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-cumhuriyetin-10-yil-nutku-29-10-1933.html</guid>
			<description><![CDATA[Türk Milleti !<br />
 Kurtuluş savaşına başladığımızın, 15 inci yılındayız. Bugün, Cumhuriyetimizin, 10 uncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır.<br />
... Kutlu olsun!<br />
 Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.<br />
 Yurttaşlarım!<br />
 Az zamanda, çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat, yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.<br />
 Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.<br />
 Bunun için, bizce, zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız, daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da, muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.<br />
 Çünkü, Türk milletinin, karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.<br />
 Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin, tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek, milli ülkümüzdür.<br />
 Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.<br />
 Büyük Türk Milleti!<br />
 15 yıldan beri, giriştiğimiz işlerde, muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin, hakkımdaki itimadını sarsacak, bir isabetsizliğe uğramadım.<br />
 Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu, bütün medeni âlem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.<br />
 Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkundan, yeni bir güneş gibi doğacaktır.<br />
 Türk milleti!<br />
 Ebediyete akıp giden her 10 senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlulamanı, gönülden dilerim.<br />
<br />
<br />
 Ne mutlu Türküm diyene!<br />
<br />
<br />
 -Mustafa Kemal Atatürk<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/nu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: nu.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk Milleti !<br />
 Kurtuluş savaşına başladığımızın, 15 inci yılındayız. Bugün, Cumhuriyetimizin, 10 uncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır.<br />
... Kutlu olsun!<br />
 Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.<br />
 Yurttaşlarım!<br />
 Az zamanda, çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat, yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.<br />
 Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.<br />
 Bunun için, bizce, zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız, daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da, muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.<br />
 Çünkü, Türk milletinin, karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.<br />
 Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin, tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek, milli ülkümüzdür.<br />
 Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.<br />
 Büyük Türk Milleti!<br />
 15 yıldan beri, giriştiğimiz işlerde, muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin, hakkımdaki itimadını sarsacak, bir isabetsizliğe uğramadım.<br />
 Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu, bütün medeni âlem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.<br />
 Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkundan, yeni bir güneş gibi doğacaktır.<br />
 Türk milleti!<br />
 Ebediyete akıp giden her 10 senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlulamanı, gönülden dilerim.<br />
<br />
<br />
 Ne mutlu Türküm diyene!<br />
<br />
<br />
 -Mustafa Kemal Atatürk<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/nu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: nu.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lozan Barış Antlaşması]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-lozan-baris-antlasmasi--50370.html</link>
			<pubDate>Fri, 13 Nov 2015 18:28:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-lozan-baris-antlasmasi--50370.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Lozan'da onursuz bir barış imzaladık.  Bu İngiltere'nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür." İngiliz Sir ...Andrew Ryan</span><br />
<br />
 Lozan, 1912-1922 yılları arasındaki 10 yıllık aralıksız savaşa son veren barış antlaşmasıdır. Bu 10 yıllık savaşın sonunda Cumhuriyet Türkiyesi' ndeki 15 milyon nüfusun 1 milyonu topal, çolak, kör ve sakat kalmıştır.  Anadolu insanının yiyecek yemeği, çayına koyacak şekeri, giyecek elbisesi yoktur.  Kısacası barışa susamış bir ülke vardır.  Osmanlı Devleti'nin 1699 Karlofça Antlaşması'yla başlayan büyük toprak kayıpları tam 224 yıl sonra 1923 Lozan Antlaşması'yla son bulmuştur.<br />
<br />
 Atatürk, Lozan'da sadece I. Dünya Savaşı'nın veya Kurtuluş Savaşı'nın değil, 300-400 senelik birikmiş hesapların görüldüğünü düşünmektedir. 19 Ocak 1923'te İzmit'te halka şöyle seslenmiştir:<br />
<br />
 "Lozan Konferansı, düne ve bugüne ait, üç seneye, dört seneye ait hesaplarının halli ve neticeye bağlanmasıyla meşgul olmakta değildir.  Belki üç yüz, dört yüz senelik birçok birikmiş ve yoğunlaşmış hesapların görülmesiyle meşguldur.  Dolayısıyla bu kadar derin ve bu kadar karışık ve bu kadar kirli hesapların az zamanda içinden çıkmak o kadar kolay değildir."<br />
<br />
 Atatürk Lozan'da sadece Kurtuluş Savaşı'na güvenmemektedir.  Müttefiklerin Lozan'da olmazsa olmazlarımız durumundaki isteklerimizi (kapitülasyonların kaldırılması, Ermeni yurduna izin verilmemesi vb.) kabul etmemeleri durumunda onlarla savaşa hazırdır. Atatürk Lozan Konferansı kesintiye uğrarken, İngilizlerin 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal etmelerine benzer bir askeri harekata girişebileceklerini hatırlatarak, bu olasılık karşısında ise "Bu da mühim bir harp sebebi olur," demiştir.<br />
<br />
 Atatürk 16 Mart 1923'te Adana çiftçileriyle söyleşisinde de, "İnşallah iyi ve şerefli bir barış yapacağız.  Barışın imzasıyla önümüzde bir çalışma devri açılacak.  Devletlere verdiğimiz son karşı cevabı biliyorsunuz.  Basit, meşru, hayati olan şartlarımızı devletler kabul etmezler de bizi harbe sevk ederlerse, sakın telaş etmeyin.  Emin olunuz ki, o zaman belki şimdikinden daha kuvvetli bir devre nail olacak, daha müsait şartlar temin edeceğiz.  Ordularımızın maddi ve manevi tertibatı sınırlarımızın her tarafında maddi manevi teminatı elde etmeye kafi kudrettedir."<br />
<br />
 Lozan'da Türkiye'nin yedi düvele karşı kora kor bir mücadele vermesinde ve sonuçta istediklerini büyük oranda almasında, "Barış istiyoruz, ama gerekirse savaşırız," tezini çok inandırıcı şekilde işlemesi etkili olmuştur.<br />
 Türkiye'nin Lozan'da birbirini tamamlayan iki temel isteğinden biri Misak-ı Milli, diğeri tam bağımsızlıktır.  Lozan'da bazı eksiklerle Misak-ı Milli'yi gerçekleştiren Türkiye, tam bağımsızlığı da neredeyse eksiksiz gerçekleştirmiştir.<br />
<br />
 -Sinan Meydan, Panzehir Gerçeğe Çağrı sayfa 426-438<br />
<br />
<br />
 foto: Mustafa Kemal Lozan'ı imzalayan İsmet İnönü’yü Ankara'da karşılarken (15 Ağustos 1923)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Lozan'da onursuz bir barış imzaladık.  Bu İngiltere'nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür." İngiliz Sir ...Andrew Ryan</span><br />
<br />
 Lozan, 1912-1922 yılları arasındaki 10 yıllık aralıksız savaşa son veren barış antlaşmasıdır. Bu 10 yıllık savaşın sonunda Cumhuriyet Türkiyesi' ndeki 15 milyon nüfusun 1 milyonu topal, çolak, kör ve sakat kalmıştır.  Anadolu insanının yiyecek yemeği, çayına koyacak şekeri, giyecek elbisesi yoktur.  Kısacası barışa susamış bir ülke vardır.  Osmanlı Devleti'nin 1699 Karlofça Antlaşması'yla başlayan büyük toprak kayıpları tam 224 yıl sonra 1923 Lozan Antlaşması'yla son bulmuştur.<br />
<br />
 Atatürk, Lozan'da sadece I. Dünya Savaşı'nın veya Kurtuluş Savaşı'nın değil, 300-400 senelik birikmiş hesapların görüldüğünü düşünmektedir. 19 Ocak 1923'te İzmit'te halka şöyle seslenmiştir:<br />
<br />
 "Lozan Konferansı, düne ve bugüne ait, üç seneye, dört seneye ait hesaplarının halli ve neticeye bağlanmasıyla meşgul olmakta değildir.  Belki üç yüz, dört yüz senelik birçok birikmiş ve yoğunlaşmış hesapların görülmesiyle meşguldur.  Dolayısıyla bu kadar derin ve bu kadar karışık ve bu kadar kirli hesapların az zamanda içinden çıkmak o kadar kolay değildir."<br />
<br />
 Atatürk Lozan'da sadece Kurtuluş Savaşı'na güvenmemektedir.  Müttefiklerin Lozan'da olmazsa olmazlarımız durumundaki isteklerimizi (kapitülasyonların kaldırılması, Ermeni yurduna izin verilmemesi vb.) kabul etmemeleri durumunda onlarla savaşa hazırdır. Atatürk Lozan Konferansı kesintiye uğrarken, İngilizlerin 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal etmelerine benzer bir askeri harekata girişebileceklerini hatırlatarak, bu olasılık karşısında ise "Bu da mühim bir harp sebebi olur," demiştir.<br />
<br />
 Atatürk 16 Mart 1923'te Adana çiftçileriyle söyleşisinde de, "İnşallah iyi ve şerefli bir barış yapacağız.  Barışın imzasıyla önümüzde bir çalışma devri açılacak.  Devletlere verdiğimiz son karşı cevabı biliyorsunuz.  Basit, meşru, hayati olan şartlarımızı devletler kabul etmezler de bizi harbe sevk ederlerse, sakın telaş etmeyin.  Emin olunuz ki, o zaman belki şimdikinden daha kuvvetli bir devre nail olacak, daha müsait şartlar temin edeceğiz.  Ordularımızın maddi ve manevi tertibatı sınırlarımızın her tarafında maddi manevi teminatı elde etmeye kafi kudrettedir."<br />
<br />
 Lozan'da Türkiye'nin yedi düvele karşı kora kor bir mücadele vermesinde ve sonuçta istediklerini büyük oranda almasında, "Barış istiyoruz, ama gerekirse savaşırız," tezini çok inandırıcı şekilde işlemesi etkili olmuştur.<br />
 Türkiye'nin Lozan'da birbirini tamamlayan iki temel isteğinden biri Misak-ı Milli, diğeri tam bağımsızlıktır.  Lozan'da bazı eksiklerle Misak-ı Milli'yi gerçekleştiren Türkiye, tam bağımsızlığı da neredeyse eksiksiz gerçekleştirmiştir.<br />
<br />
 -Sinan Meydan, Panzehir Gerçeğe Çağrı sayfa 426-438<br />
<br />
<br />
 foto: Mustafa Kemal Lozan'ı imzalayan İsmet İnönü’yü Ankara'da karşılarken (15 Ağustos 1923)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Saltanatın Kaldırılması / 1 Kasım 1922.   VE 1. KASIM  2015 Saltanatin gelişimi ????]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-saltanatin-kaldirilmasi-1-kasim-1922-ve-1-kasim-2015-saltanatin-gelisimi.html</link>
			<pubDate>Wed, 28 Oct 2015 01:09:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=293">Y O L C U</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-saltanatin-kaldirilmasi-1-kasim-1922-ve-1-kasim-2015-saltanatin-gelisimi.html</guid>
			<description><![CDATA[ 8 Ekim’de İtilaf Devletleri İsviçre’nin Lozan kentinde toplanacak olan  konferansa İstanbul ve Ankara hükümetlerini resmen davet etmiştir. Bunun  üzerine iki gün sonra toplanan TBMM, İstanbul hükümetinin tasfiyesine  yönelik 82 imzalı karar tasarısını görüşmüşse de aynı gün sonuç  alamamış, ancak 1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal’in sert  müdahalesi üzerine saltanatın kaldırılmasına karar vermiştir.<br />
<br />
  <br />
<br />
<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1)</span>  <a href="http://www.beyince.net/tag/Saltanat/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Saltanat </a> sisteminin milli egemenlik anlayışına ters düşmesi.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2)</span> Osmanlı Devleti’nin TBMM Hükümeti yanında Lozan görüşmelerine davet edilmesi ve durumun Türk Milleti’nin çıkarına ters düşmesi.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3)</span> İstanbul Hükümeti ve padişahının, Kurtuluş Savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4)</span> Bir ülkede iki hükümetin bulunmasının milli menfaatlerle bağdaşmaması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5)</span> TBMM Hükümetinin padişahın da yanında bulunduğu İtilaf Devletlerine karşı kesin zafer kazanılması.<br />
  <br />
 <br />
<br />
Komisyonda görüşmelerinin çıkmaza girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bir sıranın üzerine çıkarak şunları söylemiştir. ’Efendiler,  egemenliği, hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir, diye görüşmeyle  tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osman  oğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlardır. Bu  yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk  Milleti, bunlara yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini  kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir.’dedi.  <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 SONUÇLARI<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1)</span> Milli Egemenliğin gerçekleşmesi yolunda önemli  bir adım atıldı. Saltanatın kaldırılmasıyla TBMM Hükümeti Türkiye’de  yönetimi tek başına ele almıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2)</span> Devletin Laikliği konusunda ilk aşama gerçekleştirildi. Bu gelişme ile din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3)</span> TBMM’nin açılışından sonra ikinci büyük  <a href="http://www.beyince.net/tag/Inkilaplar/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">İnkılap </a> hareketi gerçekleştirilmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4)</span> Altı yüz yıllık  <a href="http://www.beyince.net/yazi/osmanli-imparatorlugunun-buyumesi-1299-1699/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Osmanlı </a> Saltanatı sona erdi. Böylece Türkiye’deki iki başlılığın ve iki hükümetin bulunması sona erdi.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5)</span> Ulusal egemenliğin tam olarak sağlanması için önemli bir adım atıldı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6)</span> Son Osmanlı padişahı VI Mehmet Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngiltere’ye sığınarak ülkeyi terk etti.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7)</span> TBMM halifeliğinin İngiltere tarafından  kullanılmasının engellenmesi amacıyla, Osmanlı hanedanından Abdülmecid  Efendiyi halife seçtiğini ilan etti.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8)</span> TBMM’de tartışmalar daha da artarak Meclisin  çalışmaları olumsuz yönde etkilendi. Bununda etkisiyle, TBMM’nin  seçimlere gitmesi hızlandı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9)</span> Türkiye’de devlet başkanlığı sorunu ortaya çıktı. Bu  sorun Cumhuriyetin ilanını hızlandırmış ve devlet başkanlığı sorunu  Cumhuriyetin ilanı ile çözümlenmişti.  <br />
<br />
 <br />
   <br />
Acaba 1. Kasım 2015 de  1. Kasım 1922 leremi Dönüyoruz ? T.C. tini sonunumu  getirmeye  çalışanlar var, ATATÜRK, VE onun kurdugu yüce Cumhuriyeti yok etmek için mi  sandıklar kuruluyor, millet kandırıyor mu????  İntikammı var işin içinde ???  <br />
<br />
Türk Milletinin artık uyanması lazım ..<br />
  <br />
***********************************************************************************************]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ 8 Ekim’de İtilaf Devletleri İsviçre’nin Lozan kentinde toplanacak olan  konferansa İstanbul ve Ankara hükümetlerini resmen davet etmiştir. Bunun  üzerine iki gün sonra toplanan TBMM, İstanbul hükümetinin tasfiyesine  yönelik 82 imzalı karar tasarısını görüşmüşse de aynı gün sonuç  alamamış, ancak 1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal’in sert  müdahalesi üzerine saltanatın kaldırılmasına karar vermiştir.<br />
<br />
  <br />
<br />
<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1)</span>  <a href="http://www.beyince.net/tag/Saltanat/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Saltanat </a> sisteminin milli egemenlik anlayışına ters düşmesi.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2)</span> Osmanlı Devleti’nin TBMM Hükümeti yanında Lozan görüşmelerine davet edilmesi ve durumun Türk Milleti’nin çıkarına ters düşmesi.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3)</span> İstanbul Hükümeti ve padişahının, Kurtuluş Savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4)</span> Bir ülkede iki hükümetin bulunmasının milli menfaatlerle bağdaşmaması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5)</span> TBMM Hükümetinin padişahın da yanında bulunduğu İtilaf Devletlerine karşı kesin zafer kazanılması.<br />
  <br />
 <br />
<br />
Komisyonda görüşmelerinin çıkmaza girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bir sıranın üzerine çıkarak şunları söylemiştir. ’Efendiler,  egemenliği, hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir, diye görüşmeyle  tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osman  oğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlardır. Bu  yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk  Milleti, bunlara yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini  kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir.’dedi.  <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 SONUÇLARI<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1)</span> Milli Egemenliğin gerçekleşmesi yolunda önemli  bir adım atıldı. Saltanatın kaldırılmasıyla TBMM Hükümeti Türkiye’de  yönetimi tek başına ele almıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2)</span> Devletin Laikliği konusunda ilk aşama gerçekleştirildi. Bu gelişme ile din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3)</span> TBMM’nin açılışından sonra ikinci büyük  <a href="http://www.beyince.net/tag/Inkilaplar/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">İnkılap </a> hareketi gerçekleştirilmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4)</span> Altı yüz yıllık  <a href="http://www.beyince.net/yazi/osmanli-imparatorlugunun-buyumesi-1299-1699/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Osmanlı </a> Saltanatı sona erdi. Böylece Türkiye’deki iki başlılığın ve iki hükümetin bulunması sona erdi.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5)</span> Ulusal egemenliğin tam olarak sağlanması için önemli bir adım atıldı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6)</span> Son Osmanlı padişahı VI Mehmet Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngiltere’ye sığınarak ülkeyi terk etti.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7)</span> TBMM halifeliğinin İngiltere tarafından  kullanılmasının engellenmesi amacıyla, Osmanlı hanedanından Abdülmecid  Efendiyi halife seçtiğini ilan etti.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8)</span> TBMM’de tartışmalar daha da artarak Meclisin  çalışmaları olumsuz yönde etkilendi. Bununda etkisiyle, TBMM’nin  seçimlere gitmesi hızlandı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9)</span> Türkiye’de devlet başkanlığı sorunu ortaya çıktı. Bu  sorun Cumhuriyetin ilanını hızlandırmış ve devlet başkanlığı sorunu  Cumhuriyetin ilanı ile çözümlenmişti.  <br />
<br />
 <br />
   <br />
Acaba 1. Kasım 2015 de  1. Kasım 1922 leremi Dönüyoruz ? T.C. tini sonunumu  getirmeye  çalışanlar var, ATATÜRK, VE onun kurdugu yüce Cumhuriyeti yok etmek için mi  sandıklar kuruluyor, millet kandırıyor mu????  İntikammı var işin içinde ???  <br />
<br />
Türk Milletinin artık uyanması lazım ..<br />
  <br />
***********************************************************************************************]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ankara'nın Başkent Oluşu - 13 Ekim 1923]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ankara-nin-baskent-olusu-13-ekim-1923.html</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2015 21:34:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ankara-nin-baskent-olusu-13-ekim-1923.html</guid>
			<description><![CDATA[[TABLE="width: 701"]<br />
<br />
[TABLE]<br />
<br />
[FONT=Arial Tur] Lozan Barış Antlaşması'nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923'ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923'de İstanbul'un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara'nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak TBMM'ne verdi. İsmet Paşa, Ankara'nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan'dan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa'ya göre, Ankara'nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan'da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti'ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması'yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu'nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".İsmet Paşa'ya göre; Ankara'nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara'nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul'da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."<br />
Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır: Türkiye Devletinin makarrı idaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara'nın yeni Türkiye'nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye'nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu'nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.<br />
13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele'nin başından beri uygulanan Ankara'nın İstanbul'a hakim olacağı esasının bir sonucu idi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANKARA'NIN BAŞKENT OLMASI İÇİN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA VERİLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ</span><br />
Yüksek Başkanlığa,<br />
Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye'nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden İstanbul'umuz, İslamiyet'in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye Devleti'nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde karar vermek zamanı gelmiştir.<br />
Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye'nin idare merkezinin Anadolu'da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, yeni Türkiye'nin varlığının esası, memleketin kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu'nun merkezinde tesis etmek gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe sayılacak durumdadır.<br />
Devletin idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve teklif ederiz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanun maddesi :</span> Türkiye Devleti'nin idare merkezi Ankara şehridir. 9 Ekim 1923<br />
   [TABLE]<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malatya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 İsmet İnönü   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çorum</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Ferit Törümküney   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diyarbakır</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Zülfü Tiğrel   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ertuğrul (Bilecik)</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Dr.Fikret Onuralp   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kütahya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Seyfi Aydın   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malatya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Hilmi Oytaç   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kastamonu</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 M. Mahir   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erzurum</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Rüştü   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erzincan</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Sabit   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sivas</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Rahmi   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bursa</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Necati Kurtuluş   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bursa</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Refet (Canıtez)   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Kazım Hüsnü Bey   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Ali Rıza Bebe   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KarahisarıSahip</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 M. Kamil   <br />
<br />
<br />
<br />
  <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ataturk.net]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[TABLE="width: 701"]<br />
<br />
[TABLE]<br />
<br />
[FONT=Arial Tur] Lozan Barış Antlaşması'nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923'ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923'de İstanbul'un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara'nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak TBMM'ne verdi. İsmet Paşa, Ankara'nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan'dan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa'ya göre, Ankara'nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan'da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti'ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması'yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu'nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".İsmet Paşa'ya göre; Ankara'nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara'nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul'da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."<br />
Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır: Türkiye Devletinin makarrı idaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara'nın yeni Türkiye'nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye'nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu'nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.<br />
13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele'nin başından beri uygulanan Ankara'nın İstanbul'a hakim olacağı esasının bir sonucu idi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANKARA'NIN BAŞKENT OLMASI İÇİN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA VERİLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ</span><br />
Yüksek Başkanlığa,<br />
Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye'nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden İstanbul'umuz, İslamiyet'in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye Devleti'nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde karar vermek zamanı gelmiştir.<br />
Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye'nin idare merkezinin Anadolu'da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, yeni Türkiye'nin varlığının esası, memleketin kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu'nun merkezinde tesis etmek gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe sayılacak durumdadır.<br />
Devletin idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve teklif ederiz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanun maddesi :</span> Türkiye Devleti'nin idare merkezi Ankara şehridir. 9 Ekim 1923<br />
   [TABLE]<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malatya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 İsmet İnönü   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çorum</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Ferit Törümküney   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diyarbakır</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Zülfü Tiğrel   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ertuğrul (Bilecik)</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Dr.Fikret Onuralp   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kütahya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Seyfi Aydın   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malatya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Hilmi Oytaç   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kastamonu</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 M. Mahir   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erzurum</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Rüştü   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erzincan</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Sabit   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sivas</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Rahmi   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bursa</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Necati Kurtuluş   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bursa</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Refet (Canıtez)   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konya</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Kazım Hüsnü Bey   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 Ali Rıza Bebe   <br />
<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KarahisarıSahip</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">:</span>   <br />
 M. Kamil   <br />
<br />
<br />
<br />
  <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ataturk.net]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu sayede yurttaş oldu]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bu-sayede-yurttas-oldu.html</link>
			<pubDate>Mon, 05 Oct 2015 13:48:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bu-sayede-yurttas-oldu.html</guid>
			<description><![CDATA[ 17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Hukuk Devrimimizin ve laik hukukumuzun simgesi bu yasa ülkemizin demokratikleşme ve çağdaşlaşmasında atılan önemli adımlardan biridir.<br />
1926 Hukuk devrimimizin geri planında özellikle Tanzimat döneminden başlayan laikleşme, Batıdan alınan yasalar ve egemenliğin halkla paylaşılması çabaları vardır. Bu çabalara bir göz gezdirelim.               <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
CUMHURİYET’E KADAR HUKUK ANLAYIŞI</span><br />
Tanzimat hareketi Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmayı Osmanlı toplumuna mal, can gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’hukuki emniyet’ </span>getirme ve gayrimüslümlere eşitlik sağlama fikrinde arar. Bunun için gerekli yasalar Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adliye’de hazırlanacak ve padişahın onayıyla yürürlüğe girecekti. 1840 ve 1851 yılında hazırlanan ceza yasaları, 1858 Arazi Kanunnamesi, 1858 Ceza Kanunname-i Hümayunu ve 1869 Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret, 1862 tarihli Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1864 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi, 1880 Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu ve 1881 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu bu şekilde hazırlanmıştır.<br />
Tanzimat döneminin devlet adamları ve aydınları yasalaştırmadan yanadırlar. Tartışma yasalaştırmaların Batı’dan yasalar almak yoluyla mı yoksa şeriatten beslenmek suretiyle mi olacağına dairdir. Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki Mecelle komisyonu 1878 yılına kadar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi hazırlar.<br />
İslamcı, Batıcı, Türkçü fikirlerin hukukun laikleşmesine, kadın-erkek eşitliğine dair bakışlarında farklılıklar vardır. İslamcılara göre yasalar şeriata dayanmalıydı. Çoğunlukla İslâmiyet’in ilerlemeye engel bir din olmadığını, içtihada önem verilmesini, savunuyorlardı.<br />
Abdullah Cevdet kadın haklarını, özgür olmayan kadınların annelerinin çocuk terbiyesindeki rolünün babadan daha fazla olması sebebiyle eksik yönlerini taşıyacaklarını savunur.<br />
Batıcılara göre ise Şeriye mahkemeleri kaldırılmalı ve Nizamiye mahkemeleri ve yasalar değiştirilmeliydi. Mecelle kaldırılmalı veya esaslı şekilde düzeltilmeliydi. Avrupa medeni yasası kabul edilerek evlenme ve boşanma şartları kadına yönelik olarak değiştirilmeli, birden fazla evlenme ve<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’boş ol’ </span>sözüyle kadın boşamak yasaklanmalıydı. Kılıçzade Hakkı, padişahların tek hanım almalarını, kadınların tutumlu olmak şartıyla diledikleri gibi gezip giyinebilmelerini, kızlarda tesettürün kaldırılmasını ve kızlara okullar açılmasını ister. [1]<br />
Batıcılardan Celal Nuri’ye göre Tanzimatçılar, milli yapımızı dikkate almaksızın Avrupa yasalarını kopya etmekle yetinmişlerdi. Hem Avrupa’dan iktibas yoluyla alınan yasalar hem de Mecelle ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. 1915’te kadınla erkeğin birbirleriyle iletişimde münasebette bulunmadan yaşamalarını Osmanlının gerileme sebeplerinden biri olarak görür. Hatta daha da ileri giderek kadının erkeklerden fazla haklara sahip olması, kadının kocasına itaat etmesine dair maddelerin yasalardan çıkarılmasını, tam eşitliği, zinanın suç sayılmaması, kadının mallarını dilediğince kullanabilmesi ve vasiyet edebilmesi, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerekliliğini belirtir.  [2]<br />
Türkçüler Tanzimatçıları ikili (din hükümlerine dayalı Şeriye mahkemeleri, laik Nizamiye mahkemeleri) hukuk politikaları sebebiyle eleştiriler. Ziya Gökalp’e göre eski hayat ve geleneklerin yerini yeni bir hayat almalıydı. Ziya Gökalp, evlenme, boşanma ve mirasta kadın-erkek eşitliğini savunmuştur. [3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OSMANLI’DA HUKUKUN İKİLİ YAPISI</span><br />
Dini hükümlere dayalı Mecelle’nin yanında Batı’dan alınan ticaret, ceza ve usul yasaları hukukta ikilik yaratmıştır. Bir yanda Allah’ın ve yeryüzündeki halife-padişahın iradesine dayanan Mecelle diğer yanda dünyevi meseleleri çözmeye yönelik, millet iradesinin de kısmen dahil edildiği laik nitelikli yasalar hukuk birliğini önlemiştir. Ziya Gökalp din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunarak hukukun laikleşmesi yönünde çabalamıştır.<br />
2. Meşrutiyet döneminde iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi’nin Adliye bakanı Halil Menteşe, Şeriye mahkemelerinin 25 Mart 1917 tarihinde Adliye Bakanlığına bağlanması dolayısıyla hukuktaki laikleşmeyi şöyle belirtir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Esas gaye şer’i mahkemeleri lağvetmek ve hukukumuzu da ’laicisser’ etmekti. Fakat bunda imparatorluk şeraitine göre tedrici yürümek zarureti vardı.’ [4]</span><br />
Mustafa Kemal Paşa, 7-8 Temmuz 1919 gecesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mazhar Müfit Kansu’ya</span> tesettürün ve fesin kalkacağını söyler. [5] Atatürk, Tanzimatçıların Batıdan yasa almalarını ’taklitçilik’ olarak niteleyerek bu yolla beklenen faydanın sağlanamayacağını savunuyordu. [6] <br />
     <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HUKUK DEVRİMİNE OLAN İHTİYACIN NEDENLERİ</span><br />
Bu nedenleri şu şekilde maddeleştirebiliriz:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a)</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Milli egemenlik:</span> Cumhuriyet millet egemenliği olduğuna göre hukukunda bu yönde değişmesi gerekliydi. Millet egemenliğinin sağlanması için de artık egemenliğin kaynağı ilahi bir güç olmaktan dolayısıyla da o ilahi gücün yeryüzündeki temsilcisinin tek bir kişiye (padişaha)  ait olmaktan çıkarılması gerekliydi. Egemenliğin kaynağı ilahi güç (Allah) değil millet iradesi olacaktı. Yasalar gücünü milletten almalıydı. Hukuk devrimin altındaki esas neden budur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Laikleşmek;</span> Millet egemenliğini gerçekleştirmenin yolu da yasarlı ve aklı laikleştirmekten geçiyordu. Yasalar tanrı değil millet iradesine dayanmalıydı. Dinin insan özgürlüğünü engellemek, makam, mevki elde etmek, kadını cinsel bir nesne olarak kullanılmasına (dincilik, yobazlık) izin verilmeyecek, böylece akıl özgürleşecekti. Toplumun inanç niteliğindekiler dışındaki ihtiyaçlarını karşılayabilecek güç değişmez nitelikteki din hükümler değil bilim olmalıydı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c)</span> İ<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ki tip insan yetişmesinin önüne geçmek: </span>Bir yanda şeriata dayalı hükümler, diğer yanda laik yasalar iki farklı dünyaya sahip insan yetişmesine neden oluyordu. Birinin dünyasında her sorunun yanıtı dinde aranırken diğerinde değişen ihtiyaçlara en iyi yanıt verecek bilim ve teknolojinin peşinde koşuluyordu.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">d) Eski hukukun eşitsizlikçi olması:</span> İslam Hukuku'yla Batı Hukuku'nun birlikte yürütülmesi eşitliğin bozularak ayrıcalıklı zümre ve sınıfların oluşmasına neden oluyor, adalete güveni zedeliyordu. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar mirasta, aile birliğinde, mahkemede erkekten daha az haklara sahipti.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">e)</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hukuk birliğini sağlama amacı; </span>Gayrımüslimler, Fatih Sultan Mehmet'ten beri ayrı ayrı kendi cemaatlarının hukukuna tabiydiler. Bu ayrım giderilmeliydi. Ayrıca yasalardaki hükümler birbiriyle çelişebiliyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA ÇABALAR</span><br />
1923’te başta Mecelle olmak üzere temel bazı yasaları yeniden düzenlemek üzere iki komisyon oluşturulur. Adalet Bakanlığı bünyesindeki komisyonların yasaların şeriat kurallarına uygun olması görüşü ve düzenlemelerde batı hukukundan alınmasına yönelik düşünceler sebebiyle bu komisyonlar dağıtılır. 19 Mayıs 1924’de oluşturulan komisyonların çalışmalarına ilişkin yönetmelikte, gerekirse ’batı milletlerinin kanun ve eserlerinden icap eden esasların alınması’ ifadesi yer alır. Bu komisyonun çabaları da yetersiz ve çağdaşlıktan uzak bulunarak Medeni Yasa ve Borçlar Yasası üzerine çalışmalar yapması üzere Ahkam-ı Şahsiye ve Vacibat komisyonları kurulur. <br />
     <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ÖNÜNE ÇIKACAKLAR, DEMİRLE, ATEŞLE YOK EDİLMEYE MAHKUMDURLAR’</span><br />
Mahmut Esat Bozkurt, ıslahatın sosyal ve ekonomik sisteme dokunmadığını belirterek Adliye bakanını, büyük kısmı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’13 asır evvel Bağdat çöllerinde yazılmış ve bir kısmı da Frenk kokan yasalar’ </span>diyerek eleştirir. [7] Daha sonra Adliye bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt Şükrü Kaya [8] ile birlikte bir Avrupa’dan medeni yasa alma fikrini Atatürk’e iletirler. [9] Sonuçta İsviçre Medeni Yasasının ve Borçlar yasasının, bazı değişikliklerle, bütün olarak alınıp benimsenmesine karar verilir. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bu kararı şu şekilde değerlendirir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Türk İhtilali’nin kararı, batı uygarlığını kayıtsız şartsız kendisine mal etmek, benimsemektir. Bu karar, o kadar kesin bir azme dayanmaktadır ki, önüne çıkacaklar, demirle, ateşle yok edilmeye mahkumdurlar.’<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAHMUT ESAT’IN MEDENİ YASAYA YAZDIĞI GEREKÇE</span>     <br />
Medeni Yasaya yazdığı gerekçede Mahmut Esat Bozkurt, yeni yasaya ihtiyacın dinin değişmez doğasının bütün ihtiyaçları karşılaşmaktan uzak olduğundan dolayı ihtiyaç olduğunu şu cümleleriyle ifade eder:<br />
’Mecelle'nin temeli ve ana çizgileri dindir. Oysa, insanlık yaşamı, her gün, hatta her an köklü değişimlerle karşı karşıyadır. Bunun değişimleri, yürüyüşü, hiçbir zaman bir nokta çevresinde saptanamaz ve durdurulamaz. Yasaları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra yurdun ve ulusun isterlerini karşılayamazlar. Çünkü dinler, değişmez kurallar kapsarlar. Yaşam yürür; gereksinimler hızla değişir; din yasaları, her ne olursa olsun ilerleyen yaşamın karşısında, biçimden ve ölü sözcüklerden ileri bir değer, bir anlam taşıyamazlar. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması, çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırıcı niteliklerinden biridir. Köklerini dinlerden alan yasalar, uygulandıkları toplumları, gökten indikleri ilkel çağlara bağlarlar ve ilerlemeleri engelleyici belli başlı neden ve etkenler arasında bulunurlar. Türk ulusunun alın yazısının, bugünkü çağda bile ortaçağ düzen ve kurallarına bağlı kalmasında, dinin değişmez kurallarından esinlenen ve Tanrı katiyle sürekli olarak ilişkili durumda bulunan yasalarımızın en güçlü etken olduklarından kuşku duyulmamalıdır.’<br />
Bozkurt ayrıca dinin vicdan meselesi olmaktan çıkarılarak istismarın, geriliğin kaynağı olarak nasıl kullanıldığını da ortaya koyar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Yenileşme tarihimizin akışında kamu yararı düşüncesiyle meydana getirilen yeniliklere karşı, yalnız kendi çıkarları aksayan takımlar savaşmışlar ve halkı din adına, bozuk ve çürük inançlar adına doğru yoldan sapmağa ve bozgunculuğa itelemişlerdir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşamayan noktalan görülüyorsa, bu, Türk Ulusunun yetenek ve becerikliliğindeki eksiklikten değil, onun çevresini gereksiz yere saran ortaçağ örgütlerinden ve dinsel hukuk kural ve kurumlarındandır. Hiçbir uygar ulus böyle bir inanış yöresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine ayak uydurarak zaman zaman kendini bağlayan gelenekleri yıkmakta duraksamamıştır. Gerçekler karşısında atadan ve deden kalma inanışlara ille de bağlı kalmak, akıl ve zeka gereklerinden değildir.’</span><br />
İsviçre Medeni Yasası, millet egemenliğini, laikliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile birliği içermesi, hakime takdir yetkisi tanıması, dilinin basitliği gibi nedenlerle 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEDENİ YASANIN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ HAKLAR</span><br />
1- Resmi nikah zorunlu hale getirildi.<br />
2- Tek eşli evlilik zorunlu hale getirildi.<br />
3- Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlandı.<br />
4- Tek taraflı olarak erkeklerin olan boşanma hakkı eşit koşullarla kadınlara da tanındı.<br />
5- Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanındı.<br />
6- Patrikhane ve konsoloslukların yargı yetkileri sona erdi.<br />
7- Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır duruma geldi.<br />
8- Türkiye’de hukuk birliği sağlandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEDENİ YASANIN AVRUPA’DAKİ YANKISI</span><br />
Lozan Andlaşması çerçevesinde Türkiye’de danışman olarak bulunan hukukçu Sauser Hall,  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur’ </span>diyerek şunu da belirtir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez.’ [10]</span><br />
Tarihçi Toynbee, Türk hukuk devrimini Rönesans, Reform, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimine benzeterek şu farkı vurgular:<br />
"Bu devrim, bir insanın yaşamı süresinde gerçekleştirilmiştir." [11]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kont Cstrorog ise şöyle değerlendirir:</span><br />
"Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabulü, Orta Doğu tarihinde 14 yüzyıldan, yani İslam dininin kabulünden bu yana görülen en önemli olaylardan biridir".[12]<br />
Hukuk devrimi özünde millet egemenliğini ortaya koymak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, bilimi esas almak, çağdaş olmaktır. Din ve toplumu geriliğe ötüren gelenekler bir referans kaynağı olmaktan çıkarılarak akla dayalı hükümlerle toplum yönetilmeliydi. Bunun yolu da hukuku laikleştirmekti.<br />
Medeni yasa bu yönleriyle Türk aydınlanmasının önemli belgelerden biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa Solak</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Odatv.com<br />
<br />
</span>[B<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">]Dipnotlar</span>[/B] <br />
[1] M. Şükrü Hanioğlu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi</span>, Üçdal Neşriyat, İstanbul, (tarihsiz), s. 375-383. <br />
[2] Celal Nuri, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınlarımız</span>, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993, s. 101-102. <br />
[3] Ziya Gökalp, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeni HayatÂDoğru Yol</span>, (haz: Müjgan Cumhur), Kültür Bakanlığı, Ankara, 1976, s. 32. <br />
[4] İsmail Arar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halil Menteşe’nin Anıları</span>, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1986, s. 228. <br />
[5] Mazhar Müfid Kansu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber</span>, C.I, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1986, s. 131-132. <br />
[6] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri</span>, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, s. 223-224. <br />
[7] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TBMM Zabıt Ceridesi</span>, 2. Dönem, C.X, s. 175-177. <br />
[8] Şükrü Kaya’nın hukukun laikleştirilmesine yönelik çabaları için bakınız. Mustafa Solak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatük’ün Bakanı Şükrü Kaya</span>, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2013. <br />
[9] Falih Rıfkı Atay, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çankaya</span>, İstanbul, 1969, s. 370. <br />
[10] La RÃ©ception des Droits EuropÃ©ens en Turquie, GenÃ¨ve, 1938, s.51’den aktaran Çağdaş Evrim Ergün, Mevzuat, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Türk Aydınlanma Hareketinde Hukuk Anlayışı Türkiye'de Hukukun Laikleşmesi’</span>, S. 20, İstanbul, 1999 <br />
[11] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün Hukuk Devrimi, </span>Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul, 1983, s. 9  <br />
[12] Ostorog, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">The Angora Reform</span>, London, 1927, s. 14’ten aktaran Çağdaş Evrim Ergün, age   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ 17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Hukuk Devrimimizin ve laik hukukumuzun simgesi bu yasa ülkemizin demokratikleşme ve çağdaşlaşmasında atılan önemli adımlardan biridir.<br />
1926 Hukuk devrimimizin geri planında özellikle Tanzimat döneminden başlayan laikleşme, Batıdan alınan yasalar ve egemenliğin halkla paylaşılması çabaları vardır. Bu çabalara bir göz gezdirelim.               <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
CUMHURİYET’E KADAR HUKUK ANLAYIŞI</span><br />
Tanzimat hareketi Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmayı Osmanlı toplumuna mal, can gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’hukuki emniyet’ </span>getirme ve gayrimüslümlere eşitlik sağlama fikrinde arar. Bunun için gerekli yasalar Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adliye’de hazırlanacak ve padişahın onayıyla yürürlüğe girecekti. 1840 ve 1851 yılında hazırlanan ceza yasaları, 1858 Arazi Kanunnamesi, 1858 Ceza Kanunname-i Hümayunu ve 1869 Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret, 1862 tarihli Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1864 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi, 1880 Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu ve 1881 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu bu şekilde hazırlanmıştır.<br />
Tanzimat döneminin devlet adamları ve aydınları yasalaştırmadan yanadırlar. Tartışma yasalaştırmaların Batı’dan yasalar almak yoluyla mı yoksa şeriatten beslenmek suretiyle mi olacağına dairdir. Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki Mecelle komisyonu 1878 yılına kadar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi hazırlar.<br />
İslamcı, Batıcı, Türkçü fikirlerin hukukun laikleşmesine, kadın-erkek eşitliğine dair bakışlarında farklılıklar vardır. İslamcılara göre yasalar şeriata dayanmalıydı. Çoğunlukla İslâmiyet’in ilerlemeye engel bir din olmadığını, içtihada önem verilmesini, savunuyorlardı.<br />
Abdullah Cevdet kadın haklarını, özgür olmayan kadınların annelerinin çocuk terbiyesindeki rolünün babadan daha fazla olması sebebiyle eksik yönlerini taşıyacaklarını savunur.<br />
Batıcılara göre ise Şeriye mahkemeleri kaldırılmalı ve Nizamiye mahkemeleri ve yasalar değiştirilmeliydi. Mecelle kaldırılmalı veya esaslı şekilde düzeltilmeliydi. Avrupa medeni yasası kabul edilerek evlenme ve boşanma şartları kadına yönelik olarak değiştirilmeli, birden fazla evlenme ve<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’boş ol’ </span>sözüyle kadın boşamak yasaklanmalıydı. Kılıçzade Hakkı, padişahların tek hanım almalarını, kadınların tutumlu olmak şartıyla diledikleri gibi gezip giyinebilmelerini, kızlarda tesettürün kaldırılmasını ve kızlara okullar açılmasını ister. [1]<br />
Batıcılardan Celal Nuri’ye göre Tanzimatçılar, milli yapımızı dikkate almaksızın Avrupa yasalarını kopya etmekle yetinmişlerdi. Hem Avrupa’dan iktibas yoluyla alınan yasalar hem de Mecelle ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. 1915’te kadınla erkeğin birbirleriyle iletişimde münasebette bulunmadan yaşamalarını Osmanlının gerileme sebeplerinden biri olarak görür. Hatta daha da ileri giderek kadının erkeklerden fazla haklara sahip olması, kadının kocasına itaat etmesine dair maddelerin yasalardan çıkarılmasını, tam eşitliği, zinanın suç sayılmaması, kadının mallarını dilediğince kullanabilmesi ve vasiyet edebilmesi, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerekliliğini belirtir.  [2]<br />
Türkçüler Tanzimatçıları ikili (din hükümlerine dayalı Şeriye mahkemeleri, laik Nizamiye mahkemeleri) hukuk politikaları sebebiyle eleştiriler. Ziya Gökalp’e göre eski hayat ve geleneklerin yerini yeni bir hayat almalıydı. Ziya Gökalp, evlenme, boşanma ve mirasta kadın-erkek eşitliğini savunmuştur. [3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OSMANLI’DA HUKUKUN İKİLİ YAPISI</span><br />
Dini hükümlere dayalı Mecelle’nin yanında Batı’dan alınan ticaret, ceza ve usul yasaları hukukta ikilik yaratmıştır. Bir yanda Allah’ın ve yeryüzündeki halife-padişahın iradesine dayanan Mecelle diğer yanda dünyevi meseleleri çözmeye yönelik, millet iradesinin de kısmen dahil edildiği laik nitelikli yasalar hukuk birliğini önlemiştir. Ziya Gökalp din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunarak hukukun laikleşmesi yönünde çabalamıştır.<br />
2. Meşrutiyet döneminde iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi’nin Adliye bakanı Halil Menteşe, Şeriye mahkemelerinin 25 Mart 1917 tarihinde Adliye Bakanlığına bağlanması dolayısıyla hukuktaki laikleşmeyi şöyle belirtir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Esas gaye şer’i mahkemeleri lağvetmek ve hukukumuzu da ’laicisser’ etmekti. Fakat bunda imparatorluk şeraitine göre tedrici yürümek zarureti vardı.’ [4]</span><br />
Mustafa Kemal Paşa, 7-8 Temmuz 1919 gecesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mazhar Müfit Kansu’ya</span> tesettürün ve fesin kalkacağını söyler. [5] Atatürk, Tanzimatçıların Batıdan yasa almalarını ’taklitçilik’ olarak niteleyerek bu yolla beklenen faydanın sağlanamayacağını savunuyordu. [6] <br />
     <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HUKUK DEVRİMİNE OLAN İHTİYACIN NEDENLERİ</span><br />
Bu nedenleri şu şekilde maddeleştirebiliriz:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a)</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Milli egemenlik:</span> Cumhuriyet millet egemenliği olduğuna göre hukukunda bu yönde değişmesi gerekliydi. Millet egemenliğinin sağlanması için de artık egemenliğin kaynağı ilahi bir güç olmaktan dolayısıyla da o ilahi gücün yeryüzündeki temsilcisinin tek bir kişiye (padişaha)  ait olmaktan çıkarılması gerekliydi. Egemenliğin kaynağı ilahi güç (Allah) değil millet iradesi olacaktı. Yasalar gücünü milletten almalıydı. Hukuk devrimin altındaki esas neden budur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Laikleşmek;</span> Millet egemenliğini gerçekleştirmenin yolu da yasarlı ve aklı laikleştirmekten geçiyordu. Yasalar tanrı değil millet iradesine dayanmalıydı. Dinin insan özgürlüğünü engellemek, makam, mevki elde etmek, kadını cinsel bir nesne olarak kullanılmasına (dincilik, yobazlık) izin verilmeyecek, böylece akıl özgürleşecekti. Toplumun inanç niteliğindekiler dışındaki ihtiyaçlarını karşılayabilecek güç değişmez nitelikteki din hükümler değil bilim olmalıydı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c)</span> İ<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ki tip insan yetişmesinin önüne geçmek: </span>Bir yanda şeriata dayalı hükümler, diğer yanda laik yasalar iki farklı dünyaya sahip insan yetişmesine neden oluyordu. Birinin dünyasında her sorunun yanıtı dinde aranırken diğerinde değişen ihtiyaçlara en iyi yanıt verecek bilim ve teknolojinin peşinde koşuluyordu.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">d) Eski hukukun eşitsizlikçi olması:</span> İslam Hukuku'yla Batı Hukuku'nun birlikte yürütülmesi eşitliğin bozularak ayrıcalıklı zümre ve sınıfların oluşmasına neden oluyor, adalete güveni zedeliyordu. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar mirasta, aile birliğinde, mahkemede erkekten daha az haklara sahipti.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">e)</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hukuk birliğini sağlama amacı; </span>Gayrımüslimler, Fatih Sultan Mehmet'ten beri ayrı ayrı kendi cemaatlarının hukukuna tabiydiler. Bu ayrım giderilmeliydi. Ayrıca yasalardaki hükümler birbiriyle çelişebiliyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA ÇABALAR</span><br />
1923’te başta Mecelle olmak üzere temel bazı yasaları yeniden düzenlemek üzere iki komisyon oluşturulur. Adalet Bakanlığı bünyesindeki komisyonların yasaların şeriat kurallarına uygun olması görüşü ve düzenlemelerde batı hukukundan alınmasına yönelik düşünceler sebebiyle bu komisyonlar dağıtılır. 19 Mayıs 1924’de oluşturulan komisyonların çalışmalarına ilişkin yönetmelikte, gerekirse ’batı milletlerinin kanun ve eserlerinden icap eden esasların alınması’ ifadesi yer alır. Bu komisyonun çabaları da yetersiz ve çağdaşlıktan uzak bulunarak Medeni Yasa ve Borçlar Yasası üzerine çalışmalar yapması üzere Ahkam-ı Şahsiye ve Vacibat komisyonları kurulur. <br />
     <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ÖNÜNE ÇIKACAKLAR, DEMİRLE, ATEŞLE YOK EDİLMEYE MAHKUMDURLAR’</span><br />
Mahmut Esat Bozkurt, ıslahatın sosyal ve ekonomik sisteme dokunmadığını belirterek Adliye bakanını, büyük kısmı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’13 asır evvel Bağdat çöllerinde yazılmış ve bir kısmı da Frenk kokan yasalar’ </span>diyerek eleştirir. [7] Daha sonra Adliye bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt Şükrü Kaya [8] ile birlikte bir Avrupa’dan medeni yasa alma fikrini Atatürk’e iletirler. [9] Sonuçta İsviçre Medeni Yasasının ve Borçlar yasasının, bazı değişikliklerle, bütün olarak alınıp benimsenmesine karar verilir. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bu kararı şu şekilde değerlendirir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Türk İhtilali’nin kararı, batı uygarlığını kayıtsız şartsız kendisine mal etmek, benimsemektir. Bu karar, o kadar kesin bir azme dayanmaktadır ki, önüne çıkacaklar, demirle, ateşle yok edilmeye mahkumdurlar.’<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAHMUT ESAT’IN MEDENİ YASAYA YAZDIĞI GEREKÇE</span>     <br />
Medeni Yasaya yazdığı gerekçede Mahmut Esat Bozkurt, yeni yasaya ihtiyacın dinin değişmez doğasının bütün ihtiyaçları karşılaşmaktan uzak olduğundan dolayı ihtiyaç olduğunu şu cümleleriyle ifade eder:<br />
’Mecelle'nin temeli ve ana çizgileri dindir. Oysa, insanlık yaşamı, her gün, hatta her an köklü değişimlerle karşı karşıyadır. Bunun değişimleri, yürüyüşü, hiçbir zaman bir nokta çevresinde saptanamaz ve durdurulamaz. Yasaları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra yurdun ve ulusun isterlerini karşılayamazlar. Çünkü dinler, değişmez kurallar kapsarlar. Yaşam yürür; gereksinimler hızla değişir; din yasaları, her ne olursa olsun ilerleyen yaşamın karşısında, biçimden ve ölü sözcüklerden ileri bir değer, bir anlam taşıyamazlar. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması, çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırıcı niteliklerinden biridir. Köklerini dinlerden alan yasalar, uygulandıkları toplumları, gökten indikleri ilkel çağlara bağlarlar ve ilerlemeleri engelleyici belli başlı neden ve etkenler arasında bulunurlar. Türk ulusunun alın yazısının, bugünkü çağda bile ortaçağ düzen ve kurallarına bağlı kalmasında, dinin değişmez kurallarından esinlenen ve Tanrı katiyle sürekli olarak ilişkili durumda bulunan yasalarımızın en güçlü etken olduklarından kuşku duyulmamalıdır.’<br />
Bozkurt ayrıca dinin vicdan meselesi olmaktan çıkarılarak istismarın, geriliğin kaynağı olarak nasıl kullanıldığını da ortaya koyar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Yenileşme tarihimizin akışında kamu yararı düşüncesiyle meydana getirilen yeniliklere karşı, yalnız kendi çıkarları aksayan takımlar savaşmışlar ve halkı din adına, bozuk ve çürük inançlar adına doğru yoldan sapmağa ve bozgunculuğa itelemişlerdir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşamayan noktalan görülüyorsa, bu, Türk Ulusunun yetenek ve becerikliliğindeki eksiklikten değil, onun çevresini gereksiz yere saran ortaçağ örgütlerinden ve dinsel hukuk kural ve kurumlarındandır. Hiçbir uygar ulus böyle bir inanış yöresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine ayak uydurarak zaman zaman kendini bağlayan gelenekleri yıkmakta duraksamamıştır. Gerçekler karşısında atadan ve deden kalma inanışlara ille de bağlı kalmak, akıl ve zeka gereklerinden değildir.’</span><br />
İsviçre Medeni Yasası, millet egemenliğini, laikliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile birliği içermesi, hakime takdir yetkisi tanıması, dilinin basitliği gibi nedenlerle 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEDENİ YASANIN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ HAKLAR</span><br />
1- Resmi nikah zorunlu hale getirildi.<br />
2- Tek eşli evlilik zorunlu hale getirildi.<br />
3- Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlandı.<br />
4- Tek taraflı olarak erkeklerin olan boşanma hakkı eşit koşullarla kadınlara da tanındı.<br />
5- Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanındı.<br />
6- Patrikhane ve konsoloslukların yargı yetkileri sona erdi.<br />
7- Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır duruma geldi.<br />
8- Türkiye’de hukuk birliği sağlandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEDENİ YASANIN AVRUPA’DAKİ YANKISI</span><br />
Lozan Andlaşması çerçevesinde Türkiye’de danışman olarak bulunan hukukçu Sauser Hall,  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur’ </span>diyerek şunu da belirtir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez.’ [10]</span><br />
Tarihçi Toynbee, Türk hukuk devrimini Rönesans, Reform, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimine benzeterek şu farkı vurgular:<br />
"Bu devrim, bir insanın yaşamı süresinde gerçekleştirilmiştir." [11]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kont Cstrorog ise şöyle değerlendirir:</span><br />
"Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabulü, Orta Doğu tarihinde 14 yüzyıldan, yani İslam dininin kabulünden bu yana görülen en önemli olaylardan biridir".[12]<br />
Hukuk devrimi özünde millet egemenliğini ortaya koymak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, bilimi esas almak, çağdaş olmaktır. Din ve toplumu geriliğe ötüren gelenekler bir referans kaynağı olmaktan çıkarılarak akla dayalı hükümlerle toplum yönetilmeliydi. Bunun yolu da hukuku laikleştirmekti.<br />
Medeni yasa bu yönleriyle Türk aydınlanmasının önemli belgelerden biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa Solak</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Odatv.com<br />
<br />
</span>[B<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">]Dipnotlar</span>[/B] <br />
[1] M. Şükrü Hanioğlu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi</span>, Üçdal Neşriyat, İstanbul, (tarihsiz), s. 375-383. <br />
[2] Celal Nuri, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadınlarımız</span>, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993, s. 101-102. <br />
[3] Ziya Gökalp, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeni HayatÂDoğru Yol</span>, (haz: Müjgan Cumhur), Kültür Bakanlığı, Ankara, 1976, s. 32. <br />
[4] İsmail Arar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halil Menteşe’nin Anıları</span>, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1986, s. 228. <br />
[5] Mazhar Müfid Kansu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber</span>, C.I, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1986, s. 131-132. <br />
[6] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri</span>, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, s. 223-224. <br />
[7] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TBMM Zabıt Ceridesi</span>, 2. Dönem, C.X, s. 175-177. <br />
[8] Şükrü Kaya’nın hukukun laikleştirilmesine yönelik çabaları için bakınız. Mustafa Solak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatük’ün Bakanı Şükrü Kaya</span>, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2013. <br />
[9] Falih Rıfkı Atay, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çankaya</span>, İstanbul, 1969, s. 370. <br />
[10] La RÃ©ception des Droits EuropÃ©ens en Turquie, GenÃ¨ve, 1938, s.51’den aktaran Çağdaş Evrim Ergün, Mevzuat, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Türk Aydınlanma Hareketinde Hukuk Anlayışı Türkiye'de Hukukun Laikleşmesi’</span>, S. 20, İstanbul, 1999 <br />
[11] <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün Hukuk Devrimi, </span>Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul, 1983, s. 9  <br />
[12] Ostorog, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">The Angora Reform</span>, London, 1927, s. 14’ten aktaran Çağdaş Evrim Ergün, age   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Milliyetçiliğin in Özellikleri!!.. .]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-milliyetciligin-in-ozellikleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 20:27:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-milliyetciligin-in-ozellikleri.html</guid>
			<description><![CDATA[ Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında millet esastır. Atatürk milliyetçiliğinde özellikle Türk Milleti’nin geçmişine olan sevgi ile birlik ve beraberliğine yer ve değer verilmektedir. Atatürk’ün;<br />
<br />
’Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ederiz. Bizim milliyetçiliğimiz bencil bir milliyetçilik değildir."<br />
<br />
sözleriyle de ifade ettiği gibi, Atatürk milliyetçiliği herhangi bir millet düşmanlığına dayanmamaktadır. Yurtta ve dünyada barışı öngörür. Bu sebeple her türlü emperyalizme ve sömürgeciliğe karşıdır. Bağımsızlığı savunur. Başka devletlerin de bağımsızlığına saygılıdır ve yayılmacı değildir.<br />
<br />
   <br />
 Atatürk milliyetçiliği hürriyete ve insan şahsiyetine değer verir ve eşitlik fikrine dayanır. Bölücülüğü ve ayrımcılığı reddederek, birleştirici, bütünleştirici bir nitelik taşır. Ayrıca milliyetçiliği reddeden akımlara ve sınıf mücadelesine karşı olup, laik, insancıl, barışçı olmak gibi özelliklere sahiptir.<br />
<br />
   <br />
 Atatürk milliyetçiliği ilericidir. Çağın gerçeklerine uygun olarak, akıl ve bilimin doğrularına dayanır. Bu çerçevede Türk Milleti’nin dünya medeniyetine bilimsel açıdan hizmetini öngörür.<br />
<br />
   <br />
 Bütün bunların yanında Atatürk milliyetçiliği; akılcı, yapıcı, yaratıcı ve idealist bir yapı içerisinde, insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir biçimde, kültürel değerlere sahip çıkan bir sistem olarak Türk Milletini sevmeyi ve onun menfaatleri için çalışmayı öngörür...   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında millet esastır. Atatürk milliyetçiliğinde özellikle Türk Milleti’nin geçmişine olan sevgi ile birlik ve beraberliğine yer ve değer verilmektedir. Atatürk’ün;<br />
<br />
’Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ederiz. Bizim milliyetçiliğimiz bencil bir milliyetçilik değildir."<br />
<br />
sözleriyle de ifade ettiği gibi, Atatürk milliyetçiliği herhangi bir millet düşmanlığına dayanmamaktadır. Yurtta ve dünyada barışı öngörür. Bu sebeple her türlü emperyalizme ve sömürgeciliğe karşıdır. Bağımsızlığı savunur. Başka devletlerin de bağımsızlığına saygılıdır ve yayılmacı değildir.<br />
<br />
   <br />
 Atatürk milliyetçiliği hürriyete ve insan şahsiyetine değer verir ve eşitlik fikrine dayanır. Bölücülüğü ve ayrımcılığı reddederek, birleştirici, bütünleştirici bir nitelik taşır. Ayrıca milliyetçiliği reddeden akımlara ve sınıf mücadelesine karşı olup, laik, insancıl, barışçı olmak gibi özelliklere sahiptir.<br />
<br />
   <br />
 Atatürk milliyetçiliği ilericidir. Çağın gerçeklerine uygun olarak, akıl ve bilimin doğrularına dayanır. Bu çerçevede Türk Milleti’nin dünya medeniyetine bilimsel açıdan hizmetini öngörür.<br />
<br />
   <br />
 Bütün bunların yanında Atatürk milliyetçiliği; akılcı, yapıcı, yaratıcı ve idealist bir yapı içerisinde, insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir biçimde, kültürel değerlere sahip çıkan bir sistem olarak Türk Milletini sevmeyi ve onun menfaatleri için çalışmayı öngörür...   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hasanoğlan Köy Enstitüsü, 1944]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-hasanoglan-koy-enstitusu-1944.html</link>
			<pubDate>Wed, 04 Feb 2015 16:48:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-hasanoglan-koy-enstitusu-1944.html</guid>
			<description><![CDATA[ [COLOR="#000000"]Hasanoğlan Köy Enstitüsü, 1944, Arıcılık dersi <br />
<br />
Öğrenciler kendi ballarını üretip pazarlayarak enstitüye gelir sağlıyorlardı..   <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/BAL.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: BAL.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ [COLOR="#000000"]Hasanoğlan Köy Enstitüsü, 1944, Arıcılık dersi <br />
<br />
Öğrenciler kendi ballarını üretip pazarlayarak enstitüye gelir sağlıyorlardı..   <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/BAL.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: BAL.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün tarım politikaları]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-un-tarim-politikalari.html</link>
			<pubDate>Sat, 08 Nov 2014 17:22:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ataturk-un-tarim-politikalari.html</guid>
			<description><![CDATA[ [COLOR="#000000"]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Tek Adam’ </span>kitaplarıyla Atatürk’ün yaşam öyküsünü üç cilt olarak kaleme alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevket Süreyya  Aydemir,</span> birinci cildin ön sözünde, ’Tarihi şahsiyetler,tarihin akışını değiştirebilir mi? Yoksa tarihte şahsiyetin rolü, bu akışı yalnız hızlandırabilmek veya yavaşlatmaktan mı ibarettir?’ sorusundan sonra Atatürk hakkında şöyle bir değerlendirme yapıyor: ’Mustafa Kemal Atatürk de,tarihi bir şahsiyettir.Bu şahsiyetin de tarihin akışında bir rolü vardır. Hem de içinden çıktığı Türk toplumunun kaderine damgasını vuracak ve çağının olaylarına yön verecek kadar güçlü ve etkili bir rol. Bu bakımdan milletinin kaderine olan müdahalesi şüphe götürmez.’<br />
<br />
Aydemir’in bu tespitine katılmamak olası değil.<br />
<br />
Tarih sahnesinden silinmek üzere olan bir halk, Atatürk’ün önderliğinde, eskilerin deyişiyle düvel-i muazzama denilen emperyal devletlerle karşı savaşarak Kuvayı Milliye temelinde Cumhuriyet rejimini geçmişti. Siyasal bağımsızlığını kazanan Türkiye ekonomik bağımsızlığını da kazanmalıydı. Ancak bu, askeri zaferden daha da zordu. Çünkü memleketin ekonomisi tam bir yıkıntıydı. Tarımsal üretimi de halkı doyuramaz durumdaydı.<br />
<br />
Bu bağlamda yazı, Atatürk’ün tarımda gerçekleştirdiği Türk Mucizesi’ni kısaca özetlenmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUMHURİYETİN BAŞINDA  TÜRKİYE’NİN GÖRÜNÜMÜ</span><br />
<br />
Â·  13.6 milyon nüfusun 10.3 milyonu kırsal kesimde yaşıyordu.<br />
<br />
Â· Toprak dağılımı adaletsizdi. Ailelerin yüzde 5’i toprakların yüzde 65’ine sahipti. Feodalitenin egemen olduğu doğu ve güneydoğu bölgelerinde ise ağalar devlet konumundaydı.<br />
<br />
Â· Tarım teknikleri son derece geri, köylü eğitimsizdi. Çok az sayıda ziraat mühendisi, veteriner hekim ve tarım teknisyeni vardı.<br />
<br />
Â· Tarımsal üretim halkı besleyemez durumdaydı. Ekmeklik unun bile çoğu dışarıdan getiriliyordu. Şekerimiz ve yağımız yoktu Et, bayramdan bayrama bile bulunamıyordu. Hayvanlar hastalıktan kırılıyordu.<br />
<br />
Â·  Nüfusumuzun yarısı hastaydı. Üç milyon insan trahomluydu. Bebek ölümleri yüzde 60’ın üzerinde seyrediyordu.<br />
<br />
Â·  Bütün sanayi ürünleri dışarıdan alınıyordu. Ülke Avrupa’nın açık pazarı olmuştu.<br />
<br />
Â· Halkın ancak yüzde 7’si okur-yazardı. Darülfünun denilen tek bir üniversite vardı. O’na da üniversite demek zordu. Üstelik Darülfünun hocalarının çoğunluğu da Kemalist Devrimlere sıcak bakmıyordu.<br />
<br />
Â·  Kadın- erkek eşitliği söz konusu bile değildi.<br />
<br />
Bu olumsuz tespitleri uzatmak olası. Gerçekten ülkenin durumu içler acısıydı. İşte Atatürk ve arkadaşları ülkedeki ortaçağı yenmek, tam bağımsız bir Türkiye yaratmak için olağanüstü atılımlar yaptılar. Ekonomik atılımların en somut göstergelerinden biri tarımda gerçekleştirdikleri işlerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUMHURİYETLE BİRLİKTE TARIMDA NELER YAPILDI</span><br />
<br />
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte tarımda gerçekleştirilen işleri şöyle özetlemek olası;<br />
<br />
Â·  Toprak reformu fikrinin temelleri atıldı. Atatürk, her ortamda toprak reformunun yapılması doğrultusunda söylemlerde bulundu. Köylülere toprak dağıtımına başlatıldı.<br />
<br />
Â·  Çiftçilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşmesinde önemli atılımlar yapıldı. Atatürk’ün kendisi de birçok tarım ve tüketim kooperatifinin kuruluşunda bir numaralı üye oldu.<br />
<br />
Â·  Tarımsal desteklemeler başlatıldı. Bir köylü vergisi olan aşar kaldırıldı.<br />
<br />
Â·  Çiftçinin tohumluk ve damızlık hayvan gereksinmesini karşılamak amacıyla devlet çiftlikleri kurulmaya başlandı.<br />
<br />
Â·  Tarımsal eğitim çalışmaları bağlamında öncelikle orta eğitim düzeyinde okullar açıldı. Tarımsal yüksek eğitim için de bir tarım üniversitesi olan Yüksek Ziraat Enstitüsü kuruldu. Bu enstitü, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de ilk üniversitesi oldu.<br />
<br />
Â·  Tarımsal araştırma-geliştirme etkinlikleri başlatıldı. Araştırma istasyonları ve enstitüleri kuruldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATATÜRK TARIM POLİTİKALARININ ÜRETİME YANSIMALARI</span><br />
<br />
Atatürk döneminde 1923Â1929 yılları arasında tarımsal üretimin yıllık büyüme hızı yüzde 8.9’u bularak milli gelir büyüme hızını (yüzde 8.6)geçti.<br />
<br />
1930-1939 yılları arasında ise küresel kapitalizmin yaşadığı büyük buhranın olumsuzluğuna karşın, tarım kesimi büyümesini sürdürdü. Bu dönemde tarımda yıllık büyüme hızı yüzde 5.1 olarak gerçekleşti.<br />
<br />
Tarımda ortaya çıkan bu olumlu gelişmelerde, tarıma yönelik olumlu politikaların fiyat ve vergi değişkenleri yoluyla çiftçiler lehine kaynak yaratılması, oluşturulan deneme ve araştırma istasyonları ile Anadolu’nun erkek nüfusunun yeniden toprağa dönmesine olanak veren barış ortamı rol oynadı.<br />
<br />
Türk Mucizesi tarımda da gerçekleştirildi, tarımsal üretim arttı. Türkiye, öncelikle üç beyazda; un, şeker ve bezde dışa bağımlılıktan kurtulmaya başladı. Köylü üzerinde ağa ve beylerin egemenliği giderek azalma yoluna girdi. Bütün bunlar aynı zamanda ulusal birliğin güçlendirmesine de hizmet etti. Halkın devletine güveni arttı.<br />
<br />
Ne yazık ki günümüzde Atatürk’ün bıraktığı mirasa yeterince sahip çıkamadığımız görülüyor. Tarım dahil, Türkiye ekonomisi dışa bağımlı bir ülke durumuna geldi. Ortaya çıkan olumsuzluğun içsel ve dışsal birçok nedeni var.<br />
<br />
İçsel nedeni; çıkarları Batı’yla bütünleşmiş işbirlikçilerin topluma egemen olmasından kaynaklanıyor. Bunların, İslamcı ya da Laik görünümlü olmaları önemli değil. Dışsal nedeni ise Batı’nın Kemalizm’e karşı beslediği düşmanlık. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme karşı verilen bir bağımsızlık savaşı ile kurulmuştu. Batılı güçler, bu nedenle Sevr Antlaşması’nı yırtan ve Lozan Antlaşması ile siyasal ve ekonomik bağımsızlığını silahlı gücüyle kabul ettiren Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk’ü bir türlü kabul edememişlerdi. Çünkü Türkiye, bağımsızlık zaferi ile aynı zamanda diğer sömürge ve yarı sömürgeler için örnek olmuştu. Yaşadığımız günlerde Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararlarda, Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilen senaryo ve yaklaşımlarda bu nedenle Kemalizm’in sona erdirilmesi görüşleri dile getirilmektedir. <br />
<br />
Çözüm nedir? Çözümde ölçü, büyük çoğunluğun çıkarlarına yönelik ekonomi - politika yaklaşımlarıyla ilgili. Ölçü, emek ağırlıklı toplumsal sınıf ve katmanların emperyalizme karşı duruşlarıyla doğrudan bağlantılı.<br />
<br />
İşbirlikçiler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Türkiye Ankara’dan yönetilemez’</span> diyorlar.<br />
<br />
Kimileri açık, kimileri örtük, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye biçtiği Ilımlı İslam gömleğini giymeyi savunuyorlar. Çözüm ekonomik ve siyasal tam bağımsızlıktan geçiyor. Çözüm; emeğiyle üreten ve geçinen ulusalcı güçlerin iktidara yürümesinden geçiyor. Çözüm, Atatürkçülükten, bir başka deyişle Atatürk’ün  yarattığı Türk Mucizesi’ni yeniden hayata yansıtmaktan geçiyor.<br />
<br />
Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı<br />
<br />
Odatv.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ [COLOR="#000000"]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Tek Adam’ </span>kitaplarıyla Atatürk’ün yaşam öyküsünü üç cilt olarak kaleme alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevket Süreyya  Aydemir,</span> birinci cildin ön sözünde, ’Tarihi şahsiyetler,tarihin akışını değiştirebilir mi? Yoksa tarihte şahsiyetin rolü, bu akışı yalnız hızlandırabilmek veya yavaşlatmaktan mı ibarettir?’ sorusundan sonra Atatürk hakkında şöyle bir değerlendirme yapıyor: ’Mustafa Kemal Atatürk de,tarihi bir şahsiyettir.Bu şahsiyetin de tarihin akışında bir rolü vardır. Hem de içinden çıktığı Türk toplumunun kaderine damgasını vuracak ve çağının olaylarına yön verecek kadar güçlü ve etkili bir rol. Bu bakımdan milletinin kaderine olan müdahalesi şüphe götürmez.’<br />
<br />
Aydemir’in bu tespitine katılmamak olası değil.<br />
<br />
Tarih sahnesinden silinmek üzere olan bir halk, Atatürk’ün önderliğinde, eskilerin deyişiyle düvel-i muazzama denilen emperyal devletlerle karşı savaşarak Kuvayı Milliye temelinde Cumhuriyet rejimini geçmişti. Siyasal bağımsızlığını kazanan Türkiye ekonomik bağımsızlığını da kazanmalıydı. Ancak bu, askeri zaferden daha da zordu. Çünkü memleketin ekonomisi tam bir yıkıntıydı. Tarımsal üretimi de halkı doyuramaz durumdaydı.<br />
<br />
Bu bağlamda yazı, Atatürk’ün tarımda gerçekleştirdiği Türk Mucizesi’ni kısaca özetlenmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUMHURİYETİN BAŞINDA  TÜRKİYE’NİN GÖRÜNÜMÜ</span><br />
<br />
Â·  13.6 milyon nüfusun 10.3 milyonu kırsal kesimde yaşıyordu.<br />
<br />
Â· Toprak dağılımı adaletsizdi. Ailelerin yüzde 5’i toprakların yüzde 65’ine sahipti. Feodalitenin egemen olduğu doğu ve güneydoğu bölgelerinde ise ağalar devlet konumundaydı.<br />
<br />
Â· Tarım teknikleri son derece geri, köylü eğitimsizdi. Çok az sayıda ziraat mühendisi, veteriner hekim ve tarım teknisyeni vardı.<br />
<br />
Â· Tarımsal üretim halkı besleyemez durumdaydı. Ekmeklik unun bile çoğu dışarıdan getiriliyordu. Şekerimiz ve yağımız yoktu Et, bayramdan bayrama bile bulunamıyordu. Hayvanlar hastalıktan kırılıyordu.<br />
<br />
Â·  Nüfusumuzun yarısı hastaydı. Üç milyon insan trahomluydu. Bebek ölümleri yüzde 60’ın üzerinde seyrediyordu.<br />
<br />
Â·  Bütün sanayi ürünleri dışarıdan alınıyordu. Ülke Avrupa’nın açık pazarı olmuştu.<br />
<br />
Â· Halkın ancak yüzde 7’si okur-yazardı. Darülfünun denilen tek bir üniversite vardı. O’na da üniversite demek zordu. Üstelik Darülfünun hocalarının çoğunluğu da Kemalist Devrimlere sıcak bakmıyordu.<br />
<br />
Â·  Kadın- erkek eşitliği söz konusu bile değildi.<br />
<br />
Bu olumsuz tespitleri uzatmak olası. Gerçekten ülkenin durumu içler acısıydı. İşte Atatürk ve arkadaşları ülkedeki ortaçağı yenmek, tam bağımsız bir Türkiye yaratmak için olağanüstü atılımlar yaptılar. Ekonomik atılımların en somut göstergelerinden biri tarımda gerçekleştirdikleri işlerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUMHURİYETLE BİRLİKTE TARIMDA NELER YAPILDI</span><br />
<br />
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte tarımda gerçekleştirilen işleri şöyle özetlemek olası;<br />
<br />
Â·  Toprak reformu fikrinin temelleri atıldı. Atatürk, her ortamda toprak reformunun yapılması doğrultusunda söylemlerde bulundu. Köylülere toprak dağıtımına başlatıldı.<br />
<br />
Â·  Çiftçilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşmesinde önemli atılımlar yapıldı. Atatürk’ün kendisi de birçok tarım ve tüketim kooperatifinin kuruluşunda bir numaralı üye oldu.<br />
<br />
Â·  Tarımsal desteklemeler başlatıldı. Bir köylü vergisi olan aşar kaldırıldı.<br />
<br />
Â·  Çiftçinin tohumluk ve damızlık hayvan gereksinmesini karşılamak amacıyla devlet çiftlikleri kurulmaya başlandı.<br />
<br />
Â·  Tarımsal eğitim çalışmaları bağlamında öncelikle orta eğitim düzeyinde okullar açıldı. Tarımsal yüksek eğitim için de bir tarım üniversitesi olan Yüksek Ziraat Enstitüsü kuruldu. Bu enstitü, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de ilk üniversitesi oldu.<br />
<br />
Â·  Tarımsal araştırma-geliştirme etkinlikleri başlatıldı. Araştırma istasyonları ve enstitüleri kuruldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATATÜRK TARIM POLİTİKALARININ ÜRETİME YANSIMALARI</span><br />
<br />
Atatürk döneminde 1923Â1929 yılları arasında tarımsal üretimin yıllık büyüme hızı yüzde 8.9’u bularak milli gelir büyüme hızını (yüzde 8.6)geçti.<br />
<br />
1930-1939 yılları arasında ise küresel kapitalizmin yaşadığı büyük buhranın olumsuzluğuna karşın, tarım kesimi büyümesini sürdürdü. Bu dönemde tarımda yıllık büyüme hızı yüzde 5.1 olarak gerçekleşti.<br />
<br />
Tarımda ortaya çıkan bu olumlu gelişmelerde, tarıma yönelik olumlu politikaların fiyat ve vergi değişkenleri yoluyla çiftçiler lehine kaynak yaratılması, oluşturulan deneme ve araştırma istasyonları ile Anadolu’nun erkek nüfusunun yeniden toprağa dönmesine olanak veren barış ortamı rol oynadı.<br />
<br />
Türk Mucizesi tarımda da gerçekleştirildi, tarımsal üretim arttı. Türkiye, öncelikle üç beyazda; un, şeker ve bezde dışa bağımlılıktan kurtulmaya başladı. Köylü üzerinde ağa ve beylerin egemenliği giderek azalma yoluna girdi. Bütün bunlar aynı zamanda ulusal birliğin güçlendirmesine de hizmet etti. Halkın devletine güveni arttı.<br />
<br />
Ne yazık ki günümüzde Atatürk’ün bıraktığı mirasa yeterince sahip çıkamadığımız görülüyor. Tarım dahil, Türkiye ekonomisi dışa bağımlı bir ülke durumuna geldi. Ortaya çıkan olumsuzluğun içsel ve dışsal birçok nedeni var.<br />
<br />
İçsel nedeni; çıkarları Batı’yla bütünleşmiş işbirlikçilerin topluma egemen olmasından kaynaklanıyor. Bunların, İslamcı ya da Laik görünümlü olmaları önemli değil. Dışsal nedeni ise Batı’nın Kemalizm’e karşı beslediği düşmanlık. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme karşı verilen bir bağımsızlık savaşı ile kurulmuştu. Batılı güçler, bu nedenle Sevr Antlaşması’nı yırtan ve Lozan Antlaşması ile siyasal ve ekonomik bağımsızlığını silahlı gücüyle kabul ettiren Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk’ü bir türlü kabul edememişlerdi. Çünkü Türkiye, bağımsızlık zaferi ile aynı zamanda diğer sömürge ve yarı sömürgeler için örnek olmuştu. Yaşadığımız günlerde Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararlarda, Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilen senaryo ve yaklaşımlarda bu nedenle Kemalizm’in sona erdirilmesi görüşleri dile getirilmektedir. <br />
<br />
Çözüm nedir? Çözümde ölçü, büyük çoğunluğun çıkarlarına yönelik ekonomi - politika yaklaşımlarıyla ilgili. Ölçü, emek ağırlıklı toplumsal sınıf ve katmanların emperyalizme karşı duruşlarıyla doğrudan bağlantılı.<br />
<br />
İşbirlikçiler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Türkiye Ankara’dan yönetilemez’</span> diyorlar.<br />
<br />
Kimileri açık, kimileri örtük, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye biçtiği Ilımlı İslam gömleğini giymeyi savunuyorlar. Çözüm ekonomik ve siyasal tam bağımsızlıktan geçiyor. Çözüm; emeğiyle üreten ve geçinen ulusalcı güçlerin iktidara yürümesinden geçiyor. Çözüm, Atatürkçülükten, bir başka deyişle Atatürk’ün  yarattığı Türk Mucizesi’ni yeniden hayata yansıtmaktan geçiyor.<br />
<br />
Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı<br />
<br />
Odatv.com   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Saltanatın Kaldırılması-1 Kasım 1922]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-saltanatin-kaldirilmasi-1-kasim-1922.html</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2014 20:48:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-saltanatin-kaldirilmasi-1-kasim-1922.html</guid>
			<description><![CDATA[ [COLOR="#000000"]Mudanya ateşkes antlaşmasından sonra barış konferansı hazırlıkları başladığında İstanbul hükümeti TBMM Hükümetinin yanında görüşmelere katılmak istediğini belirtmiştir.İtilaf devletleri de bunu destekleyerek iki hükümet arasında görüş ayrılıklarının çıkmasını sağlayıp bundan yararlanmak istemişlerdir.Mustafa Kemal Paşa buna çok sert bir şekilde cevap vererek İstanbul Hükümetinin bağlı olduğu saltanat makamının kaldırılması için TBMM’de görüşmeler başlatmıştır.<br />
<br />
1 Kasım 1922’de alınan bir kararla önce saltanat makamı halifelik makamından ayrılarak dini ve siyasi yetkilerinin ayrılması sağlandı.Bu makamın zaten 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgaliyle kalkmış olduğu belirtildi.Halifelik makamının ise devam etmesi ve Osmanlı hanedanından da bir kişinin TBMM tarafından bu göreve getirilmesi kararlaştırıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saltanatın Kaldırılmasının Nedenleri:</span><br />
<br />
Â Kurtuluş savaşını TBMM kazandığı halde Lozan Konferansına saltanatı temsilen İstanbul Hükümetinin de çağırılması<br />
Â İstanbul Hükümeti ve Padişahın Kurtuluş savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olması<br />
Â Ülke yönetiminde ve barış görüşmelerinde iki ayrı hükümetin bulunmasını uygun olmaması ve bu ikiliğe son verilmek istenmesi<br />
Â Saltanat siteminin ulusal egemenlik anlayışıyla bağdaşmaması<br />
Â TBMM’nin açılışından itibaren zaten saltanat olmaksızın ulusal egemenliğin uygulanıyor olması<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Saltanatın Kaldırılmasını Sonuçları:</span><br />
<br />
Â Ülkede iki ayrı yönetimin bulunmasına son verildi.<br />
Â Altı yüz yıllık Osmanlı saltanatı sona erdi.<br />
Â Ulusal egemenliğin tam olarak sağlanması için önemli bir adım atıldı.<br />
Â TBMM Türkiye’de tek yasal güç haline geldi.<br />
Â Din ve devlet işlerinin tek bir makamın elinde bulunmasına son verildi.Böylece laiklik alanında da ilk önemli adım atılmış oldu.<br />
Â Son Osmanlı Sultanı VI.Mehmet Vahdettin 17 Kasım 1922’de ülkeyi terk etti.<br />
Â TBMM Halifeliğin İngiltere tarafından kullanılmasını engellemek amacıyla Osmanlı Hanedanından Abdülmecid Efendiyi halife seçtiğini ilan etti.<br />
Â Halifelik Osmanlı Devletindeki siyasi gücünü kaybederek sembolik bir makam haline geldi.<br />
Â Yapılacak İnkılaplara zemin hazırlandı.<br />
Â Lozan Barış görüşmelerinde Türkiye’nin tek bir heyet tarafından temsil edilmesi sağlandı.Böylece İtilaf devletlerinin ikilik çıkarma planı sonuçsuz kaldı.<br />
Â Saltanatın kaldırılması nedeniyle TBMM’de tartışmalar daha da artarak Meclisin çalışmaları olumsuz yönde etkilendi.Bunun da etkisiyle TBMM’nin seçimlere gitmesi hızlandı.<br />
<br />
Mustafa kemal Paşa Nutuk’ta saltanatın kaldırılması ile ilgili görüşmelerin uzaması ve bu kurumun devam etmesini isteyenlerin faaliyetleri karşısında şunları söylediğini belirtmiştir: <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Efendiler hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye görüşmeyle tartışmayla verilmez.Hakimiyet ve saltanat kuvvetle kudretle zorla alınır.Osman oğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatını zorla el koymuşlardır.Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir.Şimdi de Türk milleti bunlara hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanata isyan ederek idareyi kendi eline almış bulunuyor.Bu bir oldu bittidir. Konumuz millete saltanatı bırakmak yada bırakmamak değildir.Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten ibarettir.Bu derhal olacaktır.Burada toplananlar meclis ve herkes meseleyi olduğu gibi görürse doğru olur.Aksi takdirde gerçek yine gerektiği şekilde belirtilecektir.Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.’ </span><br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/saltanat.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: saltanat.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
ataturkinkilaplari.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ [COLOR="#000000"]Mudanya ateşkes antlaşmasından sonra barış konferansı hazırlıkları başladığında İstanbul hükümeti TBMM Hükümetinin yanında görüşmelere katılmak istediğini belirtmiştir.İtilaf devletleri de bunu destekleyerek iki hükümet arasında görüş ayrılıklarının çıkmasını sağlayıp bundan yararlanmak istemişlerdir.Mustafa Kemal Paşa buna çok sert bir şekilde cevap vererek İstanbul Hükümetinin bağlı olduğu saltanat makamının kaldırılması için TBMM’de görüşmeler başlatmıştır.<br />
<br />
1 Kasım 1922’de alınan bir kararla önce saltanat makamı halifelik makamından ayrılarak dini ve siyasi yetkilerinin ayrılması sağlandı.Bu makamın zaten 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgaliyle kalkmış olduğu belirtildi.Halifelik makamının ise devam etmesi ve Osmanlı hanedanından da bir kişinin TBMM tarafından bu göreve getirilmesi kararlaştırıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saltanatın Kaldırılmasının Nedenleri:</span><br />
<br />
Â Kurtuluş savaşını TBMM kazandığı halde Lozan Konferansına saltanatı temsilen İstanbul Hükümetinin de çağırılması<br />
Â İstanbul Hükümeti ve Padişahın Kurtuluş savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olması<br />
Â Ülke yönetiminde ve barış görüşmelerinde iki ayrı hükümetin bulunmasını uygun olmaması ve bu ikiliğe son verilmek istenmesi<br />
Â Saltanat siteminin ulusal egemenlik anlayışıyla bağdaşmaması<br />
Â TBMM’nin açılışından itibaren zaten saltanat olmaksızın ulusal egemenliğin uygulanıyor olması<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Saltanatın Kaldırılmasını Sonuçları:</span><br />
<br />
Â Ülkede iki ayrı yönetimin bulunmasına son verildi.<br />
Â Altı yüz yıllık Osmanlı saltanatı sona erdi.<br />
Â Ulusal egemenliğin tam olarak sağlanması için önemli bir adım atıldı.<br />
Â TBMM Türkiye’de tek yasal güç haline geldi.<br />
Â Din ve devlet işlerinin tek bir makamın elinde bulunmasına son verildi.Böylece laiklik alanında da ilk önemli adım atılmış oldu.<br />
Â Son Osmanlı Sultanı VI.Mehmet Vahdettin 17 Kasım 1922’de ülkeyi terk etti.<br />
Â TBMM Halifeliğin İngiltere tarafından kullanılmasını engellemek amacıyla Osmanlı Hanedanından Abdülmecid Efendiyi halife seçtiğini ilan etti.<br />
Â Halifelik Osmanlı Devletindeki siyasi gücünü kaybederek sembolik bir makam haline geldi.<br />
Â Yapılacak İnkılaplara zemin hazırlandı.<br />
Â Lozan Barış görüşmelerinde Türkiye’nin tek bir heyet tarafından temsil edilmesi sağlandı.Böylece İtilaf devletlerinin ikilik çıkarma planı sonuçsuz kaldı.<br />
Â Saltanatın kaldırılması nedeniyle TBMM’de tartışmalar daha da artarak Meclisin çalışmaları olumsuz yönde etkilendi.Bunun da etkisiyle TBMM’nin seçimlere gitmesi hızlandı.<br />
<br />
Mustafa kemal Paşa Nutuk’ta saltanatın kaldırılması ile ilgili görüşmelerin uzaması ve bu kurumun devam etmesini isteyenlerin faaliyetleri karşısında şunları söylediğini belirtmiştir: <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Efendiler hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye görüşmeyle tartışmayla verilmez.Hakimiyet ve saltanat kuvvetle kudretle zorla alınır.Osman oğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatını zorla el koymuşlardır.Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir.Şimdi de Türk milleti bunlara hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanata isyan ederek idareyi kendi eline almış bulunuyor.Bu bir oldu bittidir. Konumuz millete saltanatı bırakmak yada bırakmamak değildir.Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten ibarettir.Bu derhal olacaktır.Burada toplananlar meclis ve herkes meseleyi olduğu gibi görürse doğru olur.Aksi takdirde gerçek yine gerektiği şekilde belirtilecektir.Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.’ </span><br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/saltanat.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: saltanat.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
ataturkinkilaplari.com   ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>