<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Bilim]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 10:19:50 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilime Adanmış Bir Ömür - Marie Curie Belgeseli]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bilime-adanmis-bir-omur-marie-curie-belgeseli.html</link>
			<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 00:24:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bilime-adanmis-bir-omur-marie-curie-belgeseli.html</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/6PZ9IE9LIeQ" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/6PZ9IE9LIeQ" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elma (apple) neden ısırıklı !...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-elma-apple-neden-isirikli.html</link>
			<pubDate>Sat, 03 Apr 2021 17:46:27 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-elma-apple-neden-isirikli.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Apple'ın ısırılmış elma logosu siyanüre bulanmış bir elmayı ısırarak intihar eden bir matematikçiye aittir.. </span><br />
<br />
Adı: Alan Turing <br />
İcadı: Bilgisayar<br />
Ünvanı: Yapay Zekanın Babası<br />
1912'de İngiltere'de doğdu.<br />
<br />
Matematik, kripto analitik, bilgisayar mühendisliği ve biyoloji alanlarında uzmandı.<br />
Nazilerin gizli yazışmalarda kullandığı Enigma kodlamasını çözdü. Almanlar'ın ünlü<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Enigma</span> isimli şifre mekanizmasını çözerek savaşın gidişatını değiştirdi. Enigmanın çözülmesiyle beraber Alman denizaltıları zor durumda kaldı.<br />
<br />
Alman savaş uçaklarının Londra üzerinden gerçekleştirdikleri bombardımanlar kısmen etkisizleşti ve bunlar bir matematikçi, Alan Turing’in başarısıyla oldu.<br />
<br />
Bu sayede savaşı İngiltere lehine çevirerek zaferi getirdi.<br />
Turing, ülkesine savaşı kazandıran kodlamaları geliştirdikten sonra 1952'de homoseksüel davranışları sebebiyle tutuklandı. O zamanlar İngiltere'de eşcinsel olmak suçtu.<br />
<br />
Turing'e hapis yerine östrojen hormonu alma cezası verildi. 1954 yılında Turing intihar etmek için bir ısırık aldığı zehirli elma sebebiyle öldü.<br />
Alan Turing’in cesedi bulunduğunda yanında bir ısırık alınmış elma da bulunuyordu..<br />
<br />
Ucundan ısırılmış bir elma şeklindeki logo, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuydu..<br />
<br />
   Alıntı......   <br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Apple'ın ısırılmış elma logosu siyanüre bulanmış bir elmayı ısırarak intihar eden bir matematikçiye aittir.. </span><br />
<br />
Adı: Alan Turing <br />
İcadı: Bilgisayar<br />
Ünvanı: Yapay Zekanın Babası<br />
1912'de İngiltere'de doğdu.<br />
<br />
Matematik, kripto analitik, bilgisayar mühendisliği ve biyoloji alanlarında uzmandı.<br />
Nazilerin gizli yazışmalarda kullandığı Enigma kodlamasını çözdü. Almanlar'ın ünlü<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Enigma</span> isimli şifre mekanizmasını çözerek savaşın gidişatını değiştirdi. Enigmanın çözülmesiyle beraber Alman denizaltıları zor durumda kaldı.<br />
<br />
Alman savaş uçaklarının Londra üzerinden gerçekleştirdikleri bombardımanlar kısmen etkisizleşti ve bunlar bir matematikçi, Alan Turing’in başarısıyla oldu.<br />
<br />
Bu sayede savaşı İngiltere lehine çevirerek zaferi getirdi.<br />
Turing, ülkesine savaşı kazandıran kodlamaları geliştirdikten sonra 1952'de homoseksüel davranışları sebebiyle tutuklandı. O zamanlar İngiltere'de eşcinsel olmak suçtu.<br />
<br />
Turing'e hapis yerine östrojen hormonu alma cezası verildi. 1954 yılında Turing intihar etmek için bir ısırık aldığı zehirli elma sebebiyle öldü.<br />
Alan Turing’in cesedi bulunduğunda yanında bir ısırık alınmış elma da bulunuyordu..<br />
<br />
Ucundan ısırılmış bir elma şeklindeki logo, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuydu..<br />
<br />
   Alıntı......   <br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Unesco Pi Gününü Dünya Matematik Günü İlan Etti]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-unesco-pi-gununu-dunya-matematik-gunu-ilan-etti.html</link>
			<pubDate>Fri, 29 Nov 2019 00:00:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-unesco-pi-gununu-dunya-matematik-gunu-ilan-etti.html</guid>
			<description><![CDATA[ Bir süredir dünyanın birçok yerinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Pi Günü’</span> adı altında özel etkinliklerin düzenlendiği Mart ayının on dördüncü günü UNESCO tarafından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Matematik Günü</span> olarak ilan edildi.<br />
<br />
Bu günün ’Pi Günü’ olarak kutlanmasının altında yatan sebep, 14 Mart tarihinin bazı dillerdeki gösterimi 3/14 olan ifadesiyle, Pi sayısının yaklaşık değeri olan 3.14 sayısı arasındaki benzerlik.<br />
<br />
Bugüne özel olarak kurulan bir internet sitesinde yapılan açıklamaya göre 2020 yılında kutlanmaya başlanacak olan Dünya Matematik Günü, kutlamalara belirli bir nitelik kazandırmak, yaratıcılığı teşvik etmek ve matematikle diğer alanlar arasındaki bağa dikkat çekmek adına, her sene özel bir tema çerçevesinde kutlanacak.<br />
<br />
2020 senesinin teması Her Yer Matematik olarak belirlenmiş durumda ve belirlenen tarihin Dünya Matematik Günü olarak kutlanmasına destek sağlayanlar arasında Türkiye merkezli organizasyonlar da bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
matematiksel.org   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Bir süredir dünyanın birçok yerinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Pi Günü’</span> adı altında özel etkinliklerin düzenlendiği Mart ayının on dördüncü günü UNESCO tarafından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Matematik Günü</span> olarak ilan edildi.<br />
<br />
Bu günün ’Pi Günü’ olarak kutlanmasının altında yatan sebep, 14 Mart tarihinin bazı dillerdeki gösterimi 3/14 olan ifadesiyle, Pi sayısının yaklaşık değeri olan 3.14 sayısı arasındaki benzerlik.<br />
<br />
Bugüne özel olarak kurulan bir internet sitesinde yapılan açıklamaya göre 2020 yılında kutlanmaya başlanacak olan Dünya Matematik Günü, kutlamalara belirli bir nitelik kazandırmak, yaratıcılığı teşvik etmek ve matematikle diğer alanlar arasındaki bağa dikkat çekmek adına, her sene özel bir tema çerçevesinde kutlanacak.<br />
<br />
2020 senesinin teması Her Yer Matematik olarak belirlenmiş durumda ve belirlenen tarihin Dünya Matematik Günü olarak kutlanmasına destek sağlayanlar arasında Türkiye merkezli organizasyonlar da bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
matematiksel.org   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kara delik Güneş'i ve Dünya'yı yutabilir mi?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kara-delik-gunes-i-ve-dunya-yi-yutabilir-mi.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Apr 2019 23:07:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kara-delik-gunes-i-ve-dunya-yi-yutabilir-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kara deliklerle ilgili teoriler ve doğru bilinen yanlışlar nelerdir?<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Kara delik nedir, neden oluşur: </span>Kara delikler en basit anlatımıyla, çok büyük kütleli olan ve çok güçlü çekim kuvvetleri nedeniyle yeteri kadar yakın mesafede bulunan her şeyi yutan kozmik yapılardır.<br />
Neden oluştuklarının cevabı ise kütle çekim kuvveti ile yıldız iç basıncının çatışmasında gizli. Ömrünün sonuna doğru yaklaşan yıldızlarda bir süre sonra merkezdeki nükleer tepkimeler kütle çekim kuvvetini dengeleyemez hale gelir, bu nedenle yıldızın tüm kütlesi merkeze doğru çekilmeye başlar. Bir süre sonra tüm kütle bir noktaya toplanmış olur ve yoğunluk inanılmaz arttığından bu kütlenin çevresinde olan her şey, ışık bile, bu yeni oluşan yapının içerisine doğru çekilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Kara delikleri göremiyorsak var olduklarını nereden çıkarıyoruz: </span>Etraflarındaki maddeler üzerindeki etkilerinden. Örnek vermek gerekirse, evrende ikili yıldız sistemlerine benzer şekilde dönen yıldızlar var. Bu yıldız sistemlerinde bir yıldızın hareketi gözlemlenebilirken, diğeri ortalıkta gözükmüyor. Bunun nedeni olarak da ortada artık bir yıldız olmaması, yani kara deliğe dönüşmüş olması öne sürülüyor.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2019/04/1.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Üstelik sadece bu kadar da değil. Kara delik maddeleri yutarken, disk çevresindeki yüksek hız nedeniyle gaz bulutları parlamaya ve çeşitli ışımalar yapmaya başlıyorlar. Dolayısıyla bu evreye dışarıdan bakıldığında, tamamen karanlık bir merkezi çevreleyen oldukça parlak bir gaz bulutu tabakası görebiliyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Keşfedilen ilk kara delik hangisi ve ne zaman keşfedildi</span>: Cygnus X-1 adlı gök cismi keşfedilen ilk kara deliktir. 1964'te ilk defa varlığından haberdar olduğumuz bu yapının kara delik olduğunun anlaşılması ise 1971-1972 yıllarındaki araştırmalara kadar mümkün olmamıştır. 6 milyon yıl önce oluştuğu düşünülen ve bizlerden 6000 ışık yılı uzaklıkta olan CYG X-1, hala bilinen en hızlı dönen kara delikler arasındaki yerini koruyor (saniyede 800 kez).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Kara delikler her şeyi yutuyorsa tek bir kara delik tüm evreni yavaş yavaş yutamaz mı: </span>Bu bilgi kara delikler hakkında bilinen şeyler arasında belki de en büyük yanlışlardan biri. Nedense kara delikler çoğu insanın aklında "Durdurulamaz, önüne çıkan her şeyi yutup büyüdükçe büyüyen" bir canavar gibi canlanıyor. Hatırlarsanız CERN'de yürütülen deneyler sonucunda oluşabilecek muhtemel küçücük kara deliklerin bile tüm Dünya'yı yutacağına dair teoriler vardı.<br />
Bu yanlışı hemen düzeltelim; yutamaz. Örneğin sizi ele alalım. Tam karşımda oturup kara delikler hakkında bilgi alırken birden kütleniz o kadar küçük bir noktaya sıkışsın ki, kara deliğe dönüşün. Bu durumda "Hadi şimdi de anlat bakalım" cümleleriniz eşliğinde yutulmamak için arkama bakmadan kaçışımı izlemeyi umuyorsanız fena halde yanılıyorsunuz; çünkü üzerimde hiçbir etkiniz olmayacak.<br />
Neden? Çünkü kara deliğe dönüşen bir madde kütlesine kütle katmıyor, önceki kütlesi ne ise aynı kütlesine sahip oluyor. Yani siz normal halinizdeyken benim üzerimde ne kadar büyük bir kütle çekim kuvveti uyguluyorsanız, kara deliğe dönüştüğünüzde de aynı miktarda çekim kuvveti uygulayacaksınız; yani neredeyse hiç. Bu yüzden Güneş birdenbire kara deliğe dönüşecek olursa Dünya bundan hiç etkilenmez, sanki kara deliğin etrafında değil de Güneş'in etrafında dönüyormuş gibi takılmaya devam eder. Yani şuan Güneş'in içine ne kadar çekiliyorsak, Güneş'in kara deliğe dönüşmüş halinin içine de o kadar çok çekiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Peki Güneş bir gün kara deliğe dönüşecek mi:</span> Hayır. Güneş kütlesindeki yıldızların iç basıncı, kütleleri çok büyük olmadığı için kütle çekim kuvvetini bir noktadan sonra durdurabiliyor. Örneğin kendi Güneş'imiz için konuşursak, Dünya'nın boyutlarına kadar çöktükten sonra çökme eylemi duracak.<br />
"Peki bir yıldızın kara delik olana kadar çökmesi için kütlesinin en az ne kadar olması gerekiyor" diye soracak olursanız da, Güneş'in en az 15-25 katı kadar bir kütleye sahip olması lazım. Bu durumda yıldızın iç basıncı bu kadar büyük bir kütlenin çöküşünü hiçbir noktada durduramayacak ve yıldız adım adım kara deliğe dönüşecek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Kara deliğe çekilen bir insana neler olur, yaşama şansı var mıdır: </span>Maalesef hayır. İngiliz astrofizikçi Sir Martin Rees, kara deliğe çekilen bir insana neler olacağı konusunda çok güzel bir terim ortaya atmış: Spagettileşme.<br />
Bu durumda kara deliğe yakın olan tarafınız hangisiyse o tarafınız daha çok çekim kuvvetine maruz kalıyor, dolayısıyla vücudunuz o bölgenizden başlayarak uzadıkça uzuyor, parçalanıyor; ta ki en küçük yapıtaşlarınıza, yani atom altı parçacıklarınıza kadar ayrılıp uzun ince bir çizgi haline gelene kadar. Pek iç açıcı olmasa gerek.<br />
Yaşama şansınız yok ama spagetti olmayı engelleyebilirsiniz. Ancak bunun için devasa bir kara delik bulmanız lazım, hatta bu kara delik o kadar devasa olmalı ki, büyüklüğü neredeyse Güneş Sistemi'mizin boyutlarına varmalı. Bu durumda kara deliğin kalbine, tekilliğe çekilene kadar parçalanmadan yolculuğunuzun tadını çıkarabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Kara deliğe çekilen bir insan veya cisim dışarıdan nasıl görünür</span>:  Bir anı ölümsüzleştirmek için iki alternatifiniz var: Fotoğraflamak, kara deliğe yollamak. Nasıl mı? Anlatalım.<br />
Yüz binlerce yıl sonra büyük büyük torunlarınız yaramazlık yapıp yine büyük büyük torunlarınızın "Gezegenden fazla uzaklaşmayın, seslenince gelin. Üstünüze de bir şey giyin, hava soğuk" sözlerine kulak asmayıp evrenin karanlık köşelerinde oyunlar oynuyor olsun. Bu oyunları sırasında aralarından bir tanesi, varsayalım ki Aslı, bir kara deliğe düşsün.<br />
Bu olaya şahit olan diğer çocuklar dehşet içinde kara deliğin içine çekilen arkadaşlarını izlemeye başlayacak. Aslı'nın kara deliğin içine doğru ilerledikçe gittikçe yavaşladığını görecekler, üstelik gerçekte böyle bir durum söz konusu değilken. Bir süre sonra dışarıdan bakanlar için Aslı o kadar yavaşlayacak ki, artık hareket bile etmiyor gibi gözükecek. Dolayısıyla tam olay ufkunda donmuş vaziyette, gözleri fal taşı gibi açılmış bir halde sonsuza kadar kalmış olacak. Bu durumdayken ne olur ne olmaz diye son bir fotoğrafını çekip, kendisini çifte ölümsüzleştirebilirsiniz.<br />
Gerçekte ise Aslı olay ufkunu çoktan geçmiş, kara deliğin içinde çoktan yok olmuş olacak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Kara deliğin içerisine düşen bir insan evrenin tüm geleceğini görebilir mi: </span>Örneğin, Aslı'nın düştüğü kara delik oldukça devasa olsun. Bu durumda Aslı hem parçalanmayabilir, hem de merkeze doğru çok yavaşça çekilebilir. Merkeze çekilip kaybolma süresi ne kadar uzun olursa, dışarıda da o kadar çok zaman geçecek. Bir önceki cevaptan yürümek gerekirse, dışarıdakiler için Aslı'nın giderek yavaşladığını söylemiştik. Bunun nedeni Aslı'dan yayılan fotonların Aslı uzaklaştıkça gözlemcilere daha geç ulaşıyor olması. Dolayısıyla bir noktadan sonra bu geç ulaşan fotonlar nedeiyle, Aslı için 1 saniyede geçen zaman yukarıdakiler için yıllar bile sürebilir. Durumun tersi Aslı için de geçerli, dışarıdaki yıllarca süren zaman Aslı'ya 1 saniyeymiş gibi gelebilir.<br />
Özetle Aslı eğer kara deliğe çok yavaş düşerse, kendisi için oldukça kısa olan bir zaman diliminde evrenin yüzlerce, binlerce, hatta belki milyonlarca yılına tanık olabilir. Ama tüm geleceğini görmesi o kadar kolay değil. Birincisi, düştüğü kara deliğin evrenin son saniyesine kadar yok olmadan kalabilmesi; ikincisi ise bu süreç içerisinde Aslı'nın merkeze hiç düşmeden durabilmesi gerek. Dolayısıyla geleceği görmesi ihtimal dahilinde olsa da, tüm geleceği göremeyeceğini söyleyebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Kara delikler başka evrenlere veya boyutlara açılan kapılar olabilir mi: </span>Kara deliklerle ilgili belki de en ilginç fikirlerden biri bu. Yanlışlığını da şimdilik ispatlayamıyoruz, tabi doğruluğunu da. Öyle ki, bizim evrenimizin bile başka bir evrenin veya boyutun içerisindeki bir kara delik olması ihtimal dahilinde.<br />
Tüm bunlar oldukça uçuk ihtimaller. Daha az uçuk bir ihtimale değinmek gerekirse, kara delikler evrenimizde başka bir noktaya açılan kapılar olabilir (daha az uçuk olan ihtimal bile aslında inanılmaz uçuk bir ihtimal anlayacağınız). Hatta kara deliğin bağlandığı diğer noktadaki bölgesine ak delik bile deniliyor, tabi bunlar kanıtlanmış şeyler değil.<br />
Peki bir kara delik evrendeki iki noktayı nasıl bağlayabilir? Şöyle ki, kara delikler çevrelerindeki uzay-zaman dokusunu bükerler. Evreni devasa bir kek gibi düşünün, kekin içerisinde bir sürü fındık parçacıkları olsun ve bu fındık parçacıkları evrendeki farklı farklı noktaları temsil etsin. Şimdi parmağınızı devasa büyük bir kütleye sahip kara delik gibi düşünün, kekin üstüne bastırın. Bastırma işlemini kekin içerisindeki bir fındık parçacığına denk gelene kadar devam ettirin, geldiğinizde durun. İyice rezil etmeye gerek yok keki, amaç sadece ulaşmaktı. <br />
Şimdi ne oldu, daha önce kekin yüzeyinden oldukça derinde olan bir fındık parçacığına parmağınızın kütlesi sayesinde ulaşmış oldunuz. Yani bu devasa kütle kekin içine çökmesine neden olarak evrende bir noktadan diğerine bağladı. Kara deliklerin uzay-zaman dokusuna yaptığı şey de tam olarak bu. Nasıl bir çarşafı iki tarafından tutup gerdikten sonra ağır bir misketi ortasına koyduğunuzda çarşafın merkezi aşağı doğru göçüyorsa, aynı şey kara deliklerle uzay-zaman dokusu için de geçerli.<br />
Dünya'ya en yakın kara delik hangisi, herhangi bir tehlike yaratıyor mu: <br />
A0620-00, diğer bir adıyla V616 Mon adlı kara delik şuana kadar bilinen kara delikler arasında bize en yakın olanı. Aramızda yaklaşık 3000 yılı mesafe var.<br />
Hayır, herhangi bir tehlike yaratmıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Kara delikler kendi kendilerine yok olabilirler mi</span>: Evet, Hawking ışınımı sayesinde. Hawking radyasyonu/ışıması olarak da bilinen ve isminden de anlaşıldığı üzere Stephen Hawking tarafından ortaya atılan bu kavrama göre kara delikler zaman içerisinde yok olabilirler.<br />
Nasıl oluyor diye bakalım. Normalde evrenin her köşesinde her saniye sonsuz tane madde-anti madde parçacıkları oluşur ve saliseler içerisinde tekrar birleşerek birbirlerini yok ederler. Kara deliğin çevresinde bu durum gerçekleştiğinde çekim gücü nedeniyle negatif yüklü parçacığın, yani anti madde parçacıklarının kara deliğin içine çekildiğini; pozitif yüklü parçacıkların ise o bölgeden hemen uzaklaşıp kaçtığı düşünülüyor. Hal böyle olunca da negatif parçacıkları bir bir içine buyur eden kara delik de zamanla kütlesini kaybediyor ve yok oluyor.<br />
Ancak şunu belirtelim, büyük bir kara deliğin bu şekilde yok olması inanılmaz uzun bir zaman alacaktır. Hatta bu zaman dilimi o kadar uzundur ki, evrenin yaşı bile yanında kısa kalmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Peki bilinen en büyük kara delik: </span>S5 0014+813 adlı kara delik Evren'de şuana kadar keşfettiğimiz en büyük kütleli kara delik konumunda. Kütlesinin 40 milyar tane Güneş'in kütlesine denk olduğu düşünülüyor. Kıyaslama yapmanız için söyleyelim, galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara delik Sagittarius A* 4 milyon Güneş kütlesinde.<br />
<br />
internethaber.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kara deliklerle ilgili teoriler ve doğru bilinen yanlışlar nelerdir?<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Kara delik nedir, neden oluşur: </span>Kara delikler en basit anlatımıyla, çok büyük kütleli olan ve çok güçlü çekim kuvvetleri nedeniyle yeteri kadar yakın mesafede bulunan her şeyi yutan kozmik yapılardır.<br />
Neden oluştuklarının cevabı ise kütle çekim kuvveti ile yıldız iç basıncının çatışmasında gizli. Ömrünün sonuna doğru yaklaşan yıldızlarda bir süre sonra merkezdeki nükleer tepkimeler kütle çekim kuvvetini dengeleyemez hale gelir, bu nedenle yıldızın tüm kütlesi merkeze doğru çekilmeye başlar. Bir süre sonra tüm kütle bir noktaya toplanmış olur ve yoğunluk inanılmaz arttığından bu kütlenin çevresinde olan her şey, ışık bile, bu yeni oluşan yapının içerisine doğru çekilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Kara delikleri göremiyorsak var olduklarını nereden çıkarıyoruz: </span>Etraflarındaki maddeler üzerindeki etkilerinden. Örnek vermek gerekirse, evrende ikili yıldız sistemlerine benzer şekilde dönen yıldızlar var. Bu yıldız sistemlerinde bir yıldızın hareketi gözlemlenebilirken, diğeri ortalıkta gözükmüyor. Bunun nedeni olarak da ortada artık bir yıldız olmaması, yani kara deliğe dönüşmüş olması öne sürülüyor.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2019/04/1.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Üstelik sadece bu kadar da değil. Kara delik maddeleri yutarken, disk çevresindeki yüksek hız nedeniyle gaz bulutları parlamaya ve çeşitli ışımalar yapmaya başlıyorlar. Dolayısıyla bu evreye dışarıdan bakıldığında, tamamen karanlık bir merkezi çevreleyen oldukça parlak bir gaz bulutu tabakası görebiliyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Keşfedilen ilk kara delik hangisi ve ne zaman keşfedildi</span>: Cygnus X-1 adlı gök cismi keşfedilen ilk kara deliktir. 1964'te ilk defa varlığından haberdar olduğumuz bu yapının kara delik olduğunun anlaşılması ise 1971-1972 yıllarındaki araştırmalara kadar mümkün olmamıştır. 6 milyon yıl önce oluştuğu düşünülen ve bizlerden 6000 ışık yılı uzaklıkta olan CYG X-1, hala bilinen en hızlı dönen kara delikler arasındaki yerini koruyor (saniyede 800 kez).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Kara delikler her şeyi yutuyorsa tek bir kara delik tüm evreni yavaş yavaş yutamaz mı: </span>Bu bilgi kara delikler hakkında bilinen şeyler arasında belki de en büyük yanlışlardan biri. Nedense kara delikler çoğu insanın aklında "Durdurulamaz, önüne çıkan her şeyi yutup büyüdükçe büyüyen" bir canavar gibi canlanıyor. Hatırlarsanız CERN'de yürütülen deneyler sonucunda oluşabilecek muhtemel küçücük kara deliklerin bile tüm Dünya'yı yutacağına dair teoriler vardı.<br />
Bu yanlışı hemen düzeltelim; yutamaz. Örneğin sizi ele alalım. Tam karşımda oturup kara delikler hakkında bilgi alırken birden kütleniz o kadar küçük bir noktaya sıkışsın ki, kara deliğe dönüşün. Bu durumda "Hadi şimdi de anlat bakalım" cümleleriniz eşliğinde yutulmamak için arkama bakmadan kaçışımı izlemeyi umuyorsanız fena halde yanılıyorsunuz; çünkü üzerimde hiçbir etkiniz olmayacak.<br />
Neden? Çünkü kara deliğe dönüşen bir madde kütlesine kütle katmıyor, önceki kütlesi ne ise aynı kütlesine sahip oluyor. Yani siz normal halinizdeyken benim üzerimde ne kadar büyük bir kütle çekim kuvveti uyguluyorsanız, kara deliğe dönüştüğünüzde de aynı miktarda çekim kuvveti uygulayacaksınız; yani neredeyse hiç. Bu yüzden Güneş birdenbire kara deliğe dönüşecek olursa Dünya bundan hiç etkilenmez, sanki kara deliğin etrafında değil de Güneş'in etrafında dönüyormuş gibi takılmaya devam eder. Yani şuan Güneş'in içine ne kadar çekiliyorsak, Güneş'in kara deliğe dönüşmüş halinin içine de o kadar çok çekiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Peki Güneş bir gün kara deliğe dönüşecek mi:</span> Hayır. Güneş kütlesindeki yıldızların iç basıncı, kütleleri çok büyük olmadığı için kütle çekim kuvvetini bir noktadan sonra durdurabiliyor. Örneğin kendi Güneş'imiz için konuşursak, Dünya'nın boyutlarına kadar çöktükten sonra çökme eylemi duracak.<br />
"Peki bir yıldızın kara delik olana kadar çökmesi için kütlesinin en az ne kadar olması gerekiyor" diye soracak olursanız da, Güneş'in en az 15-25 katı kadar bir kütleye sahip olması lazım. Bu durumda yıldızın iç basıncı bu kadar büyük bir kütlenin çöküşünü hiçbir noktada durduramayacak ve yıldız adım adım kara deliğe dönüşecek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Kara deliğe çekilen bir insana neler olur, yaşama şansı var mıdır: </span>Maalesef hayır. İngiliz astrofizikçi Sir Martin Rees, kara deliğe çekilen bir insana neler olacağı konusunda çok güzel bir terim ortaya atmış: Spagettileşme.<br />
Bu durumda kara deliğe yakın olan tarafınız hangisiyse o tarafınız daha çok çekim kuvvetine maruz kalıyor, dolayısıyla vücudunuz o bölgenizden başlayarak uzadıkça uzuyor, parçalanıyor; ta ki en küçük yapıtaşlarınıza, yani atom altı parçacıklarınıza kadar ayrılıp uzun ince bir çizgi haline gelene kadar. Pek iç açıcı olmasa gerek.<br />
Yaşama şansınız yok ama spagetti olmayı engelleyebilirsiniz. Ancak bunun için devasa bir kara delik bulmanız lazım, hatta bu kara delik o kadar devasa olmalı ki, büyüklüğü neredeyse Güneş Sistemi'mizin boyutlarına varmalı. Bu durumda kara deliğin kalbine, tekilliğe çekilene kadar parçalanmadan yolculuğunuzun tadını çıkarabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Kara deliğe çekilen bir insan veya cisim dışarıdan nasıl görünür</span>:  Bir anı ölümsüzleştirmek için iki alternatifiniz var: Fotoğraflamak, kara deliğe yollamak. Nasıl mı? Anlatalım.<br />
Yüz binlerce yıl sonra büyük büyük torunlarınız yaramazlık yapıp yine büyük büyük torunlarınızın "Gezegenden fazla uzaklaşmayın, seslenince gelin. Üstünüze de bir şey giyin, hava soğuk" sözlerine kulak asmayıp evrenin karanlık köşelerinde oyunlar oynuyor olsun. Bu oyunları sırasında aralarından bir tanesi, varsayalım ki Aslı, bir kara deliğe düşsün.<br />
Bu olaya şahit olan diğer çocuklar dehşet içinde kara deliğin içine çekilen arkadaşlarını izlemeye başlayacak. Aslı'nın kara deliğin içine doğru ilerledikçe gittikçe yavaşladığını görecekler, üstelik gerçekte böyle bir durum söz konusu değilken. Bir süre sonra dışarıdan bakanlar için Aslı o kadar yavaşlayacak ki, artık hareket bile etmiyor gibi gözükecek. Dolayısıyla tam olay ufkunda donmuş vaziyette, gözleri fal taşı gibi açılmış bir halde sonsuza kadar kalmış olacak. Bu durumdayken ne olur ne olmaz diye son bir fotoğrafını çekip, kendisini çifte ölümsüzleştirebilirsiniz.<br />
Gerçekte ise Aslı olay ufkunu çoktan geçmiş, kara deliğin içinde çoktan yok olmuş olacak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Kara deliğin içerisine düşen bir insan evrenin tüm geleceğini görebilir mi: </span>Örneğin, Aslı'nın düştüğü kara delik oldukça devasa olsun. Bu durumda Aslı hem parçalanmayabilir, hem de merkeze doğru çok yavaşça çekilebilir. Merkeze çekilip kaybolma süresi ne kadar uzun olursa, dışarıda da o kadar çok zaman geçecek. Bir önceki cevaptan yürümek gerekirse, dışarıdakiler için Aslı'nın giderek yavaşladığını söylemiştik. Bunun nedeni Aslı'dan yayılan fotonların Aslı uzaklaştıkça gözlemcilere daha geç ulaşıyor olması. Dolayısıyla bir noktadan sonra bu geç ulaşan fotonlar nedeiyle, Aslı için 1 saniyede geçen zaman yukarıdakiler için yıllar bile sürebilir. Durumun tersi Aslı için de geçerli, dışarıdaki yıllarca süren zaman Aslı'ya 1 saniyeymiş gibi gelebilir.<br />
Özetle Aslı eğer kara deliğe çok yavaş düşerse, kendisi için oldukça kısa olan bir zaman diliminde evrenin yüzlerce, binlerce, hatta belki milyonlarca yılına tanık olabilir. Ama tüm geleceğini görmesi o kadar kolay değil. Birincisi, düştüğü kara deliğin evrenin son saniyesine kadar yok olmadan kalabilmesi; ikincisi ise bu süreç içerisinde Aslı'nın merkeze hiç düşmeden durabilmesi gerek. Dolayısıyla geleceği görmesi ihtimal dahilinde olsa da, tüm geleceği göremeyeceğini söyleyebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Kara delikler başka evrenlere veya boyutlara açılan kapılar olabilir mi: </span>Kara deliklerle ilgili belki de en ilginç fikirlerden biri bu. Yanlışlığını da şimdilik ispatlayamıyoruz, tabi doğruluğunu da. Öyle ki, bizim evrenimizin bile başka bir evrenin veya boyutun içerisindeki bir kara delik olması ihtimal dahilinde.<br />
Tüm bunlar oldukça uçuk ihtimaller. Daha az uçuk bir ihtimale değinmek gerekirse, kara delikler evrenimizde başka bir noktaya açılan kapılar olabilir (daha az uçuk olan ihtimal bile aslında inanılmaz uçuk bir ihtimal anlayacağınız). Hatta kara deliğin bağlandığı diğer noktadaki bölgesine ak delik bile deniliyor, tabi bunlar kanıtlanmış şeyler değil.<br />
Peki bir kara delik evrendeki iki noktayı nasıl bağlayabilir? Şöyle ki, kara delikler çevrelerindeki uzay-zaman dokusunu bükerler. Evreni devasa bir kek gibi düşünün, kekin içerisinde bir sürü fındık parçacıkları olsun ve bu fındık parçacıkları evrendeki farklı farklı noktaları temsil etsin. Şimdi parmağınızı devasa büyük bir kütleye sahip kara delik gibi düşünün, kekin üstüne bastırın. Bastırma işlemini kekin içerisindeki bir fındık parçacığına denk gelene kadar devam ettirin, geldiğinizde durun. İyice rezil etmeye gerek yok keki, amaç sadece ulaşmaktı. <br />
Şimdi ne oldu, daha önce kekin yüzeyinden oldukça derinde olan bir fındık parçacığına parmağınızın kütlesi sayesinde ulaşmış oldunuz. Yani bu devasa kütle kekin içine çökmesine neden olarak evrende bir noktadan diğerine bağladı. Kara deliklerin uzay-zaman dokusuna yaptığı şey de tam olarak bu. Nasıl bir çarşafı iki tarafından tutup gerdikten sonra ağır bir misketi ortasına koyduğunuzda çarşafın merkezi aşağı doğru göçüyorsa, aynı şey kara deliklerle uzay-zaman dokusu için de geçerli.<br />
Dünya'ya en yakın kara delik hangisi, herhangi bir tehlike yaratıyor mu: <br />
A0620-00, diğer bir adıyla V616 Mon adlı kara delik şuana kadar bilinen kara delikler arasında bize en yakın olanı. Aramızda yaklaşık 3000 yılı mesafe var.<br />
Hayır, herhangi bir tehlike yaratmıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Kara delikler kendi kendilerine yok olabilirler mi</span>: Evet, Hawking ışınımı sayesinde. Hawking radyasyonu/ışıması olarak da bilinen ve isminden de anlaşıldığı üzere Stephen Hawking tarafından ortaya atılan bu kavrama göre kara delikler zaman içerisinde yok olabilirler.<br />
Nasıl oluyor diye bakalım. Normalde evrenin her köşesinde her saniye sonsuz tane madde-anti madde parçacıkları oluşur ve saliseler içerisinde tekrar birleşerek birbirlerini yok ederler. Kara deliğin çevresinde bu durum gerçekleştiğinde çekim gücü nedeniyle negatif yüklü parçacığın, yani anti madde parçacıklarının kara deliğin içine çekildiğini; pozitif yüklü parçacıkların ise o bölgeden hemen uzaklaşıp kaçtığı düşünülüyor. Hal böyle olunca da negatif parçacıkları bir bir içine buyur eden kara delik de zamanla kütlesini kaybediyor ve yok oluyor.<br />
Ancak şunu belirtelim, büyük bir kara deliğin bu şekilde yok olması inanılmaz uzun bir zaman alacaktır. Hatta bu zaman dilimi o kadar uzundur ki, evrenin yaşı bile yanında kısa kalmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Peki bilinen en büyük kara delik: </span>S5 0014+813 adlı kara delik Evren'de şuana kadar keşfettiğimiz en büyük kütleli kara delik konumunda. Kütlesinin 40 milyar tane Güneş'in kütlesine denk olduğu düşünülüyor. Kıyaslama yapmanız için söyleyelim, galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara delik Sagittarius A* 4 milyon Güneş kütlesinde.<br />
<br />
internethaber.com   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kara delik fotoğrafı neden çok önemli?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kara-delik-fotografi-neden-cok-onemli.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Apr 2019 23:00:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kara-delik-fotografi-neden-cok-onemli.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teleskop yardımı ile çekilen ilk fotoğraf galaksinin gizemini araladı. İçinde bulunduğumuz bu dönemde kara delik fotoğrafları karanlık bir perdeden içeri sızan ışık gibi. Çünkü birbirimizle didişme yerine işbirliği yaparak insanlığın neleri başarabileceğini gösteriyor. Düne kadar kara delikler bilim insanları için kâğıt üzerindeki denklemlerdi.</span><br />
<br />
Tarihte teleskop yardımı ile çekilen ilk kara delik fotoğrafı yayımlandı birkaç gün önce. Dünya’nın 3 milyon katı büyüklüğünde ve 500 bin katrilyon kilometre (53 milyon ışık yılı) uzaklıkta. Mesier 87 (M87) galaksinin tam ortasında, etrafı parlak bir gaz halesi ile çevrili devasa bir kütle. Güneş’in 6.5 milyar katı bir kütleye sahip. Bilim insanlarının tanımladığı gibi ’bir canavar’.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Einstein’in teorisi</span><br />
Peki bu herkesin çok ilgisini çeken fotoğrafın anlamı ne? Galaksimizin gizemini çözmeye bir adım daha yaklaştırıyor olması işin en önemli boyutu. Zaten amaç da kara deliklerin şekline bakmak ve Einstein’ın yerçekimini açıklayan görelilik teorisini test etmek. Stanford Üniversitesi’nden teorik astrofizikçi Roger Blandford’a göre ’Böyle bir görüntü, Einstein’ın genel göreliliğinin, çok güçlü olduğunda yerçekimini tanımlamak için doğru teori olduğunu gösterebilir ve bize kara delik çevresinde gerçekte neler olduğunu anlatabilir’.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşbirliğinin rolü</span><br />
Ama işin bir önemli boyutu daha var. O da bilimde küresel işbirliğinin rolü. Uluslararası Olay Ufku Teleskobu (Event Horizon Telescope) projesi kapsamında bir araya gelen bilim adamları, 4 kıtadan ve Hawaii’den toplam 8 radyo gözlemlerinden gelen sinyalleri birleştirdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Işık bile sızmıyor</span><br />
Kara delikleri görmenin en zor yanı karanlık olmaları. Kara deliklerin içinde ne olduğunu bilmiyoruz ve dışarıya ışık saçmıyorlar. Ayrıca süper kütleli kara delikler bile galaksilerle karşılaştırıldığında o kadar küçük kalıyor ki bunları görmek için Dünya boyunda teleskop gerekiyor. Astronomlar ve mühendisler, interferometre adında bir yöntem geliştirdiler. Bu yöntemde, görece küçük çok sayıda teleskop, koordine bir şekilde çalıştırılarak, sanki çapı daha büyük bir teleskop gibi kullanılıyor. Ve sonunda dünyanın farklı ülkelerinden 200’e yakın bilim insanının ortak çalışması ile bir ilk başarıldı ve ilk kara delik görüntülenebildi. Onların arasında bir Türk bilim insanı da var: Astronomi ve astrofizik profesörü Feryal Özel. Bilimsel çalışmalarını ABD’de sürdüren, EHT Bilim Konseyi Üyesi ve Arizona Üniversitesi’nde astronomi ve astrofizik profesörü olan Feryal Özel, kara deliğin gölgesinin büyüklüğünü ölçmek ve Albert Einstein’in görelilik teorisinin öngörülerini EHT gözlemleriyle karşılaştırmakla görevlendirilen Modelleme ve Analiz Çalışma Grubu’nu yönetti. 2003 yılında ’Büyük Fikirler’ adlı 20 kişilik listeye alınan Özel, 20 yıldır bu projede çalıştığını söylüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadrodaki tek Türk</span><br />
Dünyanın en önemli fizikçilerinden Stephen Hawking ile de çalışan Özel, galaksilerin oluşumu, yıldızların ölümü ve kara delikler alanında yaptığı çalışmalarla NASA’da da görev yaptı. Feryal Özel, NASA tarafından verilen Hubble kadrosuna alınan ilk ve tek Türk olma unvanına da sahip. Bu buluş insanlık için ne anlama geliyor? Geniş ve bilinmeyen bir kozmosta küçücük bir nokta olsak da varız ve onu anlamanın en başındayız. Tüm yaptıklarımıza rağmen, çok az şey biliyoruz, çok az şey yaptık. İşte bu fotoğraf insanın birlikte hareket ederse neleri başarabileceğini göstermesi açısından da çok önemli.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2019/04/1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.jpg]" class="mycode_img" />29 yaşındaki Katie Bouman</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<br />
Tarihi fotoğrafın arkasındaki bilim kadını</span><br />
Uzay bilimi alanında son yılların en önemli gelişmelerden biri olarak kayda geçen kara delik fotoğrafının ortaya çıkmasında 29 yaşındaki bir bilgisayar mühendisi de önemli rol oynadı. Katie Bouman, yakın bir zamana kadar imkânsız olduğu düşünülen fotoğraflama sürecinde yazdığı algoritma ile başroldeki isimlerden biriydi. Bouman, söz konusu algoritmayı 3 yıl önce Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yüksek lisans öğrencisi iken hazırlamaya başladı. Başında olduğu projede, MIT ve Harvard’dan mühendisler, astrofizikçiler ve gökbilimciler vardı. Kara deliğin fotoğrafını bir tek teleskopla çekmek mümkün değildi. Bu nedenle Bouman’ın yazdığı algoritma ile dünyanın farklı bölgelerindeki sekiz teleskoptan elde edilen veriler bir araya getirildi.<br />
<br />
<br />
cumhuriyet.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teleskop yardımı ile çekilen ilk fotoğraf galaksinin gizemini araladı. İçinde bulunduğumuz bu dönemde kara delik fotoğrafları karanlık bir perdeden içeri sızan ışık gibi. Çünkü birbirimizle didişme yerine işbirliği yaparak insanlığın neleri başarabileceğini gösteriyor. Düne kadar kara delikler bilim insanları için kâğıt üzerindeki denklemlerdi.</span><br />
<br />
Tarihte teleskop yardımı ile çekilen ilk kara delik fotoğrafı yayımlandı birkaç gün önce. Dünya’nın 3 milyon katı büyüklüğünde ve 500 bin katrilyon kilometre (53 milyon ışık yılı) uzaklıkta. Mesier 87 (M87) galaksinin tam ortasında, etrafı parlak bir gaz halesi ile çevrili devasa bir kütle. Güneş’in 6.5 milyar katı bir kütleye sahip. Bilim insanlarının tanımladığı gibi ’bir canavar’.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Einstein’in teorisi</span><br />
Peki bu herkesin çok ilgisini çeken fotoğrafın anlamı ne? Galaksimizin gizemini çözmeye bir adım daha yaklaştırıyor olması işin en önemli boyutu. Zaten amaç da kara deliklerin şekline bakmak ve Einstein’ın yerçekimini açıklayan görelilik teorisini test etmek. Stanford Üniversitesi’nden teorik astrofizikçi Roger Blandford’a göre ’Böyle bir görüntü, Einstein’ın genel göreliliğinin, çok güçlü olduğunda yerçekimini tanımlamak için doğru teori olduğunu gösterebilir ve bize kara delik çevresinde gerçekte neler olduğunu anlatabilir’.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşbirliğinin rolü</span><br />
Ama işin bir önemli boyutu daha var. O da bilimde küresel işbirliğinin rolü. Uluslararası Olay Ufku Teleskobu (Event Horizon Telescope) projesi kapsamında bir araya gelen bilim adamları, 4 kıtadan ve Hawaii’den toplam 8 radyo gözlemlerinden gelen sinyalleri birleştirdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Işık bile sızmıyor</span><br />
Kara delikleri görmenin en zor yanı karanlık olmaları. Kara deliklerin içinde ne olduğunu bilmiyoruz ve dışarıya ışık saçmıyorlar. Ayrıca süper kütleli kara delikler bile galaksilerle karşılaştırıldığında o kadar küçük kalıyor ki bunları görmek için Dünya boyunda teleskop gerekiyor. Astronomlar ve mühendisler, interferometre adında bir yöntem geliştirdiler. Bu yöntemde, görece küçük çok sayıda teleskop, koordine bir şekilde çalıştırılarak, sanki çapı daha büyük bir teleskop gibi kullanılıyor. Ve sonunda dünyanın farklı ülkelerinden 200’e yakın bilim insanının ortak çalışması ile bir ilk başarıldı ve ilk kara delik görüntülenebildi. Onların arasında bir Türk bilim insanı da var: Astronomi ve astrofizik profesörü Feryal Özel. Bilimsel çalışmalarını ABD’de sürdüren, EHT Bilim Konseyi Üyesi ve Arizona Üniversitesi’nde astronomi ve astrofizik profesörü olan Feryal Özel, kara deliğin gölgesinin büyüklüğünü ölçmek ve Albert Einstein’in görelilik teorisinin öngörülerini EHT gözlemleriyle karşılaştırmakla görevlendirilen Modelleme ve Analiz Çalışma Grubu’nu yönetti. 2003 yılında ’Büyük Fikirler’ adlı 20 kişilik listeye alınan Özel, 20 yıldır bu projede çalıştığını söylüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadrodaki tek Türk</span><br />
Dünyanın en önemli fizikçilerinden Stephen Hawking ile de çalışan Özel, galaksilerin oluşumu, yıldızların ölümü ve kara delikler alanında yaptığı çalışmalarla NASA’da da görev yaptı. Feryal Özel, NASA tarafından verilen Hubble kadrosuna alınan ilk ve tek Türk olma unvanına da sahip. Bu buluş insanlık için ne anlama geliyor? Geniş ve bilinmeyen bir kozmosta küçücük bir nokta olsak da varız ve onu anlamanın en başındayız. Tüm yaptıklarımıza rağmen, çok az şey biliyoruz, çok az şey yaptık. İşte bu fotoğraf insanın birlikte hareket ederse neleri başarabileceğini göstermesi açısından da çok önemli.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2019/04/1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.jpg]" class="mycode_img" />29 yaşındaki Katie Bouman</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<br />
Tarihi fotoğrafın arkasındaki bilim kadını</span><br />
Uzay bilimi alanında son yılların en önemli gelişmelerden biri olarak kayda geçen kara delik fotoğrafının ortaya çıkmasında 29 yaşındaki bir bilgisayar mühendisi de önemli rol oynadı. Katie Bouman, yakın bir zamana kadar imkânsız olduğu düşünülen fotoğraflama sürecinde yazdığı algoritma ile başroldeki isimlerden biriydi. Bouman, söz konusu algoritmayı 3 yıl önce Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yüksek lisans öğrencisi iken hazırlamaya başladı. Başında olduğu projede, MIT ve Harvard’dan mühendisler, astrofizikçiler ve gökbilimciler vardı. Kara deliğin fotoğrafını bir tek teleskopla çekmek mümkün değildi. Bu nedenle Bouman’ın yazdığı algoritma ile dünyanın farklı bölgelerindeki sekiz teleskoptan elde edilen veriler bir araya getirildi.<br />
<br />
<br />
cumhuriyet.com   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tesla’nın Ölümü ve Geriye Bıraktığı Notlar]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-tesla-nin-olumu-ve-geriye-biraktigi-notlar.html</link>
			<pubDate>Fri, 14 Dec 2018 15:06:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-tesla-nin-olumu-ve-geriye-biraktigi-notlar.html</guid>
			<description><![CDATA[ Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir. Buluşlarıyla insanlık tarihinde çığır açan Tesla’yı ölüm, bir otel odasında yalnızken yakalamıştı. Ölümünden çok buluşları, geriye bıraktığı notları ve makaleleri tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Herkesin peşinde olduğu bu notlar, bir gecede FBI tarafından toparlanıp, sırlara karıştı. Tesla’nın ölümündeki ve bıraktığı notlardaki sırlar, yazımızın devamında. Nikola Tesla, günümüzden 70 yıl önce 1943 yılında Manhattan’da New Yorker otelinin 33. katındaki 3327 nolu odasında 7 Ocak’ı 8 Ocak’a bağlayan gece ölü olarak bulundu. Kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin edilen Tesla, günlerce odasından çıkmamayı alışkanlık haline getirdiği için son birkaç gün içerisinde ne zaman öldüğüne dair kesin birşey söylenemedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FBI’ın Topladığı 2 Kamyonluk Belgeler! </span><br />
O gece Tesla’nın mülteci yeğeni olan Sava Kosanovich röportaj için iki bilim editörü ile Tesla’nın yanına gider ve Tesla’yı ölü bulunca vasiyetini aramaya başlar. Ardından yazılarını ve deney aletlerini toplar. Yine o gece haberi alan FBI yetkilileri, hiç durmadan otel odasına gelir ve tüm eşyaları toplayarak iki büyük kamyonla götürürler. FBI’ın böyle aceleci davranmasının sebebi, bu değerli araştırmaların Sovyetler Birliği Kızılordusu’nun eline geçmesidir. Çünkü Tesla son zamanlarında silah tasarımları üzerine çalışmaktadır. Bu çalışmalara ’Mikrodalga Silah’,’Deprem ve Tsunami Silahını’ örnek olarak verilebilir. Bu da haliyle FBI’ı endişelendiriyordu. [IMG]http://beyinsizler.net/wp-<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gizli Projeler </span><br />
Tesla makalelerini New York’da bir depoda 50 kutu içerisine sığdırmıştı. Hatta birini de 1932 yılında Grosvenor Clinton oteline emanet bırakmıştı. Bu istihbarata da ulaşan FBI o gece o kutuyu da ele geçirdi. Kutuda ise Tesla’nın çığır açan projelerinden kablosuz enerji aktarımı ile ’Ölüm Işını’ adını verdiği projesi yer almaktaydı. Son derece önemli olan ’Ölüm Işını’ projesini, ABD ve SSCB Askeri İstihbarat Servisi ile Almanya Tesla’nın ölümünden sonraki birkaç yıl içerisinde ciddi bir şekilde inceleme altına almıştır. Bu projede uygulanan, düşman kuvvetlerinin elektronik sistemi iptal edilerek elektronik bir duvarın örülmesidir. Bahsedilen bu proje amacına ulaşarak Körfez Savaşı ve Yugoslavya’nın bombalanmasında kullanılmıştır. Yine Tesla’nın ’Tsunami Silahı’ denenmiş ve denizde deprem dalgaları oluşturularak dev dalgalar elde edilmiştir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geç Gelen İcat: Radyo!</span><br />
Ayrıca 1943’e kadar radyoyu bulanın Marconi olduğu iddiası da Tesla öldükten altı ay sonra mucidin Tesla olduğu kanıtlanarak mahkeme kayıtlarına geçmiş ve bu iddia çürütülmüştür. Sonuçta Tesla’nın tüm proje ve makaleleri ABD’nin eline geçmiştir. FBI tarafından da ’Top Secret’ olarak mühürlenmiş, tartışılması ve paylaşılması yasaklanmıştır.<br />
<br />
Kaynaklar: TeslaUniverse, Teslasociety, FBI<br />
<br />
beyinsizler.net   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir. Buluşlarıyla insanlık tarihinde çığır açan Tesla’yı ölüm, bir otel odasında yalnızken yakalamıştı. Ölümünden çok buluşları, geriye bıraktığı notları ve makaleleri tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Herkesin peşinde olduğu bu notlar, bir gecede FBI tarafından toparlanıp, sırlara karıştı. Tesla’nın ölümündeki ve bıraktığı notlardaki sırlar, yazımızın devamında. Nikola Tesla, günümüzden 70 yıl önce 1943 yılında Manhattan’da New Yorker otelinin 33. katındaki 3327 nolu odasında 7 Ocak’ı 8 Ocak’a bağlayan gece ölü olarak bulundu. Kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin edilen Tesla, günlerce odasından çıkmamayı alışkanlık haline getirdiği için son birkaç gün içerisinde ne zaman öldüğüne dair kesin birşey söylenemedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FBI’ın Topladığı 2 Kamyonluk Belgeler! </span><br />
O gece Tesla’nın mülteci yeğeni olan Sava Kosanovich röportaj için iki bilim editörü ile Tesla’nın yanına gider ve Tesla’yı ölü bulunca vasiyetini aramaya başlar. Ardından yazılarını ve deney aletlerini toplar. Yine o gece haberi alan FBI yetkilileri, hiç durmadan otel odasına gelir ve tüm eşyaları toplayarak iki büyük kamyonla götürürler. FBI’ın böyle aceleci davranmasının sebebi, bu değerli araştırmaların Sovyetler Birliği Kızılordusu’nun eline geçmesidir. Çünkü Tesla son zamanlarında silah tasarımları üzerine çalışmaktadır. Bu çalışmalara ’Mikrodalga Silah’,’Deprem ve Tsunami Silahını’ örnek olarak verilebilir. Bu da haliyle FBI’ı endişelendiriyordu. [IMG]http://beyinsizler.net/wp-<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gizli Projeler </span><br />
Tesla makalelerini New York’da bir depoda 50 kutu içerisine sığdırmıştı. Hatta birini de 1932 yılında Grosvenor Clinton oteline emanet bırakmıştı. Bu istihbarata da ulaşan FBI o gece o kutuyu da ele geçirdi. Kutuda ise Tesla’nın çığır açan projelerinden kablosuz enerji aktarımı ile ’Ölüm Işını’ adını verdiği projesi yer almaktaydı. Son derece önemli olan ’Ölüm Işını’ projesini, ABD ve SSCB Askeri İstihbarat Servisi ile Almanya Tesla’nın ölümünden sonraki birkaç yıl içerisinde ciddi bir şekilde inceleme altına almıştır. Bu projede uygulanan, düşman kuvvetlerinin elektronik sistemi iptal edilerek elektronik bir duvarın örülmesidir. Bahsedilen bu proje amacına ulaşarak Körfez Savaşı ve Yugoslavya’nın bombalanmasında kullanılmıştır. Yine Tesla’nın ’Tsunami Silahı’ denenmiş ve denizde deprem dalgaları oluşturularak dev dalgalar elde edilmiştir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geç Gelen İcat: Radyo!</span><br />
Ayrıca 1943’e kadar radyoyu bulanın Marconi olduğu iddiası da Tesla öldükten altı ay sonra mucidin Tesla olduğu kanıtlanarak mahkeme kayıtlarına geçmiş ve bu iddia çürütülmüştür. Sonuçta Tesla’nın tüm proje ve makaleleri ABD’nin eline geçmiştir. FBI tarafından da ’Top Secret’ olarak mühürlenmiş, tartışılması ve paylaşılması yasaklanmıştır.<br />
<br />
Kaynaklar: TeslaUniverse, Teslasociety, FBI<br />
<br />
beyinsizler.net   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Einstein’in Karısına İmzalattığı Garip Evlilik Sözleşmesi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-einstein-in-karisina-imzalattigi-garip-evlilik-sozlesmesi.html</link>
			<pubDate>Thu, 13 Dec 2018 21:03:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-einstein-in-karisina-imzalattigi-garip-evlilik-sozlesmesi.html</guid>
			<description><![CDATA[ Tarihin gördüğü en önemli fizikçilerden olan Albert Einstein’ın dünyaya kattıkları anlatmakla bitmez. Nazi Almanyası’nda bir Yahudi olarak hayatını sürdürmeye çalışırken 1933 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Einstein’ın profesyonel hayatıyla ilgili çok şey öğrenmek mümkün. Ama Einstein’la ilgili asıl etkileyen bilgiler özel hayatıyla ilgili olanlar. Hem ulaşılması zor olduğundan hem de böyle bir bilim insanının günlük hayatını nasıl yaşadığını öğrenmek insanların ilgisini çok çekiyor.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Einstein’ın yaptırdığı evlilik sözleşmesi</span><br />
Albert Einstein, 1903 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı ve zengin bir Sırp ailenin kızı olan Mileva MariÃÂ’le evlendi. Bu evlilikten Hans Albert ve Eduard olmak üzere 2 oğlu oldu. Laurent Seksik adındaki yazarın kaleme aldığı ve Eduard Einstein’ın ağzından çıkan sözler şu şekilde:   [INDENT] Babamdan bahsederken dilim niye mi bu kadar zehir saçıyor? Haberiniz yok mu? Cümle âlem biliyor zannediyordum. Babam bizi; annemi, ağabeyimi ve beni 1914 Ağustos’unda Berlin’deki peronda terk etti. O günden sonra da savaş ilan edildi. Eduard Einstein<br />
   [/INDENT]<br />
 <br />
1914 yılında eşi Mileva ile ilişkilerine neredeyse son verecek duruma gelmişlerdi. Üniversite aşkı olan bu ilişki artık bitmek üzereydi. Albert, eşi Mileva’ya çocuklarının hatrına bu ilişkiyi sürdürebileceğini ama istediği sözleşmeyi imzalaması gerektiğini söyledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şartlar:</span><br />
   <ul class="mycode_list"><li>A. Aşağıdakilerden sorumlu olacaksın:   <br />
</li>
<li>1. Giysilerimin ve çamaşırlarımın düzenli olduğundan;   <br />
</li>
<li>2. Üç öğün yemeğimi odamda düzenli bir şekilde yediğimden;   <br />
</li>
<li>3. Yatak odamla çalışma odamın tertipli tutulduğundan, özellikle de çalışma masamı benden başka kimsenin kullanmadığından.   <br />
</li>
<li>B. Toplumsal sebepler kaçınılmaz bir şekilde gerektirmediği takdirde benimle tüm kişisel ilişkini keseceksin. Özellikle aşağıdakileri talep etmeyeceksin:   <br />
</li>
<li>1. Evde seninle birlikte oturmamı;   <br />
</li>
<li>2. Seninle dışarıya ya da seyahate çıkmamı.   <br />
</li>
<li>C. Benimle ilişkinde aşağıdakileri gözeteceksin:   <br />
</li>
<li>1. Benden fiziksel yakınlık beklemeyecek, bana hiçbir şekilde sitem etmeyeceksin;   <br />
</li>
<li>2. İstediğim anda benimle konuşmayı keseceksin;   <br />
</li>
<li>3. İstediğim anda yatak odam ya da çalışma odamdan şikâyet etmeden ayrılacaksın.   <br />
</li>
<li>D. Beni çocuklarımızın önünde sözlerin ya da davranışlarınla aşağılamayacaksın.   <br />
</li>
</ul>
 <br />
MariÃÂ-Einstein bu şartları kabul etti. Ama ilişkileri artık bir sözleşmeyle kurtulacak durumda olmadığından, birkaç ay sonra çocuklarını alıp, eşi Albert’ı Berlin’de bıraktı. Çocuklarıyla Zürih’te yaşayan Mileva, eşinden 5 yıl ayrı yaşayıp 1919 yılında boşandı. Albert Einstein 1919 yılında 2. dereceden kuzeni olan Elsa Einstein ile evlendi. Çift 1933 yılında Nazi Almanyası’nda Yahudilerin çalışacağı alanlara kısıtlama getirilmesinden dolayı ABD’ye yerleşti.<br />
<br />
<br />
<br />
beyinsizler.net   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Tarihin gördüğü en önemli fizikçilerden olan Albert Einstein’ın dünyaya kattıkları anlatmakla bitmez. Nazi Almanyası’nda bir Yahudi olarak hayatını sürdürmeye çalışırken 1933 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Einstein’ın profesyonel hayatıyla ilgili çok şey öğrenmek mümkün. Ama Einstein’la ilgili asıl etkileyen bilgiler özel hayatıyla ilgili olanlar. Hem ulaşılması zor olduğundan hem de böyle bir bilim insanının günlük hayatını nasıl yaşadığını öğrenmek insanların ilgisini çok çekiyor.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Einstein’ın yaptırdığı evlilik sözleşmesi</span><br />
Albert Einstein, 1903 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı ve zengin bir Sırp ailenin kızı olan Mileva MariÃÂ’le evlendi. Bu evlilikten Hans Albert ve Eduard olmak üzere 2 oğlu oldu. Laurent Seksik adındaki yazarın kaleme aldığı ve Eduard Einstein’ın ağzından çıkan sözler şu şekilde:   [INDENT] Babamdan bahsederken dilim niye mi bu kadar zehir saçıyor? Haberiniz yok mu? Cümle âlem biliyor zannediyordum. Babam bizi; annemi, ağabeyimi ve beni 1914 Ağustos’unda Berlin’deki peronda terk etti. O günden sonra da savaş ilan edildi. Eduard Einstein<br />
   [/INDENT]<br />
 <br />
1914 yılında eşi Mileva ile ilişkilerine neredeyse son verecek duruma gelmişlerdi. Üniversite aşkı olan bu ilişki artık bitmek üzereydi. Albert, eşi Mileva’ya çocuklarının hatrına bu ilişkiyi sürdürebileceğini ama istediği sözleşmeyi imzalaması gerektiğini söyledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şartlar:</span><br />
   <ul class="mycode_list"><li>A. Aşağıdakilerden sorumlu olacaksın:   <br />
</li>
<li>1. Giysilerimin ve çamaşırlarımın düzenli olduğundan;   <br />
</li>
<li>2. Üç öğün yemeğimi odamda düzenli bir şekilde yediğimden;   <br />
</li>
<li>3. Yatak odamla çalışma odamın tertipli tutulduğundan, özellikle de çalışma masamı benden başka kimsenin kullanmadığından.   <br />
</li>
<li>B. Toplumsal sebepler kaçınılmaz bir şekilde gerektirmediği takdirde benimle tüm kişisel ilişkini keseceksin. Özellikle aşağıdakileri talep etmeyeceksin:   <br />
</li>
<li>1. Evde seninle birlikte oturmamı;   <br />
</li>
<li>2. Seninle dışarıya ya da seyahate çıkmamı.   <br />
</li>
<li>C. Benimle ilişkinde aşağıdakileri gözeteceksin:   <br />
</li>
<li>1. Benden fiziksel yakınlık beklemeyecek, bana hiçbir şekilde sitem etmeyeceksin;   <br />
</li>
<li>2. İstediğim anda benimle konuşmayı keseceksin;   <br />
</li>
<li>3. İstediğim anda yatak odam ya da çalışma odamdan şikâyet etmeden ayrılacaksın.   <br />
</li>
<li>D. Beni çocuklarımızın önünde sözlerin ya da davranışlarınla aşağılamayacaksın.   <br />
</li>
</ul>
 <br />
MariÃÂ-Einstein bu şartları kabul etti. Ama ilişkileri artık bir sözleşmeyle kurtulacak durumda olmadığından, birkaç ay sonra çocuklarını alıp, eşi Albert’ı Berlin’de bıraktı. Çocuklarıyla Zürih’te yaşayan Mileva, eşinden 5 yıl ayrı yaşayıp 1919 yılında boşandı. Albert Einstein 1919 yılında 2. dereceden kuzeni olan Elsa Einstein ile evlendi. Çift 1933 yılında Nazi Almanyası’nda Yahudilerin çalışacağı alanlara kısıtlama getirilmesinden dolayı ABD’ye yerleşti.<br />
<br />
<br />
<br />
beyinsizler.net   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Albert Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-albert-einstein-hangi-calismasiyla-nobel-odulu-almistir.html</link>
			<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 23:29:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-albert-einstein-hangi-calismasiyla-nobel-odulu-almistir.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dün akşam ( 19-01-2016 ) ekrana gelen Kim Milyoner Olmak İster? yarışmasında izleyenler heyecan dolu sahnelere şahit oldu. 125 bin TL’lik soruya kadar gelen yarışması, karşısına çıkan 125 bin TL’lik ’Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?’ sorusuna ne yanıt verdi. Detaylar haberimizde’</span><br />
<br />
<br />
   <div style="text-align: right;" class="mycode_align">
   </div>
  <br />
   <div style="text-align: center;" class="mycode_align"> <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/11/9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 9.jpg]" class="mycode_img" />   </div>
 <br />
    <br />
    ATV ekranlarında yayınlanan ve severek takip edilen bilgi yarışması  <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/kim-milyoner-olmak-ister" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kim Milyoner Olmak İster </a>? dün geceye damgasını vurdu. Yarışmacının 125 bin TL’lik soruya kadar ilerlemesiyle heyecan dolu anlar yaşanan yarışmada,  <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/125-bin-tllik-soru" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">125 bin TL'lik soru </a> olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?’</span> sorusu soruldu. İşte detaylar’<br />
<br />
Sunuculuğunu Selçuk Yöntem’in üstlendiği yarışma programı Kim Milyoner Olmak İster?’de dün akşam heyecan dolu anlar yaşandı. 125 bin TL’lik soruya kadar ilerleyen yarışmacı, ’Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?’ sorusuna cevap vermedi ve yarışmadan çekildi.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/11/10.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 10.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte 125 Bin TL’lik O Soru!</span><br />
Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?<br />
a) İzafiyet teorisi<br />
b) Foto Elektrik Etkisi<br />
c) Kütle Enerji Eşitliği<br />
d) Belirsizlik İlkesi<br />
Cevap: Foto Elektrik Etkisi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Foto Elektrik Etkisi Nedir?<br />
</span><br />
Bir kaynaktan yayılan ışık veya daha yüksek enerjili elektromanyetik dalganın (morötesi ışın veya x-ışını) bir madde (****ller, ****l olmayan katılar, sıvılar veya gazlar) yüzeyine düşmesi sonucu maddeden elektron yayınlanması olayıdır.<br />
Maddeden yayınlanan bu elektronlar foto elektron olarak adlandırılır. Olayı ilk olarak Heinrich Rudolf Hertz, elektromanyetik dalgaların varlığını deneysel olarak göstermeye çalışırken gözlemlemiş olduğundan bu olaya Hertz etkisi de denir ancak günümüzde bu isim kullanılmamaktadır. Olay deneysel olarak gözlenmiş fakat 1905 yılında  <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/albert-einstein" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Albert Einstein </a> tarafından açıklanana kadar olaya klasik fizik yasaları ile bir anlam verilememiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/11/11.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 11.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Albert Einstein kimdir?</span><br />
Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi, annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu. Çocukluğunu Münih’de geçirdi ve ilk öğrenimini burada yaptı. Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı.<br />
<br />
Lise öğrenimini 1894’te İsviçre’de tamamladı ve 1896’da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi. Sonradan İsviçre vatandaşı olup, Sırp asıllı bir kız öğrenci ile evlendi. Sonra Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünmek fırsatını buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını sağladı. Bu yoldan fotoelektrik olayını açıklayabildi. Bu çalışmalarını açıklayan ve 1905 yılında ’Annalen der Physik’ dergisinde yayımlanan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görelilik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909’da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913’de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsünde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi. İsviçre vatandaşı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı.<br />
<br />
Einstein, 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenebilir. Görelilik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)<br />
<br />
Yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933’e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçen Einstein, 1955’de Princeton’da yaşamını yitirdi. Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sundu.<br />
<br />
<br />
Fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık(izafiyet) teorisiyle tanındı. Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı: Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren sınırlı bağlılık(1905), eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık(1916) ve elektro-manyetizma ile yerçekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler. İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır ve çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar.<br />
<br />
Einstein’ın söylediği önemli bir söz vardır:<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’Ben atomu iyi bir şey için keşfettim, insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar’.</span> Bilim alanında insanlığa armağan ettikleriyle, dünyanın en büyük bilim adamlarından birisi olarak hala gururla anılmaktadır. (Kaynak:Wiki)<br />
<br />
hürriyet    ]<br />
<br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dün akşam ( 19-01-2016 ) ekrana gelen Kim Milyoner Olmak İster? yarışmasında izleyenler heyecan dolu sahnelere şahit oldu. 125 bin TL’lik soruya kadar gelen yarışması, karşısına çıkan 125 bin TL’lik ’Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?’ sorusuna ne yanıt verdi. Detaylar haberimizde’</span><br />
<br />
<br />
   <div style="text-align: right;" class="mycode_align">
   </div>
  <br />
   <div style="text-align: center;" class="mycode_align"> <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/11/9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 9.jpg]" class="mycode_img" />   </div>
 <br />
    <br />
    ATV ekranlarında yayınlanan ve severek takip edilen bilgi yarışması  <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/kim-milyoner-olmak-ister" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kim Milyoner Olmak İster </a>? dün geceye damgasını vurdu. Yarışmacının 125 bin TL’lik soruya kadar ilerlemesiyle heyecan dolu anlar yaşanan yarışmada,  <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/125-bin-tllik-soru" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">125 bin TL'lik soru </a> olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?’</span> sorusu soruldu. İşte detaylar’<br />
<br />
Sunuculuğunu Selçuk Yöntem’in üstlendiği yarışma programı Kim Milyoner Olmak İster?’de dün akşam heyecan dolu anlar yaşandı. 125 bin TL’lik soruya kadar ilerleyen yarışmacı, ’Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?’ sorusuna cevap vermedi ve yarışmadan çekildi.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/11/10.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 10.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte 125 Bin TL’lik O Soru!</span><br />
Einstein hangi çalışmasıyla Nobel ödülü almıştır?<br />
a) İzafiyet teorisi<br />
b) Foto Elektrik Etkisi<br />
c) Kütle Enerji Eşitliği<br />
d) Belirsizlik İlkesi<br />
Cevap: Foto Elektrik Etkisi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Foto Elektrik Etkisi Nedir?<br />
</span><br />
Bir kaynaktan yayılan ışık veya daha yüksek enerjili elektromanyetik dalganın (morötesi ışın veya x-ışını) bir madde (****ller, ****l olmayan katılar, sıvılar veya gazlar) yüzeyine düşmesi sonucu maddeden elektron yayınlanması olayıdır.<br />
Maddeden yayınlanan bu elektronlar foto elektron olarak adlandırılır. Olayı ilk olarak Heinrich Rudolf Hertz, elektromanyetik dalgaların varlığını deneysel olarak göstermeye çalışırken gözlemlemiş olduğundan bu olaya Hertz etkisi de denir ancak günümüzde bu isim kullanılmamaktadır. Olay deneysel olarak gözlenmiş fakat 1905 yılında  <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/albert-einstein" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Albert Einstein </a> tarafından açıklanana kadar olaya klasik fizik yasaları ile bir anlam verilememiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/11/11.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 11.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Albert Einstein kimdir?</span><br />
Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi, annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu. Çocukluğunu Münih’de geçirdi ve ilk öğrenimini burada yaptı. Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı.<br />
<br />
Lise öğrenimini 1894’te İsviçre’de tamamladı ve 1896’da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi. Sonradan İsviçre vatandaşı olup, Sırp asıllı bir kız öğrenci ile evlendi. Sonra Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünmek fırsatını buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını sağladı. Bu yoldan fotoelektrik olayını açıklayabildi. Bu çalışmalarını açıklayan ve 1905 yılında ’Annalen der Physik’ dergisinde yayımlanan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görelilik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909’da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913’de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsünde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi. İsviçre vatandaşı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı.<br />
<br />
Einstein, 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenebilir. Görelilik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)<br />
<br />
Yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933’e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçen Einstein, 1955’de Princeton’da yaşamını yitirdi. Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sundu.<br />
<br />
<br />
Fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık(izafiyet) teorisiyle tanındı. Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı: Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren sınırlı bağlılık(1905), eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık(1916) ve elektro-manyetizma ile yerçekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler. İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır ve çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar.<br />
<br />
Einstein’ın söylediği önemli bir söz vardır:<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’Ben atomu iyi bir şey için keşfettim, insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar’.</span> Bilim alanında insanlığa armağan ettikleriyle, dünyanın en büyük bilim adamlarından birisi olarak hala gururla anılmaktadır. (Kaynak:Wiki)<br />
<br />
hürriyet    ]<br />
<br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Stephen Hawking Kimdir ?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-stephen-hawking-kimdir.html</link>
			<pubDate>Wed, 20 Apr 2016 23:05:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-stephen-hawking-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[ [COLOR=#5E5E5E]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">STEPHEN HAWKING’İN YAŞAMI VE SON ÇALIŞMALARI<br />
</span><br />
<br />
45 kilodan daha ağır çekmeyen tam olarak felçli,konuşamayan ve başı öne düşerse kaldıramayan bu adam ’Einstein’in mirasçısı’,’ yirminci yüzyıl sonlarının en büyük dahisi’,’ yaşayan en mükemmel zihin’ hatta bir gazeteci tarafından ’Evren Uzmanı’ olarak tanımlanmıştır.Hawking kozmolojide temel hamleler yapmış ve belki yaşayan başka herhangi bir kişiden daha çok,içinde yaşadığımız Evren anlayışımızı ilerletmiştir.Eğer bu yeterli değilse düzinelerce bilimsel ödül kazanmıştır.Hawking,Kraliçe Elizabeth 2 tarafından CBE- Commander of British Empire- ve daha sonra Companion Of Honour (Onur Arkadaşı) yapılmıştır.Bu güne kadar dünya çapında on milyondan fazla satılmış olan Zamanın Kısa Tarihi adlı popüler bir bilim kitabı yazmıştır.<br />
<br />
<br />
8 Ocak 1942’nin hem tarihin en büyük entelektüel kişiliklerinden biri olan İtalyan bilim adamı Galile’nin ölümünün üç yüzüncü yıldönümü,hem de savaş ve küresel mücadelenin parçaladığı bu dünyaya Stephen William Hawking’in gözlerini açtığı gün olması belki de şanslı tuhaflıklardan biriydi. Fakat,Hawking’in kendisinin işaret ettiği gibi,o gün iki bin civarında başka bebek doğmuştu ve bu nedenle bu durum hiçte o kadar şaşırtıcı bir raslantı değildi.<br />
<br />
<br />
Stephen’ın annesi Isobel ve babası Frank Londra’nın bir kuzey banliyösü olan Highgate’de yaşıyorlardı fakat doğum için Oxford’a taşınılması gerektiğine karar vermişlerdi. Hem Frank hem de Isobel Hawking daha önce,öğreciyken,Oxford’da bulunmuşlardı.Her ikiside orta sınıf ailelerden geliyorlardı. Frank Hawking’in büyükbabası oldukça başarılı bir Yorkshire çiftçisiydi fakat Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen büyük tarımsal buhran sırasında servetini yitirmişti.Isobel,Glosgowlu bir doktorun kızıydı. Frank tıp eğitimi aldı ve tropik hastalıklar uzmanı oldu.Isobel ise Oxford’dan mezun olduktan sonra vergi müfettişliği dahil olmak üzere pek çok sevmediği işte çalıştı. Stephen iki aylıkken annesi onu geriye, Londra’ya,savaş saldırılarının içine götürdü. Stephen iki yaşındayken komşularının evine bir roket isabet edince kendi evleri de hasar gördü. Neyseki o zaman Hawkingler evde degildi.<br />
<br />
<br />
On yaşına geldiğinde,Stephen Westminister okulu burs sınavına girdi. Babası tıbbi araştırmalarda başarılıydı ama bir bilim adamının geliri Westminister’daki okul ücretlerini karşılamaya yetmezdi. Bu yüzden bursla ödenecekti. Sınav günü geldi ve ne yazıkki Stephen hastalandı ve tabi ki giriş sınavına giremedi. Sonuç olarak İngiltere’nin en iyi okullarından birinde okuyamadı. Hayal kırıklığına uğramış olan Dr.Hawking oğlunu yerel özel okul St Albans School’a yazdırdı. Her adayın giriş sınavına girmesi gerekiyordu ve Stephen bu sınavı kolayca geçti. Okulda ise sınıfın eğlendiği,kızdırdığı ve ara sıra zorbalık ettiği,bazılarının gizlice saygı duyduğu,çoğunun uzak durduğu bir öğrenciydi.Stephen,ilgi alanları aynı olan küçük bir grubun üyesiydi.Hepsi birlikte 3A sınıfının en parlaklarının çekirdeğini oluşturuyorlardı.Bu grup birbirlerinin evinde toplanıp radyoda yalnızca klasik müzik dinleyip ertesi günkü fizik ödevlerini yaparlardı. Bir başka hobileri de kart oyunları icat edip oynamaktı. Kartları arkadaşları yaparken ortaya çıkmakta olan embiryonik bilim adamı ve mantıkçı Hawking kuralları geliştirirdi. Stephen ve arkadaşları kart oyunlarından çabuk bıktılar ve maket uçak ve elektronik aletler yaptılar. Hawking hiçbir zaman ellerini kullanmada beynini kullanmada olduğu kadar iyi değildi.<br />
<br />
<br />
Ondört yaşına gelene kadar matematikle ilgili bir meslek istediğini biliyordu. Matematik ödevlerine çok az zaman harcayıp tam notlar alıyordu. ’Ortalama’ parlak çocuk şaşılacak bir yetenek sergilemeye başlıyordu. Stephen üniversite eğitimine hazırlık olarak matematik, fizik ve ileri matematik almak istiyordu. Ancak babası tıp eğitimi alıp kendisini izlemesini istiyordu. Bunun için Stephen’ın A düzeyi kimya alması gerekiyordu. Pek çok tartışmadan sonra Stephen A düzeyi matematik,fizik ve kimya almayı kabul etti. Herkes farklı farklı dersler seçtiği için grupları dağıldı ve Hawking’le birlikte olanlara yenileri katıldı. 1958 yılında gruba yeni katılanlarla birlikte LUCE -Logical Uniselector Computing Engine- adında bir bilgisayar yaptılar. Çalışmasında hiç bir sorun yoktu. Sadece bir çok lehimleme hatası vardı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kozmoloji<br />
</span><br />
<br />
Kozmoloji genel olarak Evren’in başlangıcının, evriminin ve kaderinin incelenmesidir. Klasik fizik, 17. yüzyılda Dünya’yı araştırmanın bilimsel yönteminin temellerini koyan Isaac Newton’un fiziğidir. Newton fiziği 19. yüzyıl sonuna, ilki Einstein’in genel görecelik kuramı ve ikincisi kuantum teorisiyle ateşlenen iki devrim tarafından devrildiği zamana kadar egemenliğini sürdürdü. Bunların ilki kütlesel çekimin nasıl çalıştığı konusunda sahip olduğumuz en iyi teoridir; ikincisi maddi dünyada başka her şeyin nasıl çalıştığını açıklar. Bu iki konu, modern 20. yüzyıl biliminin ikiz sütunlarını oluştururlar.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking’in yirmibeşinci yaş günü nü kutladığı 1967 yılı bizi pulsarların (radyo dalgaları veren gök cisimleri) keşfine götürür. Bu nesneler büyük patlamalarda (süpernovalar) yaşamlarını bitirmiş,kütleli yıldızların çöken çekirdekleri, nötron yıldızları olarak bilinirler. Hawking’in kuantum teorisiyle görecelik arasındaki ilk başarılı evliliği gerçekleştirmesini sağlayan şey de kara delikleri incelemesi oldu. Yaşıtlarının hepsi gibi Hawking de bir bilim adamı olarak Newton’un klasik fikirleri ve görecelik kuramı ve kuantum fiziğinin orijinal şekilleri temelinde yetiştirilmişti. Klasik kozmoloji; pulsarların keşfiyle harekete geçirilien devrimden önce bilinenleri gösterir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üniversiteye Giriş<br />
</span><br />
<br />
1959 yılı bir patlamayla başladı. 2 Ocak’ta otuz iki yaşındaki Fidel Castro Küba’da iktidara geldi; bir ay sonra, Buddy Holly bir uçak kazasında öldü ve Indra Gandhi Hindistan’ın iktidardaki Kongre Partisi’nin lideri oldu. Baharda iki maymun uzaydaki ilk primatlar olmuştu ve yazar Raymond Chandler yetmiş yaşında ölmüştü. Bu arada Hertfordshire’da küçük bir şehirde on yedi yaşında Stephen Hawking adlı bir öğrenci, ailesinin dağınık Edward tipi evindeki büyük, karışık odasında Oxford giriş sınavlarına hazırlanmaktaydı.<br />
<br />
<br />
Oxford’a giriş hiç de kolay değildi. Başlangıçtan beri düşünülen şey onun üniversitenin sunduğu en yüksek ödül olan bir burs almasıydı. Burs bazı ayrıcalıklar sunuyordu ama daha önemlisi öğrencinin Oxford’daki eğitim masraflarının bir kısmı üniversite tarafından ödeniyordu.<br />
<br />
<br />
Üniversitede seçeceği eğitim dalı konusunda baba oğul sonu gelmeyen bir tartışmaya girmişlerdi. Stephen o zamanlar Doğal Bilimler olarak adlandırılan matematik ve fizik eğitimi almak istediği konusunda ısrar etti. Babası ikna olmuyordu, ona göre öğretmenlik dışında matematikte iş yoktu. Stephen ne istediğini biliyordu ve tartışmayı kazandı.<br />
<br />
<br />
Giriş sınavı oldukça zordu. Sınav iki güne yayılmıştı. Herkes herbirinin iki buçuk saat süresi olan beş ayrı konuda sınava girmeleri gerekiyordu. İki fizik, iki matematik testi ve bunlardan sonra genel kültür testi vardı. Oniki buçuk saatlik teori ve bir fizik uygulama sınavının ardından mülakatlara sıra geldi. İlk olarak adayların başkan, dekan ve konunun öğretmenleri tarafından sözlü sınava tabi tutuldukları genel görüşmeler yapıldı. Bunlar Senior Common Room’da yapıldı. Aday öğrenciler kuvvetli alkışlarla karşılanarak tek tek içeri alınıyorlar ve bir dizi aptalca soruya zeki yanıtlar vermeleri bekleniyordu. Bunun amacı adayın hakkında biraz daha fazla bilgi edinmekti. Hawking her iki fizik sınavından doksan beş civarında ve diğerlerinden ise biraz daha az not almış olabileceğini aklından bile geçirmiyordu. Ve sonunda Universite College ona birinci sınıf burs sunuyordu. Ertesi Ekim ayında Oxford Üniversitesi’ne kaydolmaya çağrılmıştı.<br />
<br />
<br />
Hawking’in Oxford’daki ilk yılı onun için her yönden oldukça kötü geçti. St Albans’daki okul arkadaşlarından çok azı Oxford’a girmiş, yakın arkadaşlarından hiçbiri girememişti. Dersler cok sıkıcıydı. Öğretmenlerin verdiği fizik ve matematik sorularını çözmekte çok az zorlanıyordu. Bu özgürlüğün tepesinde sınav yapısı çok gevşekti ve eğer Hawking ayarındaysanız istismara çok açıktı. Not, yalnızca öğrencinin finallerdeki performansı üzerine veriliyordu. Akademik şeylere karşı gevşek tavrına rağmen öğretmeni Dr. Berman ile sağlıklı ilişkiler kurmayı başarmıştı. Ara sıra Berman’ın evine çay içmeye giderdi. Hawking genellikle çay saatinden önce gidiyor ve ondan okuması için güzel bir kitap tavsiye etmesini istiyordu.<br />
<br />
<br />
Burslu bir öğrenci olarak ikinci yılın sonunda kendi döneminde tüm diğer fizikçilerin de katıldığı Üniversite Fizik Ödülü için yarışması gerekiyordu ve Hawking az bir çabayla büyük ödülü kazandı.<br />
<br />
<br />
Oxford’da finaller çok farklıydı. Üç yıllık çalışmanın son noktasıydı. Sonuç ya hep ya hiçti. Hawking kendince bir plan yaptı. Adayların kağıtlarındaki sorular arasında geniş bir tercih şansı vardı. O da yalnızca teorik fizik sorularını yanıtlayacak, ayrıntılı bilgi isteyenleri gözardı edecekti. Fakat işleri karıştıran bir sorun vardı. Hawking, dönemin en ünlü astronomu Fred Hoyle’nin öğrencisi olarak Cambridge’de doktora yapmak için başvurmuştu. Ama Cambridge’e kabul edilmek için Oxford’u birincilikle bitirmek gerekiyordu. Finallerden önceki gece Hawking panikledi. Tüm gece yatakta dönüp durdu ve çok az uyudu. Ve sabah kurallara göre giyinip okula gitti. Hawking masasının üzerine kağıt konurken biraz kendine geldi ve sınav öncesi yaptığı planı düşündüğü şekilde uyguladı. Sonuçlar ilan edildi. Hawking, birinci ile ikinci onur derecesi arasındaki sınırdaydı. Geleceğinin kararlaştırılması için sınavı yapanlarla kişisel bir mülakata girmesi gerkiyordu. Sözlü sınavındaki hocaları en azından kendilerinden daha zeki birisiyle karşı karşıya olduklarının farkındaydılar. Sınav başkanı ondan gelecekle ilgili planlarını anlatmasını istedi. O ’Eğer bana birinci onur derecesi verirseniz Cambridge’e gideceğim, eğer ikinci onur derecesi olursa Oxford’da kalacağım. Bu nedenle bana birinci onur derecesi vereceğinizi umarım.’ dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<br />
Doktora Ve Doktorlar</span><br />
<br />
Yurtdışından henüz dönmüş olan üniversite mezunu, onur dereceli öğrenci Stephen Hawking, Cambridge’e Ekim 1962’de girdi. Cambridge’geçişi öncesindeki günlerde dıştaki dünya kendini parçalamaya hazır görünürken, Hawking adım adım bir kişisel kriz duyumsamaya başlıyordu. Oxford’daki günlerinin sonuna doğru ayakkabı bağlarını bağlamakta biraz güçlük çekmeye başlamıştı. Sürekli eşyalara çarpıyordu ve zaman zaman bacaklarının altından koptuğunu hissediyordu. Ağzına bir damla içki koymamışken ara sıra konuşmasında sarhoş gibi heceleri karıştırdığını, telafuzunun bozulduğunu fark etti. Bir sorun olduğunu kabul etmeyerek kimseye bir şey söylemedi.<br />
<br />
<br />
Cambridge’e ulaştığında bir başka sorun çıktı. Üniversitede doktora yapmak için başvurduğunda iki açık araştırma alanı vardı: elementer parçacıklar, çok küçüğün incelenmesi ve kozmoloji,çok büyüğün incelenmesi. Ancak bir pürüz vardı. Alanında en ünlü bilim adamı olarak dünya çapında tanınan Fred Hoyle’le birlikte çalışmak istiyordu. Fakat Hoyle yerine adını hiç duymamış olduğu Dennis Sciama’nın sorumluluğuna verildi. Zamanla Sciama’nın daha iyi bir denetmen olacağını anlamaya başladı çünkü Hoyle çok uzun sürelerle yurtdışında oluyordu ve danışmanlık için çok az zaman bulabiliyordu. Kısa sürede Dr. Sciama’nın çok iyi bir bilim adamı ve müthiş yardımcı bir denetmen olduğunu, konuşmak için onu her zaman bulabileceğini keşfetti.<br />
<br />
<br />
Yapacağı araştırmanın konusunun doktora eğitiminin ağırlığına denk düşmesi gerekiyordu. Ama o seviyede görecelik araştırmaları oldukça yeni ve alışılmamış olduğu için konu bulmakta zorlanıyordu. Sciama o zamanlar Hawking’in yolunu kaybetmek ve her şeyi yitirmek üzere olduğuna inanıyordu. Bu durum doktoranın ilk yılı boyunca sürüp gitti. Her şey ancak Hawking’in kendi vücudunun içinde açığa çıkmakta olan değişikliklerin başlattığı bir karmaşık olaylar dizisi çözülmeye başlayacaktı. 1962 sonunda Stephen Noel tatili için St Albans’a döndü. Kafasında bir şeylerin ters gittiğini biliyor olmalıydı. Yaşamakta olduğu tuhaf sakarlıklar sıklaşmıştı ama Cambridge’de kimse bunun farkına varmamıştı. Fakat ailesinin yanına geldiğinde, aylardır uzakta yaşadığı için, onlar bir aksaklık olduğunu hemen farkettiler. Onu bir aile hekimine götürdüler, o da bir uzmana yolladı. Yılbaşı akşamı 14 Hillside Road’da bir parti verdiler. Stephen’in önceden çok az tanıdığı Jane Wilde isimli bir genç bayan da partiye davet edilmişti. Akşam arkadaşları tarafından Stephen Jane’e resmen tanıştırıldı. Jane de St Albans’da yaşıyor ve şehirdeki liseye gidiyordu. 1962’nin son saatleri ağır ağır gidip 1963 başlarken , ikisi konuşmaya ve birbirlerini tanımaya başladılar. Jane gelecek sonbahar modern diller eğitimine başlamak üzere Westfield College’de okumaya hak kazanmıştı. Jane, yirmibir yaşındaki Cambridge doktora öğrencisini büyüleyici bulmuştu ve hemen onun cazibesine kapılmıştı. O akşamdan sonra arkadaşlıkları gelişti.<br />
<br />
<br />
 bitmişti, okula geri dönmesi gerekiyordu. Ama ondan önce bir dizi testten geçmek üzere hastaneye götürüldü. Doktorlar ona okuluna,kozmolojik araştırmasının başına dönmesini tavsiye ettiler. İş iyi gitmiyordu ve şimdi yaklaşan ölüm olasılığı her düşüncesine, her hareketine yansıyordu. Kısa bir süre sonra teşhis kondu: ALS (Amyotrophik Lateral Sclerosis). Çok ender görülen ve tedavisi olmayan bir hastalıktı. İngiltere’de buna motor nöron hastalığı deniyordu.<br />
<br />
<br />
ALS, omurilik sinirlerini ve beynin istemli hareket fonksiyonları üreten bazı kısımları etkiler. Bir süre sonra adım adım hücreler bozulur ve vücutta kaslar dumura uğrarken felce neden olurlar. Bunun dışında beyin etkilenmez ve düşünce, bellek gibi daha yüksek fonksiyonlar dokunulmamış kalır. Kısaca beden adımadım çürürken hastanın zihni dokunulmamış kalır. Görülen belirti derece derece hareket kaybıdır. Belirtiler acısızdır, fakat hastalığın son aşamasında kronik depresyonu hafifletmek için hastalara sık sık morfin verilir.<br />
<br />
<br />
Durumun hayret verici ironilerinden biri Stephen Hawking’in gereksinim duyduğu tek gerçek aracın zihni olduğu, çok az işten biri olan teorik fizik üzerine çalışıyor olmasıydı. Eğer deneysel fizikçi olsaydı kariyeri ona erecekti. Doktorlar onun iki yıl yaşayacağını düşünüyorlardı. Durumu öğrenince Hawking depresyona girdi. Jane, hastaneden ayrılışından kısa bir süre sonra Stephen ile görüştü ve onu kafası karışmış, yaşama arzusunu kaybetmiş gördü.<br />
<br />
<br />
Jane’nin sahneye çıkışının Hawking’in yaşamında çok önemli bir dönüm noktası olduğuna pek kuşku yoktur. İkisi birbirini daha fazla tanımaya başladı ve aralarında güçlü bir ilişki gelişti. Bu arada doktora çalışmaları can sıkıcı bir yavaşlıkla ilerliyordu.<br />
<br />
<br />
Stephen, Sciama ile çalışan tek öğrenci değildi. Sciama 1961 yılında bu göreve geldiğinde bir Güney Afrikalı olan George Ellis, denetmenin ilk öğrencisi olmuştu. Brandon Carter ve Martin Rees de onu izledi. Birlikte aynı saha içinde biraz farklı alanlarda çalışan küçük bir relativist ve kozmolog grubu oluşturdular. Birlikte çalışmalarının yanı sıra iyi arkadaş oldular. Jane hafta sonları Cambridge’e geldiğinde, tüm grup sık sık birlikte dışarıya yemeğe veya nehir kıyısında kayıkların kayıp gidişini seyrederek piknik yapmaya gidiyordu.<br />
<br />
<br />
1960’lı yılların başlarında Fizik Departmanı başkanı George Batchelor, üniversiteyi Silver Street’deki Old University Press Building olarak bilinen yerde ayrı bir matematik ve teorik fizik bölümü kurulması konusunda ikna etmeyi başardı. Bu bölüm DAMTP (Department of Applied Mathematics and Theoretical Physics- Uygulamalı Matematik ve Teorik Fizik Bölümü)olarak bilinir oldu.<br />
<br />
<br />
Cambridge’deki sistem kolejlerden birine kayıtlı olan lisans ve lisans üstü öğrencilerin diğerleriyle birlikte üniversite binalarında çalıştıkları bir sistemdir. Öğrenciler ofisleri paylaşırlardı ve kapıları hemen hemen her zaman herkese açıktı. Hiçbir zaman gizli çalışma ve fikirlerini kendine saklama diye bir şey olmazdı. Bu serbest iletişim atmosferinde Hawking doktora öğrencisi olarak ilk yıllarında ilk önemli projesine girişti. Cambridge’deki tartışmalar ve büyük değişimler sırasında Hoyle Evren’in değişmez durumlu kuramıyla çok ilgileniyordu. Hoyle bu fikri Londra King’s College’de Herman Bondi ve astronom Thomas Gold ile birlikte geliştirmişti, fakat o zamanlar bu basitçe iki yarışan teoriden bilimsel olarak daha gelişmiş olanıydı. O bir zamanlar bir doğum günü pastasından fırlayan bir eğlence kızı olarak tanımlamış olduğu Evren’in aniden yaratılışı şeklindeki alternatif teoriyi reddediyordu Âbu basitçe ağır başlı veya ince düşünülmüş bir şey değildi. Daha sonra çok eğleneceği şekilde, fikri alaya almak üzere amaçlı olarak uydurulmuş bir ifade olan ve kendi değişmez durum teorisini savunmakta olduğu bir radyo programında geçen ’Büyük Patlama’ teriminin yaratıcısı oldu.<br />
<br />
<br />
Cambridge’deki ilk iki yılı sırasında ALS hastalığının etkileri hızla kötüleşti. Yürümede muazzam zorluk çekmeye başladı ve yalnızca birkaç adım atmak için bir baston kullanmaya zorlandı. Arkadaşları ellerinden geldiği kadar ona yardım ettiler, fakat o çoğu zaman herhangi bir yardımcı istemedi. Konuşması da ciddi olarak hastalığın etkisinde kalmaya başlamıştı. Yalnızca telafuz bozukluğu olmuyor, konuşması hızla anlaşılmaz oluyor ve en yakın arkadaşları bile onun ne söylediğini anlamakta güçlük çekiyorlardı. Ama hiçbir şey onu yavaşlatmadı, aslında o şimdi büyük adımlar atmaya başlamıştı. İşi daha hızlı ve tüm mesleğinde hiçbir zaman olmadığı kadar olumlu şekilde ilerliyordu. Bu onun hastalığına karşı tavrını göstermekteydi. Çılgınca görünse de ALS basitçe onun için o kadar önemli değildi. Hastalık onun varlığının özüne, zihnine dokunmadı, böylece işini etkilemedi. ALS ile uyuşmuş ve Jane Wilde’ın şahsında tamamen kişisel bir düzeyde yaşamını paylaşabileceği birini bulmuş olan Hawking verimli olmaya başladı. Çift nişanlandı ve haftasonu ziyaretlerinin sıklığı arttı. Hawking için Jane ile nişanlanması muhtemelen başına gelen en önemli şeydi. Bu onun yaşamını değiştirdi, ona uğrunda yaşayacağı bir şey verdi ve onu yaşamaya kararlı kıldı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evliliği Ve Öğretim Üyeliği<br />
</span><br />
<br />
60’lı yılların ortaları Stephen Hawking’in yaşamında en önemli dönemlerden biri oldu. Jane ile nişanlanmış olan Hawking, evleneceklerse çabucak bir iş bulması gerektiğini kavradı. Doktorasını tamamladıktan sonra herhangi bir akademisyenin kariyerindeki bir sonraki adım genellikle araştırmaya devam etmek için üniversite öğretim üyeliği bulmaktır. Bu yüzden tezini yazma sıkıntıları içindeyken ve gelecek yaza planlanan bir evlilik varken Hawking, boş öğretim üyeliği aramak zorundaydı. Neyse ki çok fazla uzakta aramak zorunda kalmadı. Üniversitede başka bir kolej olan Caius’da bir teorik fizik öğretmenliği için yer olduğunu duydu. Hastalığının bu aşamasında yazamıyordu ve gelecek haftasonu Cambridge’e ziyareti sırasında Jane’den başvurusunu daktilo etmesini isteyecekti. Fakat nişanlısı trenden indiğinde onu kolu dirseğine kadar alçıda olarak selamladı. Ane’nin sol kolu kırılmıştı ve o sağ kolunu kullanıyordu.Hawking bilgileri dikte etti ve Jane başvuruyu elle yazdı. Cambridge’de onu kendileri için daktilo edecek bir arkadaş buldular. Başvurunun bir gerekliliği olarak, iki referans vermesi gerekiyordu. Dennis Sciama ilk referanstı. Herman Bondi de ikinci referansdı. Caius’daki Kolej Konseyi yeni öğretim üyelerini seçmek üzere her yıl Lent (büyük perhiz) dönemi sırasında toplanırlardı. Konsey Hawking’i rakiplerine tercih etti ve Caius’da öğretmenliğe alındı. Hawking kariyeri açısından o ve Jane geleceğe şimdi bir derece daha güvenle bakabilirlerdi.<br />
<br />
<br />
Öğretim üyelerinin araştırmalarına devam etmeleri şeklindeki temel koşulun dışında çok az görevleri vardır. Onlardan öğrencilere denetmenlik yapmaları istenir fakat bunun düzeyi farklıdır. Cambridge’deki pek çok şey gibi öğretim üyesinin rolü Sir Isaac Newton’un zamanından beri çok az değişmiştir. Öğretim üyeliği büyük bir onurdur ve akademisyenlerin araştırmalarına devam etmeleri için bir araç sayılır.<br />
<br />
<br />
Çift Temmuz 1965’de Hawking’in lisans üstü kolejinin kilisesi Trinity Hall’de evlendi. Bu bir tipik ’akademik’ evlenme değildi ama bir sosyete olayı da değildi. Her iki tarafın aileleri sıradan insanlardı. Düğün fotoğrafları için damadın bir değneğe dayanmak zorunda olmasının dışında düğün günü çift başka herhangi bir çifte çok benzer görünüyordu. Siyah beyaz fotoğraflarda Hawking koyu renk bir takım elbise giymiş ve ince, düzgün şekilde bağlanmış kravat takmıştı, koyu çerçeveli gözlükleri ve ince yüzü ona baykuş görünümü vermiştir. Jane, ellerinde bir çiçek buketi tutarak onun yanında duruyordu. Duvağı arkaya çevrilmişti ve günün modasına uygun kısa düğün elbisesinin boyun çizgisinin üzerinde omzuna dökülen dalgalı uzun saçları görülüyordu. Kuşkusuz her ikiside, o gün tüm diğerlerinin bildiği gibi, Stephen’in kısa bir süre içinde ölebileceğini biliyorlardı. Aslında tıbbi kestirimlere göre o ödünç alınmış bir zamanı yaşıyordu.<br />
<br />
<br />
Yeni evliler Sulfolk’da bir hafta balayı yapabildiler. Hemen ardından işe geri döndüler, çünkü çift Stephen’ın New York’un kuzeyinde Cornell Üniversitesi’nde genel görecelik konulu bir yaz okuluna katımak zorundaydılar. Fakat döner dönmez karşılarına bir dizi sorun çıktı. Hawkingler nerede yaşayacaklardı? Jane hâlâ Londra Westfield College’de son sınıfta bir öğrenciydi. Stephen bisiklete binemediği ve kısa mesafeleri ancak bir çift baston yardımıyla yürüyebildiğiiçin kuşkusuz Hawkinglerin , merkezi Cambridge’de, Silver Street’de DAMTP’a yakın yaşaması zorunluydu. Birçok yer soruşturduktan sonra Little St Mary ’s Lane denen eski evlerin bulunduğu küçük bir caddede bir evin boşaldığını öğrendiler. DAMTP’den yaklaşık yüz metreden uzaktı ve ev onlar için uygundu. Orada kaldıkları süre içinnde aynı caddede başka bir evin boşaldığını duydular. İlk evin üç aylık sözleşmesi sona erince taşındılar ve orada yıllarca kaldılar. Hawkingler her zaman çoşkulu ev sahipleri oldular. Küçük ev hafta sonlarında sık sık akşam veye öğle yemeği için gelenlerle doluyordu.<br />
<br />
<br />
Bu arada Hawking’in kara delikler üzerindeki çalışması iyi ilerliyordu. Aralık 1965’de Hawking Miami’deki bir görecelik toplantısına davet edilmişti. Miami toplantısına kadar Hawking’in konuşması ciddi şekilde kötüleşmişti ve dinleyicilerin kendisini anlamakta zorluk çekeceklerini biliyordu. Eski arkadaşlarından biri University of Texas’da bir yıl geçiriyordu ve o da Miami’deki toplantıya katılacaktı. Hawking onunla görüştü ve konuşmayı Hawking adına George Ellis yapacaktı. Büyük bir başarı kazandı ve diplomasının mürekkebi daha kurumamışken tekiller üzerine çalışması dünyanın her tarafından gelen bilim adamları tarafından coşkuyla karşılandı.<br />
<br />
<br />
Evliliklerinin ilk yılı sırasında Jane, eğitimine devam etmeyi başardı ve 1966 yazında mezun oldu. Bu sürede Stephen’in doktora tezini daktilo etti. Jane, nihayet, 1966 yazında hafta boyunca kocasıyla birlikte Little Mary’s Lane’deki evlerinde kalmaya başladı. Bu arada Stephen kötüleşmeye başlamıştı. Dolaşabilmek için bastonlar yerine koltuk değnekleri kullanmaya başlamıştı. Evlerindeki merdivenleri yardımsız çok zor çıkıyordu ve yardım edilmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Kendisini kozmozun yapısı ve kökeniyle tamamen meşgul tutarak ve kendi deyişiyle ’Evren Oyunu’ oynayarak, sağlık durumu hakkında düşünmeye zaman ve enerji harcamasına izin vermiyordu. Artan kas körelmesine karşın, yakın arkadaşları için o hâlâ aynı Stephen’dı ve onun kişiliğinin sıcaklığını hissediyorlardı. Ve artık Jane ve Stephen tam bir aile olmuşlardı; ilk çocukları Robert 1967’de doğdu. Şimdi tüm olumsuzluklara karşın o bir babaydı ve 1970’de de ikinci çocukları olan Lucy doğacaktı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Atılım Yılları<br />
</span><br />
<br />
1960’lar Hawking’in fiziksel durumuna taviz vermeye zorlanmasıyla sona erdi. Jane’in yoğun ikna çabalarıyla koltuk değneklerinden bir tekerlekli sandalyeye geçmeye karar verdi. Ancak Hawking bunun kendisini yıkmasına izin vermedi.<br />
<br />
<br />
Yurt dışındaki geziler ve kara delikler üzerindeki çalışmaları arasında Hawking, George Ellis’le ’The Large Scale Structure of Spacetime’ olarak isimlendirilecek bir kitap üzerinde çalışıyorlardı. Her ikiside diğer projelerle ve ev değişiklikleriyle meşgul oldukları için müsvedde üzerindeki çalışma çok yavaş ilerledi.kitabın yazılımı altı yıl aldı. Aralarında konuları paylaştılar. Tüm daktilo etme işlemini Ellis yaptı. Hawking artık yazamaz durumda olduğundan kendi malzemesini Ellis’e dikte etti. Ellis Hawking’in konuşmasını anlayan en yakın arkadaşlarından biriydi. The Large Scale Structure of Spacetime çok uzun zaman almış olduğu için bazı alanlarda Ellis’i aştı. Özellikle Hawking’in kara delikler üzerindeki çalışmasının metni düzeltebileceklerinden daha hızlı gelişmişti. Kitap yalnızca kozmolojinin klasik teorilerini ele alıyordu. Kitap 1973 yılında yayınlandı. Kitap akademik çevreleri oldukça hareketlendirdi ve serinin genel prestijine büyük katkıda bulundu.<br />
<br />
<br />
1978 yılında Hawking’e fizikteki en saygın ödül olan ve Lewis and Rose Strauss Memorial Fund tarafından verilen ’Albert Einstein Ödülü’ verildi. Bu ödül prestij açısından Nobel ödülüne eşdeğer sayılmaktadır. Hawking meslektaşlarının saygısını kazanıyor ve halk içinde gittikçe daha fazla ’yeni Einstein’ olarak beğeni topluyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Stephen Hawking</span><br />
<br />
<br />
Hastalık ani atlamalar yaparak ve daha sonra bir düzlükte kestirilemeyen bir süre kalarak gelişir. Bir kere daha kötü gelişme olacağı ve bunun yolun sonu olacağı hissi yaygındır. Ama insanlar Hawking’in 20 yıldan uzun bir süredir gidici olduğunu yazıyorlardı. Ve şimdi onların yanıldıklarını kanıtlamıştı. O her günü geldiği gibi alır ve ondan elinden geldiğince yararlanırdı.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking kimdir o zaman? O hesaba katılması gereken bir güçtür. Onun kişiliği müthiştir. O acımasız olabilir, yaşamla sert bir pazarlık sürdürüyor ve ona başı yukarda yaklaşıyor. Birçok insan onu can sıkıcı bulur ama diğer taraftan mizah dygusu ile ünlüdür. Pek çok yakın arkadaşı ve hayranı vardır. Kendisinin seven ve şefkatli bir baba olduğunu kanıtlamıştır. Makinalara, hareket etmesini, konuşmasını ve soluk almasını sağlayan bir dizi soğuk cihaza o kadar yakından bağlı olan bir adamın iç düşlerini bilmek imkasızdır. Yüzü pek çok kişinin yüzünden daha anlamlıdır. Çünkü kısa ve öz dil armağanı dışında bu hemen hemen onun zihnine tek penceremizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
VİKİPEDİ KAYNAĞI<br />
</span><br />
<br />
Hawking sekiz yaşındayken, Kuzey Londra’dan 20 mil uzaktaki St Albans’a gitti. 11 yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti.<br />
<br />
<br />
Babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik öğrenimi görmeye başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.<br />
<br />
<br />
Hawking daha sonra Kozmoloji (Evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge’e gitti. O zamanlar Oxford’da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge’de danışman olarak Fred Hoyle’u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College’de profesör asistanı oldu. 1973’de Gökbilim Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Hawking Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979’dan sonra matematik bölümünde Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669’da Isaac Newton’a verilmişti.<br />
<br />
<br />
Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucuda karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking 1960’ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking’i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkÃ»m etti. Ünlü bilim adamı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim adamları arasında dünyada en çok tanınan isimdir. Kitapları, 40 dile çevrildi; evrenle ilgili çılgın teorik bilgilerini popüler hale getirmek için gereken maddi bağımsızlığı sağlayacak ve Cambridge Üniversitesi’ndeki uygulamalı matematik ve teorik fizik laboratuvarını geliştirecek kadar da sattı. Hawking, hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturmaktadır. Son kitabı ’Ceviz Kabuğundaki Evren’de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti. Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan ’Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere’ kitabı, Hawking’e asıl şöhreti getirmişti. İlk kitabının yayımlanmasından bu yana gerçekleşen önemli buluşların ardındaki sırrı açığa çıkaran ’Ceviz Kabuğundaki Evren’, ’Zamanın Kısa Tarihi’nin bir devamı sayılabilir. Yeni kitabıyla yazar, bizleri çoğu kez gerçeklerin kurmacadan daha şaşırtıcı olduğu teorik fiziğin en üst noktalarına çıkarıyor ve evrenin temel ilkelerine dair anlaşılır yorumlarda bulunuyor. Görelilik kuramından zaman yolculuğuna, süper kütle çekiminden süpersimetriye, kuantum teorisinden M-Kuramı’na ve bütünsel beyin algılanımına kadar evrenin bilinen en kışkırtıcı sırlarına kapı aralayan kitap, Einstein’in ’Genel Görelelik Kuramı’ ile Richard Feynman’ın çoklu geçmiş düşüncesini birleştirerek evrende olup bitenleri tanımlayabilecek eksiksiz ve tek bir teori geliştirmeye çalışıyor. Okur, kitabı bir bilimsel eser olarak algılayabileceği gibi, rahatlıkla bir bilimÂkurgu romanı gibi de değerlendirebilir. Hawking’in ’karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisi’ buna imkân tanımaktadır.2012’de ’Büyük Tasarım’Adlı kitabını da çıkartmıştır.Kitaplarında genellikle ’TANRI’nın varlığını inkar eden Stephan Hawking bu kitabında bir yaratıcı olabileceğini bilimin ışığında kaleme almıştır’<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982’de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society’nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi (N.A.S.)) üyesidir.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking yazdığı çocuk kitaplarıyla birlikte çocukları etkileyip onları evrenbilime yanaştırmıştır. Yazdığı kitaplar çocukların hayal dünyasını da genişletmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span><br />
<br />
Dünya’yı Değiştiren Beş Denklem, Michael Guillen, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Galileo’nun Buyruğu, Edmund Blair Bolles, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Stephen Hawking ÂKuramı ve Son Çalışmaları, Michael White-John Gribbin, Sarmal Yayınevi<br />
<br />
tr.wikipedia.org/wiki/Stephen_Hawking <br />
<br />
<br />
[COLOR=#5E5E5E]kaynak:gizemcozucu.wordpress.com/2012/12/09/stephen-hawking-kimdir-hayati/ <br />
ögretmenlersitesi.com ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ [COLOR=#5E5E5E]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">STEPHEN HAWKING’İN YAŞAMI VE SON ÇALIŞMALARI<br />
</span><br />
<br />
45 kilodan daha ağır çekmeyen tam olarak felçli,konuşamayan ve başı öne düşerse kaldıramayan bu adam ’Einstein’in mirasçısı’,’ yirminci yüzyıl sonlarının en büyük dahisi’,’ yaşayan en mükemmel zihin’ hatta bir gazeteci tarafından ’Evren Uzmanı’ olarak tanımlanmıştır.Hawking kozmolojide temel hamleler yapmış ve belki yaşayan başka herhangi bir kişiden daha çok,içinde yaşadığımız Evren anlayışımızı ilerletmiştir.Eğer bu yeterli değilse düzinelerce bilimsel ödül kazanmıştır.Hawking,Kraliçe Elizabeth 2 tarafından CBE- Commander of British Empire- ve daha sonra Companion Of Honour (Onur Arkadaşı) yapılmıştır.Bu güne kadar dünya çapında on milyondan fazla satılmış olan Zamanın Kısa Tarihi adlı popüler bir bilim kitabı yazmıştır.<br />
<br />
<br />
8 Ocak 1942’nin hem tarihin en büyük entelektüel kişiliklerinden biri olan İtalyan bilim adamı Galile’nin ölümünün üç yüzüncü yıldönümü,hem de savaş ve küresel mücadelenin parçaladığı bu dünyaya Stephen William Hawking’in gözlerini açtığı gün olması belki de şanslı tuhaflıklardan biriydi. Fakat,Hawking’in kendisinin işaret ettiği gibi,o gün iki bin civarında başka bebek doğmuştu ve bu nedenle bu durum hiçte o kadar şaşırtıcı bir raslantı değildi.<br />
<br />
<br />
Stephen’ın annesi Isobel ve babası Frank Londra’nın bir kuzey banliyösü olan Highgate’de yaşıyorlardı fakat doğum için Oxford’a taşınılması gerektiğine karar vermişlerdi. Hem Frank hem de Isobel Hawking daha önce,öğreciyken,Oxford’da bulunmuşlardı.Her ikiside orta sınıf ailelerden geliyorlardı. Frank Hawking’in büyükbabası oldukça başarılı bir Yorkshire çiftçisiydi fakat Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen büyük tarımsal buhran sırasında servetini yitirmişti.Isobel,Glosgowlu bir doktorun kızıydı. Frank tıp eğitimi aldı ve tropik hastalıklar uzmanı oldu.Isobel ise Oxford’dan mezun olduktan sonra vergi müfettişliği dahil olmak üzere pek çok sevmediği işte çalıştı. Stephen iki aylıkken annesi onu geriye, Londra’ya,savaş saldırılarının içine götürdü. Stephen iki yaşındayken komşularının evine bir roket isabet edince kendi evleri de hasar gördü. Neyseki o zaman Hawkingler evde degildi.<br />
<br />
<br />
On yaşına geldiğinde,Stephen Westminister okulu burs sınavına girdi. Babası tıbbi araştırmalarda başarılıydı ama bir bilim adamının geliri Westminister’daki okul ücretlerini karşılamaya yetmezdi. Bu yüzden bursla ödenecekti. Sınav günü geldi ve ne yazıkki Stephen hastalandı ve tabi ki giriş sınavına giremedi. Sonuç olarak İngiltere’nin en iyi okullarından birinde okuyamadı. Hayal kırıklığına uğramış olan Dr.Hawking oğlunu yerel özel okul St Albans School’a yazdırdı. Her adayın giriş sınavına girmesi gerekiyordu ve Stephen bu sınavı kolayca geçti. Okulda ise sınıfın eğlendiği,kızdırdığı ve ara sıra zorbalık ettiği,bazılarının gizlice saygı duyduğu,çoğunun uzak durduğu bir öğrenciydi.Stephen,ilgi alanları aynı olan küçük bir grubun üyesiydi.Hepsi birlikte 3A sınıfının en parlaklarının çekirdeğini oluşturuyorlardı.Bu grup birbirlerinin evinde toplanıp radyoda yalnızca klasik müzik dinleyip ertesi günkü fizik ödevlerini yaparlardı. Bir başka hobileri de kart oyunları icat edip oynamaktı. Kartları arkadaşları yaparken ortaya çıkmakta olan embiryonik bilim adamı ve mantıkçı Hawking kuralları geliştirirdi. Stephen ve arkadaşları kart oyunlarından çabuk bıktılar ve maket uçak ve elektronik aletler yaptılar. Hawking hiçbir zaman ellerini kullanmada beynini kullanmada olduğu kadar iyi değildi.<br />
<br />
<br />
Ondört yaşına gelene kadar matematikle ilgili bir meslek istediğini biliyordu. Matematik ödevlerine çok az zaman harcayıp tam notlar alıyordu. ’Ortalama’ parlak çocuk şaşılacak bir yetenek sergilemeye başlıyordu. Stephen üniversite eğitimine hazırlık olarak matematik, fizik ve ileri matematik almak istiyordu. Ancak babası tıp eğitimi alıp kendisini izlemesini istiyordu. Bunun için Stephen’ın A düzeyi kimya alması gerekiyordu. Pek çok tartışmadan sonra Stephen A düzeyi matematik,fizik ve kimya almayı kabul etti. Herkes farklı farklı dersler seçtiği için grupları dağıldı ve Hawking’le birlikte olanlara yenileri katıldı. 1958 yılında gruba yeni katılanlarla birlikte LUCE -Logical Uniselector Computing Engine- adında bir bilgisayar yaptılar. Çalışmasında hiç bir sorun yoktu. Sadece bir çok lehimleme hatası vardı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kozmoloji<br />
</span><br />
<br />
Kozmoloji genel olarak Evren’in başlangıcının, evriminin ve kaderinin incelenmesidir. Klasik fizik, 17. yüzyılda Dünya’yı araştırmanın bilimsel yönteminin temellerini koyan Isaac Newton’un fiziğidir. Newton fiziği 19. yüzyıl sonuna, ilki Einstein’in genel görecelik kuramı ve ikincisi kuantum teorisiyle ateşlenen iki devrim tarafından devrildiği zamana kadar egemenliğini sürdürdü. Bunların ilki kütlesel çekimin nasıl çalıştığı konusunda sahip olduğumuz en iyi teoridir; ikincisi maddi dünyada başka her şeyin nasıl çalıştığını açıklar. Bu iki konu, modern 20. yüzyıl biliminin ikiz sütunlarını oluştururlar.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking’in yirmibeşinci yaş günü nü kutladığı 1967 yılı bizi pulsarların (radyo dalgaları veren gök cisimleri) keşfine götürür. Bu nesneler büyük patlamalarda (süpernovalar) yaşamlarını bitirmiş,kütleli yıldızların çöken çekirdekleri, nötron yıldızları olarak bilinirler. Hawking’in kuantum teorisiyle görecelik arasındaki ilk başarılı evliliği gerçekleştirmesini sağlayan şey de kara delikleri incelemesi oldu. Yaşıtlarının hepsi gibi Hawking de bir bilim adamı olarak Newton’un klasik fikirleri ve görecelik kuramı ve kuantum fiziğinin orijinal şekilleri temelinde yetiştirilmişti. Klasik kozmoloji; pulsarların keşfiyle harekete geçirilien devrimden önce bilinenleri gösterir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üniversiteye Giriş<br />
</span><br />
<br />
1959 yılı bir patlamayla başladı. 2 Ocak’ta otuz iki yaşındaki Fidel Castro Küba’da iktidara geldi; bir ay sonra, Buddy Holly bir uçak kazasında öldü ve Indra Gandhi Hindistan’ın iktidardaki Kongre Partisi’nin lideri oldu. Baharda iki maymun uzaydaki ilk primatlar olmuştu ve yazar Raymond Chandler yetmiş yaşında ölmüştü. Bu arada Hertfordshire’da küçük bir şehirde on yedi yaşında Stephen Hawking adlı bir öğrenci, ailesinin dağınık Edward tipi evindeki büyük, karışık odasında Oxford giriş sınavlarına hazırlanmaktaydı.<br />
<br />
<br />
Oxford’a giriş hiç de kolay değildi. Başlangıçtan beri düşünülen şey onun üniversitenin sunduğu en yüksek ödül olan bir burs almasıydı. Burs bazı ayrıcalıklar sunuyordu ama daha önemlisi öğrencinin Oxford’daki eğitim masraflarının bir kısmı üniversite tarafından ödeniyordu.<br />
<br />
<br />
Üniversitede seçeceği eğitim dalı konusunda baba oğul sonu gelmeyen bir tartışmaya girmişlerdi. Stephen o zamanlar Doğal Bilimler olarak adlandırılan matematik ve fizik eğitimi almak istediği konusunda ısrar etti. Babası ikna olmuyordu, ona göre öğretmenlik dışında matematikte iş yoktu. Stephen ne istediğini biliyordu ve tartışmayı kazandı.<br />
<br />
<br />
Giriş sınavı oldukça zordu. Sınav iki güne yayılmıştı. Herkes herbirinin iki buçuk saat süresi olan beş ayrı konuda sınava girmeleri gerekiyordu. İki fizik, iki matematik testi ve bunlardan sonra genel kültür testi vardı. Oniki buçuk saatlik teori ve bir fizik uygulama sınavının ardından mülakatlara sıra geldi. İlk olarak adayların başkan, dekan ve konunun öğretmenleri tarafından sözlü sınava tabi tutuldukları genel görüşmeler yapıldı. Bunlar Senior Common Room’da yapıldı. Aday öğrenciler kuvvetli alkışlarla karşılanarak tek tek içeri alınıyorlar ve bir dizi aptalca soruya zeki yanıtlar vermeleri bekleniyordu. Bunun amacı adayın hakkında biraz daha fazla bilgi edinmekti. Hawking her iki fizik sınavından doksan beş civarında ve diğerlerinden ise biraz daha az not almış olabileceğini aklından bile geçirmiyordu. Ve sonunda Universite College ona birinci sınıf burs sunuyordu. Ertesi Ekim ayında Oxford Üniversitesi’ne kaydolmaya çağrılmıştı.<br />
<br />
<br />
Hawking’in Oxford’daki ilk yılı onun için her yönden oldukça kötü geçti. St Albans’daki okul arkadaşlarından çok azı Oxford’a girmiş, yakın arkadaşlarından hiçbiri girememişti. Dersler cok sıkıcıydı. Öğretmenlerin verdiği fizik ve matematik sorularını çözmekte çok az zorlanıyordu. Bu özgürlüğün tepesinde sınav yapısı çok gevşekti ve eğer Hawking ayarındaysanız istismara çok açıktı. Not, yalnızca öğrencinin finallerdeki performansı üzerine veriliyordu. Akademik şeylere karşı gevşek tavrına rağmen öğretmeni Dr. Berman ile sağlıklı ilişkiler kurmayı başarmıştı. Ara sıra Berman’ın evine çay içmeye giderdi. Hawking genellikle çay saatinden önce gidiyor ve ondan okuması için güzel bir kitap tavsiye etmesini istiyordu.<br />
<br />
<br />
Burslu bir öğrenci olarak ikinci yılın sonunda kendi döneminde tüm diğer fizikçilerin de katıldığı Üniversite Fizik Ödülü için yarışması gerekiyordu ve Hawking az bir çabayla büyük ödülü kazandı.<br />
<br />
<br />
Oxford’da finaller çok farklıydı. Üç yıllık çalışmanın son noktasıydı. Sonuç ya hep ya hiçti. Hawking kendince bir plan yaptı. Adayların kağıtlarındaki sorular arasında geniş bir tercih şansı vardı. O da yalnızca teorik fizik sorularını yanıtlayacak, ayrıntılı bilgi isteyenleri gözardı edecekti. Fakat işleri karıştıran bir sorun vardı. Hawking, dönemin en ünlü astronomu Fred Hoyle’nin öğrencisi olarak Cambridge’de doktora yapmak için başvurmuştu. Ama Cambridge’e kabul edilmek için Oxford’u birincilikle bitirmek gerekiyordu. Finallerden önceki gece Hawking panikledi. Tüm gece yatakta dönüp durdu ve çok az uyudu. Ve sabah kurallara göre giyinip okula gitti. Hawking masasının üzerine kağıt konurken biraz kendine geldi ve sınav öncesi yaptığı planı düşündüğü şekilde uyguladı. Sonuçlar ilan edildi. Hawking, birinci ile ikinci onur derecesi arasındaki sınırdaydı. Geleceğinin kararlaştırılması için sınavı yapanlarla kişisel bir mülakata girmesi gerkiyordu. Sözlü sınavındaki hocaları en azından kendilerinden daha zeki birisiyle karşı karşıya olduklarının farkındaydılar. Sınav başkanı ondan gelecekle ilgili planlarını anlatmasını istedi. O ’Eğer bana birinci onur derecesi verirseniz Cambridge’e gideceğim, eğer ikinci onur derecesi olursa Oxford’da kalacağım. Bu nedenle bana birinci onur derecesi vereceğinizi umarım.’ dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<br />
Doktora Ve Doktorlar</span><br />
<br />
Yurtdışından henüz dönmüş olan üniversite mezunu, onur dereceli öğrenci Stephen Hawking, Cambridge’e Ekim 1962’de girdi. Cambridge’geçişi öncesindeki günlerde dıştaki dünya kendini parçalamaya hazır görünürken, Hawking adım adım bir kişisel kriz duyumsamaya başlıyordu. Oxford’daki günlerinin sonuna doğru ayakkabı bağlarını bağlamakta biraz güçlük çekmeye başlamıştı. Sürekli eşyalara çarpıyordu ve zaman zaman bacaklarının altından koptuğunu hissediyordu. Ağzına bir damla içki koymamışken ara sıra konuşmasında sarhoş gibi heceleri karıştırdığını, telafuzunun bozulduğunu fark etti. Bir sorun olduğunu kabul etmeyerek kimseye bir şey söylemedi.<br />
<br />
<br />
Cambridge’e ulaştığında bir başka sorun çıktı. Üniversitede doktora yapmak için başvurduğunda iki açık araştırma alanı vardı: elementer parçacıklar, çok küçüğün incelenmesi ve kozmoloji,çok büyüğün incelenmesi. Ancak bir pürüz vardı. Alanında en ünlü bilim adamı olarak dünya çapında tanınan Fred Hoyle’le birlikte çalışmak istiyordu. Fakat Hoyle yerine adını hiç duymamış olduğu Dennis Sciama’nın sorumluluğuna verildi. Zamanla Sciama’nın daha iyi bir denetmen olacağını anlamaya başladı çünkü Hoyle çok uzun sürelerle yurtdışında oluyordu ve danışmanlık için çok az zaman bulabiliyordu. Kısa sürede Dr. Sciama’nın çok iyi bir bilim adamı ve müthiş yardımcı bir denetmen olduğunu, konuşmak için onu her zaman bulabileceğini keşfetti.<br />
<br />
<br />
Yapacağı araştırmanın konusunun doktora eğitiminin ağırlığına denk düşmesi gerekiyordu. Ama o seviyede görecelik araştırmaları oldukça yeni ve alışılmamış olduğu için konu bulmakta zorlanıyordu. Sciama o zamanlar Hawking’in yolunu kaybetmek ve her şeyi yitirmek üzere olduğuna inanıyordu. Bu durum doktoranın ilk yılı boyunca sürüp gitti. Her şey ancak Hawking’in kendi vücudunun içinde açığa çıkmakta olan değişikliklerin başlattığı bir karmaşık olaylar dizisi çözülmeye başlayacaktı. 1962 sonunda Stephen Noel tatili için St Albans’a döndü. Kafasında bir şeylerin ters gittiğini biliyor olmalıydı. Yaşamakta olduğu tuhaf sakarlıklar sıklaşmıştı ama Cambridge’de kimse bunun farkına varmamıştı. Fakat ailesinin yanına geldiğinde, aylardır uzakta yaşadığı için, onlar bir aksaklık olduğunu hemen farkettiler. Onu bir aile hekimine götürdüler, o da bir uzmana yolladı. Yılbaşı akşamı 14 Hillside Road’da bir parti verdiler. Stephen’in önceden çok az tanıdığı Jane Wilde isimli bir genç bayan da partiye davet edilmişti. Akşam arkadaşları tarafından Stephen Jane’e resmen tanıştırıldı. Jane de St Albans’da yaşıyor ve şehirdeki liseye gidiyordu. 1962’nin son saatleri ağır ağır gidip 1963 başlarken , ikisi konuşmaya ve birbirlerini tanımaya başladılar. Jane gelecek sonbahar modern diller eğitimine başlamak üzere Westfield College’de okumaya hak kazanmıştı. Jane, yirmibir yaşındaki Cambridge doktora öğrencisini büyüleyici bulmuştu ve hemen onun cazibesine kapılmıştı. O akşamdan sonra arkadaşlıkları gelişti.<br />
<br />
<br />
 bitmişti, okula geri dönmesi gerekiyordu. Ama ondan önce bir dizi testten geçmek üzere hastaneye götürüldü. Doktorlar ona okuluna,kozmolojik araştırmasının başına dönmesini tavsiye ettiler. İş iyi gitmiyordu ve şimdi yaklaşan ölüm olasılığı her düşüncesine, her hareketine yansıyordu. Kısa bir süre sonra teşhis kondu: ALS (Amyotrophik Lateral Sclerosis). Çok ender görülen ve tedavisi olmayan bir hastalıktı. İngiltere’de buna motor nöron hastalığı deniyordu.<br />
<br />
<br />
ALS, omurilik sinirlerini ve beynin istemli hareket fonksiyonları üreten bazı kısımları etkiler. Bir süre sonra adım adım hücreler bozulur ve vücutta kaslar dumura uğrarken felce neden olurlar. Bunun dışında beyin etkilenmez ve düşünce, bellek gibi daha yüksek fonksiyonlar dokunulmamış kalır. Kısaca beden adımadım çürürken hastanın zihni dokunulmamış kalır. Görülen belirti derece derece hareket kaybıdır. Belirtiler acısızdır, fakat hastalığın son aşamasında kronik depresyonu hafifletmek için hastalara sık sık morfin verilir.<br />
<br />
<br />
Durumun hayret verici ironilerinden biri Stephen Hawking’in gereksinim duyduğu tek gerçek aracın zihni olduğu, çok az işten biri olan teorik fizik üzerine çalışıyor olmasıydı. Eğer deneysel fizikçi olsaydı kariyeri ona erecekti. Doktorlar onun iki yıl yaşayacağını düşünüyorlardı. Durumu öğrenince Hawking depresyona girdi. Jane, hastaneden ayrılışından kısa bir süre sonra Stephen ile görüştü ve onu kafası karışmış, yaşama arzusunu kaybetmiş gördü.<br />
<br />
<br />
Jane’nin sahneye çıkışının Hawking’in yaşamında çok önemli bir dönüm noktası olduğuna pek kuşku yoktur. İkisi birbirini daha fazla tanımaya başladı ve aralarında güçlü bir ilişki gelişti. Bu arada doktora çalışmaları can sıkıcı bir yavaşlıkla ilerliyordu.<br />
<br />
<br />
Stephen, Sciama ile çalışan tek öğrenci değildi. Sciama 1961 yılında bu göreve geldiğinde bir Güney Afrikalı olan George Ellis, denetmenin ilk öğrencisi olmuştu. Brandon Carter ve Martin Rees de onu izledi. Birlikte aynı saha içinde biraz farklı alanlarda çalışan küçük bir relativist ve kozmolog grubu oluşturdular. Birlikte çalışmalarının yanı sıra iyi arkadaş oldular. Jane hafta sonları Cambridge’e geldiğinde, tüm grup sık sık birlikte dışarıya yemeğe veya nehir kıyısında kayıkların kayıp gidişini seyrederek piknik yapmaya gidiyordu.<br />
<br />
<br />
1960’lı yılların başlarında Fizik Departmanı başkanı George Batchelor, üniversiteyi Silver Street’deki Old University Press Building olarak bilinen yerde ayrı bir matematik ve teorik fizik bölümü kurulması konusunda ikna etmeyi başardı. Bu bölüm DAMTP (Department of Applied Mathematics and Theoretical Physics- Uygulamalı Matematik ve Teorik Fizik Bölümü)olarak bilinir oldu.<br />
<br />
<br />
Cambridge’deki sistem kolejlerden birine kayıtlı olan lisans ve lisans üstü öğrencilerin diğerleriyle birlikte üniversite binalarında çalıştıkları bir sistemdir. Öğrenciler ofisleri paylaşırlardı ve kapıları hemen hemen her zaman herkese açıktı. Hiçbir zaman gizli çalışma ve fikirlerini kendine saklama diye bir şey olmazdı. Bu serbest iletişim atmosferinde Hawking doktora öğrencisi olarak ilk yıllarında ilk önemli projesine girişti. Cambridge’deki tartışmalar ve büyük değişimler sırasında Hoyle Evren’in değişmez durumlu kuramıyla çok ilgileniyordu. Hoyle bu fikri Londra King’s College’de Herman Bondi ve astronom Thomas Gold ile birlikte geliştirmişti, fakat o zamanlar bu basitçe iki yarışan teoriden bilimsel olarak daha gelişmiş olanıydı. O bir zamanlar bir doğum günü pastasından fırlayan bir eğlence kızı olarak tanımlamış olduğu Evren’in aniden yaratılışı şeklindeki alternatif teoriyi reddediyordu Âbu basitçe ağır başlı veya ince düşünülmüş bir şey değildi. Daha sonra çok eğleneceği şekilde, fikri alaya almak üzere amaçlı olarak uydurulmuş bir ifade olan ve kendi değişmez durum teorisini savunmakta olduğu bir radyo programında geçen ’Büyük Patlama’ teriminin yaratıcısı oldu.<br />
<br />
<br />
Cambridge’deki ilk iki yılı sırasında ALS hastalığının etkileri hızla kötüleşti. Yürümede muazzam zorluk çekmeye başladı ve yalnızca birkaç adım atmak için bir baston kullanmaya zorlandı. Arkadaşları ellerinden geldiği kadar ona yardım ettiler, fakat o çoğu zaman herhangi bir yardımcı istemedi. Konuşması da ciddi olarak hastalığın etkisinde kalmaya başlamıştı. Yalnızca telafuz bozukluğu olmuyor, konuşması hızla anlaşılmaz oluyor ve en yakın arkadaşları bile onun ne söylediğini anlamakta güçlük çekiyorlardı. Ama hiçbir şey onu yavaşlatmadı, aslında o şimdi büyük adımlar atmaya başlamıştı. İşi daha hızlı ve tüm mesleğinde hiçbir zaman olmadığı kadar olumlu şekilde ilerliyordu. Bu onun hastalığına karşı tavrını göstermekteydi. Çılgınca görünse de ALS basitçe onun için o kadar önemli değildi. Hastalık onun varlığının özüne, zihnine dokunmadı, böylece işini etkilemedi. ALS ile uyuşmuş ve Jane Wilde’ın şahsında tamamen kişisel bir düzeyde yaşamını paylaşabileceği birini bulmuş olan Hawking verimli olmaya başladı. Çift nişanlandı ve haftasonu ziyaretlerinin sıklığı arttı. Hawking için Jane ile nişanlanması muhtemelen başına gelen en önemli şeydi. Bu onun yaşamını değiştirdi, ona uğrunda yaşayacağı bir şey verdi ve onu yaşamaya kararlı kıldı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evliliği Ve Öğretim Üyeliği<br />
</span><br />
<br />
60’lı yılların ortaları Stephen Hawking’in yaşamında en önemli dönemlerden biri oldu. Jane ile nişanlanmış olan Hawking, evleneceklerse çabucak bir iş bulması gerektiğini kavradı. Doktorasını tamamladıktan sonra herhangi bir akademisyenin kariyerindeki bir sonraki adım genellikle araştırmaya devam etmek için üniversite öğretim üyeliği bulmaktır. Bu yüzden tezini yazma sıkıntıları içindeyken ve gelecek yaza planlanan bir evlilik varken Hawking, boş öğretim üyeliği aramak zorundaydı. Neyse ki çok fazla uzakta aramak zorunda kalmadı. Üniversitede başka bir kolej olan Caius’da bir teorik fizik öğretmenliği için yer olduğunu duydu. Hastalığının bu aşamasında yazamıyordu ve gelecek haftasonu Cambridge’e ziyareti sırasında Jane’den başvurusunu daktilo etmesini isteyecekti. Fakat nişanlısı trenden indiğinde onu kolu dirseğine kadar alçıda olarak selamladı. Ane’nin sol kolu kırılmıştı ve o sağ kolunu kullanıyordu.Hawking bilgileri dikte etti ve Jane başvuruyu elle yazdı. Cambridge’de onu kendileri için daktilo edecek bir arkadaş buldular. Başvurunun bir gerekliliği olarak, iki referans vermesi gerekiyordu. Dennis Sciama ilk referanstı. Herman Bondi de ikinci referansdı. Caius’daki Kolej Konseyi yeni öğretim üyelerini seçmek üzere her yıl Lent (büyük perhiz) dönemi sırasında toplanırlardı. Konsey Hawking’i rakiplerine tercih etti ve Caius’da öğretmenliğe alındı. Hawking kariyeri açısından o ve Jane geleceğe şimdi bir derece daha güvenle bakabilirlerdi.<br />
<br />
<br />
Öğretim üyelerinin araştırmalarına devam etmeleri şeklindeki temel koşulun dışında çok az görevleri vardır. Onlardan öğrencilere denetmenlik yapmaları istenir fakat bunun düzeyi farklıdır. Cambridge’deki pek çok şey gibi öğretim üyesinin rolü Sir Isaac Newton’un zamanından beri çok az değişmiştir. Öğretim üyeliği büyük bir onurdur ve akademisyenlerin araştırmalarına devam etmeleri için bir araç sayılır.<br />
<br />
<br />
Çift Temmuz 1965’de Hawking’in lisans üstü kolejinin kilisesi Trinity Hall’de evlendi. Bu bir tipik ’akademik’ evlenme değildi ama bir sosyete olayı da değildi. Her iki tarafın aileleri sıradan insanlardı. Düğün fotoğrafları için damadın bir değneğe dayanmak zorunda olmasının dışında düğün günü çift başka herhangi bir çifte çok benzer görünüyordu. Siyah beyaz fotoğraflarda Hawking koyu renk bir takım elbise giymiş ve ince, düzgün şekilde bağlanmış kravat takmıştı, koyu çerçeveli gözlükleri ve ince yüzü ona baykuş görünümü vermiştir. Jane, ellerinde bir çiçek buketi tutarak onun yanında duruyordu. Duvağı arkaya çevrilmişti ve günün modasına uygun kısa düğün elbisesinin boyun çizgisinin üzerinde omzuna dökülen dalgalı uzun saçları görülüyordu. Kuşkusuz her ikiside, o gün tüm diğerlerinin bildiği gibi, Stephen’in kısa bir süre içinde ölebileceğini biliyorlardı. Aslında tıbbi kestirimlere göre o ödünç alınmış bir zamanı yaşıyordu.<br />
<br />
<br />
Yeni evliler Sulfolk’da bir hafta balayı yapabildiler. Hemen ardından işe geri döndüler, çünkü çift Stephen’ın New York’un kuzeyinde Cornell Üniversitesi’nde genel görecelik konulu bir yaz okuluna katımak zorundaydılar. Fakat döner dönmez karşılarına bir dizi sorun çıktı. Hawkingler nerede yaşayacaklardı? Jane hâlâ Londra Westfield College’de son sınıfta bir öğrenciydi. Stephen bisiklete binemediği ve kısa mesafeleri ancak bir çift baston yardımıyla yürüyebildiğiiçin kuşkusuz Hawkinglerin , merkezi Cambridge’de, Silver Street’de DAMTP’a yakın yaşaması zorunluydu. Birçok yer soruşturduktan sonra Little St Mary ’s Lane denen eski evlerin bulunduğu küçük bir caddede bir evin boşaldığını öğrendiler. DAMTP’den yaklaşık yüz metreden uzaktı ve ev onlar için uygundu. Orada kaldıkları süre içinnde aynı caddede başka bir evin boşaldığını duydular. İlk evin üç aylık sözleşmesi sona erince taşındılar ve orada yıllarca kaldılar. Hawkingler her zaman çoşkulu ev sahipleri oldular. Küçük ev hafta sonlarında sık sık akşam veye öğle yemeği için gelenlerle doluyordu.<br />
<br />
<br />
Bu arada Hawking’in kara delikler üzerindeki çalışması iyi ilerliyordu. Aralık 1965’de Hawking Miami’deki bir görecelik toplantısına davet edilmişti. Miami toplantısına kadar Hawking’in konuşması ciddi şekilde kötüleşmişti ve dinleyicilerin kendisini anlamakta zorluk çekeceklerini biliyordu. Eski arkadaşlarından biri University of Texas’da bir yıl geçiriyordu ve o da Miami’deki toplantıya katılacaktı. Hawking onunla görüştü ve konuşmayı Hawking adına George Ellis yapacaktı. Büyük bir başarı kazandı ve diplomasının mürekkebi daha kurumamışken tekiller üzerine çalışması dünyanın her tarafından gelen bilim adamları tarafından coşkuyla karşılandı.<br />
<br />
<br />
Evliliklerinin ilk yılı sırasında Jane, eğitimine devam etmeyi başardı ve 1966 yazında mezun oldu. Bu sürede Stephen’in doktora tezini daktilo etti. Jane, nihayet, 1966 yazında hafta boyunca kocasıyla birlikte Little Mary’s Lane’deki evlerinde kalmaya başladı. Bu arada Stephen kötüleşmeye başlamıştı. Dolaşabilmek için bastonlar yerine koltuk değnekleri kullanmaya başlamıştı. Evlerindeki merdivenleri yardımsız çok zor çıkıyordu ve yardım edilmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Kendisini kozmozun yapısı ve kökeniyle tamamen meşgul tutarak ve kendi deyişiyle ’Evren Oyunu’ oynayarak, sağlık durumu hakkında düşünmeye zaman ve enerji harcamasına izin vermiyordu. Artan kas körelmesine karşın, yakın arkadaşları için o hâlâ aynı Stephen’dı ve onun kişiliğinin sıcaklığını hissediyorlardı. Ve artık Jane ve Stephen tam bir aile olmuşlardı; ilk çocukları Robert 1967’de doğdu. Şimdi tüm olumsuzluklara karşın o bir babaydı ve 1970’de de ikinci çocukları olan Lucy doğacaktı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Atılım Yılları<br />
</span><br />
<br />
1960’lar Hawking’in fiziksel durumuna taviz vermeye zorlanmasıyla sona erdi. Jane’in yoğun ikna çabalarıyla koltuk değneklerinden bir tekerlekli sandalyeye geçmeye karar verdi. Ancak Hawking bunun kendisini yıkmasına izin vermedi.<br />
<br />
<br />
Yurt dışındaki geziler ve kara delikler üzerindeki çalışmaları arasında Hawking, George Ellis’le ’The Large Scale Structure of Spacetime’ olarak isimlendirilecek bir kitap üzerinde çalışıyorlardı. Her ikiside diğer projelerle ve ev değişiklikleriyle meşgul oldukları için müsvedde üzerindeki çalışma çok yavaş ilerledi.kitabın yazılımı altı yıl aldı. Aralarında konuları paylaştılar. Tüm daktilo etme işlemini Ellis yaptı. Hawking artık yazamaz durumda olduğundan kendi malzemesini Ellis’e dikte etti. Ellis Hawking’in konuşmasını anlayan en yakın arkadaşlarından biriydi. The Large Scale Structure of Spacetime çok uzun zaman almış olduğu için bazı alanlarda Ellis’i aştı. Özellikle Hawking’in kara delikler üzerindeki çalışmasının metni düzeltebileceklerinden daha hızlı gelişmişti. Kitap yalnızca kozmolojinin klasik teorilerini ele alıyordu. Kitap 1973 yılında yayınlandı. Kitap akademik çevreleri oldukça hareketlendirdi ve serinin genel prestijine büyük katkıda bulundu.<br />
<br />
<br />
1978 yılında Hawking’e fizikteki en saygın ödül olan ve Lewis and Rose Strauss Memorial Fund tarafından verilen ’Albert Einstein Ödülü’ verildi. Bu ödül prestij açısından Nobel ödülüne eşdeğer sayılmaktadır. Hawking meslektaşlarının saygısını kazanıyor ve halk içinde gittikçe daha fazla ’yeni Einstein’ olarak beğeni topluyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Stephen Hawking</span><br />
<br />
<br />
Hastalık ani atlamalar yaparak ve daha sonra bir düzlükte kestirilemeyen bir süre kalarak gelişir. Bir kere daha kötü gelişme olacağı ve bunun yolun sonu olacağı hissi yaygındır. Ama insanlar Hawking’in 20 yıldan uzun bir süredir gidici olduğunu yazıyorlardı. Ve şimdi onların yanıldıklarını kanıtlamıştı. O her günü geldiği gibi alır ve ondan elinden geldiğince yararlanırdı.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking kimdir o zaman? O hesaba katılması gereken bir güçtür. Onun kişiliği müthiştir. O acımasız olabilir, yaşamla sert bir pazarlık sürdürüyor ve ona başı yukarda yaklaşıyor. Birçok insan onu can sıkıcı bulur ama diğer taraftan mizah dygusu ile ünlüdür. Pek çok yakın arkadaşı ve hayranı vardır. Kendisinin seven ve şefkatli bir baba olduğunu kanıtlamıştır. Makinalara, hareket etmesini, konuşmasını ve soluk almasını sağlayan bir dizi soğuk cihaza o kadar yakından bağlı olan bir adamın iç düşlerini bilmek imkasızdır. Yüzü pek çok kişinin yüzünden daha anlamlıdır. Çünkü kısa ve öz dil armağanı dışında bu hemen hemen onun zihnine tek penceremizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
VİKİPEDİ KAYNAĞI<br />
</span><br />
<br />
Hawking sekiz yaşındayken, Kuzey Londra’dan 20 mil uzaktaki St Albans’a gitti. 11 yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti.<br />
<br />
<br />
Babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik öğrenimi görmeye başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.<br />
<br />
<br />
Hawking daha sonra Kozmoloji (Evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge’e gitti. O zamanlar Oxford’da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge’de danışman olarak Fred Hoyle’u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College’de profesör asistanı oldu. 1973’de Gökbilim Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Hawking Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979’dan sonra matematik bölümünde Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669’da Isaac Newton’a verilmişti.<br />
<br />
<br />
Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucuda karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking 1960’ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking’i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkÃ»m etti. Ünlü bilim adamı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim adamları arasında dünyada en çok tanınan isimdir. Kitapları, 40 dile çevrildi; evrenle ilgili çılgın teorik bilgilerini popüler hale getirmek için gereken maddi bağımsızlığı sağlayacak ve Cambridge Üniversitesi’ndeki uygulamalı matematik ve teorik fizik laboratuvarını geliştirecek kadar da sattı. Hawking, hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturmaktadır. Son kitabı ’Ceviz Kabuğundaki Evren’de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti. Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan ’Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere’ kitabı, Hawking’e asıl şöhreti getirmişti. İlk kitabının yayımlanmasından bu yana gerçekleşen önemli buluşların ardındaki sırrı açığa çıkaran ’Ceviz Kabuğundaki Evren’, ’Zamanın Kısa Tarihi’nin bir devamı sayılabilir. Yeni kitabıyla yazar, bizleri çoğu kez gerçeklerin kurmacadan daha şaşırtıcı olduğu teorik fiziğin en üst noktalarına çıkarıyor ve evrenin temel ilkelerine dair anlaşılır yorumlarda bulunuyor. Görelilik kuramından zaman yolculuğuna, süper kütle çekiminden süpersimetriye, kuantum teorisinden M-Kuramı’na ve bütünsel beyin algılanımına kadar evrenin bilinen en kışkırtıcı sırlarına kapı aralayan kitap, Einstein’in ’Genel Görelelik Kuramı’ ile Richard Feynman’ın çoklu geçmiş düşüncesini birleştirerek evrende olup bitenleri tanımlayabilecek eksiksiz ve tek bir teori geliştirmeye çalışıyor. Okur, kitabı bir bilimsel eser olarak algılayabileceği gibi, rahatlıkla bir bilimÂkurgu romanı gibi de değerlendirebilir. Hawking’in ’karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisi’ buna imkân tanımaktadır.2012’de ’Büyük Tasarım’Adlı kitabını da çıkartmıştır.Kitaplarında genellikle ’TANRI’nın varlığını inkar eden Stephan Hawking bu kitabında bir yaratıcı olabileceğini bilimin ışığında kaleme almıştır’<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982’de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society’nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi (N.A.S.)) üyesidir.<br />
<br />
<br />
Stephen Hawking yazdığı çocuk kitaplarıyla birlikte çocukları etkileyip onları evrenbilime yanaştırmıştır. Yazdığı kitaplar çocukların hayal dünyasını da genişletmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span><br />
<br />
Dünya’yı Değiştiren Beş Denklem, Michael Guillen, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Galileo’nun Buyruğu, Edmund Blair Bolles, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Stephen Hawking ÂKuramı ve Son Çalışmaları, Michael White-John Gribbin, Sarmal Yayınevi<br />
<br />
tr.wikipedia.org/wiki/Stephen_Hawking <br />
<br />
<br />
[COLOR=#5E5E5E]kaynak:gizemcozucu.wordpress.com/2012/12/09/stephen-hawking-kimdir-hayati/ <br />
ögretmenlersitesi.com ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['Keşke hiç yaşanmasaydı' dediklerimiz tarih olabilir]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-keske-hic-yasanmasaydi-dediklerimiz-tarih-olabilir.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Feb 2016 08:47:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-keske-hic-yasanmasaydi-dediklerimiz-tarih-olabilir.html</guid>
			<description><![CDATA[Bilim insanları istenmeyen anıları silmek, hatta yerine yenilerini koymak için kolları sıvadı. ABD’nin kamu kanalı PBS’te yayımlanan yeni bir belgesel bu çalışmaları mercek altına aldı.<br />
<br />
Hafıza hacker’ları<br />
<br />
’Memory Hackers’ isimli belgesele göre Londra Üniversitesi psikoloji Profesörü Merel Kindt, sahte anılar tasarlayıp insan beynine yerleştirmenin yolları üzerinde çalışıyor. Merel Kindt’in bir araştırmasında denekleri işlemedikleri suçları yaptıklarına ikna ettiği biliniyor.<br />
<br />
12 yaşında denek<br />
8 yaşından beri yaşadığı her şeyi hatırlayan 12 yaşındaki Jake Hausler belgeselde denek olarak kullanılacak. Otobiyografik belleği (Kişisel anılara ilişkin bellek) çok yüksek olan Hausler’in beyni önemli anılarla önemsiz olanları birbirinden ayıramıyor. London South Bank Üniversitesi’nden Julia Shaw ise araştırmalarında fobileri unutturan bir ilaç üzerinde çalışıyor. Halen çalışmaları devam eden ilacı örümcek fobisi olan bir insana bunu unutturabileceği iddia ediliyor. Ancak henüz çalışmaları devam eden bu yöntemlerin yanlış amaçlarla kullanılabileceğini hatırlatan bazı uzmanlar hafızayla oynamanın ne kadar doğru olduğunu sorguluyor.<br />
<br />
Cumhuriyet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilim insanları istenmeyen anıları silmek, hatta yerine yenilerini koymak için kolları sıvadı. ABD’nin kamu kanalı PBS’te yayımlanan yeni bir belgesel bu çalışmaları mercek altına aldı.<br />
<br />
Hafıza hacker’ları<br />
<br />
’Memory Hackers’ isimli belgesele göre Londra Üniversitesi psikoloji Profesörü Merel Kindt, sahte anılar tasarlayıp insan beynine yerleştirmenin yolları üzerinde çalışıyor. Merel Kindt’in bir araştırmasında denekleri işlemedikleri suçları yaptıklarına ikna ettiği biliniyor.<br />
<br />
12 yaşında denek<br />
8 yaşından beri yaşadığı her şeyi hatırlayan 12 yaşındaki Jake Hausler belgeselde denek olarak kullanılacak. Otobiyografik belleği (Kişisel anılara ilişkin bellek) çok yüksek olan Hausler’in beyni önemli anılarla önemsiz olanları birbirinden ayıramıyor. London South Bank Üniversitesi’nden Julia Shaw ise araştırmalarında fobileri unutturan bir ilaç üzerinde çalışıyor. Halen çalışmaları devam eden ilacı örümcek fobisi olan bir insana bunu unutturabileceği iddia ediliyor. Ancak henüz çalışmaları devam eden bu yöntemlerin yanlış amaçlarla kullanılabileceğini hatırlatan bazı uzmanlar hafızayla oynamanın ne kadar doğru olduğunu sorguluyor.<br />
<br />
Cumhuriyet]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilim dünyasından dev adım: İnsan genlerini değiştirmeye onay çıktı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bilim-dunyasindan-dev-adim-insan-genlerini-degistirmeye-onay-cikti.html</link>
			<pubDate>Wed, 03 Feb 2016 12:13:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bilim-dunyasindan-dev-adim-insan-genlerini-degistirmeye-onay-cikti.html</guid>
			<description><![CDATA[Genler üzerinde değişiklik yapılabilmesini sağlayacak bu izin ile düşük yapma nedenleri üzerinde daha derin araştırma yapılabilecek.<br />
<br />
İngiltere'deki İnsan Üreme ve Embriyoloji Kurumu (HFEA) Francis Crick Enstitüsü'nden Dr Kathy Niakan'ın başvurusunu kabul ederek İngiltere'de ilk defa insan embriyoları üzerinde genlerin değiştirilebilmesine onay verdi. Ancak araştırmada kullanılan embriyolar hiçbir şekilde kadınlara aşılanamayacak.<br />
<br />
Embriyolar, tüp bebek tedavisi gören çiftlerin bağışladıkları embriyolar olabilecek. Araştırma için kullanılan embriyolar iki hafta içinde yok edilecek.<br />
Bu ayın başında Dr. Niakan, hangi genlerin bebeğin gelişiminde kontrolü olduğunu saptamak için genlerin üzerinde değişiklik yapma lisansına gerek duyduğunu açıklamıştı. Araştırma, döllenmeden sonra 7 günü mercek altına alma fırsatı verirken tüp bebek detavisi gelişiminde de faydalı olması amaçlanıyor.<br />
<br />
Diğer yandan bazı bilim insanları, bebeklerde gen değişiminin ileri yaşlarında beklenilmedik sonuçlar doğurabileceği ve hatta tasarım bebekler yapma olasılığı endişesi taşıyor.<br />
<br />
Cumhuriyet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Genler üzerinde değişiklik yapılabilmesini sağlayacak bu izin ile düşük yapma nedenleri üzerinde daha derin araştırma yapılabilecek.<br />
<br />
İngiltere'deki İnsan Üreme ve Embriyoloji Kurumu (HFEA) Francis Crick Enstitüsü'nden Dr Kathy Niakan'ın başvurusunu kabul ederek İngiltere'de ilk defa insan embriyoları üzerinde genlerin değiştirilebilmesine onay verdi. Ancak araştırmada kullanılan embriyolar hiçbir şekilde kadınlara aşılanamayacak.<br />
<br />
Embriyolar, tüp bebek tedavisi gören çiftlerin bağışladıkları embriyolar olabilecek. Araştırma için kullanılan embriyolar iki hafta içinde yok edilecek.<br />
Bu ayın başında Dr. Niakan, hangi genlerin bebeğin gelişiminde kontrolü olduğunu saptamak için genlerin üzerinde değişiklik yapma lisansına gerek duyduğunu açıklamıştı. Araştırma, döllenmeden sonra 7 günü mercek altına alma fırsatı verirken tüp bebek detavisi gelişiminde de faydalı olması amaçlanıyor.<br />
<br />
Diğer yandan bazı bilim insanları, bebeklerde gen değişiminin ileri yaşlarında beklenilmedik sonuçlar doğurabileceği ve hatta tasarım bebekler yapma olasılığı endişesi taşıyor.<br />
<br />
Cumhuriyet]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En büyük güneş sistemi keşfedildi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-en-buyuk-gunes-sistemi-kesfedildi.html</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2016 09:09:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-en-buyuk-gunes-sistemi-kesfedildi.html</guid>
			<description><![CDATA[Avustralya Ulusal Üniversitesinden bir grup bilim adamının yürüttüğü araştırmada, uzun süredir yalnız olarak tanımlanan dev gaz gezegenin aslında bir yıldıza sahip olduğu ortaya çıktı.<br />
<br />
Bu yıldızın, "2MASS J2126-8140" isimli gezegene 1 trilyon kilometre uzakta olduğu görüldü.<br />
<br />
BİR TURU BİR MİLYON DÜNYA YILINDA TAMAMLIYOR<br />
Yıldızın, gezegenin ekseninde bir tam turu tamamlamasının neredeyse bir milyon dünya yılını aldığı bildirildi.<br />
<br />
Araştırmada, 2MASS J2126-8140 adlı gezegenin de Jüpiter'den 10-12 kat büyük olduğu belirtildi. Gezegenin yıldızına uzaklığının da dünyanın Güneş'e uzaklığından 6 bin 900 kat fazla olduğu belirlendi.<br />
<br />
Araştırma ekibinden Dr. Simon Murphy, yaptığı açıklamada, kütlesi bu kadar az bir gezegeni bulmaktan duydukları şaşkınlığı dile getirerek, "Bu sistemin bizim güneş sistemimiz gibi toz ve gaz bulutundan meydana gelmiş olmasının imkânı yok" dedi.<br />
<br />
Araştırmanın detayları, Kraliyet Astronomi Cemiyeti'nin aylık dergisinde yayımlandı.<br />
<br />
Gerçek gündem ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Avustralya Ulusal Üniversitesinden bir grup bilim adamının yürüttüğü araştırmada, uzun süredir yalnız olarak tanımlanan dev gaz gezegenin aslında bir yıldıza sahip olduğu ortaya çıktı.<br />
<br />
Bu yıldızın, "2MASS J2126-8140" isimli gezegene 1 trilyon kilometre uzakta olduğu görüldü.<br />
<br />
BİR TURU BİR MİLYON DÜNYA YILINDA TAMAMLIYOR<br />
Yıldızın, gezegenin ekseninde bir tam turu tamamlamasının neredeyse bir milyon dünya yılını aldığı bildirildi.<br />
<br />
Araştırmada, 2MASS J2126-8140 adlı gezegenin de Jüpiter'den 10-12 kat büyük olduğu belirtildi. Gezegenin yıldızına uzaklığının da dünyanın Güneş'e uzaklığından 6 bin 900 kat fazla olduğu belirlendi.<br />
<br />
Araştırma ekibinden Dr. Simon Murphy, yaptığı açıklamada, kütlesi bu kadar az bir gezegeni bulmaktan duydukları şaşkınlığı dile getirerek, "Bu sistemin bizim güneş sistemimiz gibi toz ve gaz bulutundan meydana gelmiş olmasının imkânı yok" dedi.<br />
<br />
Araştırmanın detayları, Kraliyet Astronomi Cemiyeti'nin aylık dergisinde yayımlandı.<br />
<br />
Gerçek gündem ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uzayda çiçek açtı!]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-uzayda-cicek-acti.html</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2016 09:07:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-uzayda-cicek-acti.html</guid>
			<description><![CDATA[Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan Amerikalı astronot Scott Kelly, uzayda yetiştirilen ilk çiçeğin fotoğrafını resmi Twitter hesabından paylaştı.<br />
Kelly, ’Uzayda yetiştirilen tarihin ilk çiçeği görücüye çıktı’ dedi. Kirlihanım çiçeği diye de bilinen zinya çiçeği, NASA’nın yerçekimsiz ortamda bitkilerin nasıl geliştiğini araştırdığı proje kapsamında yetiştirildi. <br />
Mars ve diğer gezegenlere yapılacak derin uzay görevlerinde astronotların gıda ihtiyacını karşılama programı kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yetiştirilen ’uzay sebzeleri’ ilk kez geçtiğimiz ağustos ayında denenmişti. NASA astronotları Scott Kelly ve Kjell Lindgren ile Japon astronot Kimiya Yui, yerçekimsiz ortamda yetiştirilen marulu tadan ilk insanlar olmuştu .<br />
<br />
Gerçek gündem]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan Amerikalı astronot Scott Kelly, uzayda yetiştirilen ilk çiçeğin fotoğrafını resmi Twitter hesabından paylaştı.<br />
Kelly, ’Uzayda yetiştirilen tarihin ilk çiçeği görücüye çıktı’ dedi. Kirlihanım çiçeği diye de bilinen zinya çiçeği, NASA’nın yerçekimsiz ortamda bitkilerin nasıl geliştiğini araştırdığı proje kapsamında yetiştirildi. <br />
Mars ve diğer gezegenlere yapılacak derin uzay görevlerinde astronotların gıda ihtiyacını karşılama programı kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yetiştirilen ’uzay sebzeleri’ ilk kez geçtiğimiz ağustos ayında denenmişti. NASA astronotları Scott Kelly ve Kjell Lindgren ile Japon astronot Kimiya Yui, yerçekimsiz ortamda yetiştirilen marulu tadan ilk insanlar olmuştu .<br />
<br />
Gerçek gündem]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Farenin sırtında insan kulağı üretildi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-farenin-sirtinda-insan-kulagi-uretildi.html</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2016 16:04:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-farenin-sirtinda-insan-kulagi-uretildi.html</guid>
			<description><![CDATA[[FONT=System]Japonya'daki Tokyo ve Kyoto Üniversitelerinin yaptığı ortaklaşa çalışma kapsamında bir farenin sırtında insan kulağı geliştirildi. <br />
<br />
Ekip tarafından yapılan açıklamaya göre, 5 yıl içinde kullanılabilecek olan bu yöntem pek çok hastanın hayatını değiştirmeye aday. <br />
<br />
KAZA KURBANLARI VE GAZİLER FAYDALANACAK<br />
<br />
Doğuştan uzuvları eksik olan kişiler, kaza veya savaşta kulağını kaybeden pek çok kişinin imdadına yetişecek olan çalışma kapsamında kaburgadan alınan kıkırdaktan üretiliyor. <br />
<br />
2 AYDA 5 CM UZUNLUĞA ULAŞIYOR<br />
<br />
Bu yeni teknik kapsamında insandan alınan küçük bir örnek, farenin bedeninde kulak üretmeyi mümkün kılıyor. Bu teknik, insandan alınan örnekler 2 ay içinde 5 cm uzunluğunda bir kulağın üretilmesine olanak veriyor.   <br />
 <br />
Ntv]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[FONT=System]Japonya'daki Tokyo ve Kyoto Üniversitelerinin yaptığı ortaklaşa çalışma kapsamında bir farenin sırtında insan kulağı geliştirildi. <br />
<br />
Ekip tarafından yapılan açıklamaya göre, 5 yıl içinde kullanılabilecek olan bu yöntem pek çok hastanın hayatını değiştirmeye aday. <br />
<br />
KAZA KURBANLARI VE GAZİLER FAYDALANACAK<br />
<br />
Doğuştan uzuvları eksik olan kişiler, kaza veya savaşta kulağını kaybeden pek çok kişinin imdadına yetişecek olan çalışma kapsamında kaburgadan alınan kıkırdaktan üretiliyor. <br />
<br />
2 AYDA 5 CM UZUNLUĞA ULAŞIYOR<br />
<br />
Bu yeni teknik kapsamında insandan alınan küçük bir örnek, farenin bedeninde kulak üretmeyi mümkün kılıyor. Bu teknik, insandan alınan örnekler 2 ay içinde 5 cm uzunluğunda bir kulağın üretilmesine olanak veriyor.   <br />
 <br />
Ntv]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NASA'dan heyecanlandıran görüntüler... İşte uzayın ’en parlak elmasları]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-nasa-dan-heyecanlandiran-goruntuler-iste-uzayin-en-parlak-elmaslari.html</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2016 16:02:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-nasa-dan-heyecanlandiran-goruntuler-iste-uzayin-en-parlak-elmaslari.html</guid>
			<description><![CDATA[Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile Avrupa Uzay Ajansı (ESA) idaresindeki teleskop, Dünya'dan yaklaşık 8 bin ışıkyılı uzaklıktaki (1 ışıkyılı = 10 trilyon kilometre) yaklaşık 2 bin yıldızın eşsiz görüntülerini elde etti.<br />
<br />
ESA'dan yapılan açıklamada, Karina Takımyıldızı'nda yer alan ve 'Trumpler 14' adı verilen yıldız kümesinin sadece 500 bin yıl yaşında olduğu, Samanyolu'nun en büyük ve ışık saçan yıldızlarına ev sahipliği yaptığı belirtildi.<br />
<br />
Şu ana kadar Samanyolu'nda 1100 civarında yıldız kümesi keşfedildiğini belirten ESA uzmanları, 'Trumpler 14'ün en kalabalık ve genç yıldız kümesi olduğunu belirtti. Son derece aktif olan yıldızların uzaya parçacık yüklü rüzgarlar yaydıkları, çarpışan materyallerin milyonlarca derecelik x-ışını patlamalarına sebep olduğu kaydedildi. Gökbilimciler, 'Trumpler 14'teki yıldızları 'ışıldayan elmaslara' benzetiyor.<br />
<br />
'Trumpler 14'teki en küçük yıldızın Güneş'in 10'da biri kadar olduğunu belirten bilim insanları, büyük çoğunluğunun Güneş'ten onlarca kat büyük olduğunu bildirdi. Kümedeki en dikkat çekici yıldız ise bir süper-dev olan 'HD 93129A'. Samanyolu'nun en sıcak ve devasa yıldızlarından da biri olan 'HD 93129A', Güneş'ten 25 kat büyük ve 2,6 milyon kat daha parlak.<br />
<br />
Elde edilen verileri inceleyen gökbilimciler, yıldızların oluşum evrelerini, çevrelerine olan etkilerini ve gelişip yok olma süreçlerini daha iyi anlamaya çalışıyor.<br />
<br />
Cumhuriyet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile Avrupa Uzay Ajansı (ESA) idaresindeki teleskop, Dünya'dan yaklaşık 8 bin ışıkyılı uzaklıktaki (1 ışıkyılı = 10 trilyon kilometre) yaklaşık 2 bin yıldızın eşsiz görüntülerini elde etti.<br />
<br />
ESA'dan yapılan açıklamada, Karina Takımyıldızı'nda yer alan ve 'Trumpler 14' adı verilen yıldız kümesinin sadece 500 bin yıl yaşında olduğu, Samanyolu'nun en büyük ve ışık saçan yıldızlarına ev sahipliği yaptığı belirtildi.<br />
<br />
Şu ana kadar Samanyolu'nda 1100 civarında yıldız kümesi keşfedildiğini belirten ESA uzmanları, 'Trumpler 14'ün en kalabalık ve genç yıldız kümesi olduğunu belirtti. Son derece aktif olan yıldızların uzaya parçacık yüklü rüzgarlar yaydıkları, çarpışan materyallerin milyonlarca derecelik x-ışını patlamalarına sebep olduğu kaydedildi. Gökbilimciler, 'Trumpler 14'teki yıldızları 'ışıldayan elmaslara' benzetiyor.<br />
<br />
'Trumpler 14'teki en küçük yıldızın Güneş'in 10'da biri kadar olduğunu belirten bilim insanları, büyük çoğunluğunun Güneş'ten onlarca kat büyük olduğunu bildirdi. Kümedeki en dikkat çekici yıldız ise bir süper-dev olan 'HD 93129A'. Samanyolu'nun en sıcak ve devasa yıldızlarından da biri olan 'HD 93129A', Güneş'ten 25 kat büyük ve 2,6 milyon kat daha parlak.<br />
<br />
Elde edilen verileri inceleyen gökbilimciler, yıldızların oluşum evrelerini, çevrelerine olan etkilerini ve gelişip yok olma süreçlerini daha iyi anlamaya çalışıyor.<br />
<br />
Cumhuriyet]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>