<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Toplumbilim, Ruh Bilimi (sosyoloji, psikoloji)]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 13:49:58 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Düşünce Gücünün Bilinmeyen 10 Yasası]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-dusunce-gucunun-bilinmeyen-10-yasasi.html</link>
			<pubDate>Sat, 02 Jan 2021 20:23:23 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-dusunce-gucunun-bilinmeyen-10-yasasi.html</guid>
			<description><![CDATA[ Düşünce gücü kavramını duymuşsunuzdur. Bir dönem çekim yasası olarak ve "Sır" kitabı ile hayatımıza girmişti. En bilinen kitabı %100 düşünce gücüdür.<br />
<br />
Düşüncenin bir gücü olması tuhaf gelmemeli çünkü zaten hayatımızda tamamen etkili bir durumdadır. Biz düşünen canlılarız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pek dile getirilmeyen ama hayatımızı etkileyen 10 yasa nedir?</span><br />
<br />
1- Hayallerini başkaları ile paylaşma.<br />
Çok ilginç bir araştırma insanların hayallerini başkaları ile paylaştıktan bir süre sonra enerjilerinin düştüğü gözlemlenmiş. O hayale karşı istekleri azalıyormuş<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-Düşünceyi Serbest Bırakmak.</span><br />
Elinde küçük bir top tuttuğunu düşün bunu hedefe fırlatman gerekiyor. Topu sıkı sıkı tutarak bu eylemi gerçekleştirebilir misin? Düşünce Gücü tam olarak böyle çalışır. Top isteğindir. Aklındaki düşüncedir ve onu serbest bıraktığında gerçekleşecek durum için adım atarsın.<br />
<br />
3- Düşünceyi Olmuş Gibi Hissetmek.<br />
Hisleriniz devreye girmediği müddetçe ne yazık ki düşüncelerinizi gerçekleştiremezsiniz. Çünkü duygular düşüncenin güçlenmesini ve enerjinin artmasını sağlar.<br />
<br />
4- İşaretleri Fark Etmek.<br />
Eğer düşünce gücü ile ilgili iseniz şunu fark etmişsinizdir. Bazı şeyler sizi bulur. Aklınızda bir soru sorduğunuzda onun cevabını alır ve doğru insanlar karşınıza çıkar mesela. İşte düşünce gücü belli işaretler ile çalışır.<br />
<br />
5- Sıradışı Düşünmek<br />
Sıradan bir düşünce yapısı ile büyük başarılar elde edemezsiniz. Sıradışı düşünmek demek farklı açılardan olaylara bakabilmek ve düşünce yöntemini geliştirmektir. Bize olaylara bakarken tek bir yönden bakmayı öğretirler. Her zaman tek bir cevap ve yöntem varmış gibi gelir. Ama farklı düşünmeye başladığımızda çok farklı çözümler bizi bulacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Özgür Düşünceye Odaklanmak</span><br />
Kısıtlanmış bir sınır ile düşüncelerimizi gerçekleştiremeyiz. Bazen sınırlarımızın dışına çıkma özgürlüğünü düşüncelerimize vermeliyiz. Zihnimizi özgür kılmalıyız.<br />
<br />
7- Bilinçaltının Gücü<br />
Düşüncelerimizin en temel noktası, bilinçaltımızdır. Bilinçaltımız bizim en büyük yardımcımızdır. Eğer bilinçaltını doğru şekilde anlayabilirsek düşünce gücünü harekete geçirebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Düşünceyi somutlaştırın.</span><br />
Düşüncenizi yazıya dökün ve resmini çizin. Bir yerlere her zaman not alın ve düşüncenizi somutlaştırmak için adımlar atın.<br />
<br />
9- Düşüncenin bir akışı vardır bunu fark edin.<br />
Düşünce gücünü denedim ama bir sonuç alamadım diyenlerdenseniz bir akışın içinde olduğumuzun farkında değilsiniz. Hayatın ve dahası düşüncenin bir akışı vardır. Hayatta her şey sen hazır olduğunda seni bulur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10- Gerçek güç içinizde saklıdır.</span><br />
Herkes kendi içindeki gücü keşfetmeli çünkü ancak böyle başarı hepimizi bulur. Kendini bilmeyen ve tanımayan bir insan ne yazık ki düşünce gücünü harekete geçiremez.<br />
<br />
   ~Alıntıdır...   <br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Düşünce gücü kavramını duymuşsunuzdur. Bir dönem çekim yasası olarak ve "Sır" kitabı ile hayatımıza girmişti. En bilinen kitabı %100 düşünce gücüdür.<br />
<br />
Düşüncenin bir gücü olması tuhaf gelmemeli çünkü zaten hayatımızda tamamen etkili bir durumdadır. Biz düşünen canlılarız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pek dile getirilmeyen ama hayatımızı etkileyen 10 yasa nedir?</span><br />
<br />
1- Hayallerini başkaları ile paylaşma.<br />
Çok ilginç bir araştırma insanların hayallerini başkaları ile paylaştıktan bir süre sonra enerjilerinin düştüğü gözlemlenmiş. O hayale karşı istekleri azalıyormuş<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-Düşünceyi Serbest Bırakmak.</span><br />
Elinde küçük bir top tuttuğunu düşün bunu hedefe fırlatman gerekiyor. Topu sıkı sıkı tutarak bu eylemi gerçekleştirebilir misin? Düşünce Gücü tam olarak böyle çalışır. Top isteğindir. Aklındaki düşüncedir ve onu serbest bıraktığında gerçekleşecek durum için adım atarsın.<br />
<br />
3- Düşünceyi Olmuş Gibi Hissetmek.<br />
Hisleriniz devreye girmediği müddetçe ne yazık ki düşüncelerinizi gerçekleştiremezsiniz. Çünkü duygular düşüncenin güçlenmesini ve enerjinin artmasını sağlar.<br />
<br />
4- İşaretleri Fark Etmek.<br />
Eğer düşünce gücü ile ilgili iseniz şunu fark etmişsinizdir. Bazı şeyler sizi bulur. Aklınızda bir soru sorduğunuzda onun cevabını alır ve doğru insanlar karşınıza çıkar mesela. İşte düşünce gücü belli işaretler ile çalışır.<br />
<br />
5- Sıradışı Düşünmek<br />
Sıradan bir düşünce yapısı ile büyük başarılar elde edemezsiniz. Sıradışı düşünmek demek farklı açılardan olaylara bakabilmek ve düşünce yöntemini geliştirmektir. Bize olaylara bakarken tek bir yönden bakmayı öğretirler. Her zaman tek bir cevap ve yöntem varmış gibi gelir. Ama farklı düşünmeye başladığımızda çok farklı çözümler bizi bulacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Özgür Düşünceye Odaklanmak</span><br />
Kısıtlanmış bir sınır ile düşüncelerimizi gerçekleştiremeyiz. Bazen sınırlarımızın dışına çıkma özgürlüğünü düşüncelerimize vermeliyiz. Zihnimizi özgür kılmalıyız.<br />
<br />
7- Bilinçaltının Gücü<br />
Düşüncelerimizin en temel noktası, bilinçaltımızdır. Bilinçaltımız bizim en büyük yardımcımızdır. Eğer bilinçaltını doğru şekilde anlayabilirsek düşünce gücünü harekete geçirebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Düşünceyi somutlaştırın.</span><br />
Düşüncenizi yazıya dökün ve resmini çizin. Bir yerlere her zaman not alın ve düşüncenizi somutlaştırmak için adımlar atın.<br />
<br />
9- Düşüncenin bir akışı vardır bunu fark edin.<br />
Düşünce gücünü denedim ama bir sonuç alamadım diyenlerdenseniz bir akışın içinde olduğumuzun farkında değilsiniz. Hayatın ve dahası düşüncenin bir akışı vardır. Hayatta her şey sen hazır olduğunda seni bulur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10- Gerçek güç içinizde saklıdır.</span><br />
Herkes kendi içindeki gücü keşfetmeli çünkü ancak böyle başarı hepimizi bulur. Kendini bilmeyen ve tanımayan bir insan ne yazık ki düşünce gücünü harekete geçiremez.<br />
<br />
   ~Alıntıdır...   <br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kormut ne demektir ? :) :) :)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kormut-ne-demektir.html</link>
			<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 23:09:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kormut-ne-demektir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erkekler Neden Dinlemez?</span><br />
<br />
<br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/h79aY3Wc6qw" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erkekler Neden Dinlemez?</span><br />
<br />
<br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/h79aY3Wc6qw" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayatimizdaki altin kurallar - mutlaka okuyun..]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-hayatimizdaki-altin-kurallar-mutlaka-okuyun.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 03:28:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-hayatimizdaki-altin-kurallar-mutlaka-okuyun.html</guid>
			<description><![CDATA[  1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.<br />
2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.<br />
3-Sevinçlerini sakın erteleme.  <br />
4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ ını oluşturur.<br />
5-Her gün 30 dakika yürüyüş yap.<br />
6-Her yemekten sonra şükret.<br />
7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.<br />
8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.<br />
9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.<br />
10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.<br />
11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.<br />
12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.<br />
13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.<br />
14-Her gün 6 bardak su içmeyi unutma..<br />
15-seni seven insanları koru..<br />
16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.<br />
17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.<br />
18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.<br />
19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:<br />
a) Doğru insanı bulmak<br />
b) Doğru insan olmak.<br />
20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.<br />
21-Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.<br />
22-iyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.<br />
SON SÖZ..<br />
Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilir  siniz . .   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[  1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.<br />
2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.<br />
3-Sevinçlerini sakın erteleme.  <br />
4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ ını oluşturur.<br />
5-Her gün 30 dakika yürüyüş yap.<br />
6-Her yemekten sonra şükret.<br />
7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.<br />
8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.<br />
9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.<br />
10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.<br />
11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.<br />
12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.<br />
13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.<br />
14-Her gün 6 bardak su içmeyi unutma..<br />
15-seni seven insanları koru..<br />
16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.<br />
17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.<br />
18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.<br />
19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:<br />
a) Doğru insanı bulmak<br />
b) Doğru insan olmak.<br />
20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.<br />
21-Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.<br />
22-iyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.<br />
SON SÖZ..<br />
Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilir  siniz . .   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ruh sağlığınız için bu 5 şeye dikkat!]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ruh-sagliginiz-icin-bu-5-seye-dikkat.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Feb 2016 10:16:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ruh-sagliginiz-icin-bu-5-seye-dikkat.html</guid>
			<description><![CDATA[Kelebek / Hürriyet - Nasil ki periyodik aralıklarla dişçiye gidip ağzımızda biriken bakterileri temizletiyorsak; ruh sağlığımız için de aynı şeyi yapmalıyız. Periyodik olarak kendimizle, düşüncelerimizle, hislerimizle ilgilenmemiz ve işe yaramayanları temizlememiz gerekiyor. Peki bunu nasıl yapacağız? <br />
<br />
Ruh sağlığımızla ilgili sorunları daha kolay fark edebiliyoruz artık. Tuhaf görünüyor ama, eskiden bir şeylerin yolunda olmadığını çok nadir düşünürdük. "Neden böyle oldu?" diye sormak, ancak depresyonda olduğumuzda, kaygılı olduğumuzda ya da bir meselenin üstesinden gelemediğimizde aklımıza gelirdi. Şimdilerdeyse ruh sağlığımızın ne kadar önemli bir mesele olduğunun son derece farkındayız. Bu konudaki küçük problemleri hemen çözmenin, içimize doğan kötü hisler büyümeden üstesinden gelebilmenin ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz.<br />
<br />
Psikiyatristler, ruh sağlığımızın, diş sağlığımızdan bir farkı olmadığını söylüyor. Nasil ki periyodik aralıklarla dişçiye gidip ağzımızda biriken bakterileri temizletiyorsak; ruh sağlığımız için de aynı şeyi yapmalıyız. Periyodik olarak kendimizle, düşüncelerimizle, hislerimizle ilgilenmemiz ve işe yaramayanları temizlememiz gerekiyor. Tabii bunun için ilk yapmamız gereken; hislerimizin ve düşüncelerimizin bilincinde olmak! Bunu yapabildiğimizde içimizde saklı olan tüm gereksiz parçaları, bizi geriye götüren ve sağlıksız duygulara sürükleyen kısımları fark edebiliriz. Peki nasıl yapacağız? Günlük rutinde, iyi bir ruh sağlığı için yapmamız gereken 5 küçük pratik var...<br />
 1- BİR ŞEYE ASLA 'İYİ' VEYA 'KÖTÜ' DEMEYİN<br />
Bir şeyi deneyimlemeden önce iyi ya da kötü olduğunu çok nadir bilebiliriz. Bu kelimeler çoğu zaman anlamsızdır. Bunun yerine daha spesifik kelimeleri kullanmanın düşünce sisteminizde ne tür farklılıklar yaratabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Örneğin x bir şeyi 'iyi' yerine, 'işe yarıyor'; 'kötü' yerine 'işe yaramıyor' diye etiketleyebilirsiniz. Buradaki asıl mesele konunun iyi ya da kötü olması değil; bu şekilde düşünerek ruh sağlığınıza yapacağınız olumlu katkı.<br />
<br />
 2- DEĞİŞİMİN KAÇINILMAZ OLDUĞUNU UNUTMAYIN<br />
Hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair olan inanç, insanoğlunun muhtemelen en büyük hayali... Bilim, hayatta 'devamlılık' diye bir şeyin olmadığını, bu sözün tamamen anlamsız olduğunu söylese de bizler sanki her şey, her zaman aynı kalacak gibi hissediyoruz. Öyle olsa bile, hiçbir şey değişmemiş ya da değişmeyecek gibi davranmaya bayılıyoruz! Sonunda gerçeklerle yüzleştiğimizde ise çok mutsuz oluyoruz...<br />
Halbuki hayat dinamiktir. Her şey büyür, derinleşir ve gelişir. Her şeyin bir gün değişeceği gerçeği ise, kabullenmesi belki zor ama çok da basit bir gerçektir.<br />
Günlük rutininiz sırasında hangi konuda değişimi kabul edemediğinizi, nerede direnç gösterdiğinizi ya da hangi değişikliğin yasını tuttuğunuzu bulun. Kendinize "Neden bu değişime ayak uyduramıyorum?" diye sorun ve mutlaka bir cevap bulun. Değişimle baş etmeye çalışmaktansa kabullenmek daha az duygusal ve ruhsal efor gerektirir.<br />
<br />
3- HER ŞEYİ KONTROL EDEMEYECEĞİNİZİ KABUL EDİN<br />
Bir başka inancımız ise her şeyi kontrol edebileceğimize dair duyduğumuz yanılsama... Unutmayın: Siz okyanustaki tek bir damlasınız! Hiçbir şeyi tek başınıza halledemezsiniz. Gelecek sonsuz olasılıkla doludur ve hepsini hesaplamamızın mümkünatı yoktur.<br />
<br />
4- İNSANLARA TOLERANS GÖSTERİN<br />
Hepimiz en yakın arkadaşlarımızın hatalarını ve saçmalıklarını kolaylıkla görmezden gelebiliyoruz. Ama aynı hata ve saçmalıkları bir başkası yaptığında, hemen ayıplamaya başlıyoruz. Kendinizi bir başkasını ayıplar ya da eleştirirken bulduğunuzda hemen durun! Fark ettiniz mi? Zihniniz o kadar elastik ki, aynı davranışa farklı tepkiler gösterebiliyor.<br />
<br />
5- DUYGULARINIZI OLDUĞU GİBİ KABUL EDİN<br />
Duygularınızı 'olumsuz' ve 'olumlu' olarak elekten geçirirken, hepsini kabullenmeyi ihmal etmeyin. Evet bazıları olumsuz duygular (mesela 'öfke', hiçbir işe yaramaz) ve bazıları çok işe yarar (örneğin 'şefkat'). Ancak işe yarasın ya da yaramasın, unutmayın ki bu duyguların hepsi size ait! Onları kabul edin. Olumlu duygularınızı büyütüp besledikçe olumsuz olanların yavaş yavaş ama kesin bir şekilde son bulacağını unutmayın. Olumsuz hislerinizi, kötü huylu bir köpek gibi düşünün. Sessizce oturup saldırmadığı sürece sorun yok]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kelebek / Hürriyet - Nasil ki periyodik aralıklarla dişçiye gidip ağzımızda biriken bakterileri temizletiyorsak; ruh sağlığımız için de aynı şeyi yapmalıyız. Periyodik olarak kendimizle, düşüncelerimizle, hislerimizle ilgilenmemiz ve işe yaramayanları temizlememiz gerekiyor. Peki bunu nasıl yapacağız? <br />
<br />
Ruh sağlığımızla ilgili sorunları daha kolay fark edebiliyoruz artık. Tuhaf görünüyor ama, eskiden bir şeylerin yolunda olmadığını çok nadir düşünürdük. "Neden böyle oldu?" diye sormak, ancak depresyonda olduğumuzda, kaygılı olduğumuzda ya da bir meselenin üstesinden gelemediğimizde aklımıza gelirdi. Şimdilerdeyse ruh sağlığımızın ne kadar önemli bir mesele olduğunun son derece farkındayız. Bu konudaki küçük problemleri hemen çözmenin, içimize doğan kötü hisler büyümeden üstesinden gelebilmenin ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz.<br />
<br />
Psikiyatristler, ruh sağlığımızın, diş sağlığımızdan bir farkı olmadığını söylüyor. Nasil ki periyodik aralıklarla dişçiye gidip ağzımızda biriken bakterileri temizletiyorsak; ruh sağlığımız için de aynı şeyi yapmalıyız. Periyodik olarak kendimizle, düşüncelerimizle, hislerimizle ilgilenmemiz ve işe yaramayanları temizlememiz gerekiyor. Tabii bunun için ilk yapmamız gereken; hislerimizin ve düşüncelerimizin bilincinde olmak! Bunu yapabildiğimizde içimizde saklı olan tüm gereksiz parçaları, bizi geriye götüren ve sağlıksız duygulara sürükleyen kısımları fark edebiliriz. Peki nasıl yapacağız? Günlük rutinde, iyi bir ruh sağlığı için yapmamız gereken 5 küçük pratik var...<br />
 1- BİR ŞEYE ASLA 'İYİ' VEYA 'KÖTÜ' DEMEYİN<br />
Bir şeyi deneyimlemeden önce iyi ya da kötü olduğunu çok nadir bilebiliriz. Bu kelimeler çoğu zaman anlamsızdır. Bunun yerine daha spesifik kelimeleri kullanmanın düşünce sisteminizde ne tür farklılıklar yaratabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Örneğin x bir şeyi 'iyi' yerine, 'işe yarıyor'; 'kötü' yerine 'işe yaramıyor' diye etiketleyebilirsiniz. Buradaki asıl mesele konunun iyi ya da kötü olması değil; bu şekilde düşünerek ruh sağlığınıza yapacağınız olumlu katkı.<br />
<br />
 2- DEĞİŞİMİN KAÇINILMAZ OLDUĞUNU UNUTMAYIN<br />
Hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair olan inanç, insanoğlunun muhtemelen en büyük hayali... Bilim, hayatta 'devamlılık' diye bir şeyin olmadığını, bu sözün tamamen anlamsız olduğunu söylese de bizler sanki her şey, her zaman aynı kalacak gibi hissediyoruz. Öyle olsa bile, hiçbir şey değişmemiş ya da değişmeyecek gibi davranmaya bayılıyoruz! Sonunda gerçeklerle yüzleştiğimizde ise çok mutsuz oluyoruz...<br />
Halbuki hayat dinamiktir. Her şey büyür, derinleşir ve gelişir. Her şeyin bir gün değişeceği gerçeği ise, kabullenmesi belki zor ama çok da basit bir gerçektir.<br />
Günlük rutininiz sırasında hangi konuda değişimi kabul edemediğinizi, nerede direnç gösterdiğinizi ya da hangi değişikliğin yasını tuttuğunuzu bulun. Kendinize "Neden bu değişime ayak uyduramıyorum?" diye sorun ve mutlaka bir cevap bulun. Değişimle baş etmeye çalışmaktansa kabullenmek daha az duygusal ve ruhsal efor gerektirir.<br />
<br />
3- HER ŞEYİ KONTROL EDEMEYECEĞİNİZİ KABUL EDİN<br />
Bir başka inancımız ise her şeyi kontrol edebileceğimize dair duyduğumuz yanılsama... Unutmayın: Siz okyanustaki tek bir damlasınız! Hiçbir şeyi tek başınıza halledemezsiniz. Gelecek sonsuz olasılıkla doludur ve hepsini hesaplamamızın mümkünatı yoktur.<br />
<br />
4- İNSANLARA TOLERANS GÖSTERİN<br />
Hepimiz en yakın arkadaşlarımızın hatalarını ve saçmalıklarını kolaylıkla görmezden gelebiliyoruz. Ama aynı hata ve saçmalıkları bir başkası yaptığında, hemen ayıplamaya başlıyoruz. Kendinizi bir başkasını ayıplar ya da eleştirirken bulduğunuzda hemen durun! Fark ettiniz mi? Zihniniz o kadar elastik ki, aynı davranışa farklı tepkiler gösterebiliyor.<br />
<br />
5- DUYGULARINIZI OLDUĞU GİBİ KABUL EDİN<br />
Duygularınızı 'olumsuz' ve 'olumlu' olarak elekten geçirirken, hepsini kabullenmeyi ihmal etmeyin. Evet bazıları olumsuz duygular (mesela 'öfke', hiçbir işe yaramaz) ve bazıları çok işe yarar (örneğin 'şefkat'). Ancak işe yarasın ya da yaramasın, unutmayın ki bu duyguların hepsi size ait! Onları kabul edin. Olumlu duygularınızı büyütüp besledikçe olumsuz olanların yavaş yavaş ama kesin bir şekilde son bulacağını unutmayın. Olumsuz hislerinizi, kötü huylu bir köpek gibi düşünün. Sessizce oturup saldırmadığı sürece sorun yok]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mutluluk veren bilgi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-mutluluk-veren-bilgi.html</link>
			<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 12:00:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-mutluluk-veren-bilgi.html</guid>
			<description><![CDATA[Kendinize dürüst olun: İnsan kendi varlığına karşı ne kadar dürüst olursa karşısındaki kişilerden de aynı derecede dürüstlük görür. Kendinize karşı dürüst olup olmadığınızı ölçmek için aynanın karşısına geçin. Korktuğunuz ve kabullenmekte zorlandığınız konularda kendinize sorular sorun. Yanıtladıktan sonra ’emin misin?’ diye tekrarlayın. Kabul ettiğiniz gerçekleriniz sizi daha kendine güvenen bir bireye dönüştürecek, böylelikle çevrenizin de size olan saygısını arttıracaktır. <br />
 <br />
Hayatın akışına güvenin: Hayat belirli bir akış içerisinde ilerler. Biz ne yaparsak yapalım bizden daha üstün bir güç olan ’evren’ vardır. Elimizden gelenin en iyisini ve doğrusunu yapıp geri kalanları evrene bırakmalıyız. Bu da akışa güvenmekle olur. Hayatı sürekli değiştirmeye çalıştığınızda çabanız karşılık bulmayabilir. Bu da sizde mutsuzluk yaratır. <br />
 <br />
Size huzur veren insanlarla vakit geçirin: Yanında rahat hissettiğiniz aile yakınlarınızı, arkadaşlarınızı ve sevdiklerinizi belirleyin. Size önyargıyla bakmayacak, söylediklerinizi anlayacak kişilerle görüşün. Paylaşımlarınızı arttırın. Huzur, kalabalıklar içinde en çok aradığımız duygudur.<br />
 <br />
Sevginizi gösterin: Yaşamda bütün ihtiyacımız sadece ve sadece sevgidir. Sevginizi gösterdikçe insanların da size olan sevgisini daha rahat ifade ettiğini görecek ve mutlu olacaksınız.<br />
 <br />
Paylaşın: Her şeyin çok hızlı tüketildiği bir dünyada yaşıyoruz. Kişilerin sahip olduklarının asla yetmediği bir düzen hüküm sürüyor. Oysa paylaşmak insanın ruhuna iyi gelir. Sizde fazla olanları dağıtın, eşyalarınızı verin. Karşınızdakinin mutlu olduğunu görmenin hazzı hiçbir şeye değişilmez. <br />
 <br />
Düzenli olarak olumlamalar yapın: Her gün kendi kendinize güzel sözler söylemeyi bir alışkanlık haline getirin. Özellikle ’Hayatımda her şey yolunda’ cümlesini tekrarlamak yaşam enerjinizi yükseltecek ve sizi motive edecektir.<br />
 <br />
Ruhunuza vakit ayırın: Unutmayın ki sadece bedenin değil ruhun da arada sırada dinlenmeye ve vakit ayrılmaya ihtiyacı vardır. Hayatın yoğunluğundan sıyrılıp zaman buldukça kendinizi ve ruhunuzu dinleyebilmek için yalnız kalın.<br />
 <br />
Sözcükler büyüdür; kelimelerinizi doğru seçin: Sözcüklerin gücü vardır. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Sarf ettiğiniz her sözcük bir büyüdür. Evren konuştuğunuz cümleleri deyim yerindeyse ’saf bir şekilde’ algılar ve kabul eder. Bir süre sonra belki de hiç istemedikleriniz gerçekliğiniz haline gelir. Konuştuklarınızın olabildiğince pozitif olmasına dikkat edin.<br />
 <br />
Dikiz aynasına bakmayın: Geçmiş de gelecek gibi bize aittir. Yıllar önce yaptıklarımızdan ötürü kendinizi suçlamaktan vazgeçin. Hayat asla dikiz aynasına bakarak yaşanmaz. Önemli olan aldığımız kararları oldukları gibi kabul etmek ve geleceğe güvenle adım atmaktır. <br />
 <br />
Yeşille barışın ve spor yapın: Doğa insana huzur ve mutluluk verir. Ağaçlar arasında yürüyün; isterseniz çimler üzerine uzanın ve gökyüzünü seyredin. İşten, evden vakit bulun ve mutlaka spor için kendinize zaman ayırın. 24 saat içinde yarım saat çok büyük bir zaman dilimi değildir, ancak sizin mutlu olmanıza yardımcı olur. Çünkü egzersiz yapmak beyindeki mutluluk hormonunu harekete geçirir.<br />
<br />
Pembe nar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kendinize dürüst olun: İnsan kendi varlığına karşı ne kadar dürüst olursa karşısındaki kişilerden de aynı derecede dürüstlük görür. Kendinize karşı dürüst olup olmadığınızı ölçmek için aynanın karşısına geçin. Korktuğunuz ve kabullenmekte zorlandığınız konularda kendinize sorular sorun. Yanıtladıktan sonra ’emin misin?’ diye tekrarlayın. Kabul ettiğiniz gerçekleriniz sizi daha kendine güvenen bir bireye dönüştürecek, böylelikle çevrenizin de size olan saygısını arttıracaktır. <br />
 <br />
Hayatın akışına güvenin: Hayat belirli bir akış içerisinde ilerler. Biz ne yaparsak yapalım bizden daha üstün bir güç olan ’evren’ vardır. Elimizden gelenin en iyisini ve doğrusunu yapıp geri kalanları evrene bırakmalıyız. Bu da akışa güvenmekle olur. Hayatı sürekli değiştirmeye çalıştığınızda çabanız karşılık bulmayabilir. Bu da sizde mutsuzluk yaratır. <br />
 <br />
Size huzur veren insanlarla vakit geçirin: Yanında rahat hissettiğiniz aile yakınlarınızı, arkadaşlarınızı ve sevdiklerinizi belirleyin. Size önyargıyla bakmayacak, söylediklerinizi anlayacak kişilerle görüşün. Paylaşımlarınızı arttırın. Huzur, kalabalıklar içinde en çok aradığımız duygudur.<br />
 <br />
Sevginizi gösterin: Yaşamda bütün ihtiyacımız sadece ve sadece sevgidir. Sevginizi gösterdikçe insanların da size olan sevgisini daha rahat ifade ettiğini görecek ve mutlu olacaksınız.<br />
 <br />
Paylaşın: Her şeyin çok hızlı tüketildiği bir dünyada yaşıyoruz. Kişilerin sahip olduklarının asla yetmediği bir düzen hüküm sürüyor. Oysa paylaşmak insanın ruhuna iyi gelir. Sizde fazla olanları dağıtın, eşyalarınızı verin. Karşınızdakinin mutlu olduğunu görmenin hazzı hiçbir şeye değişilmez. <br />
 <br />
Düzenli olarak olumlamalar yapın: Her gün kendi kendinize güzel sözler söylemeyi bir alışkanlık haline getirin. Özellikle ’Hayatımda her şey yolunda’ cümlesini tekrarlamak yaşam enerjinizi yükseltecek ve sizi motive edecektir.<br />
 <br />
Ruhunuza vakit ayırın: Unutmayın ki sadece bedenin değil ruhun da arada sırada dinlenmeye ve vakit ayrılmaya ihtiyacı vardır. Hayatın yoğunluğundan sıyrılıp zaman buldukça kendinizi ve ruhunuzu dinleyebilmek için yalnız kalın.<br />
 <br />
Sözcükler büyüdür; kelimelerinizi doğru seçin: Sözcüklerin gücü vardır. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Sarf ettiğiniz her sözcük bir büyüdür. Evren konuştuğunuz cümleleri deyim yerindeyse ’saf bir şekilde’ algılar ve kabul eder. Bir süre sonra belki de hiç istemedikleriniz gerçekliğiniz haline gelir. Konuştuklarınızın olabildiğince pozitif olmasına dikkat edin.<br />
 <br />
Dikiz aynasına bakmayın: Geçmiş de gelecek gibi bize aittir. Yıllar önce yaptıklarımızdan ötürü kendinizi suçlamaktan vazgeçin. Hayat asla dikiz aynasına bakarak yaşanmaz. Önemli olan aldığımız kararları oldukları gibi kabul etmek ve geleceğe güvenle adım atmaktır. <br />
 <br />
Yeşille barışın ve spor yapın: Doğa insana huzur ve mutluluk verir. Ağaçlar arasında yürüyün; isterseniz çimler üzerine uzanın ve gökyüzünü seyredin. İşten, evden vakit bulun ve mutlaka spor için kendinize zaman ayırın. 24 saat içinde yarım saat çok büyük bir zaman dilimi değildir, ancak sizin mutlu olmanıza yardımcı olur. Çünkü egzersiz yapmak beyindeki mutluluk hormonunu harekete geçirir.<br />
<br />
Pembe nar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu cümleyi çok sık kullanıyorsanız dikkat]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bu-cumleyi-cok-sik-kullaniyorsaniz-dikkat.html</link>
			<pubDate>Sun, 07 Feb 2016 23:35:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bu-cumleyi-cok-sik-kullaniyorsaniz-dikkat.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, ’Kimseye tahammül edemiyorum. Bu cümleyi çok sık kullandığınızı düşünüyorsanız dikkat’ dedi.</span>    <br />
<br />
’İnsanların tahammül kredilerini son zerresine kad<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ar kullanıp artık sınıra dayandıklarında ya da böyle bir krediye sahip olacak kişilik yapıları en başından beri var olmadığında bu isyan cümlesiyle karşılaşırız’ diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, ’İki olasılık da baş etmesi zor durumlardır ve bazen çözüm için kökten değişim gerekir. Bazı insanlar verici oldukları ve karşı tarafın her koşulunu kabul edip yerine getirdikleri sürece sevilip değer göreceklerini düşünürler.<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fikir tartışmalarına girmektense kabullenmek onlar için daha</span> güvenli bir alandır. Bu yüzden ilişkilerinde sabit durumu korumak adına farkında olmadan kendi tahammül sınırlarını daraltırlar, sonunda da tüketirler. Her şeyi kabullenirmiş gibi görünen bu kişilik, belli bir süre sonra patlamaya hazır bir bomba haline gelir. Çevresindekiler onun önceki yapısına alışık oldukları için artık en ufak şeye bile tahammül edemeyen bu yeni kişiliğe bir anlam veremez. İlişkilerde çatışmalar artar, çatışma arttıkça kişinin tahammülsüzlüğü beslenir, tahammülsüzlük arttıkça çatışma artar ve bu kısır döngü sonunda mutsuzluğu doğurur’ diye konuştu.<br />
Şahin, bu gibi durumlarda yapılması gerekenin kişinin tahammülsüzlük durumuna gelene kadar niye bu kadar verici olduğunun nedenlerinin bulunması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:<br />
<br />
’Bu nedenler analiz edilip, kişinin varoluşsal d<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eğeri üzerine geliştirdiği çarpık düşünceler ve duygular üzerine çalışıldığında kişi ilişkilerinde daha dengeli bir yaklaşım sergileyebilir. Aşırı verici olan insanların geçmişine baktığımızda sıkça karşımıza mükemmelliyetçi yapıya sahip bir aile tablosu çıkar. Bu aile yapılarında koşullu sevgi gösterimi esastır. Kişi hata yapmadığı, söylenenleri</span> yerine getirdiği, yani ebeveyni tatmin ettiği ölçüde onaylanır ve takdir edilir. Bu da kişinin kafasında şöyle bir şema oluşturur; karşımdaki insanın taleplerini yerine getirdiğim koşulda beni sevecektir, aksi takdirde reddedileceğim. Böylece değer görmekle ilgili kaygıların da tohumu atılmış olur. Sonrasında da vericilik dönemi başlar. Uzun bir süre bu dönemin etkisi sürer. Kişinin kendi doğru ve standartları yerine karşısındakinin doğru ve standartları hakimdir. Ta ki saatli bomba patlayana kadar. Bu dönemden sonra kişilerin kendi standartlarını inşa etmeye ve onu korumaya dair çok katı bir tutum içine girdiğini görürüz. Ama bu durum gel gitli olduğu için kişinin ruhsal dengesi iyice bozulur. Çünkü daha önce deneyimlemediği, ona yabancı gelen bir yapı içindedir ama artık eski alışık olduğu yapısına tutunacak hali de kalmamıştır, tükenmişlik hisseder. Bu ara dönem en yorucu olandır. Artık kendime de tahammül edemiyorum şikayetleri yükselir. Bu noktada bir uzmandan yardım alınması kaçınılmazdır. Tahammül sınırları konusunda sorun yaşayan diğer bir kişilik yapısına baktığımızda otoriter aile modelinin etkilerini görürüz.<br />
<br />
Belirlenmiş standartların dışındaki kişisel farklılıkla<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rın hoş karşılanmadığı, kuralların esneyemez olduğu, fikir paylaşımlarının rahat yapılamadığı, evdeki otorite olan kişinin doğrularının genel geçer doğru olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu katı aile tutumunda yetişen birey bu yapıyı özümseyip kendi kişiliğinde bunu dışa yansıtabilir. Otorite figüründeki mekanizmalar ona d</span>a geçmiştir. Kendisinin değişmez standartları, esneyemez kuralları vardır ve ilişkilerinde karşısındaki insanın kendisinden farklı olan yönlerini kabullenemez. Kendi yapısına aykırı düşen hiç bir davranış ve düşünceye tahammülü yoktur. Bunu kendi yapısına saygısızlık yada zarar verici bir durum olarak görüp savunmaya geçer. Sanki varoluşuna saldırılıyormuş gibi bir tehdit algılar ve öfke duygusu yükselir. Gerek arkadaşlık ilişkisi, gerek kadın-erkek ilişkisi, gerekse iş ilişkisi olsun her durumda hem kişinin kendisi hem de karşısındaki için zor bir ilişki olacaktır. Çünkü bu yapıya sahip kişiler kendi kafalarında belli bir şema oluşturmuştur ve bu şemaya aslında dışarıdan katı görünen bu kişinin içerisinde çok hassas, kırılgan bir yapı vardır. Unutulmamalıdır ki içyapı ne kadar kırılgan olursa onu korumak için giyilen zırh o kadar sert olacaktır. Bilinmezlik, belirsizlik ve değişim korkutucu gelir. Alışılmış olana tutunmak onlar için bir anlamda hassas yapıyı güvende tutmaktır. Dolayısıyla kendi bildiklerinden farklı bir şey söz konusu olduğunda reddedici davranırlar. O yüzden etrafta benim standartlarım, benim kurallarım, benim isteklerim tekerlemesiyle dolanırlar. Orta yol, uzlaşma diye bir şey yoktur, başka standart, kurallar ve istekler tahammül edilemezdir. Tepkilerindeki aşırılık ve tutumlarındaki ısrarcılık oranında yalnızlığa itilme süreci hızlanır.<br />
<br />
Yalnızlığın ilk dönemlerinde diğer insanları suçlama e<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ğilimi devam eder. Kızgınlığı onların farklı olmalarından onu terk etmiş olmalarına doğru yön değiştirir. Öfke artmaya devam eder. Her ilişkide benzer şeyleri yaşamasının artık kendisiyle alakalı bir durum olduğunu anlayana kadar</span>yalnızlığa gömülür. Kimseye tahammül edemeyen kişi yalnızlığa tahammül edemez hale geldiğinde ve ruhsal acısı dayanılamaz olduğunda değişim için ilk adımlarını atmaya başlar. Bu dönemde çevresindekilerin kabulleniciliği, ona destek olması, davranışlarındaki değişimle ilgili ona olumlu geri bildirimlerde bulunmaları kendini toparlama süreci için önemlidir.’<br />
<br />
’Bıçak kemiğe dayanıp işler içinden çıkılmaz bir hal almadan önce çevrenizdekilerin tepkileri ve ruh halinizdeki zorlantı doğrultusunda tahammülsüzlüğünüzün farkına varıp önlemler alabilirsiniz’ diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, ’Bunun için size gelen eleştirilere açık olun. Bu eleştiriler karşısında hissettiğiniz duygularla ilgili kendinize karşı dürüst olun. Bu duygula<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rı ve korkularınızı kabullenip, aralarından hangilerinin rahatsız edici olduğunu ve bununla ilgili neler yapabileceğinizi düşünün. İyi-kötü, doğru-yanlış göreceli olmaya müsait kavramlardır. Bu yüzden yargılayıcı tavırlar sergilemekten kaçının. Herkesin sizinle aynı yapıya sahip olmasını bekleyemezsiniz, farklılıklara karşı toleransınızı arttırın. Bunları yapmakta güçlük çekiyorsanız ve tahammülsüzlüğünüze engel olamıyorsanız profesyonel bir destek alma</span>nızda yarar var demektir. Başa çıkamadığınız durumlarda bir uzmandan yardım istemekten çekinmeyin’ şeklinde konuştu. <br />
<br />
ulusalpost.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, ’Kimseye tahammül edemiyorum. Bu cümleyi çok sık kullandığınızı düşünüyorsanız dikkat’ dedi.</span>    <br />
<br />
’İnsanların tahammül kredilerini son zerresine kad<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ar kullanıp artık sınıra dayandıklarında ya da böyle bir krediye sahip olacak kişilik yapıları en başından beri var olmadığında bu isyan cümlesiyle karşılaşırız’ diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, ’İki olasılık da baş etmesi zor durumlardır ve bazen çözüm için kökten değişim gerekir. Bazı insanlar verici oldukları ve karşı tarafın her koşulunu kabul edip yerine getirdikleri sürece sevilip değer göreceklerini düşünürler.<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fikir tartışmalarına girmektense kabullenmek onlar için daha</span> güvenli bir alandır. Bu yüzden ilişkilerinde sabit durumu korumak adına farkında olmadan kendi tahammül sınırlarını daraltırlar, sonunda da tüketirler. Her şeyi kabullenirmiş gibi görünen bu kişilik, belli bir süre sonra patlamaya hazır bir bomba haline gelir. Çevresindekiler onun önceki yapısına alışık oldukları için artık en ufak şeye bile tahammül edemeyen bu yeni kişiliğe bir anlam veremez. İlişkilerde çatışmalar artar, çatışma arttıkça kişinin tahammülsüzlüğü beslenir, tahammülsüzlük arttıkça çatışma artar ve bu kısır döngü sonunda mutsuzluğu doğurur’ diye konuştu.<br />
Şahin, bu gibi durumlarda yapılması gerekenin kişinin tahammülsüzlük durumuna gelene kadar niye bu kadar verici olduğunun nedenlerinin bulunması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:<br />
<br />
’Bu nedenler analiz edilip, kişinin varoluşsal d<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eğeri üzerine geliştirdiği çarpık düşünceler ve duygular üzerine çalışıldığında kişi ilişkilerinde daha dengeli bir yaklaşım sergileyebilir. Aşırı verici olan insanların geçmişine baktığımızda sıkça karşımıza mükemmelliyetçi yapıya sahip bir aile tablosu çıkar. Bu aile yapılarında koşullu sevgi gösterimi esastır. Kişi hata yapmadığı, söylenenleri</span> yerine getirdiği, yani ebeveyni tatmin ettiği ölçüde onaylanır ve takdir edilir. Bu da kişinin kafasında şöyle bir şema oluşturur; karşımdaki insanın taleplerini yerine getirdiğim koşulda beni sevecektir, aksi takdirde reddedileceğim. Böylece değer görmekle ilgili kaygıların da tohumu atılmış olur. Sonrasında da vericilik dönemi başlar. Uzun bir süre bu dönemin etkisi sürer. Kişinin kendi doğru ve standartları yerine karşısındakinin doğru ve standartları hakimdir. Ta ki saatli bomba patlayana kadar. Bu dönemden sonra kişilerin kendi standartlarını inşa etmeye ve onu korumaya dair çok katı bir tutum içine girdiğini görürüz. Ama bu durum gel gitli olduğu için kişinin ruhsal dengesi iyice bozulur. Çünkü daha önce deneyimlemediği, ona yabancı gelen bir yapı içindedir ama artık eski alışık olduğu yapısına tutunacak hali de kalmamıştır, tükenmişlik hisseder. Bu ara dönem en yorucu olandır. Artık kendime de tahammül edemiyorum şikayetleri yükselir. Bu noktada bir uzmandan yardım alınması kaçınılmazdır. Tahammül sınırları konusunda sorun yaşayan diğer bir kişilik yapısına baktığımızda otoriter aile modelinin etkilerini görürüz.<br />
<br />
Belirlenmiş standartların dışındaki kişisel farklılıkla<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rın hoş karşılanmadığı, kuralların esneyemez olduğu, fikir paylaşımlarının rahat yapılamadığı, evdeki otorite olan kişinin doğrularının genel geçer doğru olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu katı aile tutumunda yetişen birey bu yapıyı özümseyip kendi kişiliğinde bunu dışa yansıtabilir. Otorite figüründeki mekanizmalar ona d</span>a geçmiştir. Kendisinin değişmez standartları, esneyemez kuralları vardır ve ilişkilerinde karşısındaki insanın kendisinden farklı olan yönlerini kabullenemez. Kendi yapısına aykırı düşen hiç bir davranış ve düşünceye tahammülü yoktur. Bunu kendi yapısına saygısızlık yada zarar verici bir durum olarak görüp savunmaya geçer. Sanki varoluşuna saldırılıyormuş gibi bir tehdit algılar ve öfke duygusu yükselir. Gerek arkadaşlık ilişkisi, gerek kadın-erkek ilişkisi, gerekse iş ilişkisi olsun her durumda hem kişinin kendisi hem de karşısındaki için zor bir ilişki olacaktır. Çünkü bu yapıya sahip kişiler kendi kafalarında belli bir şema oluşturmuştur ve bu şemaya aslında dışarıdan katı görünen bu kişinin içerisinde çok hassas, kırılgan bir yapı vardır. Unutulmamalıdır ki içyapı ne kadar kırılgan olursa onu korumak için giyilen zırh o kadar sert olacaktır. Bilinmezlik, belirsizlik ve değişim korkutucu gelir. Alışılmış olana tutunmak onlar için bir anlamda hassas yapıyı güvende tutmaktır. Dolayısıyla kendi bildiklerinden farklı bir şey söz konusu olduğunda reddedici davranırlar. O yüzden etrafta benim standartlarım, benim kurallarım, benim isteklerim tekerlemesiyle dolanırlar. Orta yol, uzlaşma diye bir şey yoktur, başka standart, kurallar ve istekler tahammül edilemezdir. Tepkilerindeki aşırılık ve tutumlarındaki ısrarcılık oranında yalnızlığa itilme süreci hızlanır.<br />
<br />
Yalnızlığın ilk dönemlerinde diğer insanları suçlama e<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ğilimi devam eder. Kızgınlığı onların farklı olmalarından onu terk etmiş olmalarına doğru yön değiştirir. Öfke artmaya devam eder. Her ilişkide benzer şeyleri yaşamasının artık kendisiyle alakalı bir durum olduğunu anlayana kadar</span>yalnızlığa gömülür. Kimseye tahammül edemeyen kişi yalnızlığa tahammül edemez hale geldiğinde ve ruhsal acısı dayanılamaz olduğunda değişim için ilk adımlarını atmaya başlar. Bu dönemde çevresindekilerin kabulleniciliği, ona destek olması, davranışlarındaki değişimle ilgili ona olumlu geri bildirimlerde bulunmaları kendini toparlama süreci için önemlidir.’<br />
<br />
’Bıçak kemiğe dayanıp işler içinden çıkılmaz bir hal almadan önce çevrenizdekilerin tepkileri ve ruh halinizdeki zorlantı doğrultusunda tahammülsüzlüğünüzün farkına varıp önlemler alabilirsiniz’ diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, ’Bunun için size gelen eleştirilere açık olun. Bu eleştiriler karşısında hissettiğiniz duygularla ilgili kendinize karşı dürüst olun. Bu duygula<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rı ve korkularınızı kabullenip, aralarından hangilerinin rahatsız edici olduğunu ve bununla ilgili neler yapabileceğinizi düşünün. İyi-kötü, doğru-yanlış göreceli olmaya müsait kavramlardır. Bu yüzden yargılayıcı tavırlar sergilemekten kaçının. Herkesin sizinle aynı yapıya sahip olmasını bekleyemezsiniz, farklılıklara karşı toleransınızı arttırın. Bunları yapmakta güçlük çekiyorsanız ve tahammülsüzlüğünüze engel olamıyorsanız profesyonel bir destek alma</span>nızda yarar var demektir. Başa çıkamadığınız durumlarda bir uzmandan yardım istemekten çekinmeyin’ şeklinde konuştu. <br />
<br />
ulusalpost.com   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Özgüven için olumlu düşünün]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ozguven-icin-olumlu-dusunun.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2016 14:52:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ozguven-icin-olumlu-dusunun.html</guid>
			<description><![CDATA[Özgüvenin, yani kendinize güvenin doğuştan gelmediğine dikkat çeken Uzm. Psikolog Mahir Efe Falay, ’Özgüven, kelime anlamıyla "Öz'e olan güven" demektir. Yani kendinize güvenmektir. Hayat içinde yaşadıklarınızla kazanılır. Örneğin bebekken keşif faaliyetleri ketlenen yani durdurulan - engellenen bebek zaman içinde keşif için uğraşmaz olacaktır.<br />
Çocuğa her söylenen ’Aman dur yapamazsın’ veya ’Sakın dokunma!’ veya ’Boşver sen, aklın ermez’ gibi hesapta onun iyiliği için söylenen sözler aslında uzun vadede kötülüğünedir. <br />
<br />
Çünkü özgüvenin temeli davranışsa ve davranış engelleniyorsa özgüven de gelişemez ve çevresi iyiliği için yapılan engellemelerle dolan çocuk yıllar sonra genç yetişkin haline gelip o eski çevreyi arkasında bıraktığında sudan çıkmış bir balık gibi çaresiz, savunmasız ve bunalım halinde kalır. Fakat her davranış değişebilir’ dedi.<br />
<br />
<br />
Özgüven gelişimi için yapılması gerekenleri sıralayan Uzm. Psikolog Falay, bu kısa tavsiyeler ile uzun ve büyük yararlı etkiler sağlamanın mümkün olduğu belirterek ’Özgüven doğuştan gelmez. Yukarıdan da inmez. Piyango ile de çıkmaz. Kazanılan ve geliştirilebilen bir özelliktir. Bu yüzden önerilere kulak verin veya uygun bir uzman yardımıyla kazanın’ açıklaması yaptı.<br />
<br />
İşte özgüven geliştirmek için tavsiyeler:<br />
<br />
Aileler İçin;<br />
<br />
1. Bırakın canı ’biraz’ acısın. O şekilde gerçekleştirmeye çalıştığı davranışın sonucunu çok daha iyi öğrenir. Acımasın diye engellemelerse onu sündürür.<br />
<br />
2. Bırakın ’biraz’ yorulsun. Bu yorulmalar ona ileride gerçek hayatta bir şey başarmak için yorulmak gerektiğini gösterir, en baştan kavramasını sağlar. Yetişkin hayatlarınızda kaç iş çaba harcamadan sizin yerinize oluyor ki?<br />
<br />
3. Bırakın ’biraz’ yavaş yapsın. Bu şekilde legolar dışında daha zor kurulum işlerini kendi gücü yettiğince halledebilir. Evet tornavidayı döndürmesi yavaş olacaktır. Ama ’O’ vidayı takmıştır.<br />
Yetişkinler İçin;<br />
<br />
1. En kötü ne olabilir ki? Şeklinde sık sık düşünün. Örneğin müdüre bir şey söylemek için odasına girerken bu gelsin aklınıza. Veya otobüste inmeniz gereken durağı kaçırdığınızda az sonra otobüs kırmızı ışıkta durduğunda siz ’Kaptaan orta kapı’ diye bağırdığınızda. Veya aylardır gözünüzde olan karşı cins okulda tek başına boşken yanına gidip gitmeme arasında kaldığınızda. Merak etmeyin, gerçekten kötü bir şey olamaz.<br />
<br />
2. İnsanların, hele büyük ihtimalle bir daha görmeyeceğiniz insanların sizin hakkınızdaki düşüncesi ne kadar önemli olabilir? Bunu 100 üzerinden puanlayın. Eğer 20-30 derseniz; özgüven yolundasınız! Ama 80-90sa cevabınız şunu da cevaplayın ’Siz kendiniz için mi başkaları için mi yaşıyorsunuz?<br />
<br />
3. Güçlü yanlarınızı aklınızda tutun. Kimse tüm özellikler bazında baştan aşağı kötü değildir. Köydeki çobanın müziğe yeteneği, plazadaki veri giriş görevlisinin resme, kargo şubesindeki çalışanın da yemeğe yeteneği olabilir.<br />
<br />
4. Üstteki üçünü de sürekli düşünürseniz, İngilterede bir cep telefonu satıcısıyken katıldığı bir yarışma sonrasında şu anda trilyoner olan tenor Paul Pott olabilirsiniz .<br />
<br />
Gerçek gündem]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Özgüvenin, yani kendinize güvenin doğuştan gelmediğine dikkat çeken Uzm. Psikolog Mahir Efe Falay, ’Özgüven, kelime anlamıyla "Öz'e olan güven" demektir. Yani kendinize güvenmektir. Hayat içinde yaşadıklarınızla kazanılır. Örneğin bebekken keşif faaliyetleri ketlenen yani durdurulan - engellenen bebek zaman içinde keşif için uğraşmaz olacaktır.<br />
Çocuğa her söylenen ’Aman dur yapamazsın’ veya ’Sakın dokunma!’ veya ’Boşver sen, aklın ermez’ gibi hesapta onun iyiliği için söylenen sözler aslında uzun vadede kötülüğünedir. <br />
<br />
Çünkü özgüvenin temeli davranışsa ve davranış engelleniyorsa özgüven de gelişemez ve çevresi iyiliği için yapılan engellemelerle dolan çocuk yıllar sonra genç yetişkin haline gelip o eski çevreyi arkasında bıraktığında sudan çıkmış bir balık gibi çaresiz, savunmasız ve bunalım halinde kalır. Fakat her davranış değişebilir’ dedi.<br />
<br />
<br />
Özgüven gelişimi için yapılması gerekenleri sıralayan Uzm. Psikolog Falay, bu kısa tavsiyeler ile uzun ve büyük yararlı etkiler sağlamanın mümkün olduğu belirterek ’Özgüven doğuştan gelmez. Yukarıdan da inmez. Piyango ile de çıkmaz. Kazanılan ve geliştirilebilen bir özelliktir. Bu yüzden önerilere kulak verin veya uygun bir uzman yardımıyla kazanın’ açıklaması yaptı.<br />
<br />
İşte özgüven geliştirmek için tavsiyeler:<br />
<br />
Aileler İçin;<br />
<br />
1. Bırakın canı ’biraz’ acısın. O şekilde gerçekleştirmeye çalıştığı davranışın sonucunu çok daha iyi öğrenir. Acımasın diye engellemelerse onu sündürür.<br />
<br />
2. Bırakın ’biraz’ yorulsun. Bu yorulmalar ona ileride gerçek hayatta bir şey başarmak için yorulmak gerektiğini gösterir, en baştan kavramasını sağlar. Yetişkin hayatlarınızda kaç iş çaba harcamadan sizin yerinize oluyor ki?<br />
<br />
3. Bırakın ’biraz’ yavaş yapsın. Bu şekilde legolar dışında daha zor kurulum işlerini kendi gücü yettiğince halledebilir. Evet tornavidayı döndürmesi yavaş olacaktır. Ama ’O’ vidayı takmıştır.<br />
Yetişkinler İçin;<br />
<br />
1. En kötü ne olabilir ki? Şeklinde sık sık düşünün. Örneğin müdüre bir şey söylemek için odasına girerken bu gelsin aklınıza. Veya otobüste inmeniz gereken durağı kaçırdığınızda az sonra otobüs kırmızı ışıkta durduğunda siz ’Kaptaan orta kapı’ diye bağırdığınızda. Veya aylardır gözünüzde olan karşı cins okulda tek başına boşken yanına gidip gitmeme arasında kaldığınızda. Merak etmeyin, gerçekten kötü bir şey olamaz.<br />
<br />
2. İnsanların, hele büyük ihtimalle bir daha görmeyeceğiniz insanların sizin hakkınızdaki düşüncesi ne kadar önemli olabilir? Bunu 100 üzerinden puanlayın. Eğer 20-30 derseniz; özgüven yolundasınız! Ama 80-90sa cevabınız şunu da cevaplayın ’Siz kendiniz için mi başkaları için mi yaşıyorsunuz?<br />
<br />
3. Güçlü yanlarınızı aklınızda tutun. Kimse tüm özellikler bazında baştan aşağı kötü değildir. Köydeki çobanın müziğe yeteneği, plazadaki veri giriş görevlisinin resme, kargo şubesindeki çalışanın da yemeğe yeteneği olabilir.<br />
<br />
4. Üstteki üçünü de sürekli düşünürseniz, İngilterede bir cep telefonu satıcısıyken katıldığı bir yarışma sonrasında şu anda trilyoner olan tenor Paul Pott olabilirsiniz .<br />
<br />
Gerçek gündem]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tecavüzcüleri Kınamayınız!]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-tecavuzculeri-kinamayiniz.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2016 11:11:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-tecavuzculeri-kinamayiniz.html</guid>
			<description><![CDATA[Sevgili erkek arkadaşlarım, öğretmenlerim, kuzenlerim, amcalarım, dayılarım, kısacası hepiniz’ Siz tecavüzcüleri kınayamazsınız.<br />
<br />
Çünkü siz oğlunuz donla gezerken ’Maşallah benim oğluma!’ deyip, kızınızın eteği uçunca ensesine tokat atanlarsınız. Çünkü siz ’Pipini göster.’ deyip oğlunuza para veren, açık kıyafet giyen kızınıza bağıransınız.<br />
<br />
Çünkü siz erkeğin sevgilisi olunca ’Helal olsun!’ diyen, kızınızın sevgilisi olunca ’Orospu mu olacaksın başımıza?’ diyensiniz. Çünkü siz erkeğe 15 yaşında araba kullanmayı öğretip kıza ’Ne gerek var, öğrenme!’ diyensiniz.<br />
<br />
Kendi yarattığınız bu iğrençliği kınama hakkını kendinizde bulmadan önce kızla erkek çocuğunuza eşit davranmayı öğrenerek yok etmeye başlayın.<br />
Çünkü siz kızınızı okutmayıp evlendirince ’Kocan çalışıp yoruluyor, tabii ki hizmet edeceksin’ deyip köleleştirensiniz. Çünkü siz misafir olduğunuz evde oğlunuzu baş köşeye oturtup, kızınıza ’Kalk, yardım et’ diyensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz erkekler masada otururken kadınların yerde yemek yemesini yadırgamayan, yiyip içerken kadını hizmetçi gibi çalıştıransınız. Çünkü siz erkek evlat doğurmayan kadını hor görensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz bir dua olarak! ’Alla yibğatlek vhayyed’ (Allah erkek çocuk göndersin) diyensiniz.  Çünkü siz tüm mirası erkeğe bırakıp, kadına gelince ’Kadın para işinden anlamaz, koca parasıyla yaşasın.’ deyip erkeğe muhtaç edensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz kahkaha atan erkeğe hayat dolu, kadına ise ’yollu’ diyensiniz. Çünkü siz sabahlara kadar eve gelmeyen oğlunuza ’Araba lazım mı?’ diye sorup, akşamüstü eve gelen kızınıza 50 bin soru soransınız.<br />
<br />
Çünkü siz cinsel ilişkiye giren erkeğe ’sayer rijjel’ (erkek oldu) deyip kadından ’kızlık zarı çarşafı’ isteyensiniz. Çünkü siz dizilerde bile kadın sözüne değer veren erkeğe kılıbık, light deyip, espriymiş gibi gülensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz tecavüzcüsüyle zorla evlendirilip tecavüz edene aşık olan kadını konu alan dizilere reyting rekoru kırdıransınız. Çünkü siz kadın hakları konferanslarında bir tek kadına söz hakkı vermeyensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz aldatan erkeğe, erkektir yapar deyip aldatan kadına şıllık, orospu, kaşar diyensiniz. Çünkü siz hayatını yaşamak isteyen erkeğe destek olup ’Ben evlenmeyeceğim kariyer yapacağım.’ diyen kadına ’Otur oturduğun yerde diyensiniz’.<br />
<br />
Çünkü siz siyasete, meslek hayatına atılan kadının önüne set çeken, küçümseyensiniz. Çünkü siz etrafınızda zorla evlendirilen çocukların düğününe gidip bunu yadırgamayanlarsınız.<br />
<br />
Siz bu kadınları güvensiz, pasif yetiştirdiğiniz için tecavüze, tacize uğrayan binlerce kadın sizin gibi ’erkek’ zihniyetli polise gidip şikayette bulunmaktan bile korkar oldular, sustular. Tecavüze uğradıkları adamlarla zorla evlendirilip onların çocuklarını doğurdular, dayanamayıp intihar ettiler veya ’namus’u kirlendi diye katledildiler!<br />
<br />
Evet kardeşim siz, hepiniz birer suçlusunuz! Kadına el kaldırmamayı bir lütuf olarak görüp, bununla övünüp, her türlü cinsiyetçiliği yapan sizsiniz. Bu sapıklar sizin sayenizde aramızda dolaşıyor. Sizin yüzünüzden biz dışarı çıkmaya korkuyoruz! Sizin komik sandığınız düşünceleriniz, sığ inançlarınız yüzünden erkekler yüceltiliyor! Kendi yarattığınız bu iğrençliği kınama hakkını kendinizde bulmadan önce kızla erkek çocuğunuza eşit davranmayı öğrenerek yok etmeye başlayın.<br />
<br />
Susmayan, susmayacak olan binlerce kadın var yeryüzünde. Siz orospu da deseniz, kaşar da deseniz biz hayatımızı kendimiz kazanıp, hayatı size muhtaç kalmadan kendimiz öğreneceğiz! Her kadın katledildiğinde, her kadın tecavüze uğradığında siz kendinizden utanın. Biz kadın olduğumuz için utanmayacağız. yazisonuikonu<br />
<br />
Not: Yazıyı facebook hesabımda ilk paylaştığımda yazıyı beğenen nadir erkeklerden biri bana şöyle bir teşekkür mesajı attı: ’Kızın delikanlısı, adamın adamı aferin sana!’. İşte tüm yazıda kınadığım zihniyet tam da buydu. ’İyi de güzel kardeşim, ben bunu delikanlı kız, adamın dibi olmak için yazmadım.’ diyorum anlatamıyorum: ’Sen kızsan da adamsın!’ diyor ısrarla. Bizi bırakın da ’kadın’ olmaya devam edelim. Sizin de bir gün adam olmanız dileğiyle..<br />
<br />
Gamze Gökaslan<br />
Gezite.org ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sevgili erkek arkadaşlarım, öğretmenlerim, kuzenlerim, amcalarım, dayılarım, kısacası hepiniz’ Siz tecavüzcüleri kınayamazsınız.<br />
<br />
Çünkü siz oğlunuz donla gezerken ’Maşallah benim oğluma!’ deyip, kızınızın eteği uçunca ensesine tokat atanlarsınız. Çünkü siz ’Pipini göster.’ deyip oğlunuza para veren, açık kıyafet giyen kızınıza bağıransınız.<br />
<br />
Çünkü siz erkeğin sevgilisi olunca ’Helal olsun!’ diyen, kızınızın sevgilisi olunca ’Orospu mu olacaksın başımıza?’ diyensiniz. Çünkü siz erkeğe 15 yaşında araba kullanmayı öğretip kıza ’Ne gerek var, öğrenme!’ diyensiniz.<br />
<br />
Kendi yarattığınız bu iğrençliği kınama hakkını kendinizde bulmadan önce kızla erkek çocuğunuza eşit davranmayı öğrenerek yok etmeye başlayın.<br />
Çünkü siz kızınızı okutmayıp evlendirince ’Kocan çalışıp yoruluyor, tabii ki hizmet edeceksin’ deyip köleleştirensiniz. Çünkü siz misafir olduğunuz evde oğlunuzu baş köşeye oturtup, kızınıza ’Kalk, yardım et’ diyensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz erkekler masada otururken kadınların yerde yemek yemesini yadırgamayan, yiyip içerken kadını hizmetçi gibi çalıştıransınız. Çünkü siz erkek evlat doğurmayan kadını hor görensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz bir dua olarak! ’Alla yibğatlek vhayyed’ (Allah erkek çocuk göndersin) diyensiniz.  Çünkü siz tüm mirası erkeğe bırakıp, kadına gelince ’Kadın para işinden anlamaz, koca parasıyla yaşasın.’ deyip erkeğe muhtaç edensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz kahkaha atan erkeğe hayat dolu, kadına ise ’yollu’ diyensiniz. Çünkü siz sabahlara kadar eve gelmeyen oğlunuza ’Araba lazım mı?’ diye sorup, akşamüstü eve gelen kızınıza 50 bin soru soransınız.<br />
<br />
Çünkü siz cinsel ilişkiye giren erkeğe ’sayer rijjel’ (erkek oldu) deyip kadından ’kızlık zarı çarşafı’ isteyensiniz. Çünkü siz dizilerde bile kadın sözüne değer veren erkeğe kılıbık, light deyip, espriymiş gibi gülensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz tecavüzcüsüyle zorla evlendirilip tecavüz edene aşık olan kadını konu alan dizilere reyting rekoru kırdıransınız. Çünkü siz kadın hakları konferanslarında bir tek kadına söz hakkı vermeyensiniz.<br />
<br />
Çünkü siz aldatan erkeğe, erkektir yapar deyip aldatan kadına şıllık, orospu, kaşar diyensiniz. Çünkü siz hayatını yaşamak isteyen erkeğe destek olup ’Ben evlenmeyeceğim kariyer yapacağım.’ diyen kadına ’Otur oturduğun yerde diyensiniz’.<br />
<br />
Çünkü siz siyasete, meslek hayatına atılan kadının önüne set çeken, küçümseyensiniz. Çünkü siz etrafınızda zorla evlendirilen çocukların düğününe gidip bunu yadırgamayanlarsınız.<br />
<br />
Siz bu kadınları güvensiz, pasif yetiştirdiğiniz için tecavüze, tacize uğrayan binlerce kadın sizin gibi ’erkek’ zihniyetli polise gidip şikayette bulunmaktan bile korkar oldular, sustular. Tecavüze uğradıkları adamlarla zorla evlendirilip onların çocuklarını doğurdular, dayanamayıp intihar ettiler veya ’namus’u kirlendi diye katledildiler!<br />
<br />
Evet kardeşim siz, hepiniz birer suçlusunuz! Kadına el kaldırmamayı bir lütuf olarak görüp, bununla övünüp, her türlü cinsiyetçiliği yapan sizsiniz. Bu sapıklar sizin sayenizde aramızda dolaşıyor. Sizin yüzünüzden biz dışarı çıkmaya korkuyoruz! Sizin komik sandığınız düşünceleriniz, sığ inançlarınız yüzünden erkekler yüceltiliyor! Kendi yarattığınız bu iğrençliği kınama hakkını kendinizde bulmadan önce kızla erkek çocuğunuza eşit davranmayı öğrenerek yok etmeye başlayın.<br />
<br />
Susmayan, susmayacak olan binlerce kadın var yeryüzünde. Siz orospu da deseniz, kaşar da deseniz biz hayatımızı kendimiz kazanıp, hayatı size muhtaç kalmadan kendimiz öğreneceğiz! Her kadın katledildiğinde, her kadın tecavüze uğradığında siz kendinizden utanın. Biz kadın olduğumuz için utanmayacağız. yazisonuikonu<br />
<br />
Not: Yazıyı facebook hesabımda ilk paylaştığımda yazıyı beğenen nadir erkeklerden biri bana şöyle bir teşekkür mesajı attı: ’Kızın delikanlısı, adamın adamı aferin sana!’. İşte tüm yazıda kınadığım zihniyet tam da buydu. ’İyi de güzel kardeşim, ben bunu delikanlı kız, adamın dibi olmak için yazmadım.’ diyorum anlatamıyorum: ’Sen kızsan da adamsın!’ diyor ısrarla. Bizi bırakın da ’kadın’ olmaya devam edelim. Sizin de bir gün adam olmanız dileğiyle..<br />
<br />
Gamze Gökaslan<br />
Gezite.org ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Konuşmak ile ilgili sözler]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-konusmak-ile-ilgili-sozler.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 22:00:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-konusmak-ile-ilgili-sozler.html</guid>
			<description><![CDATA[ Ses, konuşanın o andaki ruhsal ve zihinsel durumunu yansıtır, konuşan, ses aracılığı ile söylediği şeye ait duygularını açığa vurur. Ses, konuşanın duygu durumunu, coşkusunu ya da tutumunu belirleyen bir göstergedir. John Eisenson<br />
<br />
İnsanın cümlelerine hakim olabilmesi için, konusuna hakim olması gerekir. Lloyd George <br />
<br />
Konuşma bir bayanın eteği gibi; ilgiyi sürdürecek kadar kısa, konuyu kapsayacak kadar uzun olmalı. Dale Carnegie<br />
 <br />
İradesiz düşünce, zihne arız olan bir derttir, düşünceye gem vurmak zihne gem vurmak demektir; bu ise rüzgarı zaptetmekten de zordur. Mahatma GANDHI <br />
 <br />
Önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır. PLATON<br />
 <br />
İyi konuşabilme kabiliyeti; Allah vergisi olmaktan çok, çalışmakla elde edilen bir şeydir. Lord Byron <br />
<br />
Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder. MONTESQUIEU<br />
 <br />
Bazen insan; "Ben iyiyim" dediğinde gözlerinin içine bakıp "iyi değilsin biliyorum" diyecek birine çok ihtiyaç duyar. Can DÜNDAR <br />
 <br />
İnsanlar nasıl konuşulması gerektiğinin dersini alırlar ama en büyük ilim; nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir. Leo Tolstoy<br />
 <br />
Söyleyecek çok şeyi olan bir kadın susuyorsa, sessizliği sağır edici olabilir. Anna and the King (1999) <br />
 <br />
Üslup, düşüncelerin elbisesidir. Lord Chesterfield<br />
<br />
Hakikat kendiliğinden belli olsa idi, hitabete gerek kalmazdı. Cicero <br />
<br />
Aslında onun karşısındayken konuşmak istemezsin. Çünkü o an susmak, gözlerine doya doya bakmak için en büyük fırsattır. Cemal SÜREYA<br />
 <br />
Susmak, dayanılması çok güç bir yanıttır. Chesterton <br />
 <br />
Dur, dinle. Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın. Kızılderili Atasözleri<br />
 <br />
Hatip, başkalarının sükunetle ve kararsızlıkla anlattıkları şeyi, kudret ve cazibiyctle anlatan adamdır. Cicero <br />
<br />
Konuşmuyorum ağzım doluyken Kimseyle konuşamıyorum sevgili, Çünkü ağzımda hep sana söylemek istediğim bir şey, Bir de giderken sende bıraktığım dizleri kanayan koca bir çocuk var.  <br />
 <br />
Galiba sadece anlaşamadığımız konusunda anlaşacağız. 500 Days of Summer (2009) <br />
 <br />
Önce düşün, sonra söyle. ANONİM<br />
<br />
Söyleyeceğin konuyu iyice kavra, kelimeler arkadan geleceklerdir. Marcus Porciu Cato <br />
<br />
Kuvvetli söz söylemeye muktedir olmak, bir insanın hayatını vakfedebileceği en asil gayelerden biridir. Newell Dwight Hillis<br />
<br />
Allah ResÃ»lü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Ahirzamanda yalancı deccaller olacaktır. Sizin ve babalarınızın duymadıkları hadisleri size sunacaklar. Dikkat edin ve onlardan uzak durun da, sizi şaşırtıp saptırmasınlar."EbÃ» Hureyre radıyallahu anh. Müslim.<br />
 <br />
Akıllı bir adam kadınlar hakkında ne düşündüğünü söylemez. Oscar Wilde<br />
 <br />
Senden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemekten hayırlıdır. HZ. ALİ <br />
 <br />
Üslup, ayniyle insandır. Nicolas Boileau<br />
<br />
Bir insanın muhakemesi, tahsili, mertliği, karakteri, velhasıl insanı insan eden her şey, onun kendini ifadeye başlaması ile birdenbire bir panorama gibi kendini gösterir. Bu sırada bütün dimağ melekeleri hazırlanır, bütün fikir ve ifade kuvvetleri harekete geçer. Orison Sweet Marden <br />
<br />
Hangi dili kullanırsan kullan, olduğundan daha başka bir şey söyleyemezsin. Ralph Waldo Emerson<br />
<br />
Sen, susuyordun... Ben, susarken bile seni konuşuyordum...!  <br />
 <br />
Allah ResÃ»lü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"insan sabaha erişince, organları, dili susturup, şöyle derler: Hakkımızda Allahtan kork! Çünkü biz, seninle beraberiz, doğru olursan biz de doğru oluruz, eğri olursan biz de eğri oluruz."EbÃ» Said radıyallahu anh. Tirmizi.<br />
<br />
Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.  EFLATUN <br />
<br />
Açıkça nefret etmek, asıl düşüncesini gizlemekten daha asil bir harekettir. CICERO<br />
 <br />
İyi bir konuşmacı; etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır. Ralph Waldo Emerson <br />
<br />
Terbiye dairesinde söylenmiş bir nutuk, baldan örülmüş bir ağ gibidir. Romanos Diogenes<br />
<br />
Akıllı kimsenin lisanı kalbindedir. Düşünerek söyler. HZ. ALİ <br />
 <br />
İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, dilini tutmasını öğrenebilmesi için altmış yıl gereklidir. Resul Hamzatov<br />
 <br />
Ne gerek var kafiyeli konuşmaya? Özledim işte okadar!  <br />
  <br />
İnsanlara ok atmak, dil ile taşlamaktan hafiftir. Zira okun hedefi şaşar, ama dilin ki şaşmaz. SÜFYAN ES-SEVRİ<br />
 <br />
Sokrates'e: "Sen herkese konuşma sanatını öğretiyorsun da, kendin neden iyi bir hatip değilsin" dediler. Şöyle cevap verdi: "Ziyanı yok, biley taşları da kendi kendilerini kesemezler, fakat kaba demirleri keskin yaparlar." Socrates <br />
<br />
Konuşmanın en önemli dört unsuru: Birincisi gerçek, ikincisi akıllı hareket, üçüncüsü hoş mizaç ve dördüncüsü de nüktedir.<br />
W. Templa<br />
<br />
Az ve öz konuşmalı, lüzumsuz tafsilattan kaçınmalıdır. Diğer bir ifadeyle çok konuşmamayı, yerinde ve ölçülü konuşmayı âdet edinmek gerekir. Allâh Teâlâ mü'minlerin mümtaz hasletlerini sayarken:<br />
<br />
- Sana iki kelimelik,sonunu bilmediğim bir hikaye anlatayım mı? + Evet. - Seni Seviyorum. Casablanca (1942) <br />
 <br />
Dil kılıçtan keskindir. TÜRK ATASÖZÜ<br />
 <br />
<br />
Anekdot ve özdeyişler dağarcığı, görgülü adam için en büyük hazinedir; eğer birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileri de yeri geldikçe hatırlamayı bilirse. Wolfgang Van Goethe <br />
<br />
İfadenin kendine özgü oluşu, bütün sanatların başı ve sonudur. Wolfgang Van Goethe<br />
  <br />
<a href="http://kesfetkendini.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">kesfetkendini.com</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Ses, konuşanın o andaki ruhsal ve zihinsel durumunu yansıtır, konuşan, ses aracılığı ile söylediği şeye ait duygularını açığa vurur. Ses, konuşanın duygu durumunu, coşkusunu ya da tutumunu belirleyen bir göstergedir. John Eisenson<br />
<br />
İnsanın cümlelerine hakim olabilmesi için, konusuna hakim olması gerekir. Lloyd George <br />
<br />
Konuşma bir bayanın eteği gibi; ilgiyi sürdürecek kadar kısa, konuyu kapsayacak kadar uzun olmalı. Dale Carnegie<br />
 <br />
İradesiz düşünce, zihne arız olan bir derttir, düşünceye gem vurmak zihne gem vurmak demektir; bu ise rüzgarı zaptetmekten de zordur. Mahatma GANDHI <br />
 <br />
Önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır. PLATON<br />
 <br />
İyi konuşabilme kabiliyeti; Allah vergisi olmaktan çok, çalışmakla elde edilen bir şeydir. Lord Byron <br />
<br />
Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder. MONTESQUIEU<br />
 <br />
Bazen insan; "Ben iyiyim" dediğinde gözlerinin içine bakıp "iyi değilsin biliyorum" diyecek birine çok ihtiyaç duyar. Can DÜNDAR <br />
 <br />
İnsanlar nasıl konuşulması gerektiğinin dersini alırlar ama en büyük ilim; nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir. Leo Tolstoy<br />
 <br />
Söyleyecek çok şeyi olan bir kadın susuyorsa, sessizliği sağır edici olabilir. Anna and the King (1999) <br />
 <br />
Üslup, düşüncelerin elbisesidir. Lord Chesterfield<br />
<br />
Hakikat kendiliğinden belli olsa idi, hitabete gerek kalmazdı. Cicero <br />
<br />
Aslında onun karşısındayken konuşmak istemezsin. Çünkü o an susmak, gözlerine doya doya bakmak için en büyük fırsattır. Cemal SÜREYA<br />
 <br />
Susmak, dayanılması çok güç bir yanıttır. Chesterton <br />
 <br />
Dur, dinle. Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın. Kızılderili Atasözleri<br />
 <br />
Hatip, başkalarının sükunetle ve kararsızlıkla anlattıkları şeyi, kudret ve cazibiyctle anlatan adamdır. Cicero <br />
<br />
Konuşmuyorum ağzım doluyken Kimseyle konuşamıyorum sevgili, Çünkü ağzımda hep sana söylemek istediğim bir şey, Bir de giderken sende bıraktığım dizleri kanayan koca bir çocuk var.  <br />
 <br />
Galiba sadece anlaşamadığımız konusunda anlaşacağız. 500 Days of Summer (2009) <br />
 <br />
Önce düşün, sonra söyle. ANONİM<br />
<br />
Söyleyeceğin konuyu iyice kavra, kelimeler arkadan geleceklerdir. Marcus Porciu Cato <br />
<br />
Kuvvetli söz söylemeye muktedir olmak, bir insanın hayatını vakfedebileceği en asil gayelerden biridir. Newell Dwight Hillis<br />
<br />
Allah ResÃ»lü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Ahirzamanda yalancı deccaller olacaktır. Sizin ve babalarınızın duymadıkları hadisleri size sunacaklar. Dikkat edin ve onlardan uzak durun da, sizi şaşırtıp saptırmasınlar."EbÃ» Hureyre radıyallahu anh. Müslim.<br />
 <br />
Akıllı bir adam kadınlar hakkında ne düşündüğünü söylemez. Oscar Wilde<br />
 <br />
Senden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemekten hayırlıdır. HZ. ALİ <br />
 <br />
Üslup, ayniyle insandır. Nicolas Boileau<br />
<br />
Bir insanın muhakemesi, tahsili, mertliği, karakteri, velhasıl insanı insan eden her şey, onun kendini ifadeye başlaması ile birdenbire bir panorama gibi kendini gösterir. Bu sırada bütün dimağ melekeleri hazırlanır, bütün fikir ve ifade kuvvetleri harekete geçer. Orison Sweet Marden <br />
<br />
Hangi dili kullanırsan kullan, olduğundan daha başka bir şey söyleyemezsin. Ralph Waldo Emerson<br />
<br />
Sen, susuyordun... Ben, susarken bile seni konuşuyordum...!  <br />
 <br />
Allah ResÃ»lü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"insan sabaha erişince, organları, dili susturup, şöyle derler: Hakkımızda Allahtan kork! Çünkü biz, seninle beraberiz, doğru olursan biz de doğru oluruz, eğri olursan biz de eğri oluruz."EbÃ» Said radıyallahu anh. Tirmizi.<br />
<br />
Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.  EFLATUN <br />
<br />
Açıkça nefret etmek, asıl düşüncesini gizlemekten daha asil bir harekettir. CICERO<br />
 <br />
İyi bir konuşmacı; etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır. Ralph Waldo Emerson <br />
<br />
Terbiye dairesinde söylenmiş bir nutuk, baldan örülmüş bir ağ gibidir. Romanos Diogenes<br />
<br />
Akıllı kimsenin lisanı kalbindedir. Düşünerek söyler. HZ. ALİ <br />
 <br />
İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, dilini tutmasını öğrenebilmesi için altmış yıl gereklidir. Resul Hamzatov<br />
 <br />
Ne gerek var kafiyeli konuşmaya? Özledim işte okadar!  <br />
  <br />
İnsanlara ok atmak, dil ile taşlamaktan hafiftir. Zira okun hedefi şaşar, ama dilin ki şaşmaz. SÜFYAN ES-SEVRİ<br />
 <br />
Sokrates'e: "Sen herkese konuşma sanatını öğretiyorsun da, kendin neden iyi bir hatip değilsin" dediler. Şöyle cevap verdi: "Ziyanı yok, biley taşları da kendi kendilerini kesemezler, fakat kaba demirleri keskin yaparlar." Socrates <br />
<br />
Konuşmanın en önemli dört unsuru: Birincisi gerçek, ikincisi akıllı hareket, üçüncüsü hoş mizaç ve dördüncüsü de nüktedir.<br />
W. Templa<br />
<br />
Az ve öz konuşmalı, lüzumsuz tafsilattan kaçınmalıdır. Diğer bir ifadeyle çok konuşmamayı, yerinde ve ölçülü konuşmayı âdet edinmek gerekir. Allâh Teâlâ mü'minlerin mümtaz hasletlerini sayarken:<br />
<br />
- Sana iki kelimelik,sonunu bilmediğim bir hikaye anlatayım mı? + Evet. - Seni Seviyorum. Casablanca (1942) <br />
 <br />
Dil kılıçtan keskindir. TÜRK ATASÖZÜ<br />
 <br />
<br />
Anekdot ve özdeyişler dağarcığı, görgülü adam için en büyük hazinedir; eğer birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileri de yeri geldikçe hatırlamayı bilirse. Wolfgang Van Goethe <br />
<br />
İfadenin kendine özgü oluşu, bütün sanatların başı ve sonudur. Wolfgang Van Goethe<br />
  <br />
<a href="http://kesfetkendini.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">kesfetkendini.com</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[A c a b a   b u  mı ı l l e t ı     k ı m     h a s t a    e d ı y o r.   :(]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-a-c-a-b-a-b-u-mi-i-l-l-e-t-i-k-i-m-h-a-s-t-a-e-d-i-y-o-r.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 00:31:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=293">Y O L C U</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-a-c-a-b-a-b-u-mi-i-l-l-e-t-i-k-i-m-h-a-s-t-a-e-d-i-y-o-r.html</guid>
			<description><![CDATA[<hr class="mycode_hr" />                                                     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülkeyiz</span><br />
<br />
<br />
   TBMM Genel Kurul’unda önceki akşam yine hareketli dakikalar yaşandı.  Sağlık sektörünün içinden gelen CHP Bursa Milletvekili Dr. Ceyhun  İrgil’in grubu adına kürsüden yaptığı konuşmada ’Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı  sert eleştiren sözleri iktidar sıralarında tansiyonların yükselmesine  neden oldu. Konuşması sık sık kesilen kanser cerrahisi uzmanı Dr. İrgil,  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Bu parlamento bile kanser kadar demokratik değil!’</span> diye konuştu. İrgil, "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülke biziz’</span> dedi.  <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’BU SAĞLIK SİSTEMİNDE NEŞTER DEĞMEYEN İNSAN KALMAYACAK’</span> <br />
 <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Halkın sağlığını yandaş işadamlarına pazarlıyorsunuz’</span> sözleriyle iktidara yüklenen CHP’li İrgil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’İnsanlar  2 lira fark vermemek için acillere yığılıyor. Bu sağlık sisteminizle  memlekette neşter değmeyen insan kalmayacak. Sizin milletvekilleriniz  bile kanser hastaları için bizi arıyor’</span> dedi.  <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ŞEHİR HASTANELERİ ÖZELLEŞTİRMENİN TRUVA ATI’</span>  <br />
 Şehir Hastanelerinin ’Özelleştirmenin Truva atı’ olduğunu öne süren İrgil, iktidarın sağlık politikalarını sert sözlerle eleştirdiği konuşmasında,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’devlet  hastanelerinde kritik ameliyatları yapacak adam yok. 6 bin doktor  istifa etti. Bu taşeron kafayla sağlığı yürütürseniz acı sonuçlarını bir  gün siz de sevdiklerinizle yaşayacaksınız. Sistem o kadar kötü ki,  Sayıştay’ınız bile SGK’ya olumsuz rapor verdi</span>’ diye konuştu.  <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’100 MİLYON KİŞİ ACİLE BAŞVURDU, BU BİR DÜNYA REKORU’</span>  <br />
 Acil servislere başvuran hasta sayısının 100 milyon olduğunu dile  getiren İrgil, konuşmasında ülke nüfusunun 70 milyon olduğunu  belirterek, ’<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülke biziz’</span> ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<br />
**************************************************<br />
  <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<hr class="mycode_hr" />                                                     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülkeyiz</span><br />
<br />
<br />
   TBMM Genel Kurul’unda önceki akşam yine hareketli dakikalar yaşandı.  Sağlık sektörünün içinden gelen CHP Bursa Milletvekili Dr. Ceyhun  İrgil’in grubu adına kürsüden yaptığı konuşmada ’Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı  sert eleştiren sözleri iktidar sıralarında tansiyonların yükselmesine  neden oldu. Konuşması sık sık kesilen kanser cerrahisi uzmanı Dr. İrgil,  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Bu parlamento bile kanser kadar demokratik değil!’</span> diye konuştu. İrgil, "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülke biziz’</span> dedi.  <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’BU SAĞLIK SİSTEMİNDE NEŞTER DEĞMEYEN İNSAN KALMAYACAK’</span> <br />
 <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Halkın sağlığını yandaş işadamlarına pazarlıyorsunuz’</span> sözleriyle iktidara yüklenen CHP’li İrgil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’İnsanlar  2 lira fark vermemek için acillere yığılıyor. Bu sağlık sisteminizle  memlekette neşter değmeyen insan kalmayacak. Sizin milletvekilleriniz  bile kanser hastaları için bizi arıyor’</span> dedi.  <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ŞEHİR HASTANELERİ ÖZELLEŞTİRMENİN TRUVA ATI’</span>  <br />
 Şehir Hastanelerinin ’Özelleştirmenin Truva atı’ olduğunu öne süren İrgil, iktidarın sağlık politikalarını sert sözlerle eleştirdiği konuşmasında,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’devlet  hastanelerinde kritik ameliyatları yapacak adam yok. 6 bin doktor  istifa etti. Bu taşeron kafayla sağlığı yürütürseniz acı sonuçlarını bir  gün siz de sevdiklerinizle yaşayacaksınız. Sistem o kadar kötü ki,  Sayıştay’ınız bile SGK’ya olumsuz rapor verdi</span>’ diye konuştu.  <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’100 MİLYON KİŞİ ACİLE BAŞVURDU, BU BİR DÜNYA REKORU’</span>  <br />
 Acil servislere başvuran hasta sayısının 100 milyon olduğunu dile  getiren İrgil, konuşmasında ülke nüfusunun 70 milyon olduğunu  belirterek, ’<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülke biziz’</span> ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<br />
**************************************************<br />
  <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uyku Pozisyonuna Göre Kişilik Analizi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-uyku-pozisyonuna-gore-kisilik-analizi.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Dec 2015 00:18:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-uyku-pozisyonuna-gore-kisilik-analizi.html</guid>
			<description><![CDATA[Uyku üzerine sayısız araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalardan biri de uyku pozisyonları ile ilgilidir. Bilim adamları yapılan araştırmalar sonucunda uyku pozisyonunun sadece insan sağlığı ile bağlantılı olmadığını, aynı zamanda insanların karakteriyle de bağlantılı olduğunu saptamışlardır. İnsanların kişilik özelliklerine göre uyuma şekillerinin de değiştiğini gözlemlemişlerdir.<br />
Yapılan araştırmalara göre uyku pozisyonlarına göre kişilik özellikleri şu şekilde sıralanır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cenin pozisyonu:</span> Cenin yatışı anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatılan pozisyondur. Bu yatış pozisyonunun %41 oranla en yaygın yatış şekli olduğu bilinmektedir. Bu şekilde uyuyanların dışa dönük, duygusal ve hassas bir yapıya sahip oldukları ortaya konulmuştur. Erkeklere göre kadınların iki katı oranla daha fazla bu pozisyonda uyuduğu belirlenmiştir. Bu yatış şeklinin mide ve karaciğerde sağlık sorunlarına neden olabileceği söylenmektedir. Bu yüzden sağa doğru bükülerek uyumak tavsiye edilmektedir.<br />
<br />
<a href="http://www.bilgiustam.com/resimler/2015/04/6443_uykupozisyonu.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2015/12/74.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 74.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asker yatışı:</span> Sırt üstü yatıp kolların iki yanda durduğu pozisyondur. Bu şekilde yatanlar sessiz, sakin mizaçlı kişiliklere sahiptirler. Gereksiz konuşmaları sevmeyen bir yapıya sahiptirler. Hem kendileri hem de yakınları için yüksek yaşam standardı isteyen kişilerdir. Kendilerini diğer insanlardan yüksek görürler. Bu şekilde uyumak nefes problemlerine ve horlamaya neden olur. Bu nedenle uyku kalitesini düşüren bir yatış şeklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşlı duruşu yatış:</span> Her iki kolu kıvırarak, ellerini omuz hizasında yana alma pozisyonudur. İki kolun öne doğru uzatılmış olması gerekmektedir. Böyle uyuyan kişiler şüpheci ve eleştirel kişilerdir. Bir konuda karar almaları uzun sürer fakat aldıkları karardan caymaları çok zordur. Fakat sürekli aynı kol üzerine yatmak omurga ve omuz ağrılarına neden olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kütük pozisyonu:</span> Her iki kolun da aşağı doğru olduğu yan yatma şeklidir. Bu şekilde uyuyan insanların güvenilir ve uysal bir kişiliği vardır. Sağlık açısından bakıldığında zararlı bir yatış şeklidir. Bu şekilde uyuyanlar omurgayı çok düz tuttuğundan bel ve sırt ağrıları ile karşılaşırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz yıldızı yatışı:</span> Diğer bir adı ile serbest yatıştır. Kolların ve bacakların iki yana açık yüzün yukarı baktığı yatış şeklidir. Böyle uyuyan kişiler yardım sever ve her zaman başkalarını dinlemeye hazır olan kişilerdir. Genellikle ilgi odağı olmayı sevmeyen bir yapıları vardır. Bu şekilde uyuyanlar da nefes sorunları yaşarlar. Bu yüzden de iyi dinlenememiş bir şekilde uyanırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Serbest düşüş pozisyonu:</span> Yüzü koyun, bacaklar aralıklı, eller baş hizasında, başın sağa veya sola dönük olduğu yatış şeklidir. Bu şekilde uyuyanlar sinirli ve kolay incinen kişilerdir. Eleştirilmeye kapalı olan kişilerdir. Mide üzerine yatıldığı için mide rahatsızlıklarına neden olabilen bir yatış şeklidir.<br />
<br />
bilgiustam.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uyku üzerine sayısız araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalardan biri de uyku pozisyonları ile ilgilidir. Bilim adamları yapılan araştırmalar sonucunda uyku pozisyonunun sadece insan sağlığı ile bağlantılı olmadığını, aynı zamanda insanların karakteriyle de bağlantılı olduğunu saptamışlardır. İnsanların kişilik özelliklerine göre uyuma şekillerinin de değiştiğini gözlemlemişlerdir.<br />
Yapılan araştırmalara göre uyku pozisyonlarına göre kişilik özellikleri şu şekilde sıralanır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cenin pozisyonu:</span> Cenin yatışı anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatılan pozisyondur. Bu yatış pozisyonunun %41 oranla en yaygın yatış şekli olduğu bilinmektedir. Bu şekilde uyuyanların dışa dönük, duygusal ve hassas bir yapıya sahip oldukları ortaya konulmuştur. Erkeklere göre kadınların iki katı oranla daha fazla bu pozisyonda uyuduğu belirlenmiştir. Bu yatış şeklinin mide ve karaciğerde sağlık sorunlarına neden olabileceği söylenmektedir. Bu yüzden sağa doğru bükülerek uyumak tavsiye edilmektedir.<br />
<br />
<a href="http://www.bilgiustam.com/resimler/2015/04/6443_uykupozisyonu.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2015/12/74.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 74.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asker yatışı:</span> Sırt üstü yatıp kolların iki yanda durduğu pozisyondur. Bu şekilde yatanlar sessiz, sakin mizaçlı kişiliklere sahiptirler. Gereksiz konuşmaları sevmeyen bir yapıya sahiptirler. Hem kendileri hem de yakınları için yüksek yaşam standardı isteyen kişilerdir. Kendilerini diğer insanlardan yüksek görürler. Bu şekilde uyumak nefes problemlerine ve horlamaya neden olur. Bu nedenle uyku kalitesini düşüren bir yatış şeklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşlı duruşu yatış:</span> Her iki kolu kıvırarak, ellerini omuz hizasında yana alma pozisyonudur. İki kolun öne doğru uzatılmış olması gerekmektedir. Böyle uyuyan kişiler şüpheci ve eleştirel kişilerdir. Bir konuda karar almaları uzun sürer fakat aldıkları karardan caymaları çok zordur. Fakat sürekli aynı kol üzerine yatmak omurga ve omuz ağrılarına neden olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kütük pozisyonu:</span> Her iki kolun da aşağı doğru olduğu yan yatma şeklidir. Bu şekilde uyuyan insanların güvenilir ve uysal bir kişiliği vardır. Sağlık açısından bakıldığında zararlı bir yatış şeklidir. Bu şekilde uyuyanlar omurgayı çok düz tuttuğundan bel ve sırt ağrıları ile karşılaşırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz yıldızı yatışı:</span> Diğer bir adı ile serbest yatıştır. Kolların ve bacakların iki yana açık yüzün yukarı baktığı yatış şeklidir. Böyle uyuyan kişiler yardım sever ve her zaman başkalarını dinlemeye hazır olan kişilerdir. Genellikle ilgi odağı olmayı sevmeyen bir yapıları vardır. Bu şekilde uyuyanlar da nefes sorunları yaşarlar. Bu yüzden de iyi dinlenememiş bir şekilde uyanırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Serbest düşüş pozisyonu:</span> Yüzü koyun, bacaklar aralıklı, eller baş hizasında, başın sağa veya sola dönük olduğu yatış şeklidir. Bu şekilde uyuyanlar sinirli ve kolay incinen kişilerdir. Eleştirilmeye kapalı olan kişilerdir. Mide üzerine yatıldığı için mide rahatsızlıklarına neden olabilen bir yatış şeklidir.<br />
<br />
bilgiustam.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anhedoni Nedir ?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-anhedoni-nedir.html</link>
			<pubDate>Thu, 17 Sep 2015 02:18:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=15601">Elif-K</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-anhedoni-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[Anhedoni, antik Yunan kökenli bir kelimedir ve ’hazdan, keyiften yoksun’ anlamına gelir. Bu gün de halen aynı anlamda kullanılan anhedoni, haz ve keyfi deneyimleyememe ile karakterizedir ve depresyonun belirleyici bir semptomudur. Anhedoni, zaman zaman herkesin hissedebileceği keyifsizlik ve isteksizlikten farklı olarak, süreğen bir biçimde giderek artıp kişinin yaşamını zorlaştırabilir. Depresyon dışında başka ruhsal sorunlarla birlikte de ortaya çıkabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANHEDONİNİN SEBEPLERİ</span><br />
Birçok depresyon tablosunda anhedoni ön planda ve belirleyici bir semptomdur.<br />
Anhedoni kısır döngü biçiminde kendi kendini sürdüren bir özelliğe sahiptir. Kitap kurdu olan biri, okumaktan aldığı keyif ve hazzı anhedonik bir biçimde kaybedebilir. Bunun üzerine kişi aslında bir kayıp yaşar. Eskiden keyif aldığı bir şey artık keyif vermiyor ve anlam ifade etmiyordur. Kişi bunun kendi kontrolünde olmadığını hissettiğinde ise daha da umutsuz ve isteksiz olur. Buna depresif bir tablo da eşlik ettiğinde kişi kendini tembel ya da yetersiz olarak etiketleyebilir. Depresyon kişinin olası bir aktiviteden alacağı hazza dair öngörüsünü de aşağıya çeker. Her şey karamsar biçimde olumsuz yorumlandığı gibi olası planlar ve aktiviteler de bu şekilde anlamlandırılır. Anhedoni bir depresyon semptomu olarak ortaya çıkabildiği gibi, bazı kişilerin tüm yaşamına değişen derecelerde eşlik edebilir.<br />
Anhedoninin sebeplerini açıklayan birçok teori vardır. Nörobiyolojik açıklamaya göre; anhedoni beynin ödül mekanizmasının sekteye uğraması sonucu ortaya çıkar. Buna sebep olan, beyinde aktivite ve alınan haz arasındaki bağlantıdan sorumlu olan dopamin salınımının bozulmasıdır.<br />
Haz ve keyif almayı engelleyen bir diğer ruhsal sorun da anksiyete bozukluklarıdır. Sıklıkla kaygılı ve endişeli olan biri haz ve keyif almaya nadiren odaklanabilir.<br />
Depresyon ve anksiyetenin dışında, yaşam tarzı ve alışkanlıklar da anhedoniye sebep olabilir. Doyum veren bir yaşam için kişinin yapması gerekenler ve yapmak istedikleri arasında bir denge kurması gereklidir. Çoğunlukla görev odaklı ve isteklerine odaklanmayan kişiler haz deneyiminden yoksun kalarak, isteklerine ve ihtiyaçlarına dair farkındalık geliştiremeyebilirler. Motivasyon eksikliği ve erteleme alışkanlığı da anhedoniye sebep olabilen önemli faktörlerdir. Bir bakıma tüm bunların aralarında karşılıklı bir ilişki vardır.<br />
Anhedoninin tedavisinde, özellikle depresif semptomların da olması durumunda, medikal yöntemlere başvurulabilir. Uzun vadeli ve etkili bir değişiklik için ise psikoterapi gereklidir. Kişinin keyif ve haz almasını engelleyen iç dinamikler anlaşılmadan kalıcı bir değişim sağlamak mümkün olmayabilir. Kişiyi baskılayan bu dinamiklerin anlaşılmasının yanı sıra, haz yaşantısını deneyimleme imkânı sağlayan yaşam tarzı değişiklikleri de yapılmalıdır. Zamanı daha işlevsel yönetmek, yeme alışkanlıklarını değiştirmek, sosyal aktiviteleri ve çalışma saatlerini düzenlemek, düzenli fiziksel egzersiz, mindfulness (farkındalık) ve meditasyon egzersizleri kişiye bu anlamda yardımcı olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYGI VE DÜŞÜNCEYE ETKİSİ</span><br />
Korku ve kaygı birbiriyle yakından ilgilidir. Her ikisi de bir tehlike yahut zarar görme fikri içerir. Korkuyu deneyimlemek tehlikede olduğunu bilmektir. Genel olarak korku, belirli, gözlemlenebilir bir tehlikeye verilen tepkiyken kaygı, nesnesi belirli olmayan, belli bir odak noktasından yoksun ve geleceğe dair korkudur. Korku, diğer bir deyişle belirli bir nesneye ya da duruma bağlı kaygıdır. Örneğin, ölüme dair endişeler belirli bir korkudan çok insanı sürekli olarak rahatsız eden bir kaygı şeklini alır. Kaygının belirsiz oluşu, onunla baş etmeyi güç kılar. Kaygının kaynağı bilinmediğinde sorunla baş etmek de zor olur. Kaygılı kişiler çoğunlukla, belirsizlik ve tehlike algısı karşısında yorumlama hatası yapar. Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler bu durumu daha da uçlarda deneyimler. Kaygının düşünce üzerindeki olumsuz etkileri şöyle sıralanabilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hipervijilans.</span> Aşırı tetikte olma ya da dikkat artımı olarak tercüme edilebilecek hipervijilans, kaygılı bireylerin tehdide aşırı dikkat göstermesiyle karakterizedir. Uç durumlarda hemen her şey tehdit edicidir ve bu durumlar savunmacı bir davranışı tetikler. Tehlike algısı kişinin dikkatini çekerek kendisine yönlendirir. Örneğin örümceğe dair işaretler örümcek korkusu olan kişilerin dikkatini çeker ve bu tehdide yöneltir. Panik bozukluğu olan kişiler bir atağın gelişini haber veren bedensel duyumlara sıra dışı şekilde dikkat kesilir. Tehdide odaklanma, hatalı tepkinin ve yorumlamanın düzeltilmesine yarayacak diğer etmenlere dikkat etmemeye sebep olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Tehlike ve güvenlik arasındaki farkı değerlendirme yetisinin bozulması.</span> Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler sıklıkla tehlike ve güvenlik arasındaki farkı saptama yetisinde sorun yaşar. Örneğin kaygılı bir kişi sosyal bir ortamda kendisini ancak bir arkadaşıyla birlikteyken güvende hisseder. Değerlendirme yetisindeki bu bozulma, bilişsel aktiviteyi yöneten prefrontal korteksin amigdala (duygusal beyin) üzerinde kontrol sağlayamamasından kaynaklanır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kaçınma.</span> Korku ve kaygı hoş olmayan duygulardır. Korku ya da kaygı deneyimleyen kişiler bu duygulardan kurtulmaya çalışır. Kaçınma, kaygı bozukluklarında önemli bir rol oynar ve tehlike içeren durumları bertaraf etme işlevi görür. Beyin, güvenlik ve tehlike arasındaki farkı tespit edemediği için, zaman içerisinde kaygılı kişi kaçınma davranışı sayesinde tehlikeyi önleyebildiği inancına sahip olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Belirsizliğe gösterilen aşırı tepki.</span> Belirsizlik, kaygının ortaya çıkması için en uygun ortamı sağlar. Kaygılı kişiler belirsizliği ya da tehdidi tolere etmekte zorluk çeker. Geleceğe dair belirsizlik ve kötü senaryolara hazırlıklı olma ihtiyacı, korku ve kaygı bozukluklarında önemli bir etmendir.  <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Tehlikenin öneminin ve olasılığının abartılması.</span> Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler olumsuz olayların gerçekleşmesini ve kötü sonuçların ortaya çıkmasını daha olası görür. Gerçeği değerlendirmedeki bu hata, olumsuz bir sonuç öngörüldüğünde, olasılık her ne kadar az olsa da, ileriye yönelik strese yol açar. Her şeyin olduğundan daha vahim algılanması, endişe eden kişinin birtakım otomatik sorular sormasına yol açar ’Ya böyle olursa’’ ya da ’bu olursa ne yaparım?’  gibi’ Kişi bu soruları sorarak en kötü senaryoyu yazar. Örneğin sağlık kaygısı olan bir kişi bedensel duyumları ya da değişimleri hastalık habercisi olarak yorumlayabilir ve kaygıyı medikal riskle orantısız olarak deneyimler.  <br />
Araştırmalar kaygılı kişilere duygusal uyaranları değerlendirmeyi yeniden öğretmenin yorumlamalarda ve yargılarda yapılan hataları ve amigdala aktivitesini azalttığını; olumsuz öğelere sahip bir uyaran karşısında hoş şeyler düşünmeleri istenen katılımcıların uyaranı daha az heyecan ve kaygı verici olarak nitelediğini gösteriyor. Tıpkı bir konser piyanisti gibi kaygılı bir kişi de nöral yolları ya da beyin kaslarını günlük alıştırmalarla belirli bir yönde geliştiriyor. Bu nedenle, kaygının yeniden öğrenme yoluyla değişime uğratılması aşamasında önemli rol oynayan psikoterapi yoğun kaygı yaşayan kişilerin mutlaka düşünmesi gereken bir baş etme yöntemi olmalı.<br />
<br />
radikal.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anhedoni, antik Yunan kökenli bir kelimedir ve ’hazdan, keyiften yoksun’ anlamına gelir. Bu gün de halen aynı anlamda kullanılan anhedoni, haz ve keyfi deneyimleyememe ile karakterizedir ve depresyonun belirleyici bir semptomudur. Anhedoni, zaman zaman herkesin hissedebileceği keyifsizlik ve isteksizlikten farklı olarak, süreğen bir biçimde giderek artıp kişinin yaşamını zorlaştırabilir. Depresyon dışında başka ruhsal sorunlarla birlikte de ortaya çıkabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANHEDONİNİN SEBEPLERİ</span><br />
Birçok depresyon tablosunda anhedoni ön planda ve belirleyici bir semptomdur.<br />
Anhedoni kısır döngü biçiminde kendi kendini sürdüren bir özelliğe sahiptir. Kitap kurdu olan biri, okumaktan aldığı keyif ve hazzı anhedonik bir biçimde kaybedebilir. Bunun üzerine kişi aslında bir kayıp yaşar. Eskiden keyif aldığı bir şey artık keyif vermiyor ve anlam ifade etmiyordur. Kişi bunun kendi kontrolünde olmadığını hissettiğinde ise daha da umutsuz ve isteksiz olur. Buna depresif bir tablo da eşlik ettiğinde kişi kendini tembel ya da yetersiz olarak etiketleyebilir. Depresyon kişinin olası bir aktiviteden alacağı hazza dair öngörüsünü de aşağıya çeker. Her şey karamsar biçimde olumsuz yorumlandığı gibi olası planlar ve aktiviteler de bu şekilde anlamlandırılır. Anhedoni bir depresyon semptomu olarak ortaya çıkabildiği gibi, bazı kişilerin tüm yaşamına değişen derecelerde eşlik edebilir.<br />
Anhedoninin sebeplerini açıklayan birçok teori vardır. Nörobiyolojik açıklamaya göre; anhedoni beynin ödül mekanizmasının sekteye uğraması sonucu ortaya çıkar. Buna sebep olan, beyinde aktivite ve alınan haz arasındaki bağlantıdan sorumlu olan dopamin salınımının bozulmasıdır.<br />
Haz ve keyif almayı engelleyen bir diğer ruhsal sorun da anksiyete bozukluklarıdır. Sıklıkla kaygılı ve endişeli olan biri haz ve keyif almaya nadiren odaklanabilir.<br />
Depresyon ve anksiyetenin dışında, yaşam tarzı ve alışkanlıklar da anhedoniye sebep olabilir. Doyum veren bir yaşam için kişinin yapması gerekenler ve yapmak istedikleri arasında bir denge kurması gereklidir. Çoğunlukla görev odaklı ve isteklerine odaklanmayan kişiler haz deneyiminden yoksun kalarak, isteklerine ve ihtiyaçlarına dair farkındalık geliştiremeyebilirler. Motivasyon eksikliği ve erteleme alışkanlığı da anhedoniye sebep olabilen önemli faktörlerdir. Bir bakıma tüm bunların aralarında karşılıklı bir ilişki vardır.<br />
Anhedoninin tedavisinde, özellikle depresif semptomların da olması durumunda, medikal yöntemlere başvurulabilir. Uzun vadeli ve etkili bir değişiklik için ise psikoterapi gereklidir. Kişinin keyif ve haz almasını engelleyen iç dinamikler anlaşılmadan kalıcı bir değişim sağlamak mümkün olmayabilir. Kişiyi baskılayan bu dinamiklerin anlaşılmasının yanı sıra, haz yaşantısını deneyimleme imkânı sağlayan yaşam tarzı değişiklikleri de yapılmalıdır. Zamanı daha işlevsel yönetmek, yeme alışkanlıklarını değiştirmek, sosyal aktiviteleri ve çalışma saatlerini düzenlemek, düzenli fiziksel egzersiz, mindfulness (farkındalık) ve meditasyon egzersizleri kişiye bu anlamda yardımcı olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYGI VE DÜŞÜNCEYE ETKİSİ</span><br />
Korku ve kaygı birbiriyle yakından ilgilidir. Her ikisi de bir tehlike yahut zarar görme fikri içerir. Korkuyu deneyimlemek tehlikede olduğunu bilmektir. Genel olarak korku, belirli, gözlemlenebilir bir tehlikeye verilen tepkiyken kaygı, nesnesi belirli olmayan, belli bir odak noktasından yoksun ve geleceğe dair korkudur. Korku, diğer bir deyişle belirli bir nesneye ya da duruma bağlı kaygıdır. Örneğin, ölüme dair endişeler belirli bir korkudan çok insanı sürekli olarak rahatsız eden bir kaygı şeklini alır. Kaygının belirsiz oluşu, onunla baş etmeyi güç kılar. Kaygının kaynağı bilinmediğinde sorunla baş etmek de zor olur. Kaygılı kişiler çoğunlukla, belirsizlik ve tehlike algısı karşısında yorumlama hatası yapar. Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler bu durumu daha da uçlarda deneyimler. Kaygının düşünce üzerindeki olumsuz etkileri şöyle sıralanabilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hipervijilans.</span> Aşırı tetikte olma ya da dikkat artımı olarak tercüme edilebilecek hipervijilans, kaygılı bireylerin tehdide aşırı dikkat göstermesiyle karakterizedir. Uç durumlarda hemen her şey tehdit edicidir ve bu durumlar savunmacı bir davranışı tetikler. Tehlike algısı kişinin dikkatini çekerek kendisine yönlendirir. Örneğin örümceğe dair işaretler örümcek korkusu olan kişilerin dikkatini çeker ve bu tehdide yöneltir. Panik bozukluğu olan kişiler bir atağın gelişini haber veren bedensel duyumlara sıra dışı şekilde dikkat kesilir. Tehdide odaklanma, hatalı tepkinin ve yorumlamanın düzeltilmesine yarayacak diğer etmenlere dikkat etmemeye sebep olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Tehlike ve güvenlik arasındaki farkı değerlendirme yetisinin bozulması.</span> Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler sıklıkla tehlike ve güvenlik arasındaki farkı saptama yetisinde sorun yaşar. Örneğin kaygılı bir kişi sosyal bir ortamda kendisini ancak bir arkadaşıyla birlikteyken güvende hisseder. Değerlendirme yetisindeki bu bozulma, bilişsel aktiviteyi yöneten prefrontal korteksin amigdala (duygusal beyin) üzerinde kontrol sağlayamamasından kaynaklanır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kaçınma.</span> Korku ve kaygı hoş olmayan duygulardır. Korku ya da kaygı deneyimleyen kişiler bu duygulardan kurtulmaya çalışır. Kaçınma, kaygı bozukluklarında önemli bir rol oynar ve tehlike içeren durumları bertaraf etme işlevi görür. Beyin, güvenlik ve tehlike arasındaki farkı tespit edemediği için, zaman içerisinde kaygılı kişi kaçınma davranışı sayesinde tehlikeyi önleyebildiği inancına sahip olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Belirsizliğe gösterilen aşırı tepki.</span> Belirsizlik, kaygının ortaya çıkması için en uygun ortamı sağlar. Kaygılı kişiler belirsizliği ya da tehdidi tolere etmekte zorluk çeker. Geleceğe dair belirsizlik ve kötü senaryolara hazırlıklı olma ihtiyacı, korku ve kaygı bozukluklarında önemli bir etmendir.  <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Tehlikenin öneminin ve olasılığının abartılması.</span> Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler olumsuz olayların gerçekleşmesini ve kötü sonuçların ortaya çıkmasını daha olası görür. Gerçeği değerlendirmedeki bu hata, olumsuz bir sonuç öngörüldüğünde, olasılık her ne kadar az olsa da, ileriye yönelik strese yol açar. Her şeyin olduğundan daha vahim algılanması, endişe eden kişinin birtakım otomatik sorular sormasına yol açar ’Ya böyle olursa’’ ya da ’bu olursa ne yaparım?’  gibi’ Kişi bu soruları sorarak en kötü senaryoyu yazar. Örneğin sağlık kaygısı olan bir kişi bedensel duyumları ya da değişimleri hastalık habercisi olarak yorumlayabilir ve kaygıyı medikal riskle orantısız olarak deneyimler.  <br />
Araştırmalar kaygılı kişilere duygusal uyaranları değerlendirmeyi yeniden öğretmenin yorumlamalarda ve yargılarda yapılan hataları ve amigdala aktivitesini azalttığını; olumsuz öğelere sahip bir uyaran karşısında hoş şeyler düşünmeleri istenen katılımcıların uyaranı daha az heyecan ve kaygı verici olarak nitelediğini gösteriyor. Tıpkı bir konser piyanisti gibi kaygılı bir kişi de nöral yolları ya da beyin kaslarını günlük alıştırmalarla belirli bir yönde geliştiriyor. Bu nedenle, kaygının yeniden öğrenme yoluyla değişime uğratılması aşamasında önemli rol oynayan psikoterapi yoğun kaygı yaşayan kişilerin mutlaka düşünmesi gereken bir baş etme yöntemi olmalı.<br />
<br />
radikal.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Facebook fotoğraflarınız karakteriniz hakkında ne söylüyor?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-facebook-fotograflariniz-karakteriniz-hakkinda-ne-soyluyor.html</link>
			<pubDate>Fri, 04 Sep 2015 19:51:57 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-facebook-fotograflariniz-karakteriniz-hakkinda-ne-soyluyor.html</guid>
			<description><![CDATA[ Yapılan bir araştırma, Facebook profilinizin karakteriniz hakkında birçok ipucu barındırdığını ortaya çıkardı.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Araştırmacılar, hem dışa dönük hem de nörotik* bireylerin Facebook sayfalarına belirli sayılarda fotoğraf yüklediklerini ancak nötoriklerin her albüme ayrı ayrı fotoğraf yükleme eğilimi varken, dışa dönük kişilerin buna ek olarak Facebook kapak fotoğraflarını da değiştirdiğini tespit ettiler.<br />
</span>     <br />
 Araştırmaya, yaş aralığı 17 ile 55 olan 100 kişi dahil edildi. Araştırma boyunca, bu kişilerin belirli bazı karakter ve demografik sorularına yanıt vermeleri sağlandı. Katılımcılarının yüzde 70’inden fazlasını  <a href="http://www.radikal.com.tr/index/kadin" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">kadın </a> olduğu bu organizasyon dahilinde, bireylerin nasıl fotoğraflar yüklediği ve Facebook arkadaşlarıyla nasıl etkileşime geçtiği incelendi.     <br />
 Çalışmanın sonunda, dışadönüklük ve bol fotoğraf yüklemek arasında şaşırtıcı bir ilişki ortaya çıktı ancak aynı şekilde benzer bir ilişkinin nörotik (nevrotik) bireyler ve Facebook aktifliği için de söz konusu olduğu gözlendi.     <br />
 Birleşik Krallık Wolverhampton Üniversitesi’nde psikoloji bölümü Ph.D. öğrencisi Azar Eftekhar konuyla ilgili olarak: ’Nörotikler onaylanmayı güçlü bir şekilde arzular, ancak çok iyi iletişim kuramayabilirler ya da  <a href="http://www.radikal.com.tr/index/sosyal" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">sosyal </a> becerileri eksik olabilir.’’ diyor. Eftekhar ayrıca Live Science’a verdiği röportajda, sosyal kaygısı olan insanların, Facebook’u kendilerini ifade etmek için güvenli bir yer ya da çevrimdışı eksikliklerini örten bir araç olarak gördüklerini belirtiyor.<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Bulgularımız, [Nörotiklerin] kabul arayışları için daha fazla fotoğraf yükleyerek üstü kapalı bir şekilde çekici görünmeye özen gösterdiği, online popülerlik sağlamaya çalıştığı ve popüler görsel kültürü takip ettiği yönündedir.’     <br />
 Araştırmacılar aynı zamanda çalışmada düzenli insanların birçok video yüklediğini ve gerçek hayatında bunları yaşamayan insanlardan çok daha fazla ’self-generated’ oluşturduğunu eklediler.  Araştırmacıların ’self-generated’ olarak bahsettikleri paylaşımlar Facebook’ta yaratılan albümler dışındaki görsel paylaşımlardır (Profil fotoğrafı, kapak fotoğrafı ya da video albümü gibi.)<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Buradaki konu, düzenli bireylerin kendini disipline edebilen amaç odaklı kişiler olması, böylece, fotoğraflarını ve videolarını, belgeleyip organize etmeye yöneliyorlar.’     <br />
 Gerçek hayat ve Facebook’taki insan ilişkilerinin nasıl işlediğinin, çalışmanın sonuçlarıyla benzerlikler gösterdiği gözlendi.<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Facebook ilişkileri çevrimdışı ağları yansıtma eğilimi gösteriyor.’     <br />
 Örneğin, çalışmada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> gerçek hayatında daha uyumlu olan insanlar, Facebook’ta da diğer kişilerle daha arkadaşça konuşuyor, tartışmadan kaçınıyor ve daha fazla  <a href="http://www.radikal.com.tr/yorum" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">yorum </a> yaparak, daha çok like butonunu kullanıyorlar. </span>    <br />
 Eftekhar ayrıca, çalışmaya göre Facebook kullanıcılarının uyumlu diye tabir edebilecekleri arkadaşlarına iyilik olsun diye fotoğraflarını daha sıklıkla beğenip yorum yaptıklarını belirtiyor.<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Facebook popüler kültüründe, likelama ya da yorum yapma, arkadaşlarının hayatlarındaki fotoğraflarla duyurdukları olaylara ilgi gösterdiğin anlamına geliyor; benzer bir şekilde, kullanıcılar, like butonunu bazı markalar ya da fan pageler için de kullanıyor ve yorum yaparak desteklerini ve hayranlıklarını sunuyorlar.’     <br />
 Çalışmanın bulguları Ağustos ayında Computers in Human Behavior dergisinde yayımlandı.     <br />
 * Bu çalışmadaki nörotik kelimesi, sağı solu belli olmayan, stres ve endişe sahibi olmaya eğilimli insanlar için kullanılmıştır.<br />
<br />
radikal.com     ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Yapılan bir araştırma, Facebook profilinizin karakteriniz hakkında birçok ipucu barındırdığını ortaya çıkardı.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Araştırmacılar, hem dışa dönük hem de nörotik* bireylerin Facebook sayfalarına belirli sayılarda fotoğraf yüklediklerini ancak nötoriklerin her albüme ayrı ayrı fotoğraf yükleme eğilimi varken, dışa dönük kişilerin buna ek olarak Facebook kapak fotoğraflarını da değiştirdiğini tespit ettiler.<br />
</span>     <br />
 Araştırmaya, yaş aralığı 17 ile 55 olan 100 kişi dahil edildi. Araştırma boyunca, bu kişilerin belirli bazı karakter ve demografik sorularına yanıt vermeleri sağlandı. Katılımcılarının yüzde 70’inden fazlasını  <a href="http://www.radikal.com.tr/index/kadin" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">kadın </a> olduğu bu organizasyon dahilinde, bireylerin nasıl fotoğraflar yüklediği ve Facebook arkadaşlarıyla nasıl etkileşime geçtiği incelendi.     <br />
 Çalışmanın sonunda, dışadönüklük ve bol fotoğraf yüklemek arasında şaşırtıcı bir ilişki ortaya çıktı ancak aynı şekilde benzer bir ilişkinin nörotik (nevrotik) bireyler ve Facebook aktifliği için de söz konusu olduğu gözlendi.     <br />
 Birleşik Krallık Wolverhampton Üniversitesi’nde psikoloji bölümü Ph.D. öğrencisi Azar Eftekhar konuyla ilgili olarak: ’Nörotikler onaylanmayı güçlü bir şekilde arzular, ancak çok iyi iletişim kuramayabilirler ya da  <a href="http://www.radikal.com.tr/index/sosyal" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">sosyal </a> becerileri eksik olabilir.’’ diyor. Eftekhar ayrıca Live Science’a verdiği röportajda, sosyal kaygısı olan insanların, Facebook’u kendilerini ifade etmek için güvenli bir yer ya da çevrimdışı eksikliklerini örten bir araç olarak gördüklerini belirtiyor.<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Bulgularımız, [Nörotiklerin] kabul arayışları için daha fazla fotoğraf yükleyerek üstü kapalı bir şekilde çekici görünmeye özen gösterdiği, online popülerlik sağlamaya çalıştığı ve popüler görsel kültürü takip ettiği yönündedir.’     <br />
 Araştırmacılar aynı zamanda çalışmada düzenli insanların birçok video yüklediğini ve gerçek hayatında bunları yaşamayan insanlardan çok daha fazla ’self-generated’ oluşturduğunu eklediler.  Araştırmacıların ’self-generated’ olarak bahsettikleri paylaşımlar Facebook’ta yaratılan albümler dışındaki görsel paylaşımlardır (Profil fotoğrafı, kapak fotoğrafı ya da video albümü gibi.)<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Buradaki konu, düzenli bireylerin kendini disipline edebilen amaç odaklı kişiler olması, böylece, fotoğraflarını ve videolarını, belgeleyip organize etmeye yöneliyorlar.’     <br />
 Gerçek hayat ve Facebook’taki insan ilişkilerinin nasıl işlediğinin, çalışmanın sonuçlarıyla benzerlikler gösterdiği gözlendi.<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Facebook ilişkileri çevrimdışı ağları yansıtma eğilimi gösteriyor.’     <br />
 Örneğin, çalışmada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> gerçek hayatında daha uyumlu olan insanlar, Facebook’ta da diğer kişilerle daha arkadaşça konuşuyor, tartışmadan kaçınıyor ve daha fazla  <a href="http://www.radikal.com.tr/yorum" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">yorum </a> yaparak, daha çok like butonunu kullanıyorlar. </span>    <br />
 Eftekhar ayrıca, çalışmaya göre Facebook kullanıcılarının uyumlu diye tabir edebilecekleri arkadaşlarına iyilik olsun diye fotoğraflarını daha sıklıkla beğenip yorum yaptıklarını belirtiyor.<br />
     <br />
 Azar Eftekhar:     <br />
 ’Facebook popüler kültüründe, likelama ya da yorum yapma, arkadaşlarının hayatlarındaki fotoğraflarla duyurdukları olaylara ilgi gösterdiğin anlamına geliyor; benzer bir şekilde, kullanıcılar, like butonunu bazı markalar ya da fan pageler için de kullanıyor ve yorum yaparak desteklerini ve hayranlıklarını sunuyorlar.’     <br />
 Çalışmanın bulguları Ağustos ayında Computers in Human Behavior dergisinde yayımlandı.     <br />
 * Bu çalışmadaki nörotik kelimesi, sağı solu belli olmayan, stres ve endişe sahibi olmaya eğilimli insanlar için kullanılmıştır.<br />
<br />
radikal.com     ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Okul zamani yaklaşiyor...]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-okul-zamani-yaklasiyor.html</link>
			<pubDate>Wed, 26 Aug 2015 01:29:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-okul-zamani-yaklasiyor.html</guid>
			<description><![CDATA[ Okula başlamak çocuklar için stresli bir süreç. Belirsizlik ve yeni deneyimler çocukların kaygı seviyesini arttırıyor. Dr. Julie Turner-Cobb tarafından yürütülen bir araştırma çocukların okula başlamadan önceki stres seviyelerini ölçmeyi hedeflemiş. Araştırmanın şaşırtıcı bir sonucu, çocukların kortizol (stres hormonu) seviyelerinin okul başlamadan 6 ay öncesinden itibaren normalden yüksek olması. Beklenenin aksine, çocuklar bu yeni deneyimle ilgili kaygılanmaya çok önceden başlıyorlar. Araştırmacılara göre bu durum üzerinde ebeveyn kaygılarının etkisi var. Anne babaların, çocuklarının okula başlaması ile ilgili endişeleri çocukların stresini arttırıyor.<br />
<br />
Bu süreci daha kolay atlatmak için ebeveynlerin kendi kaygılarıyla baş etmek dışında da yapabilecekleri var:<br />
<br />
-Çocuğunuzu okul kavramıyla tanıştırın. Okulla ilgili hikaye kitapları okumak, okula başlayan diğer çocukların başından geçenleri anlatmak kafalarındaki okul fikrinin somutlaşmasına yardımcı olacaktır. Yaşı büyük arkadaşlarından veya kuzenlerinden okulun nasıl bir yer olduğunu anlatmasını isteyebilirsiniz. Bu deneyimlerin resmini yapabilir veya oyunlara konu edebilirsiniz.<br />
<br />
-Okulla ilgili kendi güzel anılarınızı paylaşın. İlk günlerde neler yaşadığınızı, onu ne gibi olumlu deneyimlerin beklediğini anlatın. Yeni arkadaşlar, keyif alabileceği dersler gibi konular seçin.<br />
<br />
-Onu korumak adına, başına gelebilecek olumsuz olayları paylaşmamaya dikkat edin. Olumsuz beklentiler çocukların stres seviyesini arttırır.<br />
<br />
-Sizden ayrılacağı okul ortamında ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelmesi için ona destek olun. Tek başına tuvalete gidebilmek, kendi paltosunu veya ayakkabısını giyebilmek, yemeğini yardımsız yemek gibi özbakım becerilerini evde geliştirmesi için ortam sağlayın. Böylece okula başladığında kendini daha yeterli hissedecek ve bu konular için kaygılanması gerekmeyecektir.<br />
<br />
radikal.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Okula başlamak çocuklar için stresli bir süreç. Belirsizlik ve yeni deneyimler çocukların kaygı seviyesini arttırıyor. Dr. Julie Turner-Cobb tarafından yürütülen bir araştırma çocukların okula başlamadan önceki stres seviyelerini ölçmeyi hedeflemiş. Araştırmanın şaşırtıcı bir sonucu, çocukların kortizol (stres hormonu) seviyelerinin okul başlamadan 6 ay öncesinden itibaren normalden yüksek olması. Beklenenin aksine, çocuklar bu yeni deneyimle ilgili kaygılanmaya çok önceden başlıyorlar. Araştırmacılara göre bu durum üzerinde ebeveyn kaygılarının etkisi var. Anne babaların, çocuklarının okula başlaması ile ilgili endişeleri çocukların stresini arttırıyor.<br />
<br />
Bu süreci daha kolay atlatmak için ebeveynlerin kendi kaygılarıyla baş etmek dışında da yapabilecekleri var:<br />
<br />
-Çocuğunuzu okul kavramıyla tanıştırın. Okulla ilgili hikaye kitapları okumak, okula başlayan diğer çocukların başından geçenleri anlatmak kafalarındaki okul fikrinin somutlaşmasına yardımcı olacaktır. Yaşı büyük arkadaşlarından veya kuzenlerinden okulun nasıl bir yer olduğunu anlatmasını isteyebilirsiniz. Bu deneyimlerin resmini yapabilir veya oyunlara konu edebilirsiniz.<br />
<br />
-Okulla ilgili kendi güzel anılarınızı paylaşın. İlk günlerde neler yaşadığınızı, onu ne gibi olumlu deneyimlerin beklediğini anlatın. Yeni arkadaşlar, keyif alabileceği dersler gibi konular seçin.<br />
<br />
-Onu korumak adına, başına gelebilecek olumsuz olayları paylaşmamaya dikkat edin. Olumsuz beklentiler çocukların stres seviyesini arttırır.<br />
<br />
-Sizden ayrılacağı okul ortamında ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelmesi için ona destek olun. Tek başına tuvalete gidebilmek, kendi paltosunu veya ayakkabısını giyebilmek, yemeğini yardımsız yemek gibi özbakım becerilerini evde geliştirmesi için ortam sağlayın. Böylece okula başladığında kendini daha yeterli hissedecek ve bu konular için kaygılanması gerekmeyecektir.<br />
<br />
radikal.com   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["hayir" demenin gücü]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-hayir-demenin-gucu.html</link>
			<pubDate>Wed, 26 Aug 2015 01:27:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-hayir-demenin-gucu.html</guid>
			<description><![CDATA[ ’Hayır’ demek çoğu zaman zordur. Bize ’hayır’ denmesini duymak da’ Ancak sınır koymak kişiyi özgürleştirir.  Doğru zamanda kullanıldığında ’hayır’, kişinin kendisini istismardan korumasını sağlar. ’Evet’ demek risk almak, cesaretli olmak ve yaşamın getirdiği sürprizlere açık olmak anlamına gelebilir ancak ’hayır’ demenin gücünü de yadsımamak gerekir. <br />
<br />
Çoğunlukla olumsuz ve sevimsiz bir tutumla ilişkilendirildiği için pek de sevilmeyen ’hayır’ aslında olumsuz ve karamsar tutumdan son derece farklıdır. Karamsar tutuma sahip kişiler son derece mükemmeliyetçidir, dünyayı olduğundan daha kötü ve karanlık görmeye meyillidir ve karşısındakinin tüm yaşam enerjisini neredeyse bir anda çekiverir. Olumsuz tutumdaki karamsar kişiler diğerlerini, herhangi bir konuda harekete geçmeleri için nadiren cesaretlendirir. Olumsuz tutum memnun olmamakla eş değerdir. Memnun olmamak ise dolaylı da olsa güçlü olamamak anlamına gelir. Olumsuz olmak süregelen bir tutum ve davranış biçimi iken ’hayır’ demek netlik ve kararlılıktır. ’Hayır’ dediğinizde, dolaylı da olsa, etrafa kendinize dair net ve olumlu bir hava verirsiniz. ’Bu belgeyi imzalamayacağım.’ demek karşıdakinin sizi prensipli bir kişi olarak görmesini sağlar. "Beni bu işe katmayın" demek diğerleriyle aynı fikirde olmadığınızı ve eylemlerinin parçası olmayacağınızı söyler. ’Hayır, teşekkür ederim.’ demek karşıdakine, onu kırmak istemediğinizi ancak kendi ihtiyaçlarınızın öncelikli olduğunu iletir.<br />
<br />
’Hayır’ yalnızca kişinin kendisine verdiği değeri göstermekle kalmaz aynı zamanda sorumluluk sahibi olduğu hissini de verir. Her birimiz diğerleriyle etkileşime girer, karşımızdakini sever ve ona saygı duyarız. Karşımızdakileri önemsiyorsak hislerine de değer verir ve kırılmalarını istemeyiz ancak ’hayır’ demek ’seni seviyorum ama burada sınırı çizmek zorundayım’ anlamına gelir. ’Hayır’ demek ’Bu, benim.’, ’Bu, benim değer verdiğim şey.’, ’Bu, asla yapmayacağım bir şey’ veya ’Bu, benim seçtiğim davranış biçimi’ anlamına gelir. Karşımızdakine değer verirken diğerlerinden farklı bir birey olduğumuzu da unutmamak gerekir. Kendimize ait alanı oluşturmaya ve korumaya ihtiyacımız vardır ve ’hayır’ bu işe yarar.<br />
<br />
’Hayır’ sadece başkalarına değil, kimi zaman kendimize de söylediğimiz / söylememiz gereken bir sözcüktür. ’Hayır’ diyebilmek dürtüsel davranışları engellememizi sağlar. Sigarayı ya da alkolü bıraktığımızda, bir daha tek gecelik ilişki yaşamamaya ant içtiğimizde içimizden gelen isteğe hayır diyebilmek özdisipline sahip olduğumuzu gösterir. Bireyleşme hem diğerleriyle aramıza sınır çizmeye hem de gerektiğinde dürtülerimize gem vurmaya yarar. Bireyleşmenin ve anneyle ayrışmanın başladığı 2 yaşın, hayır demenin de provasının yapıldığı dönem olması tesadüf değildir. 2 yaşındaki çocuk hemen her şeye hayır der: ’Hayır, çoraplarımı giymeyeceğim.’, ’Hayır bezelye yemeyeceğim.’ Ya da ’Hayır, oyun oynamayacağım’ gibi’ Hayır demenin bu ilkel versiyonu aslında şımarıklık değil bir diğerine karşı kendi varlığını ispat etme çabası ve diğerinden farklı olduğunu gösterme ihtiyacıdır.<br />
<br />
radikal.com   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ ’Hayır’ demek çoğu zaman zordur. Bize ’hayır’ denmesini duymak da’ Ancak sınır koymak kişiyi özgürleştirir.  Doğru zamanda kullanıldığında ’hayır’, kişinin kendisini istismardan korumasını sağlar. ’Evet’ demek risk almak, cesaretli olmak ve yaşamın getirdiği sürprizlere açık olmak anlamına gelebilir ancak ’hayır’ demenin gücünü de yadsımamak gerekir. <br />
<br />
Çoğunlukla olumsuz ve sevimsiz bir tutumla ilişkilendirildiği için pek de sevilmeyen ’hayır’ aslında olumsuz ve karamsar tutumdan son derece farklıdır. Karamsar tutuma sahip kişiler son derece mükemmeliyetçidir, dünyayı olduğundan daha kötü ve karanlık görmeye meyillidir ve karşısındakinin tüm yaşam enerjisini neredeyse bir anda çekiverir. Olumsuz tutumdaki karamsar kişiler diğerlerini, herhangi bir konuda harekete geçmeleri için nadiren cesaretlendirir. Olumsuz tutum memnun olmamakla eş değerdir. Memnun olmamak ise dolaylı da olsa güçlü olamamak anlamına gelir. Olumsuz olmak süregelen bir tutum ve davranış biçimi iken ’hayır’ demek netlik ve kararlılıktır. ’Hayır’ dediğinizde, dolaylı da olsa, etrafa kendinize dair net ve olumlu bir hava verirsiniz. ’Bu belgeyi imzalamayacağım.’ demek karşıdakinin sizi prensipli bir kişi olarak görmesini sağlar. "Beni bu işe katmayın" demek diğerleriyle aynı fikirde olmadığınızı ve eylemlerinin parçası olmayacağınızı söyler. ’Hayır, teşekkür ederim.’ demek karşıdakine, onu kırmak istemediğinizi ancak kendi ihtiyaçlarınızın öncelikli olduğunu iletir.<br />
<br />
’Hayır’ yalnızca kişinin kendisine verdiği değeri göstermekle kalmaz aynı zamanda sorumluluk sahibi olduğu hissini de verir. Her birimiz diğerleriyle etkileşime girer, karşımızdakini sever ve ona saygı duyarız. Karşımızdakileri önemsiyorsak hislerine de değer verir ve kırılmalarını istemeyiz ancak ’hayır’ demek ’seni seviyorum ama burada sınırı çizmek zorundayım’ anlamına gelir. ’Hayır’ demek ’Bu, benim.’, ’Bu, benim değer verdiğim şey.’, ’Bu, asla yapmayacağım bir şey’ veya ’Bu, benim seçtiğim davranış biçimi’ anlamına gelir. Karşımızdakine değer verirken diğerlerinden farklı bir birey olduğumuzu da unutmamak gerekir. Kendimize ait alanı oluşturmaya ve korumaya ihtiyacımız vardır ve ’hayır’ bu işe yarar.<br />
<br />
’Hayır’ sadece başkalarına değil, kimi zaman kendimize de söylediğimiz / söylememiz gereken bir sözcüktür. ’Hayır’ diyebilmek dürtüsel davranışları engellememizi sağlar. Sigarayı ya da alkolü bıraktığımızda, bir daha tek gecelik ilişki yaşamamaya ant içtiğimizde içimizden gelen isteğe hayır diyebilmek özdisipline sahip olduğumuzu gösterir. Bireyleşme hem diğerleriyle aramıza sınır çizmeye hem de gerektiğinde dürtülerimize gem vurmaya yarar. Bireyleşmenin ve anneyle ayrışmanın başladığı 2 yaşın, hayır demenin de provasının yapıldığı dönem olması tesadüf değildir. 2 yaşındaki çocuk hemen her şeye hayır der: ’Hayır, çoraplarımı giymeyeceğim.’, ’Hayır bezelye yemeyeceğim.’ Ya da ’Hayır, oyun oynamayacağım’ gibi’ Hayır demenin bu ilkel versiyonu aslında şımarıklık değil bir diğerine karşı kendi varlığını ispat etme çabası ve diğerinden farklı olduğunu gösterme ihtiyacıdır.<br />
<br />
radikal.com   ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>