<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Tartışmalar]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 13:50:21 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Adanadaki Conolar Kimdir]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-adanadaki-conolar-kimdir.html</link>
			<pubDate>Sun, 17 Apr 2022 19:49:23 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=3">donanma44</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-adanadaki-conolar-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Adana'daki Meşhur Aşiret 'Conolar'ın Yaşamı Belgesel Oluyor: İlk Bilgiler Geldi  </span><br />
<br />
[FONT=-apple-system] Karıştıkları türlü suçlar ve kavgalarıyla bilinen Adanalı Conolar aşiretinin hayat hikayesi belgesel haline geliyor. Meltem Yılmaz ve Şahin Yiğit tarafından hazırlanan proje, aşiretin yalnızca suç dünyası ile ilişkisini değil, tüm yaşamını konu ediniyor.   [FONT=-apple-system] Yalnızca Adana'da yaşayan vatandaşların değil, zaman zaman işledikleri suçlar, karıştıkları olaylar ve kavgalarıyla tüm Türkiye'de tanınır hale gelen "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Conolar</span>" aşiretinin hayatları belgesel oluyor. <br />
<br />
Yazar Meltem Yılmaz ile Şahin Yiğit tarafından ele alınan proje, Yılmaz'ın<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Bütün Mümkünlerin Kıyısında</span> isimli romanından uyarlanarak belgesel tutkunlarıyla buluşturulacak.   Adana'nın Ulubatlı ve Yavuzlar isimli mahallelerinde yaşayan Conolar aşireti, hazırlanan bu belgeselde<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> yalnızca işledikleri suçlarla değil</span>, tüm yaşamlarıyla anlatılacaklar. <br />
<br />
Bu bağlamda aşiret üyelerinin günlük yaşamları, aşık oldukları kişiler, yaşadıkları ayrılıklar gibi detaylar, hazırlanan belgeselde seyirciye ulaştırılacak. Yönetmen Şahin Yiğit, projenin Türkiye genelinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses getireceğini</span>, insanların bu belgesele ilgi göstereceklerine inandıklarını ifade ediyor.  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Hazırlanan proje, film festivallerine katılacak  </span><br />
<br />
 <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2022/04/1.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
   Proje ile ilgili açıklamalarda bulunan Meltem Yılmaz, kitabının ilk hikayesinin Conolar'ı anlattığını ve hazırladıkları belgesel için de çekimlerin önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adana</span>'da başladığını ifade ediyor. Üzerinde çalıştıkları yapımın aslında bir belgeselden çok daha fazlası olduğunu belirten Yılmaz, Adana'nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">verimli topraklara </span>sahip olduğu kadar büyük suçlara da ev sahipliği yaptığını, buradaki insanların ise büyük hayallerinin olduğunu ancak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">uyuşturucu </span>ve diğer suçlar gibi olaylar nedeniyle bu insanların önünü kapadığını söylüyor. Belgesel, tüm bunları gün yüzüne çıkarmayı amaçlıyormuş.<br />
<br />
   SOURCE (KAYNAK ) : <a href="https://www.webtekno.com/adana-asiret-conolar-belgesel-h110456.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.webtekno.com/adana-asiret-co...10456.html</a>   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Adana'daki Meşhur Aşiret 'Conolar'ın Yaşamı Belgesel Oluyor: İlk Bilgiler Geldi  </span><br />
<br />
[FONT=-apple-system] Karıştıkları türlü suçlar ve kavgalarıyla bilinen Adanalı Conolar aşiretinin hayat hikayesi belgesel haline geliyor. Meltem Yılmaz ve Şahin Yiğit tarafından hazırlanan proje, aşiretin yalnızca suç dünyası ile ilişkisini değil, tüm yaşamını konu ediniyor.   [FONT=-apple-system] Yalnızca Adana'da yaşayan vatandaşların değil, zaman zaman işledikleri suçlar, karıştıkları olaylar ve kavgalarıyla tüm Türkiye'de tanınır hale gelen "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Conolar</span>" aşiretinin hayatları belgesel oluyor. <br />
<br />
Yazar Meltem Yılmaz ile Şahin Yiğit tarafından ele alınan proje, Yılmaz'ın<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Bütün Mümkünlerin Kıyısında</span> isimli romanından uyarlanarak belgesel tutkunlarıyla buluşturulacak.   Adana'nın Ulubatlı ve Yavuzlar isimli mahallelerinde yaşayan Conolar aşireti, hazırlanan bu belgeselde<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> yalnızca işledikleri suçlarla değil</span>, tüm yaşamlarıyla anlatılacaklar. <br />
<br />
Bu bağlamda aşiret üyelerinin günlük yaşamları, aşık oldukları kişiler, yaşadıkları ayrılıklar gibi detaylar, hazırlanan belgeselde seyirciye ulaştırılacak. Yönetmen Şahin Yiğit, projenin Türkiye genelinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses getireceğini</span>, insanların bu belgesele ilgi göstereceklerine inandıklarını ifade ediyor.  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Hazırlanan proje, film festivallerine katılacak  </span><br />
<br />
 <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2022/04/1.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
   Proje ile ilgili açıklamalarda bulunan Meltem Yılmaz, kitabının ilk hikayesinin Conolar'ı anlattığını ve hazırladıkları belgesel için de çekimlerin önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adana</span>'da başladığını ifade ediyor. Üzerinde çalıştıkları yapımın aslında bir belgeselden çok daha fazlası olduğunu belirten Yılmaz, Adana'nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">verimli topraklara </span>sahip olduğu kadar büyük suçlara da ev sahipliği yaptığını, buradaki insanların ise büyük hayallerinin olduğunu ancak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">uyuşturucu </span>ve diğer suçlar gibi olaylar nedeniyle bu insanların önünü kapadığını söylüyor. Belgesel, tüm bunları gün yüzüne çıkarmayı amaçlıyormuş.<br />
<br />
   SOURCE (KAYNAK ) : <a href="https://www.webtekno.com/adana-asiret-conolar-belgesel-h110456.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.webtekno.com/adana-asiret-co...10456.html</a>   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ali mi allah'tir ? Allah mi ali'dir ?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-ali-mi-allah-tir-allah-mi-ali-dir.html</link>
			<pubDate>Sat, 16 Jan 2021 19:45:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=3">donanma44</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-ali-mi-allah-tir-allah-mi-ali-dir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALİ Mİ ALLAH'TIR ? ALLAH MI ALİ'DİR ?</span><br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/s4JnsNNBhak" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALİ Mİ ALLAH'TIR ? ALLAH MI ALİ'DİR ?</span><br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/s4JnsNNBhak" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dede Nikahı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-dede-nikahi.html</link>
			<pubDate>Sat, 14 Oct 2017 22:46:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16365">esoş_ee</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-dede-nikahi.html</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba.<br />
Ben dede nikahi olacagim. Bu hafta istemem var daha sonra olacak. Dede nikahinda vekalet var mi? Ben olmazsam vekilim benim yerime gecebilir mi? Imam nikahinda boyle bir sey duydum oluyormus onlarda. Bizde var mi yok mu merak ettim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba.<br />
Ben dede nikahi olacagim. Bu hafta istemem var daha sonra olacak. Dede nikahinda vekalet var mi? Ben olmazsam vekilim benim yerime gecebilir mi? Imam nikahinda boyle bir sey duydum oluyormus onlarda. Bizde var mi yok mu merak ettim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sünni ile evlenmek]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-sunni-ile-evlenmek.html</link>
			<pubDate>Thu, 10 Aug 2017 12:54:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16038">j3urak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-sunni-ile-evlenmek.html</guid>
			<description><![CDATA[Bazı şeyleri çok sert söylüyorsunuz bunun altında kalırsınız. <br />
<br />
Sünni ile evlenilmez demek başka bir şey sünni ile evlenmek doğru,iyi değildir demek başka bir şey.  Manası herkes kendi kültürü inancı ile evlenmesi doğru olandır sebebi aile içinde ki uyum ve evliliğin uzun ömürlü olması içindir. Bu yüzden sünni sünni ile, alevi alevi ile, hrstiyan hristiyan ile vs... evlenmesi doğru olandır. Evlenilir ise ne olur aile içinde en ufak sıkıntı da erken boşanmalar olabilir ve toplum bozuluyor. Çünkü kültür inanç birlikteliği aile daha güçlü yapar ve içindeki bir çok sorunu çözer. Ama bu şu değildir "sünni ile evlenilmez", bu cümle çok sert bir cümledir evlenenler var ne olacak karısını kocasını mı kesecek? <br />
<br />
Amaç doğruyu güzeli yaşamak bu yüzden tavsiye edilir bu tavsiye de herkesin kendi inancına göre eş ile evlenmesidir, <br />
<br />
Alevi erkeği demokrat laik kadın erkek eşitliğine inanır bu yüzden aleviye gelen bayan hiç zorluk çekmez rahat bir hayat sürer, inancını istediği gibi yaşar aynı şekilde sünni ile evlenen alevi bir bayan aynı davranışı görmez/göremez.<br />
<br />
Sözün kısası davul dengi dengine misali herkes kendi inancına göre evlenmelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bazı şeyleri çok sert söylüyorsunuz bunun altında kalırsınız. <br />
<br />
Sünni ile evlenilmez demek başka bir şey sünni ile evlenmek doğru,iyi değildir demek başka bir şey.  Manası herkes kendi kültürü inancı ile evlenmesi doğru olandır sebebi aile içinde ki uyum ve evliliğin uzun ömürlü olması içindir. Bu yüzden sünni sünni ile, alevi alevi ile, hrstiyan hristiyan ile vs... evlenmesi doğru olandır. Evlenilir ise ne olur aile içinde en ufak sıkıntı da erken boşanmalar olabilir ve toplum bozuluyor. Çünkü kültür inanç birlikteliği aile daha güçlü yapar ve içindeki bir çok sorunu çözer. Ama bu şu değildir "sünni ile evlenilmez", bu cümle çok sert bir cümledir evlenenler var ne olacak karısını kocasını mı kesecek? <br />
<br />
Amaç doğruyu güzeli yaşamak bu yüzden tavsiye edilir bu tavsiye de herkesin kendi inancına göre eş ile evlenmesidir, <br />
<br />
Alevi erkeği demokrat laik kadın erkek eşitliğine inanır bu yüzden aleviye gelen bayan hiç zorluk çekmez rahat bir hayat sürer, inancını istediği gibi yaşar aynı şekilde sünni ile evlenen alevi bir bayan aynı davranışı görmez/göremez.<br />
<br />
Sözün kısası davul dengi dengine misali herkes kendi inancına göre evlenmelidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu başlık altında tartışalım]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bu-baslik-altinda-tartisalim.html</link>
			<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 12:12:55 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16312">birdeli</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bu-baslik-altinda-tartisalim.html</guid>
			<description><![CDATA[Zöhre Ana'ya hiçbir lafım yok, olamaz da. Ben kendisini dinler ötesinde adeta bir Şaman olarak değerlendiriyorum. Artık üçüncü gözü açık mı dersiniz, doğa ile bağlarını koparmamış mı, ben öyle görüyorum. Benim lafım, ki umarım kulağına gider, Hakan Ekin denen zat'ı muhterem kişiye. Ne hikmetse kendine böyle bir görev edinmiş ve gelen insanları önce kendi ön yargıları ve eksik bilgileri ile dinleyip değerlendiriyor sonra (eğer mümkün olursa o gün için) Zöhre Ana'nın karşısına çıktığımızda birebir ne söyleyip söylemeyeceğimize kadar söylüyor, hatta yine ne hikmetse sanki kendisinden icazet almaya gelmişiz gibi bir de bize öğüt vermeye çalışıyor. "Bacak bacak üstüne atma bre zındık" nidaları da ayrıca hoş ve trajikomik. Zöhre Ana'nın mucizelerine, duasına ve ****cı ellerine inanıyorum ama ne yazık ki etrafına toplanan şarlatanlar kapı ve eşik öpmekten, uzun süre ziyarete gelmeyen insanlara hakaret etmekten başka bir işe yaramıyorlar. 6 saat bekletilip huzura alınmamak ve böyle şarlatan, inançtan başka her tür şeyi putlaştırarak tapanları gördükten sonra inancımı kaybetmek istemedim ama biraz da sarsılmadım diyemem. Umarım yapılan ticaretin, Zöhre Ana'nın üzerinden dönen şarlatanlıkların siz de farkına varırsınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Zöhre Ana'ya hiçbir lafım yok, olamaz da. Ben kendisini dinler ötesinde adeta bir Şaman olarak değerlendiriyorum. Artık üçüncü gözü açık mı dersiniz, doğa ile bağlarını koparmamış mı, ben öyle görüyorum. Benim lafım, ki umarım kulağına gider, Hakan Ekin denen zat'ı muhterem kişiye. Ne hikmetse kendine böyle bir görev edinmiş ve gelen insanları önce kendi ön yargıları ve eksik bilgileri ile dinleyip değerlendiriyor sonra (eğer mümkün olursa o gün için) Zöhre Ana'nın karşısına çıktığımızda birebir ne söyleyip söylemeyeceğimize kadar söylüyor, hatta yine ne hikmetse sanki kendisinden icazet almaya gelmişiz gibi bir de bize öğüt vermeye çalışıyor. "Bacak bacak üstüne atma bre zındık" nidaları da ayrıca hoş ve trajikomik. Zöhre Ana'nın mucizelerine, duasına ve ****cı ellerine inanıyorum ama ne yazık ki etrafına toplanan şarlatanlar kapı ve eşik öpmekten, uzun süre ziyarete gelmeyen insanlara hakaret etmekten başka bir işe yaramıyorlar. 6 saat bekletilip huzura alınmamak ve böyle şarlatan, inançtan başka her tür şeyi putlaştırarak tapanları gördükten sonra inancımı kaybetmek istemedim ama biraz da sarsılmadım diyemem. Umarım yapılan ticaretin, Zöhre Ana'nın üzerinden dönen şarlatanlıkların siz de farkına varırsınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi ile evlenilmez]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-alevi-ile-evlenilmez.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 04:05:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=3">donanma44</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-alevi-ile-evlenilmez.html</guid>
			<description><![CDATA[ Son bir yılda internette Alevilikle ilgili en çok aranan kelimeleri merak etme gibi bir gaflette bulundum <img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Ne göreyim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Alevi ile evlenilmez" </span>cümles<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">i  </span>büyük çıkışta en başta duruyor. Yani yüzyıllardır hakkımızda atılan alçak iftira ve karalamalar internet aleminde de devam ediyor !..<br />
<br />
Ben son söyleyeceğimi başta söyleyeyim de ; biz Aleviler sadece Alevilerle evlilik yaparız. Efenim birsürü Alevi farklı mezhepteki kişilerle evlenmiş diyebilirsiniz evet bu doğru ama bu durum Aleviliği değil o yol düşkünü insanları bağlar. Yolumuz Muhammed Ali yoludur ve bu yolda Alevi canlar sadece Alevilerle evlilik birliği kurabilirler. Aksi kişinin YOL DÜŞKÜNÜ olmasına neden olur. Yol bilenler için durum budur.<br />
<br />
Yezit, bizi farklı görüp karalıyor ama Hak Muhammed Ali yolunda kendi durumunun farkında değil inanın. Muhammed Ali'ye tapanlara iftira atmak, yemeklerinin yenilmeyeceğini, evlenilmeyeceğini söyleyenlerin derhal dönüp köklerine bakmalarını salık veriyorum. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevi ile evlenilmez</span> , çünkü Alevinin kökeni Muhammed Ali'ye,Ehlibeyte dayanıyor senin kanın kurtarmaz haklısın.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Son bir yılda internette Alevilikle ilgili en çok aranan kelimeleri merak etme gibi bir gaflette bulundum <img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Ne göreyim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Alevi ile evlenilmez" </span>cümles<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">i  </span>büyük çıkışta en başta duruyor. Yani yüzyıllardır hakkımızda atılan alçak iftira ve karalamalar internet aleminde de devam ediyor !..<br />
<br />
Ben son söyleyeceğimi başta söyleyeyim de ; biz Aleviler sadece Alevilerle evlilik yaparız. Efenim birsürü Alevi farklı mezhepteki kişilerle evlenmiş diyebilirsiniz evet bu doğru ama bu durum Aleviliği değil o yol düşkünü insanları bağlar. Yolumuz Muhammed Ali yoludur ve bu yolda Alevi canlar sadece Alevilerle evlilik birliği kurabilirler. Aksi kişinin YOL DÜŞKÜNÜ olmasına neden olur. Yol bilenler için durum budur.<br />
<br />
Yezit, bizi farklı görüp karalıyor ama Hak Muhammed Ali yolunda kendi durumunun farkında değil inanın. Muhammed Ali'ye tapanlara iftira atmak, yemeklerinin yenilmeyeceğini, evlenilmeyeceğini söyleyenlerin derhal dönüp köklerine bakmalarını salık veriyorum. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevi ile evlenilmez</span> , çünkü Alevinin kökeni Muhammed Ali'ye,Ehlibeyte dayanıyor senin kanın kurtarmaz haklısın.  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[hz ali Allah degildir. tövbe haşa ALLAH onun suretine girmemiştir. böyle söyleyen ya kafir yada ajandır. şirk cah]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-hz-ali-allah-degildir-tovbe-hasa-allah-onun-suretine-girmemistir-boyle-soyleyen-ya-kafir-yada-ajandir-sirk-cah.html</link>
			<pubDate>Tue, 01 Nov 2016 14:45:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=16098">kaf</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-hz-ali-allah-degildir-tovbe-hasa-allah-onun-suretine-girmemistir-boyle-soyleyen-ya-kafir-yada-ajandir-sirk-cah.html</guid>
			<description><![CDATA[hz ali Allah degildir. tövbe haşa ALLAH onun suretine girmemiştir. böyle söyleyen ya kafir yada ajandır. şirk cahillikten ve kuran okumamaktan dogar.bu sitedeki böyle inanan ve söylemde bulunanlara hodri meydan diyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[hz ali Allah degildir. tövbe haşa ALLAH onun suretine girmemiştir. böyle söyleyen ya kafir yada ajandır. şirk cahillikten ve kuran okumamaktan dogar.bu sitedeki böyle inanan ve söylemde bulunanlara hodri meydan diyorum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi köylerinde neden cami yok]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-alevi-koylerinde-neden-cami-yok.html</link>
			<pubDate>Fri, 14 Oct 2016 20:00:59 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=3">donanma44</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-alevi-koylerinde-neden-cami-yok.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevi köylerinde neden cami yok</span> sorusunun cevabı elbette herkes tarafından bilinmiyor ! Bilinen tek şey Aleviler hakkında toplumda varolan ön yargılar. Bunun da sebebi yüzyıllardır kulaktan kulağa dallandırılıp budaklandırılan bilinçli olarak atılan iftiralar,yalanlardır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevi köylerinde cami </span>olmaz çünkü Alevi bilir ki Cami adındaki yapı Emeviler döneminde ortaya çıkan, kiliselerden bozma yapılardır. Ne Hz.Muhammed ne Hz.Ali ne de Ehlibeyt asla ve asla camide ibadet yapmamıştır. Bu yüce canlar o dönemdeki adı "dam evi" sonradan "meydan evi" , bugünlerde "cemevi" olan yapılarda ibadetlerini toplumla beraber yapmıştır. Hz.Ali, camide değil damevinde yani tek gözlü bir ibadethanede şehit edilmiştir.<br />
<br />
Kerbela'da yaşanan o korkunç olaydan sonra Ehlibeyt ve sevenleri o bölgeleri terk etmişler ve ortam tamamen Ömer ve taraftarlarına kalmıştır. Ömer de kurdurduğu bu yapılarda Hz.Ali başta olmak üzere tüm ehlibeyte haşa haşa küfür etmeyi zorunluluk haline getirip yeryüzünden Ehlibeytin adını silmek istemiştir. <br />
<br />
Peygamberimizin iki torunu şehit edilmiş, damadı şehit edilmiş, Ehlibeyt katledilmiş böyle bir ortamda Aleviler yani Ehlibeyti sevenler , Ehlibeyti kasteden alçakların kurdukları mekanlara giderler mi? Gitmezler, bin yılda geçse gitmeyecekler ...<br />
<br />
Alevilerin ibadethanesi Damevi,Meydanevi ve Cemevidir.   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevi köylerinde neden cami yok</span> sorusunun cevabı elbette herkes tarafından bilinmiyor ! Bilinen tek şey Aleviler hakkında toplumda varolan ön yargılar. Bunun da sebebi yüzyıllardır kulaktan kulağa dallandırılıp budaklandırılan bilinçli olarak atılan iftiralar,yalanlardır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevi köylerinde cami </span>olmaz çünkü Alevi bilir ki Cami adındaki yapı Emeviler döneminde ortaya çıkan, kiliselerden bozma yapılardır. Ne Hz.Muhammed ne Hz.Ali ne de Ehlibeyt asla ve asla camide ibadet yapmamıştır. Bu yüce canlar o dönemdeki adı "dam evi" sonradan "meydan evi" , bugünlerde "cemevi" olan yapılarda ibadetlerini toplumla beraber yapmıştır. Hz.Ali, camide değil damevinde yani tek gözlü bir ibadethanede şehit edilmiştir.<br />
<br />
Kerbela'da yaşanan o korkunç olaydan sonra Ehlibeyt ve sevenleri o bölgeleri terk etmişler ve ortam tamamen Ömer ve taraftarlarına kalmıştır. Ömer de kurdurduğu bu yapılarda Hz.Ali başta olmak üzere tüm ehlibeyte haşa haşa küfür etmeyi zorunluluk haline getirip yeryüzünden Ehlibeytin adını silmek istemiştir. <br />
<br />
Peygamberimizin iki torunu şehit edilmiş, damadı şehit edilmiş, Ehlibeyt katledilmiş böyle bir ortamda Aleviler yani Ehlibeyti sevenler , Ehlibeyti kasteden alçakların kurdukları mekanlara giderler mi? Gitmezler, bin yılda geçse gitmeyecekler ...<br />
<br />
Alevilerin ibadethanesi Damevi,Meydanevi ve Cemevidir.   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Takiyyeci alevilerin ali’si?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-takiyyeci-alevilerin-ali-si--52173.html</link>
			<pubDate>Thu, 12 May 2016 20:04:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-takiyyeci-alevilerin-ali-si--52173.html</guid>
			<description><![CDATA[ Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen; o aptaldır, ondan uzak dur’ <br />
Bilmeyen ve bilmediğini bilen; o basit bir insandır, ona öğret’ <br />
Bilen ve bildiğini bilmeyen; o uykudadır, onu uyandır’ <br />
Bilen ve bildiğini bilen; o akil insanıdır, onu takip et’’<br />
 <br />
Alevilik akıl ve insan eksenli bir inançtır. İnsanı anlamak ve açıklamak için sadece akla başvurmasını ister. Akılla izah edilmeyen hiç bir şey Alevilikte yer edinemez. İnsanın günlük yaşamında kendisine yabancı olan her şey Aleviliğe de yabancıdır. Alevilikte<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’La Mekân’</span> yoktur. Buna rağmen ısrarla birileri Aleviliği hurafelerle dizayn etmek istiyor. Bazı alevi aydınlarımız da her ne kadar Alevilik insan eksenli bir inançtır deseler de takiyye yapmakta sınır tanımaz oldular. Aleviliği tarif ederken akıl ile izah edilemeyecek söylemlerde bulunuyorlar.<br />
 <br />
Aydın olmanın sorumlulukları ağırdır. Aydın insan inanmadığı bir şeyi söylemez. Aydın insan güce göre şekillenmez. Aydın insan dürüst insandır. Dürüst insan bir ömür ’Doğruya doğru, eğriye eğri’ diyebilmektir. Kendinden sonraki nesillere iyi bir miras bırakmak istiyorsa, birinci koşulu, inandıklarını söylerken, yani saf tutarken koşullar ne olursa olsun asla takiyye yapmaz. Bu aydın insanın doğasında vardır. Takiyye yapanlar her şeyden önce kendisine saygısızlık yapmış olur. Bilmelidir ki; her yaptığı takkiyenin de zamanı geldiğinde bir bedeli olacaktır.<br />
 <br />
Aleviler bugün tarihi bir dönemeçten geçiyorlar. Aydınlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Yavuz Selim katliamından sonra yaklaşık beş asırdır Alevileri Müslümanlaştırmak için uyguladıkları asimilasyon politikası bugün hâlâ da devam ediyor. Devletin gerici çağdışı zihniyetine karşı, Aleviler inançlarına sahip çıkarak devletin bu kirli oyununu boşa çıkarmaya çalışırken, inançlarıyla da yüzleşmeye başladılar. Bugüne kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’esas Müslüman biziz’ </span>söylemi takiyyeden başka bir şey olmadığının farkına vardılar. Aleviler bugüne kadar zamanı değildir bekle gör politikası güden gerçekleri yazmayan Takiyye yapan aydınları sorgulamaya başladılar. <br />
Bundan 5 yıl önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Aleviler Müslüman olabilir mi?’</span> diye yazmış olduğum makaleyi yayınladıktan sonra gençler tarafında olumlu karşılanırken, Aleviliği geçim kaynağı olarak gören kendilerine ’esas Müslüman biziz’ diyen Alevilerin saldırılarına maruz kaldım. Sanal âlemde aleyhimde karalama kampanyaları başlattılar. Kolay değildi, yaklaşık beş asırdır<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’esas Müslüman biziz’ </span>diyen Alevilere biz Müslüman değiliz demenin elbette ki bir bedeli olacaktı. Açıkçası saldıracaklarını, hakaret edeceklerini tahmin ediyordum. Yapılan hakaretlerden üzülmedim mi, elbette ki üzüldüm. Pirimiz Pir Sultan diyor ya<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’Dostun gülü yaralar beni’.<br />
</span> <br />
Bugün ise gelinen aşamada Alevi gençliği inancıyla yüzleşiyor. Okuyan araştıran inancı ile yüzleşen, tarihini sorgulayabilen hurafeci anlayışlarla hesaplaşan gerici İslami anlayıştan arınan İslami değil 4 kapı 40 Makam öğretisini ile donanan bir Alevi gençliği yetişmektedir. Alevi gençliği Aleviliğin İslam’la bir alakası olmadığını görüyor ve bu anlayışı sorgular hale geldi. ’esas Müslüman biziz’ söylemi Alevileri asimile etmek için Osmanlılar tarafında tezgâhlanmış bir yalan olduğunun farkına vardılar. Aydınlarımız ve alevi kurumları ise bu gerçeği bilmelerine rağmen, bedel ödemeyi göze alamadılar. Yeni yeni yazmaya başladılar. Alevi kurumları ise hala takiyye yapmaya devam ediyorlar. Gençlik ise bu durumdan hoşnutsuz. Müslüman olmadıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Alevi Kurumları ise tartışmaların dışında kalmaya çalışsalar da gittikleri alanlarda kendilerini tartışmaların içinde buluyorlar. İnancı ve tarihi ile yüzleşen donanımlı gençlik karşısında Müslüman olmadıklarını söylemek zorunda kalıyorlar.<br />
 <br />
Bu olumlu gelişmeler takiyye yapan aydınlarımızı da cesaretlendirdi. Daha düne kadar zamanı değildir bekle gör politikası izleyen aydınlarımız bugün bizim çağırdığımız Ali; Arap Ali değildir demeye başladılar.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’Hakk- Muhammed- Ali’ algısını Ay ve Güneş anlamına geldiğini söylüyorlar.</span> Bu arkadaşlarımız yine de samimi davranmıyorlar. İki yanlış bir doğru etmiyor. Bu anlayışın kendisi Alevilerle Müslümanları karşı karşıya getiriyor. En önemlisi Bu anlayışın kendisi hem Alevilere hem de Müslümanlara hakarettir. Takiyye yapmaktan vazgeçin. Samimi olun ve kim olduğunuzu doğru dürüst tarif edin. Güce göre değil doğrulara ve Alevi inancına göre şekillenin. Aksi takdirde tarih sizleri de yargılayacaktır.<br />
 <br />
Alevi kurumlarımız ise yeniden yapılanmalıdırlar. Bugüne kadar yapılan yanlışlarla mutlaka yüzleşmelidirler. Her ağaç kendi kökü üzerinde yükselir. 4 Kapı 40 Makam öğretisine göre şekillenmek zorundasınız. Artık İslami söylemlerden vazgeçmelisiniz. Aleviler biz aleviyiz Müslüman değiliz demedikten sonra kimse ciddiye almaz ve hiç bir hakta alamazlar. İnancımız ve tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu süreç biraz sancılı olabilir. Bu süreci hep birlikte göğüslemek zorundayız. Kazanan aleviler olacaktır. Aleviler gerçek anlamda inançlarıyla yüzleşecekler. Bunu başarmak zorundayız. Başaramadığımız takdirde Aleviler bölünmeye devam edecekler. Alevilere yönelik baskılar daha da artacaktır. Buda sistemin işine gelecektir. Dün olduğu gibi Alevileri birbirine düşürecektir.<br />
 <br />
Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden ’esas Müslüman biziz’ diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz.<br />
 <br />
Barış Aydın  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen; o aptaldır, ondan uzak dur’ <br />
Bilmeyen ve bilmediğini bilen; o basit bir insandır, ona öğret’ <br />
Bilen ve bildiğini bilmeyen; o uykudadır, onu uyandır’ <br />
Bilen ve bildiğini bilen; o akil insanıdır, onu takip et’’<br />
 <br />
Alevilik akıl ve insan eksenli bir inançtır. İnsanı anlamak ve açıklamak için sadece akla başvurmasını ister. Akılla izah edilmeyen hiç bir şey Alevilikte yer edinemez. İnsanın günlük yaşamında kendisine yabancı olan her şey Aleviliğe de yabancıdır. Alevilikte<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’La Mekân’</span> yoktur. Buna rağmen ısrarla birileri Aleviliği hurafelerle dizayn etmek istiyor. Bazı alevi aydınlarımız da her ne kadar Alevilik insan eksenli bir inançtır deseler de takiyye yapmakta sınır tanımaz oldular. Aleviliği tarif ederken akıl ile izah edilemeyecek söylemlerde bulunuyorlar.<br />
 <br />
Aydın olmanın sorumlulukları ağırdır. Aydın insan inanmadığı bir şeyi söylemez. Aydın insan güce göre şekillenmez. Aydın insan dürüst insandır. Dürüst insan bir ömür ’Doğruya doğru, eğriye eğri’ diyebilmektir. Kendinden sonraki nesillere iyi bir miras bırakmak istiyorsa, birinci koşulu, inandıklarını söylerken, yani saf tutarken koşullar ne olursa olsun asla takiyye yapmaz. Bu aydın insanın doğasında vardır. Takiyye yapanlar her şeyden önce kendisine saygısızlık yapmış olur. Bilmelidir ki; her yaptığı takkiyenin de zamanı geldiğinde bir bedeli olacaktır.<br />
 <br />
Aleviler bugün tarihi bir dönemeçten geçiyorlar. Aydınlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Yavuz Selim katliamından sonra yaklaşık beş asırdır Alevileri Müslümanlaştırmak için uyguladıkları asimilasyon politikası bugün hâlâ da devam ediyor. Devletin gerici çağdışı zihniyetine karşı, Aleviler inançlarına sahip çıkarak devletin bu kirli oyununu boşa çıkarmaya çalışırken, inançlarıyla da yüzleşmeye başladılar. Bugüne kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’esas Müslüman biziz’ </span>söylemi takiyyeden başka bir şey olmadığının farkına vardılar. Aleviler bugüne kadar zamanı değildir bekle gör politikası güden gerçekleri yazmayan Takiyye yapan aydınları sorgulamaya başladılar. <br />
Bundan 5 yıl önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Aleviler Müslüman olabilir mi?’</span> diye yazmış olduğum makaleyi yayınladıktan sonra gençler tarafında olumlu karşılanırken, Aleviliği geçim kaynağı olarak gören kendilerine ’esas Müslüman biziz’ diyen Alevilerin saldırılarına maruz kaldım. Sanal âlemde aleyhimde karalama kampanyaları başlattılar. Kolay değildi, yaklaşık beş asırdır<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’esas Müslüman biziz’ </span>diyen Alevilere biz Müslüman değiliz demenin elbette ki bir bedeli olacaktı. Açıkçası saldıracaklarını, hakaret edeceklerini tahmin ediyordum. Yapılan hakaretlerden üzülmedim mi, elbette ki üzüldüm. Pirimiz Pir Sultan diyor ya<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’Dostun gülü yaralar beni’.<br />
</span> <br />
Bugün ise gelinen aşamada Alevi gençliği inancıyla yüzleşiyor. Okuyan araştıran inancı ile yüzleşen, tarihini sorgulayabilen hurafeci anlayışlarla hesaplaşan gerici İslami anlayıştan arınan İslami değil 4 kapı 40 Makam öğretisini ile donanan bir Alevi gençliği yetişmektedir. Alevi gençliği Aleviliğin İslam’la bir alakası olmadığını görüyor ve bu anlayışı sorgular hale geldi. ’esas Müslüman biziz’ söylemi Alevileri asimile etmek için Osmanlılar tarafında tezgâhlanmış bir yalan olduğunun farkına vardılar. Aydınlarımız ve alevi kurumları ise bu gerçeği bilmelerine rağmen, bedel ödemeyi göze alamadılar. Yeni yeni yazmaya başladılar. Alevi kurumları ise hala takiyye yapmaya devam ediyorlar. Gençlik ise bu durumdan hoşnutsuz. Müslüman olmadıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Alevi Kurumları ise tartışmaların dışında kalmaya çalışsalar da gittikleri alanlarda kendilerini tartışmaların içinde buluyorlar. İnancı ve tarihi ile yüzleşen donanımlı gençlik karşısında Müslüman olmadıklarını söylemek zorunda kalıyorlar.<br />
 <br />
Bu olumlu gelişmeler takiyye yapan aydınlarımızı da cesaretlendirdi. Daha düne kadar zamanı değildir bekle gör politikası izleyen aydınlarımız bugün bizim çağırdığımız Ali; Arap Ali değildir demeye başladılar.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ’Hakk- Muhammed- Ali’ algısını Ay ve Güneş anlamına geldiğini söylüyorlar.</span> Bu arkadaşlarımız yine de samimi davranmıyorlar. İki yanlış bir doğru etmiyor. Bu anlayışın kendisi Alevilerle Müslümanları karşı karşıya getiriyor. En önemlisi Bu anlayışın kendisi hem Alevilere hem de Müslümanlara hakarettir. Takiyye yapmaktan vazgeçin. Samimi olun ve kim olduğunuzu doğru dürüst tarif edin. Güce göre değil doğrulara ve Alevi inancına göre şekillenin. Aksi takdirde tarih sizleri de yargılayacaktır.<br />
 <br />
Alevi kurumlarımız ise yeniden yapılanmalıdırlar. Bugüne kadar yapılan yanlışlarla mutlaka yüzleşmelidirler. Her ağaç kendi kökü üzerinde yükselir. 4 Kapı 40 Makam öğretisine göre şekillenmek zorundasınız. Artık İslami söylemlerden vazgeçmelisiniz. Aleviler biz aleviyiz Müslüman değiliz demedikten sonra kimse ciddiye almaz ve hiç bir hakta alamazlar. İnancımız ve tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu süreç biraz sancılı olabilir. Bu süreci hep birlikte göğüslemek zorundayız. Kazanan aleviler olacaktır. Aleviler gerçek anlamda inançlarıyla yüzleşecekler. Bunu başarmak zorundayız. Başaramadığımız takdirde Aleviler bölünmeye devam edecekler. Alevilere yönelik baskılar daha da artacaktır. Buda sistemin işine gelecektir. Dün olduğu gibi Alevileri birbirine düşürecektir.<br />
 <br />
Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden ’esas Müslüman biziz’ diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz.<br />
 <br />
Barış Aydın  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kim bu gizli-saklı iş pişiren Aleviler]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kim-bu-gizli-sakli-is-pisiren-aleviler.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Mar 2016 08:56:15 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kim-bu-gizli-sakli-is-pisiren-aleviler.html</guid>
			<description><![CDATA[Alevilerin (esasında bütün toplumun) bu ülkede zulümden kurtulup özgür ve eşit yurttaş olmaları, laikliğin ülkemizde tam ve eksiksiz tesis edilmesine bağlıdır. Bunun birinci şartı, Diyanet denilen ’hıyanet’ kurumunun devletin içinden ve hayatımızdan tamamen çıkartılmasıdır. Bu şart, Aleviler için çok daha elzem, hatta yaşamsaldır.    <br />
<br />
<br />
 <br />
Diyanet; Börekçizade Rıfat’ların zihniyetinden çıkalı onyıllar olmuş, Dürrizade Abdullah’ların Mustafa Kemal’ler hakkında ölüm fetvası verdiği hilafet makamına dönüşmüştür. Tekrar Börekçizade zihniyetine evrilmesi ve iflah olması mümkün değildir’<br />
<br />
Kuşkusuz yukarıdaki iki paragrafın tam olarak ne anlama geldiğini ’doğuştan laik, doğuştan Alevi, doğuştan solcu’ olduğunu iddia edenler yahut da sırtını devletin hazinesine dayayan din tacirleri değil, laikliğin tarihine, değerine, ödenen bedellere ve aşamalarına teorik anlamda vakıf olanlar daha iyi bileceklerdir.<br />
<br />
Bu bağlamda ’dedelere maaş’ diyen ve ’Alevi Diyaneti’ amacıyla gizli-saklı iş pişiren Aleviler laik değil, laikliğin özgür ve ortak yaşamımızdaki fonksiyonundan ve ’Alevi Diyaneti’ talebinin kendi mezarımızı kazmak anlamına geldiğinden habersiz, fakat ’laik olduklarını’ farz eden aldatılmış veya konumlarını pazarlamak isteyen paragöz yurttaşlarımızdır’<br />
<br />
Aleviler, gözlerini-kulaklarını açıp laikliğin reel değerini anlamak amacıyla biraz ’ders’ çalışırlarsa; Selefi din anlayışının her gün yeni mevziler kazandığını görecek, kendi anlayışı dışında kalan topluluklara ve farklı yaşam disiplinlerine yaşam şansı vermemek amacında olduklarını mutlaka anlayacaklardır.<br />
<br />
Dolaysıyla radikal İslam’dan korunmanın yolu dini kurum ve zihniyeti, dini talepler doğrultusunda tahkim etmek değil, bu kurumları devletin dışına çıkarmak, buradan semirmelerinin ve laik yaşama musallat olmalarının önüne geçecek bir konumda kalmalarını sağlamakla olasıdır.<br />
<br />
Çünkü laik sistemde cami-imam, hoca gereksinimi olan da, cemevi, dede gereksinimi olan da, laik ülkelerde olduğu gibi dini gereksinimlerinin giderini kendileri karşılayacaklardır; hem devlete fatura ederek hem de ’dindarlık’ taslayarak değil’ <br />
<br />
Gönül gözümüzü açsak gerçeği göreceğiz aslında’<br />
<br />
Her gün şahit olduğumuz mülteci dramı ve mezhep boğazlaşmaları, tam da laikliğin tasfiye edildiği veya uygulanma şansının bulunmadığı ülkelerin fotoğrafını aksettirmektedir. İslam ülkelerinde yönetimi ele geçiren ya da güçlü olan dini-mezhebi anlayış, diğerine yaşam hakkı vermiyor ve bunun istisnası bulunmuyor; bu kadar basit’<br />
<br />
Veriler, gözlemler ve objektif araştırmalar, Türkiye’nin, hızla iç boğazlaşma iklime doğru evrilmekte olduğunu ve bu evrilmenin, yöneticiler tarafından bizzat teşvik edildiğini göstermektedir. Demokratlar ve düzen muhalifleri, bu gidişe "dur" diyecek mekanizmaları harekete geçiremez, güçlü bir laiklik hattı öremezlerse, devletin gücünü arkasına alan Seleficilik, ’ötekine’ ve laik-seküler yaşam tarzına yaşam hakkı tanımayacaktır! <br />
<br />
Bu evrilmeye ’dur’ demek ve nedenlerini anlatmak üzere bir araya gelen ve ’LAİKLİĞE ÇAĞRI BİRLİKTELİĞİ’ adını alan ADD’nden, ÇYDD’ne, Eğitim-İş’ten, Köy Enstitüleri Vakfı’na değin 40’dan fazla kurumun amacı tam da budur’<br />
<br />
Gelişmeleri anlayabilmek için Türkiye’nin son bir aylık irtica bilançosuna bakalım mı?<br />
<br />
Geçen ay Cuma namazı için genelge çıkardılar. Arkasından Cuma gününün tatil günü olması, Pazar gününün ise çalışma günü olması için TBMM’ye önerge verdiler. Kışlada, karakolda, okulda mescit açılmasını, okulda mescit için mekân bulunmaması halinde bir dersliğin boşaltılarak, mescit olarak düzenlenmesine karar aldılar.<br />
<br />
"Türbanlı hâkim" uygulamasını başlattılar!<br />
<br />
Geçen hafta Ankara’da onbinlerce insanın katılımıyla ’Hilafet çağrısı’ yaptılar’<br />
<br />
Diyanet yetkilileri, Doğu-Güneydoğu’da medreselerin yeniden açılmasını talep ettiler!<br />
<br />
Nedir dertleri, neden cehalete yatırım yapıyorlar?<br />
<br />
"ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR"<br />
<br />
Gelelim dede maaşı talebine;<br />
<br />
’Devletten maaş gelse fena mı olur; biz de yurttaşız, vergi veriyoruz’ diyen sevgili dedem; Sence yukarda sıralanan ve senin de vakıf olduğun bu talepler, gelişme ve uygulamalar ne anlama geliyor; "çanlar kimin için çalıyor" dersin? Bu veriler, ecdadına, Alevilik tarihine ve geçmişine dair bir çağrışım yapıyor mu?<br />
<br />
Dedem;<br />
<br />
Kursağından haram lokma geçmeyen, talibin hakkullahına ’eyvallah’ diyen, rızasız dost bağına girmeyen, ’Rıza Şehrinden’ çıkmayan, bugünlerde ise gizli-saklı mekânlarda maaş pazarlığı yürüten dedem: (Tüm dedeleri ve dedelik kurumunu kastetmiyorum; serzenişim bu pazarlığı sürdürenlere ve alet olan dedeleredir.) Şunu kafana sok; devletten maaş alırsan devletin dedesi olursun, benim değil... Devletin dedesi olursan sadece kendini ve YOL'unu değil, misyonunu da kaybedersin!<br />
<br />
İmamla aynileşme dedem; sürüden olma, sana Şah Hüseyin, Şah Kalender, Pir Sultan Abdal, Şah Kulu, Köroğlu, Baba Zünnun, Hamdullah Çelebi gibi direnmek yakışır... Eline, diline, cebine haramı bulaştırma; Dar-ı Mansur-u, Seyyid Nesimi'yi düşün gül yüzlü dedem’ Pir'in; "benim köpeklerim bile haram yemez" diyen dizelerini-direncini, duruşunu düşün. Görgüden nasıl geçeceğini, düşün; düşün ki, eli öpülesi kalasın... Düşün ki, cüzdanının değil, vicdanının ve YOL'un kurumlarına kulak veresin...<br />
<br />
Düşün!  <br />
<br />
Önce kime dedelik yapacağına karar ver, sonra adım at dedem. Bize mi dedelik yapacaksın, yoksa malum zat’a mı, Davutoğluna mı?..<br />
<br />
Hocalara bak, imamları seyreyle; "kızına şehvet besleyen" sapıklara fetva veren "din âlimlerini" düşün! Para, çıkar, ranta, siyasete bulaşan; imamı, din profesörünü, İslam'ı’ Bunların tamamı beytülmalden besleniyorlar dedem; sen hariç’ Sen; rızasız lokma yemediğin, harama el atmadığın için farklısın, meşrusun, laiksin, eli öpülesi olansın’<br />
<br />
Düşün’ Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde istenmeyen Müslümanları, Ege ve Akdeniz'de boğulan bebeleri, bu trajedinin nedenini düşün!..<br />
<br />
Düşün, karar ver;<br />
<br />
Seni sana, seni özüne havale ediyorum; var git sana talip olana dedelik yap’<br />
<br />
Murtaza Demir<br />
<br />
Odatv.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alevilerin (esasında bütün toplumun) bu ülkede zulümden kurtulup özgür ve eşit yurttaş olmaları, laikliğin ülkemizde tam ve eksiksiz tesis edilmesine bağlıdır. Bunun birinci şartı, Diyanet denilen ’hıyanet’ kurumunun devletin içinden ve hayatımızdan tamamen çıkartılmasıdır. Bu şart, Aleviler için çok daha elzem, hatta yaşamsaldır.    <br />
<br />
<br />
 <br />
Diyanet; Börekçizade Rıfat’ların zihniyetinden çıkalı onyıllar olmuş, Dürrizade Abdullah’ların Mustafa Kemal’ler hakkında ölüm fetvası verdiği hilafet makamına dönüşmüştür. Tekrar Börekçizade zihniyetine evrilmesi ve iflah olması mümkün değildir’<br />
<br />
Kuşkusuz yukarıdaki iki paragrafın tam olarak ne anlama geldiğini ’doğuştan laik, doğuştan Alevi, doğuştan solcu’ olduğunu iddia edenler yahut da sırtını devletin hazinesine dayayan din tacirleri değil, laikliğin tarihine, değerine, ödenen bedellere ve aşamalarına teorik anlamda vakıf olanlar daha iyi bileceklerdir.<br />
<br />
Bu bağlamda ’dedelere maaş’ diyen ve ’Alevi Diyaneti’ amacıyla gizli-saklı iş pişiren Aleviler laik değil, laikliğin özgür ve ortak yaşamımızdaki fonksiyonundan ve ’Alevi Diyaneti’ talebinin kendi mezarımızı kazmak anlamına geldiğinden habersiz, fakat ’laik olduklarını’ farz eden aldatılmış veya konumlarını pazarlamak isteyen paragöz yurttaşlarımızdır’<br />
<br />
Aleviler, gözlerini-kulaklarını açıp laikliğin reel değerini anlamak amacıyla biraz ’ders’ çalışırlarsa; Selefi din anlayışının her gün yeni mevziler kazandığını görecek, kendi anlayışı dışında kalan topluluklara ve farklı yaşam disiplinlerine yaşam şansı vermemek amacında olduklarını mutlaka anlayacaklardır.<br />
<br />
Dolaysıyla radikal İslam’dan korunmanın yolu dini kurum ve zihniyeti, dini talepler doğrultusunda tahkim etmek değil, bu kurumları devletin dışına çıkarmak, buradan semirmelerinin ve laik yaşama musallat olmalarının önüne geçecek bir konumda kalmalarını sağlamakla olasıdır.<br />
<br />
Çünkü laik sistemde cami-imam, hoca gereksinimi olan da, cemevi, dede gereksinimi olan da, laik ülkelerde olduğu gibi dini gereksinimlerinin giderini kendileri karşılayacaklardır; hem devlete fatura ederek hem de ’dindarlık’ taslayarak değil’ <br />
<br />
Gönül gözümüzü açsak gerçeği göreceğiz aslında’<br />
<br />
Her gün şahit olduğumuz mülteci dramı ve mezhep boğazlaşmaları, tam da laikliğin tasfiye edildiği veya uygulanma şansının bulunmadığı ülkelerin fotoğrafını aksettirmektedir. İslam ülkelerinde yönetimi ele geçiren ya da güçlü olan dini-mezhebi anlayış, diğerine yaşam hakkı vermiyor ve bunun istisnası bulunmuyor; bu kadar basit’<br />
<br />
Veriler, gözlemler ve objektif araştırmalar, Türkiye’nin, hızla iç boğazlaşma iklime doğru evrilmekte olduğunu ve bu evrilmenin, yöneticiler tarafından bizzat teşvik edildiğini göstermektedir. Demokratlar ve düzen muhalifleri, bu gidişe "dur" diyecek mekanizmaları harekete geçiremez, güçlü bir laiklik hattı öremezlerse, devletin gücünü arkasına alan Seleficilik, ’ötekine’ ve laik-seküler yaşam tarzına yaşam hakkı tanımayacaktır! <br />
<br />
Bu evrilmeye ’dur’ demek ve nedenlerini anlatmak üzere bir araya gelen ve ’LAİKLİĞE ÇAĞRI BİRLİKTELİĞİ’ adını alan ADD’nden, ÇYDD’ne, Eğitim-İş’ten, Köy Enstitüleri Vakfı’na değin 40’dan fazla kurumun amacı tam da budur’<br />
<br />
Gelişmeleri anlayabilmek için Türkiye’nin son bir aylık irtica bilançosuna bakalım mı?<br />
<br />
Geçen ay Cuma namazı için genelge çıkardılar. Arkasından Cuma gününün tatil günü olması, Pazar gününün ise çalışma günü olması için TBMM’ye önerge verdiler. Kışlada, karakolda, okulda mescit açılmasını, okulda mescit için mekân bulunmaması halinde bir dersliğin boşaltılarak, mescit olarak düzenlenmesine karar aldılar.<br />
<br />
"Türbanlı hâkim" uygulamasını başlattılar!<br />
<br />
Geçen hafta Ankara’da onbinlerce insanın katılımıyla ’Hilafet çağrısı’ yaptılar’<br />
<br />
Diyanet yetkilileri, Doğu-Güneydoğu’da medreselerin yeniden açılmasını talep ettiler!<br />
<br />
Nedir dertleri, neden cehalete yatırım yapıyorlar?<br />
<br />
"ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR"<br />
<br />
Gelelim dede maaşı talebine;<br />
<br />
’Devletten maaş gelse fena mı olur; biz de yurttaşız, vergi veriyoruz’ diyen sevgili dedem; Sence yukarda sıralanan ve senin de vakıf olduğun bu talepler, gelişme ve uygulamalar ne anlama geliyor; "çanlar kimin için çalıyor" dersin? Bu veriler, ecdadına, Alevilik tarihine ve geçmişine dair bir çağrışım yapıyor mu?<br />
<br />
Dedem;<br />
<br />
Kursağından haram lokma geçmeyen, talibin hakkullahına ’eyvallah’ diyen, rızasız dost bağına girmeyen, ’Rıza Şehrinden’ çıkmayan, bugünlerde ise gizli-saklı mekânlarda maaş pazarlığı yürüten dedem: (Tüm dedeleri ve dedelik kurumunu kastetmiyorum; serzenişim bu pazarlığı sürdürenlere ve alet olan dedeleredir.) Şunu kafana sok; devletten maaş alırsan devletin dedesi olursun, benim değil... Devletin dedesi olursan sadece kendini ve YOL'unu değil, misyonunu da kaybedersin!<br />
<br />
İmamla aynileşme dedem; sürüden olma, sana Şah Hüseyin, Şah Kalender, Pir Sultan Abdal, Şah Kulu, Köroğlu, Baba Zünnun, Hamdullah Çelebi gibi direnmek yakışır... Eline, diline, cebine haramı bulaştırma; Dar-ı Mansur-u, Seyyid Nesimi'yi düşün gül yüzlü dedem’ Pir'in; "benim köpeklerim bile haram yemez" diyen dizelerini-direncini, duruşunu düşün. Görgüden nasıl geçeceğini, düşün; düşün ki, eli öpülesi kalasın... Düşün ki, cüzdanının değil, vicdanının ve YOL'un kurumlarına kulak veresin...<br />
<br />
Düşün!  <br />
<br />
Önce kime dedelik yapacağına karar ver, sonra adım at dedem. Bize mi dedelik yapacaksın, yoksa malum zat’a mı, Davutoğluna mı?..<br />
<br />
Hocalara bak, imamları seyreyle; "kızına şehvet besleyen" sapıklara fetva veren "din âlimlerini" düşün! Para, çıkar, ranta, siyasete bulaşan; imamı, din profesörünü, İslam'ı’ Bunların tamamı beytülmalden besleniyorlar dedem; sen hariç’ Sen; rızasız lokma yemediğin, harama el atmadığın için farklısın, meşrusun, laiksin, eli öpülesi olansın’<br />
<br />
Düşün’ Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde istenmeyen Müslümanları, Ege ve Akdeniz'de boğulan bebeleri, bu trajedinin nedenini düşün!..<br />
<br />
Düşün, karar ver;<br />
<br />
Seni sana, seni özüne havale ediyorum; var git sana talip olana dedelik yap’<br />
<br />
Murtaza Demir<br />
<br />
Odatv.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevilerin sorunları nerede duruyor?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-alevilerin-sorunlari-nerede-duruyor.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Mar 2016 08:51:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=12">GAMZE</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-alevilerin-sorunlari-nerede-duruyor.html</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye’de köşe yazanların işi bazen çok kolay, çünkü yıllardır çözemediğimiz o kadar çok konu var ki bunlar zamanlı zamansız tekrar tekrar hatırlanır. Alevilik konusu da Ak Parti’nin 2009’da başlattığı ama bir türlü sonuçlandıramadığı Alevi çalıştayları vesilesiyle sık sık gündem oluyor.<br />
<br />
Sonuçlanamamasına ve henüz yasal hiçbir adım atılamamasına rağmen sürecin Türkiye için öğretici olduğu bir gerçek.<br />
<br />
Bu süreçte Alevilik Cumhuriyet tarihi boyunca hiç olmadığı kadar gündem oldu ve Türkiye Alevilik ve Alevilerin problemleri hakkında ciddi bir bilgi birikimine ulaştı. Yine Aleviler hem kendilerini tanıma hem de sorunlarını kamuoyunda paylaşırken nasıl bir dil kullanılması gerektiği konusunda çok şey öğrendi. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Alevilerin sorunları hala yerli yerinde duruyor ve bu durum Aleviler arasında ciddi hayal kırıklığı yaratıyor.<br />
<br />
Alevilerin inançsal talepleri işin sadece bir yönü, bu taleplere ’İslam bölünür’ diye karşı duranlar farkında olmadan Aleviler ile İslamiyet arasındaki bağı zayıflatırken, zaten bunu temenni eden çevrelerin eline malzeme vererek büyük bir vebal altına giriyorlar.<br />
<br />
Alevilerin sosyo-ekonomik-kültürel ve siyasi sorunları da var. Alevilerin çoğunluğu eşit vatandaş olduklarına inanmıyor ve Türkiye her anlamda büyüyüp, gelişirken kamuda ve piyasada açıkça ayrımcılığa tabi tutulduklarını, dışlandıklarını ve paylaşımdan pay alamadıklarını düşünüyor.<br />
<br />
Bu algı gerçekliğinden bağımsız olarak her türlü olumsuzluğun kimliğe indirgenmesine yol açıyor. Siyasilerin bunları birer ’hayal ürünü’ olarak görmeleri ya da hafifsemeleri ise bu ruh halini düzeltmekten çok öfkeye sebep oluyor.<br />
<br />
Siyaseten sıkışmışlık ve CHP’ye iteklenmek ise bir başka problem.<br />
<br />
Eğri oturup doğru konuşacak olursak çözümsüzlüğün tek tarafı olarak Ak Parti ve muhafazakârları görmek ahlaken doğru değil. Alevilerin sorunlarının çözümsüzlüğünden nemalanan geniş bir kesim var ve bunlar çözüm istermiş gibi yaparken bile çözümü engellemek için her yolu deniyor.<br />
<br />
Kürt sorununun çözümünde muhalefet Ak Parti’yi nasıl yalnız bırakmışsa, bu konuda da Âsözde açıklamalarla- yalnız bıraktı. O kadar ki Alevilerin hemen her kesiminin üzerinde uzlaştıkları Diyanet’in lağvedilmesi fikri, CHP tarafından bilinmiyormuş gibi davranılmış ve geçmiş yıllarda kurulan Anayasa Değişikliği komisyonlarında, DİB’in yetkilerinin daha da artırılması hatta gayrimüslimlerin de DİB’e bağlanarak kontrollerinin sağlanması dahi istenebilmiştir.<br />
<br />
CHP’nin bu ikili tavrının Aleviler tarafından farkına bile varılmamış, bilenlerse konuyu hiç açmamış, iktidar ve MHP de herhalde hoşlarına gittiği için konuyu gündeme bile getirmeyerek; ’Ey Aleviler siz laiklikten dem vurup, DİB kaldırılsın istiyorsunuz ama desteklediğiniz CHP tam tersini istiyor’ diyemedi.<br />
<br />
Ve maalesef Alevilerin bir kısmı çaresizlik içinde bu ve benzeri durumları görmelerine rağmen iktidara güvenemedikleri ve bugüne kadar ciddi herhangi bir yasal adım atılmaması nedeniyle bu çevrelerin tutarsızlıklarına açıkça ses çıkaramıyor ve muhalefet edemiyor.<br />
<br />
Ak Parti’nin bu sorunun çözümünü geciktirme lüksü yoktur. İlerleyen zamanlarda bu gecikmenin Türkiye’ye getirebileceği maliyetleri iyi düşünmek ve çok geç olmadan adım atmak gerekiyor.<br />
<br />
Karar<br />
Şenol Kaluç]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye’de köşe yazanların işi bazen çok kolay, çünkü yıllardır çözemediğimiz o kadar çok konu var ki bunlar zamanlı zamansız tekrar tekrar hatırlanır. Alevilik konusu da Ak Parti’nin 2009’da başlattığı ama bir türlü sonuçlandıramadığı Alevi çalıştayları vesilesiyle sık sık gündem oluyor.<br />
<br />
Sonuçlanamamasına ve henüz yasal hiçbir adım atılamamasına rağmen sürecin Türkiye için öğretici olduğu bir gerçek.<br />
<br />
Bu süreçte Alevilik Cumhuriyet tarihi boyunca hiç olmadığı kadar gündem oldu ve Türkiye Alevilik ve Alevilerin problemleri hakkında ciddi bir bilgi birikimine ulaştı. Yine Aleviler hem kendilerini tanıma hem de sorunlarını kamuoyunda paylaşırken nasıl bir dil kullanılması gerektiği konusunda çok şey öğrendi. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Alevilerin sorunları hala yerli yerinde duruyor ve bu durum Aleviler arasında ciddi hayal kırıklığı yaratıyor.<br />
<br />
Alevilerin inançsal talepleri işin sadece bir yönü, bu taleplere ’İslam bölünür’ diye karşı duranlar farkında olmadan Aleviler ile İslamiyet arasındaki bağı zayıflatırken, zaten bunu temenni eden çevrelerin eline malzeme vererek büyük bir vebal altına giriyorlar.<br />
<br />
Alevilerin sosyo-ekonomik-kültürel ve siyasi sorunları da var. Alevilerin çoğunluğu eşit vatandaş olduklarına inanmıyor ve Türkiye her anlamda büyüyüp, gelişirken kamuda ve piyasada açıkça ayrımcılığa tabi tutulduklarını, dışlandıklarını ve paylaşımdan pay alamadıklarını düşünüyor.<br />
<br />
Bu algı gerçekliğinden bağımsız olarak her türlü olumsuzluğun kimliğe indirgenmesine yol açıyor. Siyasilerin bunları birer ’hayal ürünü’ olarak görmeleri ya da hafifsemeleri ise bu ruh halini düzeltmekten çok öfkeye sebep oluyor.<br />
<br />
Siyaseten sıkışmışlık ve CHP’ye iteklenmek ise bir başka problem.<br />
<br />
Eğri oturup doğru konuşacak olursak çözümsüzlüğün tek tarafı olarak Ak Parti ve muhafazakârları görmek ahlaken doğru değil. Alevilerin sorunlarının çözümsüzlüğünden nemalanan geniş bir kesim var ve bunlar çözüm istermiş gibi yaparken bile çözümü engellemek için her yolu deniyor.<br />
<br />
Kürt sorununun çözümünde muhalefet Ak Parti’yi nasıl yalnız bırakmışsa, bu konuda da Âsözde açıklamalarla- yalnız bıraktı. O kadar ki Alevilerin hemen her kesiminin üzerinde uzlaştıkları Diyanet’in lağvedilmesi fikri, CHP tarafından bilinmiyormuş gibi davranılmış ve geçmiş yıllarda kurulan Anayasa Değişikliği komisyonlarında, DİB’in yetkilerinin daha da artırılması hatta gayrimüslimlerin de DİB’e bağlanarak kontrollerinin sağlanması dahi istenebilmiştir.<br />
<br />
CHP’nin bu ikili tavrının Aleviler tarafından farkına bile varılmamış, bilenlerse konuyu hiç açmamış, iktidar ve MHP de herhalde hoşlarına gittiği için konuyu gündeme bile getirmeyerek; ’Ey Aleviler siz laiklikten dem vurup, DİB kaldırılsın istiyorsunuz ama desteklediğiniz CHP tam tersini istiyor’ diyemedi.<br />
<br />
Ve maalesef Alevilerin bir kısmı çaresizlik içinde bu ve benzeri durumları görmelerine rağmen iktidara güvenemedikleri ve bugüne kadar ciddi herhangi bir yasal adım atılmaması nedeniyle bu çevrelerin tutarsızlıklarına açıkça ses çıkaramıyor ve muhalefet edemiyor.<br />
<br />
Ak Parti’nin bu sorunun çözümünü geciktirme lüksü yoktur. İlerleyen zamanlarda bu gecikmenin Türkiye’ye getirebileceği maliyetleri iyi düşünmek ve çok geç olmadan adım atmak gerekiyor.<br />
<br />
Karar<br />
Şenol Kaluç]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kırklar Cemi Masalı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kirklar-cemi-masali.html</link>
			<pubDate>Wed, 04 Nov 2015 21:17:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kirklar-cemi-masali.html</guid>
			<description><![CDATA[ Cem eski şaman Türklerinin ve Zerdüşt kürtlerinin yaptıkları toplumsal, kültürel bir toplantıdır. Özellikle şamanların hayatı incelendiğinde hasat dönemlerinde geniş meydanlarda kadınlı erkekli toplanarak şölen yaptıkları, kurban kestikleri şaman dede ve babalarını dinleyip ozanlarının çaldığı kopuz yada sazlarla değişik figürlerde semah denilen halk oyunlarını sergilediklerini görüyoruz. Sonradan bu MEYDAN dedikleri yer, yerleşik düzene geçildikten sonra MEYDAN EVİ’ne dönüşmüş ve islam sonrası da bu meydan evine Cemevi denilmiştir. <br />
<br />
Bu kitleler İslamiyet ile tanıştıktan sonra da bu eski kültürlerinden vazgeçmemişler ve bu kültürlerinin içine İslami unsurlarda katarak yaşatmaya çalışmışlardır. Eskilerde Meydanlarda toplanarak hasadı yada belli günleri kutlayan, dede ve babalarının anlattıkları öyküleri dinleyip, kımız, şarap içip ve halk ozanlarının kopuzları eşliğinde semah denilen değişik figürleri sergileyen bu insanlar zamanla islamiyetin de etkisiyle içerisinde İslama ait öykülerinde yer aldığı söylenceleri dinlemişler ve yine saz eşliğinde semah dönmüşlerdir. İslam fıkhını yeterince öğrenemeyen bu kitleler şaman töresine göre ibadet ölçüsünde yaptıkları bu kültürel olguları İslami ibadet diyede kabul etmişler ve günümüze kadar da taşımışlardır. Yaptıkları olayın İslami dayanağı olmadığını bilen uyanıklarda bu olayı islamileştirmek! için de Kırklar Cemi adı altında uydurulan masalımsı ve mantık dışı olayı uydurarak bilgi diye, cem ve semah’ın kökeni diye kitlelere sunmuşlar ve Alevi kitleyi yüzyıllarca uyutmuşlar, kandırmışlardır. Yani Cem, Semah ve içki olayını kitlelere mal etmek isteyen sözüm ona uyanıklar! Bu konularda Kur’an dan yada Oniki İmamlardan kanıt bulamayınca Kırklar Cem’i masalını uydurdular ve yüzyıllarca yıldır da anlatıyorlar. Ne yazık ki günümüzde dahi Cem’i ve semahı alevi ibadeti sanan cahiller bulunmaktadır. Şimdi biz bu kırklar cemi diye anlatılan olayı kısaca anlatım bunun neden gerçek dışı olduğunu kanıtlayacağız. Değişik varyantlarda anlatılan kırklar masalı şöyle gelişiyor:<br />
’Hz.Peygamber, Miraç öncesi veya dönüşünde ilahi katmanlardan bir yere gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden kim o ? diye sorulur. Peygamberde Ben Resulüm, içeri girmek istiyorum der. İçerdeki ses: Aramızda Resule yer yok sen git ümmetine peygamber ol der ve O’nu içeri almaz. Bu olay üç kez tekrarlandıktan sonra Peygamberimiz Kim o diye sorulunca Ben Yoksulum der ve kapı açılıverir! Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür. Peygambere bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar. Peygamber siz kimlersiniz? diye sorunca Biz kırklarız derler. Peygamber 39 kişi saydım deyince Selman da var birazdan gelecek derler ve o da gelir. Bu şerbeti içenler az sonra Başta Hz. Ali olmak üzere semaha başlarlar ve Peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.’<br />
<br />
İşte yüzyıllarca bu masalla Alevi halkını Alevilik yolu budur diye cem yaptırıp, semah döndürdüler ve içirdiler. Oysa bu olay tamamen uydurmadır. Çünkü :<br />
<br />
1- Eğer bu kırklar bu kadar yüce insanlarsa neden kimse onların hepsinin ismini sayamıyor? Ya da hiçbir kaynak onların ismini yazamıyor? Sayamıyor ve yazamıyor çünkü uydurmadır’<br />
<br />
2- İslam ile ya da On iki imam ile ilgili bir çok yazılı kaynak varken, neden anadolu dışında yaşayan müslümanlar yada Aleviler bu öyküyü bilmiyor? Neden bu uydurma öykü sahte buyruk ve Bektaşi eserlerinde yer alıyorda İslamın temel kaynaklarında yer almıyor? Çünkü öykü anadoluda uydurulmuştur.<br />
<br />
3- Hz. Ali hayatının tümünü kainatın efendisi en şerefli canlısı Hz. Muhammed’in yolunda harcamışken ve O’nun damadı, akrabası ve vasisi iken nasıl olurda O’nu içeri almaz? Bu Alevilik düşmanı hainler bu masalla Hz. Ali’yi Peygamber tanımaz! biri olarak tanıttıklarının farkında değiller mi? Yoksa Hz. Peygamberi dışlayan bir anlayışı özellikle mi sergilemek istiyorlar.<br />
<br />
4- Bazıları Kırkların içerisinde İmma Hasan ve Hüseyinin de olduğunu söylüyorlar, oysa Miraç olayı Mekke döneminde olmuştu ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma ise Medine döneminde evlenmişler ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin medine de dünyaya gelmişlerdi. Onlar daha dünyada yokken olan bir olayın! içinde nasıl olabiliyorlardı?<br />
<br />
5- Yine Hz. Ali’nin sadık dostlarından olan Selman Fariside medine döneminde müsliman olmuştu ve mekke döneminde müslüman değildi. Nasıl oluyor da Selman’da anlatılan bu olayda yer alabiliyor?<br />
<br />
6- Bu olay doğruysa! ve bu kadar da önemliyse ! neden Peygamber ve Oniki İmamlar hayatlarında bir kez bile olsa Cem yapmıyor ve semah dönmüyorlar?<br />
<br />
7- Siz hiç Peygamber ya da Oniki İmamları saz çalarken anlatan veya saz dinleyip semah dönerken anlatan ayet yada hadis biliyor yada duydunuz mu?<br />
<br />
8- Peygambere ’Sen git ümmetine peygamber ol’ diyen ses müslüman olabilir mi? Peygamberin Alemlere rahmet olsun diye gönderildiğini bilmeyecek kadar cahil bir kutsal kişi düşünülebilir mi?<br />
<br />
9- Dahası bu olayı anlatan herkes diğer müslümanların nezdinde gülünç duruma düşürüldüklerini alay konusu yapıldıklarını görmüyor mu? Yoksa bunu anlatanların bir amacı da bumu?<br />
Hani bir deli bir kuyuya bir taş atarmışta, kırk akıllı çıkaramazmış ya, işte Kırklar Cemi olayı da böylesine bir deli saçmasıdır. Ama üzücü olan şu ki bu masalla Alevi halkımız yüzyıllarca uyutuldu, uyuşturuldu ve 12 imamların gerçek yolundan saptırıldı. Alevi olan şunu iyi bilsin ki kim onlara Cem eviyle, saz ile, içki ile, dede ile ve semah ile yanaşıyor ve Alevilik budur diyorsa bu kişi ya cahildir yada zalimdir.<br />
<br />
Osmanlı da böyle yapmıştı, böyle uyutmuştu kitleleri. Siz bazılarının Osmanlı cemi, semahı yasaklamıştı sözlerine kanmayın 1826 yılına kadar Bektaşilerin hiçbir tekkesi yasaklı değildi ve tam tersi osmanlı tarafından korunuyor ve destekleniyordu. 1826’daki Yeniçeri ordusu katliamlarından sonra bir müddet yasak getirildi ama sonra Abdülaziz döneminde yasak kalktı. Dikkatle bakarsanız İstanbulun işgal döneminde Bektaşi tekkelerinin de anadoluya silah kaçırılma işlerine karıştıklarını görürsünüz yani o tekkeler o dönemlerde dahi açıktı. Sonradan tekke ve zaviyeler kanunu çerçevesinde Cumhuriyet döneminde tekrar yasaklanmıştı ve bunun da Osmanlıyla ilgisi yoktu.<br />
<br />
Bu konuda önemli olan cem, semah, saz, içki, dede vs gibi olgular Hz. Ali yolunda yoktur ve alevilerin uyanışını engellemek isteyen güçler bunları Anadolu aleviliği adı altında ve Kırklar cemi masalı etrafında palazlandırarak Alevi uyanışının önüne geçmek istemektedirler. Şimdi anladınız mı Diyanetçilerin, İlahiyatçıların, siyasilerin Alevilere cemevi yapmak için neden bu kadar hevesli olduklarını? Hangi ilde cemevi varsa araştırın, bakın o cemevinin arka planında bu tip insanlar vardır. O zalimlerin bu oyununu bozmanın tek yolu insanlara hakkı her zaman her yerde cesurca anlatmaktır. Fesadın böylesine her yeri kapladığı bir ortamda hak konusunda susmak günahtır.<br />
<br />
EĞER SUSARSANIZ ;<br />
UNUTMAYIN VE İYİ BİLİN Kİ; SİZİN BU SUSMANIZ YÜZÜNDEN SİZLERDEN GELECEK OLAN NESİLLERDE HELAK OLACAKTIR.<br />
<br />
alevisesi.com ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Cem eski şaman Türklerinin ve Zerdüşt kürtlerinin yaptıkları toplumsal, kültürel bir toplantıdır. Özellikle şamanların hayatı incelendiğinde hasat dönemlerinde geniş meydanlarda kadınlı erkekli toplanarak şölen yaptıkları, kurban kestikleri şaman dede ve babalarını dinleyip ozanlarının çaldığı kopuz yada sazlarla değişik figürlerde semah denilen halk oyunlarını sergilediklerini görüyoruz. Sonradan bu MEYDAN dedikleri yer, yerleşik düzene geçildikten sonra MEYDAN EVİ’ne dönüşmüş ve islam sonrası da bu meydan evine Cemevi denilmiştir. <br />
<br />
Bu kitleler İslamiyet ile tanıştıktan sonra da bu eski kültürlerinden vazgeçmemişler ve bu kültürlerinin içine İslami unsurlarda katarak yaşatmaya çalışmışlardır. Eskilerde Meydanlarda toplanarak hasadı yada belli günleri kutlayan, dede ve babalarının anlattıkları öyküleri dinleyip, kımız, şarap içip ve halk ozanlarının kopuzları eşliğinde semah denilen değişik figürleri sergileyen bu insanlar zamanla islamiyetin de etkisiyle içerisinde İslama ait öykülerinde yer aldığı söylenceleri dinlemişler ve yine saz eşliğinde semah dönmüşlerdir. İslam fıkhını yeterince öğrenemeyen bu kitleler şaman töresine göre ibadet ölçüsünde yaptıkları bu kültürel olguları İslami ibadet diyede kabul etmişler ve günümüze kadar da taşımışlardır. Yaptıkları olayın İslami dayanağı olmadığını bilen uyanıklarda bu olayı islamileştirmek! için de Kırklar Cemi adı altında uydurulan masalımsı ve mantık dışı olayı uydurarak bilgi diye, cem ve semah’ın kökeni diye kitlelere sunmuşlar ve Alevi kitleyi yüzyıllarca uyutmuşlar, kandırmışlardır. Yani Cem, Semah ve içki olayını kitlelere mal etmek isteyen sözüm ona uyanıklar! Bu konularda Kur’an dan yada Oniki İmamlardan kanıt bulamayınca Kırklar Cem’i masalını uydurdular ve yüzyıllarca yıldır da anlatıyorlar. Ne yazık ki günümüzde dahi Cem’i ve semahı alevi ibadeti sanan cahiller bulunmaktadır. Şimdi biz bu kırklar cemi diye anlatılan olayı kısaca anlatım bunun neden gerçek dışı olduğunu kanıtlayacağız. Değişik varyantlarda anlatılan kırklar masalı şöyle gelişiyor:<br />
’Hz.Peygamber, Miraç öncesi veya dönüşünde ilahi katmanlardan bir yere gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden kim o ? diye sorulur. Peygamberde Ben Resulüm, içeri girmek istiyorum der. İçerdeki ses: Aramızda Resule yer yok sen git ümmetine peygamber ol der ve O’nu içeri almaz. Bu olay üç kez tekrarlandıktan sonra Peygamberimiz Kim o diye sorulunca Ben Yoksulum der ve kapı açılıverir! Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür. Peygambere bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar. Peygamber siz kimlersiniz? diye sorunca Biz kırklarız derler. Peygamber 39 kişi saydım deyince Selman da var birazdan gelecek derler ve o da gelir. Bu şerbeti içenler az sonra Başta Hz. Ali olmak üzere semaha başlarlar ve Peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.’<br />
<br />
İşte yüzyıllarca bu masalla Alevi halkını Alevilik yolu budur diye cem yaptırıp, semah döndürdüler ve içirdiler. Oysa bu olay tamamen uydurmadır. Çünkü :<br />
<br />
1- Eğer bu kırklar bu kadar yüce insanlarsa neden kimse onların hepsinin ismini sayamıyor? Ya da hiçbir kaynak onların ismini yazamıyor? Sayamıyor ve yazamıyor çünkü uydurmadır’<br />
<br />
2- İslam ile ya da On iki imam ile ilgili bir çok yazılı kaynak varken, neden anadolu dışında yaşayan müslümanlar yada Aleviler bu öyküyü bilmiyor? Neden bu uydurma öykü sahte buyruk ve Bektaşi eserlerinde yer alıyorda İslamın temel kaynaklarında yer almıyor? Çünkü öykü anadoluda uydurulmuştur.<br />
<br />
3- Hz. Ali hayatının tümünü kainatın efendisi en şerefli canlısı Hz. Muhammed’in yolunda harcamışken ve O’nun damadı, akrabası ve vasisi iken nasıl olurda O’nu içeri almaz? Bu Alevilik düşmanı hainler bu masalla Hz. Ali’yi Peygamber tanımaz! biri olarak tanıttıklarının farkında değiller mi? Yoksa Hz. Peygamberi dışlayan bir anlayışı özellikle mi sergilemek istiyorlar.<br />
<br />
4- Bazıları Kırkların içerisinde İmma Hasan ve Hüseyinin de olduğunu söylüyorlar, oysa Miraç olayı Mekke döneminde olmuştu ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma ise Medine döneminde evlenmişler ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin medine de dünyaya gelmişlerdi. Onlar daha dünyada yokken olan bir olayın! içinde nasıl olabiliyorlardı?<br />
<br />
5- Yine Hz. Ali’nin sadık dostlarından olan Selman Fariside medine döneminde müsliman olmuştu ve mekke döneminde müslüman değildi. Nasıl oluyor da Selman’da anlatılan bu olayda yer alabiliyor?<br />
<br />
6- Bu olay doğruysa! ve bu kadar da önemliyse ! neden Peygamber ve Oniki İmamlar hayatlarında bir kez bile olsa Cem yapmıyor ve semah dönmüyorlar?<br />
<br />
7- Siz hiç Peygamber ya da Oniki İmamları saz çalarken anlatan veya saz dinleyip semah dönerken anlatan ayet yada hadis biliyor yada duydunuz mu?<br />
<br />
8- Peygambere ’Sen git ümmetine peygamber ol’ diyen ses müslüman olabilir mi? Peygamberin Alemlere rahmet olsun diye gönderildiğini bilmeyecek kadar cahil bir kutsal kişi düşünülebilir mi?<br />
<br />
9- Dahası bu olayı anlatan herkes diğer müslümanların nezdinde gülünç duruma düşürüldüklerini alay konusu yapıldıklarını görmüyor mu? Yoksa bunu anlatanların bir amacı da bumu?<br />
Hani bir deli bir kuyuya bir taş atarmışta, kırk akıllı çıkaramazmış ya, işte Kırklar Cemi olayı da böylesine bir deli saçmasıdır. Ama üzücü olan şu ki bu masalla Alevi halkımız yüzyıllarca uyutuldu, uyuşturuldu ve 12 imamların gerçek yolundan saptırıldı. Alevi olan şunu iyi bilsin ki kim onlara Cem eviyle, saz ile, içki ile, dede ile ve semah ile yanaşıyor ve Alevilik budur diyorsa bu kişi ya cahildir yada zalimdir.<br />
<br />
Osmanlı da böyle yapmıştı, böyle uyutmuştu kitleleri. Siz bazılarının Osmanlı cemi, semahı yasaklamıştı sözlerine kanmayın 1826 yılına kadar Bektaşilerin hiçbir tekkesi yasaklı değildi ve tam tersi osmanlı tarafından korunuyor ve destekleniyordu. 1826’daki Yeniçeri ordusu katliamlarından sonra bir müddet yasak getirildi ama sonra Abdülaziz döneminde yasak kalktı. Dikkatle bakarsanız İstanbulun işgal döneminde Bektaşi tekkelerinin de anadoluya silah kaçırılma işlerine karıştıklarını görürsünüz yani o tekkeler o dönemlerde dahi açıktı. Sonradan tekke ve zaviyeler kanunu çerçevesinde Cumhuriyet döneminde tekrar yasaklanmıştı ve bunun da Osmanlıyla ilgisi yoktu.<br />
<br />
Bu konuda önemli olan cem, semah, saz, içki, dede vs gibi olgular Hz. Ali yolunda yoktur ve alevilerin uyanışını engellemek isteyen güçler bunları Anadolu aleviliği adı altında ve Kırklar cemi masalı etrafında palazlandırarak Alevi uyanışının önüne geçmek istemektedirler. Şimdi anladınız mı Diyanetçilerin, İlahiyatçıların, siyasilerin Alevilere cemevi yapmak için neden bu kadar hevesli olduklarını? Hangi ilde cemevi varsa araştırın, bakın o cemevinin arka planında bu tip insanlar vardır. O zalimlerin bu oyununu bozmanın tek yolu insanlara hakkı her zaman her yerde cesurca anlatmaktır. Fesadın böylesine her yeri kapladığı bir ortamda hak konusunda susmak günahtır.<br />
<br />
EĞER SUSARSANIZ ;<br />
UNUTMAYIN VE İYİ BİLİN Kİ; SİZİN BU SUSMANIZ YÜZÜNDEN SİZLERDEN GELECEK OLAN NESİLLERDE HELAK OLACAKTIR.<br />
<br />
alevisesi.com ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevilik ve Cami Anlayışı]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-alevilik-ve-cami-anlayisi.html</link>
			<pubDate>Wed, 04 Nov 2015 21:06:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-alevilik-ve-cami-anlayisi.html</guid>
			<description><![CDATA[Cami yada mescid genel ve bilinen anlamıyla toplanılan biraraya gelinen ve ibadet edilen yer anlamlarını ifade eder. Bektaşiler adına  CAMİ yada MESCİD denilsin bu tür yerelere karşıdırlar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bektaşi inançlarına göre cami yada mescid diye bir şey yoktur.Bektaşiler bu fikirlerini Anadolu da yaşayan Alevi toplumunada bulaştırmak için ellerinden geleni yapmışlar ve kısmende olsa Alevi toplumunu camiden soğutmayı başarmışlardır. Hatta daha da ileri giderek Alevileri camilerden nefret eder duruma getirmeye çalışmışlar ve  alternatif olarak CEMEVİ anlayışını benimsetmeyi kısmende olsa başarmışlardır.</span><br />
Bektaşiler bu oyunlarını oynarken iki olguyuçok iyi kullanmışlardır. BİRİNCİSİ Emevi, Abbasi ve Osmanlı döneminin iktidar  düşkünü sultanlarının camilerde Ehl-i Beyt’e saygısız davranmaları ve hatta küfür ettirmelerini, lahet yağdırmalarını, Mescid eşiklerine Ehl-i Beyt’in adlarını yazdırarak onların çiğnenmelerini sağlamalarını ve saltanatın çanak  yalayıcısı din adamlarının Alevilerinin katline fetva  vermeleri olaylarını çok iyi kullanarak Alevileri camilerden soğutmaya çalışmışlardır. İKİNCİSİ olarakda Bektaşiler her zaman yaptıkları gibi Kur’an ayetlerini çarpıtarak İslam’da cami yada mescid olmadığını  ve hatta Hz. Peygamberin  camileri yıktırdığını ispatlamaya çalışmışlardır. Bu nedenle de TEVBE S. 107. ve 108.  Ayetleri kullanmışlar ve Peygamberimizin mescidleri yıkmasına bu ayetleri örnek vermişlerdir. OYSAKİ Peygamberimizin yıktırdığı ve ayette anlatılan  DIRAR MESCİDİ bozgunculuk yapmak, inkarcılık yapmak, Allah’a ve Peygamberine savaş açmak için kurulmuş bir mesciddi ve Allah(cc) o mescide kimsenin  gitmemesi için vahyetmişti nitekim sözkonusu ayetin son bölümünde ise ’ALLAH’a KARŞI GELMEKTEN SAKINMAK İÇİN KURULAN MESCİDDE BULUNMAN DAHA UYGUNDUR.’ denmektedir.<br />
İşte Bektaşi dede ve babaları bu olayları çok iyi kullanarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevileri camilerden soğutmaya ve kendi çirkin emellerinin yaşatıldığı cemevlerine çekmeyi sağlamak istemişlerdi. Sonuçta Alevi toplumumuz CAMİ olayından soğur hale gelerek Oniki İmam yolunun bir temel taşından daha uzaklaşma eğilimine girmişti. </span> ELBETTE anlatılanların bir bölümü doğruydu yani saltanatçılar camileri iktidarları için kullanmışlar hak sahibi olan Ehl-i Beyt’e saygısızlıklar yapılmış, sultanların uşağı din adamları para yada makam için dinlerini satmışlardı. Bunlar doğru şeylerdi. ANCAK bütün bunlar Cami yada Mescid olayının yokluğu anlamına getirilemezdi. Söz doğruydu fakat bu sözü söylemelindeki maksat yanlıştı, amaçları doğru bir sözle batıl şeyler yapabilmekti. Kur’an ayetlerini işlerine geldiği gibi çarpıtarak yorumlama konusunda ise Bektaşilerin diğer saltanatçılardan hiç farkları yoktu ve sonuçta Anadolu’nun her yanındaki MAZLUM VE MASUM ALEVİ toplumuna bu sapık fikirler ulaştırıldı. HALBUKİ Allah(cc) Kur’anın bir çok ayetinde Mescidler yapılmasını namaz kılınmasını istemekteydi. BAKARA S. 114. ayetinde, TEVBE S.17-18. Ayetlerinde çok açık ve anlaşılır dille bu bütün kullardan istenmekteydi.<br />
’ALLAH’IN MESCİDLERİNDE O’nun isminin anılmasını yasaklayan ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden ZALİM kim vardır?’ , ’Allah’ın mescidlerini onarmak MÜŞRİKLERE DÜŞMEZ’  Allah’ın mescidlerini sadece Allah’a ve ahiret gününe inanan namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır ve işte bunlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler’ denmekteydi.<br />
Camiler ibadet edilen,  sohbet edilen  birlik ve beraberliğin temellerinin atıldığı yerlerdir. Rahmet, bereket ve hayır merkezleridir. Fakat aynı camilerin tefrika, fitne ve zulüm içinde kullanılması mümkündür. Fayda yada zarar kullanma şekline göre değişir. Faydalı bir ilaç dahi yanlış kullanılırsa zarar verebilir. İşte bu yüzden kötü niyetli yada yanlış kullanımları göstererek  Alevileri Cami’den soğutmaya çalışan Bektaşillerin bu tutumlarıda en az saltanatçıların tutumları kadar çirkindir.<br />
Peygamberimiz Medine’ye hicretinin hemen akabinde ham kerpiçten dörtgen şeklinde ve duvarları üç veya dört metre boyyunda bir mescid inşa ettirmişti ve bu mescidin çevresinede evler yapılmıştı. Çünkü Mekke’de müşrekler Peygamberimize mescid yapma fırsatını vermemişlerdi. Cami yada Mescid olayına hadislerle daha açıklık kazandırmakta mümkündür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ Hz. Peygamber buyuruyorki: </span>’Yeryüzünde en saygın ev dört tanedir. Kıble, Beytüll  Mukaddes, içerisinde  Kur’an okunan ev ve MESCİDLER.’<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ Hz. Hasan (as) buyuruyorki: </span>’ Mescide devamlı giden insanşu sekiz  hayırdan birine mutlaka uğrar. Temel bir konuyu açıklayan bir ayet öğrenir, Yararlı bir arkadaş bulur, Yeni bilgi elde eder, Umulan bir rahmete kavuşur, Hidayete eriştirecek veya aşağılıktan kurtaracak bir söz öğrenir veya Allah korkusundan yada utanarak günahlları terk eder.’ (Tuhef-ul Ukul,S,235)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ Hz. Cafer Sadık (as) buyuruyorki: </span>’Tevratta şöyle yazılıdır.(Allah buyuruyorki)  Yeryüzünde  benim evlerim mescidlerdir. O halde ne mutlu evinde temiz abdest aldıktan sonra beni ziyaret edenlere. Ziyaret edenlere ikram etmek de ziyaret edilenin üzerine bir haktır.’(Sevab’ul A’mal S.68)<br />
Elbette yukarıda sözü edilen mescidler HAKKIN KORKUSUZCA SÖYLENDİĞİ MESCİDLERDİR. Hz. Ali(as)’nin camide öldürüldüğünü bugün bilmeyen yoktur. Eğer Bektaşilerin dediği gibiyse O İmamımızın camide ne işi vardı? Bektaşilerin  dediği gibi Hz. Ali(as) Camide öldürüldü o halde camiye gitmeyiz mantığı doğru bir mantıkmıdır?<br />
Hz. Ali (as) Camide şehid olmayıpda nerede olacaktı? Elbetteki KABE’DE DOĞAN BİRİSİNE CAMİDE ŞEHADET YAKIŞACAKTI. Diyelimki babamız tarlayı sürerken kalb krizi geçirde ve öldü veya öldürüldü. Biz bir daha o tarlayı sürmeyelim mi? Yada bir yakınımız trafik kazası geçirdi diye bir daha araçlara binmeyecekmiyiz? İşte Çorum’da kurulan EHL-İ BEYT cami sözlerimize en güzel örnektir. Camiyi Çorum’da yaşayan Alevi toplumu kurmuş ve içerisinde de Oniki İmamların mezhebi yani CAFERİ MEZHEBİ YAŞANMAKTADIR. Günde üç vakit namaz kılınmakta ve ezanında günde üç vakit ALİYYEN VELİYYULLAH denmektedir. Gerek cami gerek yönetimi ve gerekse hocaları diyanetten bağımsız olarak özgürce çalışmaktadır. Çorum EHL-İ BEYT CAMİİ Çorum’da yaşayan Alevi  toplumunun inançlarını istedikleri gibi özgürce yaşamalarına birlik ve beraberliğe dayanışmaya yardımcı olmaktadır.NEDEN DİĞER ALEVİ TOPLULUKLARININDA  BU TÜR CAMİLERİ OLMASIN? Bu bizlerin en doğal hakkıdır.<br />
Bizler diyanet camilerine gitmek zorunda değiliz. Bizler Alevileri sünnileştirmek amacıyla köylerimize camiler yapan diyanet ve onların yardımcılarının peşinde durmak zorunda değiliz. Eğer ülkemizde Oniki İmam yolunun yayılmasını istiyorsak, EĞER Alevilerin birlik ve beraberliğini istiyorsak, EĞER huzuru mahşerde Oniki İmamların yüzlerine onurla bakmak istiyorsak yaşadığımız bölgelere diyanet’den bağımsız ve içerisinde Oniki İmam mezhebinin uygulandığı yani Caferi Mezhebine göre abdest alınan, namaz kılınan, ezan okunan, ibadet edilen camileri biran önce yapmak zorundayız.<br />
İçinde yaşadığımız yıllar çok önemlidir. Bir yanda diyanet bizi sünnileştirmeye çalışırken diğer yandan da Bektaşiler Cemevleriyle bizleri uyutmaya çalışmaktadırlar. İşte bu iki oyundanda kurtulmanın izzet ve şeref içerisinde yaşamanın tekyolu KENDİ YAPACAĞIMIZ BAĞIMSIZ CAMİLERDİR. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ONİKİ İMAM YOLU ANCAK CAMİLERDE YAŞATILABİLİR.</span><br />
Kısaca  özetlemek istiyoruz:<br />
Bektaşillerin, dedelerinin ve babalarının Cemevleri fikirleri bize yıllardır lekeden başka bir şey getirmemiştir ve bundan sonra da getirmeyecektir. Bugüne kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bektaşilerin Cem adı altın yaptırdıkları şeylerin Alevilikle ilgisi yoktur.</span> Cem adı altında yapılan ve adına ibadet denilen şeylerin ibadetle de ilgileri yoktur.Bunlar bizlere bugüne kadar hiç bir şey vermemiştir ve bundan sonrada veremez. Bizi sömürmekten ve uyutmaktan başkada bir şey sağlamayacaktır. Bu oyunlar bizi oyalamaya ve kullanmaya yönelik siyasi oyunlardır. Diyanetin ve ordularının camilerininde Alevilere verecekleri bir şey yoktur. Bunlarda sünnileştirmeye yönelik, asimile etmeye yönelik oyunlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nde insanlar istedikleri dini ve mezhebi seçebilirler.  Aleviler sünnileşmek zorunda değildir. BİZLERE NE DİYANET VE DİYANET CAMİLERİ NE DE ONLARIN CEMEVLERİ GEREKMEZ.<br />
ALEVİ TOPLUMUMUZUN EN ÖNELİ İHTİYACI BİR MERKEZİ YAPIYA SAHİP OLMALARIDIR. BU MERKEZİDE BİZE BAĞIMSIZ, ÖZERK, İÇERİSİNDE ONİKİ İMAM MEZHEBİNİN YAŞATILDIĞI EZANINDA ALİYYEN  VELİYYULLAH DENİLEN CAFERİ MEZHEBİNE GÖRE ABDEST ALINIP, NAMAZ KILINAN EHL-İ BEYT CAMİLERİMİZ SAĞLAYACAKTIR. ALEVİLERİN BİRLİK  VE BERABERLİĞİ, İZZET VE ŞEREFİ ANCAK BU TÜR CAMİLERLE SAĞLANABİLİR.<br />
ALEVİ TOPLUMUMUZA SESLENİYORUZ:<br />
YA DİYANETTEN BAĞIMSIZ KENDİ CAMİLERİMİZİ BİRAN ÖNCE KURALIM, YADA BU TÜR CAMİLERİ KURABİLECEĞİMİZ YERLERE HİCRET EDELİM.<br />
<br />
alevisesi.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cami yada mescid genel ve bilinen anlamıyla toplanılan biraraya gelinen ve ibadet edilen yer anlamlarını ifade eder. Bektaşiler adına  CAMİ yada MESCİD denilsin bu tür yerelere karşıdırlar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bektaşi inançlarına göre cami yada mescid diye bir şey yoktur.Bektaşiler bu fikirlerini Anadolu da yaşayan Alevi toplumunada bulaştırmak için ellerinden geleni yapmışlar ve kısmende olsa Alevi toplumunu camiden soğutmayı başarmışlardır. Hatta daha da ileri giderek Alevileri camilerden nefret eder duruma getirmeye çalışmışlar ve  alternatif olarak CEMEVİ anlayışını benimsetmeyi kısmende olsa başarmışlardır.</span><br />
Bektaşiler bu oyunlarını oynarken iki olguyuçok iyi kullanmışlardır. BİRİNCİSİ Emevi, Abbasi ve Osmanlı döneminin iktidar  düşkünü sultanlarının camilerde Ehl-i Beyt’e saygısız davranmaları ve hatta küfür ettirmelerini, lahet yağdırmalarını, Mescid eşiklerine Ehl-i Beyt’in adlarını yazdırarak onların çiğnenmelerini sağlamalarını ve saltanatın çanak  yalayıcısı din adamlarının Alevilerinin katline fetva  vermeleri olaylarını çok iyi kullanarak Alevileri camilerden soğutmaya çalışmışlardır. İKİNCİSİ olarakda Bektaşiler her zaman yaptıkları gibi Kur’an ayetlerini çarpıtarak İslam’da cami yada mescid olmadığını  ve hatta Hz. Peygamberin  camileri yıktırdığını ispatlamaya çalışmışlardır. Bu nedenle de TEVBE S. 107. ve 108.  Ayetleri kullanmışlar ve Peygamberimizin mescidleri yıkmasına bu ayetleri örnek vermişlerdir. OYSAKİ Peygamberimizin yıktırdığı ve ayette anlatılan  DIRAR MESCİDİ bozgunculuk yapmak, inkarcılık yapmak, Allah’a ve Peygamberine savaş açmak için kurulmuş bir mesciddi ve Allah(cc) o mescide kimsenin  gitmemesi için vahyetmişti nitekim sözkonusu ayetin son bölümünde ise ’ALLAH’a KARŞI GELMEKTEN SAKINMAK İÇİN KURULAN MESCİDDE BULUNMAN DAHA UYGUNDUR.’ denmektedir.<br />
İşte Bektaşi dede ve babaları bu olayları çok iyi kullanarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevileri camilerden soğutmaya ve kendi çirkin emellerinin yaşatıldığı cemevlerine çekmeyi sağlamak istemişlerdi. Sonuçta Alevi toplumumuz CAMİ olayından soğur hale gelerek Oniki İmam yolunun bir temel taşından daha uzaklaşma eğilimine girmişti. </span> ELBETTE anlatılanların bir bölümü doğruydu yani saltanatçılar camileri iktidarları için kullanmışlar hak sahibi olan Ehl-i Beyt’e saygısızlıklar yapılmış, sultanların uşağı din adamları para yada makam için dinlerini satmışlardı. Bunlar doğru şeylerdi. ANCAK bütün bunlar Cami yada Mescid olayının yokluğu anlamına getirilemezdi. Söz doğruydu fakat bu sözü söylemelindeki maksat yanlıştı, amaçları doğru bir sözle batıl şeyler yapabilmekti. Kur’an ayetlerini işlerine geldiği gibi çarpıtarak yorumlama konusunda ise Bektaşilerin diğer saltanatçılardan hiç farkları yoktu ve sonuçta Anadolu’nun her yanındaki MAZLUM VE MASUM ALEVİ toplumuna bu sapık fikirler ulaştırıldı. HALBUKİ Allah(cc) Kur’anın bir çok ayetinde Mescidler yapılmasını namaz kılınmasını istemekteydi. BAKARA S. 114. ayetinde, TEVBE S.17-18. Ayetlerinde çok açık ve anlaşılır dille bu bütün kullardan istenmekteydi.<br />
’ALLAH’IN MESCİDLERİNDE O’nun isminin anılmasını yasaklayan ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden ZALİM kim vardır?’ , ’Allah’ın mescidlerini onarmak MÜŞRİKLERE DÜŞMEZ’  Allah’ın mescidlerini sadece Allah’a ve ahiret gününe inanan namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır ve işte bunlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler’ denmekteydi.<br />
Camiler ibadet edilen,  sohbet edilen  birlik ve beraberliğin temellerinin atıldığı yerlerdir. Rahmet, bereket ve hayır merkezleridir. Fakat aynı camilerin tefrika, fitne ve zulüm içinde kullanılması mümkündür. Fayda yada zarar kullanma şekline göre değişir. Faydalı bir ilaç dahi yanlış kullanılırsa zarar verebilir. İşte bu yüzden kötü niyetli yada yanlış kullanımları göstererek  Alevileri Cami’den soğutmaya çalışan Bektaşillerin bu tutumlarıda en az saltanatçıların tutumları kadar çirkindir.<br />
Peygamberimiz Medine’ye hicretinin hemen akabinde ham kerpiçten dörtgen şeklinde ve duvarları üç veya dört metre boyyunda bir mescid inşa ettirmişti ve bu mescidin çevresinede evler yapılmıştı. Çünkü Mekke’de müşrekler Peygamberimize mescid yapma fırsatını vermemişlerdi. Cami yada Mescid olayına hadislerle daha açıklık kazandırmakta mümkündür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ Hz. Peygamber buyuruyorki: </span>’Yeryüzünde en saygın ev dört tanedir. Kıble, Beytüll  Mukaddes, içerisinde  Kur’an okunan ev ve MESCİDLER.’<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ Hz. Hasan (as) buyuruyorki: </span>’ Mescide devamlı giden insanşu sekiz  hayırdan birine mutlaka uğrar. Temel bir konuyu açıklayan bir ayet öğrenir, Yararlı bir arkadaş bulur, Yeni bilgi elde eder, Umulan bir rahmete kavuşur, Hidayete eriştirecek veya aşağılıktan kurtaracak bir söz öğrenir veya Allah korkusundan yada utanarak günahlları terk eder.’ (Tuhef-ul Ukul,S,235)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’ Hz. Cafer Sadık (as) buyuruyorki: </span>’Tevratta şöyle yazılıdır.(Allah buyuruyorki)  Yeryüzünde  benim evlerim mescidlerdir. O halde ne mutlu evinde temiz abdest aldıktan sonra beni ziyaret edenlere. Ziyaret edenlere ikram etmek de ziyaret edilenin üzerine bir haktır.’(Sevab’ul A’mal S.68)<br />
Elbette yukarıda sözü edilen mescidler HAKKIN KORKUSUZCA SÖYLENDİĞİ MESCİDLERDİR. Hz. Ali(as)’nin camide öldürüldüğünü bugün bilmeyen yoktur. Eğer Bektaşilerin dediği gibiyse O İmamımızın camide ne işi vardı? Bektaşilerin  dediği gibi Hz. Ali(as) Camide öldürüldü o halde camiye gitmeyiz mantığı doğru bir mantıkmıdır?<br />
Hz. Ali (as) Camide şehid olmayıpda nerede olacaktı? Elbetteki KABE’DE DOĞAN BİRİSİNE CAMİDE ŞEHADET YAKIŞACAKTI. Diyelimki babamız tarlayı sürerken kalb krizi geçirde ve öldü veya öldürüldü. Biz bir daha o tarlayı sürmeyelim mi? Yada bir yakınımız trafik kazası geçirdi diye bir daha araçlara binmeyecekmiyiz? İşte Çorum’da kurulan EHL-İ BEYT cami sözlerimize en güzel örnektir. Camiyi Çorum’da yaşayan Alevi toplumu kurmuş ve içerisinde de Oniki İmamların mezhebi yani CAFERİ MEZHEBİ YAŞANMAKTADIR. Günde üç vakit namaz kılınmakta ve ezanında günde üç vakit ALİYYEN VELİYYULLAH denmektedir. Gerek cami gerek yönetimi ve gerekse hocaları diyanetten bağımsız olarak özgürce çalışmaktadır. Çorum EHL-İ BEYT CAMİİ Çorum’da yaşayan Alevi  toplumunun inançlarını istedikleri gibi özgürce yaşamalarına birlik ve beraberliğe dayanışmaya yardımcı olmaktadır.NEDEN DİĞER ALEVİ TOPLULUKLARININDA  BU TÜR CAMİLERİ OLMASIN? Bu bizlerin en doğal hakkıdır.<br />
Bizler diyanet camilerine gitmek zorunda değiliz. Bizler Alevileri sünnileştirmek amacıyla köylerimize camiler yapan diyanet ve onların yardımcılarının peşinde durmak zorunda değiliz. Eğer ülkemizde Oniki İmam yolunun yayılmasını istiyorsak, EĞER Alevilerin birlik ve beraberliğini istiyorsak, EĞER huzuru mahşerde Oniki İmamların yüzlerine onurla bakmak istiyorsak yaşadığımız bölgelere diyanet’den bağımsız ve içerisinde Oniki İmam mezhebinin uygulandığı yani Caferi Mezhebine göre abdest alınan, namaz kılınan, ezan okunan, ibadet edilen camileri biran önce yapmak zorundayız.<br />
İçinde yaşadığımız yıllar çok önemlidir. Bir yanda diyanet bizi sünnileştirmeye çalışırken diğer yandan da Bektaşiler Cemevleriyle bizleri uyutmaya çalışmaktadırlar. İşte bu iki oyundanda kurtulmanın izzet ve şeref içerisinde yaşamanın tekyolu KENDİ YAPACAĞIMIZ BAĞIMSIZ CAMİLERDİR. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ONİKİ İMAM YOLU ANCAK CAMİLERDE YAŞATILABİLİR.</span><br />
Kısaca  özetlemek istiyoruz:<br />
Bektaşillerin, dedelerinin ve babalarının Cemevleri fikirleri bize yıllardır lekeden başka bir şey getirmemiştir ve bundan sonra da getirmeyecektir. Bugüne kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bektaşilerin Cem adı altın yaptırdıkları şeylerin Alevilikle ilgisi yoktur.</span> Cem adı altında yapılan ve adına ibadet denilen şeylerin ibadetle de ilgileri yoktur.Bunlar bizlere bugüne kadar hiç bir şey vermemiştir ve bundan sonrada veremez. Bizi sömürmekten ve uyutmaktan başkada bir şey sağlamayacaktır. Bu oyunlar bizi oyalamaya ve kullanmaya yönelik siyasi oyunlardır. Diyanetin ve ordularının camilerininde Alevilere verecekleri bir şey yoktur. Bunlarda sünnileştirmeye yönelik, asimile etmeye yönelik oyunlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nde insanlar istedikleri dini ve mezhebi seçebilirler.  Aleviler sünnileşmek zorunda değildir. BİZLERE NE DİYANET VE DİYANET CAMİLERİ NE DE ONLARIN CEMEVLERİ GEREKMEZ.<br />
ALEVİ TOPLUMUMUZUN EN ÖNELİ İHTİYACI BİR MERKEZİ YAPIYA SAHİP OLMALARIDIR. BU MERKEZİDE BİZE BAĞIMSIZ, ÖZERK, İÇERİSİNDE ONİKİ İMAM MEZHEBİNİN YAŞATILDIĞI EZANINDA ALİYYEN  VELİYYULLAH DENİLEN CAFERİ MEZHEBİNE GÖRE ABDEST ALINIP, NAMAZ KILINAN EHL-İ BEYT CAMİLERİMİZ SAĞLAYACAKTIR. ALEVİLERİN BİRLİK  VE BERABERLİĞİ, İZZET VE ŞEREFİ ANCAK BU TÜR CAMİLERLE SAĞLANABİLİR.<br />
ALEVİ TOPLUMUMUZA SESLENİYORUZ:<br />
YA DİYANETTEN BAĞIMSIZ KENDİ CAMİLERİMİZİ BİRAN ÖNCE KURALIM, YADA BU TÜR CAMİLERİ KURABİLECEĞİMİZ YERLERE HİCRET EDELİM.<br />
<br />
alevisesi.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevilere Müslüman diyebilir miyiz?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-alevilere-musluman-diyebilir-miyiz--50006.html</link>
			<pubDate>Thu, 08 Oct 2015 00:18:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-alevilere-musluman-diyebilir-miyiz--50006.html</guid>
			<description><![CDATA[Alevilere Müslüman diyebilir miyiz?<br />
<br />
Aslında bir Müslüman’ın veya bir tarikatın Hz. Ali (ra) muhabbetini meslek ve meşrebine esas almasının dinen hiçbir mahzuru yoktur. Diğer sahabelere tecâvüz etmemek, Kur'an ve sünnetin ışığında namazını kılmak, orucunu tutmak ve diğer sorumluluklarını yerine getirmek kaydı ile, Hz. Ali (ra) ve Ehl-i Beyt muhabbetini rehber edinmenin hiçbir sakıncası yoktur. Gerçek şu ki, Kitap ve sünneti bilen ve gereği gibi yaşayan hakiki bir Alevi, ancak Allah Teâlâ'yı ma'bÃ»d olarak tanır. Kendisini, İslâmiyet’in bir ferdi olarak bilir, Peygamberimizi (asm), en son peygamber, Kur'ân-ı Kerim'i de son semavi kitap kabul eder.<br />
<br />
Bu sun’i ayrılığın ortadan kalkmasının tek yolu, Kur'an'ın ışığı altına girmek ve O'nu yegâne ölçü kabul etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerim'de,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız...’ </span>(Ãl-i İmran, 3/103) buyurmakla, bütün Müslümanların Kur'an etrafında toplanmasını emretmektedir.<br />
<br />
Bu anlayış içinde sualin cevabını vermeye çalışacalım.<br />
<br />
Önce Aleviliğin ne olduğunu belirlememiz gerekir ki, hü*küm vermekte isabet edelim. Gerçekten de Alevilik nedir? Evet, cevabını aradığımız soru budur. Aleviliğin ne olduğunu belirleyebilsek mesele biter.<br />
<br />
- Alevilik Kur'ân'ın dışında ola*maz. Sünnetin zıddına anlaşıla*maz. Peygamber Efendimiz (asm)'in yaşayışına ters şekilde yorumlana*maz, Alevilik'te namaz, oruç, hac, zekât gibi dini emirlerin hepsi de vardır ve mevcuttur. Aksini iddia edenler Aleviliği kendi maksatlarına âlet etmek isteyenler*dir. Onların oyununa gelinmemeli, Aleviliği İslâm'ın dışında göstermek isteyenlere itibar edilmemelidir...<br />
<br />
Alevilik böyleyse bir diyeceğimiz olmaz. Din kardeşi anlayı*şı içinde bakarız kendilerine, hatta bir kısım kusur ve noksan*larını da görmezlikten geliriz. Çünkü hepimizde vardır kusur ve amel eksikleri...<br />
<br />
Ancak böyle değil de, alevilik bazılarının iddia ettikleri gibi ise... Yani:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz, oruç, zekât yoksa; ibadetlerini sadece bir kalb, gönül meselesi telâkki ediyor, beş vakit namazı inkarda bulu*nuyorlarsa: Resulüllah (asm)'ın raşid halifelerine hürmetsizliği esas alıyor, bazı tarihi olayları günümüze taşıyarak düşmanlığı canlı tutmayı düşünüyorlarsa; bilhassa farz olan guslü kabul etmi*yor, cünüblükten sonra yıkanmayı uygun bulmuyorlarsa, böyle insanlara müslüman demek mümkün değildir. </span><br />
<br />
Kur'ân'ı kutsal kitabımız olarak esas alıyorlarsa, Kur'ân'ın mânâsının sünnette açıklandığını kabul ediyorlarsa, Resulüllah (asm)'ın ve Ehl-i Beytin yaşayışını örnek biliyorlarsa, aramızda temelde ayrılık yok demektir. Diğer farklılıkları hoşgörmek mümkün olabilir.<br />
<br />
Farzları kabul eden kimse mü'mindir. Kabul etmeyen ise in*karcı konumundadır. Bunu tesbit ise, görüşüp konuşmakla mümkün olur. Görüşüp konuşmadan kestirip atmak peşin hü*kümlülük olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu şartlara uyan bir Alevi, ehli imandır</span>. Bu bakımdan her kesimde olduğu gibi aleviler içerisinde de Müslüman ve gayri müslimler bulunmaktadır.<br />
<br />
ResÃ»lüllah (asm)'ın damat ve kayınpederliğe lâyık bulduklarını sevmek ve saymak bizim görevimizdir.<br />
<br />
sorularlaislamiyet.com/article/14551/alevilere-musluman-diyebilir-miyiz.html]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alevilere Müslüman diyebilir miyiz?<br />
<br />
Aslında bir Müslüman’ın veya bir tarikatın Hz. Ali (ra) muhabbetini meslek ve meşrebine esas almasının dinen hiçbir mahzuru yoktur. Diğer sahabelere tecâvüz etmemek, Kur'an ve sünnetin ışığında namazını kılmak, orucunu tutmak ve diğer sorumluluklarını yerine getirmek kaydı ile, Hz. Ali (ra) ve Ehl-i Beyt muhabbetini rehber edinmenin hiçbir sakıncası yoktur. Gerçek şu ki, Kitap ve sünneti bilen ve gereği gibi yaşayan hakiki bir Alevi, ancak Allah Teâlâ'yı ma'bÃ»d olarak tanır. Kendisini, İslâmiyet’in bir ferdi olarak bilir, Peygamberimizi (asm), en son peygamber, Kur'ân-ı Kerim'i de son semavi kitap kabul eder.<br />
<br />
Bu sun’i ayrılığın ortadan kalkmasının tek yolu, Kur'an'ın ışığı altına girmek ve O'nu yegâne ölçü kabul etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerim'de,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">’Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız...’ </span>(Ãl-i İmran, 3/103) buyurmakla, bütün Müslümanların Kur'an etrafında toplanmasını emretmektedir.<br />
<br />
Bu anlayış içinde sualin cevabını vermeye çalışacalım.<br />
<br />
Önce Aleviliğin ne olduğunu belirlememiz gerekir ki, hü*küm vermekte isabet edelim. Gerçekten de Alevilik nedir? Evet, cevabını aradığımız soru budur. Aleviliğin ne olduğunu belirleyebilsek mesele biter.<br />
<br />
- Alevilik Kur'ân'ın dışında ola*maz. Sünnetin zıddına anlaşıla*maz. Peygamber Efendimiz (asm)'in yaşayışına ters şekilde yorumlana*maz, Alevilik'te namaz, oruç, hac, zekât gibi dini emirlerin hepsi de vardır ve mevcuttur. Aksini iddia edenler Aleviliği kendi maksatlarına âlet etmek isteyenler*dir. Onların oyununa gelinmemeli, Aleviliği İslâm'ın dışında göstermek isteyenlere itibar edilmemelidir...<br />
<br />
Alevilik böyleyse bir diyeceğimiz olmaz. Din kardeşi anlayı*şı içinde bakarız kendilerine, hatta bir kısım kusur ve noksan*larını da görmezlikten geliriz. Çünkü hepimizde vardır kusur ve amel eksikleri...<br />
<br />
Ancak böyle değil de, alevilik bazılarının iddia ettikleri gibi ise... Yani:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz, oruç, zekât yoksa; ibadetlerini sadece bir kalb, gönül meselesi telâkki ediyor, beş vakit namazı inkarda bulu*nuyorlarsa: Resulüllah (asm)'ın raşid halifelerine hürmetsizliği esas alıyor, bazı tarihi olayları günümüze taşıyarak düşmanlığı canlı tutmayı düşünüyorlarsa; bilhassa farz olan guslü kabul etmi*yor, cünüblükten sonra yıkanmayı uygun bulmuyorlarsa, böyle insanlara müslüman demek mümkün değildir. </span><br />
<br />
Kur'ân'ı kutsal kitabımız olarak esas alıyorlarsa, Kur'ân'ın mânâsının sünnette açıklandığını kabul ediyorlarsa, Resulüllah (asm)'ın ve Ehl-i Beytin yaşayışını örnek biliyorlarsa, aramızda temelde ayrılık yok demektir. Diğer farklılıkları hoşgörmek mümkün olabilir.<br />
<br />
Farzları kabul eden kimse mü'mindir. Kabul etmeyen ise in*karcı konumundadır. Bunu tesbit ise, görüşüp konuşmakla mümkün olur. Görüşüp konuşmadan kestirip atmak peşin hü*kümlülük olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu şartlara uyan bir Alevi, ehli imandır</span>. Bu bakımdan her kesimde olduğu gibi aleviler içerisinde de Müslüman ve gayri müslimler bulunmaktadır.<br />
<br />
ResÃ»lüllah (asm)'ın damat ve kayınpederliğe lâyık bulduklarını sevmek ve saymak bizim görevimizdir.<br />
<br />
sorularlaislamiyet.com/article/14551/alevilere-musluman-diyebilir-miyiz.html]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["kürtlerin alevi katliamlari"]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kurtlerin-alevi-katliamlari.html</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jul 2015 22:51:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=11100">SuLTann</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kurtlerin-alevi-katliamlari.html</guid>
			<description><![CDATA[ Türkiye Cumhuriyeti ile ümmetçi bir Osmanlı devlet yapısından milli bir devlet yapısına geçilmiştir. Her ülkede kendi koşullarına göre var olan üst kimlik, Osmanlı'da ümmetçi dini kimlik iken Türkiye Cumhuriyeti'nde laik milli kimlik olmuştur.<br />
Bölücü Kürtçü siyaset, Alevi toplumunu güdümüne alıp Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı aşılamaya ve çeşitli kesimleri kendine eklemlendirmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda Cumhuriyet dönemindeki Kürtçü ve bölücü karakterli isyanlara karşı verilen tepkiler, Aleviler hedef alınmış gibi yansıtılmak istenmektedir. Terör teşkilatı PKK ve uzantıları da kendilerini Alevi topluluklarının hamisiymiş gibi göstermeye çalışmaktadır.<br />
Oysa tarihi gerçekler PKK'nın bu yalanlarından çok farklıdır.<br />
<br />
Gerek Türklük gerekse Alevilik bakımından en yıkıcı dönem, Yavuz Sultan Selim dönemine denk gelmektedir.<br />
Pek çok kaynakta Yavuz'un babası 2. Beyazıt’ın Bektaşi olduğundan, Şah İsmail'e "oğlum", Şah İsmail'in de kendisine "baba" dediğinden ve hatta Hacı Bektaş Ardalarından Balım Sultan’ın kendisine kuşak bağlamasından ve Bektaşi toplumuyla ilişkilerini düzenli yürüttüğünden söz edilmesi de son derece önemli bir bilgidir.<br />
<br />
II. Beyazıt’ın Alevilerle ilişkisini yerinde görmeyen Şehzade Selim, "Pederimle görüşüp ahvali, devlete sözlü arz etmek zaruri bir iştir.’ diyerek İstanbul’a kadar gitmiş ve neticede işi babasına kılıç çekmeye kadar götürmüştür.<br />
Tarihimizde Kürtlerin Alevi katliamları, Şafi Kürt Nureddin Müftü El Hamza'nın Şeyhülislamlığı ile başlar. Yavuz Sultan Selim'in Şeyhülislam'ı olan Şafi Kürt El Hamza verdiği fetvalarda şu ifadeleri kullanmıştır:<br />
"Aleviler İslam'ı yok etmeye çalışır, kafir ve dinsizdirler, bunları öldürüp toplumlarını darmadağın etmek bütün Müslümanlara vacip ve farzdır, bunu yaparken ölenler şehittir, bunların hali kafirlerin halinden daha fena ve çirkindir çünkü bunların kestikleri mundardır, nikahları batıldır, malları, kadınları ve dahi çocukları helaldir, onlara gidenler dahi öldürülmelidir, bunlar hem dinsiz hem bozguncu olduklarından katledilmeleri her iki yönden vaciptir."<br />
(Prof. Dr. Şehabettin Tekindağ, "Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı 22, s. 17, 1968)<br />
<br />
Yavuz Selim'in veziri olan ve yine Şeyhülislamlık yapmış olan bir başka Şafi Kürt İbn-i Kemal (Kemalpaşazade Ahmet Şemsettin Efendi) ise Aleviler için verdiği fetvada şunları söyler:<br />
"Kafirliklerinden şüphe etmiyoruz. Yöreleri Dar'ül Harp'tir. Erkeklerinin ve kadınlarının nikahı geçer*sizdir. Onların çocuklarının her biri zina çocuğudur. Onlardan birinin kestiği hayvan mundar, onların kadınları ve çocukları helal olur. Erkeklerine ge*lince öldürülmeleri vaciptir."<br />
(Mecımüa-i Resal, Süleymaniye Kütüphanesi, Pertev Paşa kısmı No:621)<br />
Bu fetvayı veren İbn-i Kemal'in Alevi katliamlarında başrol oynayan Şafi Kürtlerden olan İdris-i Bitlisi'nin Heşt-Behişt adlı eserini tercüme etmiş olması da oldukça dikkat çekicidir.<br />
Anadolu'daki ilk yoğun Kürt toplulukları, Osmanlı-Safevi savaşları sırasında, Osmanlı’nın isteğiyle "Safevilere karşı cephe kurmak maksadıyla’; Kuzey İran’dan Anadolu'ya taşınarak yerleştirilir. Bu nüfus hareketinin sebep ve sonuçları, bilindiği gibi günümüze değin sarkan problemlerimizin ilk sahneleri olmuştur.<br />
1514 Çaldıran Savaşı’nda İdris-i Bitlisi liderliğindeki Kürt aşiret reisleri, Şah İsmail’in liderliğindeki Türklerin Safevi Devleti ordularına karşı Osmanlı’ya destek olmuşlardır. Dönemin Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Kürtlerin bu yardımlarını ödüllendirmiş ve bugünkü İran'ın dağlarından getirilerek Güneydoğu Anadolu’ya yerleştirilen Kürt aşiretlerine ’bir tür özerklik’ vermiştir.<br />
<br />
Şafi Kürt Nureddin Müftü El Hamza'nın Şeyhülislamlığı, Şafi Kürt İbn-i Kemal (Kemalpaşazade Ahmet Şemsettin Efendi)'in vezirliği ve Şafi Kürt İdris-i Bitlisi'nin aşiretler reisliği döneminde Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrasında Anadolu'da Alevi katliamı yapılır.<br />
Pek çok kaynak Anadolu genelindeki bu katliamlarda öldürülen Alevi sayısının 40.000 olduğunu ifade eder.<br />
(40 bin nüfus demek, o tarihin Anadolu’sunda yaklaşık 4 büyük şehrin nüfusu demektir. Aynı tarihte Trabzon’un nüfusu 10 bindir.)<br />
Bu katliamlar, huzursuzluğu artırınca Doğu Anadolu’da ’düzenin sağlanması’ görevi Şafi Kürt İdris-i Bitlisi’ye verilir. İdris-i Bitlisi de 25 Kürt aşiretini bir araya getirerek onları, ’Alevilerin kökünü kazımaya’ teşvik etmiştir.<br />
İdris-i Bitlisi’nin önerisi üzerine, mezarı Diyarbakır'da olan Enderun devşirmelerinden Bıyıklı Mehmed Ağa, Diyarbakır bölgesi beylerbeyi yapılmıştır. Yavuz, yayınladığı bir fermanla 33 Kürt beyine derebeylik hakkı vermiştir. Bu hak sayesinde Kürt aşiret beyleri, bulundukları köyün veya kasabanın sahibi olmuşlardır.<br />
<br />
İdris-i Bitlisi’nin ’Selim Şahnamesi’nde yazdığına göre, ’40 bin Alevi'nin başı kesilmiştir.’ Şafi Kürt İdiris-i Bitlisi, ’Bir şafi Kürt ne kadar günahkar olursa olsun 7 Alevi Türkmen öldürürse cennete gider.’ diyecek kadar sapkındır. Binlerce ’Alevi Türkmen’ İdiris-i Bitlisi gibilerin katliamından kurtulmak için ’Kürt’ kılığına bürünmüştür.<br />
Yavuz Sultan Selim’in ’Kürtleri, Alevilere karşı kullanma karşılığında’ Kürtlere verdiği ayrıcalıkları, oğlu Kanuni Sultan Süleyman da devam ettirmiştir.<br />
Aşağıdaki ferman Kanuni Sultan Süleyman’a aittir:<br />
’ (’) Yavuz Sultan Selim zamanında Alevi Türkmenlerin yenilmesinde faideler gösteren Kürt beylerine, gerek devlete karşı gösterdikleri öz kulluk ve dilaverlikleri karşılığı olarak ve gerekse kendilerinin vaki müracaatları göz önüne alınarak her birinin öteden beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan eyalet ve kaleler, geçmiş zamandan beri yurtları ve ocakları olduğu gibi, ayrı ayrı beratlarla ihsan edilen yerleri de kendilerine verilip mutasarrıf oldukları eyaletler, kaleleri, şehirleri, köyleri ve mezraları bütün mahsulleriyle oğuldan oğula intikal etmek şartıyla kendilerine temlik (mülk) ihsan edilmiştir.’<br />
<br />
(Topkapı Sarayı Arşivi, E-11969 sayılı evrak)<br />
Hem Kanuni Sultan Süleyman'ın hem de Kanuni'nin oğlu II. Selim'in Şeyhülislam'ı ise yine bir Şafi Kürt Ebussuud Efendi olmuştur.<br />
Şafi Kürt Ebussud'un fetvaları da kendinden önceki Kürt Şeyhülislamların ifadelerini tekrar etmekte ve Alevi katliamını şer'an vacip görmekte ve bir adım daha ileri giderek yedi Alevi öldürene cennetin anahtarının verileceğini vaat etmektedir.<br />
Anadolu'daki bu Alevi katliamları asırlarca sürmüş yeni bir saldırı dalgası da Hamidiye Alayları ile gelmiştir. II. Abdülhamit döneminde Şafi Kürt aşiret reisleri 26 alay kurar. Bu alaylara giren Kürtler uzun ve tehlikeli askerlikten ve vergi vermekten muaf olurlar. Alayların subayları ise İstanbul'da askeri eğitim görmüş Kürt aşiret çocuklarından oluşacaktır. Bu ihtiyacı karşılamak için İstanbul'da Aşiret Mektebi adıyla askeri eğitim veren okullar kurulur. Bu Kürt subaylar gösterdikleri başarılar ile üst mertebelere çıkabileceklerdir.<br />
<br />
Şafi Kürtlerden oluşturulan ve Ruslara karşı kurulan Hamidiye Alayları amacına uygun faaliyette bulunmaz. Hamidiye Alayları daha çok eşkıyalık yapar. Alevi köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk ve katliamlar, tecavüzler yaparlar. Hamidiye Alayları'nda Kürtçü ve ayrılıkçı hareketler de filizlenip örgütlenmeye başlamıştır.<br />
(M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi)<br />
Bütün bu olaylar karşısında Aşiret Mektebi Müdürü Kolağası (Yüzbaşı) Kamil Bey "Bunlar aşiret değil haşerat!’ diyecektir. Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra iktidara geçen İttihat ve Terakki Fırkası, Hamidiye Alayları teşkilatını lağveder.<br />
İşte böylece Kürtlerin Alevi katliamlarının kanlı sürecinden geçilerek Cumhuriyet dönemine gelinmiş olur.<br />
Tekrar edelim:<br />
Bölücü Kürtçü siyaset Alevi toplumunu güdümüne alıp Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı aşılamaya ve çeşitli kesimleri kendine eklemlendirmeye çalışmaktadır.<br />
<br />
Osmanlı dönemindeki belli başlı ayrılıkçı Kürt isyanları şunlardır:<br />
1. Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806-1808,Süleymaniye)<br />
2. Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Süleymaniye)<br />
3. Dersim (Tunceli) Aşiretleri İsyanı (1818-1820, Dersim-Tunceli)<br />
4. Revaduz Yezidi İsyanı (1830-1833, Hakkari ve çevresi)<br />
5. Mir Muhammet İsyanı (1832-1833, Soran)<br />
6. Kör Mehmet Paşa İsyanı (1830-1833, Erbil, Musul, Şirvan) <br />
7. Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır) <br />
8. Bedirhan Bey İsyanı (1843-1847, Hakkari ve çevresi) <br />
9. Yezdan İzzettin Şer İsyanı (1855, Bitlis) <br />
10. Bedirhan Osman Paşa İsyanı (1877-1878, Cizre ve Midyat) <br />
11. Şeyh Ubeydullah İsyanı (1880, Hakkari, Şemdinli) <br />
12. Emin Ali Bedirhan İsyanı (1889, Erzincan) <br />
13. Bedirhani Halil ve Ali Remo İsyanı (1912, Mardin) <br />
14. Molla Selim ve Şeyh Şehabettin İsyanı (1913-1914, Bitlis)<br />
<br />
Cumhuriyet dönemindeki belli başlı ayrılıkçı Kürt isyanları ise şunlardır:<br />
1. Nasturi İsyanı (1924)<br />
2. Şeyh Sait İsyanı (1925)<br />
3. Raçkıtan ve Raman İsyanı (1925)<br />
4. Sason İsyanı (1925)<br />
5. Karaköse (Ağrı) İsyanı (1926)<br />
6. Koçuşağı İsyanı (1926)<br />
7. Mutki İsyanı (1927)<br />
8. İkinci Karaköse (Ağrı) İsyanı (1927)<br />
9. Bicar İsyanı (1927)<br />
10. Asi Resul İsyanı (1929)<br />
11. Tendürük İsyanı (1929)<br />
12. Savur İsyanı (1930)<br />
13. Zeylan İsyanı (1930)<br />
14. Oramar İsyanı (1930)<br />
15. Üçüncü Karaköse (Ağrı) İsyanı (1930)<br />
16. Pülümür İsyanı (1930)<br />
17. Dersim (Tunceli) İsyanı (1937-1938).<br />
<br />
Bu bağlamda Atatürk ve Cumhuriyet dönemindeki Kürtçü ve bölücü karakterli isyanlara karşı verilen tepkiler, yine bu ayrılıkçı Kürt isyanlarının günümüzdeki son halkası olan PKK terör teşkilatı ve onun uzantıları tarafından Aleviler hedef alınmış gibi yansıtılmak istenmektedir. Terör teşkilatı PKK ve uzantıları, kendilerini Alevi topluluklarının hamisiymiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa Anadolu tarihi Kürtlerin Alevi katliamlarıyla doludur.<br />
<br />
Kaynak:Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası<br />
<br />
(facebooktan alıntıdır)   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Türkiye Cumhuriyeti ile ümmetçi bir Osmanlı devlet yapısından milli bir devlet yapısına geçilmiştir. Her ülkede kendi koşullarına göre var olan üst kimlik, Osmanlı'da ümmetçi dini kimlik iken Türkiye Cumhuriyeti'nde laik milli kimlik olmuştur.<br />
Bölücü Kürtçü siyaset, Alevi toplumunu güdümüne alıp Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı aşılamaya ve çeşitli kesimleri kendine eklemlendirmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda Cumhuriyet dönemindeki Kürtçü ve bölücü karakterli isyanlara karşı verilen tepkiler, Aleviler hedef alınmış gibi yansıtılmak istenmektedir. Terör teşkilatı PKK ve uzantıları da kendilerini Alevi topluluklarının hamisiymiş gibi göstermeye çalışmaktadır.<br />
Oysa tarihi gerçekler PKK'nın bu yalanlarından çok farklıdır.<br />
<br />
Gerek Türklük gerekse Alevilik bakımından en yıkıcı dönem, Yavuz Sultan Selim dönemine denk gelmektedir.<br />
Pek çok kaynakta Yavuz'un babası 2. Beyazıt’ın Bektaşi olduğundan, Şah İsmail'e "oğlum", Şah İsmail'in de kendisine "baba" dediğinden ve hatta Hacı Bektaş Ardalarından Balım Sultan’ın kendisine kuşak bağlamasından ve Bektaşi toplumuyla ilişkilerini düzenli yürüttüğünden söz edilmesi de son derece önemli bir bilgidir.<br />
<br />
II. Beyazıt’ın Alevilerle ilişkisini yerinde görmeyen Şehzade Selim, "Pederimle görüşüp ahvali, devlete sözlü arz etmek zaruri bir iştir.’ diyerek İstanbul’a kadar gitmiş ve neticede işi babasına kılıç çekmeye kadar götürmüştür.<br />
Tarihimizde Kürtlerin Alevi katliamları, Şafi Kürt Nureddin Müftü El Hamza'nın Şeyhülislamlığı ile başlar. Yavuz Sultan Selim'in Şeyhülislam'ı olan Şafi Kürt El Hamza verdiği fetvalarda şu ifadeleri kullanmıştır:<br />
"Aleviler İslam'ı yok etmeye çalışır, kafir ve dinsizdirler, bunları öldürüp toplumlarını darmadağın etmek bütün Müslümanlara vacip ve farzdır, bunu yaparken ölenler şehittir, bunların hali kafirlerin halinden daha fena ve çirkindir çünkü bunların kestikleri mundardır, nikahları batıldır, malları, kadınları ve dahi çocukları helaldir, onlara gidenler dahi öldürülmelidir, bunlar hem dinsiz hem bozguncu olduklarından katledilmeleri her iki yönden vaciptir."<br />
(Prof. Dr. Şehabettin Tekindağ, "Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı 22, s. 17, 1968)<br />
<br />
Yavuz Selim'in veziri olan ve yine Şeyhülislamlık yapmış olan bir başka Şafi Kürt İbn-i Kemal (Kemalpaşazade Ahmet Şemsettin Efendi) ise Aleviler için verdiği fetvada şunları söyler:<br />
"Kafirliklerinden şüphe etmiyoruz. Yöreleri Dar'ül Harp'tir. Erkeklerinin ve kadınlarının nikahı geçer*sizdir. Onların çocuklarının her biri zina çocuğudur. Onlardan birinin kestiği hayvan mundar, onların kadınları ve çocukları helal olur. Erkeklerine ge*lince öldürülmeleri vaciptir."<br />
(Mecımüa-i Resal, Süleymaniye Kütüphanesi, Pertev Paşa kısmı No:621)<br />
Bu fetvayı veren İbn-i Kemal'in Alevi katliamlarında başrol oynayan Şafi Kürtlerden olan İdris-i Bitlisi'nin Heşt-Behişt adlı eserini tercüme etmiş olması da oldukça dikkat çekicidir.<br />
Anadolu'daki ilk yoğun Kürt toplulukları, Osmanlı-Safevi savaşları sırasında, Osmanlı’nın isteğiyle "Safevilere karşı cephe kurmak maksadıyla’; Kuzey İran’dan Anadolu'ya taşınarak yerleştirilir. Bu nüfus hareketinin sebep ve sonuçları, bilindiği gibi günümüze değin sarkan problemlerimizin ilk sahneleri olmuştur.<br />
1514 Çaldıran Savaşı’nda İdris-i Bitlisi liderliğindeki Kürt aşiret reisleri, Şah İsmail’in liderliğindeki Türklerin Safevi Devleti ordularına karşı Osmanlı’ya destek olmuşlardır. Dönemin Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Kürtlerin bu yardımlarını ödüllendirmiş ve bugünkü İran'ın dağlarından getirilerek Güneydoğu Anadolu’ya yerleştirilen Kürt aşiretlerine ’bir tür özerklik’ vermiştir.<br />
<br />
Şafi Kürt Nureddin Müftü El Hamza'nın Şeyhülislamlığı, Şafi Kürt İbn-i Kemal (Kemalpaşazade Ahmet Şemsettin Efendi)'in vezirliği ve Şafi Kürt İdris-i Bitlisi'nin aşiretler reisliği döneminde Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrasında Anadolu'da Alevi katliamı yapılır.<br />
Pek çok kaynak Anadolu genelindeki bu katliamlarda öldürülen Alevi sayısının 40.000 olduğunu ifade eder.<br />
(40 bin nüfus demek, o tarihin Anadolu’sunda yaklaşık 4 büyük şehrin nüfusu demektir. Aynı tarihte Trabzon’un nüfusu 10 bindir.)<br />
Bu katliamlar, huzursuzluğu artırınca Doğu Anadolu’da ’düzenin sağlanması’ görevi Şafi Kürt İdris-i Bitlisi’ye verilir. İdris-i Bitlisi de 25 Kürt aşiretini bir araya getirerek onları, ’Alevilerin kökünü kazımaya’ teşvik etmiştir.<br />
İdris-i Bitlisi’nin önerisi üzerine, mezarı Diyarbakır'da olan Enderun devşirmelerinden Bıyıklı Mehmed Ağa, Diyarbakır bölgesi beylerbeyi yapılmıştır. Yavuz, yayınladığı bir fermanla 33 Kürt beyine derebeylik hakkı vermiştir. Bu hak sayesinde Kürt aşiret beyleri, bulundukları köyün veya kasabanın sahibi olmuşlardır.<br />
<br />
İdris-i Bitlisi’nin ’Selim Şahnamesi’nde yazdığına göre, ’40 bin Alevi'nin başı kesilmiştir.’ Şafi Kürt İdiris-i Bitlisi, ’Bir şafi Kürt ne kadar günahkar olursa olsun 7 Alevi Türkmen öldürürse cennete gider.’ diyecek kadar sapkındır. Binlerce ’Alevi Türkmen’ İdiris-i Bitlisi gibilerin katliamından kurtulmak için ’Kürt’ kılığına bürünmüştür.<br />
Yavuz Sultan Selim’in ’Kürtleri, Alevilere karşı kullanma karşılığında’ Kürtlere verdiği ayrıcalıkları, oğlu Kanuni Sultan Süleyman da devam ettirmiştir.<br />
Aşağıdaki ferman Kanuni Sultan Süleyman’a aittir:<br />
’ (’) Yavuz Sultan Selim zamanında Alevi Türkmenlerin yenilmesinde faideler gösteren Kürt beylerine, gerek devlete karşı gösterdikleri öz kulluk ve dilaverlikleri karşılığı olarak ve gerekse kendilerinin vaki müracaatları göz önüne alınarak her birinin öteden beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan eyalet ve kaleler, geçmiş zamandan beri yurtları ve ocakları olduğu gibi, ayrı ayrı beratlarla ihsan edilen yerleri de kendilerine verilip mutasarrıf oldukları eyaletler, kaleleri, şehirleri, köyleri ve mezraları bütün mahsulleriyle oğuldan oğula intikal etmek şartıyla kendilerine temlik (mülk) ihsan edilmiştir.’<br />
<br />
(Topkapı Sarayı Arşivi, E-11969 sayılı evrak)<br />
Hem Kanuni Sultan Süleyman'ın hem de Kanuni'nin oğlu II. Selim'in Şeyhülislam'ı ise yine bir Şafi Kürt Ebussuud Efendi olmuştur.<br />
Şafi Kürt Ebussud'un fetvaları da kendinden önceki Kürt Şeyhülislamların ifadelerini tekrar etmekte ve Alevi katliamını şer'an vacip görmekte ve bir adım daha ileri giderek yedi Alevi öldürene cennetin anahtarının verileceğini vaat etmektedir.<br />
Anadolu'daki bu Alevi katliamları asırlarca sürmüş yeni bir saldırı dalgası da Hamidiye Alayları ile gelmiştir. II. Abdülhamit döneminde Şafi Kürt aşiret reisleri 26 alay kurar. Bu alaylara giren Kürtler uzun ve tehlikeli askerlikten ve vergi vermekten muaf olurlar. Alayların subayları ise İstanbul'da askeri eğitim görmüş Kürt aşiret çocuklarından oluşacaktır. Bu ihtiyacı karşılamak için İstanbul'da Aşiret Mektebi adıyla askeri eğitim veren okullar kurulur. Bu Kürt subaylar gösterdikleri başarılar ile üst mertebelere çıkabileceklerdir.<br />
<br />
Şafi Kürtlerden oluşturulan ve Ruslara karşı kurulan Hamidiye Alayları amacına uygun faaliyette bulunmaz. Hamidiye Alayları daha çok eşkıyalık yapar. Alevi köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk ve katliamlar, tecavüzler yaparlar. Hamidiye Alayları'nda Kürtçü ve ayrılıkçı hareketler de filizlenip örgütlenmeye başlamıştır.<br />
(M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi)<br />
Bütün bu olaylar karşısında Aşiret Mektebi Müdürü Kolağası (Yüzbaşı) Kamil Bey "Bunlar aşiret değil haşerat!’ diyecektir. Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra iktidara geçen İttihat ve Terakki Fırkası, Hamidiye Alayları teşkilatını lağveder.<br />
İşte böylece Kürtlerin Alevi katliamlarının kanlı sürecinden geçilerek Cumhuriyet dönemine gelinmiş olur.<br />
Tekrar edelim:<br />
Bölücü Kürtçü siyaset Alevi toplumunu güdümüne alıp Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı aşılamaya ve çeşitli kesimleri kendine eklemlendirmeye çalışmaktadır.<br />
<br />
Osmanlı dönemindeki belli başlı ayrılıkçı Kürt isyanları şunlardır:<br />
1. Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806-1808,Süleymaniye)<br />
2. Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Süleymaniye)<br />
3. Dersim (Tunceli) Aşiretleri İsyanı (1818-1820, Dersim-Tunceli)<br />
4. Revaduz Yezidi İsyanı (1830-1833, Hakkari ve çevresi)<br />
5. Mir Muhammet İsyanı (1832-1833, Soran)<br />
6. Kör Mehmet Paşa İsyanı (1830-1833, Erbil, Musul, Şirvan) <br />
7. Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır) <br />
8. Bedirhan Bey İsyanı (1843-1847, Hakkari ve çevresi) <br />
9. Yezdan İzzettin Şer İsyanı (1855, Bitlis) <br />
10. Bedirhan Osman Paşa İsyanı (1877-1878, Cizre ve Midyat) <br />
11. Şeyh Ubeydullah İsyanı (1880, Hakkari, Şemdinli) <br />
12. Emin Ali Bedirhan İsyanı (1889, Erzincan) <br />
13. Bedirhani Halil ve Ali Remo İsyanı (1912, Mardin) <br />
14. Molla Selim ve Şeyh Şehabettin İsyanı (1913-1914, Bitlis)<br />
<br />
Cumhuriyet dönemindeki belli başlı ayrılıkçı Kürt isyanları ise şunlardır:<br />
1. Nasturi İsyanı (1924)<br />
2. Şeyh Sait İsyanı (1925)<br />
3. Raçkıtan ve Raman İsyanı (1925)<br />
4. Sason İsyanı (1925)<br />
5. Karaköse (Ağrı) İsyanı (1926)<br />
6. Koçuşağı İsyanı (1926)<br />
7. Mutki İsyanı (1927)<br />
8. İkinci Karaköse (Ağrı) İsyanı (1927)<br />
9. Bicar İsyanı (1927)<br />
10. Asi Resul İsyanı (1929)<br />
11. Tendürük İsyanı (1929)<br />
12. Savur İsyanı (1930)<br />
13. Zeylan İsyanı (1930)<br />
14. Oramar İsyanı (1930)<br />
15. Üçüncü Karaköse (Ağrı) İsyanı (1930)<br />
16. Pülümür İsyanı (1930)<br />
17. Dersim (Tunceli) İsyanı (1937-1938).<br />
<br />
Bu bağlamda Atatürk ve Cumhuriyet dönemindeki Kürtçü ve bölücü karakterli isyanlara karşı verilen tepkiler, yine bu ayrılıkçı Kürt isyanlarının günümüzdeki son halkası olan PKK terör teşkilatı ve onun uzantıları tarafından Aleviler hedef alınmış gibi yansıtılmak istenmektedir. Terör teşkilatı PKK ve uzantıları, kendilerini Alevi topluluklarının hamisiymiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa Anadolu tarihi Kürtlerin Alevi katliamlarıyla doludur.<br />
<br />
Kaynak:Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası<br />
<br />
(facebooktan alıntıdır)   ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>