<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - Yükseköğretim (Önlisans, Lisans)]]></title>
		<link>https://www.zohreanaforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Pir Zöhre Ana Forum - https://www.zohreanaforum.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 06:11:20 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kimya mühendisliği nedir ?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-kimya-muhendisligi-nedir.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 18:30:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=448">haydarsultan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-kimya-muhendisligi-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisliği, temel olarak kimya bilimi ile matematik, fizik, biyoloji ve ekonomi bilimlerini kullanarak önemli endüstriyel, teknolojik ve çevresel problemleri çözümleyen bir mühendislik dalıdır. </span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mühendislik eğitimi almak isteyen kişilerin iyi bir matematik alt yapısına sahip olmaları gerekmektedir. Kimya mühendisliği disiplinler arası çalışmayı gerektiren bir yapıya sahiptir ve matematik, kimya ve fizik bilimlerine ilgi duyan kişiler için bulunmaz bir mühendislik dalıdır.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisliğinin 1950&#8217;li yıllarda AIChE (Amerikan Kimya Mühendisliği Enstitüsü) tarafından yapılan tanımı şöyledir:</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;Kimya mühendisliği mühendislik mesleğinin bir kolu olup, maddelerin fiziksel ve kimyasal değişimlerinin yer aldığı, üretim işlemlerinin uygulama ve gelişimi ile ilgilenir. Kimya mühendisinin görevi, içlerinde fiziksel ve kimyasal değişimlerin yer aldığı cihazların projelendirme, yapım ve çalıştırılmasından ibarettir.&#8221;</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1970-1980&#8217;li yıllarda tekrar şekillendirilen kimya mühendisliği tanımı şu hale gelmiştir:</span>   <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> &#8220;   Maddeyi fiziksel ve kimyasal değişimlere uğratan cihazları ve özellikle değişimlerin (bileşim, hal ve enerji değişimleri) kendilerini mühendislik, ekonomi ve insan ilişkileri yönlerinden inceleyen bilim koluna kimya mühendisliği adı verilir.&#8221;  </span> <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2000&#8217;li yılların tanımı ise aşağıdaki şekildedir.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;Kimya mühendisliği, malzemelerin kimyasal yapılarının, enerji içeriklerinin veya fiziksel hallerinin değişime uğradığı proseslerin geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgilenen engin ve çok yönlü bir mühendislik dalıdır.&#8221;</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel olarak iyi bir kimya mühendisi kimya ilmini, mühendislik disiplini, matematik, fizik, biyoloji ve bilgisayar bilgileri ile birleştirebilmelidir.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya Mühendisliği ile ilgili olarak 27 Eylül 2001 tarihinde Avustralya'nın MELBURN kentinde düzenlenen 6. Dünya Kimya Mühendisliği Kongresi'nde kabul edilen bildirgede Kimya Mühendisliğinin yeni dönemdeki tanımı iyi bir şekilde vurgulanmıştır..</span>   <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MELBURN BİLDİRGESİ</span>   <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Dünya çapında kimya mühendislerini temsil eden yirmi organizasyonun temsilcileri olan bizler aşağıdaki bildirgeyi imzalıyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> 21. yüzyıla girerken, kimya mühendisliğindeki bizler, becerilerimizi yaşamın kalitesinin mükemmelleştirilmesi, iş istihdamının arttırılması, ekonomik ve sosyal gelişmenin ilerletilmesi ve sürdürülebilir gelişmeyle çevrenin korunması için kullanmaya çalışacağımıza dair daha önceki sözümüzü yeniliyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kimya Mühendisliği, dünyanın her yerinde, insanların hayatını mükemmelleştirmek amacıyla bilimin prensiplerini teknolojiler geliştirmek ve sağlamak için kullanmaktadır. Mineraller, ****ller, seramikler, polimerler, kağıt ve kompozitler gibi malzemeleri sağlayan kimya mühendisliğidir. Gıdaların üretimi ve işlenmesi ve suyun tasfiyesi kimya mühendisliğine dayanmaktadır. Dünyadaki insanların sağlıklarının daha iyi olmasını kimya mühendisliği aşılarla, ilaçlarla ve biyoteknoloji ile sağlamıştır. Barınma giyim, ulaşım ve bilişim teknolojilerinin hepsi kimya mühendisliğine dayanmaktadır. Bizler toplumun dayandığı enerji kaynaklarını geliştirmekte ve dağıtmaktayız.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Toplumun ihtiyaçlarını karşılarken, kısıtlı kaynakları en iyi şekilde değerlendiren, yeni ve ucuz ürünleri ve enerjiyi verimli kullanan süreçleri tasarlamaya söz veriyoruz. Toplum için ürünlerin geliştirilmesi, üretimi, kullanımı ve sonunda bertaraf edilmesi sırasında atığın ve çevre üzerine olacak ters etkilerin yok edilmesini hedefliyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Artarak globalleşen toplumda, sürdürülebilir olmayan uygulamalardan kaçınmaya ve bunları engellemeye çalışırken, dünyanın artan nüfusunun toplu gereksinimlerini karşılamaya söz veriyoruz. İklim değişikliği ile ilgili ciddi durumun bilincindeyiz. İklim değişikliği ile ilgili karmaşık bilimin daha iyi anlaşılmasını teşvik ederken, aynı zamanda bunun etkilerini hafifletmek için sağlam teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına çalışmalıyız.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Dünyamızın karşı karşıya olduğu fırsatlar ve seçenekler ve bunlarda kimya mühendisliğinin oynayacağı roller açısından, toplum bilincini geliştireceğimize söz veriyoruz. Yeteneklerimizi, bilgimizi ve organizasyon becerilerimizi toplum refahının korunması için insanlığın devam eden iyileştirilmesinde kullanacağız. Mesleğimizi en yüksek etik standartlara uygun olarak icra edeceğiz. Ömür boyu süren mesleki gelişmeyi teşvik edeceğiz ve en kaliteli gençleri bu mesleği seçmek için özendireceğiz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Bu bildiriyi, diğer üyelerimize, topluma hizmet etmekteki yükümlülükleri konusunda onların daha da kuvvetli bilinçlenmelerini sağlamak üzere götüreceğiz. Dünyamızın geleceğini şekillendiren endüstriler, hükümetler, üniversiteler ve diğer kurumlarla da çalışmaya söz veriyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Yirmi birinci yüzyılda, dünyamızın karşı karşıya olduğu imkanlarla yüzleşmeye çalışırken, hem mesleki sorumluluklarımızın ve hem de başkalarıyla birlikte çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz.   </span><br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]KİMYA MÜHENDİSİ KİMDİR ?  </span>   <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimyasal madde üreten veya kimyasal madde kullanarak üretim yapan tesislerin tasarlanması, kurulması ve işletilmesi alanlarında çalışan kişidir.</span>   <br />
 <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisinin başlıca görevleri şunlardır:</span>   <ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Belirli bir kimyasal maddeyi veya ürünü en ekonomik şekilde üretmek amacıyla kurulacak işletmenin projesini hazırlamak, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurulacak tesis için gerekli araç ve gereç tipini belirlemek ve tasarımını yapmak </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tesisleri kurulma aşamasında denetlemek ve kontrolünü sağlamak, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Verimli ve kaliteli bir ürün elde etmek için üretim aşamasında ürünün kalite kontrolünün yapılmasını sağlamak , bunun sıklığı hakkında karar vermek, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üretim için reçeteler hazırlamak, maddelerin karışım ve bileşim oranlarını tespit etmek ve bunların kontrolünü sağlamak , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üretim sırasında kullanılan yöntemin verimliliğini sürekli takip etmek , geliştirme faaliyetlerini yürütmek, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ürünün kalitesini artıracak araştırma ve geliştirmeler yapmaktır. </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeni mezun bir kimya mühendisi endüstrilerde aynı bir doktor gibi görev alarak endüstrilerde mevcut problemi çözmeye çalışır , daha iyi performans yakalamak için öneriler hazırlar , proses kalitesini artırır. Bu ortam yeni mezun bir mühendise deneyim sağlar. Deneyimler arttıkça yeni mezun mühendis fabrikaların inşasında, devreye alınmasında ve kontrolünde görev almaya başlar.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisleri bazen yeni baştan bir fabrikayı yaparlar, bazen de bir fabrikanın üretimini artırmak üzere mevcut bir yapı üzerinde iyileştirme yaparlar. Bu çalışmalar sırasında farklı disiplinlerde yetişmiş ve farklı pozisyonlardaki kişilerle çalışırlar.</span>   <br />
 <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi bir kimya mühendisi olmak için ,</span>   <ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üst düzeyde akademik yeteneğe ve sayısal düşünme gücüne sahip olunmalı , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bilimsel meraka sahip olunmalı, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir işi planlayabilme ve uygulamaya koyabilme gücüne sahip olunabilmeli </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimyasal maddelere karşı alerjisi olmamalı, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Matematik,fizik özellikle kimya ve ekonomi ile ilgili ve bu alanlarda başarılı olmalı, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sorumlu,sabırlı ve titiz kimseler olunmalıdır. </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİMYA MÜHENDİSLERİNİN ÇALIŞMA ALANLARI</span>   <br />
 <br />
 <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kimya mühendislerinin çalışma alanları çok geniştir. Bunlardan bazıları :    </span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Endüstriyel tesisler , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Laboratuarlar , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özel ve kamu proje büroları , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İthalat-ihracat büroları , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Petrokimya sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Otomotiv sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gıda sektörü, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çimento ve refrakter sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seramik sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlaç sektörü, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekstil sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Boya sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cam sanayii, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">****l ve kaplama sanayii , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gübre sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lastik ve kauçuk sektörü, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savunma sanayii &#8216;dir . </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendislerinin bu sektörlerde sorumluluk aldığı bölümler şunlardır :</span>   <ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Araştırma-geliştirme, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Proses tasarımı ve optimizasyon, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fabrika organizasyonu ve işletme , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalite güvence , güvenlik ve çevre kalitesi, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teknik satışlar , servis ve pazarlama, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yönetim </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİMYA MÜHENDİSİ İLE KİMYAGER ARASINDAKİ FARK NEDİR?</span>   <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kimyager genelde bileşenlerin davranımları ile ilgilenir ve laboratuvarda az miktarda malzemeler ile çalışır. Kimya Mühendisi ise, laboratuvar çalışmalarını yararlı, ekonomik ürünlere dönüştürmek için gerekli prosesleri ve fabrikaları tasarlar ve bunu yaparken kimya bilgisini kullanır.   </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisliği, temel olarak kimya bilimi ile matematik, fizik, biyoloji ve ekonomi bilimlerini kullanarak önemli endüstriyel, teknolojik ve çevresel problemleri çözümleyen bir mühendislik dalıdır. </span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mühendislik eğitimi almak isteyen kişilerin iyi bir matematik alt yapısına sahip olmaları gerekmektedir. Kimya mühendisliği disiplinler arası çalışmayı gerektiren bir yapıya sahiptir ve matematik, kimya ve fizik bilimlerine ilgi duyan kişiler için bulunmaz bir mühendislik dalıdır.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisliğinin 1950&#8217;li yıllarda AIChE (Amerikan Kimya Mühendisliği Enstitüsü) tarafından yapılan tanımı şöyledir:</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;Kimya mühendisliği mühendislik mesleğinin bir kolu olup, maddelerin fiziksel ve kimyasal değişimlerinin yer aldığı, üretim işlemlerinin uygulama ve gelişimi ile ilgilenir. Kimya mühendisinin görevi, içlerinde fiziksel ve kimyasal değişimlerin yer aldığı cihazların projelendirme, yapım ve çalıştırılmasından ibarettir.&#8221;</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1970-1980&#8217;li yıllarda tekrar şekillendirilen kimya mühendisliği tanımı şu hale gelmiştir:</span>   <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> &#8220;   Maddeyi fiziksel ve kimyasal değişimlere uğratan cihazları ve özellikle değişimlerin (bileşim, hal ve enerji değişimleri) kendilerini mühendislik, ekonomi ve insan ilişkileri yönlerinden inceleyen bilim koluna kimya mühendisliği adı verilir.&#8221;  </span> <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2000&#8217;li yılların tanımı ise aşağıdaki şekildedir.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;Kimya mühendisliği, malzemelerin kimyasal yapılarının, enerji içeriklerinin veya fiziksel hallerinin değişime uğradığı proseslerin geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgilenen engin ve çok yönlü bir mühendislik dalıdır.&#8221;</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel olarak iyi bir kimya mühendisi kimya ilmini, mühendislik disiplini, matematik, fizik, biyoloji ve bilgisayar bilgileri ile birleştirebilmelidir.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya Mühendisliği ile ilgili olarak 27 Eylül 2001 tarihinde Avustralya'nın MELBURN kentinde düzenlenen 6. Dünya Kimya Mühendisliği Kongresi'nde kabul edilen bildirgede Kimya Mühendisliğinin yeni dönemdeki tanımı iyi bir şekilde vurgulanmıştır..</span>   <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MELBURN BİLDİRGESİ</span>   <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Dünya çapında kimya mühendislerini temsil eden yirmi organizasyonun temsilcileri olan bizler aşağıdaki bildirgeyi imzalıyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> 21. yüzyıla girerken, kimya mühendisliğindeki bizler, becerilerimizi yaşamın kalitesinin mükemmelleştirilmesi, iş istihdamının arttırılması, ekonomik ve sosyal gelişmenin ilerletilmesi ve sürdürülebilir gelişmeyle çevrenin korunması için kullanmaya çalışacağımıza dair daha önceki sözümüzü yeniliyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kimya Mühendisliği, dünyanın her yerinde, insanların hayatını mükemmelleştirmek amacıyla bilimin prensiplerini teknolojiler geliştirmek ve sağlamak için kullanmaktadır. Mineraller, ****ller, seramikler, polimerler, kağıt ve kompozitler gibi malzemeleri sağlayan kimya mühendisliğidir. Gıdaların üretimi ve işlenmesi ve suyun tasfiyesi kimya mühendisliğine dayanmaktadır. Dünyadaki insanların sağlıklarının daha iyi olmasını kimya mühendisliği aşılarla, ilaçlarla ve biyoteknoloji ile sağlamıştır. Barınma giyim, ulaşım ve bilişim teknolojilerinin hepsi kimya mühendisliğine dayanmaktadır. Bizler toplumun dayandığı enerji kaynaklarını geliştirmekte ve dağıtmaktayız.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Toplumun ihtiyaçlarını karşılarken, kısıtlı kaynakları en iyi şekilde değerlendiren, yeni ve ucuz ürünleri ve enerjiyi verimli kullanan süreçleri tasarlamaya söz veriyoruz. Toplum için ürünlerin geliştirilmesi, üretimi, kullanımı ve sonunda bertaraf edilmesi sırasında atığın ve çevre üzerine olacak ters etkilerin yok edilmesini hedefliyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Artarak globalleşen toplumda, sürdürülebilir olmayan uygulamalardan kaçınmaya ve bunları engellemeye çalışırken, dünyanın artan nüfusunun toplu gereksinimlerini karşılamaya söz veriyoruz. İklim değişikliği ile ilgili ciddi durumun bilincindeyiz. İklim değişikliği ile ilgili karmaşık bilimin daha iyi anlaşılmasını teşvik ederken, aynı zamanda bunun etkilerini hafifletmek için sağlam teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına çalışmalıyız.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Dünyamızın karşı karşıya olduğu fırsatlar ve seçenekler ve bunlarda kimya mühendisliğinin oynayacağı roller açısından, toplum bilincini geliştireceğimize söz veriyoruz. Yeteneklerimizi, bilgimizi ve organizasyon becerilerimizi toplum refahının korunması için insanlığın devam eden iyileştirilmesinde kullanacağız. Mesleğimizi en yüksek etik standartlara uygun olarak icra edeceğiz. Ömür boyu süren mesleki gelişmeyi teşvik edeceğiz ve en kaliteli gençleri bu mesleği seçmek için özendireceğiz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Bu bildiriyi, diğer üyelerimize, topluma hizmet etmekteki yükümlülükleri konusunda onların daha da kuvvetli bilinçlenmelerini sağlamak üzere götüreceğiz. Dünyamızın geleceğini şekillendiren endüstriler, hükümetler, üniversiteler ve diğer kurumlarla da çalışmaya söz veriyoruz.   </span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Yirmi birinci yüzyılda, dünyamızın karşı karşıya olduğu imkanlarla yüzleşmeye çalışırken, hem mesleki sorumluluklarımızın ve hem de başkalarıyla birlikte çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz.   </span><br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">]KİMYA MÜHENDİSİ KİMDİR ?  </span>   <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimyasal madde üreten veya kimyasal madde kullanarak üretim yapan tesislerin tasarlanması, kurulması ve işletilmesi alanlarında çalışan kişidir.</span>   <br />
 <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisinin başlıca görevleri şunlardır:</span>   <ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Belirli bir kimyasal maddeyi veya ürünü en ekonomik şekilde üretmek amacıyla kurulacak işletmenin projesini hazırlamak, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurulacak tesis için gerekli araç ve gereç tipini belirlemek ve tasarımını yapmak </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tesisleri kurulma aşamasında denetlemek ve kontrolünü sağlamak, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Verimli ve kaliteli bir ürün elde etmek için üretim aşamasında ürünün kalite kontrolünün yapılmasını sağlamak , bunun sıklığı hakkında karar vermek, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üretim için reçeteler hazırlamak, maddelerin karışım ve bileşim oranlarını tespit etmek ve bunların kontrolünü sağlamak , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üretim sırasında kullanılan yöntemin verimliliğini sürekli takip etmek , geliştirme faaliyetlerini yürütmek, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ürünün kalitesini artıracak araştırma ve geliştirmeler yapmaktır. </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeni mezun bir kimya mühendisi endüstrilerde aynı bir doktor gibi görev alarak endüstrilerde mevcut problemi çözmeye çalışır , daha iyi performans yakalamak için öneriler hazırlar , proses kalitesini artırır. Bu ortam yeni mezun bir mühendise deneyim sağlar. Deneyimler arttıkça yeni mezun mühendis fabrikaların inşasında, devreye alınmasında ve kontrolünde görev almaya başlar.</span>   <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendisleri bazen yeni baştan bir fabrikayı yaparlar, bazen de bir fabrikanın üretimini artırmak üzere mevcut bir yapı üzerinde iyileştirme yaparlar. Bu çalışmalar sırasında farklı disiplinlerde yetişmiş ve farklı pozisyonlardaki kişilerle çalışırlar.</span>   <br />
 <br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi bir kimya mühendisi olmak için ,</span>   <ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üst düzeyde akademik yeteneğe ve sayısal düşünme gücüne sahip olunmalı , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bilimsel meraka sahip olunmalı, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir işi planlayabilme ve uygulamaya koyabilme gücüne sahip olunabilmeli </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimyasal maddelere karşı alerjisi olmamalı, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Matematik,fizik özellikle kimya ve ekonomi ile ilgili ve bu alanlarda başarılı olmalı, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sorumlu,sabırlı ve titiz kimseler olunmalıdır. </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİMYA MÜHENDİSLERİNİN ÇALIŞMA ALANLARI</span>   <br />
 <br />
 <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kimya mühendislerinin çalışma alanları çok geniştir. Bunlardan bazıları :    </span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Endüstriyel tesisler , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Laboratuarlar , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özel ve kamu proje büroları , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İthalat-ihracat büroları , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Petrokimya sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Otomotiv sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gıda sektörü, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çimento ve refrakter sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seramik sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlaç sektörü, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekstil sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Boya sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cam sanayii, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">****l ve kaplama sanayii , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gübre sektörü , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lastik ve kauçuk sektörü, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savunma sanayii &#8216;dir . </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimya mühendislerinin bu sektörlerde sorumluluk aldığı bölümler şunlardır :</span>   <ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Araştırma-geliştirme, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Proses tasarımı ve optimizasyon, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fabrika organizasyonu ve işletme , </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalite güvence , güvenlik ve çevre kalitesi, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teknik satışlar , servis ve pazarlama, </span>   <br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yönetim </span>   <br />
</li>
</ul>
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİMYA MÜHENDİSİ İLE KİMYAGER ARASINDAKİ FARK NEDİR?</span>   <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kimyager genelde bileşenlerin davranımları ile ilgilenir ve laboratuvarda az miktarda malzemeler ile çalışır. Kimya Mühendisi ise, laboratuvar çalışmalarını yararlı, ekonomik ürünlere dönüştürmek için gerekli prosesleri ve fabrikaları tasarlar ve bunu yaparken kimya bilgisini kullanır.   </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Genlerin Dünyası]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-genlerin-dunyasi.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:00:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-genlerin-dunyasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gen üzerine kisa bilgi:.<br />
</span>Bu bölümde ise DNA dünyasinin birazdaha derinliklerine inerek hem egitici hem de ilgi çekici bilgiler edinecegiz. DNA nin canlilarin genetik sifresi oldugunu siklikla duyariz.Belgesellerde, dergilerde gazetelerde vs.Fakat genlerle ilgili olarak her zaman kafamizda soru isaretleri kalir.DNA ne demek?, genler insanin neresinde bulunur veya genlerle nasil oynarlar gibi sorulardir bunlar.Aslinda pekte bahsedildigi kadar karmasik bir konu degildir.En azindan burada anlatilanlardan DNA ve genler hakkinda kaba ama öz bilgiler edinebilirsiniz. Ilk olarak "DNA" ve "Gen" kavrami üzerinde durarak ne olduklarini izah etmeye çalistik.Sade tanimlarin ardindan ilginç konulara degindik.Zevkle okuyabilirsiniz. DNA nedir, nerede bulunur?: DNA "Deoksi Ribo Nükleik Asit" isimli bir tür molekül grubunun kisaltilmis isimidir.DNA'nin çift zincirli ip merdivene benzediginden bahsetmistik.Çift zincirli yapidaki DNA zinciri oldukça uzun bir zincirdir.Bu zincir hücre içindeki özel enzimler ve proteinler araciligi ile paketlenir. Nasilki uzun bir ipi makaraya düzenli bir sekilde sariyorsaniz, hücrede buna benzer bir mekanizma ile DNA yi paketleyerek çekirdeginin (Nukleus) içine yerlestirir.DNA her hücrede bulunur.Örnegin su an ekrana bakan gözlerinizdeki her hücrenin içinde DNA zinciri paketlenmis bir vaziyette yerlesik olarak bulunur.Veyahut klavyeyi kullanan ellerinizdeki herbir hücrenin içerisinde ayri ayri DNA molekülü bulunur.Böbreklerinizin hücrelerinde, karacigerinizin hücrelerinde, kemik hücrelerinizde kisacasi vücudunuzdaki her hücrede DNA molekülü mevcuttur. DNA uzun bir zincir olmasina karsilik üzerindeki baz siralari bir düzen içerisinde taksim edilmistir. Taksim edilen bu baz gruplarina ise" Gen "denir.Mesela bir canlinin DNA zincirinde 15.000.000 adet baz(Nukleotid) dizisi olsun ve bu baz dizileri 1000 ' er adet olmak üzere 15 gruba ayrilmis olsun.Iste bu 15 tane grubun her biri birer "gen" dir.Insan hücresinde ise yaklasik olarak 3 milyar adet gen bulunur.Tabii her genin içinde binlerce nükleotid dizisi vardir. Bir canlinin bütün karakterleri ise DNA daki genlerde saklidir.Bu genlerin nasil olupta bir canliyi meydana getirdigine ilerleyen bölümlerde deyinecegiz. <br />
<br />
Yukaridaki DNA zincirine bakacak olursaniz a,t,g ve c olmak üzere 4 farkli bazin birbirleriyle karsi karsiya gelerek baglandigini görürsünüz.Bu baglanmalar belirli bir düzene göre yapilir. "a=adenin","t=timin","g=guanin" ve "c=sitozin" bazlari arasinda adenin bazi yanlizca timin ile guanin bazi ise yanlizca sitozin&copy; ile bag yapar.Bunun nedeni ise oldukça ilginçtir. Adenin ve Guanin bazlari yapisal olarak büyük boylu moleküllerdir.Timin ve Sitozin ise küçük boylu moleküllerdir.Adenin ve timin bazlarini bir futbol topu, guanin ve sitozin bazlarini ise tenis topu olarak düsünebilirsiniz. Eger adenin bazinin karsisina timin degilde guanin gelseydi heliks yapisinin düzgün ilerlemesi mümkün olmayacakti.Fakat DNA da küçük bazlara karsi büyük bazlarin gelmesiyle aradaki mesafenin her noktada sabit olmasi saglanmistir. DNA nin yapisi bazlarin bu sekilde ardi ardina siralanmasiyla uzayip gider.<br />
<br />
Eminizki bazlarin DNA üzerinde bu sekilde siralanmasinin, canliligin "sifresi" ile ne ilgisi oldugunu merak ediyorsunuzdur.Az öncede belirttigimiz gibi bu sifrelerin bir canli organizmayi nasil meydana getirdigini simdi açiklayacagiz. DNA daki sifrelerden canli bir organizmanin meydana gelmesi, aslinda hücre içinde oldukça karmasik bir dizi islem neticesinde meyadana gelir.Fakat yazimizda bu islemleri en kaba haliyle ele aldik. DNA daki sifrelerin desifre olup organizmayi meydana getirmesi asama asama meydana gelmektedir.Bu asamalar ise sirasiyla ;<br />
1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon) <br />
2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon)<br />
3-) Proteini üretilen hücrenin farklilasmasi (Morfogenez) Simdi bu asamalari teker teker ele alarak yanlizca bir DNA molekülünden devasal bir canlinin nasil mükemmel bir sekilde meydana geldigini ögrenelim. <br />
1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon) : Erkek bir canlidan gelen spermin tasidigi bir miktar DNA ile disi bir canlidan gelen yumurtanin tasidigi DNA birleserek tam bir DNA yi verir.Bu DNA meydana gelecek yavrunun tüm özelliklerini içinde barindirir.Mesela bu canlinin DNA sinda 1 milyar gen var ise bu genlerin 500 milyontanesi anneden 500 milyon taneside babadan gelir.Yumurta ile spermin birlesmesinin ardindan DNA daki o essiz sifreler çözülerek, küçücük bir yumurta (zigot) dan kocaman bir canliyi meydana getirmeye baslar. Ilk asama RNA sentezidir.Bu islem DNA nin açilmasiyla baslar.Biliyoruzki DNA daki bazlar karsi karsiya gelip el ele tutusarak her iki omurgayi birlestirmislerdi.Fakat bu bazlar ellerini birakarak yani aralarindaki baglari kopararak DNA nin çift zincirli yapisini tipki bir "fermuar" gibi açmaya baslar. DNA çözülmeye basladikça "RNA polimeraz" adi verilen özel bir protein DNA nin üzerinde gezerek onu okumaya ve RNA yi sentezlemeye baslar.<br />
Büyük mavi bölge RNA polimerazi temsil etmektedir.Yesil serit ise sentezlenen RNA dir. Anlasilacagi gibi DNA zinciri açilmis ve RNA polimeraz enzimi vasitasiyla DNA daki bazlara karsilik gelen diger bazlar birbirlerine eklenerek RNA üretilmektedir. Üretilen RNA nin DNA dan tek farki Adenin bazinin karsisina Timin yerin " U " harfiyle gösterilen " Urasil " bazinin gelmis olmasidir.Üretimi tamamlanan RNA daha sonra DNA üzerinden ayrilarak bir dizi isleme tabii tutulur. Bu islemler sirasinda RNA kaba olarak DNA dan üretildikten sonra üzerinde düzeltmeler yapilir.Nasilki bir marangoz kestigi tahtalari düzeltmek için yontuyorsa, hücrede ayni sekilde üretilen kaba RNA yi düzeltmek için bir dizi enzimi görevlendirir. Not: Üretilen bu RNA, mRNA (mesajci RNA) dir<br />
. 2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon): Düzeltme islemleri tamamlanmis olan mRNA daha sonra çekirdek (nukleus) den çikarak "Ribozom" adi verilen bir organele dogru yol almaya baslar.Ribozoma ulasan mRNA ribozoma baglanir. mRNA nin bir özelligi ise DNA daki gibi siralanan bazlarin 3 lü gruplar halinde ayrilmis olmasidir.Bir örnek verelim ; DNA üzerindeki kodonlar " AATGCCGATGTA " seklinde ise, sentezlenen mRNA nin görünümü " UUA-CGG-CUA-CAU " seklinde olacaktir.Dikkat ederseniz baz siralamasinda bir degisme yoktur, yanlizca bazlar 3 lü gruplar halinde taksim edilmislerdir.Taksim edilen bu 3 lü gruplara ise "Kodon" adi verilir.Tabii RNA da adenin bazina karsilik urasil bazinin, guanin bazina karsilik ise sitozin bazinin geldigini unutmamak gerekir. Bu sekilde üretilen mRNA ribozoma baglandiktan sonra 3 lü gruplarin okunmasina baslanir.tRNA adi verilen bir baska RNA çesidi ise bildigimiz mRNA veya DNA kadar uzun degildir.tRNA (Tasiyici RNA) üzerinde yanlizca 15-20 baz sirasi bulundurur.tRNA nin diger bir özelligi ise birbiri ardina siralanan bazlarin bir daire olusturacak sekilde baglanmasidir.Bunu halay çeken bir grup insana benzetebilirsiniz. tRNA halkasinin üzerinde iki önemli bölge vardir.Bu bölgelerden ilki, tasiyacagi aminoasidin taninmasini saglayan bölgedir.Diger bölge ise tRNA nin mRNA ya baglanacagi, 3 adet baz sirasindan olusan bölgedir.Bu bölgeye ise " Anti-kodon " adi verilir. mRNA üzerinde bazlarin 3 lü gruplar halinde dizildiginden bahsetmistik.Iste tRNA üzerinde bulunan, " anti-kodon " adi verilen ve yanlizca 3 adet baz sirasindan olusan bu bölge, ribozoma tutunmus mRNA üzerindeki " kodon " adi verilen 3 lü gruplara baglanir.Tabii tRNA larin anti - kodonlari, mRNA üzerindeki kodonlara sirasiyla baglanirken beraberlerinde tasidiklari aminoasitleride getirmislerdir.Bu yüzden tRNA ya bu isim verilmistir." Aminoasiti tasiyan RNA " tRNA lar aminoasitleri tasiyip sirasiyla kodonlara baglandikça, tRNA larin sirtlarindaki aminoasitlerde birbirleriyle baglanmaya baslarlar.<br />
.Görüldügü gibi mRNA daki kodonun baz dizilimi GCC, bu kodona baglanan tRNA nin ise anti - kodonu CGG seklindedir. tRNA üzerinde bulunan pembe halka ise " aminoasit " i temsil etmektedir. Yüzlerce binlerce tRNA yanyana dizildiklerinde, üzerlerindeki aminoasitlerde yanyana gelmis olur.Iste yanyana gelmis olan bu aminoasitler birbirleriyle bag yaparak proteini sentez etmeye baslar.Hatirlarsaniz protein molekülünün aminoasit zincirlerinden meydana geldigini soylemistik. Yukarida anlatmak istedigimiz olaylari yandaki sekil gayet iyi açikliyor.Sag tarafta yaklasmakta olan mavi renkli tRNA lar görülüyor.tRNA larin üzerlerinde ise yesil ve sari renklerle gösterilmis " aminoasit " ler görülüyor.Yesil renkli serit mRNA yi, boynuzlu gri yapi ise ribozomu temsil etmektedir. tRNA lar sirasiyla mRNA üzerine yerlestikten sonra, sirtlarindaki amino asitler bag yapar.Tam bu sirada isi biten tRNA yükünü bosaltmis olarak mRNA dan bagini kopararir ve ribozomdan ayrilir.Fakat tasidigi amino asit, kendinden önceki tRNA nin getirdigi aminoasitle bag yapmis olarak protein zinciri olusumuna katilir. Bu gerçektende insani hayranlik içerisinde birakan bir sistemdir.Bugün dünya üzerinde yapay olarak üretilen proteinler bile canli bir hücre tarafindan üretilen proteinin adi bir taklidi olmaktadir. <br />
3-) Proteini üretilen hücrenin farklilasmasi: Buraya kadar olan asamalar hücrede protein sentezi için gerekli islemleri kapsiyordu.Bundan sonra ise üretilen proteinin çesidine göre hücrenin kazandigi fonksiyondur. Bir yumurta ile bir spermin birlesmesiyle meydana gelen yapi zigot adini alir ve tek bir hücreden ibarettir.Zigot içerisinde DNA kendisinin bir kopyasini çikarir.Dolayisiyla hücrede DNA miktari iki katina çikmis olur.Fakat hücre derhal bölünmeye baslar bu DNA lardan birisi bir hücreye giderken diger DNA ise ikinci yavru hücreye aktarilir.Böylelikle hücre ikiye bölünmüs olur.Bölünmeler ta ki anne karninda bir bebegin meydana gelmesine dek sürer. Yani tek bir hücre, o kadar çok bölünme geçirirki sayilari trilyonlari bulur ve bir canli embriyoyu (anne karnindaki bebek) meydana getirir.DNA sifrelemesi ise bu noktada devreye girer. Bir önceki basamagimiz protein sentezi ile ilgiliydi.Fakat proteinler çesitli hücreler için farkli tiplerde üretilir.Bir yavru anne karninda gelisirken, yavrunun gözlerini olusturacak hücrelerdeki DNA lar yanlizca göz organi ile ilgili proteinleri üretirler.Ayni sekilde yavrunun beynini olusturacak hücrelerin DNA lari ise yanlizca beyin organi ile ilgili proteinleri üretirler. Burada önemli olan nokta sudur.Insanin kemik hücresi olsun, karaciger hücresi olsun, böbrek hucresi olsun kisacasi vücudunun her bolgesindeki hücrelerin içindeki DNA larda insanin bütün organlarini olusturacak bilgiler saklidir.Fakat saklanan bu bilgilerden yanlizca ilgili organ için üretilecek protinlerin meydana getirilmesi saglanir.Yani her hücrede insan vücudunun her organinin protein bilgileri saklanir fakat bu proteinlerin hepsi üretilmez.Yanlizca meydana getirilecek organla ilgili proteinler üretilir.Bir organda, organla ilgili proteinler disinda DNA da saklanan diger proteinlerin üretilmemesi için DNA nin üzeri " Histon " adi verilen özel bir proteinle örtülür. Hücrelerin programlanmis bir sekilde farkli farkli proteinler üretip farkli organlara dönüsmesi olayina Tip dilinde farklilasma (morfogenez) denir.Bugün bilim adamlarinin kafasini kurcalayan en büyük problem ise hücrelerdeki " Histon " larin hangi genlerin üzerini örtüp hangilerinin üzerini açik birakacagini nereden bildigidir.Çünkü proteinlerde birer moleküldür ve moleküllerde atomlardan olusur.Dolayisiyla suursuz atomlarin bu derece zekice düsünülmüs bir mekanizmayi meydana getirmesi beklenemez. <br />
KLONLAMA (KOPYALAMA)<br />
Kopyalama konusunu açiklamadan önce bazi terimlerin en anlama geldigini belirtelim.<br />
Kromozom : Kromozomlar, genetik materyalin (DNA) ' nin yardimci proteinlerle birlikte dönümler yapip katlanmasiyla ve kisalmasiyla olusan yogunlasmis yapilardir. <br />
Somatik hücre : Insanin veya baska bir canlinin esey hücreleri (üreme) disindaki tüm hücrelere somatik hücre denir.Örnegin deri hücresi, karaciger hücresi, kas hücresi gibi.Bu hücrelerin tasidiklari kromozom sayisi 2n ile gösterilir. <br />
Esey hücresi : Esey hücreleri, bir canlinin disi ve erkek bireyleri tarafindan üretilen ve " n " sayida kromozom tasiyan üreme hücreleridir.Erkek canli tarafindan üretilen esey hücresi " Sperm ", disi canlinin tarafindan üretilen esey hücresine ise " Yumurta " adi verilir. Örnek olarak insanin somatik hücrelerinde daima 46 tane kromozom bulunur.Ve bu 46 kromozom 2n harfiyle gösterilir.Tabii kromozom sayilari canlidan canliya degismektedir.Mesela sigir somatik hücrelerindeki kromozom sayisi 60, farede 40, kurbagada 26 dir.Sayisi ne olursa olsun eger kromozomlar somatik bir hücreye ait ise 2n harfiyle gösterilir. Canlinin esey hücrelerinde ise kromozom sayisi somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir ve n harfiyle gösterilir.Insanin somatik hücrelerinde 46 kromozom, esey hücrelerinde ise yarisi sayida yani 23 tane kromozom bulunur.Disi ve erkek esey hücreleri birlestigi zaman (buna döllenme denir) meydana gelecek yavrunun kromozom sayilari yine 46 olacaktir. Bir yavru anne ve babasina genetik materyal düzeyinde hiçbir zaman benzemez.Çünki anne birey, esey hücrelerini (yumurta) meydana getirirken bu esey hücrelerine kendi DNA sinin yarisini nakleder.Ayni sekilde erkek bireyde esey hücrelerini meydana getirirken (sperm) somatik hücrelerindeki DNA nin yari miktarini esey hücrelerine nakleder.Dolayisiyla dünyaya gelecek yavrunun DNA si ne annenin nede babanin DNA sinin aynisidir.Yavrunun DNA si anne ve babasinin DNA larinin karisimi oldugu için bazi karakterleri annesine bazi karakterleride babasina benzer.<br />
<br />
Yukaridaki sekilde, n sayida kromozom tasiyan disi ve erkek esey hücreleri rakam ve harflerle gösterilmistir. Disi ve erkek esey hücrelerinden her hangi ikisi birbiriyle birlestigi takdirde meydana gelecek yavru anneye de babaya da benzemez. Disinin somatik hücrelerinde " 1 - 2 " genlerini tasidigini varsayarsak, disinin " 1 " genetik yapili esey hücresiyle erkegin herhangi bir esey hücresinin birlesmesi halinde meydana gelecek yavrunun DNA si ya " 1 - A " olacak yada " 1 - B " olacaktir. Ayni sekilde disinin " 2 " genetik yapili diger esey hücresinin erkegin herhangi bir esey hücresi ile birlesmesi halinde, meydana gelecek yavru erkege de disiye de benzemeyecektir. <br />
Dogadaki çesitliligin diger bir nedeni ise " Krossing - over " olayidir.Krossin - over ' da, kromozomlar arasinda parça degis tokusu yapilarak genetik materyalin çok daha degisik bir yapiya sahip olmasi saglanir.Esey hücreleri, mayoz bölünme ile meydana getirilirken kromozomlar esey hücrelerine dagitilmadan önce krossing - over meydana gelir.Krossing - over ' da parça degis tokusu ise, birbirinin esi olan iki kormozomun kromatidleri arasinda meydana gelir (Bkz.Hücre sayfasi - Bölüm : Hücre bölünmesi). Klonlama yöntemiyle, esey hücrelerinden meydana gelecek olan canlinin anne veya babasinin aynisi olmasi saglanabilmektedir.Klonlama yönteminde temel olarak izlenen yol ise disinin yumurta hücresine, yine disinin somatik hücrelerinden alinan 2n sayidaki kromozomun yerlestirilmesidir.Bu sekilde yumurtaya, DNA si üzerinde hiçbir degisiklik yapilmamis somatik hücre kromozomlari enjekte edilerek yapay bir döllenme saglanmaktadir. Klonlamayi sekil üzerinde görelim.<br />
<br />
.Dogal döllenmede disi ve erkek esey hücreleri birleserek genetik düzeyde kendilerinden farkli bir yavru meydana getirirler. Sag tarafta ise klonlama yöntemi görülmektedir.Klonlama yönteminde ilk olarak disi bireyin somatik hücrelerinde bulunan 2n sayidaki kromozom, özel yöntemlerle hücre disarisina çikarilir ve izole edilir.Daha sonra yine disi bir bireyin yumurta hücresinin n kromzom sayidaki genetik materyali çikarilir. Yumurtadan çikarilan n sayidaki kromozomlarin yerine, disinin somatik hücrelerden izole edilen 2n sayidaki orijinal kromozomlari yerlestirilir.Bu kromozomlar annenin tüm genetik bilgilerini tasimaktadir.Somatik hücre kromozomlari yumurta hücresine yerlestirildikten sonra, yumurta hücresine elektrik sinyalleri gönderilir.Bünyesinde 2n kromozom bulunan yumurta hücresi bu elektrik sinyallerini aldiginda sperm tarafindan döllendigini zanneder.Çünki sperm hücresi n sayidaki kromozomunu yumurtaya aktarirken yumurta zari üzerinde bir elektrik gradiyent meydana getirir. Yapay olarak elektrik sinyalleriyle aktif hale geçirilen yumurta hücresi, sahip oldugu enzimlerle içerisine yerlestirilen DNA yi replike edip çogalmaya baslar<br />
.Hücrenin bölünerek çogalmasiyla nihayetinde embriyo (anne karininda gelismekte olan yavru) olusmaya baslar. Klonlanmis embriyo ile dogal yolla meydana gelen embriyo arasindaki fark DNA sinda yatmaktadir.Dogal yolla meydana gelen embriyonun genetik özellikleri, anne ve babasinin genlerinin karisimi oldugu için her iki bireydende farkli bir genoma sahiptir.Fakat klonlanmis embriyonun DNA si annesinin DNA sinin aynisidir.Yani aralarinda en ufak bir baz sirasinda bile fark yoktur.Dolayisiyla dünyaya gelecek olan yavru, annenin genetik ve morfolojik tüm özelliklerini tasir. Mesela annesinin DNA sindan bir insan embriyosu kopyalandigini var sayalim.Dünyaya gelecek yavrunun göz rengi, saç rengi, yüz sekli, deri rengi, kafa yapisi, genlerinde tasidigi hastaliklari, vücudunun üzerindeki benleri, kaslarinin uzunlugu kisacasi vücudunun tamami annesinin aynisi olacaktir.Tipki tek yumurta ikizlerinde oldugu gibi. Klonlama islemi burada anlatildigi kadar basit olmayip oldukça karmasik islemler vasitasiyla gerçeklestirilir.Öyle ki yumurtanin yapay olarak döllenmesi için ortam sartlarinin olabildigince ana rahmine benzetilmesi gerekmektedir.Mesela ortamin pH ' i, iyon konsantrasyonu, sicakligi vb. gibi.Klonlamanin zor olmasi nedeniyle yanlizca tek bir yumurta hücresi üzerinde degil yüzlerce hatta binlerce yumurtasi üzerinde deneyler yapilmakta, bu klonlama deneylerinden yanlizca bir kaç tanesinden netice alinabilmektedir.<br />
MUTASYONLAR<br />
Mutasyonlar, bir canlinin DNA si üzerinde yani genetik bilgileri üzerinde meydana gelen degisikliklerdir.Dogada mutasyonlara çok nadiren rastlanilmasina karsin meydana geldigi canli üzerinde agir tahribatlara neden olmaktadir. Mutasyonlar "nokta" mutasyonu ve "kromozom" mutasyonu olmak üzere iki ana sinifa ayrilir.Bu iki ana mutasyon haricinde de mutasyonlar meydana gelmektedir fakat yazimizda diger çesitlerine yer vermedik."Nokta" mutasyonlari, DNA nin yanlizca çok kisitli bir bölümünde meydana gelen mutasyonlardir.Bir veya birkac baz sirasinin kopmasi veya yerlerinin degismesi nokta mutasyonlarina örnek verilebilir."Kromozom" mutasyonlarina asagidaki sekillerden sonra deyinecegiz. <br />
Iplik gibi görünen bu yapi upuzun bir baz sirasindan olusur.DNA daki nokta mutasyonlari, bu uzun baz sirasindaki bir veya birkaç bazin kopmasi veya yer degistirmesi seklinde meydana gelir. Sagdaki resimde ise DNA ipliginin dönümler yaparak paketlenmis hali görülmektedir (birisi solda birisi sagda iki karmasik yapi).Iste DNA nin bu sekilde paketlenmis haline " Kromozom " adi verilir. Kromozom mutasyonlarinda ise, kromozomun bir parçasinda kopma veya crossing-over sirasinda yanlis bir kromozomla parça degis tokusu meydana gelmektedir.Dolayisiyla kromozom mutasyonlari, nokta mutasyonlarindan daha agir hasarlara neden olur. <br />
Yukaridaki küçük resimde ise nokta mutasyonunu temsil eden bir çizim görülüyor. Mutasyonlarin gunumuzdeki en iyi örneklerine Down sendromu, Palindromi(alti parmaklilik), Albinizm (Beyaz saç ve beyaz tenlilik) ve Kan kanserini verebiliriz. Bunlarin herbiri birbirinden korkunç hastaliklar olup çogu mutasyonlar canlinin ölümüne bile neden olabilmektedir. Dogada hiçbir yararli mutasyon yoktur.Meydana gelen mutasyonlar çesitlerine göre ya canlida agir bir hasara neden olur, yada canli üzerinde etkisiz kalir. Asagidaki iki ayri karede görülen resimler "Kan kanseri"ne yakalanmis bir insandaki kan hücrelerini göstermektedir.<br />
Fakat kanserli bir insanin kan hücreleri "orak" sekline dönüsmüstür. Bunun nedeni, kan hucrelerinin üretiminden sorumlu DNA molekülünün üzerinde bulunan sifrelerden birisinin dejenere olmasindan dolayidir.Bu hata kan hücresinin üretildigi proteinin 6.aminoasitinin yerine baska bir aminoasidin baglanmasina neden olur. DNA üzerindeki bu küçücük hata bile canli bir organizma üzerinde korkunç sonuçlar dogurabilmektedir. Belki zaman zaman televizyonlarda görmussünüzdür , 6 ayakli koyun, iki basli sigir veya yapisik ikizler.Bu canlilarin hepsi mutasyonlar sonucunda sakat kalmislardir.Özellikle "Çernobil" faciasindan sonraki kusaklarda korkunç derecede sakatliklar görülmüstür. Bunun temelinde ise "mutasyona yol acan etmenler" yatar.Bu etmenlerin basinda ise kimyasal maddeler, fiziksel etkiler ve radyoaktif isima gelmektedir.Radyoaktif isinlar çok yüksek enerjili olup gen dizilerinde kopmalara neden olurlar.Çernobil ve Hirosima sehirlerinde meydana gelen her iki nükleer facianin üzerinden yillar geçmesine ragmen halen birçok çocuk ya sakat yada kanserli olarak dünyaya gelmektedir. <br />
<br />
Dogada nadiren de olsa kendiliginden mutasyonlar meydana gelebilmektedir.Fakat canli hücrelerindeki kusursuz kontrol sistemleri sayesinde DNA üzerinde herhangi bir hataya yer vermemek için bir çok enzim görevlendirilmistir.Bu enzimler DNA üzerinde sürekli dolasarak kompa, kayma veya yer degistirme gibi hatalari düzelterek mutasyonun meydana gelmesini engellerler. Olaganüstü kusursuz bir sistemin yürüyüp gittigi canlilar ve onlarin hücrelerinde, mutasyon gibi agir hasarlarin meydana gelmesi, canlilarin iç yapilarinin ne kadar kompleks oldugunu ve canli hücrelerinde kesinlikle hata ve tesadüfe yer verilmedigini gözler önüne sermektedir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gen üzerine kisa bilgi:.<br />
</span>Bu bölümde ise DNA dünyasinin birazdaha derinliklerine inerek hem egitici hem de ilgi çekici bilgiler edinecegiz. DNA nin canlilarin genetik sifresi oldugunu siklikla duyariz.Belgesellerde, dergilerde gazetelerde vs.Fakat genlerle ilgili olarak her zaman kafamizda soru isaretleri kalir.DNA ne demek?, genler insanin neresinde bulunur veya genlerle nasil oynarlar gibi sorulardir bunlar.Aslinda pekte bahsedildigi kadar karmasik bir konu degildir.En azindan burada anlatilanlardan DNA ve genler hakkinda kaba ama öz bilgiler edinebilirsiniz. Ilk olarak "DNA" ve "Gen" kavrami üzerinde durarak ne olduklarini izah etmeye çalistik.Sade tanimlarin ardindan ilginç konulara degindik.Zevkle okuyabilirsiniz. DNA nedir, nerede bulunur?: DNA "Deoksi Ribo Nükleik Asit" isimli bir tür molekül grubunun kisaltilmis isimidir.DNA'nin çift zincirli ip merdivene benzediginden bahsetmistik.Çift zincirli yapidaki DNA zinciri oldukça uzun bir zincirdir.Bu zincir hücre içindeki özel enzimler ve proteinler araciligi ile paketlenir. Nasilki uzun bir ipi makaraya düzenli bir sekilde sariyorsaniz, hücrede buna benzer bir mekanizma ile DNA yi paketleyerek çekirdeginin (Nukleus) içine yerlestirir.DNA her hücrede bulunur.Örnegin su an ekrana bakan gözlerinizdeki her hücrenin içinde DNA zinciri paketlenmis bir vaziyette yerlesik olarak bulunur.Veyahut klavyeyi kullanan ellerinizdeki herbir hücrenin içerisinde ayri ayri DNA molekülü bulunur.Böbreklerinizin hücrelerinde, karacigerinizin hücrelerinde, kemik hücrelerinizde kisacasi vücudunuzdaki her hücrede DNA molekülü mevcuttur. DNA uzun bir zincir olmasina karsilik üzerindeki baz siralari bir düzen içerisinde taksim edilmistir. Taksim edilen bu baz gruplarina ise" Gen "denir.Mesela bir canlinin DNA zincirinde 15.000.000 adet baz(Nukleotid) dizisi olsun ve bu baz dizileri 1000 ' er adet olmak üzere 15 gruba ayrilmis olsun.Iste bu 15 tane grubun her biri birer "gen" dir.Insan hücresinde ise yaklasik olarak 3 milyar adet gen bulunur.Tabii her genin içinde binlerce nükleotid dizisi vardir. Bir canlinin bütün karakterleri ise DNA daki genlerde saklidir.Bu genlerin nasil olupta bir canliyi meydana getirdigine ilerleyen bölümlerde deyinecegiz. <br />
<br />
Yukaridaki DNA zincirine bakacak olursaniz a,t,g ve c olmak üzere 4 farkli bazin birbirleriyle karsi karsiya gelerek baglandigini görürsünüz.Bu baglanmalar belirli bir düzene göre yapilir. "a=adenin","t=timin","g=guanin" ve "c=sitozin" bazlari arasinda adenin bazi yanlizca timin ile guanin bazi ise yanlizca sitozin&copy; ile bag yapar.Bunun nedeni ise oldukça ilginçtir. Adenin ve Guanin bazlari yapisal olarak büyük boylu moleküllerdir.Timin ve Sitozin ise küçük boylu moleküllerdir.Adenin ve timin bazlarini bir futbol topu, guanin ve sitozin bazlarini ise tenis topu olarak düsünebilirsiniz. Eger adenin bazinin karsisina timin degilde guanin gelseydi heliks yapisinin düzgün ilerlemesi mümkün olmayacakti.Fakat DNA da küçük bazlara karsi büyük bazlarin gelmesiyle aradaki mesafenin her noktada sabit olmasi saglanmistir. DNA nin yapisi bazlarin bu sekilde ardi ardina siralanmasiyla uzayip gider.<br />
<br />
Eminizki bazlarin DNA üzerinde bu sekilde siralanmasinin, canliligin "sifresi" ile ne ilgisi oldugunu merak ediyorsunuzdur.Az öncede belirttigimiz gibi bu sifrelerin bir canli organizmayi nasil meydana getirdigini simdi açiklayacagiz. DNA daki sifrelerden canli bir organizmanin meydana gelmesi, aslinda hücre içinde oldukça karmasik bir dizi islem neticesinde meyadana gelir.Fakat yazimizda bu islemleri en kaba haliyle ele aldik. DNA daki sifrelerin desifre olup organizmayi meydana getirmesi asama asama meydana gelmektedir.Bu asamalar ise sirasiyla ;<br />
1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon) <br />
2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon)<br />
3-) Proteini üretilen hücrenin farklilasmasi (Morfogenez) Simdi bu asamalari teker teker ele alarak yanlizca bir DNA molekülünden devasal bir canlinin nasil mükemmel bir sekilde meydana geldigini ögrenelim. <br />
1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon) : Erkek bir canlidan gelen spermin tasidigi bir miktar DNA ile disi bir canlidan gelen yumurtanin tasidigi DNA birleserek tam bir DNA yi verir.Bu DNA meydana gelecek yavrunun tüm özelliklerini içinde barindirir.Mesela bu canlinin DNA sinda 1 milyar gen var ise bu genlerin 500 milyontanesi anneden 500 milyon taneside babadan gelir.Yumurta ile spermin birlesmesinin ardindan DNA daki o essiz sifreler çözülerek, küçücük bir yumurta (zigot) dan kocaman bir canliyi meydana getirmeye baslar. Ilk asama RNA sentezidir.Bu islem DNA nin açilmasiyla baslar.Biliyoruzki DNA daki bazlar karsi karsiya gelip el ele tutusarak her iki omurgayi birlestirmislerdi.Fakat bu bazlar ellerini birakarak yani aralarindaki baglari kopararak DNA nin çift zincirli yapisini tipki bir "fermuar" gibi açmaya baslar. DNA çözülmeye basladikça "RNA polimeraz" adi verilen özel bir protein DNA nin üzerinde gezerek onu okumaya ve RNA yi sentezlemeye baslar.<br />
Büyük mavi bölge RNA polimerazi temsil etmektedir.Yesil serit ise sentezlenen RNA dir. Anlasilacagi gibi DNA zinciri açilmis ve RNA polimeraz enzimi vasitasiyla DNA daki bazlara karsilik gelen diger bazlar birbirlerine eklenerek RNA üretilmektedir. Üretilen RNA nin DNA dan tek farki Adenin bazinin karsisina Timin yerin " U " harfiyle gösterilen " Urasil " bazinin gelmis olmasidir.Üretimi tamamlanan RNA daha sonra DNA üzerinden ayrilarak bir dizi isleme tabii tutulur. Bu islemler sirasinda RNA kaba olarak DNA dan üretildikten sonra üzerinde düzeltmeler yapilir.Nasilki bir marangoz kestigi tahtalari düzeltmek için yontuyorsa, hücrede ayni sekilde üretilen kaba RNA yi düzeltmek için bir dizi enzimi görevlendirir. Not: Üretilen bu RNA, mRNA (mesajci RNA) dir<br />
. 2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon): Düzeltme islemleri tamamlanmis olan mRNA daha sonra çekirdek (nukleus) den çikarak "Ribozom" adi verilen bir organele dogru yol almaya baslar.Ribozoma ulasan mRNA ribozoma baglanir. mRNA nin bir özelligi ise DNA daki gibi siralanan bazlarin 3 lü gruplar halinde ayrilmis olmasidir.Bir örnek verelim ; DNA üzerindeki kodonlar " AATGCCGATGTA " seklinde ise, sentezlenen mRNA nin görünümü " UUA-CGG-CUA-CAU " seklinde olacaktir.Dikkat ederseniz baz siralamasinda bir degisme yoktur, yanlizca bazlar 3 lü gruplar halinde taksim edilmislerdir.Taksim edilen bu 3 lü gruplara ise "Kodon" adi verilir.Tabii RNA da adenin bazina karsilik urasil bazinin, guanin bazina karsilik ise sitozin bazinin geldigini unutmamak gerekir. Bu sekilde üretilen mRNA ribozoma baglandiktan sonra 3 lü gruplarin okunmasina baslanir.tRNA adi verilen bir baska RNA çesidi ise bildigimiz mRNA veya DNA kadar uzun degildir.tRNA (Tasiyici RNA) üzerinde yanlizca 15-20 baz sirasi bulundurur.tRNA nin diger bir özelligi ise birbiri ardina siralanan bazlarin bir daire olusturacak sekilde baglanmasidir.Bunu halay çeken bir grup insana benzetebilirsiniz. tRNA halkasinin üzerinde iki önemli bölge vardir.Bu bölgelerden ilki, tasiyacagi aminoasidin taninmasini saglayan bölgedir.Diger bölge ise tRNA nin mRNA ya baglanacagi, 3 adet baz sirasindan olusan bölgedir.Bu bölgeye ise " Anti-kodon " adi verilir. mRNA üzerinde bazlarin 3 lü gruplar halinde dizildiginden bahsetmistik.Iste tRNA üzerinde bulunan, " anti-kodon " adi verilen ve yanlizca 3 adet baz sirasindan olusan bu bölge, ribozoma tutunmus mRNA üzerindeki " kodon " adi verilen 3 lü gruplara baglanir.Tabii tRNA larin anti - kodonlari, mRNA üzerindeki kodonlara sirasiyla baglanirken beraberlerinde tasidiklari aminoasitleride getirmislerdir.Bu yüzden tRNA ya bu isim verilmistir." Aminoasiti tasiyan RNA " tRNA lar aminoasitleri tasiyip sirasiyla kodonlara baglandikça, tRNA larin sirtlarindaki aminoasitlerde birbirleriyle baglanmaya baslarlar.<br />
.Görüldügü gibi mRNA daki kodonun baz dizilimi GCC, bu kodona baglanan tRNA nin ise anti - kodonu CGG seklindedir. tRNA üzerinde bulunan pembe halka ise " aminoasit " i temsil etmektedir. Yüzlerce binlerce tRNA yanyana dizildiklerinde, üzerlerindeki aminoasitlerde yanyana gelmis olur.Iste yanyana gelmis olan bu aminoasitler birbirleriyle bag yaparak proteini sentez etmeye baslar.Hatirlarsaniz protein molekülünün aminoasit zincirlerinden meydana geldigini soylemistik. Yukarida anlatmak istedigimiz olaylari yandaki sekil gayet iyi açikliyor.Sag tarafta yaklasmakta olan mavi renkli tRNA lar görülüyor.tRNA larin üzerlerinde ise yesil ve sari renklerle gösterilmis " aminoasit " ler görülüyor.Yesil renkli serit mRNA yi, boynuzlu gri yapi ise ribozomu temsil etmektedir. tRNA lar sirasiyla mRNA üzerine yerlestikten sonra, sirtlarindaki amino asitler bag yapar.Tam bu sirada isi biten tRNA yükünü bosaltmis olarak mRNA dan bagini kopararir ve ribozomdan ayrilir.Fakat tasidigi amino asit, kendinden önceki tRNA nin getirdigi aminoasitle bag yapmis olarak protein zinciri olusumuna katilir. Bu gerçektende insani hayranlik içerisinde birakan bir sistemdir.Bugün dünya üzerinde yapay olarak üretilen proteinler bile canli bir hücre tarafindan üretilen proteinin adi bir taklidi olmaktadir. <br />
3-) Proteini üretilen hücrenin farklilasmasi: Buraya kadar olan asamalar hücrede protein sentezi için gerekli islemleri kapsiyordu.Bundan sonra ise üretilen proteinin çesidine göre hücrenin kazandigi fonksiyondur. Bir yumurta ile bir spermin birlesmesiyle meydana gelen yapi zigot adini alir ve tek bir hücreden ibarettir.Zigot içerisinde DNA kendisinin bir kopyasini çikarir.Dolayisiyla hücrede DNA miktari iki katina çikmis olur.Fakat hücre derhal bölünmeye baslar bu DNA lardan birisi bir hücreye giderken diger DNA ise ikinci yavru hücreye aktarilir.Böylelikle hücre ikiye bölünmüs olur.Bölünmeler ta ki anne karninda bir bebegin meydana gelmesine dek sürer. Yani tek bir hücre, o kadar çok bölünme geçirirki sayilari trilyonlari bulur ve bir canli embriyoyu (anne karnindaki bebek) meydana getirir.DNA sifrelemesi ise bu noktada devreye girer. Bir önceki basamagimiz protein sentezi ile ilgiliydi.Fakat proteinler çesitli hücreler için farkli tiplerde üretilir.Bir yavru anne karninda gelisirken, yavrunun gözlerini olusturacak hücrelerdeki DNA lar yanlizca göz organi ile ilgili proteinleri üretirler.Ayni sekilde yavrunun beynini olusturacak hücrelerin DNA lari ise yanlizca beyin organi ile ilgili proteinleri üretirler. Burada önemli olan nokta sudur.Insanin kemik hücresi olsun, karaciger hücresi olsun, böbrek hucresi olsun kisacasi vücudunun her bolgesindeki hücrelerin içindeki DNA larda insanin bütün organlarini olusturacak bilgiler saklidir.Fakat saklanan bu bilgilerden yanlizca ilgili organ için üretilecek protinlerin meydana getirilmesi saglanir.Yani her hücrede insan vücudunun her organinin protein bilgileri saklanir fakat bu proteinlerin hepsi üretilmez.Yanlizca meydana getirilecek organla ilgili proteinler üretilir.Bir organda, organla ilgili proteinler disinda DNA da saklanan diger proteinlerin üretilmemesi için DNA nin üzeri " Histon " adi verilen özel bir proteinle örtülür. Hücrelerin programlanmis bir sekilde farkli farkli proteinler üretip farkli organlara dönüsmesi olayina Tip dilinde farklilasma (morfogenez) denir.Bugün bilim adamlarinin kafasini kurcalayan en büyük problem ise hücrelerdeki " Histon " larin hangi genlerin üzerini örtüp hangilerinin üzerini açik birakacagini nereden bildigidir.Çünkü proteinlerde birer moleküldür ve moleküllerde atomlardan olusur.Dolayisiyla suursuz atomlarin bu derece zekice düsünülmüs bir mekanizmayi meydana getirmesi beklenemez. <br />
KLONLAMA (KOPYALAMA)<br />
Kopyalama konusunu açiklamadan önce bazi terimlerin en anlama geldigini belirtelim.<br />
Kromozom : Kromozomlar, genetik materyalin (DNA) ' nin yardimci proteinlerle birlikte dönümler yapip katlanmasiyla ve kisalmasiyla olusan yogunlasmis yapilardir. <br />
Somatik hücre : Insanin veya baska bir canlinin esey hücreleri (üreme) disindaki tüm hücrelere somatik hücre denir.Örnegin deri hücresi, karaciger hücresi, kas hücresi gibi.Bu hücrelerin tasidiklari kromozom sayisi 2n ile gösterilir. <br />
Esey hücresi : Esey hücreleri, bir canlinin disi ve erkek bireyleri tarafindan üretilen ve " n " sayida kromozom tasiyan üreme hücreleridir.Erkek canli tarafindan üretilen esey hücresi " Sperm ", disi canlinin tarafindan üretilen esey hücresine ise " Yumurta " adi verilir. Örnek olarak insanin somatik hücrelerinde daima 46 tane kromozom bulunur.Ve bu 46 kromozom 2n harfiyle gösterilir.Tabii kromozom sayilari canlidan canliya degismektedir.Mesela sigir somatik hücrelerindeki kromozom sayisi 60, farede 40, kurbagada 26 dir.Sayisi ne olursa olsun eger kromozomlar somatik bir hücreye ait ise 2n harfiyle gösterilir. Canlinin esey hücrelerinde ise kromozom sayisi somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir ve n harfiyle gösterilir.Insanin somatik hücrelerinde 46 kromozom, esey hücrelerinde ise yarisi sayida yani 23 tane kromozom bulunur.Disi ve erkek esey hücreleri birlestigi zaman (buna döllenme denir) meydana gelecek yavrunun kromozom sayilari yine 46 olacaktir. Bir yavru anne ve babasina genetik materyal düzeyinde hiçbir zaman benzemez.Çünki anne birey, esey hücrelerini (yumurta) meydana getirirken bu esey hücrelerine kendi DNA sinin yarisini nakleder.Ayni sekilde erkek bireyde esey hücrelerini meydana getirirken (sperm) somatik hücrelerindeki DNA nin yari miktarini esey hücrelerine nakleder.Dolayisiyla dünyaya gelecek yavrunun DNA si ne annenin nede babanin DNA sinin aynisidir.Yavrunun DNA si anne ve babasinin DNA larinin karisimi oldugu için bazi karakterleri annesine bazi karakterleride babasina benzer.<br />
<br />
Yukaridaki sekilde, n sayida kromozom tasiyan disi ve erkek esey hücreleri rakam ve harflerle gösterilmistir. Disi ve erkek esey hücrelerinden her hangi ikisi birbiriyle birlestigi takdirde meydana gelecek yavru anneye de babaya da benzemez. Disinin somatik hücrelerinde " 1 - 2 " genlerini tasidigini varsayarsak, disinin " 1 " genetik yapili esey hücresiyle erkegin herhangi bir esey hücresinin birlesmesi halinde meydana gelecek yavrunun DNA si ya " 1 - A " olacak yada " 1 - B " olacaktir. Ayni sekilde disinin " 2 " genetik yapili diger esey hücresinin erkegin herhangi bir esey hücresi ile birlesmesi halinde, meydana gelecek yavru erkege de disiye de benzemeyecektir. <br />
Dogadaki çesitliligin diger bir nedeni ise " Krossing - over " olayidir.Krossin - over ' da, kromozomlar arasinda parça degis tokusu yapilarak genetik materyalin çok daha degisik bir yapiya sahip olmasi saglanir.Esey hücreleri, mayoz bölünme ile meydana getirilirken kromozomlar esey hücrelerine dagitilmadan önce krossing - over meydana gelir.Krossing - over ' da parça degis tokusu ise, birbirinin esi olan iki kormozomun kromatidleri arasinda meydana gelir (Bkz.Hücre sayfasi - Bölüm : Hücre bölünmesi). Klonlama yöntemiyle, esey hücrelerinden meydana gelecek olan canlinin anne veya babasinin aynisi olmasi saglanabilmektedir.Klonlama yönteminde temel olarak izlenen yol ise disinin yumurta hücresine, yine disinin somatik hücrelerinden alinan 2n sayidaki kromozomun yerlestirilmesidir.Bu sekilde yumurtaya, DNA si üzerinde hiçbir degisiklik yapilmamis somatik hücre kromozomlari enjekte edilerek yapay bir döllenme saglanmaktadir. Klonlamayi sekil üzerinde görelim.<br />
<br />
.Dogal döllenmede disi ve erkek esey hücreleri birleserek genetik düzeyde kendilerinden farkli bir yavru meydana getirirler. Sag tarafta ise klonlama yöntemi görülmektedir.Klonlama yönteminde ilk olarak disi bireyin somatik hücrelerinde bulunan 2n sayidaki kromozom, özel yöntemlerle hücre disarisina çikarilir ve izole edilir.Daha sonra yine disi bir bireyin yumurta hücresinin n kromzom sayidaki genetik materyali çikarilir. Yumurtadan çikarilan n sayidaki kromozomlarin yerine, disinin somatik hücrelerden izole edilen 2n sayidaki orijinal kromozomlari yerlestirilir.Bu kromozomlar annenin tüm genetik bilgilerini tasimaktadir.Somatik hücre kromozomlari yumurta hücresine yerlestirildikten sonra, yumurta hücresine elektrik sinyalleri gönderilir.Bünyesinde 2n kromozom bulunan yumurta hücresi bu elektrik sinyallerini aldiginda sperm tarafindan döllendigini zanneder.Çünki sperm hücresi n sayidaki kromozomunu yumurtaya aktarirken yumurta zari üzerinde bir elektrik gradiyent meydana getirir. Yapay olarak elektrik sinyalleriyle aktif hale geçirilen yumurta hücresi, sahip oldugu enzimlerle içerisine yerlestirilen DNA yi replike edip çogalmaya baslar<br />
.Hücrenin bölünerek çogalmasiyla nihayetinde embriyo (anne karininda gelismekte olan yavru) olusmaya baslar. Klonlanmis embriyo ile dogal yolla meydana gelen embriyo arasindaki fark DNA sinda yatmaktadir.Dogal yolla meydana gelen embriyonun genetik özellikleri, anne ve babasinin genlerinin karisimi oldugu için her iki bireydende farkli bir genoma sahiptir.Fakat klonlanmis embriyonun DNA si annesinin DNA sinin aynisidir.Yani aralarinda en ufak bir baz sirasinda bile fark yoktur.Dolayisiyla dünyaya gelecek olan yavru, annenin genetik ve morfolojik tüm özelliklerini tasir. Mesela annesinin DNA sindan bir insan embriyosu kopyalandigini var sayalim.Dünyaya gelecek yavrunun göz rengi, saç rengi, yüz sekli, deri rengi, kafa yapisi, genlerinde tasidigi hastaliklari, vücudunun üzerindeki benleri, kaslarinin uzunlugu kisacasi vücudunun tamami annesinin aynisi olacaktir.Tipki tek yumurta ikizlerinde oldugu gibi. Klonlama islemi burada anlatildigi kadar basit olmayip oldukça karmasik islemler vasitasiyla gerçeklestirilir.Öyle ki yumurtanin yapay olarak döllenmesi için ortam sartlarinin olabildigince ana rahmine benzetilmesi gerekmektedir.Mesela ortamin pH ' i, iyon konsantrasyonu, sicakligi vb. gibi.Klonlamanin zor olmasi nedeniyle yanlizca tek bir yumurta hücresi üzerinde degil yüzlerce hatta binlerce yumurtasi üzerinde deneyler yapilmakta, bu klonlama deneylerinden yanlizca bir kaç tanesinden netice alinabilmektedir.<br />
MUTASYONLAR<br />
Mutasyonlar, bir canlinin DNA si üzerinde yani genetik bilgileri üzerinde meydana gelen degisikliklerdir.Dogada mutasyonlara çok nadiren rastlanilmasina karsin meydana geldigi canli üzerinde agir tahribatlara neden olmaktadir. Mutasyonlar "nokta" mutasyonu ve "kromozom" mutasyonu olmak üzere iki ana sinifa ayrilir.Bu iki ana mutasyon haricinde de mutasyonlar meydana gelmektedir fakat yazimizda diger çesitlerine yer vermedik."Nokta" mutasyonlari, DNA nin yanlizca çok kisitli bir bölümünde meydana gelen mutasyonlardir.Bir veya birkac baz sirasinin kopmasi veya yerlerinin degismesi nokta mutasyonlarina örnek verilebilir."Kromozom" mutasyonlarina asagidaki sekillerden sonra deyinecegiz. <br />
Iplik gibi görünen bu yapi upuzun bir baz sirasindan olusur.DNA daki nokta mutasyonlari, bu uzun baz sirasindaki bir veya birkaç bazin kopmasi veya yer degistirmesi seklinde meydana gelir. Sagdaki resimde ise DNA ipliginin dönümler yaparak paketlenmis hali görülmektedir (birisi solda birisi sagda iki karmasik yapi).Iste DNA nin bu sekilde paketlenmis haline " Kromozom " adi verilir. Kromozom mutasyonlarinda ise, kromozomun bir parçasinda kopma veya crossing-over sirasinda yanlis bir kromozomla parça degis tokusu meydana gelmektedir.Dolayisiyla kromozom mutasyonlari, nokta mutasyonlarindan daha agir hasarlara neden olur. <br />
Yukaridaki küçük resimde ise nokta mutasyonunu temsil eden bir çizim görülüyor. Mutasyonlarin gunumuzdeki en iyi örneklerine Down sendromu, Palindromi(alti parmaklilik), Albinizm (Beyaz saç ve beyaz tenlilik) ve Kan kanserini verebiliriz. Bunlarin herbiri birbirinden korkunç hastaliklar olup çogu mutasyonlar canlinin ölümüne bile neden olabilmektedir. Dogada hiçbir yararli mutasyon yoktur.Meydana gelen mutasyonlar çesitlerine göre ya canlida agir bir hasara neden olur, yada canli üzerinde etkisiz kalir. Asagidaki iki ayri karede görülen resimler "Kan kanseri"ne yakalanmis bir insandaki kan hücrelerini göstermektedir.<br />
Fakat kanserli bir insanin kan hücreleri "orak" sekline dönüsmüstür. Bunun nedeni, kan hucrelerinin üretiminden sorumlu DNA molekülünün üzerinde bulunan sifrelerden birisinin dejenere olmasindan dolayidir.Bu hata kan hücresinin üretildigi proteinin 6.aminoasitinin yerine baska bir aminoasidin baglanmasina neden olur. DNA üzerindeki bu küçücük hata bile canli bir organizma üzerinde korkunç sonuçlar dogurabilmektedir. Belki zaman zaman televizyonlarda görmussünüzdür , 6 ayakli koyun, iki basli sigir veya yapisik ikizler.Bu canlilarin hepsi mutasyonlar sonucunda sakat kalmislardir.Özellikle "Çernobil" faciasindan sonraki kusaklarda korkunç derecede sakatliklar görülmüstür. Bunun temelinde ise "mutasyona yol acan etmenler" yatar.Bu etmenlerin basinda ise kimyasal maddeler, fiziksel etkiler ve radyoaktif isima gelmektedir.Radyoaktif isinlar çok yüksek enerjili olup gen dizilerinde kopmalara neden olurlar.Çernobil ve Hirosima sehirlerinde meydana gelen her iki nükleer facianin üzerinden yillar geçmesine ragmen halen birçok çocuk ya sakat yada kanserli olarak dünyaya gelmektedir. <br />
<br />
Dogada nadiren de olsa kendiliginden mutasyonlar meydana gelebilmektedir.Fakat canli hücrelerindeki kusursuz kontrol sistemleri sayesinde DNA üzerinde herhangi bir hataya yer vermemek için bir çok enzim görevlendirilmistir.Bu enzimler DNA üzerinde sürekli dolasarak kompa, kayma veya yer degistirme gibi hatalari düzelterek mutasyonun meydana gelmesini engellerler. Olaganüstü kusursuz bir sistemin yürüyüp gittigi canlilar ve onlarin hücrelerinde, mutasyon gibi agir hasarlarin meydana gelmesi, canlilarin iç yapilarinin ne kadar kompleks oldugunu ve canli hücrelerinde kesinlikle hata ve tesadüfe yer verilmedigini gözler önüne sermektedir. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anatomi Ders Notları / Kemikler]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-anatomi-ders-notlari-kemikler.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:59:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-anatomi-ders-notlari-kemikler.html</guid>
			<description><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anatomi Ders Notları / Kemikler</span>   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<br />
 Anatomik Hareketler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksiyon &gt; Bükme<br />
Ekstansiyon &gt; Açma<br />
Addüksiyon &gt; Birleştirme<br />
Abdüksiyon &gt; Ayırma<br />
Pronasyon &gt; İçe Çevirme<br />
Süpinasyon &gt; Dışa Çevirme<br />
İnversiyon &gt; Ayak tabanını İçe çevirme<br />
Eversiyon &gt; Ayak tabanını Dışa çevirme<br />
Rotasyon &gt; Başı sağa sola çevirme<br />
Sirkümdiksiyon &gt; Daire çizme(360 Â°çevirme)<br />
Elevasyon &gt; Yukarı Kaldırma<br />
Depresyon &gt; Aşağı indirme<br />
<br />
 Omuz kemerini oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Skapula ( Scapula)<br />
Klavikula ( Clavicula)<br />
Sternum<br />
<br />
 Üst ekstirimiteyi oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Humerus<br />
Radius<br />
Ulna<br />
Karpaller<br />
****karpaller<br />
Falanks<br />
Omurgayı oluşturan kemikler<br />
Servikal bölge &gt; 7<br />
Torakal bölge &gt; 12<br />
Lumbal bölge &gt; 5<br />
Sakral bölge &gt; 5<br />
Koksiks &gt; 4&#8211;5<br />
<br />
 Toraksı oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12 çift Kosta<br />
Sternum<br />
<br />
 Pevlik kemerini oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakrum<br />
Koksiks(cocyx)<br />
Koksa(coxa) &gt; 3 bölümden oluşur<br />
oİlium<br />
oİschium<br />
oPubis<br />
<br />
 Alt ekstrimiteyi oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Femur<br />
Tibia<br />
Fibula<br />
Patella<br />
Calcaneus<br />
Tarsaller<br />
**** Tarsaller<br />
Falanks  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anatomi Ders Notları / Kemikler</span>   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<br />
 Anatomik Hareketler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksiyon &gt; Bükme<br />
Ekstansiyon &gt; Açma<br />
Addüksiyon &gt; Birleştirme<br />
Abdüksiyon &gt; Ayırma<br />
Pronasyon &gt; İçe Çevirme<br />
Süpinasyon &gt; Dışa Çevirme<br />
İnversiyon &gt; Ayak tabanını İçe çevirme<br />
Eversiyon &gt; Ayak tabanını Dışa çevirme<br />
Rotasyon &gt; Başı sağa sola çevirme<br />
Sirkümdiksiyon &gt; Daire çizme(360 Â°çevirme)<br />
Elevasyon &gt; Yukarı Kaldırma<br />
Depresyon &gt; Aşağı indirme<br />
<br />
 Omuz kemerini oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Skapula ( Scapula)<br />
Klavikula ( Clavicula)<br />
Sternum<br />
<br />
 Üst ekstirimiteyi oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Humerus<br />
Radius<br />
Ulna<br />
Karpaller<br />
****karpaller<br />
Falanks<br />
Omurgayı oluşturan kemikler<br />
Servikal bölge &gt; 7<br />
Torakal bölge &gt; 12<br />
Lumbal bölge &gt; 5<br />
Sakral bölge &gt; 5<br />
Koksiks &gt; 4&#8211;5<br />
<br />
 Toraksı oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12 çift Kosta<br />
Sternum<br />
<br />
 Pevlik kemerini oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakrum<br />
Koksiks(cocyx)<br />
Koksa(coxa) &gt; 3 bölümden oluşur<br />
oİlium<br />
oİschium<br />
oPubis<br />
<br />
 Alt ekstrimiteyi oluşturan kemikler <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Femur<br />
Tibia<br />
Fibula<br />
Patella<br />
Calcaneus<br />
Tarsaller<br />
**** Tarsaller<br />
Falanks  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anatomi Ders Notları / Kaslar]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-anatomi-ders-notlari-kaslar.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:59:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-anatomi-ders-notlari-kaslar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Anatomi Ders Notları / Kaslar<br />
<br />
  Omuz eklemine fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deltoidin ön lifler<br />
Pectolaris Major<br />
Korakobrachialis(Coracobrachialis)<br />
Biceps brachi<br />
<br />
 Omuz eklemine ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deltoidin arka lifleri<br />
Latisumus Dorsi<br />
Teres Major<br />
<br />
 Omuza rotasyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rotator cuff kasları<br />
Subscapularis<br />
Supraspinatus<br />
İnfraspinatus<br />
Teres minör<br />
<br />
 Dirsek eklemine fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biceps brachi<br />
Brachialis<br />
Brachioradialis<br />
<br />
 Dirsek eklemine ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Triceps brachi<br />
Ancaneus<br />
<br />
 Dirseğe supinasyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Supinator kas<br />
Bicaps brachi<br />
<br />
 Dirseğe pronasyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pronator teres<br />
Pronator Quadratus<br />
<br />
 El bileğine fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksör karpiradialis<br />
Fleksör karpiunlaris<br />
<br />
 El bileğine ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekstansör karpiradialis<br />
Ekstansör karpiunlaris<br />
<br />
 Baş parmağa extansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekstansör poliscus longus<br />
<br />
 Baş parmağa fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksör policus longus<br />
<br />
 Diğer 4 parmağa fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksör digitorum superficialis<br />
<br />
 Diğer 4 parmağa ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
Ekstansör digitorum superficialis  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Anatomi Ders Notları / Kaslar<br />
<br />
  Omuz eklemine fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deltoidin ön lifler<br />
Pectolaris Major<br />
Korakobrachialis(Coracobrachialis)<br />
Biceps brachi<br />
<br />
 Omuz eklemine ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deltoidin arka lifleri<br />
Latisumus Dorsi<br />
Teres Major<br />
<br />
 Omuza rotasyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rotator cuff kasları<br />
Subscapularis<br />
Supraspinatus<br />
İnfraspinatus<br />
Teres minör<br />
<br />
 Dirsek eklemine fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biceps brachi<br />
Brachialis<br />
Brachioradialis<br />
<br />
 Dirsek eklemine ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Triceps brachi<br />
Ancaneus<br />
<br />
 Dirseğe supinasyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Supinator kas<br />
Bicaps brachi<br />
<br />
 Dirseğe pronasyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pronator teres<br />
Pronator Quadratus<br />
<br />
 El bileğine fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksör karpiradialis<br />
Fleksör karpiunlaris<br />
<br />
 El bileğine ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekstansör karpiradialis<br />
Ekstansör karpiunlaris<br />
<br />
 Baş parmağa extansiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekstansör poliscus longus<br />
<br />
 Baş parmağa fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksör policus longus<br />
<br />
 Diğer 4 parmağa fleksiyon yaptıran kaslar <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fleksör digitorum superficialis<br />
<br />
 Diğer 4 parmağa ekstansiyon yaptıran kaslar <br />
Ekstansör digitorum superficialis  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyin Anatomisi / Beyin Lobları]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-beyin-loblari.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:58:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-beyin-loblari.html</guid>
			<description><![CDATA[ Beyin Lobları   <br />
 <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/193.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 193.jpg]" class="mycode_img" />   <br />
 <br />
 Kafa İçinde Yerleşimi   <br />
<img src="http://www.brainbasedbusiness.com/uploads/frontal%20lobe-thumb.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: frontal%20lobe-thumb.jpg]" class="mycode_img" />  <br />
 <br />
 Farklı Açıdan Beyin   <br />
<img src="http://pages.slc.edu/~ebj/iminds01/notes/L3-localization&amp;lateralization/images/brainlobes_col.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: brainlobes_col.gif]" class="mycode_img" />  <br />
 <br />
turkuaz: frontal lobe  <br />
yeşil: parietal lobe  <br />
mor: temporal lobe  <br />
sarı: occipital lobe  <br />
pembe: cerebellum and brainstem  <br />
kırmızı: cingulate gyrus  <br />
 <br />
 <br />
]frontal--  bilinçli düşünme; zarar görmesi durumunda ruh hali, hissiyat değişikliği olabilir.  <br />
 <br />
]parietal--  çeşitli duyu organlarından gelen bilgileri birleştirmede önemli rol oynar. Ayrıca nesnelerin kullanılması ve bazı mekansal görüş işlemelerinde (visuospatial processing) parietal lobun kimi bölümleri rol alır.  <br />
 <br />
]occipital--  görme duyusuyla ilgili bilgilerin işlendiği lobdur. Hafif zarar görmesi halüsinasyonlara sebep olur.  <br />
 <br />
]temporal--  ses ve kokunun algılanması, aynı zamanda da yüzler, mekanlar gibi karmaşık uyaranların işlenmesi bu lob tarafından sağlanır.  <br />
 <br />
]serebellum--  duyu organlarından gelen bilgilerle haraketi ilişkilendirir. Bulob özellikle dengenin sağlanmasında önemli rol oynar.  <br />
 <br />
Yukarıda listelenen her bir lob, beynin her iki yarımküresinde de bulunur. Serebellum dışında bu lobların hepsi telensefalonun parçasıdır.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Beyin Lobları   <br />
 <img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/193.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 193.jpg]" class="mycode_img" />   <br />
 <br />
 Kafa İçinde Yerleşimi   <br />
<img src="http://www.brainbasedbusiness.com/uploads/frontal%20lobe-thumb.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: frontal%20lobe-thumb.jpg]" class="mycode_img" />  <br />
 <br />
 Farklı Açıdan Beyin   <br />
<img src="http://pages.slc.edu/~ebj/iminds01/notes/L3-localization&amp;lateralization/images/brainlobes_col.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: brainlobes_col.gif]" class="mycode_img" />  <br />
 <br />
turkuaz: frontal lobe  <br />
yeşil: parietal lobe  <br />
mor: temporal lobe  <br />
sarı: occipital lobe  <br />
pembe: cerebellum and brainstem  <br />
kırmızı: cingulate gyrus  <br />
 <br />
 <br />
]frontal--  bilinçli düşünme; zarar görmesi durumunda ruh hali, hissiyat değişikliği olabilir.  <br />
 <br />
]parietal--  çeşitli duyu organlarından gelen bilgileri birleştirmede önemli rol oynar. Ayrıca nesnelerin kullanılması ve bazı mekansal görüş işlemelerinde (visuospatial processing) parietal lobun kimi bölümleri rol alır.  <br />
 <br />
]occipital--  görme duyusuyla ilgili bilgilerin işlendiği lobdur. Hafif zarar görmesi halüsinasyonlara sebep olur.  <br />
 <br />
]temporal--  ses ve kokunun algılanması, aynı zamanda da yüzler, mekanlar gibi karmaşık uyaranların işlenmesi bu lob tarafından sağlanır.  <br />
 <br />
]serebellum--  duyu organlarından gelen bilgilerle haraketi ilişkilendirir. Bulob özellikle dengenin sağlanmasında önemli rol oynar.  <br />
 <br />
Yukarıda listelenen her bir lob, beynin her iki yarımküresinde de bulunur. Serebellum dışında bu lobların hepsi telensefalonun parçasıdır.  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyin Anatomisi / İngilizce Beyin Lobları]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-ingilizce-beyin-loblari.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:57:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-ingilizce-beyin-loblari.html</guid>
			<description><![CDATA[Beyin Anatomisi / İngilizce Beyin Lobları<br />
<br />
 Parts of the Brain <br />
<br />
In order for what I am about to explain to make any sense I must first define and illustrate the ********s of some parts of the brain. The first is the cortex. The cortex is the convoluted gray matter around the outside of the brain. It contains the neurons where complex thoughts and ideas come from. The lobes are the four parts of the cortex, but I will only explain three because the fourth, the occipital, is irrelevant to my subject. The parietal lobe is located on the top of the brain. At the very front of the parietal lobe is the sensory cortex. This is where feelings from all over the body are made sense of. The second part, the temporal lobe is located behind your temples. An important feature of this lobe is the superior temporal gyrus which makes sense of what we hear. Inside this lobe is another set of nerve cells that is called the basal ganglia. This group of cells has a role in language, memory, and movement. The last lobe is the frontal lobe. The frontal lobe is located behind your forehead and above your eyes. At the top of the frontal lobe is the supplementary motor cortex that plans out movements of the body. (Kolb and Whishaw, 1998) <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/2.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2.jpeg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beyin Anatomisi / İngilizce Beyin Lobları<br />
<br />
 Parts of the Brain <br />
<br />
In order for what I am about to explain to make any sense I must first define and illustrate the ********s of some parts of the brain. The first is the cortex. The cortex is the convoluted gray matter around the outside of the brain. It contains the neurons where complex thoughts and ideas come from. The lobes are the four parts of the cortex, but I will only explain three because the fourth, the occipital, is irrelevant to my subject. The parietal lobe is located on the top of the brain. At the very front of the parietal lobe is the sensory cortex. This is where feelings from all over the body are made sense of. The second part, the temporal lobe is located behind your temples. An important feature of this lobe is the superior temporal gyrus which makes sense of what we hear. Inside this lobe is another set of nerve cells that is called the basal ganglia. This group of cells has a role in language, memory, and movement. The last lobe is the frontal lobe. The frontal lobe is located behind your forehead and above your eyes. At the top of the frontal lobe is the supplementary motor cortex that plans out movements of the body. (Kolb and Whishaw, 1998) <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/2.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2.jpeg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyin Anatomisi / Merkezi Sinir Sistemi (MSS)]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-merkezi-sinir-sistemi-mss.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:56:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-merkezi-sinir-sistemi-mss.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin Anatomisi / Merkezi Sinir Sistemi (MSS)<br />
<br />
 CEREBRUM:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> His, irade, hafıza, düşünce, zeka gibi fonksiyonlardan sorumludur. Altı tabakadan oluşmuştur ve her biri ayrı hücreden oluşmuştur. Piramidal hücreler çok önemlidir. İki hemisferden oluşur. Her bir hemisferde frontal, parietal, occipital, temporal loblar bulunur. Sağ el, sol hemisfer tarafından kontrol edilir. Lisan ile ilgili özellikler sol hemisferde bulunur.<br />
<br />
 Ak Madde:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Miyelinden dolayı aksonlar beyaz görülür. İki hemisfer corpus callosum denilen iri sinir lifi ile birleşir. Akson demetine MSS&#8217;de tractus denir.<br />
<br />
 Beyin (Sapı) Kökü:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Omuriligi beyine bağlar. Kalp hızı ve kan basıncı gibi CV sistemin kontrolu, sindirim (GI)ve solunumun kontrolundan sorumludur. Vücüdun tamamının dönmesi gibi stereotip hareketlerin kontrolu. Dengenin kontrolu. Göz hareketlerinin kontrolu. Hayati (vital) fonksiyonları kontrol eder. Uyku ve uyanıklık halini düzenler.<br />
<br />
 Üç bölümden oluşur:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> (i) Orta beyin (mesencephalon); (ii) pons; (iii) medulla oblongata.<br />
<br />
 Orta beyin (mesencephalon):  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Beyin sapından cerebral hemisferlere sinir yollarını taşır. İşitme ve görme refleks merkezleri buradadır.<br />
<br />
 Pons:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Orta beyinin altında, medulla oblongata&#8217;nın anterior ucunda transvers sinir lifleri. Köprüye benzer. Medulla oblongata ile beyin hemisferlerini birleştirir. Solunum kontroluna katkıda bulunur. Apnöstik ve pnömotaksik merkez buradadır. Yüzeysel lifler cerebellum&#8217;a bağlanır. Motor ve sensorik (duysal) derin lifler medulla oblongata&#8217;dan pons üzerinden orta beyine gider.<br />
<br />
 Medulla oblongata:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Yaklaşık 3 cm, pons ve omurilik arasında traktlar omurilik ile beyin arasında komünikasyonu sağlar. Vital merkezler: kan damarlarının otonomik inervasyonu için vazomotor merkez; kalbin otonomik sinir kontrolunu sağlayan kardiyak kontrol merkezi; pons ile birlikte solunumu kontrol eden solunum merkezi. Omurilik ile beyin arası haberleşme alanıdır. Kalp hızı, solunum ve diğer öksürük, yutma, kusma gibi refleksleri kontrol eder.<br />
<br />
 Medulla spinalis (omurilik):  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Merkezi gri madde ile doludur. H şeklinde iki dorsal boynuz var. 2 Ventral boynuz var. Çevresi ak madde (inen ve çıkan sinir traktları) ile çevrili. Fonksiyonları: Gövde ve ekstremite kaslarını kontrol eden refleks merkezi olmak; Refleks merkezleri ile beyin arasında bağlantı sağlamak.<br />
<br />
 Retiküler Formasyon:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Tahrip edilirse kişi komaya girer; dış dünyadan habersiz hale gelir. Biliçaltı bir çok koordine hareketlerin yapılmasında ve bütün sinir sisteminin ve vücudun uyanık tutulmasında görevli. Beyin sapında yer alır. Anestezik maddeler, uyku verici ilaçlar buradaki sinirlerin iletimini inhibe eder. Nükleus ve sinir liflerinin medulla, pons, orta beyin, thalamus ve hipotalamus içindeki kompleks bir ağdır. Buradan çıkan sinirler corteks cerebri&#8217;ye gider ve sensorik bilgileri taşır; idrak edilmeyen bir çok hareketin koordinasyonunu sağlar.<br />
<br />
 Cerebellum:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Beynin ikinci büyük yapısı. Dış kısmı gri madde, içi ak madde taşır. Cerebellumdan gelen lifler kırmızı çekirdekten geçip thalamus&#8217;a gider, sonra corteks cerebri motor alanlara ulaşır. Diger lifler (tractus) cerebellumu, pons, medulla oblongata ve omurilik ile birleştirir. Cerebellum, eklem, tendon ve kas reseptörlerindeki propioreseptörlerden gelen sinyalleri alır ve corteks cerebri motor alanları ile bazal nüklei&#8217;nin işbirliği ile haraketleri koordine eder. Özellikle koşma, daktilo ile yazı yazma, piyano çalma, konuşma gibi hızlı kas aktivitelerinde hayati rol oynar. Motor aktivitelerin sırasını belirler. Motor öğrenme için gereklidir. Hareket sırasında değişik eklemlerin koordinasyonunu, denge (vestibular organdan uyarılar alır) ve pozisyonu (postür) sağlar. Ağıza çatal götürmek veya buruna el ile ellemek gibi ek-kol hareketlerinin doğru zamanlaması için de gereklidir. Cebinize değerek anahtarları bulmak da cerebellumun başardığı işlerdendir. Bütün işleri corteks cerebri kontrolu altında gerçekleştirir. Özellikle purkinje, sepet ve granül hücreleri vardır. Hem c. Cerebri hem de thalamus ile bağlantılıdır. Korteksin yarattığı hareketleri inhibe ya da stimüle edebilir.<br />
<br />
 Bazal ganglia:  Yardımcı motor sistemdir. Corteks cerebri&#8217;ye giren ve çıkan sinyal yollarıdır. Kuşlarda çok gelişöiştir. Her bir cerebral hemisferdeki derin yerleşmiş dört gri madde kütlesidir. Kaudat nükleus, lentiform nükleus, amigdala, claustrum.  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin Anatomisi / Merkezi Sinir Sistemi (MSS)<br />
<br />
 CEREBRUM:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> His, irade, hafıza, düşünce, zeka gibi fonksiyonlardan sorumludur. Altı tabakadan oluşmuştur ve her biri ayrı hücreden oluşmuştur. Piramidal hücreler çok önemlidir. İki hemisferden oluşur. Her bir hemisferde frontal, parietal, occipital, temporal loblar bulunur. Sağ el, sol hemisfer tarafından kontrol edilir. Lisan ile ilgili özellikler sol hemisferde bulunur.<br />
<br />
 Ak Madde:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Miyelinden dolayı aksonlar beyaz görülür. İki hemisfer corpus callosum denilen iri sinir lifi ile birleşir. Akson demetine MSS&#8217;de tractus denir.<br />
<br />
 Beyin (Sapı) Kökü:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Omuriligi beyine bağlar. Kalp hızı ve kan basıncı gibi CV sistemin kontrolu, sindirim (GI)ve solunumun kontrolundan sorumludur. Vücüdun tamamının dönmesi gibi stereotip hareketlerin kontrolu. Dengenin kontrolu. Göz hareketlerinin kontrolu. Hayati (vital) fonksiyonları kontrol eder. Uyku ve uyanıklık halini düzenler.<br />
<br />
 Üç bölümden oluşur:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> (i) Orta beyin (mesencephalon); (ii) pons; (iii) medulla oblongata.<br />
<br />
 Orta beyin (mesencephalon):  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Beyin sapından cerebral hemisferlere sinir yollarını taşır. İşitme ve görme refleks merkezleri buradadır.<br />
<br />
 Pons:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Orta beyinin altında, medulla oblongata&#8217;nın anterior ucunda transvers sinir lifleri. Köprüye benzer. Medulla oblongata ile beyin hemisferlerini birleştirir. Solunum kontroluna katkıda bulunur. Apnöstik ve pnömotaksik merkez buradadır. Yüzeysel lifler cerebellum&#8217;a bağlanır. Motor ve sensorik (duysal) derin lifler medulla oblongata&#8217;dan pons üzerinden orta beyine gider.<br />
<br />
 Medulla oblongata:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Yaklaşık 3 cm, pons ve omurilik arasında traktlar omurilik ile beyin arasında komünikasyonu sağlar. Vital merkezler: kan damarlarının otonomik inervasyonu için vazomotor merkez; kalbin otonomik sinir kontrolunu sağlayan kardiyak kontrol merkezi; pons ile birlikte solunumu kontrol eden solunum merkezi. Omurilik ile beyin arası haberleşme alanıdır. Kalp hızı, solunum ve diğer öksürük, yutma, kusma gibi refleksleri kontrol eder.<br />
<br />
 Medulla spinalis (omurilik):  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Merkezi gri madde ile doludur. H şeklinde iki dorsal boynuz var. 2 Ventral boynuz var. Çevresi ak madde (inen ve çıkan sinir traktları) ile çevrili. Fonksiyonları: Gövde ve ekstremite kaslarını kontrol eden refleks merkezi olmak; Refleks merkezleri ile beyin arasında bağlantı sağlamak.<br />
<br />
 Retiküler Formasyon:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Tahrip edilirse kişi komaya girer; dış dünyadan habersiz hale gelir. Biliçaltı bir çok koordine hareketlerin yapılmasında ve bütün sinir sisteminin ve vücudun uyanık tutulmasında görevli. Beyin sapında yer alır. Anestezik maddeler, uyku verici ilaçlar buradaki sinirlerin iletimini inhibe eder. Nükleus ve sinir liflerinin medulla, pons, orta beyin, thalamus ve hipotalamus içindeki kompleks bir ağdır. Buradan çıkan sinirler corteks cerebri&#8217;ye gider ve sensorik bilgileri taşır; idrak edilmeyen bir çok hareketin koordinasyonunu sağlar.<br />
<br />
 Cerebellum:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Beynin ikinci büyük yapısı. Dış kısmı gri madde, içi ak madde taşır. Cerebellumdan gelen lifler kırmızı çekirdekten geçip thalamus&#8217;a gider, sonra corteks cerebri motor alanlara ulaşır. Diger lifler (tractus) cerebellumu, pons, medulla oblongata ve omurilik ile birleştirir. Cerebellum, eklem, tendon ve kas reseptörlerindeki propioreseptörlerden gelen sinyalleri alır ve corteks cerebri motor alanları ile bazal nüklei&#8217;nin işbirliği ile haraketleri koordine eder. Özellikle koşma, daktilo ile yazı yazma, piyano çalma, konuşma gibi hızlı kas aktivitelerinde hayati rol oynar. Motor aktivitelerin sırasını belirler. Motor öğrenme için gereklidir. Hareket sırasında değişik eklemlerin koordinasyonunu, denge (vestibular organdan uyarılar alır) ve pozisyonu (postür) sağlar. Ağıza çatal götürmek veya buruna el ile ellemek gibi ek-kol hareketlerinin doğru zamanlaması için de gereklidir. Cebinize değerek anahtarları bulmak da cerebellumun başardığı işlerdendir. Bütün işleri corteks cerebri kontrolu altında gerçekleştirir. Özellikle purkinje, sepet ve granül hücreleri vardır. Hem c. Cerebri hem de thalamus ile bağlantılıdır. Korteksin yarattığı hareketleri inhibe ya da stimüle edebilir.<br />
<br />
 Bazal ganglia:  Yardımcı motor sistemdir. Corteks cerebri&#8217;ye giren ve çıkan sinyal yollarıdır. Kuşlarda çok gelişöiştir. Her bir cerebral hemisferdeki derin yerleşmiş dört gri madde kütlesidir. Kaudat nükleus, lentiform nükleus, amigdala, claustrum.  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyin Anatomisi / Limbik Sistem]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-limbik-sistem.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:55:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-limbik-sistem.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin Anatomisi / Limbik Sistem<br />
<br />
</span>  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hipotalamus, hippokampus ve amigdala gibi yapılardan oluşan beyinin korteks altındaki yapılarıdır. Özellikle duygular ve motivasyonla ilgilidir. Davranışın kontrolu. Hayatta kalma içgüdüleri, dürtüler ve duyguların ifadesinde çok önemlidir. Halet-i ruhiyenin dış davranışlara etkilerine aracılık eder. Vücudun iç dengesini düzenler. İç şartları sabit tutar: vücut sıcaklığı, vücut sıvılarının ozmolaritesi, yeme-içme dürtüleri; vücut ağırlığının kontrolu. Bu bölgeye aynı zamanda &#8220;memeli beyni&#8221; de denilir çünkü ilk defa memeli hayvanlarda görülmüştür.<br />
<br />
 Amygdala:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Her cerebral hemisferdeki dört bazal gangliyondan biridir. Limbik sistemin parçasıdır. Bademe benzeyen gri madde gövdesi olduğundan bu ismi almıştır. Zedelenirse hayvan yenebilir ve yenemez şeyleri ayırt edemez.<br />
<br />
 Forniks:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Corpus callosumun altında yerleşik, sinir lifleri grubudur. Hippokampusun beynin diğer bölgeleri ile entegrasyınunu sağlar. Limbik sistem içindeki bilgileri ileten sinir lifleri yoludur.<br />
<br />
 Corpus callosum:  Sağ ve sol hemisferleri birleştirir. Limbik sistemin parçası değildir ancak onun tam üzerinde yerleşiktir. Kalın bir sinir lifleri demetidir.  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin Anatomisi / Limbik Sistem<br />
<br />
</span>  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hipotalamus, hippokampus ve amigdala gibi yapılardan oluşan beyinin korteks altındaki yapılarıdır. Özellikle duygular ve motivasyonla ilgilidir. Davranışın kontrolu. Hayatta kalma içgüdüleri, dürtüler ve duyguların ifadesinde çok önemlidir. Halet-i ruhiyenin dış davranışlara etkilerine aracılık eder. Vücudun iç dengesini düzenler. İç şartları sabit tutar: vücut sıcaklığı, vücut sıvılarının ozmolaritesi, yeme-içme dürtüleri; vücut ağırlığının kontrolu. Bu bölgeye aynı zamanda &#8220;memeli beyni&#8221; de denilir çünkü ilk defa memeli hayvanlarda görülmüştür.<br />
<br />
 Amygdala:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Her cerebral hemisferdeki dört bazal gangliyondan biridir. Limbik sistemin parçasıdır. Bademe benzeyen gri madde gövdesi olduğundan bu ismi almıştır. Zedelenirse hayvan yenebilir ve yenemez şeyleri ayırt edemez.<br />
<br />
 Forniks:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Corpus callosumun altında yerleşik, sinir lifleri grubudur. Hippokampusun beynin diğer bölgeleri ile entegrasyınunu sağlar. Limbik sistem içindeki bilgileri ileten sinir lifleri yoludur.<br />
<br />
 Corpus callosum:  Sağ ve sol hemisferleri birleştirir. Limbik sistemin parçası değildir ancak onun tam üzerinde yerleşiktir. Kalın bir sinir lifleri demetidir.  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyin Anatomisi / Thalamus]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-thalamus.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:55:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-beyin-anatomisi-thalamus.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin Anatomisi / Thalamus<br />
<br />
</span>  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diencephalon&#8217;un en büyük alt bölümüdür. Üçüncü ventrikülün sağ ve solunda yer almıştır. Vücudun dışında neler olduğunu beynin bilmesini sağlar. Koku hariç, cerebruma giden bütün sensorik (duyusal- göz ve kulak) bilgilerin geçiş (gidiş ve geliş) bölgesidir. Uyanıklık halini ve uyarı olduğunda uykudan uyanışı düzenler.<br />
<br />
 Koroid pleksus:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Serebrospinal sıvı (CSF) burada oluşur. Epifiz (pineal bez) burada yerleşiktir. Melatonin salar. Üremenin endokrin kontrolunda görevlidir.<br />
<br />
 Hipothalamus:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Thalamus&#8217;un altında yerleşiktir. Açlık ve susuzluk için nörül bölgeleri taşır. Vücut sıcaklığı ve hipofizden hormon salgısını düzenler. Ayrıca uykunun düzenlenmesi, uyanıklık, cinsel arzu ve performans; kızgınlık, korku, ağrı ve zevk gibi hisler buradan kontrol edilir. Medulla oblongata ve limbik sistemle birlikte çalışır.<br />
<br />
 Hippokampus:  Beyinin her bir lateral boynuzunun tabanına uzanan gri maddeden oluşan (ventrikül yüzeyi tarafında ak madde) hafızanın oluşumu, depolanması ve işlenmesinden sorumlu limbik sistem kısmı.  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin Anatomisi / Thalamus<br />
<br />
</span>  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diencephalon&#8217;un en büyük alt bölümüdür. Üçüncü ventrikülün sağ ve solunda yer almıştır. Vücudun dışında neler olduğunu beynin bilmesini sağlar. Koku hariç, cerebruma giden bütün sensorik (duyusal- göz ve kulak) bilgilerin geçiş (gidiş ve geliş) bölgesidir. Uyanıklık halini ve uyarı olduğunda uykudan uyanışı düzenler.<br />
<br />
 Koroid pleksus:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Serebrospinal sıvı (CSF) burada oluşur. Epifiz (pineal bez) burada yerleşiktir. Melatonin salar. Üremenin endokrin kontrolunda görevlidir.<br />
<br />
 Hipothalamus:  </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Thalamus&#8217;un altında yerleşiktir. Açlık ve susuzluk için nörül bölgeleri taşır. Vücut sıcaklığı ve hipofizden hormon salgısını düzenler. Ayrıca uykunun düzenlenmesi, uyanıklık, cinsel arzu ve performans; kızgınlık, korku, ağrı ve zevk gibi hisler buradan kontrol edilir. Medulla oblongata ve limbik sistemle birlikte çalışır.<br />
<br />
 Hippokampus:  Beyinin her bir lateral boynuzunun tabanına uzanan gri maddeden oluşan (ventrikül yüzeyi tarafında ak madde) hafızanın oluşumu, depolanması ve işlenmesinden sorumlu limbik sistem kısmı.  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnsan Sinir Sisteminin Yapısı ve İşleyişi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-insan-sinir-sisteminin-yapisi-ve-isleyisi.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:54:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-insan-sinir-sisteminin-yapisi-ve-isleyisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> İnsan Sinir Sisteminin Yapısı ve İşleyişi<br />
<br />
  SİNİR SİSTEMİMİZ <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sinir sistemini genel olarak, merkezi ve çevresel (periferik) sinir sistemi olarak iki kısma ayırmaktayız. Çevresel sistem, vücudun her yanından alınan duyu (tat, dokunma, görme, işitme, vücudun pozisyonu, ağrı, ısı, titreşim vb) bilgilerini merkeze taşıyan ve merkezden çıkan emirleri kas veya salgı bezi gibi ilgili yerlere götüren sinir kablolarından oluşur. Yani çevresel sinir sistemini (o kadar basit değilse de) bir veri taşıyıcısı olarak düşünebiliriz.<br />
<br />
<br />
 MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN GENEL HATLARI <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik, üç katlı bir zar yapısı ile çevrelenmiş durumdadır. Bu zarlar dıştan içe doğru dura mater (sert zar), araknoid (örümceksi) zar ve pia mater (ince zar) olarak sıralanırlar. Bu üç kılıf, kesintisiz bir biçimde tüm merkezi sinir sistemini sarar ve çevresel sinir sisteminde de hafif yapı ve işlev değişiklikleri ile devamlılık gösterir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/182.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 182.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Beyni saran zar sistemleri ve kan beyin engeli <br />
<br />
Araknoid zarın iç kısmı, ince uzantılarla ve adeta bir örümcek ağı yapısında bağlantılarla doludur. Zara adını veren de zaten bu özelliktir. Araknoid zar, bu uzantıları aracılığıyla pia mater'e bağlanarak, arada bir boşluk oluşmasına neden olur ki bu boşluk da "subarachnoid boşluk" adını alır (sub eki, "altında" anlamındadır). Bu boşluk ise, tabirin aksine boş değil, "beyin omurilik sıvısı" (BOS) denen bir sıvı ile doludur. Bu sıvı, sinir sistemi dokusunun beslenmesi ve atıklarının atılmasında hayati öneme sahiptir. Ayrıca, sinir sisteminin tamamını saran bu zar yapısı ve içindeki sıvı dolu bu bölmeler sayesinde, sinir sistemi bir bütün olarak sıvı içinde yüzer durumda bulunur ve böylece hem darbelere karşı emici bir tamponla korunmuş, hem de bu yumuşak ve nazik doku kendi ağırlığı dolayısıyla hasar görmesini engelleyecek bir yastık sistemiyle donatılmış durumdadır.<br />
<br />
Beyni besleyecek olan kan damarları beyin dokusuna girerken bir çeşit yapı değişikliğine uğrayarak, duvarlarından hiç bir maddenin kontrolsüz geçmesine izin vermeyecek özel bir yapı kazanırlar. Bu yapı, sinir hücrelerinin yardımcıları olan glia hücreleri ile dış kısımdan da desteklenerek, "kan beyin engeli" dediğimiz özel bir yapının oluşmasını sağlarlar. Bu sayede çok hassas bir organ olan sinir sistemi, kandaki zararlı ve istenmeyen maddelerin taarruzundan da korunmuş olur.<br />
<br />
 OMURİLİK: <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sistemi; kararların verildiği, etraftan gelen verilerin yorumlandığı, algılamanın ve diğer bütün zihni fonksiyonların yerine getirildiği bölgeleri içeren karmaşık bir işlevsel yapılar bütünüdür. Merkezi sinir sisteminin en "basit" kısmı, omurilik dediğimiz ve sırtımızdaki omur kemikleri arasında aşağıya doğru uzanan tüp şeklindeki yapıdır. Bu yapı, etraftan gelen bilgilerin merkezi sinir sistemine girdiği ve merkezden gelen emirlerin çevresel sisteme aktarıldığı yerdir. Aynı zamanda, refleks dediğimiz, ani ve istemsiz hareketler de, bu organ tarafından kontrol edilir. Omurilik temel olarak, orta kısmında ince ve boylu boyunca bir kanal; kanalın etrafında, eninde kesildiğinde kelebek gibi görünen bir gri madde; ve bunun etrafında ise beyaz madde kütlesinden oluşan, tüp şeklinde bir yapıdır. Ortadaki kanal, beynin içinde bulunan, ventrikül (karıncık) adı verilen ve besleyici bir sıvı olan beyin omurilik sıvısı (BOS) ile dolu olan boşlukların, omurilik içindeki devamıdır ve aynı sıvıyla doludur. Kanalın etrafında bulunan gri madde, esas olarak sinir hücrelerinin gövde kısımlarını içerir. Buradaki sinir hücreleri, çevresel sinir sisteminden gelen ve merkezden dışarıya gönderilen verileri değerlendirilerek, nereye ve ne şekilde gönderileceklerini belirleyen karmaşık elektriksel devreler oluştururlar.<br />
<br />
Bu fonksiyonu anlamak için basit bir örnek verelim: Diyelim ki elimizde bir dondurma var ve bunu ağzımıza götürüp yemek istiyoruz. Bunun için, kolumuzu ağzımıza doğru bükmemiz gerekiyor. Biz bu kararı beynimizde verdikten hemen sonra, beynimizden, kolumuzu bükecek olan pazu kaslarına doğru bir kasılma sinyali gönderilir. Fakat bu sinyal, kola gelmeden önce, omurilikteki sinir hücrelerine aktarılır. Burada, yani omurilikte bulunan elektriksel devreler, bu sinyali alarak birkaç iş yaparlar. Öncelikle, pazu kaslarına bir uyarı gönderirler. Ama bu arada, kolun bükülebilmesi için, kolu açmaya, yani ağızdan uzaklaştırmaya yarayan arka kol kaslarının da gevşemesi gerekir. İşte, omurilikteki devreler, pazu kaslarına &#8220;kasıl&#8221; emrini gönderirken, aynı zamanda, kolu açan kaslara kasılma emri veren omurilik hücrelerine de &#8220;dur&#8221; emri verirler. Dolayısıyla kolumuz, ağzımıza doğru yaklaştırılmış olur. Bu sırada, dondurmayı tam ağzımıza isabet ettirebilmemiz için, kaslardaki durum duyusu (proprioception) algılayıcı algaçlardan merkeze gönderilen uyarılar başta olmak üzere, bir çok ek işlev devreye girmelidir. Bu karmaşık ağın tam olarak eksiksiz çalışabilmesi halinde, dondurma yeme işlemimizi normal bir biçimde tamamlayabiliriz.<br />
<br />
Refleks dediğimiz ani hareketler de, yine omurilik içindeki benzer devreler aracılığıyla, şuursuz ve hızlı bir biçimde cereyan ederler. Şuursuzdur çünkü, hareket kararı beyinden değil, omurilikten gelir; ve hızlıdır, çünkü, beyine gidip geri dönmeye oranla çok daha kısa bir yol izler. Eğer bu mekanizma omurilikten değil de beyinden yönetilseydi, yanlışlıkla bir sobaya dokunduğumuz zaman, elimizi ancak belki de ciddi biçimde yandıktan sonra oradan çekebilecektik!<br />
<br />
<br />
 BEYİN SAPI: <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sisteminin ikinci kısmı, beyin sapı olarak adlandırdığımız bölümdür. Bu yapı, bir çok alt birimden oluşan ve omuriliğe göre daha karmaşık hücre bağlantıları içeren bir yerdir. Anatomik olarak, omurilikle beyini birbirine bağlayan bir köprü gibidir. Bu bölge, temel hayati fonksiyonların yürütülebilmesi için vazgeçilmez öneme sahiptir. Nefes alıp verme, kanın damarlarda dolaşması, kalbin atım düzeni, uyku ve uyanıklık, dikkat ve bunun gibi bir çok önemli etkinlik, beyin sapı dediğimiz bu bölgeden kontrol edilir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/183.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 183.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Merkezi sinir sisteminin ana bölümleri <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/184.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 184.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Merkezi sinir sisteminin diğer bazı bölümleri <br />
<br />
 ARA BEYİN: <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin sapının üst kısmında, ara beyin denen bölge yer alır. Ara beyin, bildiğimiz o kıvrıntılı beyin yarım kürelerinin iç kısmını dolduran bir çok farklı bölgenin oluşturduğu bir yapılar topluluğudur. Bu bölgeler, öğrenme, hafıza, açlık-susuzluk, vücudun iç dengesinin korunması, vücuttaki hormon sistemlerinin kontrolü, heyecanlar, duygusal tepkiler, duygulara göre vücudun iç ortamının düzenlenmesi gibi çok önemli fonksiyonlar yürütürler. Bu ara beyin bölgelerinin çoğu, az önce bahsettiğimiz, sıvı dolu beyin içi boşluklarının (ventriküllerin) etrafını sarmış vaziyette bulunur.<br />
<br />
 LİMBİK SİSTEM <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kabuk altı" (subcortical), yani, birazdan bahsedeceğim beyin kabuğunun altında kalan yapılardan bazıları, ara beynin etrafında onu bir halka gibi saran, işlevsel bir birliktelik oluşturmuşlardır. Bu yapıya, özel olarak Limbik sistem (latince: limbus= halka, sınır) adı verilir. İşte bu limbik sistem içinde yer alan hippokampus, amigdala, forniks, mamillar cisim, septum, cingulat kabuk gibi yapılar, heyecansal ve temel zihni fonksiyonları yürütürler. Örneğin sinirlenince kontrolümüzü kaybetmemize sebep olan yapılardan en önemlisi, burada bulunan amigdallerdir; veya, öğrendiğimiz herhangi bir şeyi hafızaya almamızı, buranın bir üyesi olan hippokampus sağlar (daha sonra ayrıntılı olarak bahsetmeye çalışacağım). Ara beyinde ayrıca, vücuda giden emirlerin düzenlenmesinin yapıldığı ara merkezler de bulunur.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/185.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 185.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Limbik sistemin beyin lobları içerisindeki yerleşiminin yansıtma şeması <br />
<br />
 BEYİN KABUĞU (Cortex) : <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sisteminin en üst kontrol noktası ise, işte o beyin dediğimiz zaman aklımıza gelen kıvrıntılı yapıdır. Bu yapının adı beyin kabuğudur (korteks). En üst kısımda bulunur ve orta beynin etrafını sarar. İşlevlerinin henüz çok azını ortaya çıkarabildiğimiz bu bölge, genel olarak, "yüksek beyin işlevleri" dediğimiz işlevleri ve algılamayla-değerlendirmeyle ilişkili temel görevleri yürütür. <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/186.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 186.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Beyin loblarının genel sınırları <br />
<br />
İşitme, görme, vücut duyuları gibi belirgin işlevlerin, beyin kabuğunun özel bölgeleri tarafından işlendiği uzun yıllardan beri bilinmektedir. Örneğin gözden gelen görme sinyallerinin görüntüye dönüştürülmesi, artkafa lobundaki beyin kabuğu bölgesince yapılır. Benzer şekilde işitme duyusu ile ilişkili bölgeler de şakak lobu üzerinde yerleşmiştir. Motor alanlar, özellikle istemli hareketlerin başlatılması ve icra edilmesinde önemli iken, duyusal alanlar, tüm vücuttan gelen verilerin değerlendirildiği en üst merkezler olarak işlev görürler. Ayrıca önemli kabuk alanlarına iki ünlü örnek olarak, konuşmanın planlanmasının ve "dizgi"sinin gerçekleştirildiği, ön beyin lobundaki Broca alanı ile, konuşmadaki anlamı kavrama işinde rol alan, şakak lobunun arka kısmındaki Wernicke alanlarını verebiliriz. Bu bölgelerde meydana gelen hasarlar, ilgili işlevlerde kısmen veya tamamen kayıplara yol açar. <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/187.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 187.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Beyin kabuğunun temel alanları <br />
<br />
Görme, işitme, motor alanlar gibi bir çok alan, işlevsel ve kısmen de yapısal olarak farklı bir çok alt alana ayrılırlar. Bunların dışında kalan kabuk bölgelerinin bir çoğu ise "birleştirme" ya da "ilişkilendirme" alanları (associative areas) olarak bilinir. Bu bölgeler, ayrık duyuların birleştirilmesi ve farklı duyulardan gelen girdilerin tek bir tecrübe halinde birleştirilmesi gibi işlerden sorumludurlar. Bu işlev, halen sinirbilimlerinin en önemli gizemlerinden bir tanesidir ve gerçekleşme mekanizması henüz açıklığa kavuşturulamamıştır (Bağlantı Sorunu; Binding Problem).<br />
<br />
Bu gün beyin kabuğundaki alanların sınıflandırılmasında Broadmann adlı araştırıcının işlevsel ve hücre mimarisini temel alarak yaptığı ayrıntılı sınıflandırma halen büyük oranda geçerliliğini korumaktadır. Buna göre, beyin kabuğu alanları belli numaralarla belirlenmiştir. Örneğin artkafa lobundaki birincil görme alanı, Broadmann'ın 17. alanına karşılık gelir.<br />
<br />
Beyin kabuğunda bulunan yapılar, beş duyumuzun bilinçli değerlendirilmelerinin yanı sıra, düşünme, plan yapma, alınan verilerin değerlendirilmesi, eski bilgilerle karşılaştırılması, kişilik özellikleri, ince el becerileri, mantık, matematik, sanat, soyut düşünce gibi, nasıl yapıldıklarına dair elimizde sadece &#8220;bilgi kırıntıları&#8221; olan işleri yapar. En önemlisi ise, dünyayı anlamaya çalışırken kullandığımız en önemli aracımız da işte bu beyin kabuğudur. Bütün bilişsel işlevlerimiz, sanat, bilim, estetik, ve diğer tüm insani özelliklerimiz, beyin kabuğunun işlevleri ile yakından ilişkilidir. Bizim yaptığımız işin temeli ise, evrendeki en karmaşık yapı olan beyin kabuğunu, yine kendi beyin kabuklarımızı kullanarak anlamaya çalışmaktır. Elbette ki, bunun mümkün olup olmadığı bile tartışma konusu yapılabilir. Fakat biz bu kısmı felsefecilere bırakarak, elimizden gelen çabayı gösteriyoruz.<br />
<br />
 MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN İNCE YAPISI <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sinir sisteminin ana işini yürüten hücreler, nöron (=sinir hücresi) denen özel hücrelerdir. Bu hücreler, istisnaları olmak üzere, bir gövde, ağaç gibi yan dallar (dendritler) ve bir de, bazen dallanabilen ve hücrenin &#8220;kararlarını&#8221; diğerlerine ileten, tek bir uzantı (akson)dan oluşurlar. Nöronlar, görevleri ve bulundukları yerlere göre çok değişik şekil ve kimyasal içerik farkları gösterirler. Hücrenin gövde kısmında bulunan çekirdek, hücrenin temel işlevlerini belirleyen ve DNA molekülü üzerinde kodlanmış halde bulunan genetik bilgiyi içerir. DNA üzerindeki bilgi, hücrenin bulunduğu ortama, ortamdaki değişimlere ve hücrenin iç çevresine bağlı olarak deşifre edilerek, hücre içi olayların meydana gelmesini sağlar. Bu şifre, bir insanın tüm hücrelerinde aynı olmasına rağmen, farklı hücrelerde farklı kısımları kullanılarak, hücrelerin farklı yapı ve işlev sahibi olmasını mümkün kılar. Çekirdekteki DNA molekülünden ihtiyaç anında çıkan bilgi, ribozom ve endoplazmik retikulum dediğimiz hücre içi organcıklarda, hücrenin işlevlerini düzenleyen proteinler haline çevrilir. Bu proteinler de, hücre içi olayları etkileyerek, hücrenin fonksiyonunu etkilerler.<br />
<br />
Sinir hücreleri aynı zamanda birbirleri ile ilişki halindedirler. Bu sıkı ilişki, sinirsel işlevin temelini oluşturan bilgi akışını sağlar. Hücreler arası bu bilgi geçiş noktalarına SİNAPS adı veriyoruz. Sinapslar, değişik tip ve özelliklerde olmalarına karşın, hemen hepsi bilginin iletimi işlevinden sorumludur. Kısacası, nöronlar kendi aralarında bağlantılar kurarak, elektrik devrelerine benzer yollarla iletişim sağlayıp, beyin işlevlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ana elemanlardır. Elbette ki, bu elektriksel devre sistemi, herhangi bir insanın hatta bir sinir bilimcinin hayal edebileceği karmaşıklığın çok çok ötesinde bir karmaşıklığa sahiptir<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/188.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 188.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sinir hücrelerinin şematik yapısı (ileri düzeyde basitleştirilmiş) <br />
<br />
Genel olarak bir sinir hücresi, gövde ve dendrit (dendron=ağaç; lat.) dediğimiz gövde dalları aracılığıyla veriler &#8220;alır&#8221;. Bu veriler, hücre içindeki genel duruma ve gelen tüm verilerin toplam etkisine göre, akson dediğimiz, o tek, uzun ve ince uzantı vasıtasıyla, diğer bir hücreye aktarılır. Yani, nöron gövdesini ve gövdenin dallarını minik bir santral, aksonu ise, bilgiyi götüren bir telgraf teli gibi düşünebiliriz. Daha sonra, aksonla gönderilen bu bilgi, o aksonun dalları aracılığıyla bir veya binlerce sinir hücresine (veya kas ve salgı bezi hücreleri gibi diğer hücrelere) ulaştırılır ve bu hücreler, yine aynı mekanizma ile bu uyarının gerektirdiği işi yaparlar. Şimdi bu mekanizmayı biraz hayal etmeye çalışın ve ardından, sadece beyin kabuğu dediğimiz kısımda bulunan 4-5 milyar sinir hücresinin, birbirleriyle yapabilecekleri bağlantıların sayısını hesap edin. İşte vücudumuzda bulunan ve hayal sınırlarını aşan bir organizasyon örneği...<br />
<br />
Sinir sisteminde sadece sinir hücreleri bulunmaz. Bunların yanında, kütle olarak merkezi sinir sisteminin yarısını oluşturan ve sayıca da yaklaşık sinir hücrelerinin on katı kadar sayıda bulunan yardımcı hücreler vardır. Bu hücrelere glia (=glue, yapıştırıcı) hücreleri diyoruz. Çeşitli tipleri olmasına karşılık, genel işlevleri, sinir hücrelerinin ve sinir sisteminin fonksiyonunu sürdürmesine yardımcı olmaktır. Oligodendrosit (az uzantılı hücre) denen hücreler de, merkezi sinir sistemi içinde, yan yana ve sıkı bir dizilim içinde seyreden aksonları, yani sinirlerin elektrik kablolarını, birbirlerinden izole eden, myelin kılıf dediğimiz bir kılıf oluşturur. Bu kılıflar, sinir tellerinin her birinin etrafını sararlar ve onların elektriksel olarak izole edilmesini sağlamanın yanında, iletkenliğini de artırırlar. Bir başka glia hücresi olan mikroglia (küçük glia), en küçük glia hücrelerindendir fakat, görevi, sinir sistemini yabancı madde ve mikroorganizmalara karşı korumaktır. Bu hücreler, fagositoz (=hücrenin yemesi) yapar, yani, yabancı maddeleri yiyerek yok ederler.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/189.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 189.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sinir hücreleri ve değişik glia hücrelerinin ilişkileri (ileri düzeyde basitleştirilmiş) <br />
<br />
Astrosit (yıldızsı hücre; astroglia) dediğimiz glia hücreleri ise, sinir hücrelerinin beslenmesine ve kimyasal işlemlerine çok önemli yardımlarda bulunur. <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/190.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 190.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Astrositler tarafından oluşturulan ayakların beyin kılcal damarlarını sarması ve kan beyin bariyeri <br />
<br />
Son yıllarda glia hücrelerinin sinir sisteminin işlevinde sanılandan çok daha önemli olduklarına dair bir çok çalışma yayınlanmaktadır. Glia hücreleri, başta haberci moleküllerin üretimi ve dönüştürülmesi gibi, sinir sistemlerin işlevleri için vazgeçilmez destekleyici görevler üstlenirler. Bunun yanında sinir hücrelerinin madde alış-verişinde bulundukları çevreyi de etkileyip değiştirerek, onların işlevlerinde belirgin değişikliklere yol açabilmektedirler. Hatta kimi araştırıcılara göre, bilincin oluşumu, epileptik süreçler ve diğer geniş hücre topluluklarını ilgilendiren olaylarda glia hücreleri, sinir hücrelerine göre çok daha önemli roller oynayabilmektedir. Sinirbilimlerinin gelişmesi ile birlikte şimdiye kadar hep arka planda kalmış olan bu hücrelerin daha etkin rollerle karşımıza çıkmalarını bekliyoruz.<br />
<br />
Bu genel yapıyı kısaca inceledikten sonra şimdi biraz daha derine girelim ve sinir hücrelerinin nasıl haberleştiklerine kısaca bakalım.<br />
<br />
 SİNİR HÜCRELERİ NASIL HABERLEŞİRLER? <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Az önce de belirtmeye çalıştığım gibi, sinir hücreleri arasında sinaps denen geçiş bölgeleri vardır. Buralar, hücreden hücreye bilgi (elektriksel sinyal) geçişinin olduğu yerlerdir. Elektriksel ve kimyasal olarak iki tip sinaps düşünebiliriz. Klasik anlamda bir kimyasal sinaps, sinir hücresinin ürettiği sinyali o hücreden diğerlerine taşıyan aksonun dallarından birinin uç kısmı ile, alıcı hücrenin etrafındaki hücre zarının birbirleriyle yaklaşması sonucu meydana gelir. Evet, gerçekten de hücreler birbirlerine gerçek anlamda temas etmezler. Sadece, çok ince bir aralık bırakacak şekilde yaklaşırlar. Hücrelerin etrafını kaplayan hücre zarı, bu sinaps alanlarında hafif değişiklikler gösterir. Bu değişiklikler, sinapslardan sinyal iletiminin sağlanabilmesi için gereklidir.<br />
<br />
Kimyasal bir sinapsta, sinyalin bir hücreden diğerine geçişi, nörotransmitter olarak adlandırılan ileti maddeleri aracılığıyla olur. Bu ileti maddeleri, iletinin geldiği kaynak (presinaptik=sinaps öncesi) hücrenin aksonunun ucundan salgılanır. Bu salgılanma, elektriksel uyarının aksonun ucuna gelmesi sayesinde olur. Salgılanan bu ileti maddeleri, sinapsı oluşturan o iki hücre arasındaki ince aralığa salgılanmaktadır. Bu salgılanmayı takiben, çok hızlı bir şekilde, bu ileti maddeleri, karşıdaki hedef (postsinaptik=sinaps sonrası) hücrenin zarı üzerindeki uygun algaç (reseptör) moleküllerine bağlanırlar. İşte bu bağlanma, sebep olduğu çeşitli kimyasal olaylar sonucu, yeni hücrede bir elektriksel sinyalin doğmasına sebep olur. Çeşitli sinapslardan gelen verilerin toplanması veya bir sinapstan ardı ardına birkaç sinyalin yeni hücreye geçirilmesi ise, yüksek bir elektriksel potansiyel doğurur. Bu potansiyel, aksiyon potansiyeli adını alır ve işte bu potansiyel, diğer hücrelere aktarılmak üzere, akson vasıtasıyla gönderilen elektriksel sinyalin ta kendisidir.<br />
<br />
İşte hücreler arası iletimi sağlayan mekanizma, kısaca bu şekilde işler. Bu sinyal geçişi, sadece sinir hücreleri arasında değil, kasılma emrini kas hücrelerine taşıyan sinir uçlarıyla kas hücreleri arasında ve bezlere salgı emrini veren uçlarla salgı bezi hücreleri arasında da mevcuttur. Küçük ayrıntı farklarıyla beraber, mekanizma benzerdir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/191.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 191.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Genel bir kimyasal sinapsın şematik görüntüsü <br />
<br />
Sinapsların bir diğer önemli özelliği de &#8220;değişebilir&#8221; olmalarıdır. Bu durum, yakın zamanlarda ortaya konmuş bir mekanizmadır ve ilginç sonuçları vardır. Yani, iki (veya daha fazla) hücre arasındaki bu iletişim bölgelerini oluşturan hücre bölgeleri, aktifliklerini ve duyarlılıklarını ve hatta şekillerini değiştirirler. Bunun yanında, sinapslar, hücrelerin aktifliklerine bağlı olarak sürekli biçimde oluşup kaybolurlar. Yani sinaps dediğimiz bölgeler, hücrenin kolu-bacağı gibi sabit bir yapı değildir. Sürekli değişirler. Bunu, beyin fonksiyonları açısından düşünecek olursak, sinir hücreleri, her türlü aktiviteye bağlı olarak, aralarındaki bağlantıların sayılarını ve özelliklerini değiştirebilirler. Yani beyin, "her" yaptığı iş (aklınıza ne geliyorsa...) sırasında değişmektedir. &#8220;Düşünce düşüneni değiştirir&#8221; sözü, belki bu açıdan daha anlamlı hale gelmekte. Yakın zamanlarda, yaptığımız öğrenme deneyleri ile kendilerine bir şeyler öğretilen hayvanların, öğrenmeyle ilgili beyin bölgelerinden bazılarında, bu iletişim bölgelerinin sayısında artış olduğunu bulmuş olmamız, bu durumun bir başka göstergesi sayılabilir.<br />
<br />
Sinir sistemi hakkında aslında daha söylenecek çok fazla şey var. Fakat, konuyla derinden ilgilenmeyenler için, buraya kadar olan bilgiler, sinir sisteminin nasıl bir şey olduğu ve beynimizin nasıl çalıştığı gibi konularda genel bir kanı verecektir. Kanımca, insan için anlaşılması gereken en önemli şey, her gittiği yerde yanında götürdüğü vücudu ve özellikleri. Hele bir de entelektüel bir insan için, tüm insan vücudu konusunda olmasa bile, en azından sinir sisteminin işleyişi ve merkezi sinir sisteminin fonksiyonları hakkında genelden öte bir bilgiye sahip olmak kaçınılmazdır. Yaşadığımız dünyayı ve evreni anlamanın bir yolu da, onu nasıl algıladığımızı anlamaktan geçer...<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/192.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 192.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="http://www.medem.com/MEDEM/images/ama/ama_brain_stroke_lev20_thebraineffectsstroke_01.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: ama_brain_stroke_lev20_thebraineffectsstroke_01.gif]" class="mycode_img" /><br />
<br />
 Broca Alanı Nedir ? <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fransız cerrah Broca'nın 1864 yılında sol şakaklarımızın yakınında tespit ettiği beynin iki küçük bölümünden biri. Bu bölge dil üretimi organizasyonundan sorumlu olan bölgedir. Bu bölge beynin alın (frontal) kısmının korteksinin arka tarafında bulunur. Kelimelerin ve kısa cümleciklerin ifadesi için motor kalıplarının oluşturulduğu bu bölgeye, Wernicke alanından gelen sinyallerle yorumlanan ve sentezlenen düşünceler aktarılır. İşte Broca alanı bu düşüncelerin kelimelere dökülmesinde ve bu dizilmiş kelimelerin ses tellerimize iletilmesinde rol alır. Eğer Broca alanı tahrip olursa, kişi söylemek istediğini bilir ve buna karar verir, ancak kelimeleri seçemez, manalı konuşma yapamaz ve anlamsız sesler çıkarır. Buna motor afazi veya Broca afazisi denilmektedir. Broca alanından gönderilen sinyaller vasıtasıyla ses telleri, gırtlak, dudaklar, ağız, solunum sistemi ve konuşmada rol alan bütün diğer yardımcı kaslar çalıştırılarak düzgün konuşma ortaya çıkarılabilmektedir. Buraya kadar söylediğimiz bilgiler ışığında şunu ifade edebiliriz: Ses telleri sağlam ve konuşma için yeterince sağlıklı olsa da, beynimizdeki Wernicke ve Broca alanları hatta görme ve işitme ile ilgili yorum alanları sağlıklı değilse konuşma mümkün olmaz.<br />
<br />
 Wernicke Alanı Nedir ? <br />
Carl Wernicke 1874 yılında Broca alanının dışında başka bir dil kaybı bölgesi tanımladı. Sol kulağın yakınında yer alan ve dilin algılanmasının bulunduğu beynin başka bir bölümünü belirledi. Dış dünyadan (görme, işitme vs.) ve içimizden (ağrı, sancı) gelen duyularımıza ait bilgilerin yorumlandığı bu alan, temporal lop (şakak bölgesinin) üst çıkıntısındaki işitme alanının arkasında bulunur. Konuşma için, önce herhangi bir duyu organımızdan, beyin korteksimize gelen bilgilerin alınması, kendi içinde yorumlanması ve daha sonra diğer duyulardan gelen bilgilerle karşılaştırılarak tekrar yorumlanması gereklidir. Görme ile ilgili bilgiler önce artkafa bölgemizde (occipital kortekste) bulunan görme merkezine gelir ve burada yorumlanır. Daha sonra tekrar yorumlanmak üzere Wernicke alanına iletilir. İşitme ile ilgili bilgiler önce şakak bölgesinin (temporal lob) üst kısmında bulunan işitme alanına gelir ve burada yorumlanır. Elde edilen entegre bilgi Wernicke alanına gönderilir. Dokunma ve ağrı ile ilgili bilgiler önce yan kafa loblarının (parietal loblar) ön kısmında bulunan dokunma alanına gelir ve burada yorumlanır. Dokunma duyusuna ait bu işlenmiş bilgiler de yine Wernicke alanına iletilir. Netice olarak bütün duyuların, hafızadaki eski bilgilerle karşılaştırılıp yorumlandıktan sonra Wernicke alanına iletildiğini söylemeliyiz. Burada bütün bilgiler yeniden yorumlanmakta ve konuşma esnasında kullanılacak kelimeler burada seçilmektedir. Seçilen kelimeler mânâlı bir şekilde burada dizilmektedir. Konuşma için kelime hafızasının zenginliği çok önemlidir. Tıp dilinde konuşma bozukluğuna 'afazi' adı verilir. Görme duyularının yorumlandığı artkafa bölgesi harabiyetinde, yazılan kelimeleri anlama kabiliyeti ortadan kalkar, buna görme idrak bozukluğu (afazisi) denir. İşitme duyularının yorumlandığı şakak lobu harabiyetinde de konuşulan kelimeleri anlama kabiliyeti ortadan kalkar. Buna da işitme idrak bozukluğu (afazisi) denir. Eğer Wernicke alanı tahrip olursa, konuşulan veya yazılan kelimeler tek tek algılansa da, ifadeler bir bütün olarak, düşünce ifade edecek şekilde yorumlanamaz. Buna da Wernicke afazisi denir. Bu kişilerin aslında motor konuşma alanı sağlamdır. Ancak yorum yapamadıkları için kelimeleri dizemezler ve konuşamazlar.  </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> İnsan Sinir Sisteminin Yapısı ve İşleyişi<br />
<br />
  SİNİR SİSTEMİMİZ <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sinir sistemini genel olarak, merkezi ve çevresel (periferik) sinir sistemi olarak iki kısma ayırmaktayız. Çevresel sistem, vücudun her yanından alınan duyu (tat, dokunma, görme, işitme, vücudun pozisyonu, ağrı, ısı, titreşim vb) bilgilerini merkeze taşıyan ve merkezden çıkan emirleri kas veya salgı bezi gibi ilgili yerlere götüren sinir kablolarından oluşur. Yani çevresel sinir sistemini (o kadar basit değilse de) bir veri taşıyıcısı olarak düşünebiliriz.<br />
<br />
<br />
 MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN GENEL HATLARI <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik, üç katlı bir zar yapısı ile çevrelenmiş durumdadır. Bu zarlar dıştan içe doğru dura mater (sert zar), araknoid (örümceksi) zar ve pia mater (ince zar) olarak sıralanırlar. Bu üç kılıf, kesintisiz bir biçimde tüm merkezi sinir sistemini sarar ve çevresel sinir sisteminde de hafif yapı ve işlev değişiklikleri ile devamlılık gösterir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/182.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 182.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Beyni saran zar sistemleri ve kan beyin engeli <br />
<br />
Araknoid zarın iç kısmı, ince uzantılarla ve adeta bir örümcek ağı yapısında bağlantılarla doludur. Zara adını veren de zaten bu özelliktir. Araknoid zar, bu uzantıları aracılığıyla pia mater'e bağlanarak, arada bir boşluk oluşmasına neden olur ki bu boşluk da "subarachnoid boşluk" adını alır (sub eki, "altında" anlamındadır). Bu boşluk ise, tabirin aksine boş değil, "beyin omurilik sıvısı" (BOS) denen bir sıvı ile doludur. Bu sıvı, sinir sistemi dokusunun beslenmesi ve atıklarının atılmasında hayati öneme sahiptir. Ayrıca, sinir sisteminin tamamını saran bu zar yapısı ve içindeki sıvı dolu bu bölmeler sayesinde, sinir sistemi bir bütün olarak sıvı içinde yüzer durumda bulunur ve böylece hem darbelere karşı emici bir tamponla korunmuş, hem de bu yumuşak ve nazik doku kendi ağırlığı dolayısıyla hasar görmesini engelleyecek bir yastık sistemiyle donatılmış durumdadır.<br />
<br />
Beyni besleyecek olan kan damarları beyin dokusuna girerken bir çeşit yapı değişikliğine uğrayarak, duvarlarından hiç bir maddenin kontrolsüz geçmesine izin vermeyecek özel bir yapı kazanırlar. Bu yapı, sinir hücrelerinin yardımcıları olan glia hücreleri ile dış kısımdan da desteklenerek, "kan beyin engeli" dediğimiz özel bir yapının oluşmasını sağlarlar. Bu sayede çok hassas bir organ olan sinir sistemi, kandaki zararlı ve istenmeyen maddelerin taarruzundan da korunmuş olur.<br />
<br />
 OMURİLİK: <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sistemi; kararların verildiği, etraftan gelen verilerin yorumlandığı, algılamanın ve diğer bütün zihni fonksiyonların yerine getirildiği bölgeleri içeren karmaşık bir işlevsel yapılar bütünüdür. Merkezi sinir sisteminin en "basit" kısmı, omurilik dediğimiz ve sırtımızdaki omur kemikleri arasında aşağıya doğru uzanan tüp şeklindeki yapıdır. Bu yapı, etraftan gelen bilgilerin merkezi sinir sistemine girdiği ve merkezden gelen emirlerin çevresel sisteme aktarıldığı yerdir. Aynı zamanda, refleks dediğimiz, ani ve istemsiz hareketler de, bu organ tarafından kontrol edilir. Omurilik temel olarak, orta kısmında ince ve boylu boyunca bir kanal; kanalın etrafında, eninde kesildiğinde kelebek gibi görünen bir gri madde; ve bunun etrafında ise beyaz madde kütlesinden oluşan, tüp şeklinde bir yapıdır. Ortadaki kanal, beynin içinde bulunan, ventrikül (karıncık) adı verilen ve besleyici bir sıvı olan beyin omurilik sıvısı (BOS) ile dolu olan boşlukların, omurilik içindeki devamıdır ve aynı sıvıyla doludur. Kanalın etrafında bulunan gri madde, esas olarak sinir hücrelerinin gövde kısımlarını içerir. Buradaki sinir hücreleri, çevresel sinir sisteminden gelen ve merkezden dışarıya gönderilen verileri değerlendirilerek, nereye ve ne şekilde gönderileceklerini belirleyen karmaşık elektriksel devreler oluştururlar.<br />
<br />
Bu fonksiyonu anlamak için basit bir örnek verelim: Diyelim ki elimizde bir dondurma var ve bunu ağzımıza götürüp yemek istiyoruz. Bunun için, kolumuzu ağzımıza doğru bükmemiz gerekiyor. Biz bu kararı beynimizde verdikten hemen sonra, beynimizden, kolumuzu bükecek olan pazu kaslarına doğru bir kasılma sinyali gönderilir. Fakat bu sinyal, kola gelmeden önce, omurilikteki sinir hücrelerine aktarılır. Burada, yani omurilikte bulunan elektriksel devreler, bu sinyali alarak birkaç iş yaparlar. Öncelikle, pazu kaslarına bir uyarı gönderirler. Ama bu arada, kolun bükülebilmesi için, kolu açmaya, yani ağızdan uzaklaştırmaya yarayan arka kol kaslarının da gevşemesi gerekir. İşte, omurilikteki devreler, pazu kaslarına &#8220;kasıl&#8221; emrini gönderirken, aynı zamanda, kolu açan kaslara kasılma emri veren omurilik hücrelerine de &#8220;dur&#8221; emri verirler. Dolayısıyla kolumuz, ağzımıza doğru yaklaştırılmış olur. Bu sırada, dondurmayı tam ağzımıza isabet ettirebilmemiz için, kaslardaki durum duyusu (proprioception) algılayıcı algaçlardan merkeze gönderilen uyarılar başta olmak üzere, bir çok ek işlev devreye girmelidir. Bu karmaşık ağın tam olarak eksiksiz çalışabilmesi halinde, dondurma yeme işlemimizi normal bir biçimde tamamlayabiliriz.<br />
<br />
Refleks dediğimiz ani hareketler de, yine omurilik içindeki benzer devreler aracılığıyla, şuursuz ve hızlı bir biçimde cereyan ederler. Şuursuzdur çünkü, hareket kararı beyinden değil, omurilikten gelir; ve hızlıdır, çünkü, beyine gidip geri dönmeye oranla çok daha kısa bir yol izler. Eğer bu mekanizma omurilikten değil de beyinden yönetilseydi, yanlışlıkla bir sobaya dokunduğumuz zaman, elimizi ancak belki de ciddi biçimde yandıktan sonra oradan çekebilecektik!<br />
<br />
<br />
 BEYİN SAPI: <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sisteminin ikinci kısmı, beyin sapı olarak adlandırdığımız bölümdür. Bu yapı, bir çok alt birimden oluşan ve omuriliğe göre daha karmaşık hücre bağlantıları içeren bir yerdir. Anatomik olarak, omurilikle beyini birbirine bağlayan bir köprü gibidir. Bu bölge, temel hayati fonksiyonların yürütülebilmesi için vazgeçilmez öneme sahiptir. Nefes alıp verme, kanın damarlarda dolaşması, kalbin atım düzeni, uyku ve uyanıklık, dikkat ve bunun gibi bir çok önemli etkinlik, beyin sapı dediğimiz bu bölgeden kontrol edilir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/183.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 183.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Merkezi sinir sisteminin ana bölümleri <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/184.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 184.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Merkezi sinir sisteminin diğer bazı bölümleri <br />
<br />
 ARA BEYİN: <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin sapının üst kısmında, ara beyin denen bölge yer alır. Ara beyin, bildiğimiz o kıvrıntılı beyin yarım kürelerinin iç kısmını dolduran bir çok farklı bölgenin oluşturduğu bir yapılar topluluğudur. Bu bölgeler, öğrenme, hafıza, açlık-susuzluk, vücudun iç dengesinin korunması, vücuttaki hormon sistemlerinin kontrolü, heyecanlar, duygusal tepkiler, duygulara göre vücudun iç ortamının düzenlenmesi gibi çok önemli fonksiyonlar yürütürler. Bu ara beyin bölgelerinin çoğu, az önce bahsettiğimiz, sıvı dolu beyin içi boşluklarının (ventriküllerin) etrafını sarmış vaziyette bulunur.<br />
<br />
 LİMBİK SİSTEM <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kabuk altı" (subcortical), yani, birazdan bahsedeceğim beyin kabuğunun altında kalan yapılardan bazıları, ara beynin etrafında onu bir halka gibi saran, işlevsel bir birliktelik oluşturmuşlardır. Bu yapıya, özel olarak Limbik sistem (latince: limbus= halka, sınır) adı verilir. İşte bu limbik sistem içinde yer alan hippokampus, amigdala, forniks, mamillar cisim, septum, cingulat kabuk gibi yapılar, heyecansal ve temel zihni fonksiyonları yürütürler. Örneğin sinirlenince kontrolümüzü kaybetmemize sebep olan yapılardan en önemlisi, burada bulunan amigdallerdir; veya, öğrendiğimiz herhangi bir şeyi hafızaya almamızı, buranın bir üyesi olan hippokampus sağlar (daha sonra ayrıntılı olarak bahsetmeye çalışacağım). Ara beyinde ayrıca, vücuda giden emirlerin düzenlenmesinin yapıldığı ara merkezler de bulunur.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/185.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 185.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Limbik sistemin beyin lobları içerisindeki yerleşiminin yansıtma şeması <br />
<br />
 BEYİN KABUĞU (Cortex) : <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Merkezi sinir sisteminin en üst kontrol noktası ise, işte o beyin dediğimiz zaman aklımıza gelen kıvrıntılı yapıdır. Bu yapının adı beyin kabuğudur (korteks). En üst kısımda bulunur ve orta beynin etrafını sarar. İşlevlerinin henüz çok azını ortaya çıkarabildiğimiz bu bölge, genel olarak, "yüksek beyin işlevleri" dediğimiz işlevleri ve algılamayla-değerlendirmeyle ilişkili temel görevleri yürütür. <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/186.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 186.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Beyin loblarının genel sınırları <br />
<br />
İşitme, görme, vücut duyuları gibi belirgin işlevlerin, beyin kabuğunun özel bölgeleri tarafından işlendiği uzun yıllardan beri bilinmektedir. Örneğin gözden gelen görme sinyallerinin görüntüye dönüştürülmesi, artkafa lobundaki beyin kabuğu bölgesince yapılır. Benzer şekilde işitme duyusu ile ilişkili bölgeler de şakak lobu üzerinde yerleşmiştir. Motor alanlar, özellikle istemli hareketlerin başlatılması ve icra edilmesinde önemli iken, duyusal alanlar, tüm vücuttan gelen verilerin değerlendirildiği en üst merkezler olarak işlev görürler. Ayrıca önemli kabuk alanlarına iki ünlü örnek olarak, konuşmanın planlanmasının ve "dizgi"sinin gerçekleştirildiği, ön beyin lobundaki Broca alanı ile, konuşmadaki anlamı kavrama işinde rol alan, şakak lobunun arka kısmındaki Wernicke alanlarını verebiliriz. Bu bölgelerde meydana gelen hasarlar, ilgili işlevlerde kısmen veya tamamen kayıplara yol açar. <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/187.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 187.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Beyin kabuğunun temel alanları <br />
<br />
Görme, işitme, motor alanlar gibi bir çok alan, işlevsel ve kısmen de yapısal olarak farklı bir çok alt alana ayrılırlar. Bunların dışında kalan kabuk bölgelerinin bir çoğu ise "birleştirme" ya da "ilişkilendirme" alanları (associative areas) olarak bilinir. Bu bölgeler, ayrık duyuların birleştirilmesi ve farklı duyulardan gelen girdilerin tek bir tecrübe halinde birleştirilmesi gibi işlerden sorumludurlar. Bu işlev, halen sinirbilimlerinin en önemli gizemlerinden bir tanesidir ve gerçekleşme mekanizması henüz açıklığa kavuşturulamamıştır (Bağlantı Sorunu; Binding Problem).<br />
<br />
Bu gün beyin kabuğundaki alanların sınıflandırılmasında Broadmann adlı araştırıcının işlevsel ve hücre mimarisini temel alarak yaptığı ayrıntılı sınıflandırma halen büyük oranda geçerliliğini korumaktadır. Buna göre, beyin kabuğu alanları belli numaralarla belirlenmiştir. Örneğin artkafa lobundaki birincil görme alanı, Broadmann'ın 17. alanına karşılık gelir.<br />
<br />
Beyin kabuğunda bulunan yapılar, beş duyumuzun bilinçli değerlendirilmelerinin yanı sıra, düşünme, plan yapma, alınan verilerin değerlendirilmesi, eski bilgilerle karşılaştırılması, kişilik özellikleri, ince el becerileri, mantık, matematik, sanat, soyut düşünce gibi, nasıl yapıldıklarına dair elimizde sadece &#8220;bilgi kırıntıları&#8221; olan işleri yapar. En önemlisi ise, dünyayı anlamaya çalışırken kullandığımız en önemli aracımız da işte bu beyin kabuğudur. Bütün bilişsel işlevlerimiz, sanat, bilim, estetik, ve diğer tüm insani özelliklerimiz, beyin kabuğunun işlevleri ile yakından ilişkilidir. Bizim yaptığımız işin temeli ise, evrendeki en karmaşık yapı olan beyin kabuğunu, yine kendi beyin kabuklarımızı kullanarak anlamaya çalışmaktır. Elbette ki, bunun mümkün olup olmadığı bile tartışma konusu yapılabilir. Fakat biz bu kısmı felsefecilere bırakarak, elimizden gelen çabayı gösteriyoruz.<br />
<br />
 MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN İNCE YAPISI <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sinir sisteminin ana işini yürüten hücreler, nöron (=sinir hücresi) denen özel hücrelerdir. Bu hücreler, istisnaları olmak üzere, bir gövde, ağaç gibi yan dallar (dendritler) ve bir de, bazen dallanabilen ve hücrenin &#8220;kararlarını&#8221; diğerlerine ileten, tek bir uzantı (akson)dan oluşurlar. Nöronlar, görevleri ve bulundukları yerlere göre çok değişik şekil ve kimyasal içerik farkları gösterirler. Hücrenin gövde kısmında bulunan çekirdek, hücrenin temel işlevlerini belirleyen ve DNA molekülü üzerinde kodlanmış halde bulunan genetik bilgiyi içerir. DNA üzerindeki bilgi, hücrenin bulunduğu ortama, ortamdaki değişimlere ve hücrenin iç çevresine bağlı olarak deşifre edilerek, hücre içi olayların meydana gelmesini sağlar. Bu şifre, bir insanın tüm hücrelerinde aynı olmasına rağmen, farklı hücrelerde farklı kısımları kullanılarak, hücrelerin farklı yapı ve işlev sahibi olmasını mümkün kılar. Çekirdekteki DNA molekülünden ihtiyaç anında çıkan bilgi, ribozom ve endoplazmik retikulum dediğimiz hücre içi organcıklarda, hücrenin işlevlerini düzenleyen proteinler haline çevrilir. Bu proteinler de, hücre içi olayları etkileyerek, hücrenin fonksiyonunu etkilerler.<br />
<br />
Sinir hücreleri aynı zamanda birbirleri ile ilişki halindedirler. Bu sıkı ilişki, sinirsel işlevin temelini oluşturan bilgi akışını sağlar. Hücreler arası bu bilgi geçiş noktalarına SİNAPS adı veriyoruz. Sinapslar, değişik tip ve özelliklerde olmalarına karşın, hemen hepsi bilginin iletimi işlevinden sorumludur. Kısacası, nöronlar kendi aralarında bağlantılar kurarak, elektrik devrelerine benzer yollarla iletişim sağlayıp, beyin işlevlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ana elemanlardır. Elbette ki, bu elektriksel devre sistemi, herhangi bir insanın hatta bir sinir bilimcinin hayal edebileceği karmaşıklığın çok çok ötesinde bir karmaşıklığa sahiptir<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/188.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 188.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sinir hücrelerinin şematik yapısı (ileri düzeyde basitleştirilmiş) <br />
<br />
Genel olarak bir sinir hücresi, gövde ve dendrit (dendron=ağaç; lat.) dediğimiz gövde dalları aracılığıyla veriler &#8220;alır&#8221;. Bu veriler, hücre içindeki genel duruma ve gelen tüm verilerin toplam etkisine göre, akson dediğimiz, o tek, uzun ve ince uzantı vasıtasıyla, diğer bir hücreye aktarılır. Yani, nöron gövdesini ve gövdenin dallarını minik bir santral, aksonu ise, bilgiyi götüren bir telgraf teli gibi düşünebiliriz. Daha sonra, aksonla gönderilen bu bilgi, o aksonun dalları aracılığıyla bir veya binlerce sinir hücresine (veya kas ve salgı bezi hücreleri gibi diğer hücrelere) ulaştırılır ve bu hücreler, yine aynı mekanizma ile bu uyarının gerektirdiği işi yaparlar. Şimdi bu mekanizmayı biraz hayal etmeye çalışın ve ardından, sadece beyin kabuğu dediğimiz kısımda bulunan 4-5 milyar sinir hücresinin, birbirleriyle yapabilecekleri bağlantıların sayısını hesap edin. İşte vücudumuzda bulunan ve hayal sınırlarını aşan bir organizasyon örneği...<br />
<br />
Sinir sisteminde sadece sinir hücreleri bulunmaz. Bunların yanında, kütle olarak merkezi sinir sisteminin yarısını oluşturan ve sayıca da yaklaşık sinir hücrelerinin on katı kadar sayıda bulunan yardımcı hücreler vardır. Bu hücrelere glia (=glue, yapıştırıcı) hücreleri diyoruz. Çeşitli tipleri olmasına karşılık, genel işlevleri, sinir hücrelerinin ve sinir sisteminin fonksiyonunu sürdürmesine yardımcı olmaktır. Oligodendrosit (az uzantılı hücre) denen hücreler de, merkezi sinir sistemi içinde, yan yana ve sıkı bir dizilim içinde seyreden aksonları, yani sinirlerin elektrik kablolarını, birbirlerinden izole eden, myelin kılıf dediğimiz bir kılıf oluşturur. Bu kılıflar, sinir tellerinin her birinin etrafını sararlar ve onların elektriksel olarak izole edilmesini sağlamanın yanında, iletkenliğini de artırırlar. Bir başka glia hücresi olan mikroglia (küçük glia), en küçük glia hücrelerindendir fakat, görevi, sinir sistemini yabancı madde ve mikroorganizmalara karşı korumaktır. Bu hücreler, fagositoz (=hücrenin yemesi) yapar, yani, yabancı maddeleri yiyerek yok ederler.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/189.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 189.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sinir hücreleri ve değişik glia hücrelerinin ilişkileri (ileri düzeyde basitleştirilmiş) <br />
<br />
Astrosit (yıldızsı hücre; astroglia) dediğimiz glia hücreleri ise, sinir hücrelerinin beslenmesine ve kimyasal işlemlerine çok önemli yardımlarda bulunur. <br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/190.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 190.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Astrositler tarafından oluşturulan ayakların beyin kılcal damarlarını sarması ve kan beyin bariyeri <br />
<br />
Son yıllarda glia hücrelerinin sinir sisteminin işlevinde sanılandan çok daha önemli olduklarına dair bir çok çalışma yayınlanmaktadır. Glia hücreleri, başta haberci moleküllerin üretimi ve dönüştürülmesi gibi, sinir sistemlerin işlevleri için vazgeçilmez destekleyici görevler üstlenirler. Bunun yanında sinir hücrelerinin madde alış-verişinde bulundukları çevreyi de etkileyip değiştirerek, onların işlevlerinde belirgin değişikliklere yol açabilmektedirler. Hatta kimi araştırıcılara göre, bilincin oluşumu, epileptik süreçler ve diğer geniş hücre topluluklarını ilgilendiren olaylarda glia hücreleri, sinir hücrelerine göre çok daha önemli roller oynayabilmektedir. Sinirbilimlerinin gelişmesi ile birlikte şimdiye kadar hep arka planda kalmış olan bu hücrelerin daha etkin rollerle karşımıza çıkmalarını bekliyoruz.<br />
<br />
Bu genel yapıyı kısaca inceledikten sonra şimdi biraz daha derine girelim ve sinir hücrelerinin nasıl haberleştiklerine kısaca bakalım.<br />
<br />
 SİNİR HÜCRELERİ NASIL HABERLEŞİRLER? <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Az önce de belirtmeye çalıştığım gibi, sinir hücreleri arasında sinaps denen geçiş bölgeleri vardır. Buralar, hücreden hücreye bilgi (elektriksel sinyal) geçişinin olduğu yerlerdir. Elektriksel ve kimyasal olarak iki tip sinaps düşünebiliriz. Klasik anlamda bir kimyasal sinaps, sinir hücresinin ürettiği sinyali o hücreden diğerlerine taşıyan aksonun dallarından birinin uç kısmı ile, alıcı hücrenin etrafındaki hücre zarının birbirleriyle yaklaşması sonucu meydana gelir. Evet, gerçekten de hücreler birbirlerine gerçek anlamda temas etmezler. Sadece, çok ince bir aralık bırakacak şekilde yaklaşırlar. Hücrelerin etrafını kaplayan hücre zarı, bu sinaps alanlarında hafif değişiklikler gösterir. Bu değişiklikler, sinapslardan sinyal iletiminin sağlanabilmesi için gereklidir.<br />
<br />
Kimyasal bir sinapsta, sinyalin bir hücreden diğerine geçişi, nörotransmitter olarak adlandırılan ileti maddeleri aracılığıyla olur. Bu ileti maddeleri, iletinin geldiği kaynak (presinaptik=sinaps öncesi) hücrenin aksonunun ucundan salgılanır. Bu salgılanma, elektriksel uyarının aksonun ucuna gelmesi sayesinde olur. Salgılanan bu ileti maddeleri, sinapsı oluşturan o iki hücre arasındaki ince aralığa salgılanmaktadır. Bu salgılanmayı takiben, çok hızlı bir şekilde, bu ileti maddeleri, karşıdaki hedef (postsinaptik=sinaps sonrası) hücrenin zarı üzerindeki uygun algaç (reseptör) moleküllerine bağlanırlar. İşte bu bağlanma, sebep olduğu çeşitli kimyasal olaylar sonucu, yeni hücrede bir elektriksel sinyalin doğmasına sebep olur. Çeşitli sinapslardan gelen verilerin toplanması veya bir sinapstan ardı ardına birkaç sinyalin yeni hücreye geçirilmesi ise, yüksek bir elektriksel potansiyel doğurur. Bu potansiyel, aksiyon potansiyeli adını alır ve işte bu potansiyel, diğer hücrelere aktarılmak üzere, akson vasıtasıyla gönderilen elektriksel sinyalin ta kendisidir.<br />
<br />
İşte hücreler arası iletimi sağlayan mekanizma, kısaca bu şekilde işler. Bu sinyal geçişi, sadece sinir hücreleri arasında değil, kasılma emrini kas hücrelerine taşıyan sinir uçlarıyla kas hücreleri arasında ve bezlere salgı emrini veren uçlarla salgı bezi hücreleri arasında da mevcuttur. Küçük ayrıntı farklarıyla beraber, mekanizma benzerdir.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/191.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 191.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Genel bir kimyasal sinapsın şematik görüntüsü <br />
<br />
Sinapsların bir diğer önemli özelliği de &#8220;değişebilir&#8221; olmalarıdır. Bu durum, yakın zamanlarda ortaya konmuş bir mekanizmadır ve ilginç sonuçları vardır. Yani, iki (veya daha fazla) hücre arasındaki bu iletişim bölgelerini oluşturan hücre bölgeleri, aktifliklerini ve duyarlılıklarını ve hatta şekillerini değiştirirler. Bunun yanında, sinapslar, hücrelerin aktifliklerine bağlı olarak sürekli biçimde oluşup kaybolurlar. Yani sinaps dediğimiz bölgeler, hücrenin kolu-bacağı gibi sabit bir yapı değildir. Sürekli değişirler. Bunu, beyin fonksiyonları açısından düşünecek olursak, sinir hücreleri, her türlü aktiviteye bağlı olarak, aralarındaki bağlantıların sayılarını ve özelliklerini değiştirebilirler. Yani beyin, "her" yaptığı iş (aklınıza ne geliyorsa...) sırasında değişmektedir. &#8220;Düşünce düşüneni değiştirir&#8221; sözü, belki bu açıdan daha anlamlı hale gelmekte. Yakın zamanlarda, yaptığımız öğrenme deneyleri ile kendilerine bir şeyler öğretilen hayvanların, öğrenmeyle ilgili beyin bölgelerinden bazılarında, bu iletişim bölgelerinin sayısında artış olduğunu bulmuş olmamız, bu durumun bir başka göstergesi sayılabilir.<br />
<br />
Sinir sistemi hakkında aslında daha söylenecek çok fazla şey var. Fakat, konuyla derinden ilgilenmeyenler için, buraya kadar olan bilgiler, sinir sisteminin nasıl bir şey olduğu ve beynimizin nasıl çalıştığı gibi konularda genel bir kanı verecektir. Kanımca, insan için anlaşılması gereken en önemli şey, her gittiği yerde yanında götürdüğü vücudu ve özellikleri. Hele bir de entelektüel bir insan için, tüm insan vücudu konusunda olmasa bile, en azından sinir sisteminin işleyişi ve merkezi sinir sisteminin fonksiyonları hakkında genelden öte bir bilgiye sahip olmak kaçınılmazdır. Yaşadığımız dünyayı ve evreni anlamanın bir yolu da, onu nasıl algıladığımızı anlamaktan geçer...<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/01/192.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 192.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="http://www.medem.com/MEDEM/images/ama/ama_brain_stroke_lev20_thebraineffectsstroke_01.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: ama_brain_stroke_lev20_thebraineffectsstroke_01.gif]" class="mycode_img" /><br />
<br />
 Broca Alanı Nedir ? <br />
 </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fransız cerrah Broca'nın 1864 yılında sol şakaklarımızın yakınında tespit ettiği beynin iki küçük bölümünden biri. Bu bölge dil üretimi organizasyonundan sorumlu olan bölgedir. Bu bölge beynin alın (frontal) kısmının korteksinin arka tarafında bulunur. Kelimelerin ve kısa cümleciklerin ifadesi için motor kalıplarının oluşturulduğu bu bölgeye, Wernicke alanından gelen sinyallerle yorumlanan ve sentezlenen düşünceler aktarılır. İşte Broca alanı bu düşüncelerin kelimelere dökülmesinde ve bu dizilmiş kelimelerin ses tellerimize iletilmesinde rol alır. Eğer Broca alanı tahrip olursa, kişi söylemek istediğini bilir ve buna karar verir, ancak kelimeleri seçemez, manalı konuşma yapamaz ve anlamsız sesler çıkarır. Buna motor afazi veya Broca afazisi denilmektedir. Broca alanından gönderilen sinyaller vasıtasıyla ses telleri, gırtlak, dudaklar, ağız, solunum sistemi ve konuşmada rol alan bütün diğer yardımcı kaslar çalıştırılarak düzgün konuşma ortaya çıkarılabilmektedir. Buraya kadar söylediğimiz bilgiler ışığında şunu ifade edebiliriz: Ses telleri sağlam ve konuşma için yeterince sağlıklı olsa da, beynimizdeki Wernicke ve Broca alanları hatta görme ve işitme ile ilgili yorum alanları sağlıklı değilse konuşma mümkün olmaz.<br />
<br />
 Wernicke Alanı Nedir ? <br />
Carl Wernicke 1874 yılında Broca alanının dışında başka bir dil kaybı bölgesi tanımladı. Sol kulağın yakınında yer alan ve dilin algılanmasının bulunduğu beynin başka bir bölümünü belirledi. Dış dünyadan (görme, işitme vs.) ve içimizden (ağrı, sancı) gelen duyularımıza ait bilgilerin yorumlandığı bu alan, temporal lop (şakak bölgesinin) üst çıkıntısındaki işitme alanının arkasında bulunur. Konuşma için, önce herhangi bir duyu organımızdan, beyin korteksimize gelen bilgilerin alınması, kendi içinde yorumlanması ve daha sonra diğer duyulardan gelen bilgilerle karşılaştırılarak tekrar yorumlanması gereklidir. Görme ile ilgili bilgiler önce artkafa bölgemizde (occipital kortekste) bulunan görme merkezine gelir ve burada yorumlanır. Daha sonra tekrar yorumlanmak üzere Wernicke alanına iletilir. İşitme ile ilgili bilgiler önce şakak bölgesinin (temporal lob) üst kısmında bulunan işitme alanına gelir ve burada yorumlanır. Elde edilen entegre bilgi Wernicke alanına gönderilir. Dokunma ve ağrı ile ilgili bilgiler önce yan kafa loblarının (parietal loblar) ön kısmında bulunan dokunma alanına gelir ve burada yorumlanır. Dokunma duyusuna ait bu işlenmiş bilgiler de yine Wernicke alanına iletilir. Netice olarak bütün duyuların, hafızadaki eski bilgilerle karşılaştırılıp yorumlandıktan sonra Wernicke alanına iletildiğini söylemeliyiz. Burada bütün bilgiler yeniden yorumlanmakta ve konuşma esnasında kullanılacak kelimeler burada seçilmektedir. Seçilen kelimeler mânâlı bir şekilde burada dizilmektedir. Konuşma için kelime hafızasının zenginliği çok önemlidir. Tıp dilinde konuşma bozukluğuna 'afazi' adı verilir. Görme duyularının yorumlandığı artkafa bölgesi harabiyetinde, yazılan kelimeleri anlama kabiliyeti ortadan kalkar, buna görme idrak bozukluğu (afazisi) denir. İşitme duyularının yorumlandığı şakak lobu harabiyetinde de konuşulan kelimeleri anlama kabiliyeti ortadan kalkar. Buna da işitme idrak bozukluğu (afazisi) denir. Eğer Wernicke alanı tahrip olursa, konuşulan veya yazılan kelimeler tek tek algılansa da, ifadeler bir bütün olarak, düşünce ifade edecek şekilde yorumlanamaz. Buna da Wernicke afazisi denir. Bu kişilerin aslında motor konuşma alanı sağlamdır. Ancak yorum yapamadıkları için kelimeleri dizemezler ve konuşamazlar.  </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dersımız fransızca]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-dersimiz-fransizca.html</link>
			<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:57:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=1046">maho</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-dersimiz-fransizca.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: left;" class="mycode_align">FRANSIZCA DERSLERINDE ZORLUK CEKEN BUTUN ARKADASLARA YARDIMCI OLURUM MUSAIT OLDUGUM ZAMANLARDA .LUTFEN HIC TEREDDUT ETMEYIN ,SIZLERE ILK OGRETIMDEN UNIVERSITEYE KADAR YARDIMCI  olurum:ok:<img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/cool.png" alt="Cool" title="Cool" class="smilie smilie_3" /><br />
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;" class="mycode_align">FRANSIZCA DERSLERINDE ZORLUK CEKEN BUTUN ARKADASLARA YARDIMCI OLURUM MUSAIT OLDUGUM ZAMANLARDA .LUTFEN HIC TEREDDUT ETMEYIN ,SIZLERE ILK OGRETIMDEN UNIVERSITEYE KADAR YARDIMCI  olurum:ok:<img src="https://www.zohreanaforum.com/images/smilies/cool.png" alt="Cool" title="Cool" class="smilie smilie_3" /><br />
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evımızdekı toprak hattı nasıl durumda?]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-evimizdeki-toprak-hatti-nasil-durumda.html</link>
			<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:41:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=1046">maho</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-evimizdeki-toprak-hatti-nasil-durumda.html</guid>
			<description><![CDATA[EVINIZIN TOPRAK HATTI (TOPRAKLAMA) ne kadar saglikli ne kadar duzgun bir sekilde yapildiysa o kadarda insana ve evdeki elektrik /elektronik esyalarinizi da o kadar guven saglar<br />
EVINIZDE ELEKTRIK TABLOSU ,hiç 1 kez acip baktinizmi <br />
DIFERANSIYEL SALTER:ok:<br />
TOPRAK KABLOLARIN MEVCUT OLMASI:ok::ok:<br />
BAGLANTILARIN DUZENLI VE TEMIZ OLMASI:ok::ok:<br />
TOPRAK HATTININ BUTUN EVDE, PRIZLER, RADYATOR ELEKTRIK GIBI YERLERDE MEVCUT OLMASI:ok::ok::ok::ok:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[EVINIZIN TOPRAK HATTI (TOPRAKLAMA) ne kadar saglikli ne kadar duzgun bir sekilde yapildiysa o kadarda insana ve evdeki elektrik /elektronik esyalarinizi da o kadar guven saglar<br />
EVINIZDE ELEKTRIK TABLOSU ,hiç 1 kez acip baktinizmi <br />
DIFERANSIYEL SALTER:ok:<br />
TOPRAK KABLOLARIN MEVCUT OLMASI:ok::ok:<br />
BAGLANTILARIN DUZENLI VE TEMIZ OLMASI:ok::ok:<br />
TOPRAK HATTININ BUTUN EVDE, PRIZLER, RADYATOR ELEKTRIK GIBI YERLERDE MEVCUT OLMASI:ok::ok::ok::ok:]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Araba Motorunun Genel Çalışma Prensibi]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-bir-araba-motorunun-genel-calisma-prensibi--15147.html</link>
			<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 20:16:59 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-bir-araba-motorunun-genel-calisma-prensibi--15147.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">.::Bir Araba Motorunun Genel Çalışma Prensibi::.<br />
Bir tarafı tamamen kapalı, öbür tarafında da bir piston bulunan silindirden meydana gelmiş bir yanma odası düşünelim. Yeteri kadar patlayıcı benzin ve hava karışımını, bu pistol aracılığıyla bir sübaptan geçirerek, silindire emdirelim. Daha sonra pistonu çekerek, silindirdeki gaz yakıtın üzerine bir basınç uygulayalım. Bu arada bir ateşleme büjisinin çıkartacağı elektrik kıvılcımını gaz yakıtın içine çaktıralım. Kıvılcım, gaz yakıtı derhal ateşleyecek ve gazların hacminin genleşmesiyle meydana gelen patlama sonucunda oluşan basınç, pistonu şiddetle geri itecektir.<br />
Piston, ilk duruma geldiğinde, yanan gazlar da egzoz adı verilen ikinci bir sübaptan dışarı salınacaktır. Görüldüğü gibi bu olgu, art arda dört evrede meydana gelmektedir:<br />
Gazların emilmesi<br />
Gaz yakıtın sıkıştırılması<br />
Patlama<br />
Yanmış gazların atılması <br />
<br />
İşte 1862&#8217;de Alphonse Beau De Rochas&#8217;nın bulduğu dört devirli motorun çalışma düzeni buydu. Rochas&#8217;ya göre, bu devirler durmadan tekrar edilebileceğinden, söz konusu motor, bir taşıt aracını işletebilmek için, pistonun bu almaşık hareketini, bir biyel kolu aracılılığıyla krank miline aktararak, döner hareket elde etmek mümkündü. Krank mili, büyük bir volanla donatılır ve bu volanın dönüşü, bir iletme sistemiyle, arabanın tekerleklerine iletilebilirdi. İnsanlık, bugün, sefalet içinde ölmüş olan Beau De Rochas&#8217;ın buluşundan bol bol yararlanmaktadır. Çağımızın otomobillerinde kullanılan motorların hepsi, dört devirli, patlamalı motorlardır. Motorlar, silindir sayısına göre gruplandırılmakla birlikte, silindirlerin düzen ve teşkiline göre de sınıflandırılırlar. Bunlar, genellikle iki ya da dört veya altı, sekiz, oniki hatta daha çok silindirli olurlar. Silindirler bir düz sıra halinde ya da [V] biçiminde veya karşılıklı ve yatay olarak yerleştirilmişlerdir. Silindir sayısı fazla olan motorlar, daha düzenli çalışırlar. Pistonlar, silindirlerde o şekilde hareket ederler ki, bu çalışma süresi içerisinde daima bir motor devri yer alır. Mesela dört silindirli bir motorda, birinci silindirdeki patlama, motorun yarım devri sırasında olur, üçüncü silindirdeki patlama, bir sonraki yarım devrinde meydana gelir; motorun ikinci devrinde de, dördüncü ve ikinci silindirlerdeki müteakip patlamalar gerçekleşir.<br />
Motorun volanı, patlama sırasında sağlanan hareket enerjisinin bir kısmını biriktirir ve bir sonraki patlamaya kadar krank milini döndürmek üzere kullanır. Bunun sonucu olarak, motorda silindir sayısı arttıkça, patlama sayısı artar ve enerji üretimi çoğalır. Dolayısıyla volan, daha az enerji biriktirmek durumunda kalır ve daha küçük çaplı olabilir.<br />
.::İçten Yanmalı Motorlar::.<br />
Yanmanın, makinenin içinde vukÃ bulduğu motorlardır. Buhar türbini gibi motorlarda ise yanma dışarda olmaktadır. Bugün kullanılan başlıca içten yanmalı motorlar; benzin motorları, dizel motorlar ve gaz türbinleridir.<br />
.::Benzin Motorları::.<br />
Otto çevrimi diye anılan termodinamik bir çevrime göre çalışırlar. Aynı güçteki dizel motorlarına göre daha hafif ve daha küçük hacimlidir. 19. Asrın ikinci yarısında Otto, Langer ve Beau De Rochas tarafından bulunup geliştirilmiştir. Çok değişik kullanma yerleri olmakla beraber daha ziyade otomobiller için imal edilmektedir.<br />
Benzin motorunun çalışma prensibi, bir silindir içinde yakılan gazların genişleyerek, yine silindir içindeki bir pistonu itmesi ve pistonun bu hareketinin, bir krank-biyel mekanizması ile dönme hareketine çevrilmesidir. Silindir sayısı, kullanma yerine göre değişmektedir. Çimen biçme makinelerinde tek silindirli motorlar kullanılırken, silindir sayısı, otomobillerde genellikle 4 veya 6, uçaklarda 28 olmaktadır. Benzin motorları iki zamanlı veya dört zamanlı olabilir. Tam bir çevrim için krank mili, iki zamanlı motorlarda 360Â°, dört zamanlı motorlarda 720Â° döner.<br />
Benzin Motorlarında akaryakıt teçhizatı, depo, yakıt pompası, karbüratör veya püskürtme pompasından müteşekkildir. Benzin motorlarında silindire gönderilen benzin-hava karışımı genellikle bir karbüratörle sağlanır. Karbüratörün başlıca kısımları hava kelebeği, menturi lülesi, ana ve yardımcı yakıt memeleri, gaz kelebeği ve şamandıra kabıdır. Karbüratörün çalışma prensibi, silindir içine giden havanın, beraberinde şamandıra kabından benzini de emerek götürmesidir. Motorun, her türlü şart altında daha emniyetli çalışması için karbüratöre bazı ilaveler yapılır. Bunlar, yol verme, rölanti, ekonomi, azami güç ve ivme tertibatlarıdır. <br />
Benzin motorlarında ateşleme genellikle bataryalı sistemle yapılmaktadır. Bataryalı ateşleme sistemi, batarya, kontak anahtarı, endüksiyon bobini, devre kesici, kondansatör, distribütör ve bujiden oluşur. Otomobil motorlarındaki bataryalar daha çok 6 ve 12 voltluktur. İndüksiyon bobini bataryadan gelen akımın 6,12 veya 24 voltluk gerilimini 10.000 ila 20.000 volta yükseltir. Bu akımı, ateşleme sırasına göre silindirlere bölmek, distribütörün vazifesidir. Distribütörde, elektrik akımını düzenlemek için bir de kondansatör bulunur. Elektrik şeraresinin [arkının] meydana geldiği bujiler ise ortada bir elektrot ve bunun dışında bir çelik döküm parçadan meydana gelir. İkisi arası porselenle izole edilmiştir. <br />
Benzin motorlarında ateşleme için manyetolu sistem de kullanılabilir. Bu sistemin prensibi de aynıdır. Yalnız burada batarya yerine bir jeneratör bulunur. Manyetolu ateşleme sistemleri daha emniyetli bir ateşleme temin ettiği için, çok silindirli ve yüksek devirli motorlarda bakımı daha kolay olduğu için de ziraat makinelerinin motorlarında kullanılır.<br />
<br />
.::İki zamanlı motorlar::.<br />
Bu motorlarda piston, silindir içinde en üst noktada[Üst ölü noktada] iken birinci zaman başlar. Bu anda silindir içinde sıkıştırılmış gazlar ateşlenmiştir. Yanma neticesinde, bir ısı enerjisi ortaya çıkar. Bu ısı ile sıcaklığı yükselen gazlar hızla genişler ve pistonu alt ölü noktaya doğru iterler. Piston, alt ölü noktaya doğru giderken, silindirin yan yüzlerini açılmış olan egsoz ve emme kanallarının önmünden geçer ve bunları açar. Piston önce egsoz kanalının üst noktası hizasına gelir. Bu noktadan sonra, silindir içindeki yanmış gazlar egsoz kanalından dışarı çıkmaya başlar. Daha sonra emme kanalının üst noktası hizasına gelen piston, içeriye benzinle hava karışımı olan taze gazların girmesini sağlar. Taze gazlar, silindir içine girerek, yanmış gazları süpürür ve hala açık olan egsoz kanalından dışarı atarlar. Bu arada piston alt ölü noktaya ulaşır ve birinci zaman [Strok] sona erer. İkinci zamanda piston, alt ölü noktadan geri gelmeye başlar. Önce emme kanalını kapatır. Silindir içine taze gaz girişi durur. Fakat egsoz kanalı da kapanıncaya kadar geçen müddet zarfında bir miktar taze gaz da dışarı atılmış olur. Egsoz kanalı da kapandıktan sonra sıkıştırmaya başlar. Piston, gazları sıkıştırarak üst ölü noktaya yaklaşırken bujiler vasıtasıyla ateşleme yapılır. Tekrar birinci zaman başlar. Birinci zaman genişleme, egsoz ve süpürme; ikinci zaman ise süpürme, egsoz ve sıkıştırma zamanıdır. Böylece bir iş çevriminde piston, üst ölü noktadan alt ölü noktaya bir kere gidip geri gelmiştir. Teorik olarak aynı büyüklük ve ağırlıktaki iki zamanlı motorlar, dört zamanlı motorlarda iki kat daha güçlüdürler. Fakat yanmış gazlarla taze gazların yer değiştirmesi istendiği gibi sağlanamadığından pratikte bu kadar güç farkı görülmemektedir.<br />
.: Dört zamanlı motorlar::.<br />
Bu motorlarda bir iş çevrimi için piston, üst ölü noktadan alt ölü noktaya iki defa gidip gelir. Bu motorlarda, iki zamanlı motorlarda piston tarafından açılıp kapanan emme ve egsoz kanallarının yerini, silindirin üst kısmındaki emme ve egsoz sübapları almıştır. Bu sübaplar, hareketlerini eksantrik milden [Kam mili&#8217;nden] alırlar. <br />
Yine piston üst ölü noktadayken birinci zaman başlar. Birinci zaman boyunca emme sübabı açık, egsoz sübabı kapalıdır. Piston alt ölü noktaya ininceye kadar silindir içine, benzinle havanın karışımnı olan taze gazlar girer. Piston alt ölü noktaya indiğinde emme sübabı da kapanır. <br />
Bundan sonra başlayan ikinci zamanda piston alt ölü noktadan üst ölü nmoktaya kadar giderek silndir içindeki gazları sıkıştırır. Piston, üst ölü noktaya yaklaşırken, termodinamik bakımdan en elverişli bir zamanda ateşleme başlar. Ateşleme, elektriği bir şerare ile benzin-hava karışımının yakılması şeklinde cereyan eder. Piston üst ölü noktaya gelince ikinci zaman da bitip üçüncü zaman başlar. <br />
Üçüncü zamanda ısınarak basıncı yükselen gazlar, pistonu kuvvetle iterler. O zaman, gazlardaki enerjinin mekanik enerjiye çevrildiği zamandır. Piston, alt ölü noktaya indiğinde, azların enerjisi de minimuma iner ve eksoz sübabı açılır.<br />
Böylece başlayan dördüncü zaman, yanmış gazların egsoz sübabından atılma zamanıdır. Piston, üst ölü noktaya geldiğinde tekrar birinci zaman başlar.<br />
Demek ki dört zamanlı bir motorda sırasıyla emme, sıkıştırma, genişleme [İş] ve egsoz strokları [Zamanları] birbirini takip eder. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">.::Bir Araba Motorunun Genel Çalışma Prensibi::.<br />
Bir tarafı tamamen kapalı, öbür tarafında da bir piston bulunan silindirden meydana gelmiş bir yanma odası düşünelim. Yeteri kadar patlayıcı benzin ve hava karışımını, bu pistol aracılığıyla bir sübaptan geçirerek, silindire emdirelim. Daha sonra pistonu çekerek, silindirdeki gaz yakıtın üzerine bir basınç uygulayalım. Bu arada bir ateşleme büjisinin çıkartacağı elektrik kıvılcımını gaz yakıtın içine çaktıralım. Kıvılcım, gaz yakıtı derhal ateşleyecek ve gazların hacminin genleşmesiyle meydana gelen patlama sonucunda oluşan basınç, pistonu şiddetle geri itecektir.<br />
Piston, ilk duruma geldiğinde, yanan gazlar da egzoz adı verilen ikinci bir sübaptan dışarı salınacaktır. Görüldüğü gibi bu olgu, art arda dört evrede meydana gelmektedir:<br />
Gazların emilmesi<br />
Gaz yakıtın sıkıştırılması<br />
Patlama<br />
Yanmış gazların atılması <br />
<br />
İşte 1862&#8217;de Alphonse Beau De Rochas&#8217;nın bulduğu dört devirli motorun çalışma düzeni buydu. Rochas&#8217;ya göre, bu devirler durmadan tekrar edilebileceğinden, söz konusu motor, bir taşıt aracını işletebilmek için, pistonun bu almaşık hareketini, bir biyel kolu aracılılığıyla krank miline aktararak, döner hareket elde etmek mümkündü. Krank mili, büyük bir volanla donatılır ve bu volanın dönüşü, bir iletme sistemiyle, arabanın tekerleklerine iletilebilirdi. İnsanlık, bugün, sefalet içinde ölmüş olan Beau De Rochas&#8217;ın buluşundan bol bol yararlanmaktadır. Çağımızın otomobillerinde kullanılan motorların hepsi, dört devirli, patlamalı motorlardır. Motorlar, silindir sayısına göre gruplandırılmakla birlikte, silindirlerin düzen ve teşkiline göre de sınıflandırılırlar. Bunlar, genellikle iki ya da dört veya altı, sekiz, oniki hatta daha çok silindirli olurlar. Silindirler bir düz sıra halinde ya da [V] biçiminde veya karşılıklı ve yatay olarak yerleştirilmişlerdir. Silindir sayısı fazla olan motorlar, daha düzenli çalışırlar. Pistonlar, silindirlerde o şekilde hareket ederler ki, bu çalışma süresi içerisinde daima bir motor devri yer alır. Mesela dört silindirli bir motorda, birinci silindirdeki patlama, motorun yarım devri sırasında olur, üçüncü silindirdeki patlama, bir sonraki yarım devrinde meydana gelir; motorun ikinci devrinde de, dördüncü ve ikinci silindirlerdeki müteakip patlamalar gerçekleşir.<br />
Motorun volanı, patlama sırasında sağlanan hareket enerjisinin bir kısmını biriktirir ve bir sonraki patlamaya kadar krank milini döndürmek üzere kullanır. Bunun sonucu olarak, motorda silindir sayısı arttıkça, patlama sayısı artar ve enerji üretimi çoğalır. Dolayısıyla volan, daha az enerji biriktirmek durumunda kalır ve daha küçük çaplı olabilir.<br />
.::İçten Yanmalı Motorlar::.<br />
Yanmanın, makinenin içinde vukÃ bulduğu motorlardır. Buhar türbini gibi motorlarda ise yanma dışarda olmaktadır. Bugün kullanılan başlıca içten yanmalı motorlar; benzin motorları, dizel motorlar ve gaz türbinleridir.<br />
.::Benzin Motorları::.<br />
Otto çevrimi diye anılan termodinamik bir çevrime göre çalışırlar. Aynı güçteki dizel motorlarına göre daha hafif ve daha küçük hacimlidir. 19. Asrın ikinci yarısında Otto, Langer ve Beau De Rochas tarafından bulunup geliştirilmiştir. Çok değişik kullanma yerleri olmakla beraber daha ziyade otomobiller için imal edilmektedir.<br />
Benzin motorunun çalışma prensibi, bir silindir içinde yakılan gazların genişleyerek, yine silindir içindeki bir pistonu itmesi ve pistonun bu hareketinin, bir krank-biyel mekanizması ile dönme hareketine çevrilmesidir. Silindir sayısı, kullanma yerine göre değişmektedir. Çimen biçme makinelerinde tek silindirli motorlar kullanılırken, silindir sayısı, otomobillerde genellikle 4 veya 6, uçaklarda 28 olmaktadır. Benzin motorları iki zamanlı veya dört zamanlı olabilir. Tam bir çevrim için krank mili, iki zamanlı motorlarda 360Â°, dört zamanlı motorlarda 720Â° döner.<br />
Benzin Motorlarında akaryakıt teçhizatı, depo, yakıt pompası, karbüratör veya püskürtme pompasından müteşekkildir. Benzin motorlarında silindire gönderilen benzin-hava karışımı genellikle bir karbüratörle sağlanır. Karbüratörün başlıca kısımları hava kelebeği, menturi lülesi, ana ve yardımcı yakıt memeleri, gaz kelebeği ve şamandıra kabıdır. Karbüratörün çalışma prensibi, silindir içine giden havanın, beraberinde şamandıra kabından benzini de emerek götürmesidir. Motorun, her türlü şart altında daha emniyetli çalışması için karbüratöre bazı ilaveler yapılır. Bunlar, yol verme, rölanti, ekonomi, azami güç ve ivme tertibatlarıdır. <br />
Benzin motorlarında ateşleme genellikle bataryalı sistemle yapılmaktadır. Bataryalı ateşleme sistemi, batarya, kontak anahtarı, endüksiyon bobini, devre kesici, kondansatör, distribütör ve bujiden oluşur. Otomobil motorlarındaki bataryalar daha çok 6 ve 12 voltluktur. İndüksiyon bobini bataryadan gelen akımın 6,12 veya 24 voltluk gerilimini 10.000 ila 20.000 volta yükseltir. Bu akımı, ateşleme sırasına göre silindirlere bölmek, distribütörün vazifesidir. Distribütörde, elektrik akımını düzenlemek için bir de kondansatör bulunur. Elektrik şeraresinin [arkının] meydana geldiği bujiler ise ortada bir elektrot ve bunun dışında bir çelik döküm parçadan meydana gelir. İkisi arası porselenle izole edilmiştir. <br />
Benzin motorlarında ateşleme için manyetolu sistem de kullanılabilir. Bu sistemin prensibi de aynıdır. Yalnız burada batarya yerine bir jeneratör bulunur. Manyetolu ateşleme sistemleri daha emniyetli bir ateşleme temin ettiği için, çok silindirli ve yüksek devirli motorlarda bakımı daha kolay olduğu için de ziraat makinelerinin motorlarında kullanılır.<br />
<br />
.::İki zamanlı motorlar::.<br />
Bu motorlarda piston, silindir içinde en üst noktada[Üst ölü noktada] iken birinci zaman başlar. Bu anda silindir içinde sıkıştırılmış gazlar ateşlenmiştir. Yanma neticesinde, bir ısı enerjisi ortaya çıkar. Bu ısı ile sıcaklığı yükselen gazlar hızla genişler ve pistonu alt ölü noktaya doğru iterler. Piston, alt ölü noktaya doğru giderken, silindirin yan yüzlerini açılmış olan egsoz ve emme kanallarının önmünden geçer ve bunları açar. Piston önce egsoz kanalının üst noktası hizasına gelir. Bu noktadan sonra, silindir içindeki yanmış gazlar egsoz kanalından dışarı çıkmaya başlar. Daha sonra emme kanalının üst noktası hizasına gelen piston, içeriye benzinle hava karışımı olan taze gazların girmesini sağlar. Taze gazlar, silindir içine girerek, yanmış gazları süpürür ve hala açık olan egsoz kanalından dışarı atarlar. Bu arada piston alt ölü noktaya ulaşır ve birinci zaman [Strok] sona erer. İkinci zamanda piston, alt ölü noktadan geri gelmeye başlar. Önce emme kanalını kapatır. Silindir içine taze gaz girişi durur. Fakat egsoz kanalı da kapanıncaya kadar geçen müddet zarfında bir miktar taze gaz da dışarı atılmış olur. Egsoz kanalı da kapandıktan sonra sıkıştırmaya başlar. Piston, gazları sıkıştırarak üst ölü noktaya yaklaşırken bujiler vasıtasıyla ateşleme yapılır. Tekrar birinci zaman başlar. Birinci zaman genişleme, egsoz ve süpürme; ikinci zaman ise süpürme, egsoz ve sıkıştırma zamanıdır. Böylece bir iş çevriminde piston, üst ölü noktadan alt ölü noktaya bir kere gidip geri gelmiştir. Teorik olarak aynı büyüklük ve ağırlıktaki iki zamanlı motorlar, dört zamanlı motorlarda iki kat daha güçlüdürler. Fakat yanmış gazlarla taze gazların yer değiştirmesi istendiği gibi sağlanamadığından pratikte bu kadar güç farkı görülmemektedir.<br />
.: Dört zamanlı motorlar::.<br />
Bu motorlarda bir iş çevrimi için piston, üst ölü noktadan alt ölü noktaya iki defa gidip gelir. Bu motorlarda, iki zamanlı motorlarda piston tarafından açılıp kapanan emme ve egsoz kanallarının yerini, silindirin üst kısmındaki emme ve egsoz sübapları almıştır. Bu sübaplar, hareketlerini eksantrik milden [Kam mili&#8217;nden] alırlar. <br />
Yine piston üst ölü noktadayken birinci zaman başlar. Birinci zaman boyunca emme sübabı açık, egsoz sübabı kapalıdır. Piston alt ölü noktaya ininceye kadar silindir içine, benzinle havanın karışımnı olan taze gazlar girer. Piston alt ölü noktaya indiğinde emme sübabı da kapanır. <br />
Bundan sonra başlayan ikinci zamanda piston alt ölü noktadan üst ölü nmoktaya kadar giderek silndir içindeki gazları sıkıştırır. Piston, üst ölü noktaya yaklaşırken, termodinamik bakımdan en elverişli bir zamanda ateşleme başlar. Ateşleme, elektriği bir şerare ile benzin-hava karışımının yakılması şeklinde cereyan eder. Piston üst ölü noktaya gelince ikinci zaman da bitip üçüncü zaman başlar. <br />
Üçüncü zamanda ısınarak basıncı yükselen gazlar, pistonu kuvvetle iterler. O zaman, gazlardaki enerjinin mekanik enerjiye çevrildiği zamandır. Piston, alt ölü noktaya indiğinde, azların enerjisi de minimuma iner ve eksoz sübabı açılır.<br />
Böylece başlayan dördüncü zaman, yanmış gazların egsoz sübabından atılma zamanıdır. Piston, üst ölü noktaya geldiğinde tekrar birinci zaman başlar.<br />
Demek ki dört zamanlı bir motorda sırasıyla emme, sıkıştırma, genişleme [İş] ve egsoz strokları [Zamanları] birbirini takip eder. </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Üniversite Tanıtımları]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-universite-tanitimlari.html</link>
			<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 10:00:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=268">PELİN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-universite-tanitimlari.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> [COLOR=#6699ff]Abant İzzet Baysal Üniversitesi<br />
 (Üniversiteler)  </span> </div>
 [FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şehir : </span>Bolu  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Telefon No : </span>0 374 253 45 19  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Web Adresi : </span><a href="http://www.turkforum.gen.tr/vforum/gonder.php?ref=http://www.ibu.edu.tr/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#0066cc]www.ibu.edu.tr </a>  <br />
[FONT=Maiandra GD]1992 yılında kuruldu.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yerleşim:</span> İzzet Baysal Kampüsü Bolu&#8217;ya 12 km uzaklıkta bulunuyor.  <br />
<br />
<br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğitim:</span> Türkçe ve yabancı dille yapılıyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akademik birimler:</span> 6 fakülte, 5 yüksekokul, 4 meslek yüksekokulu, 2 enstitü var.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Barınma:</span> İzzet Baysal Vakfı&#8217;nın desteği ile kız ve erkek yurtları olarak toplam 5 yurt hizmet veriyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beslenme:</span> Üniversitenin Bolu merkez, Düzce, Gerede, Akçakoca ve İzzet Baysal Kampüsü&#8217;nde düzenli olarak öğle yemeği veriliyor. Bolu şehir kampüsü ve İzzet Baysal Kampüsleri&#8217;nde akşam yemeği servisi de yapılıyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teknoloji:</span> Bütün bölümlerde toplam 350 kişisel bilgisayar <a href="http://www.turkforum.gen.tr/vforum/gonder.php?ref=http://www.bilgicik.com//" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">öğrenciler </a>in hizmetinde. Bunun yanında lazer yazıcılar ve tarayıcılar bulunuyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sağlık hizmetleri:</span> Tüm öğrenciler üniversiteye kayıtla birlikte mezun olana kadar sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor. Sağlık merkezinde 5 doktor, 1 diş hekimi, 1 laborant, 1 psikolog, 8 hemşire, 1 sağlık memuru hazır bulunuyor.  <br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> [COLOR=#6699ff]Abant İzzet Baysal Üniversitesi<br />
 (Üniversiteler)  </span> </div>
 [FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şehir : </span>Bolu  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Telefon No : </span>0 374 253 45 19  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Web Adresi : </span><a href="http://www.turkforum.gen.tr/vforum/gonder.php?ref=http://www.ibu.edu.tr/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[COLOR=#0066cc]www.ibu.edu.tr </a>  <br />
[FONT=Maiandra GD]1992 yılında kuruldu.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yerleşim:</span> İzzet Baysal Kampüsü Bolu&#8217;ya 12 km uzaklıkta bulunuyor.  <br />
<br />
<br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğitim:</span> Türkçe ve yabancı dille yapılıyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akademik birimler:</span> 6 fakülte, 5 yüksekokul, 4 meslek yüksekokulu, 2 enstitü var.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Barınma:</span> İzzet Baysal Vakfı&#8217;nın desteği ile kız ve erkek yurtları olarak toplam 5 yurt hizmet veriyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beslenme:</span> Üniversitenin Bolu merkez, Düzce, Gerede, Akçakoca ve İzzet Baysal Kampüsü&#8217;nde düzenli olarak öğle yemeği veriliyor. Bolu şehir kampüsü ve İzzet Baysal Kampüsleri&#8217;nde akşam yemeği servisi de yapılıyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teknoloji:</span> Bütün bölümlerde toplam 350 kişisel bilgisayar <a href="http://www.turkforum.gen.tr/vforum/gonder.php?ref=http://www.bilgicik.com//" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">öğrenciler </a>in hizmetinde. Bunun yanında lazer yazıcılar ve tarayıcılar bulunuyor.  <br />
[FONT=Maiandra GD]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sağlık hizmetleri:</span> Tüm öğrenciler üniversiteye kayıtla birlikte mezun olana kadar sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor. Sağlık merkezinde 5 doktor, 1 diş hekimi, 1 laborant, 1 psikolog, 8 hemşire, 1 sağlık memuru hazır bulunuyor.  <br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Asynchrone motorlar]]></title>
			<link>https://www.zohreanaforum.com/konu-asynchrone-motorlar.html</link>
			<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 20:23:39 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.zohreanaforum.com/member.php?action=profile&uid=1046">maho</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.zohreanaforum.com/konu-asynchrone-motorlar.html</guid>
			<description><![CDATA[Asynchrone motor induksiyon olan ve alternatif akimla calisip stator ve rotor arasinda elektrik baglantisi olmayan makine motordur <br />
   ROTOR (ic bolumu);statorun elektromanyetik akimlar sayesinde surekli donmesini saglar.<br />
   STATOR (dis bolumu);elektrik akim bu bolume uygulanir (SYNCHRONE MOTORLARIN TAM TERSI)<br />
Asynchrone ismini mekanik enerji kaybi olan surtunme dedigimiz olaydan olusur ;plakasinda 1400 tur/dakika yaziyorsa gercek donmesi 1400 den az kucuktur <br />
 MONOFAZE AKIM:<br />
Pa=UIcosfi <br />
 TRIFAZE AKIM: <br />
Pa=UIcosfi./3                           /3  = 3 un karakoku  <br />
SURTUNME:<br />
g= (Ns-N)/Ns<br />
N=Pu/Pa                                  Pa;aktif guç    Pu;motorun sagladigi guç    N; randman<br />
                                             Ns statorun randmani<br />
Ns= (60f)/p                              p; pole sayisi (statorun 2 ila  8 sayisiyla olur)<br />
V= Ns-g                                  V;motorun hizi tur/dakika<br />
Surtunme degeri çok azdir 2% kucuk motorlar 6ila 7% buyuk motorlar icin gecerlidir <br />
 <br />
Asynchrone motorlar genellikle cok yaygin ve bircok alanda kullanimi olan en onemli  isler yapar; <br />
gemiler,asansorler, insaat ve endustri sektorleri,.....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Asynchrone motor induksiyon olan ve alternatif akimla calisip stator ve rotor arasinda elektrik baglantisi olmayan makine motordur <br />
   ROTOR (ic bolumu);statorun elektromanyetik akimlar sayesinde surekli donmesini saglar.<br />
   STATOR (dis bolumu);elektrik akim bu bolume uygulanir (SYNCHRONE MOTORLARIN TAM TERSI)<br />
Asynchrone ismini mekanik enerji kaybi olan surtunme dedigimiz olaydan olusur ;plakasinda 1400 tur/dakika yaziyorsa gercek donmesi 1400 den az kucuktur <br />
 MONOFAZE AKIM:<br />
Pa=UIcosfi <br />
 TRIFAZE AKIM: <br />
Pa=UIcosfi./3                           /3  = 3 un karakoku  <br />
SURTUNME:<br />
g= (Ns-N)/Ns<br />
N=Pu/Pa                                  Pa;aktif guç    Pu;motorun sagladigi guç    N; randman<br />
                                             Ns statorun randmani<br />
Ns= (60f)/p                              p; pole sayisi (statorun 2 ila  8 sayisiyla olur)<br />
V= Ns-g                                  V;motorun hizi tur/dakika<br />
Surtunme degeri çok azdir 2% kucuk motorlar 6ila 7% buyuk motorlar icin gecerlidir <br />
 <br />
Asynchrone motorlar genellikle cok yaygin ve bircok alanda kullanimi olan en onemli  isler yapar; <br />
gemiler,asansorler, insaat ve endustri sektorleri,.....]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>