You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Administrator
2 Temmuz 1993
YAKILDIK AMA YAKMAYACAĞIZ !..

Sivas Madımak Olayı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının ve iki otel çalışanının yakılarak öldürülmesi, oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.

2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı. Otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin,merdiven trabzasındaki görevli tarafından darp edilip,merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan azgın kalabalığa doğru itildiği dönemin özel televizyonları tarafından belgelendi.Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Yine olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

DÖNEMİN HÜKÜMET YETKİLİLERİ , AYDINLARI ! VE GAZETECİLERİ NE DEDİ:

"Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından boğularak ölmüşlerdir. Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi."
Başbakan Tansu Çiller, 3 Temmuz 1993

"Olaylara geç müdahale edilmesinde Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in de benim kadar sorumluluğu var..."
Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, 4 Temmuz 1993

Aziz Nesin'in bir süreden beri yaptığı konuşmaların büyük çoğunluğumuzca hoş karşılanmadığı muhakkak.
Altan Öymen / Milliyet, 4 Temmuz 1993

Önce, Aziz Nesin'e "artık dur" demek gerekiyor.
Yalçın Doğan / Milliyet, 4 Temmuz 1993

Olayların tetiği Aziz Nesin'in provokasyonu ile çekiliyor ve başka provokatörlerin de olayların içine girmesi ve devletin acziyle beslenerek, Madımak Oteli'nin kundaklanmasına ve 35 kişinin yanarak ve boğularak can vermesine işler varıyor...
Cengiz Çandar / Sabah, 4 Temmuz 1993

Komik hikâyelere imza atan yazar Aziz Nesin, bu defa izleri uzun yıllar kalacak bir trajedinin kahramanı oldu. Sivas'ta ilk elde 35 kişinin ölümü, çok sayıda kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan arbede, onun merkezinde bulunduğu yoğun tahriklerle meydana geldi.
Fehmi Koru / Zaman, 4 Temmuz 1993

Sivas'ta Aziz Nesin'i (o istediği kadar inkar etsin) Allah korumuş... Büyükgeçmiş olsun. Başına bir kaza gelseydi, yer yerinden oynardı. Biliyoruz. Ama şimdi, ölen 35 vatandaşımız için kimsenin tırnağı bile oynamayacak. Onu da biliyoruz...
Rauf Tamer / Hürriyet, 4 Temmuz 1993

'Düşünce hürriyeti' etiketi altında gereksiz tahrikler yapan, en gelişmiş demokrasilerde bile provokasyon olarak kabul edilebilecek davranışlarda bulunan kimseler, Sivas'ta ortaya çıkan bu sonucu dikkatli bir şekilde değerlendirmek zorundadır. "Şeriat ayaklandı" deyip işin içinden çıkmak isteyenler, olaylar sırasında çekilen fotografları dikkatle incelenmelidirler. O fotoğraflarda neden yeşil bayrak değil de Türk bayrağı taşındığının ciddi bir tahlilini yapmalıdırlar.
Ertuğrul Özkök / Hürriyet, 4 Temmuz 1993

Halkta bir hazırlanmışlık olmasa, Aziz Nesin'in Pir Sultan Abdal şenliklerinde söylediği birkaç münasebetsiz cümle bu kadar tepkiye yol açmazdı. Nihayet, "Beyin damarlarının kireçlendiği" izlenimi veren, öte yandan da bir "hırs-ı piri" ile yanıp tutuşan birinin hezeyanları olarak değerlendirilir biterdi.
Oktay Ekşi / Hürriyet, 4 Temmuz 1993

"Aydınlarımız ah-vah edebiyatı yaparak sokaklarda 'Türkiye İran olmayacak' sloganları attılar. Türkiye hiç İran, Cezayir olur mu? Türkiye, Türkiye olur, gerici bir Türkiye olur. İşin kaynağına inmek lâzım. Aydınlarımız katliama katılanların cezalandırılmasını istiyor sadece. Onlar cezalandırılırsa Türkiye kurtulacak mı? Asıl tepki gösterilecek olan yıllardan beri izlenen politikalar ve politikacılardır. Bizler düşünen bir toplum değiliz, o nedenle eğer bir çıkış yolu aranacaksa düşünmeyi öğrenmeli ve duyarlı olmalıyız. Ancak ne yazık ki şu ana kadar iyiye ve güzele yönelik hiçbir gelişme yok. Tüm bunlar ülkemizde daha onlarca Sivas, onlarca Maraş olayı yaşanacağının göstergesidir."
Aziz Nesin, 2 Temmuz 1994, Express dergisindeki söyleşisi.

TARİH TEKERRÜR EDİYOR !..

16 Şubat 1969'da Taksim Meydanı'nda...
7 Temmuz 1969'da Kayseri'de...
24 Temmuz 1969'da Konya'da...
1 Mayıs 1977'de yine Taksim Meydanı'nda...
16 Mart 1978'de Beyazıt Meydanı'nda...
3 Eylül 1978'de Sivas'ta...
25 aralık 1979'da Kahramanmaraş'ta...
4 Temmuz 1980'de Çorum'da...
2 Temmuz 1993'te Sivas'ta...
12 Mart 1995'te Gazi Mahallesi'nde...

[Resim: alevialevilikzohreana1.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana2.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana4.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana5.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana6.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana7.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana8.jpg]

[Resim: alevialevilikzohreana3.jpg]

[COLOR=Green]Hayatlarını kaybeden tüm Canları rahmetle anıyor ve sevenlerine sabır diliyoruz.

Posting Freak
2 Temmuz 1993
2 Temmuz'da yakılan Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'dir.

2 Temmuz olayı katillere göre cihad anlamına geliyor.
Din kisvesi altında Yezit hortlamış ve tarihi kinini bir kez daha kusmuştur.
Camiden çıkp adam yakmak onların atalarından aldıkları bir mirastır.
Onlar dinci faşit çetelerdir. Bu çeteler siyasilerin kanatları altında beslenmiştir.
Siyasilerin cumhuriyeti yıkma çabalarında bu faşitler tetikçilik yapmıştır.
O nedenle 2 Temmuz'u sadece bir Alevi kırımı olarak değerlendiren yazar, sanatçı, siyasetçi ve sıradan yurttaşlar yanılmaktadırlar.
2 Temmuz diğer katliamlar gibi bir karşı devrim hareketidir.
Orada laik cumhuriyetin geleceği yakılmıştır.
Bu düşmanlığı canlı tutmak için Alevi düşmanlığı kullanılmaktadır.
Çünkü cami cemaatleri ve tarikatlar varlığını Alevi düşmanlığı üzerinden canlı tutmaktadırlar.
Bu zihniyet canlı kaldıkça cumhuriyet yıkılmaya mahkumdur,
bu zihniyet azdıkça sadece Alevilerin değil hiç bir yurttaşın yaşama hakkı güvence altında değildir.
O nedenle 2 Temmuz'u sadece bir Alevi sorunu olarak göstermek asıl büyük tehlikeyi gizlemek demektir.
Asıl büyük tehlike AKP sayesinde yakın ve açık bir tehdit olarak karşımızdadır.
Bu nedenle hangi inancın mensubu olurlarsa olsunlar tüm cumhuriyet yurttaşları Atatürk'ün sancağı altında bir araya gelmelidirler.
Bu gün kabul edilebilir, sindirilebilir katliamlar yarın sizin başınıza da gelebilir.
2 Temmuz cumhuriyete karşı bir ayaklanmadır. Cumhuriyete karşı din maskesi altında bir kast etme hareketidir.
Laik Türkiye cumhuriyetinin geleceği bu gerçeğin görülmesine bağlıdır.
Yoksa şeriatçı faşit katillerin yarın kimin kanını dökeceği hiç belli olmaz.

Bilim insanları ve aydınlar,
siyaset kurumunu ayakta tutanlar,
sivil cumhuriyet yurttaşları,
cumhuriyeti korumakla görevli Türk ordusu,
2 Temmuz'u kendilerine karşı bir kıyam olarak görmedikleri sürece aydınlık bir gelecek beklememelidirler.
Yaşananlar zaten bu söylediklerimi ispat etmektedir.

Sivas'ta bizi terk eden Türk ordusuna bugün yapılanlar ortadadır,
2 Temmuz davasında hakkımızı savunmayan adaletin ve hakimlerin durumu bugün ortadadır,
2 Temmuz'u sadece Alevi katliamı olarak değerlendiren yazarların ve üniversite hocalarının durumu ortadadır.
Hapse atılan, yargısız infaz edilen, geleceği karartılan, işi ve yuvası dağıtılan aydın, hukukçu ve asker ve polis 2 Temmuz'un günahını ödemektedir.
Biz Atatürkçüler bugün de Laik Cumhuriyeti savunan güçler olarak onların yanındayız. AKP faşizmine rağmen meydanlara iniyoruz.
Mustafa Kemal'in askerleriyiz!
Ne AB, ne ABD, tam bağımsız Türkiye! diye haykırıyoruz.
Bu çabalarımız kendimizi kurtarmak için değil, Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği için, milli birlik ve beraberlik için mücadele ediyoruz.
Faşizmin her türlüsüne karşı olduk, Atatürk ilkelerinden vazgeçmedik.
Alevi toplumu olarak daima cumhuriyete bağlı yurttaşlar olarak sağlam durduk.
Bu duruşumuzun ne kadar doğru olduğu, yaşanan siyasi gelişmeler göstermektedir.
O nedenle diğer inançlara mensup yurttaşlarımız siyasal islamcıların taktiklerini iyi anlamalıdır, propagandalarına karşı uyanık olmalıdır, dinci faşizmin dolmuşuna binmemelidir.
2 Temmuz katliamının yaraları hala sarılamamışsa bunda tüm yurttaşların payı vardır. Herkes üzerine düşeni yapmadığı için, AKP faşizmi bu gün Türkiye Cumhuriyeti'nin üstüne çökmüştür.
2 Temmuz için ağlayan Alevi canlar, bu tür katliamların bir daha yaşanmaması için yolumuzun Pir'i Zöhre Ana etrafında birleşmelidir.
Acılarımızın sömürülmesine, itikatlarımızın siyasete alet edilmesine, inançlarımızın Alevicilik yapanlarca istismarına karşı,
yaşayan tek Evliya olan Atatürkçü Zöhre Ana'da birleşelim.
2 Temmuz'da hayatını kaybeden canlarımızın acısını paylaşıyor, Allah rahmet etsin diyor ve yakınlarına sonsuz sabırlar diliyorum.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 01/07/2009, 09:57, Düzenleyen: Dogan.
Posting Freak
2 Temmuz 1993
1 NESİMİ ÇİMEN : (Sarız 1926) 1931

[Resim: 77884507.jpg]


O halkımızın dili, O 3 telli Curanın Piri .



İstanbul, Almanya, Fransa, İsveç

O da bir gurbetçi idi.

O yemyeşil bir bahar Çimeni,

Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz,

bu kaçıncı Nesimi.



İnsan olan insan barıştan yana

Ancak zalim olan kıyar insana

Barış aşkı yayılmalı cihana

Barış güvercini uçsun dünyada



Gel ey Nesimi sen, senden sor seni

Sakın ham hor görme asla bir canı,

İnsanları sev sen, eyle secdeni

Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,

........Nesim´ler... ölür, ölür dirilir...

[COLOR="#ff0000"]
2 ASIM BEZİRCİ : Erzincan 1927

[Resim: 97798158.jpg]


O Toprağa gül diken, güle dil verenleden..



67 yılık hayatında 70 kitapla,

O sosyalizmin, edebiyatın şiirin,

halkın kütüphanesi idi.

O Özgürlük, insanlık, barış,

O bir başkaldırı abidesi idi,

özü sözü zülfü kâr olanlardan.



O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden

daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi.

Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri,

O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi.



”Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma

sorumluluğunu taşıyorum”.

Herkeste öyle davranmalı, diyordu.

Ankara'dan öteye Siva´a gidip,



Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral

vermeyi tercih etmişti.


3 METİN ALTIOK : Bergama1941.

[Resim: 58936303.jpg]


Ördüm de ilmek, ilmek

Sırtıma giyemedim ömrümü…”



O bir filozof, O bir şairdi,

Olacağı görür gibi, yıllar önce,



”yakılması gereken biriyim” diye

yazmıştı.



”…Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.

Ördüm de ilmek, ilmek

Sırtıma giyemedim ömrümü…”

Madımakta girdiği komadan,

8 Temmuz 93’te ayrıldı aramızdan.



Sivas sana verdik senden isteriz.

Canlı verdik, canlı isteriz.

4 MUHLİS AKARSU: Sivas Kangal 1948.

[Resim: 11609572.jpg]


Enel-Hak bağına girdiğim zaman

İster yakıp ister yüzsünler beni



Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik yaparak.

70´li yıllarda.. ”Kula kulluk yakışır mı”

diyerek, Akarsular gibi aktı

sahnelerde, gönüllerde,

ve kavgalarda...



İnsan haktır hak insandır biliriz

Gönüllerde açar bizim gülümüz

Akarsu´yum bacı kardeş hepimiz

Demokrasi nerede ise ordayız..

İnsan hakkı nerede ise ordayız..



Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını.

Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu.

Ve EVLiYA denildi ardında.



Akarsu'yum yansam da

Kül olup savrulsam da

Bazı, bazı gülsem de

Yine gönlüm hoş değil.



Dilim dönmez nedir gâvur Müslüman

Duman ateş demek ateş duman

Enel-Hak bağına girdiğim zaman

İster YAKIP ister yüzsünler beni…

5 MUHİBE AKARSU : Kangal 1958

[Resim: 32971831.jpg]


Akarsuyum böylesiydi ahtımız..



Muhibe Leyla Çiftlik 1971

yılında Muhlis Akarsu ile evlendi.



Acı tatlı yaşamı, aşkı ve

ölümü beraber paylaştılar.





Akarsuyum böylesiydi ahtımız,

işte geldik gidiyoruz dediler,,,



Pınar, Çınar ve Damla adlarında

3 kız, 3 gonca gül,

hatıra bıraktılar bizlere.



Onları yaşatmak borç olsun bize

6 BEHÇET AYSAN : Ankara 1949

[Resim: 44268598.jpg]


O Atomla savaşan bir doktor ve şairdi..



Nükleer Savaşın önlenmesi için hekimler

derneğinde, Ankara Tabipler odası,

Sağlık-iş sendikasında ve Edebiyatçılar

derneğinde yöneticilik yaptı. Bir çok şiir

ve 1986 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödlü aldı.



70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi

çıktı demir parmaklıklar ardına,

Ve O bir doktordu can kurtarmak için,

Madımakta elinde bir demir çubukla,

barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.



‘..Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep

çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi

yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi

sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde ölürüm...


7 EDİBE SULARİ : Erzincan 1953

[Resim: 71050430.jpg]


Aşkıyla perişan Davut Sulari´nin yadigârı,



İsveç'ten koşup gelmişti Sivas´a.....

O zaten babasının yoldan, hiç ayrılmadı.



Aşkıyla Perişan Davut Sulari

Muhabbeti baldır kendisi arı

Hz. Ali´nin sır Zülfükarı

İnkarın boynuna vuralım hele



Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun.


[COLOR="#ff0000"]8 UGUR KAYNAR : Zara 1956

[Resim: 45531724.jpg]


Çiçekler halaya durdu ” Kaynadı coştu..



O militan bir şair ve yazardı.

Yalnızlığı, sevgisi ve için, için

kaynaması, belki de 12 eylül

döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu

Mamak mahpushanesinden

kalıyordu.



İlk kitabı: ”Çiçekler halaya durdu ”

oldu. ......Ve cesedini bir torbada

getirdiler. Deri çantası peşinden geldi, bir peçeteye son şiirini

yazmıştı.

”…Öldüğümde doğduğum yere

gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret

ve bilinmezliği İşte böylesine yeniyorum...”


9 ASAF KOÇAK: Yerköy 1957

[Resim: 31671132.jpg]


Madımakta ölüme mızıka çaldı..



O, ”yok devenin kuşu…

Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi..”

”İnsanın kendini sorgulaması yeterli değil,

mesele, dönüşebilmek, değişebilmek,

mesele aynanın karşısına geçip

kendine ATEŞ-edebilmektir diyordu..”.





Sakallarımdan başka her şey

takma protez diyor

ve son dakikalarında,

isyan borusu çalar gibi,

Madımak koridorlarında,

ölüme mızıka çalıyordu.

10 ERDAL AYRANCI : Niğde 1958.

[Resim: 16045872.jpg]


Orada kırmızı yediveren gülleri açacak ..



Bir çok projeye girişti, en son olarak

Anadolu ipek yollarını filme almayı

düşünüyordu. Pir Sultan etkinliklerini

filme almak için Sivas´a geldi.

Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim

bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de

Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.



”.. Eğer bir gün sevgilim, son verecekse

hayatıma bir ses, (lânet olası kara bir

ses) İsterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa

kulaklarda.

Yalınız...

düşerse kanımın bir damlası yere

Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak

Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme

Korksunlar, korksunlar artık



Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep

gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak.”


11 SEHERGÜL ATEŞ : Ankara 1963


[Resim: 39456541.jpg]


Saz çalmadan ölürsem mezarımı tekmeleyin..



Sehergül için babası; Biz onunla baba kız değildik.

O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım

ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili,

Musa Ateş.

Adı gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor,

ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor, ”.



Eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı

tekmeleyin.” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan

saz çalmayı öğreniyor.



Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı

olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini

verirken ”ben ölürsem siz ödersiniz”diyor.



Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan,

yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATEŞ.

[COLOR="#ff0000"]
12 HASRET GÜLTEKİN : Koçgiri 01.05.1971


[Resim: 65030508.jpg]


''Bir orman gibi kardeşçesine.. Bu hasret bizim..''



Müzisyen, müzik yönetmeni, araştırmacı şair olan Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda,

üstüne basa, basa, Koçgiriliyim, Kürdüm derdi.



Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır, Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı.



Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.

”Her ne ararsan kendinde ara..

felsefesinden yola çıkarak, ”

N ararsak Anadolu´da bulacağız” diyordu.

O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu.



Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.

HASRET`lere kıyanları sizde sevmeyin...



‘ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.

Bu Hasret bizim..’


13 MUAMMER ÇİÇEK Tokat, Zile 1967


[Resim: 93997457.jpg]



Gönlünü İnci’ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk.



Ve bir tiyatro yazdı ‘..inadına yaşamak..’

Bizde Seni inadına yaşatacağız.

Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer;





1992 de Sivas’ın vaziyet plânlını yapıyor.

1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.



‘...Soğuk ölümün, acımasız pencereleri

geziniyor üzerimde

kıyıya vurmuş, baygın bir balık gibi

ayılıp çırpınmaya başlıyorum

Korkuyorum beni kavuracağından güneşin.

çırpınıyorum ATEŞ kumlarda

yaşamak için ulaşmak istiyorum delice, suya,

nefesime ve kendime.



Ve ı temmuz 93Q te Sivas’ın vaziyet plânı,

Yobazların etki alanı oludu.



Fakat yarınlar Çiçek’lerin olacak.


14 İNCİ TÜRK ; Balıkesir 1971

[Resim: 17184502.jpg]


Onlar Okunacak en büyük kitabı İNCİ gibi düzdüler.



İnci Muammer’le sevdalı, Pir Sultan Abdal

tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda çalışyor.

Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu.



Kendi yazdığı bir şiiri:



‘...Yaşamak istiyorum, ama kendimce,

Neden yaşama karşı, bu kadar acımasızlar,

Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..’



Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk:,

rüyasında görüyor İnci’yi:



‘..Biz kendi kitabımızı kendimiz yazmaya geldik..’

Onlar eşsiz Kuranı, İNCİ gibi düzdüler.

‘Okunacak en büyük kitap insandır...’ dediler.



Bizde artık sadece insan okuyacağız.


15 GÜLENDER AKÇA : Sivas Divrigi 1970

[Resim: 98891411.jpg]


Agıtlar umuda çevirdi..



Kardeşçe insanca yaşamak için mücadele etti.

Divrigli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde.

İşçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi

kardeşinin izinden gitti.

Kadınları örgütlüyor, folklor oynuyor,

arkadaşları ile Anadolu semah araştırma

topluluğunu (ASAT’ı) kurudu.



Ve kardeşi Vedat Akça :

‘...Yitirdiklerimizin ardından

ağlamak,........anlık tepkilerle yollara

çıkmak çözüm değil.

Toplumun, kitle örgütlerinin,

demokratların, cenazelerin kalktığı

günkü havayı sürekli kılmaları

gerekiyor...’



Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..


16 MEHMET ATAY : Divrigi 1968

[Resim: 40942498.jpg]


Şahanım, şahdamarım yangın yüreklim.



12 yaşında babasını, 20 yaşında annesini yitiriyor.

Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,

içinde güvecin besliyor.



Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,

O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.



O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de

en çok sevdiği çocukların resmini.



Fig iken... biçtiler ekinimizi....

Kalbimizde taşıyacağız resminizi...


17 SAİT METİN : Divriği 1970

[Resim: 80268580.jpg]


‘...Uzundu usuldu dedemin boyu..’



Sait Metin, Grup Güne Umut’ta,

saz çalıp türkü söylüyor.

Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. ‘

..Umut belki de gelecek sayfadadır...

kapatma kitabı...’



Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu.

Aynı tiyatroda Pir Sultanın eşi Ballıhanı canlandıran

Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi.

Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı,

Ferhat’la şirin gibi.

Sait annesine: ‘’..Anne deli misin sen,

Ben aradığımı buldum...’’ diyordu.

Baba Mehmet Metin: ‘ Devlete çok güvendik.

Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.



Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.

- Ve halkımız sizden başka hiç bir şeye bel- bağlamayacak.


18 YEŞİM ÖZKAN : Ankara 1973

[Resim: 19013701.jpg]


Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği.



O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı.

Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor,

Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde

bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor,

enerjisini tiyatroya veriyor.

Pir Sultan oyununda görev alıyor.



Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik

Gönderir miydik çocuklarımızı diyor. Babası Hikmet Özkan:

Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor.



‘..Allah insanlarda vardır. İnsan sevgisinden daha büyük

bir sevgi yoktur. İnsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır.

Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır.

Ben camiden nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum.

Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı.

Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?.

Yok olasıcalar da...


19 HURİYE ÖZKAN : Ankara 1971

[Resim: 23654225.jpg]


Turnalar turnalar ‘..Havanın yüzünde semah dönerken...’



Arkadaşı İnci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi

Eczacılık bölümünü bitiriyorlar.



Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar.

Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor,

Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilincine

ermiş iki çağdaş genç kız.



Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor

Huriye Özkan.



Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor, Sivas-bela.


20 CARİNA JOHANNA: Hollanda 1970

[Resim: 25019253.jpg]


''Siz nereye giderseniz bende oraya...''



Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye’ye kadın ve Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.

Ankara’da camiden/ kuran kursunda çıkan

çocukları görüyor. Çocukların üst tarafı kapalı,

altlarında bir er şort var.

Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek:



Bu çocukların üst kısmı Müslüman, alt kısmı ne,

diye soruyor.?



Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri,,

Carina’yı Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.

Sivas’ta su bulamazsın, aç susuz kalırsın,

kalacak yer bulamazsın diyorlar.



Carına, siz ne yerseniz bende onu yerim,

siz ne içerseniz bende onu içerim ,

nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor.



Ve verdiği sözde duruyor,,,, kara dumanları onlarla beraber yudumluyor,, onlarla birlikte göşüyor...


21 GÜLSÜN KARABABA : Divrig 1971

[Resim: 15556710.jpg]


..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’



‘Bir kızımız olsun adı da, Gülsün.’

Etkinliklere Divrigi Kültür Derneği kanadından katılan

4 kızdan biriydi, Gülsün.



Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti.



Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.

Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas,

bilemezdi...bilemezdi...



Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım,

kendimi aşacağım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor,

ve hayat felsefem:

‘..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’

diye devam ediyor.



Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı,

Tarihe yeni bir sayfa açtı...


22 MURAT GÜNDÜZ : Ankara 1971

[Resim: 55027198.jpg]


Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecek.



En güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas’ta.



Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı,

kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a.



Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor.

Diğerlerini de Madımak cehenneminden çıkarmaya gidiyor.. Murat.



Birsem, Ruhi Su’nun, şu dizeleri ile anlatıyor Murat’ı:



Ne Mutlu biz insan olmuşuz

İnsan sevgisini gerçek bilmişiz

İnsanın dalında açıp gülmüşüz

Muhabbet insana, cana muhabbet



Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken

görenler, seni yaşarken görecekler.

[COLOR="#ff0000"]
23 AHMET ÖZYURT Şarkışla / Ankara 1972

[Resim: 54816476.jpg]


Camıden çıkıp insan ykanlara ibret, onun ibadeti, insanca yaşamak..



Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi

hissediyorum diyordu Ahmet.



Ahmet’te semahçı idi. Üniversiteye girmeye hazırlanıyor,

En çok sevdiği iki eylem,, okumak ve spor yapmaktı.



Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi. ....

Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek.

Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı,

onlardan bir şeyler kapılmalıdır.... diyor Ahmet.

...Gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde

bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan

insanlık adına bir şeyler yapmaktır. Diyor, Ahmet Özyurt.



İbadeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret:



Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak, insanca düşünmekti.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Son Düzenleme: 01/07/2009, 14:39, Düzenleyen: HüsniyeDuman.
Posting Freak
2 Temmuz 1993
24 HANDAN METİN: Divrig 1973

[Resim: 53352747.jpg]


‘Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım...’



1992 ODTÜ Eğitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor

Handan.

Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar

ve 4 kız Divrig Kültür derneği kadın

komisyonunda çalışıyorlar.



Annesi Sultan Metin . Yavrularımız, 8 saat,

geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandılar....



O yobazlar 8 saat, ‘..şeriat isteriz..’ diye

bağırdılar. Ve Handan yazıyor.

‘...Ayrılmak bir doğa kanunudur.

Bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden

Ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.

Ama önemli olan zihinlerde bir isim

bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi

yaşatılmaktır.



Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu.

Zihinlerimizde 33 isim kaldı,

33'de birer Kubilay,

33'de birer Pir Sultan oldu..



25 YASAMİN SİVRİ : Ankara 1974

[Resim: 69804021.jpg]


İnsanlar öldükleri zaman değil,

unutuldukları zaman ölürler...



Kamber ağabeyin profesörü.

Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi

felsefe bölümüne gidiyordu.

Pir Sultan’da, semahla başlıyor, giderek yeni alanlara yöneliyor,

gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki

kütüphaneden sorumlu idi.







Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin

ve Asım Bezirci ile tanışıp,

görüşlerini açıklayacağı için sevinçli.



Benim en iyi arkadaşlarım kitaplarım diyordu.

Okuyordu okuduğunu yorumluyordu:



.....İnsanlar öldükleri zaman değil,

unutuldukları zaman ölürler... diyordu.



Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yaşatacağız.

[COLOR="#ff0000"]
26 ASUMAN SİVRİ : Ankara 1977

[Resim: 87666894.jpg]


Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...



Sokullu Lisesi 2. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca, Çorumluların bir gecesinde tanışıyor,

Yasemin ve SİVRİ kardeşlerle.



16 yaşında semah hocası oluyor Asuman,

3 grupta 100'e yakın öğrenciye semah öğretiyor.



2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini alıp almadıklarını soruyor ailesine. takdirname bekliyor.

Takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.



Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için:

Asuman’da her türlü özelik güzellik vardı,

zeki ve çalışkandı, emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.



Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...



Ateşte semaha duranların, Sirvi başıydı O.


27 SERPİL CANİK : Ankara 1974

[Resim: 23904685.jpg]


Kuş olup güvercin donunu giyen

Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.



Ticaret lisesinde staj gördüğü bir kooperatifte çalışıyor,

semah çalışmalarımı engelliyor diye

işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu.



Serpil semah ekibinin en yenilerinden,

önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi

olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip,

gül gibi açılıyor.

Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor.

Ailece gidiyorlar Sivas’a, Serpil hiç gitmediği köyleri Banaz’ı da

görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasını Ali Baba Mahallesine

ablası Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor, Sepili’de Madımağın kara dumanları. ..



Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça, uça gittiler... diyor.



‘..Turnalar turnalar, telli turnalar,

Semah edende, hakka gidenler...’


28 SERKAN DOĞAN : Ankara 1974

[Resim: 11581641.jpg]


Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam....



Serkan Doğan kardeşi Serdar Dogan’la semah ekibinde,

ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan

etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda,

Ali Baba’yı canlandırıyor.





Cuma namazından çıkan yobazlardan, korunmak için girdiği,

Madımak oteline cansız çıkıyor Serkan.

Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgda, tam 12 saat

kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının

farkına varıyor.



Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize

yazıp iç cebine koyuyor.:

‘....Yanıyorum anam sakın ardımdan ağlamasın

Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum

Başıma kızıl bağla, sakın ardımdan ağlama....’’



Doğan ailesi SERKAN’ın vasiyete sadık.

Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.

Yalnızca direnç.. var direnç..



Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz...


29 BELKIS ÇAKIR: 1975

[Resim: 95694150.jpg]


Yetmiş yıl fırında piştik, ‘Daha çiğsin, yan’ dediler..



Güne Umut’tan, ‘ceylanlara karışıp semaha duran.’

Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti.

Dernekte semahtan sorumlu idi.

Kamber Hoca Madımak cehennemden,

Birsen’i, Çiğdem’i, Gülay’ı ve diğerlerini kurtarıyor kendi öz kızını kurtaramıyor.



Bende astım, bronşit var..

‘O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm...’ diyor.



Belkıs’ın kardeşi Tuncer’de semah gurubunda.

O olaylar başladığında Madımak Otel’ine ulaşamıyor.

Şimdi Sait Metin’in bıraktığı yerden tiyatrodan

Pir Sultan olmayı sürdürüyor.

BELKIS’ Güne Umut = müzik gurubunda vokal yapıyor,

okumayı ve Zülfü Livaneli’nin şarkılarını çok seviyordu.

Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan

tam bir Anadolu kızıydı. Belkıs..



Kırklar ile yedik içtik.

Kaynayıp sohbete coştuk

Yetmiş yıl fırında piştik

‘Daha çiğsin, yan’ dediler


[COLOR="#ff0000"]30 NURCAN ŞAHIN : Ankara 1975

[Resim: 72050239.jpg]


Tas tas içtik ahuları sağ iken.

Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.



Kim yakıştırabilir sana ölümü.

Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan

ve tedavi gördükten sonra ‘can ışığı’ anlamına gelen

Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :

Ben seni Allah’tan zorun an aldım, özel olarak sevmek için

kendime doğurdum, diyor.



....Nurcan, belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğim

diyordu....

Okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyor

semah, tiyatro, kitap dergi.

Sivas’a yola çıkarken:

‘...Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış,

bizde su bulamayız belki, Bir su ver içeyim....

Annesi Hacıbektaş'tan getirdiği sudan bir bardak veri.

Yarısını içer yarısını da Özleme verir...



Tas tas içtik ahuları sağ iken.

Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.


31 ÖZLEM ŞAHİN : Ankara 1977

[Resim: 64148121.jpg]


Bir isyan bayrağı gibi dalgalandı..



Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın

yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi.



İçlerinde sınırsız bir insan sevgisi vardı.

Sevdiklerine koşa, koşa giderlerdi.



Pir Sultan’ın, CHE Guera’nın resimleri olan,

kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler

kolyeler üretip, dernek adına satarlardı.

Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı.

Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.



Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,

ne de mezarlarında aramayın onları,

Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.

cellâtların yüzlerine gülerek hem de.

Çünkü onlar artık şehirde bir kumru.

parkta bir kelebek, denizde bir balık

düşüncelerimizde güzel bir dostluk.



Ve Onlar: Şu alemde sevgi, yaşadıkça, haksızlığa karşı,

bir isyan bayrağı gibi dalgalanacaklar..


32 MENEKŞE KAYA : Ankara 1977

[Resim: 99290747.jpg]





Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.

Dost senin derdinden ben yana, yana.



Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15'inde Sivas’ta yakıldı.

Semaha tiyatroya meraklıydı.

Günleri Pir Sultan Derneği’nde geçerdi.

Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi.



Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane,

Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış.

İstanbul, İzmir, Ankara’da semah dönmüştü.



Menekşe Kaya 15'inde SON semahını

2 temmuz 93´te Sivas’ta döndü.

Menekşe’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi.



‘... O Sivas, Ol Kerbela’dan bin kere beterdi...


[B]33 KORAY KAYA : Ankara 1981


[Resim: 38580114.jpg]

Pir Sultan’ın genç şehidi.



Şu dünyadan birde Koray geçti. 12 yaşında Sivas’tan.

5 yaşında yazıyı sökmüştü, Pir Sultan’ın genç şehidi.

Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs’ta doğmuştu.



Akşam konserde babası İsmail Kaya’nın sazı kırılınca üzülmüş,



Annesine varıp ne oturuyorsun, babamın sazı kırıldı

hadi buradan gidelim demişti....



Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemek yerken,

bir haber ulaşır. Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık

valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümüş.

Zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini.

Baba Ozan İsmail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır, oradan da Ali Baba Mahallesine hapseder,

hakim güçlerin, derin devleti onları,,

yobazlar, Koray ve Menekşe’leri rahatça boğsunlar

Madımak cehennemide... diye..[/B]


Sivas’ta yitirdim,

33 goncaydı gülüm.

Elimden aldı bak, ateşle ölüm.

Bende onlar ile, yere gömüldüm

Çalardı sazım, söylerdi dilim

Aldı aramızdan, onları ölüm....



PİR SULTANLAR ÖLMEZ ......

Dar gören, didar göre, ağıtlarımız umuda döne....
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Son Düzenleme: 01/07/2009, 12:58, Düzenleyen: HüsniyeDuman.
Posting Freak
2 Temmuz 1993
Yandık avazlarda, kavrulduk halkım.....

Varıp Pir Sultan’ı, analım dedik
Aşkın dolusuna, kanalım dedik
Meydanda bir semah, dönelim dedik
Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım..

Salyalı ağızlar, kirli yürekler
Elde ateş, dilde Allahu-Ekber
İnsan yakmak için, olmuş seferber
İsli dumanlara, savrulduk halkım

Hasret Gültekin´im, Serkan Doğan´ım
Huriyem, Yesim´im, özbe öz Özkan´ım
İki Metin ölüm, Sait, Handan´ım
Hep birlikte yan, yana serildik halkım

Yüzbin yobaz, bir Akarsu eder mi?
Öldürülen, bu kaçıncı Nesimi,
Özlem, Nurcan, Serpil, Belkıs Gülsüm´ü
Verdik, birer birer, kırıldık halkım

Metin, Asaf, Behçet, Asım Bezirci,
Menekşe, Sehergül, Gülender, İnci,
Asuman, Yasemin, Erdal Ayrancı,
Et kemik bir yerde, derildik halkım

Yandı özyurdun da, Özyurt Ahmet´im
Kaynar ateşlerde Uğur Mehmet´ım
Güpe gündüz ışıktı, Gündüz Murat´ım
Cem olduk güneşe, verildik halkım

Koray Kaya´m, onbirinde dal fidan
Ahmet Öztürk ile adaşı alan
Din için yakıldık 33 can
Kara topraklara, karıldık halkım

Madımak´ta yanan 33 can
Artık her birisi bir Pir Sultan
Hızır´in dölleri yazsın bin ferman
Gönüller içinde yer aldık halkım

Muhlis´ine muhip olan, Muhibe´m
Sulari’den arda kalan Edibe´em
Cümlesi insana derki, Kâbem
Kanlı kefenlere sarıldık halkım

Karinna Cuanna, Hollanda´lı can
Yanında Muammer Hakan ve Kenan
Bin beterdi Sivas, Ol Kerbela’dan
Hüseyin´ce ölüp dirildik halkım

Kızılgül’üm, söz düşürse dilime
Mızrabım isyankâr, vurur telime
Bir gün olup hesap sorsam zalime
Yobazlar elinden zar olduk halkım....
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Posting Freak
2 Temmuz 1993
]MADIMAK

Eylemleri sözdü,
Silahları sazdı,
Ozan olmaktı kiminin de
Ozanlar ilinde günahı.


Suçları Pir Sultan'ı anmak,
Cezaları yanmaktı,
Toplu mezar oldu onlara
Alev alev Madımak.


Orman gibi yanan
Otuz yedi can,
Can verirken o gün
Pir Sultan uğruna.


Büzülüverdi devlet,
Devlet beşiği Sivas'da
Uykunun kovuğuna,
Korkudan..


Uyanır elbette bir sabah
Ashab-ı kehf uykudan,
Ölür ölür dirilir yine
Yüreklerde Pir Sultan...



]Bülent Ecevit
( 1925 - 2006 )
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Posting Freak
2 Temmuz 1993
Yumrukluyorum duvarları
Yumrukluyorum kara gecenin bedenini ellerim kan içinde
Nehirler taşmış yanaklarımdan
Otuz yedi can
Otuz yedi gül çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi
Döne döne semaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler
Sonra şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına

Sivas... Sivas..
Yiğitlik midir emanet cana kıymak
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla koparıp karanlığa kurban etmek

Söyle hangi kitapta vardır elleri kollları bağlı yakmak
Var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi ateşe tutmak lo...
Böyle garip düştüğüme bakma
Böyle mahsun durduğuma
Varsın ateşin suskunlukla beslensin
Benim de yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
Senin de dağların var Sivas, senin de dağların
Dağlarında şahanların

]SAVAŞ EZGİ
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.