Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Cumhuriyet Ve Aleviler
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul işgal altındadır. Alevi dergahları, Osmanlı’dan kalma şekliyle kapalıdır. Yurdun bölünmüşlüğü, duyarlı tüm vatandaşlar gibi Alevi toplumunu da üzmektedir. Bunun için bir çıkış yolu aranmaktadır. Bu sırada M. Kemal Paşanın ortaya çıkışı, Samsun’a gidişi, Erzurum kongresi ve Sivas’a geliş hareketleri Alevi toplumunun yakın ilgisini çekmektedir.

Bir tarafta halife olan padişah, diğer tarafta da halifeliğe ve Padişahlığa baş kaldırmış olan M. Kemal Paşa vardır. Yüz yıllarca halifelerden, padişahlardan çekmiş olan Anadolu Alevi’si, tek elden anlamış gibi M. Kemal Paşanın yanında yer aldı.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Erzurum Kongresinden sonra Erzincan üzerinden Sivas’a gelirken padişah., Elazığ Valisi Ali Galip’ten Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının tutuklanmasını ister. Bu haberi duyan Dersim ve Erzincan Alevileri karşı önlem olarak, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına destek çıkarak Sivas’a kadar eşlik ederler.

Yine Dersim ileri gelenlerinden bir heyet, bu desteklerini Erzincan- Tercan ilçesinde Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek, yanında yer aldıklarını belirtmişlerdir. Mustafa Kemal Sivas’a geldiği zaman ve Sivas Kongresi süresince de Sivas ve Sivas yöresi Alevilerince korunmuştur.
..........
emeğine sağlık haydar can
Aleviler yüzyıllarca Osmanlı idaresinden baskı görmüş bir topluluk olduklarından yeni cumhuriyet idaresini coşkuyla karşıladılar. Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen reformlar ise onları bütünüyle olmasa da memnun eden reformlardı. Eğitim birliği yasası, yeni alfabenin kabulü, şeyhülislamlık kurumunun kaldırılması, kadın-erkek eşitliğine yönelik düzenlemeler, halifelik kurumunun kaldırılması ve laik esaslara dayalı bir hukuk sistemine yönelinmesi Alevileri hoşnut eden gelişmelerdendir.

Ancak Alevileri üzen gelişmeler de yaşanmadı değil. Bunlardan 1921’de meydana gelen Koçgiri olaylarında yoğun şiddet uygulandı. Yine 1925’te tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile de Aleviler olumsuz yönde etkilendiler. Alevilerin toplanma yerleri genellikle tekkelerinin ve ocaklarının bulunduğu yerlerdi. Sünniler bu yerler kapatılınca camilerde aynı işlevleri görürlerken Aleviler böyle bir olanaktan yoksun kaldılar ve ibadetlerini yine gizli yürütmek zorunda kaldılar. Yine 1960’lardan itibarenAlevilik daha çok sözlü geleneğin yaşatıcısı ozanlar ve aşıklar tarafından yaşatılmaktaydı. Aşık Veysel, Aşık Daimi, Feyzullah Çınar, Davut Sulari bu geleneğin temsilcilerinin bazılarıdır. Ayrıca az sayıda ve akademik alanda olmasa da çeşitli kitapların yayınlandığını görmekteyiz. Yüzyıllardır yazılı geleneğin taşıdığı Aleviliğin yazılı kültüre geçişi tabiki birden olamazdı. Alevilik alanında 1980’li yıllara gelene dek yayın faaliyeti ağırlıklı olarak, deyişler ve nefeslerin “divanların; tarihi romanların, buyruk hüsniye, vilayetname” gibi kitapların üzerinde yoğunlaştı ve özellikle halk katında bu tür çalışmalar rağbet gördü.1960’lardan sonra da Alevîlik-Bektaşîlik konusu ne yazık ki üniversitelerin ve devletin ilgisinden mahrum kalmayı sürdürdü. Anadolu’nun bu eşsiz inanç ve kültür hazinesine layık olduğu değer verilmedi.
emeğine sağlık sevgili haydar abicim.....
eline sağlık adaşım yüreğine sağlık...
aleviliğin bu şekilde gizli yaşanılması ve baskı altında kalması ve sürekli zulüm görmesi ne yazıkki sadece devletin suçu değildir tarihteki tüm medeniyetlerde iktidarda olanlar sadece boyun bükenlere ve kendisini savunamayanlara baskı uygulamıştır biz aleviler olarak tarihte hiç birlik ve beraberlik kuramamış birbirimize hiç destek olamamışız ki toplumumuza o kadar doğru yolu gösteren ve bütünleştirmeyi amaçlayan evliya gelmesine rağmen biz bunu yapamamışız ama yinede yüce allah bize genede hep bir şans verio günümüzün evliyası ZÖHRE ANA sayesinde biz canlar bu yolu en iyi şekilde öğrenip savunmak zorundayız ve bu yolda hiç bir zaman boyun eğmemliyiz böylece zulüm ve baskı görmeyiz