Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: 14 Günde İngilizce-1. Gün - Niye Öğrenemedin?
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
1. Gün - Niye Öğrenemedin?

Bu bölümde neden bir türlü İngilizce öğrenemediğimizin en önemli sebepleri sunulmaktadır.

[COLOR=#817E75]Birinci gün İlker ve Hasan Hoca Sultanahmet’te, cami duvarının yanına dizilmiş hasır iskemlelerin sıralandığı bir çay bahçesine oturdular. İlker de garip bir heyecan vardı.

[COLOR=#817E75]Okulun ilk gününde gibiydi. Ama Hasan Bey’in yüzüne baktığında kendisini çok rahatlatan bir ifade hissediyordu. Şimdiye kadar hep birilerine rahatsızlık vermemek için gayret gösteren İlker’in en büyük endişesi Hasan Bey’in bu işi zorla yapıyor olması ihtimaliydi.

[COLOR=#817E75]Hasan Bey gayet keyifli bir şekilde kayıt cihazını çıkardı, dörde katlamış olduğu birkaç not kâğıdını cihazın yanına koydu.

[COLOR=#817E75]- Kayıt cihazını açabilir miyiz?

[COLOR=#817E75]- Tabi ki hocam’ Benim için mesele yok.

[COLOR=#817E75]- Peki, teşekkür ederim.

[COLOR=#817E75]Eğilip kayıt cihazının düğmesine bastı Hasan Bey. Cihazın üzerinde yeşil bir düğme yandı.

[COLOR=#817E75]- Türkiye’de İngilizce yüzünden mutsuz olan o kadar çok insan var ki üzülmemek elde değil. Sen de bunlardan birisisin, öyle değil mi?

[COLOR=#817E75]- Evet, öyle diyebiliriz.

[COLOR=#817E75]- Yani tek olan anadiline uygun bir aday bulup izdivaç niyetine girdin ama daha söz döneminde nişanı attın?

[COLOR=#817E75]İlker hafifçe gülümsedi. Örnek çok hoşuna gitmişti.


[COLOR=#817E75]- Evet, hatta nişanı bile yapamadan ayrıldık.

[COLOR=#817E75]- İlişkide bir sürü problem yaşamış birisi olarak da yeniden bu işlere bulaşmak zor geliyor mu?

[COLOR=#817E75]- Geliyor tabi. Yeniden o gramer kurallarını falan dinlemek istemiyorum açıkçası.

[COLOR=#817E75]- Bak şimdi İlker. Türkiye’de yaşanan bir dram var. Birçok insan üniversite, askerlik ve izdivaç gibi önemli engelleri aşıp iş aramaya başlıyor. İş bulmak için gidip birkaç gazete alıyor ve en mütevazı iş ilanlarında bile ikinci yabancı dil mecburiyetini görünce benzi sararıyor tabi.

[COLOR=#817E75]- Hocam benden bahsediyormuşsunuz gibi geldi. Sanki size her şeyi anlatmışım gibi’

[COLOR=#817E75]- Anlatmana gerek yok ki. Herkesin olayı aynı’ Bu durumdaki insan ne yapar, evine en yakın dil kursuna koşar hemen. Sen de koştun mu?

[COLOR=#817E75]İlker’in şaşkınlığı giderek artıyordu. Hasan Hoca bütün yaşadıklarını biliyor gibiydi.

[COLOR=#817E75]- Koştum tabi. Ama kafama uygun bir yer bulamadım.

[COLOR=#817E75]- Peki, kursa gidenler niçin gider?

[COLOR=#817E75]- İngilizce öğrenmek için tabi.

[COLOR=#817E75]- Yani hayatlarındaki önemli bir boşluğu doldurmak için değil mi?

[COLOR=#817E75]- Evet, hem de çok önemli bir boşluğu’

[COLOR=#817E75]- Ama maalesef gidenlerden birçoğu İngilizce öğrenemeden ayrılır kurstan. Sebebi ne biliyor musun? Hayatındaki önemli bir boşluğu doldurmak için gittiğin kursta, kâğıt üzerinde boşluk doldurursun aylarca. Ve bir bakarsın, hala tek kelime konuşamıyorsun.

[COLOR=#817E75]- Yani kâğıt üzerinde boşluk doldurmak hiçbir işe yaramıyor mu?

[COLOR=#817E75]- Elbette yaramıyor. Önüne konan çoktan seçmeli testlerde en şık şıkkı seçerek aylar sonunda gelebileceğin tek nokta sınavlardan iyi puan almaktır. Bunun ötesine geçemezsin.
[COLOR=#817E75]’Vay be!’ diye düşündü İlker içinden. Bu adam şiir gibi konuşuyordu. Ama asıl önemli olan bu anlattıkları bir işe yarayacak mıydı acaba?

[COLOR=#817E75]- Sen de dil kursuna gitmiş olsaydın muhtemelen farklı şeyler yapmayacaktın. Aylar boyunca yeni kelimeleri cümle içinde kullanacaktın ama o cümleleri hayatın içinde kullanamadıktan sonra ne fayda eder?

[COLOR=#817E75]- Peki hocam, ’Anlıyorum ama konuşamıyorum’ cümlesi sizce mantıklı mı?

[COLOR=#817E75]- Kendi içinde bir mantığı olabilir belki ama iş görüşmelerinde, ’Söyleneni anlıyorum ama konuşamıyorum.’ [COLOR=#817E75]ifadesinin mülakatçılar açısından pek ikna edici özelliği yoktur maalesef. İlk görüştüğümüzde ’Benim oğlum da anlıyor ama konuşamıyor,’ diye espri yaptığımda aslında her şeyi açıklamış oldum. Bir insan anlıyor ama konuşamıyorsa zamana ihtiyacı vardır. Her çocuk belli bir yaşa gelince konuşmaya başlar. Her neyse, insanlar dediğim aşamalardan geçtikten sonra pes edip yabancı dil mecburiyeti olmayan bir iş bulup çalışmaya başlıyorlar.

[COLOR=#817E75]- Yani o kadar emek çöpe gidiyor hocam.

[COLOR=#817E75]- Hayır, boşa gitmiyor aslında. Kişi kesinlikle dil öğrenemeyeceğine ikna oluyor.

[COLOR=#817E75]Hafifçe gülümsedi İlker.

[COLOR=#817E75]- Ben ikna olmadım henüz hocam.

[COLOR=#817E75]- İkna olsan zaten beni aramazdın. Şimdi de ben biraz soru sorayım sana. İngilizce diğer bazı dünya dilleriyle karşılaştırıldığında çok kıytırık bir dildir. Peki, sen o kadar uğraşmana rağmen niye öğrenemedin bu dili?

[COLOR=#817E75]- Kafam basmıyor herhalde hocam, ne bileyim?

[COLOR=#817E75]- Saçma. Kuantum fiziğinden bahsetmiyoruz. Dünyada milyonlarca insanın konuşabildiği bir dilden bahsediyoruz.

[COLOR=#817E75]- Problem bende değil mi yani?

[COLOR=#817E75]- Dur, ona geleceğiz. Önce sen şunu söyle, Türkçe konuşabiliyor musun?

[COLOR=#817E75]- E, yani’

[COLOR=#817E75]- Öyleyse doğuştan getirdiğin bir dil yeteneğin var demektir. Aksi halde Türkçe de konuşamazdın.

[COLOR=#817E75]- Doğru valla. Hiç böyle düşünmemiştim.

[COLOR=#817E75]- Niye ülkemizdeki birçok insan tüm gramer konularını içeren çoktan seçmeli bir testten 95 alabiliyorken, Simple Present Tense ile basit bir cümle kurmakta zorlanıyor biliyor musun? Cevap gayet basit’ Dil kesinlikle boşluk doldurmak veya şık işaretlemek için değil, iletişim kurmak için öğrenilir. Dil kursları veya okullar öğretemiyor deyip kestirip atmak doğru olmaz. Evet, belki böyle söyleyenlerin haklılık payı vardır ama asıl problem sende.

[COLOR=#817E75]- Problemin bende olduğunu biliyorum zaten hocam, ama nerede olduğunu kestiremiyorum.

[COLOR=#817E75]- Dur daha, çok acele gidiyorsun. İki hafta sonra her şeyi anlamış olacaksın.

[COLOR=#817E75]- İnşallah. Ama ben şu ana kadar İngilizceyle ilgili kim bilir kaç yüz saat çalışma yaptım. Evdeki gramer kitaplarını üst üste dizsem tavana değer. Bunların hiç mi faydası olmadı?

[COLOR=#817E75]- Faydası olmuştur elbette. Ama yanlış stratejiler yüzünden gördüğün zarar faydayı geçiyor. Sınavlardaki gibi üç yanlış bir doğruyu götürmüyor dil eğitiminde. Bir yanlış, onlarca doğruyu götürebiliyor.
[COLOR=#817E75]Bir yanlış ve onlarca doğru ha? İlker kaç yanlış yapmıştı acaba şu ana kadar? Geçmişe doğru bir baktığında, kendisini hep gramer çalışırken görüyordu.

[COLOR=#817E75]- O zaman benim İngilizce öğrenemememin en büyük sebebi gramer takıntım mı?

[COLOR=#817E75]- Şimdi çok kesin bir şey söyleyemem. Ama öyle olduğunu tahmin ediyorum. Piyasada İngilizce öğrenmek için kullanabileceğin belki yüzlerce, belki binlerce kitap var. Bu kitapların hepsinde de gramer açıklamaları, kelime egzersizleri, okuma parçaları gibi bölümler yer alıyor. Ve bu kitapların hepsinin ortak bir tarafı var. Kitabın kapağını açtığında, bütün sayfalarında dilin bir amaç olarak kullanıldığını görürsün. Yani her sayfada bir gramer kuralı açıklaması ve dilin yapısıyla ilgili öğretici bölümler görürsün.

[COLOR=#817E75]- Doğru, aynen söylediğiniz gibi.

[COLOR=#817E75]- İşte sen bu kitabın içine gömülüp, dilin aslında fiziği olan yapıları çözmeye çalışırken iletişim kelimesini aklına bile getirmezsin. Sonuç olarak da şu anda Türkiye’de dil öğrenemeyen grubun içinde bulursun kendini. Gayet normal.

[COLOR=#817E75]- İyi de benim anlamadığım bir konu var. Grameri iyi bilen bir insan dili daha iyi konuşmaz mı?

[COLOR=#817E75]- Dur sana bir hikâye anlatayım. Kırkayak ayaklarının hepsini rahatça kullanarak yürüyüş yapıyormuş. Karşısına çıkan bir arkadaşı ’Ne kadar dikkatlisin’ demiş, ’Her zaman yürümeye üçüncü ayağınla başlıyorsun, hiçbir zaman yirmi birinci ayağından önce sekizinci ya da otuz altıncıdan önce yirmi dördüncüyü atmıyorsun.’ Bunu duyan kırkayak ’Öyle mi, hiç farkında değildim,’ demiş ve hangi ayağını hangi sırayla attığına dikkat etmeye çalışırken bir adım bile atamaz hale gelmiş.
[COLOR=#817E75]İlker kendisini düşündü. Hakikaten bir yabancıyla konuşurken zamanı, yapıyı düşünürken bir türlü cümleye giremiyordu. Öyleyse kuralları hiç öğrenmemiş olsa belki de daha iyi konuşuyor olurdu.

[COLOR=#817E75]- Bu durumda ben gramer bilmeseydim daha rahat konuşuyor olurdum. Çok enteresan.

[COLOR=#817E75]- Ama ben gramer konularını çok iyi biliyorum ve çok da iyi konuşabiliyorum. Önemli olan izlenen sıra ve mantık’ Amaçları iyi belirlemek yani... Ben önce dili edinmeye çalıştım, daha sonra öğrendiğim yapıların ne olduğunu merak edip öğrendim. Tıpkı anadilini öğrenen bir çocuğun yaşadıkları gibi’ Önce edin, sonra öğren.

[COLOR=#817E75]- Okulda olmaz o zaman bu iş hocam. Çünkü hocalar sürekli tahtaya başlık atıp konu anlatıyorlar.

[COLOR=#817E75]- Okulda olur belki ama senin bahsettiğin okulda olmaz. İki zil arasına sıkışıp kalan dil eğitimini evine buyur etmeyen, hayatının bir parçası olarak görmeyen bir kişinin dil öğrenmesi imkânsızdır. Bu arada suçu İngilizce öğretmenlerine atıp durma.

[COLOR=#817E75]- Suç atmıyorum hocam ama ben sekiz sene İngilizce dersine girdim, çıktım. Düşününce sinirlerim bozuluyor. Ya ben çok aptalım diyorum, ya da benim zamanımı çalmışlar.

[COLOR=#817E75]- Bak şimdi sana bir şey söyleyeceğim. Bu diyeceğim şey bilimsel olarak kesinliği olan bir tez. Okulda sekiz yıl boyunca İngilizce derslerine İngilizce öğretmeni yerine sohbeti güzel bir İngiliz girseydi ve sadece sohbet etseydi şu anda İngilizce konuşuyor olurdun.

[COLOR=#817E75]- Ama bu çok korkunç bir iddia!

[COLOR=#817E75]- Korkunç tabii ki’

[COLOR=#817E75]- O zaman benim de aklıma şöyle bir şey geliyor. Sanki Türkiye’de gizli bir örgütün üyeleri bir araya gelmişler ve biz ne yaparız da müfredatta İngilizce dersi olduğu halde bir şey öğretmeyiz diye kafa yormuşlar. Ve sonunda etkili bir yöntem bulup uygulamaya başlamışlar.

[COLOR=#817E75]- Aynen öyle. Sekiz senede bir dili öğretememek, öğretmekten daha zordur.

[COLOR=#817E75]- Ama ben dersime giren öğretmenlerin kötü niyetli olduklarını düşünmüyorum. Hatta çoğu bir şeyler öğretmek için kendini parçalıyordu.

[COLOR=#817E75]- Ben zaten kötü niyetli olduklarını söylemedim. Suç onların değil. Zihniyet değişmeden hiç bir şey değişmez. Theodore Zeldin’in bir sözü var. Diyor ki; ’Zihniyetler buyrukla değiştirilemez. Çünkü yok edilmesi neredeyse imkânsız olan bir şeye, hatıralara dayanırlar.’ Senin öğretmenlerinin de hatıralarında hep aynı yöntemler olduğu için sistemi devam ettiriyorlar. Yıllar önce televizyonda bir haber seyretmiştim. Sarayburnu’nda denizde boğulmak üzere olan bir adamı çıkarıp yere yatırmışlar. Abinin birisi de üstüne çıkmış kalp masajı yapıyor. Ama adamın kolları ayakları oynuyor. Bazı öğretmenlerin yaptığı da aynen buna benziyor.

[COLOR=#817E75]- Tam anlayamadım hocam.

[COLOR=#817E75]- Kalp masajı sadece kalbi duran insanlara yapılır. Kalbi çalışan bir insana yapmaya kalkarsan öldürebilirsin.

[COLOR=#817E75]- Bilmiyordum. Yani iyi niyet yetmiyor her zaman?

[COLOR=#817E75]- Yetmez tabii ki. İşini önemseyen bir insan biraz araştırma yapar, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulmaya çalışır. Öğretmenlik kutsal meslek elbette ama bütün öğretmenler kutsal mı? Git bak öğretmenevlerine, içi okey oynayan öğretmenlerle dolu.

[COLOR=#817E75]- Evet, bir keresinde bir öğretmenin yaş gününü kutlamak için gitmiştik. Aynen dediğiniz gibiydi. Çok hayal kırıklığına uğramıştım.

[COLOR=#817E75]- Benim meslek hayatım boyunca yaşadığım bir paradoks var. Ne zaman öğrencilerim bir konuda bana hayranlık duysalar hep aynı soruyu sordular; ’ Hocam, siz niye öğretmen oldunuz?’[COLOR=#817E75] Sağda solda kutsal meslek diye anlatanlara bakma sen. Hepsi hikâye. Öğrencilerin algıları kendi kendine oluşmuyor.

[COLOR=#817E75]- Hakikaten hocam, siz öğretmen misiniz? Bu konudan hiç bahsetmedik.

[COLOR=#817E75]- Öğretmenim.

[COLOR=#817E75]- Peki, gazetede ne işiniz var?

[COLOR=#817E75]- Gazetede çalışmıyorum. Sadece dışarıdan bir yazı dizisi yazdım. Yazı işleri müdürü üniversiteden arkadaşım. Teklif etti ben de yazdım.

[COLOR=#817E75]- Bir dakika hocam ya! İşler iyice ilginçleşti. Siz her zaman gazetede bulunmuyor musunuz?

[COLOR=#817E75]- Hayır. Son iki-üç haftadır gelip gidiyorum.

[COLOR=#817E75]- Allah Allah! Ben de tam orada bulunduğunuz zamanı tutturmuşum. Peki, danışmada hemen nasıl tanıdılar sizi?

[COLOR=#817E75]- Ee, yazı işleri müdürünün arkadaşı olunca böyle oluyor. Geçen hafta birisi ziyarete gelmişti, aşağıdan ’Öyle birisi yok’ demişler. Sonra öyle bir fırça yediler ki Sedat’tan, hepsiyle çok iyi tanışıyoruz.

[COLOR=#817E75]- Anladım. Peki, siz öğretmenliği niye tercih ettiniz gerçekten?

[COLOR=#817E75]- En sona yazmıştım, hiçbir yer tutmazsa bari öğretmenlik tutsun diye.

[COLOR=#817E75]İlker hafif bir kahkaha attı. Gün batıyordu. Biraz daha sohbet edip kalktılar. İlker dalgın bir şekilde eve doğru yürüdü.

[COLOR=#817E75]İlk gün harika geçmişti. İngilizce öğrenmek açısından bir işe yarayacak mı hala emin değildi ama en azından sohbeti güzel, birikimli birisiyle konuşuyordu ve Hasan Hocanın her cümlesinden bir şeyler çıkarıyordu.

[COLOR=#817E75]İlker hayatında belki de ilk defa öğrenmeyi öğreniyordu.

Not: Bu yazı dersimizingilizce.com sitesinin kurucusu Salih Uyan’ın "Anlıyorum Ama Konuşamıyorum" kitabından alınmıştır. Kitabı beğendiyseniz, aşağıdaki linkten sipariş verebilirsiniz.

Bky - Babıali Kültür YayıncılıÄ?ı A.Å?

1. Gün - Niye Öğrenemedin?
2. Gün - Niçin İngilizce Öğrenmek İstiyorsun?
Bu bölümde İngilizce öğrenebilmek için, kendinize mutlaka güçlü bir öğrenme nedeni bulmanız gerektiği anlatılmaktadır.

[Resim: 68.jpg]

[COLOR=#817E75]Ertesi gün buluşma yerleri Eyüp’te meydanın kenarındaki çay bahçelerinden birisiydi. Eyüp her zaman olduğu tarihin kokusu sinmiş dar sokaklarında dünyanın insanını ağırlıyordu. Meydandaki havuzun yanında buluşup çay bahçesine kadar yürüdüler ve en köşedeki masaya oturdular. İlker hala belli belirsiz bir çekingenlik hissediyordu.

[COLOR=#817E75]- Ya hocam. Sizi rahatsız etmiyorum değil mi?

[COLOR=#817E75]- Bu soruları sormaya devam etmezsen hiç rahatsız olmuyorum. Ayrıca buluşmalarımız tek yönlü değil biliyorsun. Benim zaten yapmam gereken bir şey ve anlatırken zevk alıyorum. Uzun süredir ağızda ****lik bir tat bırakan, samimiyetten uzak bilimsel terimlerle boğuşuyorum. Şimdi yazdığım onca gri kelimeyi, rengârenk cümlelerin içinde kullanmak hoşuma gidiyor. Fikirler nefes alıyor, cümleler ruh kazanıyor.

[COLOR=#817E75]- Peki, tezinizi de böyle yazsaydınız olmaz mıydı?

[COLOR=#817E75]- Olmazdı. Akademik kariyeri olan bir kişi halk ağzıyla konuşamaz ve yazamaz İlker. Biz elit kesimiz. Yazdıklarımızı herkes anlarsa işin raconu bozulur. Üniversiteler özerk bölge, akademisyenler seçilmiş kişilerdir, biliyorsun.

[COLOR=#817E75]- Hocam, dalga geçiyorsunuz değil mi? Asıl fikirleriniz değildir herhalde bunlar?

[COLOR=#817E75]- Değil tabi ki’ Nefret ediyorum bilimsel jargondan. Bazen tezden kafamı kaldırıp bir şiir okuyorum. Ruhum oksijen doluyor, odadaki eşyalara renk geliyor. –Sel, -sal eklerini masanın üzerine bırakıp şiiri yudumluyorum. Veya şöyle de söyleyebiliriz. Plastik bardakta soğuk ve donuk renkli sallama çay içerken, birden ince belli bir bardakta, demlenmiş halis Türk çayını içmeye başlıyorum.

[COLOR=#817E75]- Hocam, ne güzel konuşuyorsunuz!

[COLOR=#817E75]- Estağfurullah. Dertleşiyoruz işte. Neyse biz dönelim konumuza. Bugün biraz motivasyondan bahsedeceğiz.

[COLOR=#817E75]- Bende olmayan şeyden yani’

[COLOR=#817E75]- Kaybettiğin şey diyelim, daha doğru olur. Eğer herhangi bir şeyi öğrenme konusunda başarılı olmak istiyorsan, o şeyi öğrenmek için kuvvetli bir ihtiyaç duyman gerekir. Şimdiye kadar üzerinde durulan konu yabancı dilin niçin öğrenilmesi gerektiği değil, nasıl öğrenilmesi gerektiği oldu. Hâlbuki niçin, nasıldan daha önemlidir ve önceliklidir. Acıkınca yemek yer, susayınca su içer, uykumuz gelince uyuruz, değil mi? Yani günlük rutinlerimiz bile hep bir ihtiyaçla tetiklenir. Bu yüzden İngilizce öğrenirken de net bir hedefe ihtiyaç duymalı, niçin bu dili öğrenmek istediğini kendi içinde tam olarak bilmelisin. Biliyor musun?

[COLOR=#817E75]- Biliyorum galiba. Sonuçta İngilizce bilenler için bir sürü avantaj var. İyi bir iş bulabilirsin, ne bileyim, yurtdışına gittiğinde sıkıntı çekmezsin.

[COLOR=#817E75]- Evet, söylediklerin yanlış değil. Ama daha net bir cevap beklerdim senden. Mesela sınıf ortamından bir örnek vereyim sana. Düşün ki okuldasın, hoca sınıfa girdi ve birden senin adını söyleyip yanına çağırdı’ Kendini nasıl hissederdin? Sınıfın en arkasında oturduğunu ve sıraların arasından geçerek hocaya doğru ilerlediğini hayal et.

[COLOR=#817E75]- Hayal ediyorum. Bütün gözler üzerimde olur ve hocanın ne söyleyeceğiyle ilgili kafamdan bin bir türlü şey geçer.

[COLOR=#817E75]- Ve o anda hiçbir şeye konsantre olamazsın.

[COLOR=#817E75]- İmkânsız.

[COLOR=#817E75]- Peki, hoca sınıfa girdiğinde senin adını söyleyip camı açmanı istese ve sen de camı açmak için aynı yolu yürüsen kendini nasıl hissedersin?

[COLOR=#817E75]- Hiç tereddüt etmeden kalkıp pencereye doğru yürürüm herhalde.

[COLOR=#817E75]- İşte insan ancak bir eylemi hangi amaçla yaptığını biliyorsa kendisini konforlu hisseder. Aksi halde hep bir tedirginlik ve dikkat dağınıklığı yaşarsın. Eğitim sürecinde bilinmezlik en tehlikeli şeydir. Bilinçaltımızın bize öğrenme sürecinde yardımcı olabilmesi için en önemli şey net bir hedeftir.

[COLOR=#817E75]- Doğru söylüyorsunuz ama sonuçta İngilizce öğrenmek isteyen herkesin mutlaka net bir hedefi vardır bence.

[COLOR=#817E75]- Vardır elbette. Ama ’ Bu devirde İngilizce şart be abi,[COLOR=#817E75]’ gibi klişe cümlelere hedef diyemeyiz. Herkesin kendine göre farklı ihtiyaçları olabilir. İstersen biraz bu konuda derinleşelim. Seni ele alalım mesela. Biraz önce gerçi söylemeye çalıştın ama tam istediğim cevabı alamadım. İngilizceyi çok iyi derecede biliyor olsan ne tür avantajlar elde ederdin?

[COLOR=#817E75]- Benim şu anda iş kaygım var hocam. Açık öğretimde okurken bir yandan çalışmak istiyorum ama iş bulamıyorum. İngilizceyi iyi bilsem iyi bir iş bulabilirdim.

[COLOR=#817E75]- Ne tür bir işten bahsediyorsun?

[COLOR=#817E75]- Mesela bir ihracat şirketinde yazışmaları yapabilirdim.

[COLOR=#817E75]- Başka?

[COLOR=#817E75]- [BNe bileyim, herhangi bir şirkette İngilizce ile ilgili işler yapabilirdim.[/B]

[COLOR=#817E75]- Çok dar düşünüyorsun.

[COLOR=#817E75]İlker gözlerini kapatıp daha geniş düşünmeye çalıştı. Aklına saçma sapan meslekler geliyordu.

[COLOR=#817E75]- Hocam, en iyisi siz anlatın! İnanın aklıma çok komik meslekler geliyor ve hiç birisinin İngilizceyle alakası yok.

[COLOR=#817E75]- Peki, sadece aklıma ilk gelenleri söyleyeceğim. Birincisi sadece iş olarak bakıyorsun olaya. Hâlbuki İngilizce bilmek birçok alanda kendini iyi hissetmeni sağlar. Gündemi nereden takip ediyorsun?

[COLOR=#817E75]- Gazetelerden, televizyonlardan falan’

[COLOR=#817E75]- Peki, hiç düşündün mü acaba yabancı dildeki gazeteler ne yazıyor diye? İngilizce bir gazeteyi okuyor olabilmenin sana getireceği faydaları düşündün mü?

[COLOR=#817E75]- Hayır, doğrusu aklım hep işte’

[COLOR=#817E75]- O konuya geleceğiz. Ama önce hayat standartlarını yükseltebilmen için İngilizce biliyor olmanın şart olduğunu iyice aklına sokman lazım. Sence internetteki sitelerin yüzde kaçı İngilizcedir?

[COLOR=#817E75]- Herhalde % 50’si falan’

[COLOR=#817E75]- Çık çık.

[COLOR=#817E75]- 60.

[COLOR=#817E75]- Maalesef bilemedin. Son yapılan araştırmalara göre internet dilinin yüzde 84’ü İngilizce sayfalardan oluşuyor. Yani sen bu durumda herhangi bir konuda araştırma yaparken çok küçük bir yüzdeye sıkışıp kalıyorsun. Film seyrederken altyazı okuma zahmetinden kurtulmak bile başlı başına bir motivasyon sebebi olabilir. Veya ilgilendiğin bir alanla ilgili yabancı kaynaklara ulaşabilmek ve okuyabilmek’ Bunlar senin için düşünürken bile zevk almanı sağlayacak sebepler olmalı. Gelelim iş konusuna. İhracat şirketinde çalışmak güzel bir hedef ancak İngilizce bilen birisinin yapabileceği o kadar çok şey var ki.

[COLOR=#817E75]- [BNe mesela?[/B]

[COLOR=#817E75]- Mesela çeviri yapabilirsin. Bir kitabı alıp baştan sona İngilizceye çevirmek çok da zor bir şey değil ve iyi bir kazanç kaynağıdır. Rehberlik yapabilirsin. Çok çalışırsan simültane tercüme yapabilirsin. Sakın bu işleri sadece ilgili okullardan mezun olanların yaptığını zannetme. Farklı sektörlerden gelip de bu işleri yapan insan sayısı o kadar fazla ki. Hatta ben bir doktor tanımıştım. Bir turizm şirketinde tercümanlık yapıyordu ve doktor olarak kazanacağından çok daha fazlasını kazanıyordu. Şu anda maalesef kabiliyetleri bir karton parçasına bağımlı kılmışlar. Eğer konuştuğun konuyla ilgili bir diploman yoksa insanlar seni dinlemiyor. Saçmalığın daniskası. Ben bir konuda diploma almak için illaki etrafı duvarlarla çevrili ve adına okul denilen bir binaya 4 yıl girip çıkmak zorundayım. Tekelciliğin alası eğitimde yapılıyor ama kimse farkında değil. Hâlbuki ben o okulun gerektirdiği müfredatı evimde öğrenebilir ve istediğim zaman sınava girip diplomamı alabilmeliyim.

[COLOR=#817E75]Hasan Hoca biraz sinirlenmiş gibiydi. Boş bardakları alan çaycıya iki çay daha söyledikten sonra biraz sustu. Daha önce bu konuları çok kafasına takmış olduğu belliydi. Yoksa bu kadar etkili ve hissederek konuşamazdı.

[COLOR=#817E75]- Hakikaten hocam ya! Zeki olan bir insan kendi kendine pekâlâ öğrenebilir her şeyi.

[COLOR=#817E75]- Çok daha iyisini öğrenir. Ama yok, izin vermezler. Tapınak gibi gördükleri o binaya dört yıl boyunca girip çıkmanı şart koşarlar. Sen 10 yıl boyunca felsefe oku, bütün kitapları yalayıp yut hiçbir işe yaramaz. Sadece arkadaş sohbetlerinde karizma yaparsın. Felsefeyle ilgili söylediğin şeyler, arka cebinde diploman olmadığı için ciddiye alınmaz. Kâğıda endeksli akademik kariyer yani’ Neyse, dağıttık yine. Ne diyorduk?

[COLOR=#817E75]İlker bu soruları acaba hoca beni denemek için mi soruyor diye hafif şüphelendi. Okulda öğretmenler genelde dersi dinlemeyen bir öğrenciyi kaldırıp, ’en son ne dedim?’ diye sorarlardı. Ama pür dikkat dinlediği için hemen kaldıkları yeri hatırladı.

[COLOR=#817E75]- İngilizce öğrenince elimize ne geçecek, ondan bahsediyorduk hocam.

[COLOR=#817E75]- Ha, evet. Daha ne söyleyeyim bilmiyorum ki. Yurtdışında okumak, master yapmak veya burs almak için lazım mesela. İngilizce bilen kişi bilgi ve teknolojiye doğrudan erişebilir. Google çeviriye bağımlı bir hayat yaşamaz. Turistik bölgelerde ve yabancı şirketlerde rahatça çalışabilir. Sanat ve edebiyat alanlarında ilgi duyduğun konularda ilk elden bilgi sahibi olabilmek için, küreselleşen dünyada yenilik ve gelişmeleri yakından takip edebilmek için İngilizce şart. Altyazı mahkûmu olmadan, sinemada hiçbir kareyi kaçırmadan seyredeyim diyorsan İngilizce bilmen gerekiyor. Daha sayayım mı?

[COLOR=#817E75]- Bence yeter hocam. Bir ’niçin’ sorusuna bu kadar ’için’ fazla bile’

[COLOR=#817E75]- Ama bu işleri yapabilmek için İngilizceden çok Türkçe bilgisi lazım İlker. Eğer Türkçeye hâkim değilsen, genel kültürün zayıfsa istediğin kadar İngilizce bil, hiçbirini yapamazsın. Ve sen kapasiteli bir insansın. Çok değil, azmedersen iki sene sonra bütün bunları yapabileceğinden eminim.

[COLOR=#817E75]- O zaman benim şu anda her şeyi bırakıp İngilizce öğrenmem lazım.

[COLOR=#817E75]- Bravo! Yavaş yavaş hedeflerin netleşiyor. Mecliste İngilizceyi iyi konuşan kaç kişi vardır sence? Bir elin parmaklarını geçmez. Peki, İngilizce bilen bir milletvekilinin çalışma alanının ne kadar genişleyeceğini düşünebiliyor musun? Veya ileride bir gazetede yazı yazmaya başladığını düşün. Sadece Türk kaynaklardan beslenen bir gazeteciyle, bütün yabancı basını takip edebilen bir gazeteci arasında ne kadar büyük bir fark olacağını sen düşün.

[COLOR=#817E75]- Peki, siz ne yapıyorsunuz? Yani bu kadar şey saydınız ama hala öğretmenlik yapıyorsunuz?

[COLOR=#817E75]- Benim sadece öğretmenlik yaptığımı kim söyledi? Evet, öğretmenlik yapmayı seviyorum ama bir yandan diğer işlerim devam ediyor. Özel dersler, çeviriler hiç eksik olmuyor. Ama en önemlisi istediğim her kaynağa ulaşabiliyorum. Bu benim için yeter. Özetle, eğer netleşmemiş hedeflerle yola çıkarsan nereye gideceğini bilmeden bir süre yol alır, sonra da kaybolursun. Seni içten içe heyecanlandıracak bir öğrenme sebebi bulmak zorundasın. Hedefine ulaştığını düşündüğünde gözbebeklerin hafifçe büyüyor, kalp atışların hızlanıyor ve dudaklarına bir gülümseme yayılıyorsa tebrikler. Sen bu işi halletmişsin demektir. Çok yorgun olan bir insanın, akşam eve gidip yatağına uzandığında hissedeceği konforu düşünerek mutlu olması gibi durum yani’

[COLOR=#817E75]- Anlıyorum. Aslında bütün bunları düşündüm ama ifade edemiyordum. Siz anlatırken hepsi somutlaştı.

[COLOR=#817E75]- Somutlaşması çok önemli... Çünkü yabancı dil çoğu zaman bir amaç değil, hedefe taşıyan çok önemli bir araçtır. Bu yüzden geleceğe yönelik hedefinin netleşmiş olması acayip önemli.

[COLOR=#817E75]- Bunlar önemli tabi ama hocam asıl problem nerede biliyor musunuz? İngilizce öğrenme süreci gözümde çok büyüyor. Binlerce kelime, yapılar, deyimler’ Sanki hiç yapamayacakmışım gibi hissediyorum. Belki günlük konuşmaları halledebilecek seviyeye gelebilirim ama bahsettiğiniz işleri yapabilmek için bayağı bir çalışmak lazım. Nasıl yapabileceğimi bilemiyorum.

[COLOR=#817E75]- Nasıl yapabileceğini ayrıntılı olarak anlatacağım sana, merak etme. Dili önemsemen güzel ama dil öğrenme işini biraz hafife alman lazım. Hafife almak demek, sürekli nasıl öğreneceğini araştırıp kaygıyla beklemeye bir son vermek ve cesaretle ilk adımı atmak demektir.

[COLOR=#817E75]- İlk adımı ne zaman atacağım peki?

[COLOR=#817E75]- Şu anda ilk adımı atmış durumdasın zaten. Artık dönüş yok İlker. Haydi kalkalım.

[COLOR=#817E75]İlker hesabı ödeyebilmek için koşarak kasaya doğru gitti. Eyüp meydanına doğru birlikte yürüdüler ve vedalaşıp ayrıldılar.

[COLOR=#817E75]İlk adımdan sonra kaç adım vardı acaba?

Not: Bu yazı dersimizingilizce.com sitesinin kurucusu Salih Uyan’ın "Anlıyorum Ama Konuşamıyorum" kitabından alınmıştır. Kitabı beğendiyseniz, aşağıdaki linkten sipariş verebilirsiniz.

Bky - Babıali Kültür YayıncılıÄ?ı A.Å?