Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
]YGS


Manşetler ortak...

“Batman, İstanbul’u geçti!”

*
Niye geçmesin ki?
Batmanlılar geri zekâlı mı?
*
İtiraf edilmeyen, hatta inkâr edilen çıplak gerçek var aslında o manşetlerde... Demek istedikleri şu: “İstanbul zengin, Batman fakir, garibanın geride kalması lazım, nasıl olur da geçer?”
*
Şöyle geçer...
*
80’li yıllar, gazeteciliğe yeni başlamışım, üniversite sınav şampiyonları ha bire İzmir’den çıkıyor. Mutlu oluyorum tabii ama kötü bi huyum var, merak ediyorum, niye? O öğretmene sor, bu öğretmene sor, karşıma hep aynı öykü çıktı...
*
Mesleğe başlayan öğretmen, “çırak”lık dönemini, Türkiye’nin en ücra köşelerinde geçiriyordu. “Kalfa”lık döneminde, Anadolu’nun orta halli şehirlerine geliyor... “Usta”lık döneminde, bi yolunu bulup, kapağı büyük şehre atıyordu. Hiç olmazsa emeklilik döneminde biraz gün yüzü görebilmek için, ömrü boyunca biriktirdiği üç-beş kuruşla, ev alıyordu... Ve, bu tercihini kullanırken, gelişmiş ama, geçinmesi makul, iklimi güzel, İzmir öne çıkıyordu. Dolayısıyla, İzmirli çocuklar, tecrübeli, babacan, şefkatli, sabırlı ve mutlu kadrolarla eğitiliyordu.
*
Netice?
Şampiyon.
*
Ya bugün?
*
Aydın’ın Denizli’nin İzmir’i sollaması, ondan... İstanbul’un eğitim seviyesi sürünürken, burnunun dibindeki Yalova’nın Türkiye şampiyonu olması, ondan... Bu öğretmen maaşıyla, bırak ev sahibi olmayı, anca Batman’da geçinirsin, Batman’ın İstanbul’u geçmesi, ondan.
*
Dedim ya, refah seviyesinin yanı sıra, iklim... Karadeniz’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dökülmesi, Ege ve Akdeniz’in ilk 10’da yer alması, ondan.
*
Ve...
*
“]Önce öğretmen” diyen “Köy Enstitüsü vizyonu” yerine, “Önce okul binası” diyen “tuğla kafa zihniyeti”ni koyarsan, boşver şimdi sen şampiyonu mampiyonu... Öğretmen göndereceğine, buzdolabı gönderdiğin coğrafyadan, getire getire anca şehit getirirsin.
]

]YILMAZ ÖZDİL


son bölümü okurken ağladım,kalemine,yüreğine sağlık Yılmaz Özdil...

[COLOR="Gray"]DİLLERİNİN altındaki baklayı çıkarmak için bu kadar acele edeceklerini ben bile tahmin etmezdim.

Ama çıkardılar.

Kemal Kılıçdaroğlu Alevi imiş. Bu yüzden işi zor imiş...

Utanmasalar, “İsyanlarıyla meşhur Dersim şehrindendir kendisi...” diyecekler.

Demek ki bel altına inmek için Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa aday olduğunu açıklaması yetiyormuş...

Bir de genel başkan olsa nerelere inecekler acaba?



[B]İşlerine geldiği zaman...

“Aleviler bu ülkenin özbeöz gerçek yurttaşlarıdır” derler.

İşlerine geldiği zaman...

“Alevi açılımı” yaparlar.

İşlerine geldiği zaman...

“Biz de Hz. Ali’yi seviyoruz, biz de Aleviyiz” diye fiyaka yaparlar.

İşlerine geldiği zaman...

“Ayrımcılık yok” derler.

Ama... Fakat... Lakin...

İktidarlarının hafiften bir sarsılma imkanı doğduğu anda...

“Adam Alevi... Sünniler buna oy vermez...” diye yılansı bir dille fısıldamaya başlarlar.

Ahmet HAKAN / Hürriyet [/B]
Bey’an...
[Resim: 96135-MP.jpg]
AKP’ye AKP denmesini yasaklayan AKP, şimdi de, isimlerinden biri Recep olan Başbakan’a “Recep Bey” denmesine kızıyor iyi mi..
Öğrenci, Türkçe dersinde “parti” kelimesini harf harf kodluyormuş, “Paris’in P’si, Ankara’nın A’sı Dede’nin R’si, Trabzon’un T’si, İzmir’in İ’si...” Öğretmen müdahale etmiş, “Evladım, Dede’de R yok ki” demiş... “Nasıl yok?” demiş öğrenci, “Benim dedemin adı Recep!”

*
AKP’ye AKP denmesini yasaklayan AKP, şimdi de, isimlerinden biri Recep olan Başbakan’a “Recep Bey” denmesine kızıyor iyi mi...
*
Çorabına “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” kartviziti yazdıran Hüseyin Çelik, “Recep Bey” denmesini “yakışıksız” bulmuş mesela...
“Gandi oldu Dandi” diyen Bülent Arınç ise, Recep Bey ifadesinin “küçültücü” olduğunu söylüyor.
*
Halbuki, Çankaya meselesi tartışılırken, aynen şöyle demişti Başbakan: “Abdullah Bey’le Bülent Bey’le istişare ederim.”
*
“Sen Türkiye’sin büyük düşün” afişleri asıp... Sonra da, “sen” diye hitap edene, “Sen bana sen diyemezsin” demeleri gibi bi şey yani.
*
CHP’ye yıllardır “elit” diyen yandaş medya ise, topluca Lordlar Kamarası’na geçti... Kalemlerinden asalet damlıyor, “CHP avamlaştı” diyorlar!
*
Osman Hamdi Bey, Hacı Arif Bey, Çakabey, Kiziroğlu Mustafa Bey, Tamburi Cemil Bey hakaret midir? Beyoğlu’na Sayınoğlu mu diyeceğiz bu saatten sonra?
Emel Sayın’da sorun yok da...
Beylerbeyi Sarayı’na ne diyeceğiz?
*
(Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hüseyin Çelik’in kalbini kırmak istemem ama, Sakarya’da “Recep Bey Endüstri Meslek Lisesi” var... Yakışıksız mıdır?)
*
İşin daha enteresan tarafı...
*
“Hukuktan anlamıyor” diyor.
“Ekonomi bilmiyor” diyor.
“Rüşveti bitireceğiz” diyor.
“Soydular memleketi” diyor.
“Hesap soracağız” diyor.
“Bunların dokunulmazlığını kaldıracağız, siyasi ahlak yasası çıkaracağız, parlamentoda vurguncunun talancının yeri yok, naylon faturacıdan, Ali Dibo’dan bakan olmayacak” diyor.
*
“Kalpazan” diyor.
*
Çıt yok.
*
Vay efendim “bey” dedi...
İşte orası gücüne gidiyor.

YILMAZ ÖZDİL


Yine dört dörtlük bir yazı yazmış Yılmaz Bey, kendisini yürekten kutluyorum. Allah kalemine güç versin...
Recep Bey'de yavaş yavaş sinir bozuklukları, el-ayak titremeleri, paranoyak betimlemeler belirmeye başladıSmile

Hakikaten kalpazana kızmadı da niye recep bey'e kızdı kiSmileSmileSmile
Çok haklı bakalım (bey)liğe layıkmı layık deyilse elbette kızar kızmaması için bir sebep varmı yoktur Her insanın düşüncesi söylenmez beyliği hak edene söylenir.
[BNe mutlu, Atatürk'ümüz var.. [/B]

Yani nasıl bir tesadüftür bu iki gece arka arkaya gelen programım.. İki Süreyya programı..
Salı gecesi sinemaya gittik.. Süreyya'yı Taşlamak / The Stoning of Soraya filmine..
Çarşamba gecesi, bu defa Süreyya salonundaydım, Kadıköy'de.. İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Bale Bölümü öğrencilerinin yıl sonu gösterisinde..
..Ve de Türkiye'nin nerelere gidebilecekken, oralardan ebediyyen uzaklaşıp, nasıl uygar, nasıl çağdaş bir ülkeye dönüştüğünü arka arkaya bu iki gecede, önce kanım donarak, sonra coşarak gördüm, yaşadım ve Atatürk'ü bir kez daha damarlarımda dolaşan kanın her damlasında hissettim..
Çarşamba gecesi başımı yastığıma koyarken azılı Atatürk düşmanı Lloyd George'un 1922'de İngiliz Parlamentosu'nda "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhi, çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi" deyişini düşünüyordum.. Hazla, keyifle, mutlulukla...
Süreyya'yı Taşlamak, Humeyni devriminden sonra İran'da yaşanmış gerçek bir olaya dayanıyor.
Koca, 14 yaşında bir kıza tutulunca, dört çocuğunun annesi Süreyya'dan kurtulmak istiyor. Aslında ikinci eşi de alabilir ama geçindirecek gücü yok. Bu yüzden onu yok etmek istiyor. Köyün muhtarla birlikte eş yöneticisi Molla ile işbirliği yapıp, Süreyya'yı zina yapmakla itham ediyor. Cezası taşlanmak. Süreyya kendisinden emin. Muhtara "Köy benim nasıl namuslu bir kadın olduğumu bilir. Kanıtlayamazlar" diyor. Muhtar geçerli şer'i yasayı söylüyor Süreyya'ya..
"Erkek kadını itham ederse, kadın suçsuzluğunu kanıtlamak zorundadır.. Kadın erkeği itham ederse, erkeğin suçlu olduğunu kanıtlamak kadına düşer.."
Yasa önünde kadının durumuna bakar mısınız?. Ve de iki şahit yetiyor, kadını suçlayan erkeğe, kanıtlamak için. Biri zaten davacı, kocanın kendisi.. Biri de tehditle satın alınan bir zavallı..
Süreyya'nın taşlanarak ölüm kararı, köy mahkemesinden anında çıkıyor.. İtiraz falan yok. Bir saatte de infaz..
Seyretmesi gerçekten güç, çok sert çekilmiş taşlama sahneleri başlıyor.. İlk taşı öz babası atıyor. İkinciyi kocası.. Üçüncü ve dördüncüyü, öz oğulları..
Film mi, palavra mı?.
You Tube'da, ya da Google'a girin.. "Stoning / Taşlama" yazın, bazı İslam ülkelerinde, Afganistan, İran, Somali ve daha başka yerlerde nelerin olduğunu görün..
Kadını bu rezil köle durumundan çıkaran, ona erkekle eşit haklar veren Medeni Kanunu, "Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur" ilkesine dayalı Ceza Yasası'nı bu ülkeye getirerek, en büyük hukuk devrimini gerçekleştiren Atatürk'e ve adını uluslararası hukuka altın harflerle yazan, (Bozkurt- Lotus davası, ders diye okutulur) unutulmaz Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'a neler borçlu olduğumuzu bir kez daha anlamanız için bu filmi görmeniz gerek.
Keşke Süreyya'yı Taşlamak'ı imkân olsa, kent kent, kasaba kasaba, köy köy dolaştırsak ve herkese, özellikle de kadınlarımıza izletebilseydik..
Ertesi akşam Kadıköy Süreyya'da gencecik dansçılarımızı izledim.. Atatürk'ün başlattığı sanat hamlesini devam ettiren kurumların başında gelen İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Bale Bölümü öğrencilerinin insanın göğsünü gururla, heyecanla ve umutla dolduran gösterilerini..
Atatürk devrimlerini yaşamasak Süreyya olabilecek genç kızlarımızın, eşit, özgür ve çağdaş bireyler olarak nasıl harikalar yarattıklarına şahit oldum.
Yazacağım.. O muhteşem geceyi ayrıca yazacağım..
Bugün sadece bir farkın altını çizmek ve o farkı yaratan büyük adama minnet ve şükranlarımı sunmak istiyorum..
Teşekkürler Atatürk..
Ne mutlu bana ki, sana sahip bir ülkenin evladıyım!.. [Resim: www.zohreanaforum.com]
Size sesleniyorum İsrailli dostlarım


EĞER kaldıysa, İsrail’deki sağduyu sahibi insanlara seslenmek istiyorum.

Kime mi sesleniyorum.


Haaretz Gazetesi’nde o yazıyı yazan insana, insanlara.
“İsrail gemisi karaya oturuyor” diyen, “Bizi yine aptallığın ve hataların kıyısına sürükledi” diyen, Gideon Levy gibi insanlara.
Onlara sesleniyorum.
Muhatabım sizsiniz, fanatikler değil.
Ve diyorum ki.
Eğer ülkenizi seviyorsanız.
Eğer Türkiye’deki ve dünyadaki dostlarınıza güveniyorsanız.
Lütfen bu yazıyı siyasilerinize, kanaat önderlerinize, dışişleri yetkililerinize, savunma bakanlığınıza, askerlerinize, bakanlarınıza okutunuz.
* * *
Önce ben kimim.
Ben fanatik bir Müslüman değilim.
Ben; hayatı boyunca Türkiye ile İsrail’in ilişkilerinin iyi olmasını isteyen, bu yüzden dinci gazetelerde yerden yere vurulan bir gazeteciyim.
Ben, Türkiye’deki Yahudi cemaatine, sevgiyle, saygıyla, kardeşlikle, canı gönülden bağlı bir insanım.
Ben; Türkiye’deki Yahudi cemaatine bırakın saldırıyı, onları kıracak bir laf edilse, karşısına ilk dikilecek insanlardan biriyim.
Ben, Nazi kamplarında Yahudilere yapılan mezalimi, kendi içimde de hisseden bir insanım.
Ben, İsrail’i devlet olarak yok etmeye çalışanlarla asla aynı kampta olmayan, karşı kampta yer alan bir gazeteciyim.
Evet ben buyum ve sizlere sesleniyorum.
İsrail Hükümeti, sizleri bir felakete sürüklüyor.
Beraberinde bizleri, bütün dünyayı da bir felakete sürüklüyor.
Hükümetinizin verdiği bu emri, askerinizin yaptığı bu operasyonu ne bizlere, ne dünyaya anlatabilirsiniz.
Biliniz ki; kendinize kötülük yapıyorsunuz.
Bir o kadar kötülüğü de bizlere yapıyorsunuz.
İçimizdeki fanatik nüfusunu gitgide arttırıyorsunuz.
Sizin hükümetiniz ki; bütün dünyada, “Biz bir teknoloji adasıyız” diye övünüyor.
“Askeri teknolojimizle kimse başa çıkamaz” diye kibirleniyor.
Şu operasyona bakın, eğer beceriksizlerse felaket.
Bilerek yaptılarsa daha da felaket.
Devlet olduğunu iddia eden bir ülke böyle bir gaddarlık yapabilir mi?
* * *
İsrail’deki aklıselim sahibi dostlarımız; dünya değişti.
“İsrail yaptı, herkes kabullenmek zorunda” dönemi kapandı.
Avrupa’da dostlarımla oturduğum zaman, orada çok ciddi bir İsrail eleştirisinin başladığını görüyorum.
Geçen akşam bir dostumun evinde, Yahudi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı arkadaşım, İsrail Hükümeti’ne benimkinden çok daha ağır eleştiriler yaptı.
Oysa o sırada biz, Türkiye’nin hatalarını konuşuyorduk.
Yani biz o taraftaydık, o bu tarafta.
Şimdi şu hale bir bakın.
İsrail Hükümeti öyle bir şey yaptı ki, artık hiçbirimizin “Ama” diyecek ne mecali, ne hali, ne de cesareti kaldı.
İçimiz öyle acıyor ki, içimizden sadece bunları yazmak geliyor.
* * *
Bakın bizleri de ne hale getirdiler.
“O gemide niye çocuklar var” diye dahi soramıyoruz.
“Madem gitmesine izin verildi, niye uluslararası önlemler alınmadı” diye soramıyoruz.
“Filistinlilerin yıllardır desteklediği Kıbrıs Rum kesimi neden karasularından geçiş izni vermedi” diye soramıyoruz.
Çünkü öyle bir şey yapıldı ki, gün artık soru sorma günü değil.
İsrail’in sağduyu sahibi insanları; lütfen bu duygularımızı, bu çığlığımızı çoğaltın, iletin, anlatın.
Hükümetiniz size kötülük yapıyor.
Bize de kötülük yapıyor.
En fazla da, Türkiye’nin aklıselim sahibi insanlarına kötülük yapıyor.
Emin olun böyle.


[COLOR=#800080]Ertuğrul Özkök